|
|
Sevgili Okurlarım bazı forum
sayfalarında ve ziyaretçi defterlerinde yazdığım bir takım yazılarımı
ilginize sunmak istiyorum. Benim fikri dünyam hakkımda daha net
bilgiler edinebilmeniz açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Çetin BAL' dan farklı
bir çok soruya yanıtlar..... Tarih:17.06.2006
00:39:04 ...Sevgili Ali Bilgehan
çok komik bir arkadaşsın Türkiyedeki nükleer silah depolarını ne
yapacaksınız? yoksa depo kontrol memurumu olmak istiyorsunuz Bugün bir
devletin nükleer silah sahibi olması o kadarda büyük bir üstünlük
değildir.Çünkü bu silahlar bir çok terörist gurubun elinde mevcut zaten.
Burda isim vermek doğru olmaz! Lakin nükleer bombanın olması uluslar arası
arenada GÜÇ ten çok baş ağrıtıcı stres yaratıcı bir GÜÇ şekline
dönüşmüştür.Benim nükleer silahım var demek pek aklı başında bir ülkenin
yapacağı izleyeceği bir politika değildir. Nükleer ve biyolojik ve kimyasal
silahlar karşılıklı bir misillemeye neden olurki bunu kimse istemez! Bence
nükleerden daha çok insan zihnine yönelik toplu halisinasyonlar yaratabilecek
elektromanyetik yada kimyasal benzeri silahlara yönelmek bunlar üstünde
çalışmak daha iyidir. Uluslararası güç dengeleri içinde daha da
kullanılabilir zararsız ama düşmanı geçici olarak başka hayal dünyalarına
sürükleyen ve etkisiz bırakan savaş yöntemleri tercih edilmelidir. En azından
bu kullanılabilir yöntemlerle daha caydırıcı olmak mümkündür. Bir savaşta doğrudan
insanın zihnine fiziksel beynin nörolojik tabanlı elektrokimyasal yapısına
yönelik geçici tesir ve etkiler meydana getiren silahlara yönelmek daha
mantıklı ve politik bir seçim olur . Çünkü bir savaşta amaç her iki karşı
taraf için en az zayiyatla savaşın sonucunu belirlemektir. Eğer doğrudan
zihne etkide bulunan silahlar yapılabilirse zihnin bloke olduğu yerde felce
uğradığı yerde ne atom bombasının düğmesine basabilecek bir el olabilir nede
uçaklara emir verebilecek bir beyin!! Gelişen savaş teknolojisinin en son
noktası doğrudan zihinlere yönelmiş silahlardır. Daha ötesi için ruhsal
enerjinin laboratuvara girmesi lazım...Orası ise oldukça uzun bir hikaye!
Lakin ilgilenenler için diyebilirimki evrende var olan bir çok zeki ırk için
savaş farklı amaçlara giden yolda bir çok nedenden ötürü arzu edilen bir
şeydir. Malesef çok zeki olmak çok uysal olmayı ve insancıl ( bunu en uygun
dil kalıbıyla böyle açıklayabiliyorum) olmayı beraberinde getiren bir meziyet
değildir. Eğer buna meziyet dersek! Bugün İslam toplumlarında Allah adına
bazı dini inanç değerleri adına adam öldürmenin normal sayıldığı anlayış
biçimleri gibi evrendede bu ve benzeri sapkın inanç ve anlayış modellerine
sahip bir çok zeki ırk vardır. Yani yok etmeye evrendeki diğer zeki ırkları
öldürüp sömürmeye zemin hazırlayacak bir çok sapkın düşünceye ve inanca sahip
uygarlıklar malesef dünyada olduğu gibi uzak yıldız sistemlerinde de
mevcuttur. Oysaki evrende uygarlıklar için
gelişmişliğin ölçüsü o uygarlığın diğer uygarlıklar için ne derecede ŞEFKAT
ve SEVGİ beslediğiyle doğru orantılıdır. ‘Bir karıncayı ezip geçmek büyüklük
değildir. Büyüklük ve gerçek GÜÇ ona yaşaması için fırsatlar sunmak kendi
doğası içinde gelişip evreni anlamasına yardımcı olmaktır. Bu davranış
daha büyük güçlerin bizlere olan bakış açısını etkileyebilecek evrensel
karmik bir mekanizmayı harekete geçirir. Ve başkaları için biçtiğimiz değeri
çok daha büyük kozmik bir etki tepki mekanizması içinde aslında kendimiz için
biçmiş olduğumuz bir değere karşılık geldiğini anlayabiliriz. Ama karmaşık
kaosun ardındaki devasa düzeni ve ahengi sezip algılayabilecek pek az
uygarlık vardır. ZEKA sadece teknoloji geliştirmek demek değildir. Zeka
AHLAK, ANLAYIŞ VE ŞEFKAT, SABIR …. çok uzun bir listeyi içeren ERDEM gibi bir
çok mayayı bir arada içeren çok özel ve çok boyutlu bir GÜÇ tür! Bunun aksi
Tek başına kuru bir ZEKA dır. Hakiki GÜÇ ten yoksun manasız bir şeydir. Böyle
bir zeka Kördür! Önünü göremez! Ardını göremediği gibi! Büyük bir ZEKA bu sonsuz evrende küçük bir karıncaya bile
‘üstüne basmadan önce’ yaşaması için ona bir neden verebilen bir zekadır.
Çünkü büyük zekalar o önemsiz gibi görünen parçanın ne denli büyük bir parca
olduğunu sezebilen zekalardır. Dünyanızda bu zeka boyutuna sahip olabilen pek
az varlık vardır. Hz İsa ve Hz Muhammet gibi büyük evrensel bilgi elçilerinin
böyle bir yüksek ahlak ve zekaya sahip olduğunu söyleyebilirim. Ama bu büyük
ruhların takipçileri adına bugün bunu söylemek çok zor! -------------------------------------------------------------------------------------------- Tarih:23.02.2006 17:50:45 Sevgili okurlar bazı arkadaşlar uzayda ışığı yada her türlü devimsel durumu taşıyan esir adı verilen elastiki bir madde olduğunu varsayıyorlar. Oysaki gerçekte evrende ışığın içinden hareket ettiği bir esir maddesi mevcut değildir. Uzayın kendisi elektromanyetik bir havuzdur. Ve elektromanyetizma daha da temel alanlara indirgenemez bir güç alanıdır. Boş uzay vakumu diye bir şey yoktur. Uzaysal geometrinin kendisi ve boş uzay dediğimiz şey elektromanyetik bir kafestir. Bu kafesteki yatay dalgalanmalar ışık ışınları olarak algılanırken boyutsal katlara doğru dikey bir doğrultuda dalgalanmasınada biz gravitasyon dalgaları ismini veriyoruz. Şimdi ben burda ne yaptım? Burda size kuantum kütleçekimli bir kuramsal denklemler takımı içinde görünecek ve gelecek bilimin kitapları içinde yer alacak bir ifadeden bahsettim. Bunu herkes iyi düşümelidir. Tarih:02.2006 17:33:04 Sevgili Asimetrik baryon ve benzeri düşünceleri savunan arkadaşların düşüncelerine saygı duyuyorum. Herkes düşüncelerini ifade etmekte özgürdür. Ama bu bazen kitleleri yanlış yola da sürükleyebilir. Şimdi zamanda yolculuk mümkündür ve bunun cinlerle, şeytanlarla, ve dini bir takım olaylarla ilgisi yoktur. Din ayrı bir boyuttur. Ve derinliği olan bir boyuttur. Ama bilimsel hallere dair dini mevzular bir ölçü olamaz. Yani bilimsel araştırmalara dini bir takım yorumları karıştırmak kanımca yanlış olur. Evreni ve onun bize sunduğu imkanları araştırırken peygamberimizin söylediği gibi aklımızı kullanmalı ve gözlemsel analiz ve verilerden yola çıkarak bir takım sonuçlara varmalıyız. Dini, her önüne gelenin aklı estiği gibi yorumlayıp bilim dışı neticeler çıkarması ve bilimsel bir konuya şeytanları cinleri karıştırmak bir orta çağ düşüncesidir. Din içinde insanlığa ışık tutacak bir çok gerçek vardır ama bunları şimdilik ele alacak ve inceleyecek alan- bilim dalı ilahiyat bilimidir. Zamanda yolculuk tamamen fizik ve pozitif bilimlerin dahilinde olan bir alandır. Bence tartışmalarında bu düzeyde olması hepimiz açısından daha faydalı ve mantıklı olacaktır. Dini bu şekilde kullanmaya kalkarsak kendimizi amerikanın ve diğer avrupa ülkelerinin maskarası durumuna düşürmüş oluruz. Bu açıdan islam alemi ve Türk dünyası olarak insanlık camiası içinde daha büyük anlayış ufuklarına ulaşmak için onlardan daha pozitif daha akılcı, daha mantıklı ve daha tutarlı düşünmeye çalışmalıyız. Hepimiz matematiğin ve pozitif bilimlerin bize sunduğu bilimsel dünya görüşü üstünden hareket ederek daha anlamlı sonuçlar elde edebiliriz. -------------------------------------------------------------------------------- Tarih:20.02.2006 19:12:13 Sevgili Hüseyin Cengiz evren sonsuz bir yer ve Allahın ilmide sonsuzdur. İnsanlığın bildikleri bilmediklerinin yanında bir hiçtir. Eğer yaşayıp bildiklerimizin ötesinde duyduklarımızı ve daha ileri boyutlarda bize kadar ulaşan söylenti ve vehimlerden bahsediyor olsaydık söylediklerimiz yeryüzü insanları için renksiz kavramsız anlamsız su şakırtısından başka bir şeye benzemezdi. Ama anlayan elbet anlardı. Bizler konuşurken anlatırken boyumuzdan daha büyük minderlerde oturup bizi aşan kelimeler sarfetmiyoruz. Bildiğimiz gördüğümüz neyse o demden öte konuşmayız. Her insana maalesef özel olarak bir inandırıcılık reçetesi yazmaya kalksaydık biz anlatacak olduklarımızı bile burda anlatamazdık. İnsanlar sözlerimizi yargılamamalı! Sadece düşünmeli ve değerlendirmelidirler. Anlayan anladığı kadarıyla yetinmeli ama anlamadığına da etiketler vurup dışlamamalıdır. Her bilginin bir alanı kavrayanı mutlaka çıkacaktır. --------------------------------------------------------------------------------------- Tarih:02.03.2006 17:33:41 Deniz hanım oldukça ilginç bir insansınız.. düşüncelerinize katılmamakla birlikte saygı duyduğumu ifade etmeliyim. İnsanlar düşüncelerini ifade etmede özgürdürler..Fakat genelde beni yada bir başkasını olumsuzlamak yerine sizde zamanda yolculuk karşıtı bir kampanya içeren başka bir site kurun orda içinizi dökün..ben genelde bu sitede zaman yolculuğunun olabilirliğini düşünen arkadaşların en azından birbirlerine küçükte olsa bir fikir verebilmelerini ve olumlu yönde yapıcı yönde birbirlerini eleştirmelerini arzu ederim. Tüm okurlarıma birbirlerini tenkitten çok paylaşımcı olmalarını tavsiye ediyorum. Gelelim soruna; İnsanımsı demek evrimsel düzeyin bir sonraki adımını ifade eder. Onlar da yine insan! fakat biz insan deyince bugünkü algılayışımız ölçülerinde konuşuyoruz. Mesela buz buzdur ama su olduğunda ona nasıl buz diyemezsek yada su, buhar olduğunda buhara nasıl su diyemezsek insanın evrimsel aşamasında geldiği üst noktalardaki varoluş formlarını tanımlamak için gördüğüm formları insan olarak ifade etmem doğru olmayacaktı. Bir kelebek koza halinde nasıl tırtılsa insanlarda bugün öyle tırtıllar gibiler. Ve bilinmelidir ki insan her geçen gün ruhen fiziken ve bedenen evrimleşmektedir. Robotlara gelince evet yapay zekalar ve düşünen robotlar yapılacak ama bu çok uzun bir hikaye..Ruh bir elektronik bedensel kalıplara bağlanabilir. Ama sadece elektronik olarak bilinci taşıyan ruhsuz diyebileceğin bilinçli varlıklarda yapılabilecektir. Öyle ya da böyle en derin düzeyde bilincin ve ruhsallığın kaynağı maddenin içindeki enerjiye hükmeden evrensel bir bilinçtir. Buna dini tabirle Tanrı yada Allah' ta denir.Tüm varoluş onun bilincinin bir yansımasıdır. Tüm sonsuz geçmiş ve gelecek onun hafızası içinde titreşir durur. Zaman yolculuğunun ispatlanması Allahın hafızası içindeki zaman ve mekanın sonsuz arenasındaki hologramik tekliğinin ve birliğinin bir başka açıdan ispatlanmasıdır.Zamanda yolculuk bilimsel bir mevzudur..bu konuda dini bilgileri irdeleyip metafizik yapmak istemem. Bu tamamen bilimsel ve teknik bir konudur. --------------------------------------------------------------------------------------------- Tarih:24.02.2006
17:14:51 Sevgili asimetrikbaryon
denklemler aslında senin bildiğin gibi değil! Aslında einstein ölmeden hemen
önce Birleşik Alan Kuramı'nın tümüyle tüm evrene uyarlanan denklemlerini
tamamlamıştı. Yani bir birleşik alanlar kuramına ait tam bir denklem var!!
Fakat Einstein'ın çözümde takip ettiği yol bir çok sonsuz denebilecek farklı
türde evren modelleri de sunduğundan ve sonsuzluklar içerdiğinden bilim
dünyası tarafından henüz net bir yere oturtulamamış ve tam olarak
anlaşılmaktan uzak bir şekilde raflarda durmaktadır. İfadeleriniz çok basit
ve çocuksu kalmaktadır. Denklemler herşey demek değildir. Her yeri denklemle
doldurmak mesele değil. Bu bir büyüklükte değil. Asıl mevzu gerçekten
denklemlerden öte bunların pratik yaşamda hangi sonuçları doğurabileceği
gerçeğidir. Zamanda yolculuk zaten ilke bazında ve matematiksel bazda Alman
matematikçi Kurt Gödel ve yine fizikçi Frank Tipler tarafından ve yine
California teknoloji üniversitesinden fizikçi Kip Thorne tarafından zaten
ispatlanmıştır. Ama bunlar teknolojik olarak mühendislik olarak şu anda
pratikte yapılması olası sistemler değildirler. Günümüzde sizlerin bilmediği
bir çok bilim adamı tarafından zaten bir çok denklem çözümü sunuluyor. Ama
henüz insanlar bunları yorumlayamıyor. Sanırım insanlık olarak biraz daha bu
çözümleri anlama yolunda ve uygulama yolunda sabırla gayretle ilerlemeliyiz.
Ben size gelecekten bir sürü denklem alıp önünüze koysam takoz misali
bakarsınız!! Yani kimse bir şey anlamaz. Önce şuur ve bilinç ve tahayyül
düzeyinde kendinizi geliştirmeniz lazım. Birde felsefe ve kavram ve dil
zenginliğide bilimsel formüllerden ayrılamaz. Yani felsefi kafası olmayan
insan fizik bilimi içinde adeta bir kör gibidir.Yorum ve tasarım gücü
olmasaydı genel göreceliğin ilginç bulgularına ulaşılamazdı. Hatta bilim
tarihi içinde dikkat çekici bir şeyde Einstein'ın bir fizikçi olması kadar
bir felsefeci tarafınında olduğu gerçeğidir.Genelde dini terminoloji içinde
düşünmeye alışmış bizim Türk gençliği pek bu ''felsefe''yle
anlaşamıyor.Oysaki medeni milletler için felsefe çok önemli bir değer
dünyasıdır.Felsefe ve bilim birbirini tamamlar. --------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:16.04.2006
22:25:52 Sayın Coşkun Cengiz
sanırım genç bir arkadaşsın. Takyonlarla çalışan bir zaman aracı
yapılabilirmi demek istiyorsunuz sanırım ...Bahsettiğiniz sorunun yanıtına
EVET takyonlarla çalışan bir araç yapılabilir diyebilirim. Ama aslında
bugünün bilim adamları için ‘kavramlar’ henüz çok yetersizdir. Bu konuları
anlatmak biraz zor! Zaman içinde gelişen teknik buluşlar ve onlara verilecek
olan yeni kavramlar - ve onlar hakkındaki yeni anlayışlar elde edilmeden
bugünden bunu dünya insanlarına anlatmak eski mısır tanrıcası kleopatra’ya
radyonun içindeki transistörlerden bahsetmeye benziyor bu! Ama anlaşılır
dille şöyle diyelim takyon denen şey bizim bilmediğimiz çok ötede bir enerji
türü değil aslında. Takyonik enerji aslında bildiğimiz ışık enerjisinin çok
daha öte frekans boyları içinde yerini alan farklı titreşim skalasındaki
fotonik bir enerjiden başka bir şey değildir. Bu anlamda tanımlarsak
takyonlar dediğimiz daha üst boyutlara ait bu enerjiyi hayal edebiliriz. Ve
kullanmayı gündeme getirebiliriz. Takyonlar aslında doğrudan kullanacağımız
bir enerji değildir.Yani üst boyut bandına ait enerjilerle bizim makinemizi
çalıştırmamız derin mühendislik hesapları içinde mantığı olmayan bir
düşüncedir. Biz eğer üst uzaya çıkacak bir uzay gemisi yapacaksak bu uzay
gemisini hareket ettirmek için kullanacağımız enerji yine kendi boyutumuza
ait maddelerden ve enerjilerden elde edeceğimiz bir enerji türü olmalıdır.
