Sevgili Okurlarım bazı forum sayfalarında ve ziyaretçi defterlerinde yazdığım bir takım yazılarımı ilginize sunmak istiyorum. Benim fikri dünyam  hakkımda daha net bilgiler edinebilmeniz açısından faydalı olacağını düşünüyorum.

Çetin BAL' dan farklı bir çok soruya yanıtlar.....

Tarih:17.06.2006 00:39:04

...Sevgili Ali Bilgehan çok komik bir arkadaşsın Türkiyedeki nükleer silah depolarını ne yapacaksınız? yoksa depo kontrol memurumu olmak istiyorsunuz Bugün bir devletin nükleer silah sahibi olması o kadarda büyük bir üstünlük değildir.Çünkü bu silahlar bir çok terörist gurubun elinde mevcut zaten. Burda isim vermek doğru olmaz! Lakin nükleer bombanın olması uluslar arası arenada GÜÇ ten çok baş ağrıtıcı stres yaratıcı bir GÜÇ şekline dönüşmüştür.Benim nükleer silahım var demek pek aklı başında bir ülkenin yapacağı izleyeceği bir politika değildir. Nükleer ve biyolojik ve kimyasal silahlar karşılıklı bir misillemeye neden olurki bunu kimse istemez! Bence nükleerden daha çok insan zihnine yönelik toplu halisinasyonlar yaratabilecek elektromanyetik yada kimyasal benzeri silahlara yönelmek bunlar üstünde çalışmak daha iyidir. Uluslararası güç dengeleri içinde daha da kullanılabilir zararsız ama düşmanı geçici olarak başka hayal dünyalarına sürükleyen ve etkisiz bırakan savaş yöntemleri tercih edilmelidir. En azından bu kullanılabilir yöntemlerle daha caydırıcı olmak mümkündür.

Bir savaşta doğrudan insanın zihnine fiziksel beynin nörolojik tabanlı elektrokimyasal yapısına yönelik geçici tesir ve etkiler meydana getiren silahlara yönelmek daha mantıklı ve politik bir seçim olur . Çünkü bir savaşta amaç her iki karşı taraf için en az zayiyatla savaşın sonucunu belirlemektir. Eğer doğrudan zihne etkide bulunan silahlar yapılabilirse zihnin bloke olduğu yerde felce uğradığı yerde ne atom bombasının düğmesine basabilecek bir el olabilir nede uçaklara emir verebilecek bir beyin!! Gelişen savaş teknolojisinin en son noktası doğrudan zihinlere yönelmiş silahlardır. Daha ötesi için ruhsal enerjinin laboratuvara girmesi lazım...Orası ise oldukça uzun bir hikaye! Lakin ilgilenenler için diyebilirimki evrende var olan bir çok zeki ırk için savaş farklı amaçlara giden yolda bir çok nedenden ötürü arzu edilen bir şeydir. Malesef çok zeki olmak çok uysal olmayı ve insancıl ( bunu en uygun dil kalıbıyla böyle açıklayabiliyorum) olmayı beraberinde getiren bir meziyet değildir. Eğer buna meziyet dersek! Bugün İslam toplumlarında Allah adına bazı dini inanç değerleri adına adam öldürmenin normal sayıldığı anlayış biçimleri gibi evrendede bu ve benzeri sapkın inanç ve anlayış modellerine sahip bir çok zeki ırk vardır. Yani yok etmeye evrendeki diğer zeki ırkları öldürüp sömürmeye zemin hazırlayacak bir çok sapkın düşünceye ve inanca sahip uygarlıklar malesef dünyada olduğu gibi uzak yıldız sistemlerinde de mevcuttur. Oysaki evrende uygarlıklar için gelişmişliğin ölçüsü o uygarlığın diğer uygarlıklar için ne derecede ŞEFKAT ve SEVGİ beslediğiyle doğru orantılıdır. ‘Bir karıncayı ezip geçmek büyüklük değildir. Büyüklük ve gerçek GÜÇ ona yaşaması için fırsatlar sunmak kendi doğası içinde gelişip evreni anlamasına yardımcı olmaktır. Bu davranış daha büyük güçlerin bizlere olan bakış açısını etkileyebilecek evrensel karmik bir mekanizmayı harekete geçirir. Ve başkaları için biçtiğimiz değeri çok daha büyük kozmik bir etki tepki mekanizması içinde aslında kendimiz için biçmiş olduğumuz bir değere karşılık geldiğini anlayabiliriz. Ama karmaşık kaosun ardındaki devasa düzeni ve ahengi sezip algılayabilecek pek az uygarlık vardır. ZEKA sadece teknoloji geliştirmek demek değildir. Zeka AHLAK, ANLAYIŞ VE ŞEFKAT, SABIR …. çok uzun bir listeyi içeren ERDEM gibi bir çok mayayı bir arada içeren çok özel ve çok boyutlu bir GÜÇ tür! Bunun aksi Tek başına kuru bir ZEKA dır. Hakiki GÜÇ ten yoksun manasız bir şeydir. Böyle bir zeka Kördür! Önünü göremez! Ardını göremediği gibi! Büyük bir ZEKA bu sonsuz evrende küçük bir karıncaya bile ‘üstüne basmadan önce’ yaşaması için ona bir neden verebilen bir zekadır. Çünkü büyük zekalar o önemsiz gibi görünen parçanın ne denli büyük bir parca olduğunu sezebilen zekalardır. Dünyanızda bu zeka boyutuna sahip olabilen pek az varlık vardır. Hz İsa ve Hz Muhammet gibi büyük evrensel bilgi elçilerinin böyle bir yüksek ahlak ve zekaya sahip olduğunu söyleyebilirim. Ama bu büyük ruhların takipçileri adına bugün bunu söylemek çok zor!

--------------------------------------------------------------------------------------------

Tarih:23.02.2006 17:50:45

Sevgili okurlar bazı arkadaşlar uzayda ışığı yada her türlü devimsel durumu taşıyan esir adı verilen elastiki bir madde olduğunu varsayıyorlar. Oysaki gerçekte evrende ışığın içinden hareket ettiği bir esir maddesi mevcut değildir. Uzayın kendisi elektromanyetik bir havuzdur. Ve elektromanyetizma daha da temel alanlara indirgenemez bir güç alanıdır. Boş uzay vakumu diye bir şey yoktur. Uzaysal geometrinin kendisi ve boş uzay dediğimiz şey elektromanyetik bir kafestir. Bu kafesteki yatay dalgalanmalar ışık ışınları olarak algılanırken boyutsal katlara doğru dikey bir doğrultuda dalgalanmasınada biz gravitasyon dalgaları ismini veriyoruz. Şimdi ben burda ne yaptım? Burda size kuantum kütleçekimli bir kuramsal denklemler takımı içinde görünecek ve gelecek bilimin kitapları içinde yer alacak bir ifadeden bahsettim. Bunu herkes iyi düşümelidir.

Tarih:02.2006 17:33:04

Sevgili Asimetrik baryon ve benzeri düşünceleri savunan arkadaşların düşüncelerine saygı duyuyorum. Herkes düşüncelerini ifade etmekte özgürdür. Ama bu bazen kitleleri yanlış yola da sürükleyebilir. Şimdi zamanda yolculuk mümkündür ve bunun cinlerle, şeytanlarla, ve dini bir takım olaylarla ilgisi yoktur. Din ayrı bir boyuttur. Ve derinliği olan bir boyuttur. Ama bilimsel hallere dair dini mevzular bir ölçü olamaz. Yani bilimsel araştırmalara dini bir takım yorumları karıştırmak kanımca yanlış olur. Evreni ve onun bize sunduğu imkanları araştırırken peygamberimizin söylediği gibi aklımızı kullanmalı ve gözlemsel analiz ve verilerden yola çıkarak bir takım sonuçlara varmalıyız. Dini, her önüne gelenin aklı estiği gibi yorumlayıp bilim dışı neticeler çıkarması ve bilimsel bir konuya şeytanları cinleri karıştırmak bir orta çağ düşüncesidir. Din içinde insanlığa ışık tutacak bir çok gerçek vardır ama bunları şimdilik ele alacak ve inceleyecek alan- bilim dalı ilahiyat bilimidir. Zamanda yolculuk tamamen fizik ve pozitif bilimlerin dahilinde olan bir alandır. Bence tartışmalarında bu düzeyde olması hepimiz açısından daha faydalı ve mantıklı olacaktır. Dini bu şekilde kullanmaya kalkarsak kendimizi amerikanın ve diğer avrupa ülkelerinin maskarası durumuna düşürmüş oluruz. Bu açıdan islam alemi ve Türk dünyası olarak insanlık camiası içinde daha büyük anlayış ufuklarına ulaşmak için onlardan daha pozitif daha akılcı, daha mantıklı ve daha tutarlı düşünmeye çalışmalıyız. Hepimiz matematiğin ve pozitif bilimlerin bize sunduğu bilimsel dünya görüşü üstünden hareket ederek daha anlamlı sonuçlar elde edebiliriz.

--------------------------------------------------------------------------------         

Tarih:20.02.2006 19:12:13

Sevgili Hüseyin Cengiz evren sonsuz bir yer ve Allahın ilmide sonsuzdur. İnsanlığın bildikleri bilmediklerinin yanında bir hiçtir. Eğer yaşayıp bildiklerimizin ötesinde duyduklarımızı ve daha ileri boyutlarda bize kadar ulaşan söylenti ve vehimlerden bahsediyor olsaydık söylediklerimiz yeryüzü insanları için renksiz kavramsız anlamsız su şakırtısından başka bir şeye benzemezdi. Ama anlayan elbet anlardı. Bizler konuşurken anlatırken boyumuzdan daha büyük minderlerde oturup bizi aşan kelimeler sarfetmiyoruz. Bildiğimiz gördüğümüz neyse o demden öte konuşmayız. Her insana maalesef özel olarak bir inandırıcılık reçetesi yazmaya kalksaydık biz anlatacak olduklarımızı bile burda anlatamazdık. İnsanlar sözlerimizi yargılamamalı! Sadece düşünmeli ve değerlendirmelidirler. Anlayan anladığı kadarıyla yetinmeli ama anlamadığına da etiketler vurup dışlamamalıdır. Her bilginin bir alanı kavrayanı mutlaka çıkacaktır. 

---------------------------------------------------------------------------------------

Tarih:02.03.2006 17:33:41

Deniz hanım oldukça ilginç bir insansınız.. düşüncelerinize katılmamakla birlikte saygı duyduğumu ifade etmeliyim. İnsanlar düşüncelerini ifade etmede özgürdürler..Fakat genelde beni yada bir başkasını olumsuzlamak yerine sizde zamanda yolculuk karşıtı bir kampanya içeren başka bir site kurun orda içinizi dökün..ben genelde bu sitede zaman yolculuğunun olabilirliğini düşünen arkadaşların en azından birbirlerine küçükte olsa bir fikir verebilmelerini ve olumlu yönde yapıcı yönde birbirlerini eleştirmelerini arzu ederim. Tüm okurlarıma birbirlerini tenkitten çok paylaşımcı olmalarını tavsiye ediyorum. Gelelim soruna; İnsanımsı demek evrimsel düzeyin bir sonraki adımını ifade eder. Onlar da yine insan! fakat biz insan deyince bugünkü algılayışımız ölçülerinde konuşuyoruz. Mesela buz buzdur ama su olduğunda ona nasıl buz diyemezsek yada su, buhar olduğunda buhara nasıl su diyemezsek insanın evrimsel aşamasında geldiği üst noktalardaki varoluş formlarını tanımlamak için gördüğüm formları insan olarak ifade etmem doğru olmayacaktı. Bir kelebek koza halinde nasıl tırtılsa insanlarda bugün öyle tırtıllar gibiler. Ve bilinmelidir ki insan her geçen gün ruhen fiziken ve bedenen evrimleşmektedir. Robotlara gelince evet yapay zekalar ve düşünen robotlar yapılacak ama bu çok uzun bir hikaye..Ruh bir elektronik bedensel kalıplara bağlanabilir. Ama sadece elektronik olarak bilinci taşıyan ruhsuz diyebileceğin bilinçli varlıklarda yapılabilecektir. Öyle ya da böyle en derin düzeyde bilincin ve ruhsallığın kaynağı maddenin içindeki enerjiye hükmeden evrensel bir bilinçtir. Buna dini tabirle Tanrı yada Allah' ta denir.Tüm varoluş onun bilincinin bir yansımasıdır. Tüm sonsuz geçmiş ve gelecek onun hafızası içinde titreşir durur. Zaman yolculuğunun ispatlanması Allahın hafızası içindeki zaman ve mekanın sonsuz arenasındaki hologramik tekliğinin ve birliğinin bir başka açıdan ispatlanmasıdır.Zamanda yolculuk bilimsel bir mevzudur..bu konuda dini bilgileri irdeleyip metafizik yapmak istemem. Bu tamamen bilimsel ve teknik bir konudur.  

---------------------------------------------------------------------------------------------             

Tarih:24.02.2006 17:14:51

Sevgili asimetrikbaryon denklemler aslında senin bildiğin gibi değil! Aslında einstein ölmeden hemen önce Birleşik Alan Kuramı'nın tümüyle tüm evrene uyarlanan denklemlerini tamamlamıştı. Yani bir birleşik alanlar kuramına ait tam bir denklem var!! Fakat Einstein'ın çözümde takip ettiği yol bir çok sonsuz denebilecek farklı türde evren modelleri de sunduğundan ve sonsuzluklar içerdiğinden bilim dünyası tarafından henüz net bir yere oturtulamamış ve tam olarak anlaşılmaktan uzak bir şekilde raflarda durmaktadır. İfadeleriniz çok basit ve çocuksu kalmaktadır. Denklemler herşey demek değildir. Her yeri denklemle doldurmak mesele değil. Bu bir büyüklükte değil. Asıl mevzu gerçekten denklemlerden öte bunların pratik yaşamda hangi sonuçları doğurabileceği gerçeğidir. Zamanda yolculuk zaten ilke bazında ve matematiksel bazda Alman matematikçi Kurt Gödel ve yine fizikçi Frank Tipler tarafından ve yine California teknoloji üniversitesinden fizikçi Kip Thorne tarafından zaten ispatlanmıştır. Ama bunlar teknolojik olarak mühendislik olarak şu anda pratikte yapılması olası sistemler değildirler. Günümüzde sizlerin bilmediği bir çok bilim adamı tarafından zaten bir çok denklem çözümü sunuluyor. Ama henüz insanlar bunları yorumlayamıyor. Sanırım insanlık olarak biraz daha bu çözümleri anlama yolunda ve uygulama yolunda sabırla gayretle ilerlemeliyiz. Ben size gelecekten bir sürü denklem alıp önünüze koysam takoz misali bakarsınız!! Yani kimse bir şey anlamaz. Önce şuur ve bilinç ve tahayyül düzeyinde kendinizi geliştirmeniz lazım. Birde felsefe ve kavram ve dil zenginliğide bilimsel formüllerden ayrılamaz. Yani felsefi kafası olmayan insan fizik bilimi içinde adeta bir kör gibidir.Yorum ve tasarım gücü olmasaydı genel göreceliğin ilginç bulgularına ulaşılamazdı. Hatta bilim tarihi içinde dikkat çekici bir şeyde Einstein'ın bir fizikçi olması kadar bir felsefeci tarafınında olduğu gerçeğidir.Genelde dini terminoloji içinde düşünmeye alışmış bizim Türk gençliği pek bu ''felsefe''yle anlaşamıyor.Oysaki medeni milletler için felsefe çok önemli bir değer dünyasıdır.Felsefe ve bilim birbirini tamamlar.  

-------------------------------------------------------------------------------------------- 

Tarih:16.04.2006 22:25:52

Sayın Coşkun Cengiz sanırım genç bir arkadaşsın. Takyonlarla çalışan bir zaman aracı yapılabilirmi demek istiyorsunuz sanırım ...Bahsettiğiniz sorunun yanıtına EVET takyonlarla çalışan bir araç yapılabilir diyebilirim. Ama aslında bugünün bilim adamları için ‘kavramlar’ henüz çok yetersizdir. Bu konuları anlatmak biraz zor! Zaman içinde gelişen teknik buluşlar ve onlara verilecek olan yeni kavramlar - ve onlar hakkındaki yeni anlayışlar elde edilmeden bugünden bunu dünya insanlarına anlatmak eski mısır tanrıcası kleopatra’ya radyonun içindeki transistörlerden bahsetmeye benziyor bu! Ama anlaşılır dille şöyle diyelim takyon denen şey bizim bilmediğimiz çok ötede bir enerji türü değil aslında. Takyonik enerji aslında bildiğimiz ışık enerjisinin çok daha öte frekans boyları içinde yerini alan farklı titreşim skalasındaki fotonik bir enerjiden başka bir şey değildir. Bu anlamda tanımlarsak takyonlar dediğimiz daha üst boyutlara ait bu enerjiyi hayal edebiliriz. Ve kullanmayı gündeme getirebiliriz. Takyonlar aslında doğrudan kullanacağımız bir enerji değildir.Yani üst boyut bandına ait enerjilerle bizim makinemizi çalıştırmamız derin mühendislik hesapları içinde mantığı olmayan bir düşüncedir. Biz eğer üst uzaya çıkacak bir uzay gemisi yapacaksak bu uzay gemisini hareket ettirmek için kullanacağımız enerji yine kendi boyutumuza ait maddelerden ve enerjilerden elde edeceğimiz bir enerji türü olmalıdır. Yani kendi madde boyutumuzu ve maddeye bağlı zaman boyutumuzu aşmanın sırrı yine bizim boyutumuzu oluşturan enerjilerin henüz insanların düşleyemediği şekilde bir kullanma şeklini keşfederek bir kuantum sıçraması elde etmekle mümkündür. Sonuç itibariyle kendi madde boyutumuzu aşmak için yine kendi maddemizin içsel kuantumsal özelliklerinden faydalanacağız. Umarım bu anlatımım yeterli olmuştur. Takyonları doğrudan kullanmak yerine bizi oluşturan enerjiyi takyonlara çevirmeyi düşlemiş olmamız gerekir. Bu da sana küçük bir sır olsun.. Bu söylediğimi anlamaya çalış! Bu ifadelerin içinde senin zihin frekanslarına uygun bir bilgi saklı onu anlamaya çalış! Bu arada ben gündüzleri MSN kullanmıyorum. Çalıştığım şirkette iş disiplini gereği ve güvenlik gereği MSN türü internet bağlantı araçlarını kullanmıyoruz! Genelde ben akşamları 6 dan sonra bazen MSN ye giriyorum. Tüm site takipçilerine saygılarımla...

--------------------------------------------------------------------------------------------  

Tarih:03.06.2006 18:44:07

Çıkartılan notlar....

--------------------------------------------------------------------------------------------  

Tarih:13.06.2006 18:29:13

Sayın ABDİ isimli bir arkadaş aşağıdaki notu  ziyaretçi defterinden bana iletmiş...

"Yaşadığımız çağ kalblerin esir, nefislerin ise vezir edildiği bir dönem olsa bile; şu zamanda köpekler serbest bırakılıp taşlar bağlanmış olsa bile; akıllı uslu durmanın çılgınlık, 'çılgınlar gibi eğlenme'nin ise akıl kârı bilindiği bir dönemde yaşanıyor olsa bile; ahir zaman genci hakikati gene de bulabilir. Ahir zamanın şartlarını en yoğun biçimde yaşıyor olan; nefislerin en ziyade serbest olduğu ve istediğini yapabilecek maddî imkânlara en ziyade kavuştuğu Batıda şu halde bile milyonlarca gencin İslâm'ı seçmiş olması, sayıca daha da fazlasının ise gerçeği bulmak için yollara düşmesi, bize bu gerçeği haykırıyor. 'Dindar' olmanın maddî-manevî mahrumiyet ve horlanma sebebi olabildiği şu ülkede dahi, böylesi binlerce, yüzbinlerce, belki milyonlarca genç aramızda dolaşıyor. Bu ülkede, üzerine kapı kilitlense, kendisine deli muamelesi yapılsa dahi namazından vazgeçmeyen; ulaşabildiği ve ancak gizlice okuyabildiği kitaplar saklandığı yerlerden bulunup yakılsa dahi iman yolunda yolculuğunu sürdürebilen genç erkekler; üniversite kapısında binbir mihnetle yüzyüze kalabileceğini bildiği ve ailesinde tek bir mesture olmadığı halde Rabbinin rızasını gözeterek örtünebilen genç kızlar bulunuyor."www.karakalem.net'ten 

Çetin BAL:

Sevgili Abdi söylediklerine genel olarak katılmakla birlikte  şahsınızda diğer arkadaşlara şunu söylemeliyim;  lütfen bu ziyaretçi defterinde dini siyasi yada politik görüş bildirme hususunda biraz daha duyarlı olalım..Genelde dini konularda demeç ve açıklamaların verildiği bir çok site mevcut ve bir çok tartışma platformu var. Ayrıca sandığınız kadarda yalnız değilsiniz İran, Arabistan ve benzeri bir çok ülkede şeriat rejimi mevcut..Espirik bir ifadeyle ben fırsatını bulsam Londra'ya- Parise yada Newyork'ta bir yerde hayatıma yön vermek isterdim lakin batı ülkeleride baya karıştı..Artık eski güvenilir batı yok!! Batı kendi değerlerini 3 kuruşa arabistan petrollerine sattı!! Dünya küçüldükçe farklı düşünenler için alan daralmakta!! Sanırım bir uzay gemisi yapıp ya başka bir gezegene kaçacağım ki bu bir başka zaman dilimi de olabilir. Ki gülümseten bir ifadeyle bende artık nereye gideceğimi şaşırdım diyebilirim. Doğrusu bende artık dünyada bir şeylerin değişmesi gerektiği kanaatindeyin son bir alternatif varki oda madem bir yere gidemiyoruz öyleyse hayallerimizde ve içimizde uzanan şehirleri ve yüksek inanç değerlerini yeryüzünde kurmanın bir yolunu bulmaya çalışmak gerekir diyorum ..Lakin şu varki senin bahsettiğin islami rejimi afganistanda gördük arabistanda gördük İranda da bu rejimin sonuçlarını görüyoruz..Demekki ortada yanlış anlaşılan bir şeyler var. Ve ben biliyorumki ki (büyük konuştuğumu sanmıyorum) bir bilen olarak yeryüzünde şu anda cenneti yaratabilecek hiç bir dini felsefi ve ideolojik ne bir yazıt nede bir düşünce tohumu vardır. Tohum bir yerlerde ama bu dünyada olmadığı kesin...! En azından onu biliyorum. Senin anlayabileceğin modda şöyle diyebilirim. Allahın peygamberleri her demde dünyaya geldiler. Neden geldiler...! Planda bir çok peygamberin yeryüzüne gelmesi yoktu!

Ama Tanrı planı defalarca defelarca değiştirdi! İnsanlara her din manevi bir düşünce dünyası olarak insanlığa sunulur ve her din allahın ilim ve mana deryasından alınıp insanlığa sunulan bir bardak su gibidir. Allahın şuuruyla ahlakıyla ilmiyle ve nuruyla dolu bir bardak SU!! O bir ilim deryası o bir ahlak bir hoş görü bir sevgi ve aşk ve adalet deryasıdır. İnsanlık her defasında kendine sunulan bu suyu temiz tutarak içmek özümsemek ve kanaat etmek yerine geçen zaman içinde elden ele nesilden nesile geçen bu bir bardak SU artık bulanık bir zift haline gelmiştir. Artık içilmez bir su haline gelmiştir içenide terör vahşet ve insanlık dışı her türlü yola yönlendirebilecek bir çok manevi hastalığa sebebiyet vererek anormal düşünen maneviyatını yitirmiş kitlelerin doğmasına sebebiyet vermektedir. Şimdi artık insanlık kendisiyle bu büyük sınavda başbaşadır. Artık o SU size bir bardakla verilmeyecektir artık şehirlerinizin tepesinden aşağıya dökülüp bu sefer allahın küçük bir plan değişikliği olarak sizlere sunulacaktır. Bir musibet bin nasihatten iyiymiş derler. Belkide doğrudur. Evet bu yine allahın görevlileri tarafından yapılacaktır. Artık sözlerin vicdanlarda yankılanmaktan çok yaldızlı kağıtlar üstünde unutulmuş hoş desenler olduğu bir dönemdeyiz. Diğer yandan insanlığı kurtuluşa götüreceğini söyleyen ve elinde bir bardak sözde temiz suyla ortaya çıkan o kadar çok sahtekar insan varki toplumun geri kalanıda artık neye ve kime inanacağınıda şaşırmış durumdadır. Arayış içinde olan herkes gördüğü ulaşabildiği ilk bardağa uzanıp susuzluğunu gidermek adına düşünmeden onu içiyor. Lakin tüm bu suları sunan o insanların kendi egolarından doğan maddi ve manevi çıkarlar zehiri o sulara karışmıştır. İnsanlar bunu bilmeden içiyorlar. Ve sonuç malüm!! Örnekmi? Mesela başörtüsünün dini bir sembol ve gereklilik olarak algılatılmaya çalışılması gibi.Vb. gibi. Dinde ritüele şekle önem verip ahlak boyutunu hiçe saymak gibi.

 

Cennetin anahtarı içteki ahlak ve erdemdedir. Namaz onun peşinden zaten gelir. Ahlak bir okyanus değerliliğindeyse kıldığınız namaz ve gittiğiniz hac yada okuduğunuz dualar tüm o ayetler bu okyanustan iki damladır. Çok derine burda inmek pek mümkün değil lakin kurtuluşa giden bir yol varki o da batıda bile tam olarak yeterince hazmedilmemiş ve anlaşılmamış rönesans hareketlerinin benzeri uluslararası ortak bir harekete ve anlaşma zeminine ihtiyaç olduğu gerçeğidir. Küreselleşen ve küçülen bu dünyada artık tüm farklı dinler ve toplumsal kültürler bir aile içinde fertlerin farklı durumları gibi bir noktaya gelmiştir. Öyleyse hepimiz bu sonsuz uzay boşluğundaki uzak yıldız aileleri içinde küçük bir aile olarak birbirini seven destekleyen birbirine yardımcı olan ve birbirinin iyiliğini isteyen her konuda eşit paylaşıma sahip bir yıldız ailesi olmalıyız. Yıldızlar arası uzayda Dünya aslında sadece bir kaç odası olan küçük kırmızı panjurlu minik bir evdir! Nihayetinde mavi gökyüzü bu evin perdeleridir. Güneşinizi ise bu evi ısıtan odunla olmasada küçük nükleer patlamalarla bu işi yapan bir şömine gibi ocak gibi düşünebilirsiniz bunu. Lakin diğer yıldız ailelerinin evinizin kapısını çalması için daha vakit vardır. Aslında bana kalırsa insanoğlu zor akıllanır! Ben olsam galaktik federasyon içinde dünya insanlarının zincire vurulup evrenin en uç noktasında en kötü taş ocaklarında köle olarak kullanılması taraftarıyım. Dünya insanı dünyayı bu hale getirmek için baya zeka kullanmış olmalı! Aslında dünyanın gelişimine şöyle bir bakıyorumda bunca zamandır insan ırkı uzayın boşluğunda dolanıp duran bu taştan küre üstünde tembel tembel oturmuş diyebilirim. Gerçi tembel demekte biraz zor çünkü her devirde birbirleri ile savaşıp birbirlerini öldürmek için yarışmışlar. Bu enerjilerini bilime ve sanata harcasalardı dünya bugün çok farklı olurdu. .. İnsanlık bu yarattığı kaotik sömürgecil çıkarcı bencil yaşamından daha meleksi daha uygar bir yaşama yükselirse bende tüm evrenin en başındaki galaktik yöneticisi olurum diyebilirim. Bu gülümseten espiriylede yazıma burda son vermek istiyorum. ..Biraz aşırıya kaçmışsam bunu lütfen soğuk algınlığıma verin ..şu aralar biraz hasta olduğumu söylemeliyim.  Belki hala bir şans vardır insanlık için! Not: bulan bana haber versin..Gerçi galaksinin diğer tarafında bu şansı kaybeden olduğunu hiç söyleyen olmadı ama..! 

--------------------------------------------------------------------------------------------  

Tarih:20.02.2006 19:12:13

Sevgili Hüseyin Cengiz evren sonsuz bir yer ve allahın ilmide sonsuzdur. İnsanlığın bildikleri bilmediklerinin yanında bir hiçtir. Eğer yaşayıp bildiklerimizin ötesinde duyduklarımızı ve daha ileri boyutlarda bize kadar ulaşan söylenti ve vehimlerden bahsediyor olsaydık söylediklerimiz yeryüzü insanları için renksiz kavramsız anlamsız su şakırtısından başka bir şeye benzemezdi. Ama anlayan elbet anlardı. Bizler konuşurken anlatırken boyumuzdan daha büyük minderlerde oturup bizi aşan kelimeler sarfetmiyoruz. Bildiğimiz gördüğümüz neyse o demden öte konuşmayız. Her insana malesef özel olarak bir inandırıcılık recetesi yazmaya kalksaydık biz anlatacak olduklarımızı bile burda anlatamazdık. İnsanlar sözlerimizi yargılamamalı sadece düşünmeli ve değerlendirmelidirler.Anlayan anladığı kadarıyla yetinmeli ama anlamadığınada etiketler vurup dışlamamalıdır.Her bilginin bir alanı kavrayanı mutlaka çıkacaktır. 

-------------------------------------------------------------------------------------------- 

Tarih:25.02.2006 00:16:41

Sayın Deniz hanım öncelikle lütfedip yazılarımı okuduğunuz için teşekürler.Lakin neyi nasıl anladığınız yada neyi nasıl okuyup ondan ne anladığınız size özel bir durum. Şimdi kendi anladığınız kadarıyla beni tenkit etmeniz oldukça ilginç. Benim bir prensibim vardır..Öncelikle dini konularda mümkün olduğunca karşılıklı tartışmaya girmem. Siyasi, milli, politik, ideolojik tartışmalara girmem. Ülkemizde her kesimden farklı fraksiyonlarda düşünen insanlar oldukları için ifadelerime oldukça özen gösterip daha çok genel hitap boyutunda konuşurum. Dini -inançsal konuları fazla irdelememem inançlı olmadığımı göstermediği gibi öz eleştirel yaklaşımlara girmemde o düşünceyi dışladığım anlamına gelmez.Ülkemizde malesef tartışma; kavga gibi yada saflaşma- kaplaşma bir taraf tutma şeklinde algılanıyor.

Kimse tarafsız aydınlatıcı herkesin bir şeyler paylaştığı herkesin birbirini anlamaya çalıştığı doyurucu anlamlı sohbet etmeyi bilmiyor. Bizde iletişim kültürü pek gelişmiş değil. Düşüncelerimin belkide milyonda birini ifade etmeme rağmen bu birin içindeki bazı ifadeleri bile kendi algıları içinde renklendirip süsleyip olmayan anlamlar çıkarıp insanları karalamak-kötülemek malesef bizde çok olağan bir şey! Bunu deniz hanıma yada bir başkasına karşı söylüyor değilim. Bunu genele söylüyorum. Bir düşüncede eksikleri yanlışları aramaya bulmaya çalışmaktan ziyade ya da bana uymuyor diye benim anlayışıma zıt diye tenkit vari yaklaşımlarda bulunmak yerine olanı anlamaya çalışmak en doğrusudur.İnsan anlamaya çalıştıkça değerlerine değer katarak büyür. Anlamıyorsanız es geçin gitsin. Yani benim inancıma ters diye bir kitabı yırtıp yakmaya kalkan bir zihinsel yapıya sahibiz malesef! oysaki biraz geniş sineli olmak gönül zenginliğinin, aklı kül olmanın ön şartıdır.

Dünyadaki tüm inanç sistemleri tüm farklı düşünce biçimleri bir kırdaki sayısız renkli çiçekler gibidir. Her bir çiçekten bir öz alıp kendi rengimizi özümüzü dahada zenginleştireceğimize biz tek bir kırmızı güle doğru koşarak diğer çiçekleri ezip heba eden insanlara benziyoruz. Bilimsel anlamda da tartışma ve eleştiriler negatif bir eğilimle değilde pozitif bir yapıcılık içinde konuşulup değerlendirilmelidir. Ben bundan ne anlayabilirim ne kadar anlayabilirim diye yaklaşmak lazım. Sohbetlerde bu yönde olmalı. Gerçi zamanla ben şunu anladım gönül genişliğinin ve anlayış ufkunun doğrudan kişilikle yetişme tarzıyla bağlantısı var. Yani arap ülkelerinde türkiyede, meksikada vb. ülkelerde  ve latin amerika ülkelerinde genel nufusun dünyayı algılayışı çok lokalize ve dar bir alanda bir dizi ön kabüllerden oluşmaktadır. Bu da sanırım elitsel ve evrensel kültür birikiminin bu ülkelerde halk tabanına kadar yansıtılamadığını ortaya koymaktadır. Bu da zihinsel denge ve akli gelişimi sınırlıyor tabi..böyle oluncada kişide tartışma, sohbet bilgi işleme yetisi zayıf kalıyor.

-------------------------------------------------------------------------------------------     

Tarih:19.03.2006 10:40:12

Sayın Tamer Çoban herkes düşüncelerini ifade etmekte özgürdür. Burası Özgür bir platformdur. İster ateist ister fanatik dinci olun önemli değil! fikirler ifade edilmeli ve dinlenmelidir. Bugünkü yaşama biçimi ve anlayışı ile dinler ilk çıkış orijinlerinden çok farklı anlamlara ve yönlere doğru çekilmişlerdir. Buna mukabil tüm inanan insanların tüm inançlarının saçma saban olduğunu iddia etmek oldukça düşündürücü ve bilgiden uzak bir düşüncenin diyelim ..algılamasıdır. İnsanları bu şekilde tenkit etmek oldukça üzücü bir durumdur. İnancın görüntüsü zamanla çarpıtılmış olsada içsel anlamda ruha ve evreni içine alan ilahi değerlere ruhsal değerlere inanmak temelde gerek hristiyan, yahudi, Budist gerekse müslüman alemi içinde olsa bu değerler hepimizin ortak değerleridir. Bir insan hiç inanmasa bile içinde daima kozmik bir bütünlüğün anlayamadığı ve her şeyi birbirine bağlayan duyular ötesi bir varlığın gücünü hisseder. İsmini koyamasada!! İnsanların dini değerleri algılaması belki yanlış ve abartılı olabilir ama insanların kalblerindeki samimi inanca saygı duymak ve bunu taktir etmek gerekir. Evet Allah vardır ve her zerrede onun ilahi bilinci hüküm sürer.