Yani kendi madde boyutumuzu ve maddeye bağlı zaman boyutumuzu aşmanın sırrı
yine bizim boyutumuzu oluşturan enerjilerin henüz insanların düşleyemediği
şekilde bir kullanma şeklini keşfederek bir kuantum sıçraması elde etmekle
mümkündür. Sonuç itibariyle kendi madde boyutumuzu aşmak için yine kendi
maddemizin içsel kuantumsal özelliklerinden faydalanacağız. Umarım bu
anlatımım yeterli olmuştur. Takyonları doğrudan kullanmak yerine bizi
oluşturan enerjiyi takyonlara çevirmeyi düşlemiş olmamız gerekir. Bu da sana
küçük bir sır olsun.. Bu söylediğimi anlamaya çalış! Bu ifadelerin içinde
senin zihin frekanslarına uygun bir bilgi saklı onu anlamaya çalış! Bu arada
ben gündüzleri MSN kullanmıyorum. Çalıştığım şirkette iş disiplini gereği ve
güvenlik gereği MSN türü internet bağlantı araçlarını kullanmıyoruz! Genelde
ben akşamları 6 dan sonra bazen MSN ye giriyorum. Tüm site takipçilerine
saygılarımla... --------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:03.06.2006
18:44:07 Çıkartılan notlar.... --------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:13.06.2006
18:29:13 Sayın ABDİ isimli bir
arkadaş aşağıdaki notu ziyaretçi defterinden bana iletmiş... "Yaşadığımız
çağ kalblerin esir, nefislerin ise vezir edildiği bir dönem olsa bile; şu
zamanda köpekler serbest bırakılıp taşlar bağlanmış olsa bile; akıllı uslu
durmanın çılgınlık, 'çılgınlar gibi eğlenme'nin ise akıl kârı bilindiği bir
dönemde yaşanıyor olsa bile; ahir zaman genci hakikati gene de bulabilir.
Ahir zamanın şartlarını en yoğun biçimde yaşıyor olan; nefislerin en ziyade serbest
olduğu ve istediğini yapabilecek maddî imkânlara en ziyade kavuştuğu Batıda
şu halde bile milyonlarca gencin İslâm'ı seçmiş olması, sayıca daha da
fazlasının ise gerçeği bulmak için yollara düşmesi, bize bu gerçeği
haykırıyor. 'Dindar' olmanın maddî-manevî mahrumiyet ve horlanma sebebi
olabildiği şu ülkede dahi, böylesi binlerce, yüzbinlerce, belki milyonlarca
genç aramızda dolaşıyor. Bu ülkede, üzerine kapı kilitlense, kendisine deli
muamelesi yapılsa dahi namazından vazgeçmeyen; ulaşabildiği ve ancak gizlice
okuyabildiği kitaplar saklandığı yerlerden bulunup yakılsa dahi iman yolunda
yolculuğunu sürdürebilen genç erkekler; üniversite kapısında binbir mihnetle
yüzyüze kalabileceğini bildiği ve ailesinde tek bir mesture olmadığı halde
Rabbinin rızasını gözeterek örtünebilen genç kızlar
bulunuyor."www.karakalem.net'ten Çetin BAL: Sevgili Abdi
söylediklerine genel olarak katılmakla birlikte şahsınızda diğer
arkadaşlara şunu söylemeliyim; lütfen bu ziyaretçi defterinde dini
siyasi yada politik görüş bildirme hususunda biraz daha duyarlı
olalım..Genelde dini konularda demeç ve açıklamaların verildiği bir çok site
mevcut ve bir çok tartışma platformu var. Ayrıca sandığınız kadarda yalnız
değilsiniz İran, Arabistan ve benzeri bir çok ülkede şeriat rejimi
mevcut..Espirik bir ifadeyle ben fırsatını bulsam Londra'ya- Parise yada
Newyork'ta bir yerde hayatıma yön vermek isterdim lakin batı ülkeleride baya
karıştı..Artık eski güvenilir batı yok!! Batı kendi değerlerini 3 kuruşa
arabistan petrollerine sattı!! Dünya küçüldükçe farklı düşünenler için alan
daralmakta!! Sanırım bir uzay gemisi yapıp ya başka bir gezegene kaçacağım ki
bu bir başka zaman dilimi de olabilir. Ki gülümseten bir ifadeyle bende artık
nereye gideceğimi şaşırdım diyebilirim. Doğrusu bende artık dünyada bir
şeylerin değişmesi gerektiği kanaatindeyin son bir alternatif varki oda madem
bir yere gidemiyoruz öyleyse hayallerimizde ve içimizde uzanan şehirleri ve
yüksek inanç değerlerini yeryüzünde kurmanın bir yolunu bulmaya çalışmak
gerekir diyorum ..Lakin şu varki senin bahsettiğin islami rejimi afganistanda
gördük arabistanda gördük İranda da bu rejimin sonuçlarını görüyoruz..Demekki
ortada yanlış anlaşılan bir şeyler var. Ve ben biliyorumki ki (büyük
konuştuğumu sanmıyorum) bir bilen olarak yeryüzünde şu anda cenneti
yaratabilecek hiç bir dini felsefi ve ideolojik ne bir yazıt nede bir düşünce
tohumu vardır. Tohum bir yerlerde ama bu dünyada olmadığı kesin...! En
azından onu biliyorum. Senin anlayabileceğin modda şöyle diyebilirim. Allahın
peygamberleri her demde dünyaya geldiler. Neden geldiler...! Planda bir çok
peygamberin yeryüzüne gelmesi yoktu! Ama Tanrı planı
defalarca defelarca değiştirdi! İnsanlara her din manevi bir düşünce dünyası
olarak insanlığa sunulur ve her din allahın ilim ve mana deryasından alınıp
insanlığa sunulan bir bardak su gibidir. Allahın şuuruyla ahlakıyla ilmiyle
ve nuruyla dolu bir bardak SU!! O bir ilim deryası o bir ahlak bir hoş görü
bir sevgi ve aşk ve adalet deryasıdır. İnsanlık her defasında kendine sunulan
bu suyu temiz tutarak içmek özümsemek ve kanaat etmek yerine geçen zaman
içinde elden ele nesilden nesile geçen bu bir bardak SU artık bulanık bir
zift haline gelmiştir. Artık içilmez bir su haline gelmiştir içenide terör
vahşet ve insanlık dışı her türlü yola yönlendirebilecek bir çok manevi
hastalığa sebebiyet vererek anormal düşünen maneviyatını yitirmiş kitlelerin
doğmasına sebebiyet vermektedir. Şimdi artık insanlık kendisiyle bu büyük
sınavda başbaşadır. Artık o SU size bir bardakla verilmeyecektir artık şehirlerinizin
tepesinden aşağıya dökülüp bu sefer allahın küçük bir plan değişikliği olarak
sizlere sunulacaktır. Bir musibet bin nasihatten iyiymiş derler. Belkide
doğrudur. Evet bu yine allahın görevlileri tarafından yapılacaktır. Artık
sözlerin vicdanlarda yankılanmaktan çok yaldızlı kağıtlar üstünde unutulmuş
hoş desenler olduğu bir dönemdeyiz. Diğer yandan insanlığı kurtuluşa
götüreceğini söyleyen ve elinde bir bardak sözde temiz suyla ortaya çıkan o
kadar çok sahtekar insan varki toplumun geri kalanıda artık neye ve kime
inanacağınıda şaşırmış durumdadır. Arayış içinde olan herkes gördüğü
ulaşabildiği ilk bardağa uzanıp susuzluğunu gidermek adına düşünmeden onu
içiyor. Lakin tüm bu suları sunan o insanların kendi egolarından doğan maddi
ve manevi çıkarlar zehiri o sulara karışmıştır. İnsanlar bunu bilmeden
içiyorlar. Ve sonuç malüm!! Örnekmi? Mesela başörtüsünün dini bir sembol ve
gereklilik olarak algılatılmaya çalışılması gibi.Vb. gibi. Dinde ritüele
şekle önem verip ahlak boyutunu hiçe saymak gibi. Cennetin anahtarı
içteki ahlak ve erdemdedir. Namaz onun peşinden zaten gelir. Ahlak bir
okyanus değerliliğindeyse kıldığınız namaz ve gittiğiniz hac yada okuduğunuz
dualar tüm o ayetler bu okyanustan iki damladır. Çok derine burda inmek pek
mümkün değil lakin kurtuluşa giden bir yol varki o da batıda bile tam olarak
yeterince hazmedilmemiş ve anlaşılmamış rönesans hareketlerinin benzeri
uluslararası ortak bir harekete ve anlaşma zeminine ihtiyaç olduğu
gerçeğidir. Küreselleşen ve küçülen bu dünyada artık tüm farklı dinler ve
toplumsal kültürler bir aile içinde fertlerin farklı durumları gibi bir
noktaya gelmiştir. Öyleyse hepimiz bu sonsuz uzay boşluğundaki uzak yıldız
aileleri içinde küçük bir aile olarak birbirini seven destekleyen birbirine
yardımcı olan ve birbirinin iyiliğini isteyen her konuda eşit paylaşıma sahip
bir yıldız ailesi olmalıyız. Yıldızlar arası uzayda Dünya aslında sadece bir
kaç odası olan küçük kırmızı panjurlu minik bir evdir! Nihayetinde mavi
gökyüzü bu evin perdeleridir. Güneşinizi ise bu evi ısıtan odunla olmasada
küçük nükleer patlamalarla bu işi yapan bir şömine gibi ocak gibi
düşünebilirsiniz bunu. Lakin diğer yıldız ailelerinin evinizin kapısını
çalması için daha vakit vardır. Aslında bana kalırsa insanoğlu zor akıllanır!
Ben olsam galaktik federasyon içinde dünya insanlarının zincire vurulup
evrenin en uç noktasında en kötü taş ocaklarında köle olarak kullanılması
taraftarıyım. Dünya insanı dünyayı bu hale getirmek için baya zeka kullanmış
olmalı! Aslında dünyanın gelişimine şöyle bir bakıyorumda bunca zamandır
insan ırkı uzayın boşluğunda dolanıp duran bu taştan küre üstünde tembel
tembel oturmuş diyebilirim. Gerçi tembel demekte biraz zor çünkü her devirde
birbirleri ile savaşıp birbirlerini öldürmek için yarışmışlar. Bu enerjilerini
bilime ve sanata harcasalardı dünya bugün çok farklı olurdu. .. İnsanlık bu
yarattığı kaotik sömürgecil çıkarcı bencil yaşamından daha meleksi daha uygar
bir yaşama yükselirse bende tüm evrenin en başındaki galaktik yöneticisi
olurum diyebilirim. Bu gülümseten espiriylede yazıma burda son vermek
istiyorum. ..Biraz aşırıya kaçmışsam bunu lütfen soğuk algınlığıma verin ..şu
aralar biraz hasta olduğumu söylemeliyim. Belki hala bir şans vardır
insanlık için! Not: bulan bana haber versin..Gerçi galaksinin diğer tarafında
bu şansı kaybeden olduğunu hiç söyleyen olmadı ama..! --------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:20.02.2006
19:12:13 Sevgili Hüseyin Cengiz
evren sonsuz bir yer ve allahın ilmide sonsuzdur. İnsanlığın bildikleri
bilmediklerinin yanında bir hiçtir. Eğer yaşayıp bildiklerimizin ötesinde
duyduklarımızı ve daha ileri boyutlarda bize kadar ulaşan söylenti ve
vehimlerden bahsediyor olsaydık söylediklerimiz yeryüzü insanları için renksiz
kavramsız anlamsız su şakırtısından başka bir şeye benzemezdi. Ama anlayan
elbet anlardı. Bizler konuşurken anlatırken boyumuzdan daha büyük minderlerde
oturup bizi aşan kelimeler sarfetmiyoruz. Bildiğimiz gördüğümüz neyse o
demden öte konuşmayız. Her insana malesef özel olarak bir inandırıcılık
recetesi yazmaya kalksaydık biz anlatacak olduklarımızı bile burda
anlatamazdık. İnsanlar sözlerimizi yargılamamalı sadece düşünmeli ve
değerlendirmelidirler.Anlayan anladığı kadarıyla yetinmeli ama anlamadığınada
etiketler vurup dışlamamalıdır.Her bilginin bir alanı kavrayanı mutlaka
çıkacaktır. --------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:25.02.2006
00:16:41 Sayın Deniz hanım
öncelikle lütfedip yazılarımı okuduğunuz için teşekürler.Lakin neyi nasıl
anladığınız yada neyi nasıl okuyup ondan ne anladığınız size özel bir durum.
Şimdi kendi anladığınız kadarıyla beni tenkit etmeniz oldukça ilginç. Benim
bir prensibim vardır..Öncelikle dini konularda mümkün olduğunca karşılıklı
tartışmaya girmem. Siyasi, milli, politik, ideolojik tartışmalara girmem.
Ülkemizde her kesimden farklı fraksiyonlarda düşünen insanlar oldukları için
ifadelerime oldukça özen gösterip daha çok genel hitap boyutunda konuşurum.
Dini -inançsal konuları fazla irdelememem inançlı olmadığımı göstermediği
gibi öz eleştirel yaklaşımlara girmemde o düşünceyi dışladığım anlamına
gelmez.Ülkemizde malesef tartışma; kavga gibi yada saflaşma- kaplaşma bir taraf
tutma şeklinde algılanıyor. Kimse tarafsız
aydınlatıcı herkesin bir şeyler paylaştığı herkesin birbirini anlamaya
çalıştığı doyurucu anlamlı sohbet etmeyi bilmiyor. Bizde iletişim kültürü pek
gelişmiş değil. Düşüncelerimin belkide milyonda birini ifade etmeme rağmen bu
birin içindeki bazı ifadeleri bile kendi algıları içinde renklendirip
süsleyip olmayan anlamlar çıkarıp insanları karalamak-kötülemek malesef bizde
çok olağan bir şey! Bunu deniz hanıma yada bir başkasına karşı söylüyor
değilim. Bunu genele söylüyorum. Bir düşüncede eksikleri yanlışları aramaya
bulmaya çalışmaktan ziyade ya da bana uymuyor diye benim anlayışıma zıt diye
tenkit vari yaklaşımlarda bulunmak yerine olanı anlamaya çalışmak en
doğrusudur.İnsan anlamaya çalıştıkça değerlerine değer katarak büyür.
Anlamıyorsanız es geçin gitsin. Yani benim inancıma ters diye bir kitabı
yırtıp yakmaya kalkan bir zihinsel yapıya sahibiz malesef! oysaki biraz geniş
sineli olmak gönül zenginliğinin, aklı kül olmanın ön şartıdır. Dünyadaki tüm inanç sistemleri
tüm farklı düşünce biçimleri bir kırdaki sayısız renkli çiçekler gibidir. Her
bir çiçekten bir öz alıp kendi rengimizi özümüzü dahada zenginleştireceğimize
biz tek bir kırmızı güle doğru koşarak diğer çiçekleri ezip heba eden
insanlara benziyoruz. Bilimsel anlamda da tartışma ve eleştiriler negatif bir
eğilimle değilde pozitif bir yapıcılık içinde konuşulup değerlendirilmelidir.
Ben bundan ne anlayabilirim ne kadar anlayabilirim diye yaklaşmak lazım.
Sohbetlerde bu yönde olmalı. Gerçi zamanla ben şunu anladım gönül
genişliğinin ve anlayış ufkunun doğrudan kişilikle yetişme tarzıyla
bağlantısı var. Yani arap ülkelerinde türkiyede, meksikada vb.
ülkelerde ve latin amerika ülkelerinde genel nufusun dünyayı algılayışı
çok lokalize ve dar bir alanda bir dizi ön kabüllerden oluşmaktadır. Bu da
sanırım elitsel ve evrensel kültür birikiminin bu ülkelerde halk tabanına
kadar yansıtılamadığını ortaya koymaktadır. Bu da zihinsel denge ve akli
gelişimi sınırlıyor tabi..böyle oluncada kişide tartışma, sohbet bilgi işleme
yetisi zayıf kalıyor. -------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:19.03.2006
10:40:12 Sayın Tamer Çoban
herkes düşüncelerini ifade etmekte özgürdür. Burası Özgür bir platformdur.
İster ateist ister fanatik dinci olun önemli değil! fikirler ifade edilmeli
ve dinlenmelidir. Bugünkü yaşama biçimi ve anlayışı ile dinler ilk çıkış
orijinlerinden çok farklı anlamlara ve yönlere doğru çekilmişlerdir. Buna
mukabil tüm inanan insanların tüm inançlarının saçma saban olduğunu iddia
etmek oldukça düşündürücü ve bilgiden uzak bir düşüncenin diyelim
..algılamasıdır. İnsanları bu şekilde tenkit etmek oldukça üzücü bir
durumdur. İnancın görüntüsü zamanla çarpıtılmış olsada içsel anlamda ruha ve
evreni içine alan ilahi değerlere ruhsal değerlere inanmak temelde gerek
hristiyan, yahudi, Budist gerekse müslüman alemi içinde olsa bu değerler
hepimizin ortak değerleridir. Bir insan hiç inanmasa bile içinde daima kozmik
bir bütünlüğün anlayamadığı ve her şeyi birbirine bağlayan duyular ötesi bir
varlığın gücünü hisseder. İsmini koyamasada!! İnsanların dini değerleri
algılaması belki yanlış ve abartılı olabilir ama insanların kalblerindeki
samimi inanca saygı duymak ve bunu taktir etmek gerekir. Evet Allah vardır ve
her zerrede onun ilahi bilinci hüküm sürer. Evrenimizi vareden her
bir foton ve bir kuantum birimi Tanrı'nın ilahi düşüncesinden bize yansıyan
kıvılcımlara benzerler. Ve tüm evren bu kıvılcımların bir araya gelmiş
halidir. Siz insanoğulları henüz insanın yada daha evrensel bir dille
BİLİNÇ'in diyelim içsel sırlarına vakıf olmuş bir noktada değilsiniz gerek
materyalist çizgide düşünenler gerekse dini çizgide düşünenler için gelecek
günlerde bir çok süpriz vardır..Gezegeniniz henüz gelişmekte olan milyonlarca
gezegenden sadece bir tanesidir.Siz diğerlerinden daha özel
değilsiniz.Gelecekten bakıldığında geçmişteki bu tartışmalar oldukça komik
kimi zaman ise trajik hikayeler olarak anılacaktırlar. Tüm bu ifadelerim
içinde dinin kesinlikle siyasi politik düzlemden uzak tutulması
kanaatindeyim. Çünkü insanlar manevi olarak henüz tam anlamıyla gelişmiş
değilllerdir. Yani Tarihten bu yana peygamberlerin getirdiği dinler bir çok
noktada çarpıtıldı..! Dini değerleri siyasi oluşumlar içinde kullanmak bir
noktadan bakıldığında doğru olması gereken bir düşüncedir. Fakat bu durum
gelecekte bir çok ak niyetli insanların suistimaline zemin hazırlayacağından
dinin hayrı için dini değerlerin korunması adına dini mümkün olduğunca
dünyevi siyasi ve politik alanın çok dışında özel bir yerde yani
kalplerimizin vicdanlarımızın maddesel değerlerden uzak en temiz yerlerinde
bir yere koymamız gerekir. Çok ilerde bir zamanda bu değerler ruhsal siyasi
ve politik değerler olarak tümüyle dünya üstüne indirilecektir ama bunun için
insanoğlunun biraz daha bilinç olarak gelişmesi gerekir. Son olarak ilerde
bir peygamber gelmeyecek İSA da gelmeyecek ama peygamber niteliğine haiz onun
yetenek ve bilinç atmosferine haiz görevliler gelecektirler. Yani buna şöyle diyelim
peygamberler gelecektir ama peygamber sıfatıyla gelmeyektirler diyelim. Çünkü
Peygamberlik müessesesi artık kapanmıştır. Bu tartışmalara açık bir ifade
olacağından bu konuda fazla söze girmek istemiyorum. Son olarak din alanında
bir çok şey söylenebilir fakat her halükarda şu an itibariyle insanlığın en
büyük kurtarıcısı aydınlatıcısı BİLİM dir. Bilimsel ve teknolojik gelişim
ahlaki gelişimle eğer uyumlu kılınabilirse bu insanlığın kurtuluşuna giden
yolda tek ışık ve yol gösterici kılavuzdur. Eğer bir peygamber gelseydi onun söyliyeceğide
''BİLİM'i takip edin'' olacaktır. Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadeleriyle ;
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir.Bunun dışında bir yol aramak
cehalettir ve gaflettir!! Diyerek sözlerime burda son vermek istiyorum.
Ayrıca Peygamberimiz Hz Muhammet’in bir diğer ifadesiyle ‘İlim Çinde bile
olsa gidin alın’ demiştir.Yani bunun bugün ki açılımı ilim en uzak
yıldızlarda bile saklı olsa orlara gidecek yollar ve yöntemler geliştirin ve
o ilmi ordan alın demektedir. Objektif ve pozitif ilmin/bilimin bizi
götürdüğü yol doğru olan yoldur. Görünmeyen ilmin yolu görünür ilimdir. Madde
ve Mana bir madalyonun iki yüzü gibidir. Madde mana’nın biraz daha
yoğunlaşmış ve terkip edilmiş halinden başka bir şey değildir. Tanrının ilahi
yasaları IŞIK' ın yasalarıdır. Yani bilimsel bir dille söylersek; Tüm evrenin
Birleşik Alan Kuramına giden tüm denklemler takımı sadece elektromanyetik
alan denklemlerinden yola çıkılarak türetilebilir. Son olarak Sayın Taner
bey benim zencilere karşı olduğumu falanda nerden çıkardınız benim idealize
ettiğim Makro Toplum bir ırk ayrımcılığına dayalı toplum modeli değildir. Ama
ben Makro bilim adamlarının genetik mühendisliğinden yola çıkarak daha zeki
insanlar yaratmasından söz ediyorum. Birde sarışım mavi gözlü uzun boylu özel
bir genetik prototip oluşturmaktan bahsettim bu benim görüşüm. Ama kendi
cüzzi gücümlede olsa kurmayı arzu ettiğim-hayal ettiğim- makro toplumdaki
insanların böyle bir görüntüye sahip olmasını arzu ediyorum ama bunu Makro
bilim adamlarının kararına bırakıyorum yani ben bir diktatör değilim. Zenci,
Hintli, uzak doğulu, Arab ve diğer milletlerinde içinde yer aldığı bir
yuvarlak masada toplanan tüm Makro genetik bilimcilerin benim söylediğim
sarışın, hatta beyaz saçlara sahip, beyaz tenli, uzun boylu yüksel zekaya sahip
bir fizik beden’in Makro Toplum için ideal seçim olacağını düşeneceklerini
umuyorum. Bundan öte zorlayıcı ırkçı bir düşüncem yok.. Bu sadece bir seçim!!
…… -------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:20.04.2006
19:57:58 Sayın İpek hanım
öncelikle daha geniş yanıt için fazla vaktimin olmadığını söylemeliyim.Ama
çok kısa ve özet olarak şöyle söylemek isterim: Öncelikle ne kadar fazla
anlatırsak anlatalım insanların belirli bir zeka ve kavrama gücüne sahip
olduğunu daha yeni yeni anlamaya başlıyorum. Çocukluğumdan beri herşeyin hep
bir espiri olduğunu sanıyordum ama zaman içinde insanların gerçekten zihinsel
gözlerinin kör olduğunu ve zeka yapısı olarak istenilen noktada olmadığını
anladım diyebilirim. Bunu kabüllenmeye meçbur kaldım. Ben bir çok yerde bir
çok kelimelerle bir çok gerçeği ifade etmeme rağmen hep aynı sorular tekrar
edip durmakta ve anlattığımız şeyler bir türlü kavranılamamakta. Ben
defalarca bahsettiğiniz olayı ifade ettim yine ifade edelim. Sanırım bir çok
soru soran arkadaşlar yazdıklarımızı okumuyorlar. Diyorsunuzki <<
elektromanyetik dalgaların varolması için ortam sağlayan etherin.... >>
Bu kurduğunuz cümlenin hiç bir bilimsel değeri yok! Öncelikle elektromanyetik
dalgalar varolmak ve yayılmak için ether dediğiniz bir ortama ihtiyaç
duymazlar. Daha anlaşılır bir dille ETHER diye bir şey yoktur.Ve fazladan
boyutlar gerçeği ile kendi dünyamızdaki fizik kanunlarını açıklamaya çalışmak
büyük bir aptallıktır. Evet yerçekimsel kuvveti tanımlamak için üçüncü boyuta
ek olarak fazladan bir boyutun varlığını hesaba katmamız gerekir yada
uzay/zamanda bir eğrilmeden bahsetmek için üçüncü boyutun ya bir şekilde
kısalıp daralması yada tam tersi uzayıp genişlemesi gerekir (Hyper uzay).
Boyutsal bir derinlik kazanımı! Zaten Einstein bu olguyu bir dördüncü boyut
dediğimiz üst uzay eklemesiyle izah ediyor. Ve Einstein - Rosen
denen uzay/zaman tünellerinide üçüncü boyuta eklenen bir dördüncü boyut
çatısı içinden yol bularak ortaya atıyor.En azından bu yönde bir olasılık
gündeme getiriliyor.Ve imalarda bulunuluyor.Keza Kip Thor'unda hesaplamaları
bu yönde bir olasılık sumakta! Neyse konuyu dağıtmadan devam edecek olursak
bahsettiğiniz yazı amerikalı meraklı bir arkadaşın yazdığı yazılar! O
arkadaşta mevzuyu tam anlamamış görünüyor. Ama ben renkliliği ve farklı
fikirlerin gündeme gelmesini sevdiğim için o yazıyı web sitemde yayınladım.
Ama kendi teorik fizik çalışmalarımda defalarca ifade ettiğim gibi evreni üç
boyutun dışında ekstra boyutlarla anlatmaya çalışmak aptallıktır demiştim.
Bilim adamları fazladan boyutlar gerçeğini anlatmak istiyorlarsa buna bir
lafım yok. Ama kendi boyutumuz içindeki alan etkileşimlerini bu fazladan
boyutlar gerçeğine dayandırarak anlatmaya ve matematiksel olarak bu yönde ispat
geliştirmeye çalışmak bilimsel bir hatadır. Bu arada benim evrenin
5 boyutlu olduğunu söylediğimide nerden çıkardınız! Ben tüm yazılarımda hani
kolaylık olsun diye zaman ve uzayı anlamak için 6 boyutlu bir evren tasviri
sunulabilir dedim sadece. Ama 6 boyutlu evren diye bir şeyde yok aslında!
Evren üç boyutlu bir komplekstir. Ama matemetiğin 6 boyutlu tasviri içinde
zaman ve uzayın yapısı sembolik 6 boyutlu fonksiyonlarla ve tensör hesapları
ile kısmen ifade edilebilir. Ama bu bu uzay zamanın gerçek yapsısı böyledir
demek değildir!! Gerçekte uzay dediğimiz şey sonsuz boyutludur. Boyutsal
katlar sonsuzdur.3 boyut 4 boyut 5 boyut...11 boyut 12 boyut....yani boyutlar
sonsuzdur.Bu arada uzayın 11 boyutlu olduğunu nerden çıkardınız.Böyle
fikirler dünyanın sayılı akademik salonlarından geçmiş sayılı bir kaç bilim
elitinin kendi düş dünyasında uydurduğu şeyler. Çok yakında o öyle değilmiş
aslında böyle olabilirmiş diye yeni bir kuramla ortaya çıkarlar. Lakin biz
zamanın çok ötesinden gelen bir bilim tarihi seyircisi olarak gerçeği burda
ifade ediyoruz.Yada buna daha anlaşılır dile daha üst düzey sezgilerimizle en
doğru olanın nasıl olması gerektiğini burda ifade ediyoruz diyelim. Sonuç
itibarıyla eleştirel yaklaşımınızı saygıyla karşılıyorum. Umarım kendi
düşüncemi doğru ifade edebilmişimdir. -------------------------------------------------------------------------------------------- Tarih:18.05.2006
19:06:18 Sayın İsmail Kanber
karadelikler ve zamanda yolculuk bağlantısı gerçek dışı bir fikirdir.
Einstein ve John Wheeler'i takip eden batıdaki modern bilimin büyük beyinleri
karadeliklerden yola çıkarak bu şekilde zaman ve uzay sapması noktalarında
zaman ve uzayın boyutları arasında bir tüp geçitsel koridor
oluşturabileceklerini varsaymışlardır.Ama bunlar gerçek dışı düşüncelerdir.
Karadeliğin uzay/zaman mühendisliği daha ileride oluşacak olan bu wormhole
yolculuk rüyasına giden yolda bize ilk elden temel mühendislik bilgilerini
sunacaktır. Fakat şu anki insanlığın ve modern biliminizin sahip olduğu bilgi
birikimi böyle bir yolculuğu bilinçli bir şekilde ve denetlenebilir bir
biçimde gerçekleştirmeye müsait değil. Yani karadelikler böyle bir anlık
yolcululuk için yardımcı olamazlar. Bunlar daha çok çıkışı olmayan yoğun
madde birikintileridir. Lakin bu konuda daha üst anlayış ufuklarına ulaşmak
için bu karadelik ve solucan delikleri kavramları bize gerekli bilimsel
verileri sunabilirler. Ama dikkat edin daha
fazlası değil! Eğer daha fazlasına ulaşmak istiyorsanız vakum enerji fiziği
ve vakum mühensiliği dalında ilerlemeniz lazım. Zaman yolculuğunun anahtarı
boşluktaki dalgalanan serbest elektromanyetik enerji denizine hükmetmekten
geçer. Orası sonsuz ve bedava enerjinin gizli olduğu bir yer! Boşluğun enerji
potansiyeli uyarılabilirse bu bize zaman ve uzayda bir tür tüp geçitsel
denebilecek zaman ve uzayda yerdeğiştirmeye yarayacak olanakların kapılarını
açabilir. Zaman ve uzaydaki yolculuk yada yerdeğiştirme olayını bilim
adamlarınız tam anlatamıyorlar. Bu yerdeğiştirim tüp geçitsel bir koridordan
geçmekten daha çok dalga frekanslarının bir titreşim boyundan diğerine yani
dalga boylarının değişimi şeklinde bir geçiş biçimidir. Tünele geçme etkisi
gökkuşağındaki bir renk tayfından bir diğerine doğru bir skala değiştirmek
gibidir. Yoksa bir delikten yada tünelden çekilip gitme diye bir şey söz
konusu değil. Şunu geleceğin bilimcilerine rahatlıkla söyleyebilirimki
Antigravitasyonun ve boşluktan enerji elde etmenin, ışıktan hızlı gitmenin,
görünmezliğin yada boyut değiştirmenin, zamanda yolculuğun ..vb işte tüm bu
ilginç fenomenlerin kontrol edilmesinin tek sırrı elektromanyetizmayı (ışık)
gerçekten iyi anlayabilmekten geçer. Tüm bu fenomenler sadece evrendeki bir
arada uyum içinde titreşen enerji alanlarındaki dengeyi geçici olarak bir
süreliğine kasten bozarak amaç doğrultusunda bu dengesizliği kullanabilmekten
ibarettir. Tüm sır budur. --------------------------------------------------------------------------------------------
Tarih:03.06.2006
22:33:14 Sayın Coşkun Cengiz
zamanda yolculuğun temel ön şartı ışık hızından daha hızlı titreşen bir
kinetik enerjinin gerekliliğidir. Artık bindiğin arabayımı hızlandıracan
arabanın atom içi enerjisinimi hızlandıracaksın ama bir şekilde ışık hızından
daha hızlı hareket eden bir enerji sistemine dahil olman lazım. O far olayını
herkes soruyor. Işık hızında giden bir araba farlarını yaksa fardan çıkan
ışığın hızı yine ışık hızındadır.Ve arabanın farları ve farın ışığı aynı
çizgisel hat boyunca hep bir arada ışık hızında yol alırlar. Einstein
rölativite kuramındaki hızların toplanması kanununa görede ışık hızının daima
sabit bir hız olduğu gerçeğinide göz önünde bulundurmalıyız. Yani Newton 'un
hareketli sistemlerindeki hızların toplamı kuralını rölativistik sistemlere
uygulayamayız yani saatte 200 km hızla giden bir trenin üstüne oturup trenden
ileri doğru satte 10 km lik bir hızla bir taş attığımızda attığımız taşın
hızın bulmak için trenin hızı ve bizim taşı attığımız hızı toplayarak
hızların bileşkesel bir tablosunu öngörebiliriz yani 210 Km !! Ama taş yerine
trenin üstünden fener yakıp fenerden ileri doğru uzanan ışığın hızıyla trenin
hızını toplayıp farazi 200 km + 300.000km/sn ' diye bir toplamayla fenerin
hızının ışık hızını aştığını söyleyemeyiz. Çünkü ışık hızı evrensel bir
sabittir. Zaten bu sabitten dolayı tüm rölativistik formüllerin ön gördüğü
zamanın genişlemesi ve ışık hızında cisimlerin boylarının hareket yönünde
kısalması hatta bunla ilişkili olarak kütlenin ışık hızında sonsuza
yaklaşması gibi çıkarımlar söz konusudur. Sonuç itibarıyla ışık hızında
giderken farları yakman bi işe yaramaz çünkü ışıkla aynı hızda yol
alıyorsundur. Gelelim şu beynin hızı mevzusuna; Beynin düşünme hızıda
elektriksel sinyallerin bir nöronik sinir ağınından diğerine doğru yol alan
elektronların akışı ile olmaktadır bu hız ise ışık hızına yakın bir hızdır.Ama
orda başka durumlar ve hiper uzaya açılan sıvı kristal kanalcıklar var o konu
şu an için seni aşar.Yani bilinen anlamnda senin sandığın gibi düşünme anında
ışık hızından daha hızlı bir şeyler oluyor değildir. Diğer sorun sanırım
daha anlaşılır bir dille şöyle: <<Abi zaman yolcuları niye bizim eve
de uğrayıp bir kahve içmiyorlar. Yada niye bir iki hata yapıp salak gibi
kendilerini belli etmiyorlar. Yada geçmişe gelmişken niye bir Tv kanalına
uğramıyorlar>> diyosun. Şimdi sen kendinin bir zaman yolcusu
olduğunu düşün o zaman onları anlardın. Ama şu anki dar şuurunla ortalığı
birbirine katacağın kesin!! Ama o zaman ötesi abilerin zeka ve bilinç
seviyeleri seninkinden hayli ötede bir noktada. Yani bir iki güzel genç kızla
çıkmak adına burda yatırımlar yapıp ceplerini dolarla doldurma peşinde
olmayacaklardır. Bu tür zaman yolcululukları gelecekte büyük yetkin
yöneticilerin gözetiminde diğer uzaylı ırkalarla birlikte kolektif olarak
bilimsel keişfler ve insan ırkının geleceğini ilgilendiren bilimsel bir takım
deneyler adına kullanılacaktır. Hem belkide her gün görüyosun onları! Bunu
daha ciddi bir düzlemde söylersek zaman yolcuları hakkında mutlaka bazı
kanıtlar olmalı ama o kanıtları belkide her gün görüyorsun izliyorsun
medayada ama anlamıyorsun. Mesela UFO lar, cinler
ve ormanlık alanlarda elinde parlak ışıklarla dolaşan cinler ve ışıklar saçan
periler sözde hayaleti andıran hologramik görüntüler. Tüm bunlar zaman
yolcularının izleride olabilirler. Ki bir çoğu öyle! ama bunlar sıradan halk
tarafından dinsel ve mistik semboller olarak algılanıyorlar. Aziz kişiler,
cinler, şeytanlar, periler, deniz kızları, hayaletler ve bilinmeyen uçan
ışıklı objeler olarak bunlar fotoğraf makinelerimize ve kameralarımıza her
zaman takılıyorlar. Mesela ben zaman yolcusu olsam geçmişe bir grup uzay
gemisi kolonisiyle gelsem en iyi saklanma ve üs kurma yeri olarak kuzey
kutbunu ve dünyanın binlerce mil altındaki okyanus tabanlarını seçerdim. Bu
da size küçük bir sır olsun. İlk zamanlarda ayın karanlık yüzünü seçerdim..