Evrenimizi vareden her bir foton ve bir kuantum birimi Tanrı'nın ilahi düşüncesinden bize yansıyan kıvılcımlara benzerler. Ve tüm evren bu kıvılcımların bir araya gelmiş halidir. Siz insanoğulları henüz insanın yada daha evrensel bir dille BİLİNÇ'in diyelim içsel sırlarına vakıf olmuş bir noktada değilsiniz gerek materyalist çizgide düşünenler gerekse dini çizgide düşünenler için gelecek günlerde bir çok süpriz vardır..Gezegeniniz henüz gelişmekte olan milyonlarca gezegenden sadece bir tanesidir.Siz diğerlerinden daha özel değilsiniz.Gelecekten bakıldığında geçmişteki bu tartışmalar oldukça komik kimi zaman ise trajik hikayeler olarak anılacaktırlar. Tüm bu ifadelerim içinde dinin kesinlikle siyasi politik düzlemden uzak tutulması kanaatindeyim. Çünkü insanlar manevi olarak henüz tam anlamıyla gelişmiş değilllerdir. Yani Tarihten bu yana peygamberlerin getirdiği dinler bir çok noktada çarpıtıldı..! Dini değerleri siyasi oluşumlar içinde kullanmak bir noktadan bakıldığında doğru olması gereken bir düşüncedir. Fakat bu durum gelecekte bir çok ak niyetli insanların suistimaline zemin hazırlayacağından dinin hayrı için dini değerlerin korunması adına dini mümkün olduğunca dünyevi siyasi ve politik alanın çok dışında özel bir yerde yani kalplerimizin vicdanlarımızın maddesel değerlerden uzak en temiz yerlerinde bir yere koymamız gerekir. Çok ilerde bir zamanda bu değerler ruhsal siyasi ve politik değerler olarak tümüyle dünya üstüne indirilecektir ama bunun için insanoğlunun biraz daha bilinç olarak gelişmesi gerekir. Son olarak ilerde bir peygamber gelmeyecek İSA da gelmeyecek ama peygamber niteliğine haiz onun yetenek ve bilinç atmosferine haiz görevliler gelecektirler.

Yani buna şöyle diyelim peygamberler gelecektir ama peygamber sıfatıyla gelmeyektirler diyelim. Çünkü Peygamberlik müessesesi artık kapanmıştır. Bu tartışmalara açık bir ifade olacağından bu konuda fazla söze girmek istemiyorum. Son olarak din alanında bir çok şey söylenebilir fakat her halükarda şu an itibariyle insanlığın en büyük kurtarıcısı aydınlatıcısı BİLİM dir. Bilimsel ve teknolojik gelişim ahlaki gelişimle eğer uyumlu kılınabilirse bu insanlığın kurtuluşuna giden yolda tek ışık ve yol gösterici kılavuzdur. Eğer bir peygamber gelseydi onun söyliyeceğide ''BİLİM'i takip edin'' olacaktır. Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadeleriyle ; Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir.Bunun dışında bir yol aramak cehalettir ve gaflettir!! Diyerek sözlerime burda son vermek istiyorum. Ayrıca Peygamberimiz Hz Muhammet’in bir diğer ifadesiyle ‘İlim Çinde bile olsa gidin alın’ demiştir.Yani bunun bugün ki açılımı ilim en uzak yıldızlarda bile saklı olsa orlara gidecek yollar ve yöntemler geliştirin ve o ilmi ordan alın demektedir. Objektif ve pozitif ilmin/bilimin bizi götürdüğü yol doğru olan yoldur. Görünmeyen ilmin yolu görünür ilimdir. Madde ve Mana bir madalyonun iki yüzü gibidir. Madde mana’nın biraz daha yoğunlaşmış ve terkip edilmiş halinden başka bir şey değildir. Tanrının ilahi yasaları IŞIK' ın yasalarıdır. Yani bilimsel bir dille söylersek; Tüm evrenin Birleşik Alan Kuramına giden tüm denklemler takımı sadece elektromanyetik alan denklemlerinden yola çıkılarak türetilebilir.

Son olarak Sayın Taner bey benim zencilere karşı olduğumu falanda nerden çıkardınız benim idealize ettiğim Makro Toplum bir ırk ayrımcılığına dayalı toplum modeli değildir. Ama ben Makro bilim adamlarının genetik mühendisliğinden yola çıkarak daha zeki insanlar yaratmasından söz ediyorum. Birde sarışım mavi gözlü uzun boylu özel bir genetik prototip oluşturmaktan bahsettim bu benim görüşüm. Ama kendi cüzzi gücümlede olsa kurmayı arzu ettiğim-hayal ettiğim- makro toplumdaki insanların böyle bir görüntüye sahip olmasını arzu ediyorum ama bunu Makro bilim adamlarının kararına bırakıyorum yani ben bir diktatör değilim. Zenci, Hintli, uzak doğulu, Arab ve diğer milletlerinde içinde yer aldığı bir yuvarlak masada toplanan tüm Makro genetik bilimcilerin benim söylediğim sarışın, hatta beyaz saçlara sahip, beyaz tenli, uzun boylu yüksel zekaya sahip bir fizik beden’in Makro Toplum için ideal seçim olacağını düşeneceklerini umuyorum. Bundan öte zorlayıcı ırkçı bir düşüncem yok.. Bu sadece bir seçim!! ……

-------------------------------------------------------------------------------------------   

Tarih:20.04.2006 19:57:58

Sayın İpek hanım öncelikle daha geniş yanıt için fazla vaktimin olmadığını söylemeliyim.Ama çok kısa ve özet olarak şöyle söylemek isterim: Öncelikle ne kadar fazla anlatırsak anlatalım insanların belirli bir zeka ve kavrama gücüne sahip olduğunu daha yeni yeni anlamaya başlıyorum. Çocukluğumdan beri herşeyin hep bir espiri olduğunu sanıyordum ama zaman içinde insanların gerçekten zihinsel gözlerinin kör olduğunu ve zeka yapısı olarak istenilen noktada olmadığını anladım diyebilirim. Bunu kabüllenmeye meçbur kaldım. Ben bir çok yerde bir çok kelimelerle bir çok gerçeği ifade etmeme rağmen hep aynı sorular tekrar edip durmakta ve anlattığımız şeyler bir türlü kavranılamamakta. Ben defalarca bahsettiğiniz olayı ifade ettim yine ifade edelim. Sanırım bir çok soru soran arkadaşlar yazdıklarımızı okumuyorlar. Diyorsunuzki << elektromanyetik dalgaların varolması için ortam sağlayan etherin.... >> Bu kurduğunuz cümlenin hiç bir bilimsel değeri yok! Öncelikle elektromanyetik dalgalar varolmak ve yayılmak için ether dediğiniz bir ortama ihtiyaç duymazlar. Daha anlaşılır bir dille ETHER diye bir şey yoktur.Ve fazladan boyutlar gerçeği ile kendi dünyamızdaki fizik kanunlarını açıklamaya çalışmak büyük bir aptallıktır. Evet yerçekimsel kuvveti tanımlamak için üçüncü boyuta ek olarak fazladan bir boyutun varlığını hesaba katmamız gerekir yada uzay/zamanda bir eğrilmeden bahsetmek için üçüncü boyutun ya bir şekilde kısalıp daralması yada tam tersi uzayıp genişlemesi gerekir (Hyper uzay). Boyutsal bir derinlik kazanımı! Zaten Einstein bu olguyu bir dördüncü boyut dediğimiz üst uzay eklemesiyle izah ediyor.

Ve Einstein - Rosen denen uzay/zaman tünellerinide üçüncü boyuta eklenen bir dördüncü boyut çatısı içinden yol bularak ortaya atıyor.En azından bu yönde bir olasılık gündeme getiriliyor.Ve imalarda bulunuluyor.Keza Kip Thor'unda hesaplamaları bu yönde bir olasılık sumakta! Neyse konuyu dağıtmadan devam edecek olursak bahsettiğiniz yazı amerikalı meraklı bir arkadaşın yazdığı yazılar! O arkadaşta mevzuyu tam anlamamış görünüyor. Ama ben renkliliği ve farklı fikirlerin gündeme gelmesini sevdiğim için o yazıyı web sitemde yayınladım. Ama kendi teorik fizik çalışmalarımda defalarca ifade ettiğim gibi evreni üç boyutun dışında ekstra boyutlarla anlatmaya çalışmak aptallıktır demiştim. Bilim adamları fazladan boyutlar gerçeğini anlatmak istiyorlarsa buna bir lafım yok. Ama kendi boyutumuz içindeki alan etkileşimlerini bu fazladan boyutlar gerçeğine dayandırarak anlatmaya ve matematiksel olarak bu yönde ispat geliştirmeye çalışmak bilimsel bir hatadır.

Bu arada benim evrenin 5 boyutlu olduğunu söylediğimide nerden çıkardınız! Ben tüm yazılarımda hani kolaylık olsun diye zaman ve uzayı anlamak için 6 boyutlu bir evren tasviri sunulabilir dedim sadece. Ama 6 boyutlu evren diye bir şeyde yok aslında! Evren üç boyutlu bir komplekstir. Ama matemetiğin 6 boyutlu tasviri içinde zaman ve uzayın yapısı sembolik 6 boyutlu fonksiyonlarla ve tensör hesapları ile kısmen ifade edilebilir. Ama bu bu uzay zamanın gerçek yapsısı böyledir demek değildir!! Gerçekte uzay dediğimiz şey sonsuz boyutludur. Boyutsal katlar sonsuzdur.3 boyut 4 boyut 5 boyut...11 boyut 12 boyut....yani boyutlar sonsuzdur.Bu arada uzayın 11 boyutlu olduğunu nerden çıkardınız.Böyle fikirler dünyanın sayılı akademik salonlarından geçmiş sayılı bir kaç bilim elitinin kendi düş dünyasında uydurduğu şeyler. Çok yakında o öyle değilmiş aslında böyle olabilirmiş diye yeni bir kuramla ortaya çıkarlar. Lakin biz zamanın çok ötesinden gelen bir bilim tarihi seyircisi olarak gerçeği burda ifade ediyoruz.Yada buna daha anlaşılır dile daha üst düzey sezgilerimizle en doğru olanın nasıl olması gerektiğini burda ifade ediyoruz diyelim. Sonuç itibarıyla eleştirel yaklaşımınızı saygıyla karşılıyorum. Umarım kendi düşüncemi doğru ifade edebilmişimdir.

--------------------------------------------------------------------------------------------

Tarih:18.05.2006 19:06:18

Sayın İsmail Kanber karadelikler ve zamanda yolculuk bağlantısı gerçek dışı bir fikirdir. Einstein ve John Wheeler'i takip eden batıdaki modern bilimin büyük beyinleri karadeliklerden yola çıkarak bu şekilde zaman ve uzay sapması noktalarında zaman ve uzayın boyutları arasında bir tüp geçitsel koridor oluşturabileceklerini varsaymışlardır.Ama bunlar gerçek dışı düşüncelerdir. Karadeliğin uzay/zaman mühendisliği daha ileride oluşacak olan bu wormhole yolculuk rüyasına giden yolda bize ilk elden temel mühendislik bilgilerini sunacaktır. Fakat şu anki insanlığın ve modern biliminizin sahip olduğu bilgi birikimi böyle bir yolculuğu bilinçli bir şekilde ve denetlenebilir bir biçimde gerçekleştirmeye müsait değil. Yani karadelikler böyle bir anlık yolcululuk için yardımcı olamazlar. Bunlar daha çok çıkışı olmayan yoğun madde birikintileridir. Lakin bu konuda daha üst anlayış ufuklarına ulaşmak için bu karadelik ve solucan delikleri kavramları bize gerekli bilimsel verileri sunabilirler.

Ama dikkat edin daha fazlası değil! Eğer daha fazlasına ulaşmak istiyorsanız vakum enerji fiziği ve vakum mühensiliği dalında ilerlemeniz lazım. Zaman yolculuğunun anahtarı boşluktaki dalgalanan serbest elektromanyetik enerji denizine hükmetmekten geçer. Orası sonsuz ve bedava enerjinin gizli olduğu bir yer! Boşluğun enerji potansiyeli uyarılabilirse bu bize zaman ve uzayda bir tür tüp geçitsel denebilecek zaman ve uzayda yerdeğiştirmeye yarayacak olanakların kapılarını açabilir. Zaman ve uzaydaki yolculuk yada yerdeğiştirme olayını bilim adamlarınız tam anlatamıyorlar. Bu yerdeğiştirim tüp geçitsel bir koridordan geçmekten daha çok dalga frekanslarının bir titreşim boyundan diğerine yani dalga boylarının değişimi şeklinde bir geçiş biçimidir. Tünele geçme etkisi gökkuşağındaki bir renk tayfından bir diğerine doğru bir skala değiştirmek gibidir. Yoksa bir delikten yada tünelden çekilip gitme diye bir şey söz konusu değil. Şunu geleceğin bilimcilerine rahatlıkla söyleyebilirimki Antigravitasyonun ve boşluktan enerji elde etmenin, ışıktan hızlı gitmenin, görünmezliğin yada boyut değiştirmenin, zamanda yolculuğun ..vb işte tüm bu ilginç fenomenlerin kontrol edilmesinin tek sırrı elektromanyetizmayı (ışık) gerçekten iyi anlayabilmekten geçer. Tüm bu fenomenler sadece evrendeki bir arada uyum içinde titreşen enerji alanlarındaki dengeyi geçici olarak bir süreliğine kasten bozarak amaç doğrultusunda bu dengesizliği kullanabilmekten ibarettir. Tüm sır budur.

-------------------------------------------------------------------------------------------- 

Tarih:03.06.2006 22:33:14

Sayın Coşkun Cengiz zamanda yolculuğun temel ön şartı ışık hızından daha hızlı titreşen bir kinetik enerjinin gerekliliğidir. Artık bindiğin arabayımı hızlandıracan arabanın atom içi enerjisinimi hızlandıracaksın ama bir şekilde ışık hızından daha hızlı hareket eden bir enerji sistemine dahil olman lazım. O far olayını herkes soruyor. Işık hızında giden bir araba farlarını yaksa fardan çıkan ışığın hızı yine ışık hızındadır.Ve arabanın farları ve farın ışığı aynı çizgisel hat boyunca hep bir arada ışık hızında yol alırlar. Einstein rölativite kuramındaki hızların toplanması kanununa görede ışık hızının daima sabit bir hız olduğu gerçeğinide göz önünde bulundurmalıyız. Yani Newton 'un hareketli sistemlerindeki hızların toplamı kuralını rölativistik sistemlere uygulayamayız yani saatte 200 km hızla giden bir trenin üstüne oturup trenden ileri doğru satte 10 km lik bir hızla bir taş attığımızda attığımız taşın hızın bulmak için trenin hızı ve bizim taşı attığımız hızı toplayarak hızların bileşkesel bir tablosunu öngörebiliriz yani 210 Km !! Ama taş yerine trenin üstünden fener yakıp fenerden ileri doğru uzanan ışığın hızıyla trenin hızını toplayıp farazi 200 km + 300.000km/sn ' diye bir toplamayla fenerin hızının ışık hızını aştığını söyleyemeyiz. Çünkü ışık hızı evrensel bir sabittir. Zaten bu sabitten dolayı tüm rölativistik formüllerin ön gördüğü zamanın genişlemesi ve ışık hızında cisimlerin boylarının hareket yönünde kısalması hatta bunla ilişkili olarak kütlenin ışık hızında sonsuza yaklaşması gibi çıkarımlar söz konusudur. Sonuç itibarıyla ışık hızında giderken farları yakman bi işe yaramaz çünkü ışıkla aynı hızda yol alıyorsundur. Gelelim şu beynin hızı mevzusuna; Beynin düşünme hızıda elektriksel sinyallerin bir nöronik sinir ağınından diğerine doğru yol alan elektronların akışı ile olmaktadır bu hız ise ışık hızına yakın bir hızdır.Ama orda başka durumlar ve hiper uzaya açılan sıvı kristal kanalcıklar var o konu şu an için seni aşar.Yani bilinen anlamnda senin sandığın gibi düşünme anında ışık hızından daha hızlı bir şeyler oluyor değildir.

Diğer sorun sanırım daha anlaşılır bir dille şöyle: <<Abi zaman yolcuları niye bizim eve de uğrayıp bir kahve içmiyorlar. Yada niye bir iki hata yapıp salak gibi kendilerini belli etmiyorlar. Yada geçmişe gelmişken niye bir Tv kanalına uğramıyorlar>> diyosun. Şimdi sen kendinin bir zaman yolcusu olduğunu düşün o zaman onları anlardın. Ama şu anki dar şuurunla ortalığı birbirine katacağın kesin!! Ama o zaman ötesi abilerin zeka ve bilinç seviyeleri seninkinden hayli ötede bir noktada. Yani bir iki güzel genç kızla çıkmak adına burda yatırımlar yapıp ceplerini dolarla doldurma peşinde olmayacaklardır. Bu tür zaman yolcululukları gelecekte büyük yetkin yöneticilerin gözetiminde diğer uzaylı ırkalarla birlikte kolektif olarak bilimsel keişfler ve insan ırkının geleceğini ilgilendiren bilimsel bir takım deneyler adına kullanılacaktır. Hem belkide her gün görüyosun onları! Bunu daha ciddi bir düzlemde söylersek zaman yolcuları hakkında mutlaka bazı kanıtlar olmalı ama o kanıtları belkide her gün görüyorsun izliyorsun medayada ama anlamıyorsun.

Mesela UFO lar, cinler ve ormanlık alanlarda elinde parlak ışıklarla dolaşan cinler ve ışıklar saçan periler sözde hayaleti andıran hologramik görüntüler. Tüm bunlar zaman yolcularının izleride olabilirler. Ki bir çoğu öyle! ama bunlar sıradan halk tarafından dinsel ve mistik semboller olarak algılanıyorlar. Aziz kişiler, cinler, şeytanlar, periler, deniz kızları, hayaletler ve bilinmeyen uçan ışıklı objeler olarak bunlar fotoğraf makinelerimize ve kameralarımıza her zaman takılıyorlar. Mesela ben zaman yolcusu olsam geçmişe bir grup uzay gemisi kolonisiyle gelsem en iyi saklanma ve üs kurma yeri olarak kuzey kutbunu ve dünyanın binlerce mil altındaki okyanus tabanlarını seçerdim. Bu da size küçük bir sır olsun. İlk zamanlarda ayın karanlık yüzünü seçerdim.. Yada uzayda yakın bir noktayı. Ayrıca boyut değiştirebilen bu araçların bizim uydu ve radar sistemlerimizle algılanabilmeside mümkün değildir. Ayrıca geçmişimize baktığımızda geleceğimize bir çok işaretler veren kahinlerde doğrudan değil ama dolaylı yönden zaman yolcuları ile bir şekilde karşılaşmış şanslı insanlardan birileri olabilirler. Hikayelerimizde anlatılan sihirli aynalar uzakları gösteren sihirli yüzükler ( uzaktan algılama cihazları tv gibi) uçan halılar (antigravitasyon teknolojisi) balığın karnında okyanusları kat eden yunus peygamber ( bir tür su altı UFO) sonra devasa ölçülerde büyüyen fasulyeler ( geleceğin biyo teknolojisi) hep geçmişe doğru yol alan zaman yolcularına dair ip uçlarını gizleyen hikayeler masallar ve efsaneler veya mitler olabilirler. Daha bu gibi bir çok örnek verilebilir.Yani birazda görmesini bilmek ve görmeyi istemek lazım. En azından daha duyarlı bir gözlem gerekir.Her şeyi halis ağanın ekin tarlalarını izler gibi dağa taşa bakar gibi bakıp izlersek pek birşey görmeyiz tabi bir şeyler anlamak ve görmek için yaşadığımız olaylara biraz daha sorgulayıcı zihinle yaklaşmak biraz daha arka plana dikkati vermemiz ve görülen manzaradaki detaylara biraz daha yakından bakmasını bilmemiz gerekir. Sorgulayıcı bir zihin sanırım bazı şeyleri daha net görmemizi sağlayabilir. 

--------------------------------------------------------------------------------------------

Tarih:19.02.2005 18:53:28

Sevgili arkadaşlar bazı arkadaşlar milliyetçi ve ideolojik kavramları gündeme getirerek kendince bazı eleştirel sayıklamalarda bulunuyorlar. Efendiler bilmelisinizki bizler, insanlık ailesi içindeki her toplumun daha ileriye, daha güzele, daha özgür ve daha iyi yaşam koşullarına doğru yükseldiğini görmek isteriz.Bizim milliyetçiliğimiz yerel bir bölgeye sıkıştırılmış bir miliyetçilik değildir.Tüm dünyanın birliğe bütünlüğe ve beraberliğe doğru adım attığı bir milliyetçiliktir.İnsanlar önce kendi ükelerinde daha iyiyi daha güzeli ve ulusal düşünsel birlikteliği sağlama yolunda bir adım atarak daha geniş birliktelikler için bir adım atmalı-bir başlangıç yapmalıdır.Bizim milliyetçiliğimiz zerreden kürreye doğru açılan bir mücadeleyi içermektedir. Ki kaldıki ben belli bir siyasi yada politik düşüncenin taraftarıda değilim.Bu yüzden beni belli bir ideolojik camianın üyesi gibi algılayanlar sanırım bundan sonra daha doğru bir eleştirel yaklaşım takınacaklardır.Unutmamalıki hepimiz aynı gezegenin çocuklarıyız! Aynı dünyanın insanlarıyız.Atatürk'ün çok güzel ve anlamlı bir sözü vardır.''Yurtta sulh cihanda sulh!!'' Elbetteki birleşik bir dünyanın temellerinden biri fertlerin ulusal bütünlüğe ve ulusal değerlere verdikleri önemdir.Efendiler bilinmelidir'ki ancak Güçlü ve Özgür uluslar, uluslararası birliktelikleri düşleyebilirler...! Bu kesinlikle unutulmamalıdır! Bu anlamda etnik kökenimiz ne olursa olsun hepimiz, Türkiyede yaşayan her birey Türkiye Cumhuriyetini yüceltmeli ve dünyadaki laik olduğu yüksek noktaya taşımak için gayret etmelidir.Eğer bir millet yükselirse o millete mensup olan her ferdin yaşam standartıda o ölçüde yükselir. 

--------------------------------------------------------------------------------------------    

Soru: ...Gücünü gerçekten kullanabiliyormusun çok merak ediyorum hep gerçek dışı örnekler verdin filimler gibi, sen bunları yaşadığın bu hayatta yapabilirmisin?

Çetin BAL: Sevgili  arkadaşım İsa ölüleri diriltebiliyordu, suyun üstünde yürüyebiliyordu ve daha bir çok doğa üstü gibi görünen haller segileyebiliyordu.Peki bu güçlere haiz biri neden çarmaha gerilmeden kendini roma askerlerinin karanlık zindanlarından dünyanın diğer yanındaki cennet köşesi havai adalarına ışınlamadı? Sınırlı bir zihin olaya bu açıdan bakar! Oysaki mesele GÜÇ'ün kullanımındaki proplemlerden ziyade yeryüzü denen bu kozmik yaşam alanında sizlerin bilmediği anlamadığı klasik mantığınızın görüp kavrayamadığı iç içe sebebler ve nedenlerin sözkonusu olmasıdır. Bir şeyi yapmamız yada yapmamamızda mutlaka gözlemlediğiniz dünyayı aşan çok daha görkemli ve ahlaki nitelikte olan nedenler vardır.Ama bilmeniz gereken şey hiç bir şeyin Tanrının krallığında imkansız olmadığı gerçeğidir. Ki artık manevi değerlerin maddi değerler altında yerde sürüklenmeye başlandığı günümüzde yapacağımız mucizeler hoşa gitmeyen kitlesel etkilerle karşınıza gelecektir. Belki yakın zamanda gökyüzünden gelen suların tüm kentlerinizi silip süpürdüğünü görebileceksiniz. Doğudan, Orta asyadan arabistan yarım adasına ve ordan afrikaya ve .... doğru büyük acı keder sesleri yükselecek....umarım bu görüntüler sadece bir olasılık olarak kalır ve hiç gerçekleşmezler.  Ve biz bunun için gayret ediyoruz.

Not: Hz İsa'nın çarmaha gerilip gerilmediği çok tartışmalı bir konudur.  Bu konuda sizlere kesin bir yanıt vermem ''inanan büyük kitlelerin inançlarına'' belli bir noktada saygısızlık olabilir.Ama şunu söylemeliyim Hz İsa Kudüs'te fikirlerini ve inanç değerlerini halka her yerde anlatıp  konuşmalar yapıyordu. Ve bunu kendisini arayan ve çarmaha germek isteyen Romalı yönetime karşı korkmadan yapıyordu. Her yerde vaazlar veriyordu. İnsanları evrensel doğrular adına aydınlatmaktan çekinmiyordu.Bu noktadan bakıldığında Hz İsa'nın bir benzerinin çarmaha gerildiğini söylesek bile bu İsa'nın manevi değerini küçültmez.O zaten bunu göze almış bir insandı.Ama tarih sayfalarını arkeolojik ve metinsel yazıtlar bazında derinlemesine incelediğimizde Hz İsa'nın çarmaha gerilmediğini söylememiz durumunda bu büyük evrensel bilgi elçisinin bu olaydan  ve dönemden sonraki tüm kayıtları sanki birden silinmektedir. Buna dair hiçbir karşı ciddi belge ve anlatımda yoktur.Bu da bizi Hz İsa'nın çarmaha gerilmiş olabileceği gibi bir düşünceye götürmektedir.Ama diğer yandan  İslam dini kaynaklarında Hz İsa' nın bir benzerinin çarmaha gerildiği ifade edilmektedir.O dönemlere doğru baktığımızda öğretileri olan ve insanları çevresinde toplayan bir Hz İsa karekteri vardır.Ve bu gerçek bir kişiliktir.

Lakin Hz İsa'nın çarmaha gerilmediğini varsaymamız durumunda neden belli bir dönem içinde Hz İsa sanki birden ortadan kaybolmuşcasına  yaşamının diğer dönemlerine dair hiç bir kanıt bulamıyoruz. Ne bir rivayet ne de herhangi bir hikaye!  Sanki çölde takip edilen ayak izlerinin çölün ortasında birden kaybolması gibi bir şey bu! Sanki çölün ortasına kadar gelen birinin birden buharlaşıp gökyüzüne yükselmesi gibi bir şey bu! Tarih belli bir döneminde İsa'nın öğretilerini yaydığını ve  kısa bir süre sonra bu gizemli kişiliğin birden ortadan kaybolduğunu gösteriyor. Sanki geçici bir süreliğine uzaklardan gelmiş dünya dışı bir varlık yada sanki uzak zamanlardan gelmiş bir zaman yolcusu gibi tarihsel süreç içinde ''Hz İsa'nın izini'' göründüğü dönem içinde birden kaybediyoruz. Binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen  Hintli bilge BUDA nın yaşamına dair çok detaylı anlatımlar kayıtlar varken ve günümüze kadar gelirken  Hz İsa gibi yakın dönem içinde yaşamış birine ait kayıtların bu denli belirsiz olması bana çok ilginç geliyor doğrusu. Sonuçta ne olursa olsun Hz İsa  saygı duyulması gereken  büyük bir ruhsal özdür. Kendi tutkuları adına kendi değerlerinden ve inançlarından taviz vermemiş büyük bir özgürlük savaşcısıdır O! Hz İsa hem koca roma imparatorluğu askerlerini hem de kendisinden olan Yahudi hahamlarını büyük yahudi din adamlarını karşısına almış bir insandı. Sonuç itibariyla tüm bu oldu bittilerden daha çok büyük DİNleri sizlere getiren büyük ruhsal özlerin yüksek ahlak ve yüksek bilinç atmosferlerine dikkati vermek ve dini bu yönde algılayıp yaşamak gerekir. Zamanın ve mekanın gelip geçici söylevlerinden daha çok  tüm söylenen sözlerdeki saklı bilince yönelmek ve tüm söylenen sözler üstünde allahın birlik bilincine doğru yönelen artezyen kuyuları açmak ve sözlerin içrek manasını elde etmek gerekir. İsa'nın çarmaha gerilmesinden daha çok onun öğretilerinin evrenselliği üstünde durmak gerekir.

--------------------------------------------------------------------------------------------    Tarih:30.06.2006 00:55:02

Çıkartılan Notlar:

---------------------------------------------------------------------------------        

Tarih:03.06.2006 22:33:14

Sayın Coşkun Cengiz zamanda yolculuğun temel ön şartı ışık hızından daha hızlı titreşen bir kinetik enerjinin gerekliliğidir. Artık bindiğin arabayımı hızlandıracan arabanın atom içi enerjisinimi hızlandıracaksın ama bir şekilde ışık hızından daha hızlı hareket eden bir enerji sistemine dahil olman lazım. O far olayını herkes soruyor. Işık hızında giden bir araba farlarını yaksa fardan çıkan ışığın hızı yine ışık hızındadır.Ve arabanın farları ve farın ışığı aynı çizgisel hat boyunca hep bir arada ışık hızında yol alırlar. Einstein rölativite kuramındaki hızların toplanması kanununa görede ışık hızının daima sabit bir hız olduğu gerçeğinide göz önünde bulundurmalıyız. Yani Newton 'un hareketli sistemlerideki hızların toplamı kuralını rölativistik sistemlere uygulayamayız yani saatte 200 km hızla giden bir trenin üstüne oturup trenden ileri doğru satte 10 km lik bir hızla bir taş attığımızda attığımız taşın hızın bulmak için trenin hızı ve bizim taşı attığımız hızı toplayarak hızların bileşkesel bir tablosunu öngörebiliriz yani 210 Km !! Ama taş yerine trenin üstünden fener yakıp fenerden ileri doğru uzanan ışığın hızıyla trenin hızını toplayıp farazi 200 km + 300.000km/sn ' diye bir toplamayla fenerin hızının ışık hızını aştığını söyleyemeyiz.

Çünkü ışık hızı evrensel bir sabittir. Zaten bu sabitten dolayı tüm rölativistik formüllerin ön gördüğü zamanın genişlemesi ve ışık hızında cisimlerin boylarının hareket yönünde kısalması hatta bunla ilişkili olarak kütlenin ışık hızında sonsuza yaklaşması gibi çıkarımlar söz konusudur. Sonuç itibarıyla ışık hızında giderken farları yakman bi işe yaramaz çünkü ışıkla aynı hızda yol alıyorsundur. Gelelim şu beynin hızı mevzusuna: Beynin düşünme hızıda elektriksel sinyallerin bir nöronik sinir ağınından diğerine doğru yol alan elektronların akışı ile olmaktadır bu hız ise ışık hızına yakın bir hızdır. Ama orda başka durumlar ve hiper uzaya açılan sıvı kristal kanalcıklar var o konu şu an için seni aşar.Yani bilinen anlamnda senin sandığın gibi düşünme anında ışık hızından daha hızlı bir şeyler oluyor değildir. Diğer sorun sanırım daha anlaşılır bir dille şöyle: Abi zaman yolcuları niye bizim evede uğrayıp bir kahve içmiyorlar. Yada niye bir iki hata yapıp salak gibi kendilerini belli etmiyorlar. Yada geçmişe gelmişken niye bir haber kanalına uğramıyorlar diyosun. Şimdi sen kendinin bir zaman yolcusu olduğunu düşün o zaman onları anlardır. Ama şu anki dar şuurunla ortalığı birbirine katacağın kesin!! Ama o zaman ötesi abilerin zeka ve bilinç seviyeleri seninkinden hayli ötede bir noktada. Yani bir iki güzel genç kızla çıkmak adına burda yatırımlar yapıp ceplerini dolarla doldurma peşinde olmayacaklardır. Bu tür zaman yolcululukları gelecekte büyük yetkin yöneticilerin gözetiminde diğer uzaylı ırkalarla birlikte kolektif olarak bilimsel keşifler ve insan ırkının geleceğini ilgilendiren bilimsel bir takım deneyler adına kullanılacaktır. Hem belkide her gün görüyosun onları! Bunu daha ciddi bir düzlemde söylersek zaman yolcuları hakkında mutlaka bazı kanıtlar olmalı ama o kanıtları belkide her gün görüyorsun izliyorsun medyada ama anlamıyorsun. Mesela UFO lar, cinler ve ormanlık alanlarda elinde parlak ışıklarla dolaşan cinler ve ışıklar saçan periler sözde hayaleti andıran hologramik görüntüler.

Tüm bunlar zaman yolcularının izleride olabilirler ki bir çoğu öyle ama bunlar sıradan halk tarafından dinsel ve mistik semboller olarak algılanıyorlar. Aziz kişiler, cinler, şeytanlar, periler, deniz kızları, hayaletler ve bilinmeyen uçan ışıklı objeler olarak bunlar fotoğraf makinelerimize ve kameralarımıza her zaman takılıyorlar. Mesela ben zaman yolcusu olsam geçmişe bir grup uzay gemisi kolonisiyle gelsem en iyi saklanma ve üs kurma yeri olarak kuzey kutbunu ve dünyanın binlerce mil altındaki okyanus tabanlarını seçerdim. Bu da size küçük bir sır olsun. İlk zamanlarda ayın karanlık yüzünü seçerdim.. Yada uzayda yakın bir noktayı. Ayrıca boyut değiştirebilen bu araçların bizim uydu ve radar sistemlerimizle algılanabilmeside mümkün değildir. Ayrıca geçmişimize baktığımızda geleceğimize bir çok işaretler veren kahinlerde doğrudan değil ama dolaylı yönden zaman yolcuları ile bir şekilde karşılaşmış şanslı insanlardan birileri olabilirler. Hikayelerimizde anlatılan sihirli aynalar uzakları gösteren sihirli yüzükler (uzaktan algılama cihazları tv gibi) uçan halılar (antigravitasyon teknolojisi) balığın karnında okyanusları kat eden yunus peygamber ( bir tür su altı UFO) sonra devasa ölçülerde büyüyen fasulyeler ( geleceğin biyo teknolojisi) hep geçmişe doğru yol alan zaman yolcularına dair ip uçlarını gizleyen hikayeler masallar ve efsaneler veya mitler olabilirler. Daha bu gibi bir çok örnek verilebilir.Yani birazda görmesini bilmek ve görmeyi istemek lazım. En azından daha duyarlı bir gözlem gerekir.Her şeyi halis ağanın ekin tarlalarını izler gibi dağa taşa bakar gibi bakıp izlersek pek birşey görmeyiz tabi! Bir şeyler anlamak ve görmek için yaşadığımız olaylara biraz daha sorgulayıcı zihinle yaklaşmak biraz daha arka plana dikkati vermemiz ve görülen manzaradaki detaylara biraz daha yakından bakmasını bilmemiz gerekir. Sorgulayıcı bir zihin sanırım bazı şeyleri daha net görmemizi sağlayabilir. 

-----------------------------------------------------------------------------     

Aug 2005 Kelebek Etkisi

Sevgili okurlarım inanın kendime ayıracak vakit bulmakta bile güçlük çekiyorum...İnternet güçlü bir iletişim aracı lakin abartıldığında gerçekten insanın tüm vaktini alan bir buluş..Tüm dünyayla bir anda iletişim halindesin!! Bu gerçekten güzel ama düşünen ve araştıran insanlar için sadece bir iletişim aracı boyutunda kalmalı sanırım..Çünkü her forum sayfasındaki her mailldeki yada her MSN deki arkadaşa yada arkadaşlara yanıt vermek oldukça güç!! Keşke tüm aklımdaki yanıtları dağıtan gerekli yerlere gönderen sihirli bir değnek olsaydıı..Bir çok arkadaş bir çok soru soruyor ama herkEse yetişmem oldukça güç..zamanım inanın çok kısıtlı..Zaten yaşam temposu o kadar çok hızlandıki insanlar gerçekten bir araya gelip özlü ve hakiki bir sohbet bile yapamaz hale geldi...Kimine göre bir açıdan internet o kadar çok bilgi yığınına dönüştüki bunları okumaktan sanırım bir çoğumuz düşünmeye fırsat bulamıyoruz!! Kendi sentezimizi oluşturmaya zaman/fırsat bırakmayan bir bilgi bombardımanı içindeyiz.