Yada uzayda yakın bir noktayı. Ayrıca boyut değiştirebilen bu araçların bizim
uydu ve radar sistemlerimizle algılanabilmeside mümkün değildir. Ayrıca
geçmişimize baktığımızda geleceğimize bir çok işaretler veren kahinlerde
doğrudan değil ama dolaylı yönden zaman yolcuları ile bir şekilde karşılaşmış
şanslı insanlardan birileri olabilirler. Hikayelerimizde anlatılan sihirli
aynalar uzakları gösteren sihirli yüzükler ( uzaktan algılama cihazları tv
gibi) uçan halılar (antigravitasyon teknolojisi) balığın karnında okyanusları
kat eden yunus peygamber ( bir tür su altı UFO) sonra devasa ölçülerde
büyüyen fasulyeler ( geleceğin biyo teknolojisi) hep geçmişe doğru yol alan
zaman yolcularına dair ip uçlarını gizleyen hikayeler masallar ve efsaneler
veya mitler olabilirler. Daha bu gibi bir çok örnek verilebilir.Yani birazda
görmesini bilmek ve görmeyi istemek lazım. En azından daha duyarlı bir gözlem
gerekir.Her şeyi halis ağanın ekin tarlalarını izler gibi dağa taşa bakar
gibi bakıp izlersek pek birşey görmeyiz tabi bir şeyler anlamak ve görmek
için yaşadığımız olaylara biraz daha sorgulayıcı zihinle yaklaşmak biraz daha
arka plana dikkati vermemiz ve görülen manzaradaki detaylara biraz daha
yakından bakmasını bilmemiz gerekir. Sorgulayıcı bir zihin sanırım bazı
şeyleri daha net görmemizi sağlayabilir. -------------------------------------------------------------------------------------------- Tarih:19.02.2005
18:53:28 Sevgili arkadaşlar bazı
arkadaşlar milliyetçi ve ideolojik kavramları gündeme getirerek kendince bazı
eleştirel sayıklamalarda bulunuyorlar. Efendiler bilmelisinizki bizler,
insanlık ailesi içindeki her toplumun daha ileriye, daha güzele, daha özgür
ve daha iyi yaşam koşullarına doğru yükseldiğini görmek isteriz.Bizim
milliyetçiliğimiz yerel bir bölgeye sıkıştırılmış bir miliyetçilik
değildir.Tüm dünyanın birliğe bütünlüğe ve beraberliğe doğru adım attığı bir
milliyetçiliktir.İnsanlar önce kendi ükelerinde daha iyiyi daha güzeli ve
ulusal düşünsel birlikteliği sağlama yolunda bir adım atarak daha geniş
birliktelikler için bir adım atmalı-bir başlangıç yapmalıdır.Bizim
milliyetçiliğimiz zerreden kürreye doğru açılan bir mücadeleyi içermektedir.
Ki kaldıki ben belli bir siyasi yada politik düşüncenin taraftarıda
değilim.Bu yüzden beni belli bir ideolojik camianın üyesi gibi algılayanlar
sanırım bundan sonra daha doğru bir eleştirel yaklaşım
takınacaklardır.Unutmamalıki hepimiz aynı gezegenin çocuklarıyız! Aynı
dünyanın insanlarıyız.Atatürk'ün çok güzel ve anlamlı bir sözü
vardır.''Yurtta sulh cihanda sulh!!'' Elbetteki birleşik bir dünyanın
temellerinden biri fertlerin ulusal bütünlüğe ve ulusal değerlere verdikleri
önemdir.Efendiler bilinmelidir'ki ancak Güçlü ve Özgür uluslar, uluslararası
birliktelikleri düşleyebilirler...! Bu kesinlikle unutulmamalıdır! Bu anlamda
etnik kökenimiz ne olursa olsun hepimiz, Türkiyede yaşayan her birey Türkiye
Cumhuriyetini yüceltmeli ve dünyadaki laik olduğu yüksek noktaya taşımak için
gayret etmelidir.Eğer bir millet yükselirse o millete mensup olan her ferdin
yaşam standartıda o ölçüde yükselir. --------------------------------------------------------------------------------------------
Soru: ...Gücünü
gerçekten kullanabiliyormusun çok merak ediyorum hep gerçek dışı örnekler
verdin filimler gibi, sen bunları yaşadığın bu hayatta yapabilirmisin? Çetin BAL:
Sevgili arkadaşım İsa ölüleri diriltebiliyordu, suyun üstünde
yürüyebiliyordu ve daha bir çok doğa üstü gibi görünen haller
segileyebiliyordu.Peki bu güçlere haiz biri neden çarmaha gerilmeden kendini
roma askerlerinin karanlık zindanlarından dünyanın diğer yanındaki cennet
köşesi havai adalarına ışınlamadı? Sınırlı bir zihin olaya bu açıdan bakar!
Oysaki mesele GÜÇ'ün kullanımındaki proplemlerden ziyade yeryüzü denen bu
kozmik yaşam alanında sizlerin bilmediği anlamadığı klasik mantığınızın görüp
kavrayamadığı iç içe sebebler ve nedenlerin sözkonusu olmasıdır. Bir şeyi
yapmamız yada yapmamamızda mutlaka gözlemlediğiniz dünyayı aşan çok daha
görkemli ve ahlaki nitelikte olan nedenler vardır.Ama bilmeniz gereken şey
hiç bir şeyin Tanrının krallığında imkansız olmadığı gerçeğidir. Ki artık
manevi değerlerin maddi değerler altında yerde sürüklenmeye başlandığı
günümüzde yapacağımız mucizeler hoşa gitmeyen kitlesel etkilerle karşınıza
gelecektir. Belki yakın zamanda gökyüzünden gelen suların tüm kentlerinizi
silip süpürdüğünü görebileceksiniz. Doğudan, Orta asyadan arabistan yarım
adasına ve ordan afrikaya ve .... doğru büyük acı keder sesleri
yükselecek....umarım bu görüntüler sadece bir olasılık olarak kalır ve hiç
gerçekleşmezler. Ve biz bunun için gayret ediyoruz. Not: Hz İsa'nın çarmaha gerilip
gerilmediği çok tartışmalı bir konudur. Bu konuda sizlere kesin bir
yanıt vermem ''inanan büyük kitlelerin inançlarına'' belli bir noktada saygısızlık
olabilir.Ama şunu söylemeliyim Hz İsa Kudüs'te fikirlerini ve inanç
değerlerini halka her yerde anlatıp konuşmalar yapıyordu. Ve bunu
kendisini arayan ve çarmaha germek isteyen Romalı yönetime karşı korkmadan
yapıyordu. Her yerde vaazlar veriyordu. İnsanları evrensel doğrular adına
aydınlatmaktan çekinmiyordu.Bu noktadan bakıldığında Hz İsa'nın bir
benzerinin çarmaha gerildiğini söylesek bile bu İsa'nın manevi değerini
küçültmez.O zaten bunu göze almış bir insandı.Ama tarih sayfalarını arkeolojik
ve metinsel yazıtlar bazında derinlemesine incelediğimizde Hz İsa'nın çarmaha
gerilmediğini söylememiz durumunda bu büyük evrensel bilgi elçisinin bu
olaydan ve dönemden sonraki tüm kayıtları sanki birden silinmektedir.
Buna dair hiçbir karşı ciddi belge ve anlatımda yoktur.Bu da bizi Hz İsa'nın
çarmaha gerilmiş olabileceği gibi bir düşünceye götürmektedir.Ama diğer
yandan İslam dini kaynaklarında Hz İsa' nın bir benzerinin çarmaha
gerildiği ifade edilmektedir.O dönemlere doğru baktığımızda öğretileri olan
ve insanları çevresinde toplayan bir Hz İsa karekteri vardır.Ve bu gerçek bir
kişiliktir. Lakin Hz İsa'nın
çarmaha gerilmediğini varsaymamız durumunda neden belli bir dönem içinde Hz
İsa sanki birden ortadan kaybolmuşcasına yaşamının diğer dönemlerine
dair hiç bir kanıt bulamıyoruz. Ne bir rivayet ne de herhangi bir
hikaye! Sanki çölde takip edilen ayak izlerinin çölün ortasında birden
kaybolması gibi bir şey bu! Sanki çölün ortasına kadar gelen birinin birden
buharlaşıp gökyüzüne yükselmesi gibi bir şey bu! Tarih belli bir döneminde
İsa'nın öğretilerini yaydığını ve kısa bir süre sonra bu gizemli
kişiliğin birden ortadan kaybolduğunu gösteriyor. Sanki geçici bir süreliğine
uzaklardan gelmiş dünya dışı bir varlık yada sanki uzak zamanlardan gelmiş bir
zaman yolcusu gibi tarihsel süreç içinde ''Hz İsa'nın izini'' göründüğü dönem
içinde birden kaybediyoruz. Binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen Hintli
bilge BUDA nın yaşamına dair çok detaylı anlatımlar kayıtlar varken ve
günümüze kadar gelirken Hz İsa gibi yakın dönem içinde yaşamış birine
ait kayıtların bu denli belirsiz olması bana çok ilginç geliyor doğrusu.
Sonuçta ne olursa olsun Hz İsa saygı duyulması gereken büyük bir
ruhsal özdür. Kendi tutkuları adına kendi değerlerinden ve inançlarından taviz
vermemiş büyük bir özgürlük savaşcısıdır O! Hz İsa hem koca roma
imparatorluğu askerlerini hem de kendisinden olan Yahudi hahamlarını büyük
yahudi din adamlarını karşısına almış bir insandı. Sonuç itibariyla tüm bu
oldu bittilerden daha çok büyük DİNleri sizlere getiren büyük ruhsal özlerin
yüksek ahlak ve yüksek bilinç atmosferlerine dikkati vermek ve dini bu yönde
algılayıp yaşamak gerekir. Zamanın ve mekanın gelip geçici söylevlerinden
daha çok tüm söylenen sözlerdeki saklı bilince yönelmek ve tüm söylenen
sözler üstünde allahın birlik bilincine doğru yönelen artezyen kuyuları açmak
ve sözlerin içrek manasını elde etmek gerekir. İsa'nın çarmaha gerilmesinden
daha çok onun öğretilerinin evrenselliği üstünde durmak gerekir. -------------------------------------------------------------------------------------------- Tarih:30.06.2006 00:55:02 Çıkartılan Notlar: ---------------------------------------------------------------------------------
Tarih:03.06.2006
22:33:14 Sayın Coşkun Cengiz
zamanda yolculuğun temel ön şartı ışık hızından daha hızlı titreşen bir
kinetik enerjinin gerekliliğidir. Artık bindiğin arabayımı hızlandıracan
arabanın atom içi enerjisinimi hızlandıracaksın ama bir şekilde ışık hızından
daha hızlı hareket eden bir enerji sistemine dahil olman lazım. O far olayını
herkes soruyor. Işık hızında giden bir araba farlarını yaksa fardan çıkan
ışığın hızı yine ışık hızındadır.Ve arabanın farları ve farın ışığı aynı
çizgisel hat boyunca hep bir arada ışık hızında yol alırlar. Einstein
rölativite kuramındaki hızların toplanması kanununa görede ışık hızının daima
sabit bir hız olduğu gerçeğinide göz önünde bulundurmalıyız. Yani Newton 'un
hareketli sistemlerideki hızların toplamı kuralını rölativistik sistemlere
uygulayamayız yani saatte 200 km hızla giden bir trenin üstüne oturup trenden
ileri doğru satte 10 km lik bir hızla bir taş attığımızda attığımız taşın hızın
bulmak için trenin hızı ve bizim taşı attığımız hızı toplayarak hızların
bileşkesel bir tablosunu öngörebiliriz yani 210 Km !! Ama taş yerine trenin
üstünden fener yakıp fenerden ileri doğru uzanan ışığın hızıyla trenin hızını
toplayıp farazi 200 km + 300.000km/sn ' diye bir toplamayla fenerin hızının
ışık hızını aştığını söyleyemeyiz. Çünkü ışık hızı
evrensel bir sabittir. Zaten bu sabitten dolayı tüm rölativistik formüllerin
ön gördüğü zamanın genişlemesi ve ışık hızında cisimlerin boylarının hareket
yönünde kısalması hatta bunla ilişkili olarak kütlenin ışık hızında sonsuza
yaklaşması gibi çıkarımlar söz konusudur. Sonuç itibarıyla ışık hızında
giderken farları yakman bi işe yaramaz çünkü ışıkla aynı hızda yol
alıyorsundur. Gelelim şu beynin hızı mevzusuna: Beynin düşünme hızıda
elektriksel sinyallerin bir nöronik sinir ağınından diğerine doğru yol alan
elektronların akışı ile olmaktadır bu hız ise ışık hızına yakın bir hızdır.
Ama orda başka durumlar ve hiper uzaya açılan sıvı kristal kanalcıklar var o
konu şu an için seni aşar.Yani bilinen anlamnda senin sandığın gibi düşünme
anında ışık hızından daha hızlı bir şeyler oluyor değildir. Diğer sorun
sanırım daha anlaşılır bir dille şöyle: Abi zaman yolcuları niye bizim evede
uğrayıp bir kahve içmiyorlar. Yada niye bir iki hata yapıp salak gibi
kendilerini belli etmiyorlar. Yada geçmişe gelmişken niye bir haber kanalına
uğramıyorlar diyosun. Şimdi sen kendinin bir zaman yolcusu olduğunu düşün o
zaman onları anlardır. Ama şu anki dar şuurunla ortalığı birbirine katacağın
kesin!! Ama o zaman ötesi abilerin zeka ve bilinç seviyeleri seninkinden
hayli ötede bir noktada. Yani bir iki güzel genç kızla çıkmak adına burda
yatırımlar yapıp ceplerini dolarla doldurma peşinde olmayacaklardır. Bu tür
zaman yolcululukları gelecekte büyük yetkin yöneticilerin gözetiminde diğer
uzaylı ırkalarla birlikte kolektif olarak bilimsel keşifler ve insan ırkının
geleceğini ilgilendiren bilimsel bir takım deneyler adına kullanılacaktır.