Sanırım önceki zamanlara göre fazlalaşan alternetifler karşısında artan seçimlerle ve kararlarla başbaşayız. Zamanı değerlendirme sanatı bugün çok daha önemli bir konu haline geliyor...Doğru bilgiye ulaşmak doğru kararlar vermek ve doğru seçimlerde bulunabilmek biraz daha güçleşiyor günümüzde...! Benim fazla zamanım olmasada arada forum sayfalarına şöyle bir bakarım ..Çok kısaca bazı arkadaşlara bir iki yanıt vermek isterim ..saygı gereği tabi..

Neyse bir arkadaşımız kelebek etkisinden bahsetmiş..şimdi kelebek etkisi kuramını genelde herkes bilir. Afrikadaki bir kelebeğin kanat çırpışı Çinde heryeri kasıp kavuran bir fırtınaya neden olabilirmi? Yada geçmişe gidip bir kelebeği ezdiğimizde ve geleceğe geri döndüğümüzde zamanı ne derecede değiştirmiş oluruz? Evet bilimkurgu filimlerinde bu konular çok fazlasıyla işlenir. Evet geçmişteki her olayın geleceğe bir etkisi vardır yada şu andaki bir olayın ektisi çok daha ötelerdeki bir başka olayı belli bir süreç sonununda elbette etkileyebilir.

Evrende herşey birbirini etkileyebilir. Fakat doğrudan diyebilirimki bu etkilerin derecesi konusunda biraz abartı söz konusu..! Yani kelebek kanat çırpışıyla binlerce mil ötede bir fırtına oluşturabilecek etkiyi yaratabilme olasılığına sahiptir..Ama dikkat edin bir olasılık dedim..işte bu olasılığın gerçekleşme ihtimali milyonda yada milyarda bir bir olasılıktır! Nasılki evimizdeki odayı dolduran havadaki tüm oksijenin odanın bir kenarına gidip orda yoğunlaşması teoriksel olarak mümkün ama bu olasılığı hiç yaşamlarımızda göremiyorsak bu gibi bir kelebeğin kanat çırpışıyla binlerce mil ötede bir fırtınayı tetikleyen etkiler zincirini harekete geçirme ihtimalide o derecede düşüktür.

Aynı şey geçmişe gidip yanlışlıkla bir karıncayı ezmek ve bunun sonucunun geleceğe yapacağı tesir içinde söz konusudur! Yani olay yada etki ne kadar küçük ve yerelse bunun zamanda ve uzayda yapacığı tesirsel açılımda o derecede küçüktür...Ama bunu sosyal alana uyarladığımızda durum biraz değişir aslında temel ilke yine bozulmaz yani kendisi küçük ama farklı yönlerden değer yargılarımız içinde etkileri büyük birimlerde sözkonusudur. Yani insanlar. yöneticiler vb gibi .

Örneğin Hz İsa çok küçücük sınırlı yaşamı içinde insanlığı yüzyıllarca etkileyip dönüşüme uğratabilecek küçük bir kelebekti onun kanat çırpışı onun sözleri ve inandığı değerler bütününü ifade eder. Onun mesajları tüm insanlığı sosyolojik çapta ve bunla bağlantılı tüm boyutlarda nasıl etkilediyse bir kelebeğinde farklı bir açıdan çok daha büyük dinamikleri harekete geçirebilecek etkileşimin tetikleyicisi olabilmesi muhtemeldir..Ama bu uzakk bir olasılık! Örneğin Karl Marks'ın ütopik sosyalist düşüncesi tüm dünyayı etkileyen bir doğu bloku ve kominizm dalgası yarattı! Nedense bazı kelebeklerin bulundukları yer zaman ve sosyal zeminde bu tesirlerin nasıl ve ne şekilde etkileyeceğini gelişeceğini belirleyen kaotik zemin arzetmektedir.

Aslında bir kelebeğin sanırım nerde ve tam olarak hangi noktada kanat çırptığı daha önemli olsa gerek!! Kapalı bir mağaranın içinde etki mağaranın duvarlarına kadardır!! Belki bir dağın zirvesinde bu daha başka bir sonuç doğrurabilir. Benim bugünkü düşündüğüm bir çok şeyi bugün daha ünlü olan ve akademik konsept içinde belli bir kariyeri olan bazı bilim adamları söylemiş olsalar bu konuda araştırma ve geliştirme için bazı çevreleri ikna etme ve bu küçük mütevazı fikirlerin dünyayı değiştirme şansı daha fazla olurdu..Bu açıdan baktığımızda Sanırım Denizlideki bir garip Çetin BAL' ın sözleri gökkubbe altında hoş bir seda olmaktan daha öte bir anlam taşımayacak insanlık için!! Bir forum sayfasında insanlığı ne derece etkileyebilir! Bu ilginç bir kelebek etkisi benzetmesi! Sözlerin değeri ve anlam içeriğinin büyüklüğümü yoksa söylenen zemin mi daha önemlidir? Bence hepsi bir araya gelince! Uygun sözler uygun şartlar hikayesi yani! Belkide uygun denklemler!

Dedim ya yer zaman ve konum kelebeğin etki gücünü belirleyen kaotik girdiler toplamını ifade eder! Bu lineer olmayan bir denklemler bütünü ile ancaksın ifade edilebilir.

Gelelim diğer arkadaşların zamanda yolculukla ilgili sözlerine... Şimdi arkadaşlar bu entropi mentrobi hikayesi çok başka konular yani zaman akışının doğrudan entropik bir oluşumla ilgisi yok...evrenin kendine özgü değişim ve dönüşüm dinamiği sözkonusudur. Zamanda geriye yolculukla yere düşen bir bardağın kırılıp dağılan parçalarının geriye doğru toplanıp birleşip masanın üstünde bir araya gelmesi arasında doğrudan bir ilişki yoktur.

Zamanın geçişini ileri ve geri alınışını titreşen enerji alanları dinamiği içinde düşünmek lazım. Hem zamanda yolculuk demek zamanı bir bant gibi ileri geri almak demek değildir yani biz asla suyun akışını geri döndürmek yada akışı daha ileri almak gibi bir güce sahip değiliz..Ama eğer bu doğal akıştan kurtulabilirsek ki amacımızda odur..akıntıya karşı kürek çekmek değil !! sadece bir anlığına akıntının etki alanından çıkıp suda sıçrayan bir balık gibi akıntının ileri ve geri evreleri içerisine geçmekten ibarettir. Bu balıklar belkide ışıktan hızlı takyonlar olabilir...!! Eğer böyle bir balık bulabilirsek ve tutabilirsek zamanda yolculuk neden olmasın!! Ama olay teknik yönden bilimsel yönden bu kadar basit değil tabii..Aslında bu akıntıdan çıkış yolu bir kuantum enerji sıçraması tekniğidir. Ve bir takyonu arayıp bulmak bir hayaldir!! Bu çölün ortasında soğuk gazoz satan bir açık büfe bulmaya benzer!! )) Mesele bir takyon parçacığı bulmak değil mesele bilinen enerjiyi takyonik bir enerji haline nasıl getirebiliriz sorusudur!! Ve bu büyük bir sorudur!! Asıl sırda burdadır.

Acaba hergün bizimle olan içli dışlı olduğumuz bu fotonları takyonlara dönüştürebilirmiyiz?? Bir takyonu kendi boyutlarımız içinde yakalayıp sırtına binemeyiz ama bir ışık ışının üstüne binip ona olduğundan daha fazla hız yaptırıp zamanda kuantum sıçraması gerçekleştirebiliriz!! Işığa nasıl bineriz nasıl ona hız yaptırabiliriz ben ne demek istiyorum??

Yani bu şöyle bir şey; ben yüzyıllar önceden bir şömine ateşini andıran bir çöl ateşi çevresinde toplanan insanlara, ''ilerde insanlar şu karşınızda yanan şömine ateşinin kızgın ateşleri üstüne binip ateşin göge yükselişi gibi kendilerini havaya yükseltecekler'' desem kimse birşey anlamazdı..Ama bunun günümüz versiyonu tepkimeli jet motorlarıdır!! Peki ışığın üstüne yada takyonların üstüne binmek ne demektir dumansız alevin sütüne binmek! ne demektir! ışıktan gemiler? Daha açık bir dille uzay/zamanı eğip bükebilecek elektromanyetik alan motorlarına sahip ışık gemileri! Evet gerisini size bırakıyorum...bunlar yoruma açık sözlerdir...Yani zamanda yolculuk bir şekilde mümkündür uzayda yada boşlukta  x,y.z koordinatları arasında değilde bir ''t'' koordinat dizgesinide aşan bir süreçte yani üst zaman/uzay anı içinde kendi zamanımızın ileri ve geri evreleri içinde bir yerdeğiştirim mümkündür.

Sevgili Forum takipçileri inanın fazla yazı yazmaya vaktim olmuyor eğer burlarda beni göremezseniz bilinki işlerim çok yoğundur..Ben yinede arada takip ediyorum ..sizler kendi aranızda güzel tartışmalar yapabilirsiniz bende ayda yılda bir belki katılabilirim...Hepinize saygı ve sevgilerimle ..

------------------------------------------------------------------------------     

 Tarih:16.07.2006 17:00:44  

Sevgili arkadaşlar ‘Zaman Yolculuğunu Araştırma ve Uygulama Merkezi’ ni kurmak ve bu yönde bir şeyler yapmaya gayret eden bir bilim insanı olarak insanların dinlerine olan bağlılıklarını anlayışla karşılıyorum. İnsanlar dinlerini öğrenmeli yaşamalı ve anlamaya gayret etmelidirler. Yani insanlar dindar ve inançlı olabilirler. Yada herhangi bir başka inanca sahip olabilirler. Fakat inançlarımızla bilimsel dünya anlayışımızı birbirine karıştırmak son derece yanlıştır. Genç arkadaşlara bunu önemle belirtmek isterim. Dini inanç bazında gereğinden fazla abartıya ve sapkınlığa kaçmak insanlığa, insanlığın gelişimine ve insanlık değerlerine zarar verir. Din tamamıyla insan ahlaki ve ruhaniyetiyle ilgili bir alandır. Bu sorun maalesef Amerika ve avrupa gibi ülkelerde de çok büyük tartışmalara neden olmaktadır. Mesela pozitif bilim dünyası insanlığın tek hücreli canlılardan evrimsel dönüşümle çok hücreli bir organizmaya dönüşmüş bir canlı olduğunu bulgularla kanıtlamaktadır.

 Şimdi bir bilim insanı olarak İncildeki, Kuran’daki ve diğer din kitaplarındaki Adem ve Havadan gelen yaratılış kuramına mı inanacağız?

 Dindar biri çok klasik tipik bir şartlanmayla hemen evrim kuramına karşı çıkacaktır. Oysaki büyük ve engin bir bakış açısında ben derimki bir insan dindar biri olabilir ama bu evrim teorisine karşı çıkmasını gerektirmez. Zira Tanrı’nın insanı yaratmak için hangi yolu izlediğini hiç birimiz bilmiyoruz. Evrim dediğimiz şey Allah’ın yaratılışta takip ettiği çok daha farklı bir yol olabilir. Yani demek istediğim şey illede adem ile havayı cenneten dünyaya ışınlanmış gibi düşünmek doğru olmayabilir! Ve bu doğru da değil! Allahın elinde bir ışınlama makinesi yoktur! Yada Allah insanı doğru yola sokmak için elinde sopaylada dolaşmaz! Allahın varlığını onun alemlerdeki tesir ve yönlendirici kudretini kuantum köpüğünden ve insan DNA sına ordan galaksinin devasa sarmallarına ve insan düşüncelerine ve sinir ağlarına doğru uzanan tümleşik bir mikro ve makro boyutlardaki tesirler ağı içinde ele alıp değerlendirmek gerekir.

 Yani illede dindar olmak evrim teorisine karşı çıkmayı gerektirecek bir durum arzetmemelidir. Dindar olmak salak yada gerizekalı olmak ta demek değildir! Maalesef bazıları kıt zekasıyla dindar kesim adına Kuran ve İncil ..vb gibi kitaplar adına kendi kıt akıl ve zekası ile kendi sınırlı görüş güçlerine dayanarak tüm dindar insanlara bu yanlış bakış açılarını maletmeye ve empoze etmeye çalışıyorlar. Oysaki gerçekten inançlı insanlar evrensel düzlemde düşünüp çok daha geniş gönüllü bir anlayış ufku içinde diğer insanlara da örnek olmalıdırlar . Lakin ne gariptirki din adına müslümanlık adına evrim teorisine karşı çıkan ve paneller düzenleyen zeka özürlü bir sürü sözde aklı başında insanlar görüyorum. Bu çok yanlış! Kimse kendi dar görüşlerini İslama ve Kuran’a dayandırarak zımbalayarak görüşlerini lanse etmemelidir. Mutlaka bu tür çıkışlarda KİŞİSEL YORUM ve BEN BÖYLE ANLIYORUM ibarisinin altı kesinlikle çizilmelidir. Aksi taktirde yüksek alem ve boyutların ilmine sahip olmayan günümüz insanı her demde kendi dinlerini rencide edecek düzeyde bir sürü sözde bilimsel yakıştırmalar yapmaktadırlar. Kimse maalesef bildiği kadarının üstünde oturmuyor ..bildiği kadarıyla konuşmuyor.

En büyük proplemlerden biriside artık inançlı olmanın suyunu çıkarır nitelikte bazı insanların her türlü teknik bilimsel bulguyu dinsel kitaplara dayandırma arayışı. Yav kardeşim mesela Kuran’ı Kerim bir teknik kitap değil ki. Güya bazıları kendince her şey kuran’da var havasından girip dinini yüceltme peşinde! Oysaki böyle gereksiz çıkış ve iddialar uzun vadede bakıldığında o dinin inançlarına ve inananların değerlerine zarar verir. Kimse işin bu yönünü düşünmüyor. Bazıları Stephan Hawking’in geçici değişebilir bilimsel bulgularını Kuran’da böyle diyor diye dayanak yapıyorlar. Bu çok yanlış bir şey! Ben kendi adıma Stephan Hawking’in bir çok bulgularının yanlış olduğunu söyleyebilirim ve bunlar zaten ortaya çıkıyor ve bilgi her zaman değişiyor ve her gün yeni bir bilgiye ve bilinmeyen yeni bulgulara rastlanıyor. E şimdi beee sözde dindar adam sen bu bulguları olduğu gibi Kuran’a yapıştırırsan yamarsan yarın değişen bulgular karşısında de diyeceksin! Benim dindar insanlardan ricam dininizi lütfen her önüne gelenin yorumuna bırakmayın mahalle arası ( Tv kanalları arasındaki ) ağız ve laflara göre yorumlamayın.

DİN ancak yüksek zeka ve anlayış sahibi geniş gönüllü insanların yorumlayabileceği tartışabileceği insanlık değerlerinin ötesinde bir bilgiyi içeren insan maneviyatına yönelik bulgu ve tetkikleri içeren bir fikri -düşünce dünyasıdır. Din’e daha çok ahlak zaviyesinden bakmak lazım.Yani bir takım gizli kodlu şifreler zaviyesinden bakmak olur olmaz her şeyi orda aramak son derece hatalı bakış açılarıdır. Ha öylede bakarsın incelersin ve yorumlarsın ama bunu doğrudan Kuran’a yada hristiyansanız İncile yada yahudiyseniz Tevrat’a .. gibi din kitaplarına öyleymiş gibi maletmek son derece olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir yaklaşım tarzıdır. Din kitaplarınızda insanlığa yada bilimsel araştırmalarımıza yön gösterebilecek olan bir çok açıklama elbette mevcuttur. Ama bu ‘doğru – yanlış’ bir sulandırma içinde saptırılıp çok yanlış noktalara götürülebilmektedir. Ki maalesef genç beyinlerde bilimsel laboratuar ilimlerini bırakıp bir takım mitsel dinsel yada hayali vehimsel ifadeler havuzu içinde boş şeylerin peşine takılmaktadır. DİN bu açıdan insanlığı hem çok ilerilere götürebilir hem de hiç olmadığı kadar gerilere karanlık çağlara götürebilir.

Yani DİN yerine göre beyinleri düşünmeden akılcılıktan alıkoyan tehlikeli bir yorumsal çarpıtmayada uğrayabilir ve maalesef Dünyada özellikle de İslam ülkelerinde ve hele Türkiyemizde bu neğatif bir bir tesir boyutunda hayatlarımıza girmiştir….. Oysaki din insanlığa daha geniş bir ufuk ve gönül zenginliği sunması gereken evrensel bir gözlük olması gerekirken durum çok daha trajik bir hal almıştır. Keşke bunları böyle değilde daha olumlu daha güzel kelimelerle daha övücü sözlere yer vererek burada söz konusu yapabilseydik! Oysaki Hz Muhammetin getirdiği din büyük bir hoş görü ve genişlik dinidir Hz Muhammetin Camilerinde o yaşamış olsaydı muhakkak bir kütüpane bulunurdu! Ve bu Cami kitaplığında İncil, Tevrat, Kuran hatta Darvin’in Evrim görüşünü içeren kitaplardan Karl Marks’ın materyalist dünya görüşünü savunan kapital adlı eserlerine dek tüm bu kitaplar yan yana dururlardı.Hz Muhammetin kurduğu camilerde bir budist’te gidip bir köşede derin meditasyona girebilirdi.Ve bunu kimsede yadırgamazdı! Hz Muhammet olsaydı Camilerin girişinde Mevlananın o büyük engin hoş görü kokan dünyanın en güzel çiçeklerinden daha güzel kokan o ''KİM OLURSAN OL YİNEDE GEL'' sözü yazılı olurdu!