Hem belkide her gün görüyosun onları! Bunu daha ciddi bir düzlemde söylersek
zaman yolcuları hakkında mutlaka bazı kanıtlar olmalı ama o kanıtları belkide
her gün görüyorsun izliyorsun medyada ama anlamıyorsun. Mesela UFO lar,
cinler ve ormanlık alanlarda elinde parlak ışıklarla dolaşan cinler ve ışıklar
saçan periler sözde hayaleti andıran hologramik görüntüler. Tüm bunlar zaman
yolcularının izleride olabilirler ki bir çoğu öyle ama bunlar sıradan halk
tarafından dinsel ve mistik semboller olarak algılanıyorlar. Aziz kişiler,
cinler, şeytanlar, periler, deniz kızları, hayaletler ve bilinmeyen uçan
ışıklı objeler olarak bunlar fotoğraf makinelerimize ve kameralarımıza her
zaman takılıyorlar. Mesela ben zaman yolcusu olsam geçmişe bir grup uzay
gemisi kolonisiyle gelsem en iyi saklanma ve üs kurma yeri olarak kuzey
kutbunu ve dünyanın binlerce mil altındaki okyanus tabanlarını seçerdim. Bu
da size küçük bir sır olsun. İlk zamanlarda ayın karanlık yüzünü seçerdim..
Yada uzayda yakın bir noktayı. Ayrıca boyut değiştirebilen bu araçların bizim
uydu ve radar sistemlerimizle algılanabilmeside mümkün değildir. Ayrıca
geçmişimize baktığımızda geleceğimize bir çok işaretler veren kahinlerde
doğrudan değil ama dolaylı yönden zaman yolcuları ile bir şekilde karşılaşmış
şanslı insanlardan birileri olabilirler. Hikayelerimizde anlatılan sihirli
aynalar uzakları gösteren sihirli yüzükler (uzaktan algılama cihazları tv
gibi) uçan halılar (antigravitasyon teknolojisi) balığın karnında okyanusları
kat eden yunus peygamber ( bir tür su altı UFO) sonra devasa ölçülerde büyüyen
fasulyeler ( geleceğin biyo teknolojisi) hep geçmişe doğru yol alan zaman
yolcularına dair ip uçlarını gizleyen hikayeler masallar ve efsaneler veya
mitler olabilirler. Daha bu gibi bir çok örnek verilebilir.Yani birazda
görmesini bilmek ve görmeyi istemek lazım. En azından daha duyarlı bir gözlem
gerekir.Her şeyi halis ağanın ekin tarlalarını izler gibi dağa taşa bakar
gibi bakıp izlersek pek birşey görmeyiz tabi! Bir şeyler anlamak ve görmek
için yaşadığımız olaylara biraz daha sorgulayıcı zihinle yaklaşmak biraz daha
arka plana dikkati vermemiz ve görülen manzaradaki detaylara biraz daha
yakından bakmasını bilmemiz gerekir. Sorgulayıcı bir zihin sanırım bazı
şeyleri daha net görmemizi sağlayabilir. -----------------------------------------------------------------------------
Aug 2005 Kelebek Etkisi Sevgili okurlarım
inanın kendime ayıracak vakit bulmakta bile güçlük çekiyorum...İnternet güçlü
bir iletişim aracı lakin abartıldığında gerçekten insanın tüm vaktini alan
bir buluş..Tüm dünyayla bir anda iletişim halindesin!! Bu gerçekten güzel ama
düşünen ve araştıran insanlar için sadece bir iletişim aracı boyutunda
kalmalı sanırım..Çünkü her forum sayfasındaki her mailldeki yada her MSN deki
arkadaşa yada arkadaşlara yanıt vermek oldukça güç!! Keşke tüm aklımdaki
yanıtları dağıtan gerekli yerlere gönderen sihirli bir değnek olsaydıı..Bir
çok arkadaş bir çok soru soruyor ama herkEse yetişmem oldukça güç..zamanım
inanın çok kısıtlı..Zaten yaşam temposu o kadar çok hızlandıki insanlar
gerçekten bir araya gelip özlü ve hakiki bir sohbet bile yapamaz hale
geldi...Kimine göre bir açıdan internet o kadar çok bilgi yığınına dönüştüki
bunları okumaktan sanırım bir çoğumuz düşünmeye fırsat bulamıyoruz!! Kendi
sentezimizi oluşturmaya zaman/fırsat bırakmayan bir bilgi bombardımanı
içindeyiz. ------------------------------------------------------------------------------
Tarih:16.07.2006
17:00:44 Sevgili arkadaşlar
‘Zaman Yolculuğunu Araştırma ve Uygulama Merkezi’ ni kurmak ve bu yönde bir
şeyler yapmaya gayret eden bir bilim insanı olarak insanların dinlerine olan
bağlılıklarını anlayışla karşılıyorum. İnsanlar dinlerini öğrenmeli yaşamalı
ve anlamaya gayret etmelidirler. Yani insanlar dindar ve inançlı olabilirler.
Yada herhangi bir başka inanca sahip olabilirler. Fakat inançlarımızla bilimsel
dünya anlayışımızı birbirine karıştırmak son derece yanlıştır. Genç
arkadaşlara bunu önemle belirtmek isterim. Dini inanç bazında gereğinden
fazla abartıya ve sapkınlığa kaçmak insanlığa, insanlığın gelişimine ve
insanlık değerlerine zarar verir. Din tamamıyla
insan ahlaki ve ruhaniyetiyle ilgili bir alandır. Bu sorun maalesef
Amerika ve avrupa gibi ülkelerde de çok büyük tartışmalara neden olmaktadır.
Mesela pozitif bilim dünyası insanlığın tek hücreli canlılardan evrimsel
dönüşümle çok hücreli bir organizmaya dönüşmüş bir canlı olduğunu bulgularla
kanıtlamaktadır. Şimdi bir bilim
insanı olarak İncildeki, Kuran’daki ve diğer din kitaplarındaki Adem ve
Havadan gelen yaratılış kuramına mı inanacağız? Dindar biri çok
klasik tipik bir şartlanmayla hemen evrim kuramına karşı çıkacaktır. Oysaki
büyük ve engin bir bakış açısında ben derimki bir insan dindar biri olabilir
ama bu evrim teorisine karşı çıkmasını gerektirmez. Zira Tanrı’nın insanı
yaratmak için hangi yolu izlediğini hiç birimiz bilmiyoruz. Evrim dediğimiz
şey Allah’ın yaratılışta takip ettiği çok daha farklı bir yol olabilir. Yani
demek istediğim şey illede adem ile havayı cenneten dünyaya ışınlanmış gibi
düşünmek doğru olmayabilir! Ve bu doğru da değil! Allahın elinde bir ışınlama
makinesi yoktur! Yada Allah insanı doğru yola sokmak için elinde sopaylada
dolaşmaz! Allahın varlığını onun alemlerdeki tesir
ve yönlendirici kudretini kuantum köpüğünden ve insan DNA sına ordan
galaksinin devasa sarmallarına ve insan düşüncelerine ve sinir ağlarına doğru
uzanan tümleşik bir mikro ve makro boyutlardaki tesirler ağı içinde ele alıp
değerlendirmek gerekir. Yani illede
dindar olmak evrim teorisine karşı çıkmayı gerektirecek bir durum
arzetmemelidir. Dindar olmak salak yada gerizekalı olmak ta demek değildir!
Maalesef bazıları kıt zekasıyla dindar kesim adına Kuran ve İncil ..vb gibi
kitaplar adına kendi kıt akıl ve zekası ile kendi sınırlı görüş güçlerine
dayanarak tüm dindar insanlara bu yanlış bakış açılarını maletmeye ve empoze
etmeye çalışıyorlar. Oysaki gerçekten inançlı insanlar evrensel düzlemde
düşünüp çok daha geniş gönüllü bir anlayış ufku içinde diğer insanlara da
örnek olmalıdırlar . Lakin ne gariptirki din adına müslümanlık adına evrim
teorisine karşı çıkan ve paneller düzenleyen zeka özürlü bir sürü sözde aklı
başında insanlar görüyorum. Bu çok yanlış! Kimse kendi dar görüşlerini İslama
ve Kuran’a dayandırarak zımbalayarak görüşlerini lanse etmemelidir. Mutlaka bu tür çıkışlarda KİŞİSEL YORUM ve BEN BÖYLE
ANLIYORUM ibarisinin altı kesinlikle çizilmelidir. Aksi taktirde
yüksek alem ve boyutların ilmine sahip olmayan günümüz insanı her demde kendi
dinlerini rencide edecek düzeyde bir sürü sözde bilimsel yakıştırmalar
yapmaktadırlar. Kimse maalesef bildiği kadarının üstünde oturmuyor ..bildiği kadarıyla
konuşmuyor. En büyük proplemlerden
biriside artık inançlı olmanın suyunu çıkarır nitelikte bazı insanların her
türlü teknik bilimsel bulguyu dinsel kitaplara dayandırma arayışı. Yav
kardeşim mesela Kuran’ı Kerim bir teknik kitap değil ki. Güya bazıları
kendince her şey kuran’da var havasından girip dinini yüceltme peşinde!
Oysaki böyle gereksiz çıkış ve iddialar uzun vadede bakıldığında o dinin
inançlarına ve inananların değerlerine zarar verir. Kimse işin bu yönünü
düşünmüyor. Bazıları Stephan Hawking’in geçici değişebilir bilimsel
bulgularını Kuran’da böyle diyor diye dayanak yapıyorlar. Bu çok yanlış bir
şey! Ben kendi adıma Stephan Hawking’in bir çok bulgularının yanlış olduğunu
söyleyebilirim ve bunlar zaten ortaya çıkıyor ve bilgi her zaman değişiyor ve
her gün yeni bir bilgiye ve bilinmeyen yeni bulgulara rastlanıyor. E şimdi
beee sözde dindar adam sen bu bulguları olduğu gibi Kuran’a yapıştırırsan
yamarsan yarın değişen bulgular karşısında de diyeceksin! Benim dindar
insanlardan ricam dininizi lütfen her önüne gelenin yorumuna bırakmayın
mahalle arası ( Tv kanalları arasındaki ) ağız ve laflara göre yorumlamayın. DİN ancak yüksek zeka
ve anlayış sahibi geniş gönüllü insanların yorumlayabileceği tartışabileceği
insanlık değerlerinin ötesinde bir bilgiyi içeren insan maneviyatına yönelik
bulgu ve tetkikleri içeren bir fikri -düşünce dünyasıdır. Din’e daha çok
ahlak zaviyesinden bakmak lazım.Yani bir takım gizli kodlu şifreler
zaviyesinden bakmak olur olmaz her şeyi orda aramak son derece hatalı bakış
açılarıdır. Ha öylede bakarsın incelersin ve yorumlarsın ama bunu doğrudan
Kuran’a yada hristiyansanız İncile yada yahudiyseniz Tevrat’a .. gibi din
kitaplarına öyleymiş gibi maletmek son derece olumsuz sonuçlar doğurabilecek
bir yaklaşım tarzıdır. Din kitaplarınızda insanlığa yada bilimsel
araştırmalarımıza yön gösterebilecek olan bir çok açıklama elbette mevcuttur.
Ama bu ‘doğru – yanlış’ bir sulandırma içinde saptırılıp çok yanlış noktalara
götürülebilmektedir. Ki maalesef genç beyinlerde bilimsel laboratuar
ilimlerini bırakıp bir takım mitsel dinsel yada hayali vehimsel ifadeler
havuzu içinde boş şeylerin peşine takılmaktadır. DİN
bu açıdan insanlığı hem çok ilerilere götürebilir hem de hiç olmadığı kadar
gerilere karanlık çağlara götürebilir. Yani DİN yerine göre
beyinleri düşünmeden akılcılıktan alıkoyan tehlikeli bir yorumsal
çarpıtmayada uğrayabilir ve maalesef Dünyada özellikle de İslam ülkelerinde
ve hele Türkiyemizde bu neğatif bir bir tesir boyutunda hayatlarımıza
girmiştir….. Oysaki din insanlığa daha geniş bir ufuk ve gönül zenginliği
sunması gereken evrensel bir gözlük olması gerekirken durum çok daha trajik
bir hal almıştır. Keşke bunları böyle değilde daha olumlu daha güzel
kelimelerle daha övücü sözlere yer vererek burada söz konusu yapabilseydik!
Oysaki Hz Muhammetin getirdiği din büyük bir hoş görü ve genişlik dinidir Hz
Muhammetin Camilerinde o yaşamış olsaydı muhakkak bir kütüpane bulunurdu! Ve
bu Cami kitaplığında İncil, Tevrat, Kuran hatta Darvin’in Evrim görüşünü
içeren kitaplardan Karl Marks’ın materyalist dünya görüşünü savunan kapital
adlı eserlerine dek tüm bu kitaplar yan yana dururlardı.Hz Muhammetin kurduğu
camilerde bir budist’te gidip bir köşede derin meditasyona girebilirdi.Ve
bunu kimsede yadırgamazdı! Hz Muhammet olsaydı Camilerin girişinde Mevlananın
o büyük engin hoş görü kokan dünyanın en güzel çiçeklerinden daha güzel kokan
o ''KİM OLURSAN OL YİNEDE GEL'' sözü yazılı olurdu! Hz Muhammet
olsaydı camiler kapalı beton duvarlardan ibaret bir yer olmazdı daha işlevsel
daha saydam daha sosyal bir yer olurdu.Her türlü toplumsal tartışmaya
sohbete açık konferans alanları ile daha çok genişlik ihtiva eden her türlü
sosyal yardıma imkan tanıyan çok işlevli yerler olabilirdi.Ama tabi dini
anlayışımız dar olduğu için yaptığımız camilerde dar işlevli oluyor maalesef!
Hz Muhammet olsaydı her ülkede en azından kendi dilinde haftanın bir günü
dahi olsa saygı gereği ezanın o dilde okunmasını arzu ederdi! Ezan arabça
okunmuştur ilk kez! ona hürmeten haftanın 6 günü arabça ama hiç olmazsa bir
günü her ülke kendi dilinde dinlenebilmeli! Neyse ben dindarları savunan biri
değilim yada dini savunan öyle günümüz konseptine uygun dindar biride
değilim. Ama ortada yanlış giden bir şey varsa onada öz eleştirel bir
yaklaşım getirmek zorundayız. Hangi kesimden ve düşünceden olursak olalım her
insanın yada topluluğun inançlarını en doğru şekilde yaşaması gerektiği
düşünenlerdenim. Ben aslında
bunları hiç yazmak istemezdim başka bilimsel işlerim dururken dini politik
siyasi konulara hiç girmek istemem ama tenkitler, insan manzaraları ve
yapılan açıklamalar öyleki buna mecbur kalıyor bazen insan! Kısaca ve her zamanki gibi
tekrarladığım şekilde ‘biz zamanda yolculuk konusunda teknik mevzularda
araştırma yapıyoruz.’ Biraz herkesin geniş düşünmesini ve dini alanı bilimsel
çalışmalardan ayırmak gerektiği kanaatindeyim! Din vicdani bir alandır! Ama
buna rağmen herkes bu sayfalarda istediği düşünceyi yazmakta serbesttir. Ama
maalesef ziyaretçi defterimizin cami hocasının günlük defterine dönüştüğünü
görüyorum. Bu da genç insanlara yanlış telkinler verebilir.)) Burada
perilerden, cinlerden, şeytanlardan, ruhlardan ve bir dizi dini
hikayelerinden , işallahlardan maşallahlardan, metafizikten, tasavvuftan,
uzaylılardan, 7 uyurlardan 7 uyumazlardan, Hz Hızır hikayelerinden Nazar
hikayelerinden girersek elimiz boş kalır! Tüm bu olayları ve bu durumları
küçümsemiyorum ama bizler maalesef vur diyince öldüren bir toplumuz. Bir şeyi
dozunda almasını meselenin özüne inebilme hassasiyetini gösteremiyoruz. Uçan
halı hikayeleri ve her dileğini yerine getiren sihirli lamba cinleri ile bir
yerlere varamayız. Ancak kıssadan hisse bir ana fikir edinebiliriz. Mesela Hz
Süleyman’ın sarayına Sebe Melikesi'nin ( Sebe halkının kadın hükümdarı)
tahtının bir anda getirilmesi olayı sadece madde naklinin olası olduğununa
dair ilginç bir anlatımdır. Ama daha ötesi değil. Ordaki manevi hikmetler
haller bizim konumuz dışıdır. O manevi durumlar ilahiyat hocalarının konusu!
Bizler bilim insanlarıyız ve teknik olarak bu işlere bakıyoruz . Bunun içinde
Allahın verdiği aklı kullanıp gece gündüz laboratuarda çalışmalı ve kuantum
fiziğinden genel göreceliğe ve Birleşik alanlar kuramına dek tüm akademik
çalışmaları incelemeli ve bu yönde düşünmeliyiz. Cinlerden çok
elektromanyetik alanları, hikayelerden çok diferansiyel denklemleri ve uçan
halıdan daha çok bir antiçekimi oluşturacak uzay/zamanın topolojik yapısını
eğrilik denklemlerini ve enerji alanlarının verdiği tepkiyi test edip gece
gündüz deneyler yapmak gerekir. Evet her şeyi yapacak bir CİN vardır ama bu
cin lambada saklı değildir. İnsan kafasının içinde saklıdır! Bu CİN bizde
saklıdır.Bu CİN bedende saklıdır! Bu cin insan AKLI dır. AKIL en büyük
cindir! : ) Ama şeref ve hasiyetten
yoksun birileri bu milleti uyutmak için sanki kuran’ı açıp bakarak her şeyin
kendiliğinden geleceği ve olacağı gibi bir yoz anlayışla gençlere ‘dini’ bir
afyon ve uyuşturucu gibi vermeye çalışıyorlar. Benzer durum kısmı olarak şu
‘sırlar kapısı’ gibi dizlerde de kendini göstermektedir. Lafım doğrudan bu
dizilere değil..hatta bu dizilerin çoğu noktada insanları aydınlatıcı
yönleride var. Lakin verilen ana mesaja her zaman özen göstermek gerekir!
Doğru telkinler vermeye çalışılmalıdır. Birileri DİN’i saf eroine dönüştürme
ve bunu kendi keyfi inançları doğrultusunda insanlara zerketme peşinde! Bu
çok yanlış bir durum. Tüm İNANANLAR bu duruma dikkat etmelidirler. Sonuç
olarak elmayla armutu, üzümün çöpüyle sapını karıştırmakta doğru değildir.
İnsanların bu noktada daha zeki daha duyarlı daha öz eleştirel yaklaşımlarla
kendi dünyalarına bakması ve inançlarını sorgulaması gerekir. Eminimki huyu
ve ahlakı güzel Peygamberimiz Hz Muhammmet’te burada olsaydı bende böyle
düşünüyorum derdi. Onun evet diyen sesini kulaklarımda duyar gibiyim. Evet
Çetin bunları yaz diyen sözleri….. Bir hristiyanın dilinde de DOĞRU
doğrudur. Bir Yahudinin dilinde de DOĞRU doğrudur. Bir Budistin bahçesindeki
gülde kırmızıdır. Ve aynı gül bir Müslümanın bahçesinde de kırmızı açar.
Kırmızı bir gülü ne kadar boyarsan boya yine de özünde kırmızıdır. Doğru
daima doğrudur. Hangi kaba katarsan kat DOĞRU asla değişmez! Tabi gülümseten
bir ifadeyle felsefecilerimizin tartışması içinde gül her rengi alır ) birde
GÜL’ ü nükleer radyasyona maruz bırakmadıktan sonra renk aynıdır ) Bazende
küçük espiriler yapmak gerekir..ama ana fikir değişmez ! -----------------------------------------------------------------------------
Tarih:16.07.2006
17:09:53 Sevgili okurlarım
yukarıdaki yazımda Evrim teorisi konusunda bu teoriye karşı çıkanlar için bize
yakışmayacak ‘zeka özürlü’ yada ‘salak’ yada ‘kıt zekalı’ gibi sert ifadeler
kullanmamı lütfen maruz görün. Zira bu konuya dair bir çok zaman ve emek
vermiş İslam düşünürü yazar vardır. Tüm o arkadaşları dostları bu noktada
tenzih ederim. Elbette sonuç tartışma ve eleştiriler çok daha düzeyli
olmalıdır. Ama benim bu uç çıkışım biraz gençliğime verilmelidir. Yaşımız
otuz gerçi bu ünlü şair Cahit Sıtkıtarancının dediği gibi yolun yarısı eder
). Neyse benim burada ifade etmeye çalıştığım şey insanlar ne kadar dindar
olurlarsa olsunlar tam olarak bilemeyecekleri konularda kesin tavırlı
kabüllerden özenle sakınmalıdırlar. Ben niye böyle konuşuyorum. Zaman ve
mekanı aşan ruhsal hallerin içinde olan insanlardan biri olarak acizane
olarak kendi kısmı deneyimlerimizden evrimsel gelişim sürecinin doğru
olduğunu söylemek zorundayım. Bu yüzden yaratılış ve benzeri konularda
yapılan dini yorumların o dine zarar vermesini istemem Hz Muhammet bizim öte
alemlerdeki sevgili gönül dostlarımızdandır diyelim…O büyük zatın şefaatini
almaya niyet etmiş inanan samimi insanlarında bu karmaşa içinde DOĞRU yu
bulması zor! Ben ‘bay doğru’ da değilim. Ama bildiğimiz ölçüde bize verilen
ölçüde de insanları uyarmak benim görevim.Umarım şimdide bilim insanlarının
tenkitleri ile karşılaşmayız! Lakin evrenin oluşumu ve yaratılış gibi
konularda bilimsel bakış açıları ile dini bakış açıları arasında çok kesin
sınırlar çizmeyelim. Uzay ve zamanın sırrını bilmeyen insanlık için henüz bu
yönde kesin fikirler arzetmek her kesim açısından çok yanlıştır.Bu yüzden
farklı dünya görüşlerine olabildiğince açık olmak ve devamlı bilgiye açık
olmak gerekir. Bir dini yoruma sahip olabilirsiniz. Bu yönde bir inancınız
olabilir. Ama o yorum ve inancınızın daha üst açılımlarının olabileceğinide
her daimde bilmelisiniz. Evrende kat-i ve kesin bir duruş yoktur. Zamanın ve
uzayın bile göreli olduğu bir noktada da kesin fikirlerden bahsetmek ne
derecede doğru olur bilinmez! Dini bir kabül olsada yada bilimsel bir
kabül….! bunları şu izafi dünyada % 100 böyle diye şartlanmak yanlıştır.Aynı
şekilde dindar olmakla evrim teorisine karşı çıkmakta sanki aynı şeylermiş
gibi gösterilmemelidir. Ben dini bir görevli değilim heryerde bu sohbetleri
vaazlarıda verecek değilim. Ama tek diyeceğim gerek
dini boyutta gerekse bilimsel boyutta olsun her zaman için samimi Salih bir
anlayışın kabülü içinde olmak ama bu kabülde saplanıp kalmamak lazım. Anlayışlar
şuurlar ve bilimsel tetkikler –bulgular geliştikçe hem bilimsel dünya
görüşümüz hem de dini algılama boyumuz hep birlikte daha da gelişecektir.
Bunları birbiriyle çatıştırmak yada seninki yanlış, benimki doğru kutuplaşma
sına girmek son derece yanlıştır. Benim dindar çevrelere tavsiyem
inanmasanızda kabül etmesenizde Evrim teorisine yada Reankarnayon olayına
peşin hükümlerle bakılmaması gerektiğidir. Bunları yok saymak, saçmadır demek
yerine düşünülmesi araştırılması gereken fikri bir alan olarak görmek çok
daha hayırlı olur. Kabül edilmesi muhtemel olan incelenmesi gereken açık bir
alan! --------------------------------------------------------------------------
Tarih:10.07.2006
20:46:25 Sayın Derya Taşkıran
öncelikle Star tv de yada başka bir kanalda çıkmanız düşüncelerinizin doğru
olduğunu göstermez. Sizi saadettin Teksoy proğramında izlemiştim hatta ordaki
sözde uzaylılarca verilen tüm çizim ve projelerinizi bilgisayar destekli bir
sistemde büyütüp bunları ayrıntıları ile inceledik ve araştırma grubumuz
içinde tartışıp diğer sözde gereken parçaları tahmini olarak oluşturmaya
çalıştık. Yalnız kendi zihin gücümüzle yaşadığıdız geçmiş dönemlere konsantre
olduğumuzda yaşadıklarınızı gördüğümüzü söylemeliyim. Bir çok insan
söylediğiniz olaylara inanmasada sizin bu deneyimi yaşadığınızı biliyoruz.
Lakin sizinle görüşen o uzaylı grupla bizde birebir kontak kurduk ve böyle
bir iletişimi neden kurduklarını sorduk. Kendileri sizi, insanların duygu ve
düşünce yapılarını inceleyip bilgi almak amacıyla uzun süredir denek olarak
gemilerine alıp incelediklerini söylediler. Siz sadece bazı görüşmeleri
hatırlıyorsunuz. Ve sizin gibi bir çok insanı gemilerine ara ara alıp
beyinleri duygu yapıları üstünde araştırma yaptıklarını biliyoruz. Fakat
onların bu araştırması diğer uzaylı grupların oluşturduğu birleşmiş evrensel
yönetim konseyinin koyduğu yasalara uygun olmayan bir araştırma.Bu konuda
yetkili olup olmadıklarını sorduk. Kendileri bu araştırmayı kendini
kolonileri adına bağımsız olarak yaptıklarını söylediler. Açıkcası bu durum
beni rahatsız etti diyebilirim. Umarım yetki dışı bu araştırmalar o denekler
üstünde olumsuz etkiler bırakmaz! Sizin durumunuzda beni açıkcası
şüphelendirdi diyebilirim. Sizin zihninizi taradığımızda bize obsesif bir
etki olduğunu söylediler. Yani istemsiz bilinç dışı yönlendirmelerle size bir
çok şeyi yaptırabiliyorlar. Bu da hoş bir durum değil. Biz bir süre daha
zihinsel olarak karmaşıklık yaşama ihtimaliniz olduğunu görüyoruz. Bu
obsesyonik durum bir takım anlamsız şekiller ve çizimler olarak kendini dışa
vurabilir. Bu gıriler dediğimiz uzaylı gruplar bir çok kere sizi gemilerine
almışlar. Kendileri Orion takım yıldızından geldiklerini ifade ettiler. Neyse
biz çizimlerinizin doğru olup olmadığını sorduk. Bu bilgileri sayın Derya Taş
kırana sizmi verdiniz diye sorduk. Kendileri
bunların ''biz bahsettiğiniz arkadaşın üstünde psişik testler yaparken ona gönderdiğimiz
bilinç altı bir uyaranın onun beyninde yarattığı'' rastgele telkinlerden
kaynaklanmış bir takım anlamsız çizimler olduklarını söylediler. Zaten
bizimde çizimlerinize ilk baktığımızda bu çizimlerin belli bir mühendislik
mantığını içeren kodlanmış bir dizi çizgileri ifade edemeyecek kadar kopuk
bağlantılar içerdiğini gördük. Bu yüzden inançlarınıza saygı duymakla
birlikte bir bilim insanı olarak sahip olduğunuz bilgilerin tutarlı
olmadıklarını söylemek malesef üzücüde olsa bizim kendi görüşümüzdür. Yok
eğer durum söylediğiniz gibi değil diyorsanız bize konu hakkında daha
bilimsel yazılar ve anlatımlar gönderebilirseniz bunları tekrardan
değerlendirmek isteriz. Fakat şu aşamada ben
kesinlikle uzaylı olaylarını bu araştırmalara karıştırmak istemiyorum.. Yani
biz araştırmalarımızı dini olgulardan , cin olaylarından, yada uzaylı
hikayelerinden yada parapsikolojik, metafizik olaylardan uzak tutarak mümkün
olduğunca bilimsel ve her insanın anlayabileceği deneysel mantık ve akıl
boyutundan olaylara bakmak istiyorum! Tüm soru bir maddeyi nasıl ışık
hızından daha hızlı bir şekilde hareket ettirebiliriz? İşte tüm sorun bu! Ve
bu soruna maddesel önermelerden yola çıkıpta bir çözüm bulma arayışındayız.
Ama uzaylı hikayelerden çok uzaylı teknolojilerine her zaman için açık
olduğumuzuda söylemeliyim. Teknoloji önümüze gelirse inceleriz. Aksi durumda
boş nutuklar peşinde koşmayız. Bizim elimizdeki bilgiler de UFO lara ait
yüzlerce LOGO parçası niteliğinde! henüz bu parçaları tam olarak bir araya
getirebilmiş değiliz. Belki sizin elinizdeki farklı zaviyelerden alınmış
bilgi bu yap boz oyununda bizim işimize yarayabilir. ---------------------------------------------------------------------------------
Tarih:11.07.2006
18:26:32 Sevgili arkadaşlar
sayın Derya Taşkıran'a verdiğimiz yanıtta sanırım ifade edilmemesi gereken
kişiye özel kalacak noktalarda konu dışı açıklamalar bazı sözde ciddi düşünen
kesimlerce yanlış anlaşılmıştır. Öncelikle medyumatik irtibatlar ve uzaylı
bağlantıları mümkün olan durumlardır. Fakat bu konuları gereğinden fazla
abartmak ve söz konusu etmenin gereği yoktur. Eğer bu konulara girersek bilim
adamları hadi gelsinlerde inceleyelim derler, çok aykırı istekler karşısında
biz yalancı konumuna düşeriz daha sonra dini kesimden hocalar yeşil uzaylılar
varsa bizede gösterde onlarıda islama davet edelim diyeklerdir. Hristiyan
kliseleride kendilerini hristiyanlığa davet için bize müracaat
edeceklerdir.Turizm meraklılarıda kapımızı çalıp bizide gezegenlerine
götürsünler hadi ispatla diye ver yansın edecektirler. Yani her kesim kendine
göre yorumlar ve beklentiler içine girecektir.Oysaki onların durumu biz
insanların dar akli kalıpları içinde anlaşılacak bir şey değildir. Her
kafadan mutlaka bir çok soruya hedef olacağız. Herkes kendi mantığının aldığı
ölçüler içinde bir ispat bekleyecektir.Oysaki biz dünyada yer alan
uzaylılarla irtibat görevlileri değiliz. Kimseye bir şey iddia etmek ve
ispatlamak için burda değiliz. Mesele herkezin sandığı kadar düz mantıkla
anlaşılacak bir şey değildir. Mesela en basitinden deniyorki madem
uzaylılarla görüşüyorsunuz niye direkte bir antigravitasyonel makine
istemiyorsunuz? Yada doğrudan bir UFO isteyin deniyor..Herkes kendine göre
düşünmekte yargılara varmakta ve hediyeler istemekte özgürdür. Kimsenin düşüncelerine
gem vuramayız. Lakin tüm bu sorular havada kalan sorulardır. Tüm bunların neden ve
sebebleri elbette vardır.Bu iletişimler bu olaylar kimsenin sandığı kadar düz
ayak sıradan gelişi güzel iletişimler değildir. Karşı taraf bizim asker
arkadaşımızda değildir. Yada rüşvet vereceğimiz mahalle arkadaşımızda
değildir.Ya Alirıza abi diğer uzaylı arkadaşların görmeden şu UFO mühendislik
kitabını veriver diyecek bir durumumuz yok! Ama çok merak edenler için
diyebilirimki bize bir çok şey anlatıldı fakat doğrusu bu benim için bir
anlamsız onca şema ve çizimlerden başka bir şey değildi! Neyse sonuç
itibarıyla bizde yerine göre direkt UFO modelleri istedik ama vermediler.