 Hz Muhammet olsaydı camiler kapalı beton duvarlardan ibaret bir yer olmazdı daha işlevsel daha saydam daha  sosyal bir yer olurdu.Her türlü toplumsal tartışmaya sohbete açık konferans alanları ile daha çok genişlik ihtiva eden her türlü sosyal yardıma imkan tanıyan çok işlevli yerler olabilirdi.Ama tabi dini anlayışımız dar olduğu için yaptığımız camilerde dar işlevli oluyor maalesef! Hz Muhammet olsaydı her ülkede en azından kendi dilinde haftanın bir günü dahi olsa saygı gereği ezanın o dilde okunmasını arzu ederdi! Ezan arabça okunmuştur ilk kez! ona hürmeten haftanın 6 günü arabça ama hiç olmazsa bir günü her ülke kendi dilinde dinlenebilmeli! Neyse ben dindarları savunan biri değilim yada dini savunan öyle günümüz konseptine uygun dindar biride değilim. Ama ortada yanlış giden bir şey varsa onada öz eleştirel bir yaklaşım getirmek zorundayız. Hangi kesimden ve düşünceden olursak olalım her insanın yada topluluğun inançlarını en doğru şekilde yaşaması gerektiği düşünenlerdenim.

Ben aslında bunları hiç yazmak istemezdim başka bilimsel işlerim dururken dini politik siyasi konulara hiç girmek istemem ama tenkitler, insan manzaraları ve yapılan açıklamalar öyleki buna mecbur kalıyor bazen insan! Kısaca ve her zamanki gibi tekrarladığım şekilde ‘biz zamanda yolculuk konusunda teknik mevzularda araştırma yapıyoruz.’ Biraz herkesin geniş düşünmesini ve dini alanı bilimsel çalışmalardan ayırmak gerektiği kanaatindeyim! Din vicdani bir alandır! Ama buna rağmen herkes bu sayfalarda istediği düşünceyi yazmakta serbesttir. Ama maalesef ziyaretçi defterimizin cami hocasının günlük defterine dönüştüğünü görüyorum. Bu da genç insanlara yanlış telkinler verebilir.)) Burada perilerden, cinlerden, şeytanlardan, ruhlardan ve bir dizi dini hikayelerinden , işallahlardan maşallahlardan, metafizikten, tasavvuftan, uzaylılardan, 7 uyurlardan 7 uyumazlardan, Hz Hızır hikayelerinden Nazar hikayelerinden girersek elimiz boş kalır! Tüm bu olayları ve bu durumları küçümsemiyorum ama bizler maalesef vur diyince öldüren bir toplumuz. Bir şeyi dozunda almasını meselenin özüne inebilme hassasiyetini gösteremiyoruz. Uçan halı hikayeleri ve her dileğini yerine getiren sihirli lamba cinleri ile bir yerlere varamayız. Ancak kıssadan hisse bir ana fikir edinebiliriz.

 Mesela Hz Süleyman’ın sarayına Sebe Melikesi'nin ( Sebe halkının kadın hükümdarı) tahtının bir anda getirilmesi olayı sadece madde naklinin olası olduğununa dair ilginç bir anlatımdır. Ama daha ötesi değil. Ordaki manevi hikmetler haller bizim konumuz dışıdır. O manevi durumlar ilahiyat hocalarının konusu! Bizler bilim insanlarıyız ve teknik olarak bu işlere bakıyoruz . Bunun içinde Allahın verdiği aklı kullanıp gece gündüz laboratuarda çalışmalı ve kuantum fiziğinden genel göreceliğe ve Birleşik alanlar kuramına dek tüm akademik çalışmaları incelemeli ve bu yönde düşünmeliyiz. Cinlerden çok elektromanyetik alanları, hikayelerden çok diferansiyel denklemleri ve uçan halıdan daha çok bir antiçekimi oluşturacak uzay/zamanın topolojik yapısını eğrilik denklemlerini ve enerji alanlarının verdiği tepkiyi test edip gece gündüz deneyler yapmak gerekir. Evet her şeyi yapacak bir CİN vardır ama bu cin lambada saklı değildir. İnsan kafasının içinde saklıdır! Bu CİN bizde saklıdır.Bu CİN bedende saklıdır!  Bu cin insan AKLI dır. AKIL en büyük cindir! : )

Ama şeref ve hasiyetten yoksun birileri bu milleti uyutmak için sanki kuran’ı açıp bakarak her şeyin kendiliğinden geleceği ve olacağı gibi bir yoz anlayışla gençlere ‘dini’ bir afyon ve uyuşturucu gibi vermeye çalışıyorlar. Benzer durum kısmı olarak şu ‘sırlar kapısı’ gibi dizlerde de kendini göstermektedir. Lafım doğrudan bu dizilere değil..hatta bu dizilerin çoğu noktada insanları aydınlatıcı yönleride var. Lakin verilen ana mesaja her zaman özen göstermek gerekir! Doğru telkinler vermeye çalışılmalıdır. Birileri DİN’i saf eroine dönüştürme ve bunu kendi keyfi inançları doğrultusunda insanlara zerketme peşinde! Bu çok yanlış bir durum. Tüm İNANANLAR bu duruma dikkat etmelidirler. Sonuç olarak elmayla armutu, üzümün çöpüyle sapını karıştırmakta doğru değildir. İnsanların bu noktada daha zeki daha duyarlı daha öz eleştirel yaklaşımlarla kendi dünyalarına bakması ve inançlarını sorgulaması gerekir. Eminimki huyu ve ahlakı güzel Peygamberimiz Hz Muhammmet’te burada olsaydı bende böyle düşünüyorum derdi. Onun evet diyen sesini kulaklarımda duyar gibiyim. Evet Çetin bunları yaz diyen sözleri…..  Bir hristiyanın dilinde de DOĞRU doğrudur. Bir Yahudinin dilinde de DOĞRU doğrudur. Bir Budistin bahçesindeki gülde kırmızıdır. Ve aynı gül bir Müslümanın bahçesinde de kırmızı açar. Kırmızı bir gülü ne kadar boyarsan boya yine de özünde kırmızıdır. Doğru daima doğrudur. Hangi kaba katarsan kat DOĞRU asla değişmez! Tabi gülümseten bir ifadeyle felsefecilerimizin tartışması içinde gül her rengi alır ) birde GÜL’ ü nükleer radyasyona maruz bırakmadıktan sonra renk aynıdır ) Bazende küçük espiriler yapmak gerekir..ama ana fikir değişmez !

-----------------------------------------------------------------------------             

Tarih:16.07.2006 17:09:53

Sevgili okurlarım yukarıdaki yazımda Evrim teorisi konusunda bu teoriye karşı çıkanlar için bize yakışmayacak ‘zeka özürlü’ yada ‘salak’ yada ‘kıt zekalı’ gibi sert ifadeler kullanmamı lütfen maruz görün. Zira bu konuya dair bir çok zaman ve emek vermiş İslam düşünürü yazar vardır. Tüm o arkadaşları dostları bu noktada tenzih ederim. Elbette sonuç tartışma ve eleştiriler çok daha düzeyli olmalıdır. Ama benim bu uç çıkışım biraz gençliğime verilmelidir. Yaşımız otuz gerçi bu ünlü şair Cahit Sıtkıtarancının dediği gibi yolun yarısı eder ). Neyse benim burada ifade etmeye çalıştığım şey insanlar ne kadar dindar olurlarsa olsunlar tam olarak bilemeyecekleri konularda kesin tavırlı kabüllerden özenle sakınmalıdırlar. Ben niye böyle konuşuyorum. Zaman ve mekanı aşan ruhsal hallerin içinde olan insanlardan biri olarak acizane olarak kendi kısmı deneyimlerimizden evrimsel gelişim sürecinin doğru olduğunu söylemek zorundayım. Bu yüzden yaratılış ve benzeri konularda yapılan dini yorumların o dine zarar vermesini istemem Hz Muhammet bizim öte alemlerdeki sevgili gönül dostlarımızdandır diyelim…O büyük zatın şefaatini almaya niyet etmiş inanan samimi insanlarında bu karmaşa içinde DOĞRU yu bulması zor! Ben ‘bay doğru’ da değilim. Ama bildiğimiz ölçüde bize verilen ölçüde de insanları uyarmak benim görevim.Umarım şimdide bilim insanlarının tenkitleri ile karşılaşmayız! Lakin evrenin oluşumu ve yaratılış gibi konularda bilimsel bakış açıları ile dini bakış açıları arasında çok kesin sınırlar çizmeyelim. Uzay ve zamanın sırrını bilmeyen insanlık için henüz bu yönde kesin fikirler arzetmek her kesim açısından çok yanlıştır.Bu yüzden farklı dünya görüşlerine olabildiğince açık olmak ve devamlı bilgiye açık olmak gerekir. Bir dini yoruma sahip olabilirsiniz. Bu yönde bir inancınız olabilir. Ama o yorum ve inancınızın daha üst açılımlarının olabileceğinide her daimde bilmelisiniz. Evrende kat-i ve kesin bir duruş yoktur. Zamanın ve uzayın bile göreli olduğu bir noktada da kesin fikirlerden bahsetmek ne derecede doğru olur bilinmez! Dini bir kabül olsada yada bilimsel bir kabül….! bunları şu izafi dünyada % 100 böyle diye şartlanmak yanlıştır.Aynı şekilde dindar olmakla evrim teorisine karşı çıkmakta sanki aynı şeylermiş gibi gösterilmemelidir. Ben dini bir görevli değilim heryerde bu sohbetleri vaazlarıda verecek değilim. Ama tek diyeceğim gerek dini boyutta gerekse bilimsel boyutta olsun her zaman için samimi Salih bir anlayışın kabülü içinde olmak ama bu kabülde saplanıp kalmamak lazım. Anlayışlar şuurlar ve bilimsel tetkikler –bulgular geliştikçe hem bilimsel dünya görüşümüz hem de dini algılama boyumuz hep birlikte daha da gelişecektir. Bunları birbiriyle çatıştırmak yada seninki yanlış, benimki doğru kutuplaşma sına girmek son derece yanlıştır. Benim dindar çevrelere tavsiyem inanmasanızda kabül etmesenizde Evrim teorisine yada Reankarnayon olayına peşin hükümlerle bakılmaması gerektiğidir. Bunları yok saymak, saçmadır demek yerine düşünülmesi araştırılması gereken fikri bir alan olarak görmek çok daha hayırlı olur. Kabül edilmesi muhtemel olan incelenmesi gereken açık bir alan!

--------------------------------------------------------------------------               

Tarih:10.07.2006 20:46:25

Sayın Derya Taşkıran öncelikle Star tv de yada başka bir kanalda çıkmanız düşüncelerinizin doğru olduğunu göstermez. Sizi saadettin Teksoy proğramında izlemiştim hatta ordaki sözde uzaylılarca verilen tüm çizim ve projelerinizi bilgisayar destekli bir sistemde büyütüp bunları ayrıntıları ile inceledik ve araştırma grubumuz içinde tartışıp diğer sözde gereken parçaları tahmini olarak oluşturmaya çalıştık. Yalnız kendi zihin gücümüzle yaşadığıdız geçmiş dönemlere konsantre olduğumuzda yaşadıklarınızı gördüğümüzü söylemeliyim.

Bir çok insan söylediğiniz olaylara inanmasada sizin bu deneyimi yaşadığınızı biliyoruz. Lakin sizinle görüşen o uzaylı grupla bizde birebir kontak kurduk ve böyle bir iletişimi neden kurduklarını sorduk. Kendileri sizi, insanların duygu ve düşünce yapılarını inceleyip bilgi almak amacıyla uzun süredir denek olarak gemilerine alıp incelediklerini söylediler. Siz sadece bazı görüşmeleri hatırlıyorsunuz. Ve sizin gibi bir çok insanı gemilerine ara ara alıp beyinleri duygu yapıları üstünde araştırma yaptıklarını biliyoruz. Fakat onların bu araştırması diğer uzaylı grupların oluşturduğu birleşmiş evrensel yönetim konseyinin koyduğu yasalara uygun olmayan bir araştırma.Bu konuda yetkili olup olmadıklarını sorduk. Kendileri bu araştırmayı kendini kolonileri adına bağımsız olarak yaptıklarını söylediler. Açıkcası bu durum beni rahatsız etti diyebilirim. Umarım yetki dışı bu araştırmalar o denekler üstünde olumsuz etkiler bırakmaz! Sizin durumunuzda beni açıkcası şüphelendirdi diyebilirim. Sizin zihninizi taradığımızda bize obsesif bir etki olduğunu söylediler. Yani istemsiz bilinç dışı yönlendirmelerle size bir çok şeyi yaptırabiliyorlar. Bu da hoş bir durum değil. Biz bir süre daha zihinsel olarak karmaşıklık yaşama ihtimaliniz olduğunu görüyoruz. Bu obsesyonik durum bir takım anlamsız şekiller ve çizimler olarak kendini dışa vurabilir. Bu gıriler dediğimiz uzaylı gruplar bir çok kere sizi gemilerine almışlar. Kendileri Orion takım yıldızından geldiklerini ifade ettiler. Neyse biz çizimlerinizin doğru olup olmadığını sorduk. Bu bilgileri sayın Derya Taş kırana sizmi verdiniz diye sorduk.

 Kendileri bunların ''biz bahsettiğiniz arkadaşın üstünde psişik testler yaparken ona gönderdiğimiz bilinç altı bir uyaranın onun beyninde yarattığı'' rastgele telkinlerden kaynaklanmış bir takım anlamsız çizimler olduklarını söylediler. Zaten bizimde çizimlerinize ilk baktığımızda bu çizimlerin belli bir mühendislik mantığını içeren kodlanmış bir dizi çizgileri ifade edemeyecek kadar kopuk bağlantılar içerdiğini gördük. Bu yüzden inançlarınıza saygı duymakla birlikte bir bilim insanı olarak sahip olduğunuz bilgilerin tutarlı olmadıklarını söylemek malesef üzücüde olsa bizim kendi görüşümüzdür. Yok eğer durum söylediğiniz gibi değil diyorsanız bize konu hakkında daha bilimsel yazılar ve anlatımlar gönderebilirseniz bunları tekrardan değerlendirmek isteriz.

Fakat şu aşamada ben kesinlikle uzaylı olaylarını bu araştırmalara karıştırmak istemiyorum.. Yani biz araştırmalarımızı dini olgulardan , cin olaylarından, yada uzaylı hikayelerinden yada parapsikolojik, metafizik olaylardan uzak tutarak mümkün olduğunca bilimsel ve her insanın anlayabileceği deneysel mantık ve akıl boyutundan olaylara bakmak istiyorum! Tüm soru bir maddeyi nasıl ışık hızından daha hızlı bir şekilde hareket ettirebiliriz? İşte tüm sorun bu! Ve bu soruna maddesel önermelerden yola çıkıpta bir çözüm bulma arayışındayız. Ama uzaylı hikayelerden çok uzaylı teknolojilerine her zaman için açık olduğumuzuda söylemeliyim. Teknoloji önümüze gelirse inceleriz. Aksi durumda boş nutuklar peşinde koşmayız. Bizim elimizdeki bilgiler de UFO lara ait yüzlerce LOGO parçası niteliğinde! henüz bu parçaları tam olarak bir araya getirebilmiş değiliz. Belki sizin elinizdeki farklı zaviyelerden alınmış bilgi bu yap boz oyununda bizim işimize yarayabilir.

---------------------------------------------------------------------------------          

Tarih:11.07.2006 18:26:32
 

Sevgili arkadaşlar sayın Derya Taşkıran'a verdiğimiz yanıtta sanırım ifade edilmemesi gereken kişiye özel kalacak noktalarda konu dışı açıklamalar bazı sözde ciddi düşünen kesimlerce yanlış anlaşılmıştır. Öncelikle medyumatik irtibatlar ve uzaylı bağlantıları mümkün olan durumlardır. Fakat bu konuları gereğinden fazla abartmak ve söz konusu etmenin gereği yoktur. Eğer bu konulara girersek bilim adamları hadi gelsinlerde inceleyelim derler, çok aykırı istekler karşısında biz yalancı konumuna düşeriz daha sonra dini kesimden hocalar yeşil uzaylılar varsa bizede gösterde onlarıda islama davet edelim diyeklerdir. Hristiyan kliseleride kendilerini hristiyanlığa davet için bize müracaat edeceklerdir.Turizm meraklılarıda kapımızı çalıp bizide gezegenlerine götürsünler hadi ispatla diye ver yansın edecektirler. Yani her kesim kendine göre yorumlar ve beklentiler içine girecektir.Oysaki onların durumu biz insanların dar akli kalıpları içinde anlaşılacak bir şey değildir. Her kafadan mutlaka bir çok soruya hedef olacağız. Herkes kendi mantığının aldığı ölçüler içinde bir ispat bekleyecektir.Oysaki biz dünyada yer alan uzaylılarla irtibat görevlileri değiliz. Kimseye bir şey iddia etmek ve ispatlamak için burda değiliz. Mesele herkezin sandığı kadar düz mantıkla anlaşılacak bir şey değildir. Mesela en basitinden deniyorki madem uzaylılarla görüşüyorsunuz niye direkte bir antigravitasyonel makine istemiyorsunuz? Yada doğrudan bir UFO isteyin deniyor..Herkes kendine göre düşünmekte yargılara varmakta ve hediyeler istemekte özgürdür. Kimsenin düşüncelerine gem vuramayız. Lakin tüm bu sorular havada kalan sorulardır.