Başka arkadaşlar bu tür girişimlerde bulunmak istediler ama devlet düzeyinde
konuyla ilgilenebilecek finansman sağlayabilecek konuyu ciddiye alabilecek
muhataplar bulunamadığı için ve bir çok akedemisyeni bir araya getirip böyle
bir çalışmaya yöneltebilecek merkezi bir çalışma alanı oluşturulamadığı için
malesef bu konuda uzaylılarla ciddi bir bilgi alış verişi içine girmek mümkün
olmadı. Heralde << eski bir UFO’ nuzu arka bahçemize bırakıp gidin
bizde elimizde tornavida ve sıradan ölçü aletleri ile bunu
inceleyeceğiz>> diyecek halimiz yok!! Bizim böyle bir istekte
bulunmamız bir çocuğun savaş oyunu oynamak için büyük abilerinden nükleer
başlıklı füzeler istemesine benzer. Böyle bir ciddi istek ancak devletler düzeyinde ülkeler düzeyinde büyük bilimsel konseptler ve araştırma merkezleri adına istenebilir. Fakat bu konuları burada kapatıyorum. Dediğimiz gibi gerekli gereksiz bir sürü SORULARLA dar zekaya sahip insanlara bura da bir takım şeyleri anlatmaya çalışmakla vakit geçirmek istemiyorum. Biz sonuç itibarıyla kendi aklımızla düşüncemizle sınırlı imkanlarımızla bahsi geçen teknolojiyi kağıt üstünde ve mümkünse PRATİKTE anlamak ve uygulamak istiyoruz. Bunun içinde bilimsel ve oldukça somut araştırma ve gayretler içindeyiz. Bu uzaylı irtibatlarını kişiselleştimeyelim dünyada bir çok buna benzer irtibatlar var!! Mesele pratik sonuçları olan bilgiler elde etmektir. Yani uzaylı varmış UFO varmış hikayeleri ile uğraşmıyorum. Ben inanıyorum- inanmıyorum yada ‘hadi banada ispatla’ oyunuyla da vakit geçirmek istemiyorum. Bizim derdimiz ışık hızını geçmek ve şu fizik bedenimizi bu hızın ötesindeki hız seviyelerinde hareket ettirebilmektir. Ve asıl sorun şu: Bu yüksek hız limitlerine nasıl çıkılabilir? Gerisi laf! UFO lar vardır yada yoktur demekte bu açıdan anlamsız. Yani ben küçük yeşil adamlardan daha çok onların olması muhtemel teknolojileri ile ilgileniyorum….! Uzaylıların var olması benim derdimi çözmez! Benim derdim o teknolojiye sahip olmaktır. Eğer bu sonsuz uzayda bizden başka hiçbir canlı yaşam olmadığını varsaysakta bu beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren tek şey IŞIK HIZINI AŞACAK BİR İTKİ TEKNOLOJİSİ GELİŞTİRMEK! VE TABİ ‘ZAMANDA YOLCULUK’ ! ---------------------------------------------------------------------------------- Tarih:09.09.2006 21:27:36 Sayın NAPCAN nikli arkadaş DNA ve yaşlanma konusundaki bilgilerin bilimsel makalelerden alınmış kısmen doğru olan bilgiler ama yaşalanma mekanizması henüz tam olarak bilimsel anlamda çözümlenebilmiş bir konu değildir.Bir takım gözlemler ve veriler mevcut ama bu konunun senin ifade ettiğin gibi düz mantık bir yaklaşımla çözülemeyeceği bir gerçektir.İşte insan bebektir yaşlanır ve yaşlanırkende karşılaşılan hücre içi oluşumlar protein zincir yapısındaki değişimler ve hücre içi serbest radikallerin artışı gibi bir çok durum görülür. Öncelikle temel varsayımınız bu sisteme dışardan bakarak birini engellediğimizde başka bir unsur bundan etkilenir mantığı var! Ama bu mantık yanlıştır. Tüm yaşlanma etkileri zincirleme meydana gelen olaylardır. Eğer DNA düzeyinde en baştan bir değişim meydana getirebilirsek ölümsüz nesiller yaratabiliriz. Bunun dışında ölümsüzlüğün bir çok yolları vardır. Bu daha sonradan da geliştirilecek ilaçlarla insana enjekte edilen kimyasalların etkisiyle sağlanabilecek hücre içi bir ölümsüzlük olabilir. Tabi gerçekten ölümsüzlük üstüne ve bunun yolları hakkında çok şey söyleyebilmek için biyolojik yapılar ve kimyasal moleküllerin davranışları hakkında net bilgiler elde edilmelidir. Senin söylediğin şekilde şöyle olursa böyle olur düz mantığı ile hareket edersek ölümsüzlük noktasındaki çalışmalara tümüyle saçma gözüyle bakmak gerekir ki bu da bilimsel çalışma etiğine aykırıdır. Yani bundan yüzlerce sene önce uçak şundan dolayı uçamaz diyenlerin sözleri bu konuda yeterli bir kanıt olsaydı kimse uçak yapmak için uğraşmazdı! Demekki bilimsel araştırmalara güvenmek gerekir .Evet ölümsüzlük mümkündür! Fakat bunun ben tek bir yolu olduğunu düşünmüyorum. Ölümsüzlüğün ve hücrede bu yönde bir değişimin DNA nın karmaşık yapısı tanındıkça insan biyolojisine ait kimyasal çorbanın tam bir haritası çıkarıldığında bu kompleks yapının yaşlanmadaki rolü net olarak anlaşıldığında bu kompleks yapıdaki yaşlanmaya neden olan kimyasal unsurların sadece doğrudan kesilerek değil tam tersi vucut içinde bunların yaşlanmaya neden olan dolaşımlarındaki tesirleri ve genetik düzeyde buna neden olan kodlarda değişikliğe gidilerek onun yerine onu daha zararsız hale getirecek ama aynı akıştaki tepkimel etkileşim içinde senin bahsettiğin o serbest radikaller yerine zararsız radikaller üretilmesi sağlanabilir. Ama dediğim gibi bu konuda bir çok yol bulunabilir.Yani bilim yaşlanmaya neden olan süreci inceleyip -komple bir sistemi inceleyip- buradaki yaşlanmaya neden olan bir unsuru değiştirip kapatıp engellediğinde diğer taraftan bir aksaklık yaratırız demek tam olarak doğru değildir.Öyle görünebilir ama sisteme müdahalenin bir çok yöntemi mevcuttur. DNA daki kodlar ve onun arkasındaki emir verici elektiriksel kuantumsal yasalar bile elektromanyetik bir alan içinde yeniden düzenlenip DNA ya farklı bir program yüklenebilir. Yani yazılım değiştirilebilir. Dediğim gibi bir şeyi yapmanın bir çok yolu vardır. Ama önce o sistemin iyice tanınması ve bilinmesi lazım.Yani mesela İstanbul trafiğinin akışını değiştirmeyi düşünmeden önce tüm istanbulun trafik akışının bir planının elimizde olması lazım.Çünkü planı tam olarak bilmeden trafiğe müdahale edecek olursak seninde dediğin gibi trafiği başka bir noktada tıkama riskimiz büyüktür! Yani bir yerden kapı açarken diğer yerdeki kapıyı kapama riskimiz büyüktür! Ama planı tam olarak bilebilirsek bunu sıfır riskle değiştirme şansımızda o kadar fazla olur. Yani bu su böyle akıyor bunun böyle akması Allahın hikmeti diye o şeyi öyle kabül etmek ve dışardan bir şey yapmadan seyretmek bilimsel düşünceye aykırı bir tavırdır. Denemek bakmak araştırmak ve doğaya müdahale etmek gerekir. İnsanoğlu Tanrıya ait tüm yeteneklerin küçük birer kopyası ile donatılmıştır.İnsan bir gün ölümsüz olmanın yolunu bulacaktır. O gün bir gün gelecektir. Senin olayı izah şeklin tam bir Arabistanlı, İranlı, Afganistanlı molla kafası! Yani nerdeyse DNA araştırmaları günah diceksin! Sevgili dostum için rahat etsin bilimin ölümsüzlüğü bulması demek, yada uzayda farklı gezegenlerde dini kitabı olmayan bizden üstün ve uygar medeniyetlerin bulunması, düşünen yapay zekaların yapılması, bilinçli makineler yapılması bizim inançlarımızı küçültmemesi yada yıkmaması lazım tam tersine inanç dünyamızın daha da genişlemesi daha hümanistik bir hale gelmesi lazım. Şimdi diyelimki uzaylılar dev uzay gemileri ile geldi ve dünyanın kenarında durdular. Ve küçük öncü uzay gemileri ile bir grup temsilciyi yeryüzüne gönderdiler. Bir süre CNN ve BBC kameraları önünde poz verip açıklamalar yaptılar diyelim. Tüm Müslüman alemi ve hristiyan alemi kendilerinden medeniyetçe üstün bu varlıklara baktıklarında bunların ne camiye gidip namaz kıldıklarını nede kliseye gidip dua ettiklerini görecekler. Sanki Sovyet rusyanın çok daha gelişmiş bir versiyonu gibi kominal yönetim biçimine sahip bir uzay ırkı görecekler karşılarında! Peki bu durumda insanlar kendilerini sorgulayacaklar. Adamlar cenneti uzay gemilerinin içinde yaratmışlar zaten! Lan bu adamlar ne Hz İSA yı nede Hz Muhammeti tanımıyorlar bilmiyorlar. Hani İspanyolların Amerika kıtasındaki yerlilerle ilk tanıştıkları misal! Uzaylılarda bizleri ilkel yerliler gibi görecekler! Bu durumda tepkimiz ne olurdu! Bence ya Allah diyip uzaylıları cinler geldi diye bir grup Müslüman taşlamaya kalkacaktır. Bir grup insan korkusundan yaa Allah diyip uzaylıların önünde secdeye kapanacaktır. Hristiyanlar onların geldiği günü şeytanın geldiği gün ilan edip bir grup hristiyan uzaylıların gemilerine saldıracaktırlar.Yani Biz filimlerde hep onların bize saldırdıklarını görüyoruz ama uzaylılar geldiğinde insanların onlara saldırdıklarını göreceğiz! Sihirli küremde bunları gördükçe insanoğlundan midem bulanıyor desem yeridir. Ben uzaylıların yerinde olsam tüm insanların şehirlerini bir gecede dümdüz ederdim. Bir tane bile canlı insan bırakmazdım dünyada! Ama onlar benim kadar acımasız değiller tabi! Uzaylılar geldiğinde insanoğlunun sorduğu bir çok büyük bilmecelerin yanıtları verilecektir. Onlar sizlere kendi uzay haritalarında üzerlerinde canlı yaşam olan başka medeniyetlerin bilgilerinide getireceklerdir. Sizlere kim olduğunuzu açıklayacaklardır. Onlar canlılığın gezegen yüzeylerinde nasıl evrimleşerek geliştiğinide sanal hologramik cihazlarında bilim adamlarımıza anlatacaklardır. ---------------------------------------------------------------------------------- Tarih:09.09.2006 22:00:31 Sevgili dostlarım Tanrı nedir? Peygamber gerçekten Tanrının elçisimidir? Bir cennet ve cehennem varmıdır? Yaratılışın kökeni Ademle Havva mıdır? Evrenin bir sonu varmıdır? Yada Evrenin zaman ve uzay içinde bir başlangıcı yada sonu varmıdır? Uzayda bizden başka canlı zeka sahibi varlıklar varmıdır? Başka boyutlar varmıdır? Evren ne kadar büyüktür? Biz gerçekte bu devasa karanlık boşlukta nerdeyiz? Uzay denen bu garip boşluk nedir? Bilinç ne anlama gelir? Bilincin farklı düzeyleri varmıdır? Farklı gerçeklik katları varmıdır? İnsan yaratılışının kökenleri nedir? İnsan evrimin sonu varmıdır? Varolmak gerçekten ne anlama gelir? Gelişen teknoloji bizi nerelere kadar götürebilir? Işıktan hızlı yolculuklar mümkün müdür? İnsanlar uzayda koloniler kurabilcekmi? Ölümsüzlük mümkünmüdür? İnsan uygarlığının sonu gelecekmi? İnsan bilinci elektronik olarak taklit edilebilecekmi? Gerçekten dini tabirle bir kıyametten bahsedilebilir mi? Gerçekten cennet ve cehennem denen bir dünya varmı? Ölümden sonra yaşam varmıdır? İnsanda bir ruh varmıdır? Peygamberlerin bize söylemedikleri bizden sakladıkları bir gerçek varmıydı? Zamanda yolculuk mümkünmüdür? Zaman yolcuları aramızdamı? ……. Ve daha bu sorular listesine bir sürü soru eklenebilir. Tüm bu sorulara bir gün yanıt verilebilecek mi? Yada aramızda bu soruların yanıtları ile gezen zamansızlar denen büyük bilgeler varmı? Eşya yada madde dediğimiz enerji dediğimiz bu şeyin esası nedir? -----------------------------------------------------------------------------
Dert: Dostum yazılarını
baştan sona okudum şımdi bi yorum yapmam gerekirse ki bunu söylemeden kendimi
iyi hissetmicem. Senın her türlü düşüncene saygı duyorum. Bana göre burda
yazdıkların tamamen saçmalık. Bozulma sakın sadece eleştiriyorum ama dediğim
gibi saygı duyuyorum görüşüne neyse her şeyi anlarım her düşüncene saygım var
ama bir tek kabüllenemediğim şey Mevlana hz. bu saçmalığa dahil etmen.
İnsanları kendi sapık görüşlerine inandırmak için başka dinlerin başka
inançların unlu, sevilen ve inanılan insanlarını bu mevzunun içine sokmanı
kabüllenemiyorum. Senden tek ricam lütfen bu yazıda Mevlana ile ilgili bölümleri
çıkarman! saygılar.. Tarih:01.08.2006
00:27:08 Sayın DERT nikli
arkadaş düşüncelerini eleştirel bir yaklaşım olarak saygıyla karşılıyorum.
Lakin çapı dar olan bir sahiplenme duygusu içinde evrensel manevi fikir ve
düşünce dünyasına sahip insanlığa mal olmuş bu büyük fikir insanlarını bu
şekilde sahiplenmek oldukça yanlıştır. Yada islam gibi büyük manevi değerler
sistemini terörizmle savunmaya çalışmak o değerlere karşı işlenen çok büyük
bir suç ve tam tersi oldukça tezat bir durumdur. Allah gökte bekleyen ve
müslümanları kendi adamı gibi gören bir kozmik bekçi değildir. Yada Hz
Muhammet den Budist bilgelere dek Mevlanaya kadar ....vb gibi tüm bu büyük
ruhsal önderlerde tüm insanlığa IŞIK olarak gelmişlerdir. İsteyen her ulus
her millet her insan sevgi temelinde insanlık birliği temelinde bu değerli
insanların işaret ettikleri evrensel birliği, bilgiyi ve sevgiyi bu zatların
manevi kişilikleri dahilinde örnek alabilir ve benzeri evrensel duyguların
ifadesi adına tarihten bugüne gelen manevi üstadları kendilerine önder olarak
görebilirler. Geçenlerde bir belgesel izlemiştim. Mevlanayla ilgili.
Belgeseli izlediğimde gözlerime inanamadım. Hele sözde mevlananın torunu
olacak onun ceddinden gelen insanında mevlana yorumunu dinlediğimde şaştım
kaldım dejenerasyonun ve çarpıtmanın bu kadırı da pes doğrusu dedim.
Hayatımda ‘O haaa yanii’ dediğim ender belgesellerden biriydi. Belgeselde sözde kendi
alanında uzman sözde mevlananın dünyaca bilinip tanınmasında danışılabilecek
İslam dini temsilcilerinden hocalarımızdan b azılarının ve konyadaki resmi
makamlarda yer alan konu hakkında uzman kişilerin sözlerine yer verilmiş. Ben
izledim şaştım kaldım! İnsan Mevlanayı bu kadarmı sığ anlatır bu kadarmı
Sünni mezhepsel bir yorum içine hapseder! Plak dönüp dolaşıp Müslümanlığa
Sünni şova İslami shovenizme dönüşüyor nerdeyse bir çeşit mikro milliyetçi
tarzında mikro bir Mevlana örneklemesi yapılıyordu.Ve birde ahadaa Mevlana
bu…! sizde gelin böyle olun ahada şu tespihi alın şu camide sıraya geçin
tipinde bir belgeseldi! Yani Mevlananın eserlerinin evrensel kişiliğinin tüm
dünyada tanındığı ve okunduğu bir zamanda tüm dinlerde yorumların çıkarıldığı
derslerin alındığı bir dünyada daha ne diyebilirimki! Ben daha bişey
demiyorum sadece bizim konyadaki adamlar mevzuyu aşmış demekten başka diyecek
bir şey yok!! Allah akıl fikir versin. Millet Mevlanayı okuyarak kuyudan
çıkar karanlıklardan çıkar bizimkiler daha da nasıl insanları daraltırız
nasıl mevlanayı abartıya kaçan bir bizdenciliğe büründürürüz diye elinden
geleni yapmışlar.Yine birde Yunus Emrenin sesli şiirlerinin olduğu bir CD
almıştım. Yine ordada benzer sığ görüntüler..Yani kamera ha bire kabenin
çevresinde dönüyor ha bire klasik cami manzaraları fokuslanıyor ..ha bire baş
örtülü kadınlar fokuslanmışş… Görüntülerde başka bir şey yok .. Yani yine
İslamı belli klasik shovenist denebilecek bir kalıbın içine sokmuş. Şimdi
bunları okuyanlar hemen ulen ahada din düşmanı şuna bak şerefsiz nası
konuşuyo dicekler bazıları ) Ama aslında biraz derin düşünürseniz Müslüman
alemi olarak kendimize gerçekten öz eleştiriler yaklaşımlar getirmemiz lazım.
Ya kardeşim madem
Mevlana belgeseli çekecen tüm dünyaya hitap edecek bir kamera ve görüntü
kültürünü önce bir genişlet! Çağır tüm dünyadan bilim adamlarını yada sen
ayaklarına git tüm dünyayı kez Amerikaya git - gez prof.larla konuş ..hatta
Mısıra git ordaki prof. ların görüşlerini al. Sıradan Amerikan ve Avrupa
halkının içine gir mevlanayı sor nası görüyosunuz de! Sonra ilahiyat
fakültesine gel bizimkilerin görüşlerini kıyasla! Bırak yorum CD yi izleyen
seyirciye kalsın sen yorum yapma! Sonra tamam Kutsal kabemizin
görüntülerinede yer ver Mevlana türbesine ve ordanda Himalaya dağlarına,
Arabistan çöllerine orta asyaya Budist manastırlarına da yer ver! Yani
Mevlanayı bir CD de anlatmak zaten mümkün değil ama hiç olmazsa tüm dünya
felsefelerinden dinlerinden bir renkli motif çiz! Tüm bu görüntüler biribiri
ardına gelsin.. Camilerimizin içsel evrensel desenlerinden Kliselerin
yükselen katetrallerine dek evrensel bir tablo oluştur..Tüm insanlık değerlerini
içine alan görsel bir tema oluştur..! Mevlanayı anlat..! ve ordaki rahiplerin
düşünsel felsefesinide Mevlanayla buluşan yanlarınıda al ve belgeselin içine
katarak o görüntüler eşliğindede görsel, bilimsel, dini, mistik, felsefi bir
belgesel bir sinema şöleni ortaya çıkar. Sürükleyici eşsiz bir baş yapıt
olsun. Her dinden her kültürden her ulustan insan izlesin! Yani orijinal bir
şey yap! Yani İslamı kapalı bir kutu gibi gösterme! Aç onu herkese..
göster..! herkes orda kendini bulsun! Haa illede istiyosan
gel yine Mevlanayı bu evrensel gönül adamının içinden çıktığı esinlendiği onu
evrensel insan olmaya iten evrensel insancıl İslam düşüncesini o noktada
anlatarak büyük bir bitiş finali yap! Valla böyle İslama bin kez daha hayrın
dokunur… Ama yokk adam alışmış softa İslam tablosuna..İşte belli kısır döngü
halindeki klasik görüntülere .. illede bön, kısır tarafçı bir yan olmalı
sanki.. sanki adam Mevlanayı futbol takımı tutuyor gibi anlatıyor..Bu takımım
adına da İslam diyor! Bu yanlış bir bakış açısı…..Bu bence İslamı rencide
eder incitir! Sözde konuşmacı olarak gelmiş profesörlerimize ne
demeli..Arkadaş ben lise mezunuyum .Argo ifadeyle; Lan kamerayı bana verseler
islamı gel anlat Mevlanayı sen anlat deseler…valla gülümseten bir espiriyle
ertesi gün tüm dünya akılında İSLAM nasıl bir dindir! Düşüncesiyle uyanırdı.
Madem bir şey yapacaksınız adam gibi yapın bi işe yarasın! Burada ben çok
derine inen İslami düşünce proplemlerinden birine hem de çok önemli bir
soruna eğildim. Burda ifade ettiğim ÖZ ELEŞTİREL YAKLAŞIM’ı İslam dünyası öz
eleştirel bir yaklaşım olarak ele alıp biz nerde hata yapıyoruz diyerekten
ifadelerimi anlamaya çalışırlarsa ve bunu gerçekten doğru şekilde analiz edip
anlarlarsa İslam dini farzı mahal 500 yıl sürecekse Onbin yıl daha ömrü uzar!
Bu ‘öz eleştirel tablodan’ bin kitaplık bir fikri derya çıkartabilir ve
eserler verebilirsiniz. Ben işin NOKTA sına değimdim. Siz çizgisini
getirin…! Bakın öz eleştiri
derken İslam dininin hemen hemen temeldeki örf anale ve geleneksel tutum ve tutumlarımızın
kendisi dünyadaki tüm geleneksel ve ahlaki bir çok değerden çok daha
üstündür. Ne kadarda evrensellik babı altında bir çok dinsel motifide ele
alsak ve bundan bahsetsemde İslamın yaşam kültürü boyutundaki yüksek ahlaki
değerler sistemi benimde savunduğum arzu ettiğim değerler sitemidir. Tüm
dünyayı gezin görün..Sonuçta İslam dininin içerdiği değerler en güzel
değerlerden biridir demeliyim. Ama işte malesef bu değerler bazılarının softa
ve tabucu ve zorlamacı yaklaşımları içinde hep yanlış anlaşılmıştır. Tarih
boyunca kişilerin ve bir takım grupların yansıttığı olumsuz tablolar maalesef
İslam dininin yüksek manevi değerler siteminin üstünü örtmüş ve zorbacı yobaz
bir tabloyu gözler önüne çıkarmıştır. Bir dinde şekiller
olabilir kalıplarda olabilir ama sadece islamı bu kalıp ve şablonlardan
ibaret bir din olarak görmek çok yanlış olur. Ben burada İslam dininide
savunuyor değilim.. Ben sadece doğruya doğru, eğriye eğri, yanlışa yanlış
diyen tarafsızlardanım. Biz hiçbir zaman için Üç Kuruşluk hesaplar kitaplar a
dına gördüğümüz doğrulara yanlış diyenlerden olmadık.. ve olmayızda! Ve
Allahtan başkasına da minnet etmeyiz. Bundan dolayıda susmak bizim için daha
hayırlıdır. Çünkü herkesin bir köşede kendi hesabını yaptığı bir dönemde bir
kuru ekmek yerim ama doğruya yanlış demem! Lakin ne kadarda yanlış olsa
hakaret ve rencide eder düzeylere varmamak kaydıyla her yanlışa karşı öz
eleştirel görüşümüzüde belirtiriz. Tabi gerektiği noktada..Gayemiz yermek
rencide etmek değildir ..Gayemiz, bir kelimede olsa ağzımızdan çıkan
insanlığın daha iyi noktalara doğru ilerlemesidir..Tüm dünya ulusları benim
kardeşlerim, annelerim, babalarımdır..tüm dünyanın çocukları benim
çocuklarımdır.. tüm dünya bir aile gibidir..Tüm insanlığın üzüntüsü benim
üzüntümdür. Tüm insanlığın sevinci benim ve bizlerin yani tüm Allah
dostlarının sevincidir. İşte bu yüzden
yeryüzünde toplam 9 köy varsa biz bu köylerden hiç birinde oturmuyoruz
diyebiliriz! Bizler yeryüzünde olmayan Allahın katındaki bir köyden buralara
kadar gelip eleştirimizi yapıyoruz diyelim. Ben ne kadarda bu sözleri
söylemekten el etek çeksem illede bir vesile beni açacak! Yani… Ben daha çok
bu konularda İslamın kendi içinde büyük profesörlerin ilahiyat mezunu
arkadaşların konuşmasını öz eleştiriler getirip yüksek düzeyli fikri
hareketlerin olmasını dilerim… Kendi kurallarımın dışına çıkıyorsam bu da Hz
Muhammet'e dolayısıyla onun nazarında onun ümmetine karşın olan sevgimin ve
onun yüksek manevi hatırasının bir zorlayıcılığı ile bu ifadeleri burda
sarfediyorum..Hz Muhammet tarihsel kişilikler içinde yüksek ahlakına
kişiliğine ruhaniyetine aşık olduğum özel insanlardan birisidir. Ben onu bir
peygamberden daha çok bir sevgili yani önce bir gönül dostu olarak görüyorum.
O evrensel bir bilgi elçisidir benim için. Bizim gibi ruhlar için
sonsuz zaman ve mekanın mesefeleri gönül bahçemiz içinde hiçbir anlam ifade
etmez. Hepimiz diride olsak ölüde aynı bahçede sonsuzluk deminde her daimde
‘hem –dem’ eder ..selamlaşır, sohbetlere dalar farklı zaman –mekan
bölmelerinde görevlerimize devam eder dururuz. Haller her ne kadarda türlü
türlü olsada! Bir odadan çıkar diğerine geçeriz. Bu dünya kozmik tiyatral bir
sahnedir. Hiçbir şey sanıldığı ve görüldüğü gibi değildir. Zamanlar ne
kadarda iç içe ve başka başka olsada bizim gibi gönül dostları için zamanın
ve meseafelerin hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Eğerki bu sonsuzluk sohbetleri
içine girersek bu sayfalarda bize yetmez. Sonuç itibarı ile konuyu
toparlayacak olursak benim mevzum ilgim bu
sosyolojik-psikolojik-toplumsal-kültürsel-dinsel mevzulardan daha çok Zaman
yolculuğuna dair teknik hususlardır. Bana eleştiri getirirkende bunun göz
önünde bulundurulmasını dilerim. --------------------------------------------------------------------------
Tarih:28.07.2006
00:55:33 Sevgili arkadaşlarım
dünya toplumlarını oluşturan büyük kitleler dünya dediğiniz bu küçük
gezegenin dışına çıkıp henüz dünyanıza dıştan bakmayı deneyimlemekten oldukça
uzak bir bir yüzyılda kapalı bir kutuda yaşar gibi yaşıyorlar! Eğer insanlar
uzaydan dünyanızı yada daha ötelerden sadece küçük bir ışık noktası gibi
görünen güneş sisteminizi yada çok daha ötelerden uzayın daha derinlerinden
devasa boyutlardaki samanyolu galaksisini izleyebilselerdi, büyük kitleler,
içinde yaşadıkları sistemleri bu perspektiflerden görme şansına sahip
olsalardı bu sanki bir insanın kendi bedeni dışına ruhsal olarak çıkıp kendi
fizik yapısını dışardan görmesi gibi çok tuhaf bir deneyim olurdu ve aynı
oranda bu deneyim çok garip hislere neden olurdu. Bu hisler neler mi? Daha çok
sevgi daha çok şefkat ve daha az bağnazlık! Daha çok hayal gücü ve devasa
boyutlarda alışılmadık bir tevazu! Bildiğimiz her şeyin çok daha başka
perspektiflerden bakıldığında çok daha farklı anlamlar kazanabileceği
gerçeği! Ve hepimizi birbirimize bağlayan çok daha gizemli bir gücün bizim
zekamızın ötelerine uzanan çok daha büyük bir zekanın varlığını daha çok
sezinlemeye başlardık.Ve aynı zamanda en küçükten daha küçükken en büyükten
daha büyük olan insan aklının ve gönlünün yüceliğini sezinleyebilirdik. İşte kozmik
seyahatimizden dünya denen o küçücük evimize ve fizik bedenimiz dediğimiz o
küçücük narin insan bedenine döndüğümüzde ‘‘hayal gücümüzün’’ uzak
yıldızların toz ve gaz bulutları arasından ışıktan daha hızlı bir şekilde bir
filmi geriye çevirir gibi dünyaya doğru gerisin geriye geldiğini ve evimiz
dediğimiz mavi küremizin giderek karşımızda büyüdüğünü görmek ve bir süre
sonra sarsıcı hava akımları arasından geçerek koyulaşan bir sis perdesi
içinden aşağılara doğru kayarak düşüp adeta yerçekimine kendimizi
bırakmışçasına beyaz bulutların içinden süzülüp geçerek doğruca minik
bedenimize doğru gerisin geriye tekrardan çekiliriz.Ve gözlerimizi
açtığımızda daha gözlerimizi kapamadan önceki en son hatırladığımız karşı
komşumuzun bahçesindeki ağacın dalından düşmekte olan yaprağın daha yeni
yolunu yarılamakta olduğunu gözlemlerdik. Sevgili dostlarım evren çok devasa
bir yer! Sizlerin tüm dinlerinizin ve sahip olduğunuz tüm kültürlerinizin
geçerlilik arzetmediği bambaşka mekanlar ve zamanlar ve boyutlar vardır. Yada
bambaşka dünyalar diyelim. Şimdi bunu düşünmek bilmek sizler için çok uzak
bir gerçeklik! Bu nasıl bir bilgi ve nasıl bir dünyadırki buradaki tüm
bilgimiz orlarda hiçbir mana arzetmesin! Bunu bu küçük bedenleriniz ve mavi
küreniz içinde sınırlı bilimsel anlayışınızla anlamak çok zor elbette! En
zoruda bizim bunları nerden bildiğimiz sorusuda bizi oldukça çıkmaza sokacak
sorulardan biridir. Anlatmakta zor tabi! Bunu anlatmaya çalışmak bizi içinde
bulunduğumuz toplumda çok zor durumlarda bırakır.Çok acımasız çok düşük
yersiz eleştirilere ve ithamlara maruz kalırız bunu biliyoruz! Ve bir çok
ifadelerimizi kendimize saklıyoruz. Bir çok soru soran
arkadaşımızın UFO lar konusunda tartıştıklarını görüyorum. UFO lar konusuna
bu kadar takılmanızı istemem.UFO lardan çok kendimizi elimizdeki bilimsel
bilgileri araştırmaya vermeliyiz ve vaktimizide bu yönde harcamalıyız. Boş
bir kafayla UFO lar varmı diye sormak anlamsızdır. Bir bilim insanı olarak
konuyu başka mecralara taşımakta anlamsızdır. Ne kadar bir çok deneyimden
halden geçsede insan hatta uzaylılarlada tanışmış olsanız bilim camiası
içinde kanıtsal gerçekleri gösteremeyeceğiniz konularda susmak ve insanlığın
arzu edilen uygarlık seviyesine gelmesi için insanlığı birazcık olsun
etkileyebilecek, yükseltebilecek ve bilimin gelişimine çok küçük bir itki
gücü olarak katılan görünmez bir basamak olmak ve bu büyük bilim havuzuna
katılan bir damla olmak bile hepimizin arzulayacağı şey olmalı! Belki ben dahil bir çok
araştırmacı düşünürün ve bilim insanının ismi tarih sayfalarında görünmeyecek
ve hiç birimiz isim olarak anılmayacağız. Bir çoğumuz sadece insanlık bilim
tarihi içinde bilimsel ilerlemeyi bir adım daha yükseltip öne götüren
görünmez sutunlardan başka bir şey olmayacağız! Lakin gerçek bir bilim insanı
bilimsel bilgi kadar insanlığa ait yüksek ahlak değerlerininde taşıyıcısı
olmalıdır! Bu zaviyeden dünyaya baktığımızda mesele ve nihai hedef insanlığın
evrende hatırı sayılır bir gelişmişlik düzeyine ulaşması yönünde bir enerji
ve efor sarfetmektir. Bu hepimizin görevidir. İnsanlığın yarınları için
çalışmak ve bir şeyler yapmak esas gaye olmalıdır! Bizden sonra gelecek
olanlara bir şeyler bırakmalıyız! Bu küçük bir kitap küçük bir iki söz yada
kendisi küçük ama taşıdığı değerler bakımından büyük eylemlerde olabilir.
Sözler kadar eylemlerde büyük bir dönüştürücü güce ve enerjiye sahiptir.
Bilincin engin gücü sözlerle yada eylemlerle dünyaya yansıtılabilir. Bir gün
bir İngiliz gazeteci Hindistanın bağımsızlığı için mücadele eden Gandi ye
sorar; << Efendim dünyaya bir mesajınız var mı? >> tabi Gandi çok
yorgundur … manalı gözlerle gazetecinin gözlerinin içine doğru bir süre bakar
ve tek bir yanıt verir. ‘‘Mesajım yaşamımdır!’’ Hepimizin amacı insanlık
ailesinin gelişmesi evrenler boyunca genişlemesi ve ilerlemesini sağlamaktır.
Eninde sonunda bu büyük boşlukta insanoğlu yalnız olmadığını keşfedip evren
denen bu sonsuzluğu onunla paylaşan diğer zeki uygarlıklarında mevcut
olduğunu fark edecektir.Ama o zamana dek bu gerçek bizim gibi evrensel
bilgiye ulaşabilen zihinlerde saklı kalmalı! Lakin bilim insanları olarak kitleler bazında dünya dışı yaşamın ‘bilimin bulguladığı fizik ve kimyasal şartların’ uygun olduğu yada bu şartlara yakın ortamlarda farklı şekillerde düzenlenmiş terkip edilmiş DNA konbinasyonlarına sahip farklı zeki yaşamlar olabileceğini bilmemiz lazım.Olasılıkların her zaman sonsuz olduğunu bilmekte yarar vardır. Bugün için maddi düzlemde bilimsel olarak kanıtlayamasakta fizik yasaları bakımından kimya yasaları bakımından yaşam kendine uygun sistemlerde kimyasal bir kompozisyon olarak kendiliğinden ortaya çıkabilir.Hatta sadece tüm dünya atmosferi içindeki yaşamın fizik ve kimyasal konbinasyon olasılıklarını bir bilgisayar kodları haline getirip yapay zekaya sahip bir bilgisayar içinde 0000 ve 11111 lerden kurulu kendine göre evrimleşip gelişen ve dünyayı bizim bilgisayar programının onlara gösterdiği gibi gören gerçekte bir elektron akımının |