Tüm bunların neden ve sebebleri elbette vardır.Bu iletişimler bu olaylar kimsenin sandığı kadar düz ayak sıradan gelişi güzel iletişimler değildir. Karşı taraf bizim asker arkadaşımızda değildir. Yada rüşvet vereceğimiz mahalle arkadaşımızda değildir.Ya Alirıza abi diğer uzaylı arkadaşların görmeden şu UFO mühendislik kitabını veriver diyecek bir durumumuz yok! Ama çok merak edenler için diyebilirimki bize bir çok şey anlatıldı fakat doğrusu bu benim için bir anlamsız onca şema ve çizimlerden başka bir şey değildi! Neyse sonuç itibarıyla bizde yerine göre direkt UFO modelleri istedik ama vermediler. Başka arkadaşlar bu tür girişimlerde bulunmak istediler ama devlet düzeyinde konuyla ilgilenebilecek finansman sağlayabilecek konuyu ciddiye alabilecek muhataplar bulunamadığı için ve bir çok akedemisyeni bir araya getirip böyle bir çalışmaya yöneltebilecek merkezi bir çalışma alanı oluşturulamadığı için malesef bu konuda uzaylılarla ciddi bir bilgi alış verişi içine girmek mümkün olmadı. Heralde << eski bir UFO’ nuzu arka bahçemize bırakıp gidin bizde elimizde tornavida ve sıradan ölçü aletleri ile bunu inceleyeceğiz>> diyecek halimiz yok!! Bizim böyle bir istekte bulunmamız bir çocuğun savaş oyunu oynamak için büyük abilerinden nükleer başlıklı füzeler istemesine benzer.

Böyle bir ciddi istek ancak devletler düzeyinde ülkeler düzeyinde büyük bilimsel konseptler ve araştırma merkezleri adına istenebilir. Fakat bu konuları burada kapatıyorum. Dediğimiz gibi gerekli gereksiz bir sürü SORULARLA dar zekaya sahip insanlara bura da bir takım şeyleri anlatmaya çalışmakla vakit geçirmek istemiyorum. Biz sonuç itibarıyla kendi aklımızla düşüncemizle sınırlı imkanlarımızla bahsi geçen teknolojiyi kağıt üstünde ve mümkünse PRATİKTE anlamak ve uygulamak istiyoruz. Bunun içinde bilimsel ve oldukça somut araştırma ve gayretler içindeyiz. Bu uzaylı irtibatlarını kişiselleştimeyelim dünyada bir çok buna benzer irtibatlar var!! Mesele pratik sonuçları olan bilgiler elde etmektir. Yani uzaylı varmış UFO varmış hikayeleri ile uğraşmıyorum. Ben inanıyorum- inanmıyorum yada ‘hadi banada ispatla’ oyunuyla da vakit geçirmek istemiyorum. Bizim derdimiz ışık hızını geçmek ve şu fizik bedenimizi bu hızın ötesindeki hız seviyelerinde hareket ettirebilmektir. Ve asıl sorun şu: Bu yüksek hız limitlerine nasıl çıkılabilir? Gerisi laf! UFO lar vardır yada yoktur demekte bu açıdan anlamsız. Yani ben küçük yeşil adamlardan daha çok onların olması muhtemel teknolojileri ile ilgileniyorum….! Uzaylıların var olması benim derdimi çözmez! Benim derdim o teknolojiye sahip olmaktır. Eğer bu sonsuz uzayda bizden başka hiçbir canlı yaşam olmadığını varsaysakta bu beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren tek şey IŞIK HIZINI AŞACAK BİR İTKİ TEKNOLOJİSİ GELİŞTİRMEK! VE TABİ ‘ZAMANDA YOLCULUK’ !

----------------------------------------------------------------------------------          

Tarih:09.09.2006 21:27:36

Sayın NAPCAN nikli arkadaş DNA ve yaşlanma konusundaki bilgilerin bilimsel makalelerden alınmış kısmen doğru olan bilgiler ama yaşalanma mekanizması henüz tam olarak bilimsel anlamda çözümlenebilmiş bir konu değildir.Bir takım gözlemler ve veriler mevcut ama bu konunun senin ifade ettiğin gibi düz mantık bir yaklaşımla çözülemeyeceği bir gerçektir.İşte insan bebektir yaşlanır ve yaşlanırkende karşılaşılan hücre içi oluşumlar protein zincir yapısındaki değişimler ve hücre içi serbest radikallerin artışı gibi bir çok durum görülür. Öncelikle temel varsayımınız bu sisteme dışardan bakarak birini engellediğimizde başka bir unsur bundan etkilenir mantığı var! Ama bu mantık yanlıştır. Tüm yaşlanma etkileri zincirleme meydana gelen olaylardır. Eğer DNA düzeyinde en baştan bir değişim meydana getirebilirsek ölümsüz nesiller yaratabiliriz.

Bunun dışında ölümsüzlüğün bir çok yolları vardır. Bu daha sonradan da geliştirilecek ilaçlarla insana enjekte edilen kimyasalların etkisiyle sağlanabilecek hücre içi bir ölümsüzlük olabilir. Tabi gerçekten ölümsüzlük üstüne ve bunun yolları hakkında çok şey söyleyebilmek için biyolojik yapılar ve kimyasal moleküllerin davranışları hakkında net bilgiler elde edilmelidir. Senin söylediğin şekilde şöyle olursa böyle olur düz mantığı ile hareket edersek ölümsüzlük noktasındaki çalışmalara tümüyle saçma gözüyle bakmak gerekir ki bu da bilimsel çalışma etiğine aykırıdır. Yani bundan yüzlerce sene önce uçak şundan dolayı uçamaz diyenlerin sözleri bu konuda yeterli bir kanıt olsaydı kimse uçak yapmak için uğraşmazdı! Demekki bilimsel araştırmalara güvenmek gerekir .Evet ölümsüzlük mümkündür! Fakat bunun ben tek bir yolu olduğunu düşünmüyorum. Ölümsüzlüğün ve hücrede bu yönde bir değişimin DNA nın karmaşık yapısı tanındıkça insan biyolojisine ait kimyasal çorbanın tam bir haritası çıkarıldığında bu kompleks yapının yaşlanmadaki rolü net olarak anlaşıldığında bu kompleks yapıdaki yaşlanmaya neden olan kimyasal unsurların sadece doğrudan kesilerek değil tam tersi vucut içinde bunların yaşlanmaya neden olan dolaşımlarındaki tesirleri ve genetik düzeyde buna neden olan kodlarda değişikliğe gidilerek onun yerine onu daha zararsız hale getirecek ama aynı akıştaki tepkimel etkileşim içinde senin bahsettiğin o serbest radikaller yerine zararsız radikaller üretilmesi sağlanabilir.

Ama dediğim gibi bu konuda bir çok yol bulunabilir.Yani bilim yaşlanmaya neden olan süreci inceleyip -komple bir sistemi inceleyip- buradaki yaşlanmaya neden olan bir unsuru değiştirip kapatıp engellediğinde diğer taraftan bir aksaklık yaratırız demek tam olarak doğru değildir.Öyle görünebilir ama sisteme müdahalenin bir çok yöntemi mevcuttur. DNA daki kodlar ve onun arkasındaki emir verici elektiriksel kuantumsal yasalar bile elektromanyetik bir alan içinde yeniden düzenlenip DNA ya farklı bir program yüklenebilir.  Yani yazılım değiştirilebilir. Dediğim gibi bir şeyi yapmanın bir çok yolu vardır. Ama önce o sistemin iyice tanınması ve bilinmesi lazım.Yani mesela İstanbul trafiğinin akışını değiştirmeyi düşünmeden önce tüm istanbulun trafik akışının bir planının elimizde olması lazım.Çünkü planı tam olarak bilmeden trafiğe müdahale edecek olursak seninde dediğin gibi trafiği başka bir noktada tıkama riskimiz büyüktür! Yani bir yerden kapı açarken diğer yerdeki kapıyı kapama riskimiz büyüktür! Ama planı tam olarak bilebilirsek bunu sıfır riskle değiştirme şansımızda o kadar fazla olur. Yani bu su böyle akıyor bunun böyle akması Allahın hikmeti diye o şeyi öyle kabül etmek ve dışardan bir şey yapmadan seyretmek bilimsel düşünceye aykırı bir tavırdır. Denemek bakmak araştırmak ve doğaya müdahale etmek gerekir. İnsanoğlu Tanrıya ait tüm yeteneklerin küçük birer kopyası ile donatılmıştır.İnsan bir gün ölümsüz olmanın yolunu bulacaktır. O gün bir gün gelecektir.

Senin olayı izah şeklin tam bir Arabistanlı, İranlı, Afganistanlı molla kafası! Yani nerdeyse DNA araştırmaları günah diceksin! Sevgili dostum için rahat etsin bilimin ölümsüzlüğü bulması demek, yada uzayda farklı gezegenlerde dini kitabı olmayan bizden üstün ve uygar medeniyetlerin bulunması, düşünen yapay zekaların yapılması, bilinçli makineler yapılması bizim inançlarımızı küçültmemesi yada yıkmaması lazım tam tersine inanç dünyamızın daha da genişlemesi daha hümanistik bir hale gelmesi lazım.

Şimdi diyelimki uzaylılar dev uzay gemileri ile geldi ve dünyanın kenarında durdular. Ve küçük öncü uzay gemileri ile bir grup temsilciyi yeryüzüne gönderdiler. Bir süre CNN ve BBC kameraları önünde poz verip açıklamalar yaptılar diyelim. Tüm Müslüman alemi ve hristiyan alemi kendilerinden medeniyetçe üstün bu varlıklara baktıklarında bunların ne camiye gidip namaz kıldıklarını nede kliseye gidip dua ettiklerini görecekler. Sanki Sovyet rusyanın çok daha gelişmiş bir versiyonu gibi kominal yönetim biçimine sahip bir uzay ırkı görecekler karşılarında! Peki bu durumda insanlar kendilerini sorgulayacaklar. Adamlar cenneti uzay gemilerinin içinde yaratmışlar zaten!

Lan bu adamlar ne Hz İSA yı nede Hz Muhammeti tanımıyorlar bilmiyorlar. Hani İspanyolların Amerika kıtasındaki yerlilerle ilk tanıştıkları misal! Uzaylılarda bizleri ilkel yerliler gibi görecekler! Bu durumda tepkimiz ne olurdu! Bence ya Allah diyip uzaylıları cinler geldi diye bir grup Müslüman taşlamaya kalkacaktır. Bir grup insan korkusundan yaa Allah diyip uzaylıların önünde secdeye kapanacaktır. Hristiyanlar onların geldiği günü şeytanın geldiği gün ilan edip bir grup hristiyan uzaylıların gemilerine saldıracaktırlar.Yani Biz filimlerde hep onların bize saldırdıklarını görüyoruz ama uzaylılar geldiğinde insanların onlara saldırdıklarını göreceğiz! Sihirli küremde bunları gördükçe insanoğlundan midem bulanıyor desem yeridir. Ben uzaylıların yerinde olsam tüm insanların şehirlerini bir gecede dümdüz ederdim. Bir tane bile canlı insan bırakmazdım dünyada! Ama onlar benim kadar acımasız değiller tabi! Uzaylılar geldiğinde insanoğlunun sorduğu bir çok büyük bilmecelerin yanıtları verilecektir. Onlar sizlere kendi uzay haritalarında üzerlerinde canlı yaşam olan başka medeniyetlerin bilgilerinide getireceklerdir. Sizlere kim olduğunuzu açıklayacaklardır. Onlar canlılığın gezegen yüzeylerinde nasıl evrimleşerek geliştiğinide sanal hologramik cihazlarında bilim adamlarımıza anlatacaklardır.

----------------------------------------------------------------------------------          

Tarih:09.09.2006 22:00:31

Sevgili dostlarım Tanrı nedir? Peygamber gerçekten Tanrının elçisimidir? Bir cennet ve cehennem varmıdır? Yaratılışın kökeni Ademle Havva mıdır? Evrenin bir sonu varmıdır? Yada Evrenin zaman ve uzay içinde bir başlangıcı yada sonu varmıdır? Uzayda bizden başka canlı zeka sahibi varlıklar varmıdır? Başka boyutlar varmıdır? Evren ne kadar büyüktür? Biz gerçekte bu devasa karanlık boşlukta nerdeyiz? Uzay denen bu garip boşluk nedir? Bilinç ne anlama gelir? Bilincin farklı düzeyleri varmıdır? Farklı gerçeklik katları varmıdır? İnsan yaratılışının kökenleri nedir? İnsan evrimin sonu varmıdır? Varolmak gerçekten ne anlama gelir? Gelişen teknoloji bizi nerelere kadar götürebilir? Işıktan hızlı yolculuklar mümkün müdür? İnsanlar uzayda koloniler kurabilcekmi? Ölümsüzlük mümkünmüdür? İnsan uygarlığının sonu gelecekmi? İnsan bilinci elektronik olarak taklit edilebilecekmi? Gerçekten dini tabirle bir kıyametten bahsedilebilir mi? Gerçekten cennet ve cehennem denen bir dünya varmı? Ölümden sonra yaşam varmıdır? İnsanda bir ruh varmıdır? Peygamberlerin bize söylemedikleri bizden sakladıkları bir gerçek varmıydı? Zamanda yolculuk mümkünmüdür? Zaman yolcuları aramızdamı? ……. Ve daha bu sorular listesine bir sürü soru eklenebilir. Tüm bu sorulara bir gün yanıt verilebilecek mi? Yada aramızda bu soruların yanıtları ile gezen zamansızlar denen büyük bilgeler varmı? Eşya yada madde dediğimiz enerji dediğimiz bu şeyin esası nedir?

-----------------------------------------------------------------------------              

Dert:

Dostum yazılarını baştan sona okudum şımdi bi yorum yapmam gerekirse ki bunu söylemeden kendimi iyi hissetmicem. Senın her türlü düşüncene saygı duyorum. Bana göre burda yazdıkların tamamen saçmalık. Bozulma sakın sadece eleştiriyorum ama dediğim gibi saygı duyuyorum görüşüne neyse her şeyi anlarım her düşüncene saygım var ama bir tek kabüllenemediğim şey Mevlana hz. bu saçmalığa dahil etmen. İnsanları kendi sapık görüşlerine inandırmak için başka dinlerin başka inançların unlu, sevilen ve inanılan insanlarını bu mevzunun içine sokmanı kabüllenemiyorum. Senden tek ricam lütfen bu yazıda Mevlana ile ilgili bölümleri çıkarman! saygılar.. 

Tarih:01.08.2006 00:27:08

Sayın DERT nikli arkadaş düşüncelerini eleştirel bir yaklaşım olarak saygıyla karşılıyorum. Lakin çapı dar olan bir sahiplenme duygusu içinde evrensel manevi fikir ve düşünce dünyasına sahip insanlığa mal olmuş bu büyük fikir insanlarını bu şekilde sahiplenmek oldukça yanlıştır. Yada islam gibi büyük manevi değerler sistemini terörizmle savunmaya çalışmak o değerlere karşı işlenen çok büyük bir suç ve tam tersi oldukça tezat bir durumdur. Allah gökte bekleyen ve müslümanları kendi adamı gibi gören bir kozmik bekçi değildir. Yada Hz Muhammet den Budist bilgelere dek Mevlanaya kadar ....vb gibi tüm bu büyük ruhsal önderlerde tüm insanlığa IŞIK olarak gelmişlerdir. İsteyen her ulus her millet her insan sevgi temelinde insanlık birliği temelinde bu değerli insanların işaret ettikleri evrensel birliği, bilgiyi ve sevgiyi bu zatların manevi kişilikleri dahilinde örnek alabilir ve benzeri evrensel duyguların ifadesi adına tarihten bugüne gelen manevi üstadları kendilerine önder olarak görebilirler. Geçenlerde bir belgesel izlemiştim. Mevlanayla ilgili. Belgeseli izlediğimde gözlerime inanamadım. Hele sözde mevlananın torunu olacak onun ceddinden gelen insanında mevlana yorumunu dinlediğimde şaştım kaldım dejenerasyonun ve çarpıtmanın bu kadırı da pes doğrusu dedim. Hayatımda ‘O haaa yanii’ dediğim ender belgesellerden biriydi.

Belgeselde sözde kendi alanında uzman sözde mevlananın dünyaca bilinip tanınmasında danışılabilecek İslam dini temsilcilerinden hocalarımızdan b azılarının ve konyadaki resmi makamlarda yer alan konu hakkında uzman kişilerin sözlerine yer verilmiş. Ben izledim şaştım kaldım! İnsan Mevlanayı bu kadarmı sığ anlatır bu kadarmı Sünni mezhepsel bir yorum içine hapseder! Plak dönüp dolaşıp Müslümanlığa Sünni şova İslami shovenizme dönüşüyor nerdeyse bir çeşit mikro milliyetçi tarzında mikro bir Mevlana örneklemesi yapılıyordu.Ve birde ahadaa Mevlana bu…! sizde gelin böyle olun ahada şu tespihi alın şu camide sıraya geçin tipinde bir belgeseldi! Yani Mevlananın eserlerinin evrensel kişiliğinin tüm dünyada tanındığı ve okunduğu bir zamanda tüm dinlerde yorumların çıkarıldığı derslerin alındığı bir dünyada daha ne diyebilirimki! Ben daha bişey demiyorum sadece bizim konyadaki adamlar mevzuyu aşmış demekten başka diyecek bir şey yok!! Allah akıl fikir versin. Millet Mevlanayı okuyarak kuyudan çıkar karanlıklardan çıkar bizimkiler daha da nasıl insanları daraltırız nasıl mevlanayı abartıya kaçan bir bizdenciliğe büründürürüz diye elinden geleni yapmışlar.Yine birde Yunus Emrenin sesli şiirlerinin olduğu bir CD almıştım. Yine ordada benzer sığ görüntüler..Yani kamera ha bire kabenin çevresinde dönüyor ha bire klasik cami manzaraları fokuslanıyor ..ha bire baş örtülü kadınlar fokuslanmışş… Görüntülerde başka bir şey yok .. Yani yine İslamı belli klasik shovenist denebilecek bir kalıbın içine sokmuş. Şimdi bunları okuyanlar hemen ulen ahada din düşmanı şuna bak şerefsiz nası konuşuyo dicekler bazıları ) Ama aslında biraz derin düşünürseniz Müslüman alemi olarak kendimize gerçekten öz eleştiriler yaklaşımlar getirmemiz lazım.

 Ya kardeşim madem Mevlana belgeseli çekecen tüm dünyaya hitap edecek bir kamera ve görüntü kültürünü önce bir genişlet! Çağır tüm dünyadan bilim adamlarını yada sen ayaklarına git tüm dünyayı kez Amerikaya git - gez prof.larla konuş ..hatta Mısıra git ordaki prof. ların görüşlerini al. Sıradan Amerikan ve Avrupa halkının içine gir mevlanayı sor nası görüyosunuz de! Sonra ilahiyat fakültesine gel bizimkilerin görüşlerini kıyasla! Bırak yorum CD yi izleyen seyirciye kalsın sen yorum yapma! Sonra tamam Kutsal kabemizin görüntülerinede yer ver Mevlana türbesine ve ordanda Himalaya dağlarına, Arabistan çöllerine orta asyaya Budist manastırlarına da yer ver! Yani Mevlanayı bir CD de anlatmak zaten mümkün değil ama hiç olmazsa tüm dünya felsefelerinden dinlerinden bir renkli motif çiz! Tüm bu görüntüler biribiri ardına gelsin.. Camilerimizin içsel evrensel desenlerinden Kliselerin yükselen katetrallerine dek evrensel bir tablo oluştur..Tüm insanlık değerlerini içine alan görsel bir tema oluştur..! Mevlanayı anlat..! ve ordaki rahiplerin düşünsel felsefesinide Mevlanayla buluşan yanlarınıda al ve belgeselin içine katarak o görüntüler eşliğindede görsel, bilimsel, dini, mistik, felsefi bir belgesel bir sinema şöleni ortaya çıkar. Sürükleyici eşsiz bir baş yapıt olsun. Her dinden her kültürden her ulustan insan izlesin! Yani orijinal bir şey yap! Yani İslamı kapalı bir kutu gibi gösterme! Aç onu herkese.. göster..! herkes orda kendini bulsun! 

Haa illede istiyosan gel yine Mevlanayı bu evrensel gönül adamının içinden çıktığı esinlendiği onu evrensel insan olmaya iten evrensel insancıl İslam düşüncesini o noktada anlatarak büyük bir bitiş finali yap! Valla böyle İslama bin kez daha hayrın dokunur… Ama yokk adam alışmış softa İslam tablosuna..İşte belli kısır döngü halindeki klasik görüntülere .. illede bön, kısır tarafçı bir yan olmalı sanki.. sanki adam Mevlanayı futbol takımı tutuyor gibi anlatıyor..Bu takımım adına da İslam diyor! Bu yanlış bir bakış açısı…..Bu bence İslamı rencide eder incitir! Sözde konuşmacı olarak gelmiş profesörlerimize ne demeli..Arkadaş ben lise mezunuyum .Argo ifadeyle; Lan kamerayı bana verseler islamı gel anlat Mevlanayı sen anlat deseler…valla gülümseten bir espiriyle ertesi gün tüm dünya akılında İSLAM nasıl bir dindir! Düşüncesiyle uyanırdı. Madem bir şey yapacaksınız adam gibi yapın bi işe yarasın! Burada ben çok derine inen İslami düşünce proplemlerinden birine hem de çok önemli bir soruna eğildim. Burda ifade ettiğim ÖZ ELEŞTİREL YAKLAŞIM’ı İslam dünyası öz eleştirel bir yaklaşım olarak ele alıp biz nerde hata yapıyoruz diyerekten ifadelerimi anlamaya çalışırlarsa ve bunu gerçekten doğru şekilde analiz edip anlarlarsa İslam dini farzı mahal 500 yıl sürecekse Onbin yıl daha ömrü uzar! Bu ‘öz eleştirel tablodan’ bin kitaplık bir fikri derya çıkartabilir ve eserler verebilirsiniz. Ben işin NOKTA sına değimdim. Siz çizgisini getirin…! 

Bakın öz eleştiri derken İslam dininin hemen hemen temeldeki örf anale ve geleneksel tutum ve tutumlarımızın kendisi dünyadaki tüm geleneksel ve ahlaki bir çok değerden çok daha üstündür. Ne kadarda evrensellik babı altında bir çok dinsel motifide ele alsak ve bundan bahsetsemde İslamın yaşam kültürü boyutundaki yüksek ahlaki değerler sistemi benimde savunduğum arzu ettiğim değerler sitemidir. Tüm dünyayı gezin görün..Sonuçta İslam dininin içerdiği değerler en güzel değerlerden biridir demeliyim. Ama işte malesef bu değerler bazılarının softa ve tabucu ve zorlamacı yaklaşımları içinde hep yanlış anlaşılmıştır. Tarih boyunca kişilerin ve bir takım grupların yansıttığı olumsuz tablolar maalesef İslam dininin yüksek manevi değerler siteminin üstünü örtmüş ve zorbacı yobaz bir tabloyu gözler önüne çıkarmıştır.

Bir dinde şekiller olabilir kalıplarda olabilir ama sadece islamı bu kalıp ve şablonlardan ibaret bir din olarak görmek çok yanlış olur. Ben burada İslam dininide savunuyor değilim.. Ben sadece doğruya doğru, eğriye eğri, yanlışa yanlış diyen tarafsızlardanım. Biz hiçbir zaman için Üç Kuruşluk hesaplar kitaplar a dına gördüğümüz doğrulara yanlış diyenlerden olmadık.. ve olmayızda! Ve Allahtan başkasına da minnet etmeyiz. Bundan dolayıda susmak bizim için daha hayırlıdır. Çünkü herkesin bir köşede kendi hesabını yaptığı bir dönemde bir kuru ekmek yerim ama doğruya yanlış demem! Lakin ne kadarda yanlış olsa hakaret ve rencide eder düzeylere varmamak kaydıyla her yanlışa karşı öz eleştirel görüşümüzüde belirtiriz. Tabi gerektiği noktada..Gayemiz yermek rencide etmek değildir ..Gayemiz, bir kelimede olsa ağzımızdan çıkan insanlığın daha iyi noktalara doğru ilerlemesidir..Tüm dünya ulusları benim kardeşlerim, annelerim, babalarımdır..tüm dünyanın çocukları benim çocuklarımdır.. tüm dünya bir aile gibidir..Tüm insanlığın üzüntüsü benim üzüntümdür. Tüm insanlığın sevinci benim ve bizlerin yani tüm Allah dostlarının sevincidir.

İşte bu yüzden yeryüzünde toplam 9 köy varsa biz bu köylerden hiç birinde oturmuyoruz diyebiliriz! Bizler yeryüzünde olmayan Allahın katındaki bir köyden buralara kadar gelip eleştirimizi yapıyoruz diyelim. Ben ne kadarda bu sözleri söylemekten el etek çeksem illede bir vesile beni açacak! Yani… Ben daha çok bu konularda İslamın kendi içinde büyük profesörlerin ilahiyat mezunu arkadaşların konuşmasını öz eleştiriler getirip yüksek düzeyli fikri hareketlerin olmasını dilerim… Kendi kurallarımın dışına çıkıyorsam bu da Hz Muhammet'e dolayısıyla onun nazarında onun ümmetine karşın olan sevgimin ve onun yüksek manevi hatırasının bir zorlayıcılığı ile bu ifadeleri burda sarfediyorum..Hz Muhammet tarihsel kişilikler içinde yüksek ahlakına kişiliğine ruhaniyetine aşık olduğum özel insanlardan birisidir. Ben onu bir peygamberden daha çok bir sevgili yani önce bir gönül dostu olarak görüyorum. O evrensel bir bilgi elçisidir benim için.

Bizim gibi ruhlar için sonsuz zaman ve mekanın mesefeleri gönül bahçemiz içinde hiçbir anlam ifade etmez. Hepimiz diride olsak ölüde aynı bahçede sonsuzluk deminde her daimde ‘hem –dem’ eder ..selamlaşır, sohbetlere dalar farklı zaman –mekan bölmelerinde görevlerimize devam eder dururuz. Haller her ne kadarda türlü türlü olsada! Bir odadan çıkar diğerine geçeriz. Bu dünya kozmik tiyatral bir sahnedir. Hiçbir şey sanıldığı ve görüldüğü gibi değildir. Zamanlar ne kadarda iç içe ve başka başka olsada bizim gibi gönül dostları için zamanın ve meseafelerin hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Eğerki bu sonsuzluk sohbetleri içine girersek bu sayfalarda bize yetmez. Sonuç itibarı ile konuyu toparlayacak olursak benim mevzum ilgim bu sosyolojik-psikolojik-toplumsal-kültürsel-dinsel mevzulardan daha çok Zaman yolculuğuna dair teknik hususlardır. Bana eleştiri getirirkende bunun göz önünde bulundurulmasını dilerim.

--------------------------------------------------------------------------        

       

Tarih:28.07.2006 00:55:33

Sevgili arkadaşlarım dünya toplumlarını oluşturan büyük kitleler dünya dediğiniz bu küçük gezegenin dışına çıkıp henüz dünyanıza dıştan bakmayı deneyimlemekten oldukça uzak bir bir yüzyılda kapalı bir kutuda yaşar gibi yaşıyorlar! Eğer insanlar uzaydan dünyanızı yada daha ötelerden sadece küçük bir ışık noktası gibi görünen güneş sisteminizi yada çok daha ötelerden uzayın daha derinlerinden devasa boyutlardaki samanyolu galaksisini izleyebilselerdi, büyük kitleler, içinde yaşadıkları sistemleri bu perspektiflerden görme şansına sahip olsalardı bu sanki bir insanın kendi bedeni dışına ruhsal olarak çıkıp kendi fizik yapısını dışardan görmesi gibi çok tuhaf bir deneyim olurdu ve aynı oranda bu deneyim çok garip hislere neden olurdu. Bu hisler neler mi? Daha çok sevgi daha çok şefkat ve daha az bağnazlık! Daha çok hayal gücü ve devasa boyutlarda alışılmadık bir tevazu! Bildiğimiz her şeyin çok daha başka perspektiflerden bakıldığında çok daha farklı anlamlar kazanabileceği gerçeği! Ve hepimizi birbirimize bağlayan çok daha gizemli bir gücün bizim zekamızın ötelerine uzanan çok daha büyük bir zekanın varlığını daha çok sezinlemeye başlardık.Ve aynı zamanda en küçükten daha küçükken en büyükten daha büyük olan insan aklının ve gönlünün yüceliğini sezinleyebilirdik.

İşte kozmik seyahatimizden dünya denen o küçücük evimize ve fizik bedenimiz dediğimiz o küçücük narin insan bedenine döndüğümüzde ‘‘hayal gücümüzün’’ uzak yıldızların toz ve gaz bulutları arasından ışıktan daha hızlı bir şekilde bir filmi geriye çevirir gibi dünyaya doğru gerisin geriye geldiğini ve evimiz dediğimiz mavi küremizin giderek karşımızda büyüdüğünü görmek ve bir süre sonra sarsıcı hava akımları arasından geçerek koyulaşan bir sis perdesi içinden aşağılara doğru kayarak düşüp adeta yerçekimine kendimizi bırakmışçasına beyaz bulutların içinden süzülüp geçerek doğruca minik bedenimize doğru gerisin geriye tekrardan çekiliriz.Ve gözlerimizi açtığımızda daha gözlerimizi kapamadan önceki en son hatırladığımız karşı komşumuzun bahçesindeki ağacın dalından düşmekte olan yaprağın daha yeni yolunu yarılamakta olduğunu gözlemlerdik. Sevgili dostlarım evren çok devasa bir yer! Sizlerin tüm dinlerinizin ve sahip olduğunuz tüm kültürlerinizin geçerlilik arzetmediği bambaşka mekanlar ve zamanlar ve boyutlar vardır. Yada bambaşka dünyalar diyelim. Şimdi bunu düşünmek bilmek sizler için çok uzak bir gerçeklik! Bu nasıl bir bilgi ve nasıl bir dünyadırki buradaki tüm bilgimiz orlarda hiçbir mana arzetmesin! Bunu bu küçük bedenleriniz ve mavi küreniz içinde sınırlı bilimsel anlayışınızla anlamak çok zor elbette! En zoruda bizim bunları nerden bildiğimiz sorusuda bizi oldukça çıkmaza sokacak sorulardan biridir. Anlatmakta zor tabi! Bunu anlatmaya çalışmak bizi içinde bulunduğumuz toplumda çok zor durumlarda bırakır.Çok acımasız çok düşük yersiz eleştirilere ve ithamlara maruz kalırız bunu biliyoruz! Ve bir çok ifadelerimizi kendimize saklıyoruz.

Bir çok soru soran arkadaşımızın UFO lar konusunda tartıştıklarını görüyorum. UFO lar konusuna bu kadar takılmanızı istemem.UFO lardan çok kendimizi elimizdeki bilimsel bilgileri araştırmaya vermeliyiz ve vaktimizide bu yönde harcamalıyız. Boş bir kafayla UFO lar varmı diye sormak anlamsızdır. Bir bilim insanı olarak konuyu başka mecralara taşımakta anlamsızdır. Ne kadar bir çok deneyimden halden geçsede insan hatta uzaylılarlada tanışmış olsanız bilim camiası içinde kanıtsal gerçekleri gösteremeyeceğiniz konularda susmak ve insanlığın arzu edilen uygarlık seviyesine gelmesi için insanlığı birazcık olsun etkileyebilecek, yükseltebilecek ve bilimin gelişimine çok küçük bir itki gücü olarak katılan görünmez bir basamak olmak ve bu büyük bilim havuzuna katılan bir damla olmak bile hepimizin arzulayacağı şey olmalı!

Belki ben dahil bir çok araştırmacı düşünürün ve bilim insanının ismi tarih sayfalarında görünmeyecek ve hiç birimiz isim olarak anılmayacağız. Bir çoğumuz sadece insanlık bilim tarihi içinde bilimsel ilerlemeyi bir adım daha yükseltip öne götüren görünmez sutunlardan başka bir şey olmayacağız! Lakin gerçek bir bilim insanı bilimsel bilgi kadar insanlığa ait yüksek ahlak değerlerininde taşıyıcısı olmalıdır! Bu zaviyeden dünyaya baktığımızda mesele ve nihai hedef insanlığın evrende hatırı sayılır bir gelişmişlik düzeyine ulaşması yönünde bir enerji ve efor sarfetmektir. Bu hepimizin görevidir. İnsanlığın yarınları için çalışmak ve bir şeyler yapmak esas gaye olmalıdır! Bizden sonra gelecek olanlara bir şeyler bırakmalıyız! Bu küçük bir kitap küçük bir iki söz yada kendisi küçük ama taşıdığı değerler bakımından büyük eylemlerde olabilir. Sözler kadar eylemlerde büyük bir dönüştürücü güce ve enerjiye sahiptir. Bilincin engin gücü sözlerle yada eylemlerle dünyaya yansıtılabilir. Bir gün bir İngiliz gazeteci Hindistanın bağımsızlığı için mücadele eden Gandi ye sorar; << Efendim dünyaya bir mesajınız var mı? >> tabi Gandi çok yorgundur … manalı gözlerle gazetecinin gözlerinin içine doğru bir süre bakar ve tek bir yanıt verir. ‘‘Mesajım yaşamımdır!’’ Hepimizin amacı insanlık ailesinin gelişmesi evrenler boyunca genişlemesi ve ilerlemesini sağlamaktır. Eninde sonunda bu büyük boşlukta insanoğlu yalnız olmadığını keşfedip evren denen bu sonsuzluğu onunla paylaşan diğer zeki uygarlıklarında mevcut olduğunu fark edecektir.Ama o zamana dek bu gerçek bizim gibi evrensel bilgiye ulaşabilen zihinlerde saklı kalmalı!

Lakin bilim insanları olarak kitleler bazında dünya dışı yaşamın ‘bilimin bulguladığı fizik ve kimyasal şartların’ uygun olduğu yada bu şartlara yakın ortamlarda farklı şekillerde düzenlenmiş terkip edilmiş DNA konbinasyonlarına sahip farklı zeki yaşamlar olabileceğini bilmemiz lazım.Olasılıkların her zaman sonsuz olduğunu bilmekte yarar vardır. Bugün için maddi düzlemde bilimsel olarak kanıtlayamasakta fizik yasaları bakımından kimya yasaları bakımından yaşam kendine uygun sistemlerde kimyasal bir kompozisyon olarak kendiliğinden ortaya çıkabilir.Hatta sadece tüm dünya atmosferi içindeki yaşamın fizik ve kimyasal konbinasyon olasılıklarını bir bilgisayar kodları haline getirip yapay zekaya sahip bir bilgisayar içinde 0000 ve 11111 lerden kurulu kendine göre evrimleşip gelişen ve dünyayı bizim bilgisayar programının onlara gösterdiği gibi gören gerçekte bir elektron akımının