| |
:: Zaman Yolculuğunu
Araştırma Merkezi © 2005 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkey /
Denizli ::

Bazı araştırmacılara göre uzaydan gelen yaratıklar yaklaşık 300
yıldır insanları kaçırmaktadırlar.
Dünya çapında ünlü İngiliz UFO uzmanı Jenny Randles ( Türkiye’de de
kitaplarından ikisi tercüme edilerek basılmıştır) en ilginç ve belgelenmiş
uzaylılar tarafından kaçırılma ve yakın temas vakalarını yeni yayınladığı
The Complete Book of Aliens and Abductions-Uzaylılar ve Kaçırma Olayları
Üzerine Kapsamlı Kitap (Piatkus Yayınevi, Londra, İngiltere) adlı eserinde
geniş yer vermiştir.
Uzman tarafından en ilginç bulunan 10 olay şunlardır:
1. Teath, İngiltere, 1645: Pitt ailesinin
yanıda hizmetçi olarak çalışan 15 yaşlarındaki Anne Jeffries evin bahçesinde
tamamen şuurunu yitirmiş ve yerde acılar içinde kıvranırken bulundu. Genç
kız kendine geldiğinde patronlarına yanına bir kaç küçük insana benzer
yaratığın geldiğini, vucuduna dokunarak onu öpmeye başladıklarını anlattı.
Daha sonra kızın başı dönmüş ve her şey kararmıştı.
Hizmetçi kız uyandığında kendini oldukça aydınlık bir yerde etrafında kendi
tabiri ile “küçük perilerle çevrili” bulmuştur. Daha sonra yaratıklar genç
kızı incelemeye başlamışlar ve özellikle de dikkatlerini üreme organlarına
vermişlerdir– Karanlık ortadan kalktığında hizmetçi kendini bahçede
bulmuştur.
2. Song-Zi Xian, Çin, 1880: Çiftçi Yut Ten
ağaçlar arasanda parlak cismi gördüğünde evine gidiyordu. Birden felce
uğradı ve havalandığını hissetti. Etrafta büyük bir vınlama sesi vardı ve
çiftçi kendinden geçerek bayıldı. Kendine geldiğinde bir dağdaydı. Aradan
yaklaşık iki haftalık bir zaman geçmişti ve evinden 450 Km uzakta Guizhou
Eyaletindeydi!
3. Paarl, Güney Afrika, 1951: Tanınmamış bir
İngiliz mühendis ıssız bir dağ yolunda aracını sürmekte iken küçük insan
benzeri bir yaratık tarafından durdurularak kendisine “suya ihtiyacımız var”
denildi.
Yaratığa yardım etmek için dağda bulunan bir su kaynağından su temin eden
mühendis onu içinde yaralı vaziyette yüz üstü yatan bir başka varlığın
bulunduğu tepsi biçimli aracın pilotuna götürdü. Ziyaretçi gökyüzünü
göstererek yer çekimini kaldıran teknolojileri ile oradan geldiklerini
söyledi.
4. Vienna, Avusturya, 1955: İkinci Dünya Savaşı
sırasında Nazilerin elinde bir çok iskenceler görmüş bir insan olan Josef
Wanderka, ormanda yürürken ağaçsız bir bölgede büyük, gri renkli ve yumurta
biçiminde bir araçla karşılaştı. Gemidekiler onu güveteye aldılar. Bunlar
uzun boylu, sarışın çift cinsiyetli güzel suratlı varlıklardı. Ziyaret
sırasında Wanderka ağlayarak yaratıklara Nazilerin zulümlerinden bahsetti ve
eğer ileri bilgileri ve güçleri varsa Dünyayı düzeltmeleri için yalvardı.
Onlar da Dünya tarihinin gidişatına karışamayacaklarını söylediler.
5. Grodner Pass, İtalya, 1968: Walter Rizzi,
disk biçmindeki cismi gördüğünde sıkı bir fren yaparak motosikletini
durdurdu. Bir süre sonra gri tenli, kel kafalı ve kedi gözlü küçük
yaratıklar açığa çıkacaktır. Bu yakın temas sırasında yaratıklar “manyeti
araçlar” sayesinde yolculuk yapabildiklerini ve gezegemizide hızlı
yaşlandıkları için çok kısa bir zaman dilimi içinde Dünyada kalabildiklerini
anlatmıştır. Yaratıklar, Rizzi’yi Dünyanın manyetik kutuplarının değişeceği
ve böylece Dünya üzerindeki bir çok yaşam biçiminin ortadan kalkabileceği
iklim değişiklikleri olabileceği konusunda uyarmışlardır.
6. Imjarvi, Finlandiya, 1970: Çiftçi Esko Viljo
ve ormancı Aarno Heinonen kayak yaparlarken garip kırmızı bir sisle
karşılaştılar. İki adam sisler içinde bir uçan dairenin belirdiğini fark
ettileri; şuurlarını kaybetmeden önce kör edici bir ışık hüzmesinin açığa
çıktı ve dağ eteğinde kendilerine geldiler. “Trol benzeri varlıklar”
gördüklerini sonradan hatırlayacaklardıdr. Her ikisi de güneş yanığı
tedavisi göreceklerdir. Doktorlar bunların aslında radyasyon yanığı olduğunu
inanacaklardır.

Heinonen yaratıklarla çevrili garip bir odaya alındıklarını
hatırlamaktadır. E.T. ler kendilerine ileride tekrar kontak kurabilmek için
kafalarının içine bir alet koyduklarını söyleyeceklerdir.
Finli ormancı bu takılan aletin yan etkisi olarak bazı psişik güçler
edindiğini söyleyecektir.
7. Gisborne, Yeni Zelanda, 1978: Bölgede açığa
çıkan UFO dalgasından sonra üç genç kadın UFO avına çıktılar. Evlerine geri
döndüklerinde hafızalarındaki anlaşılamayan bir saatlik kayıp dışında
başlarından geçen garipliklerle ilgili hatırladıkları hiç birşey yoktu.
Kadınlardan bir hipnozla geriye döndürüldüğünde yaratıklar tarafından bir
arkadaşı ile birlikte kaçırıldığını hatırlayacaktır. Kurban varlıklardan
birini çıkardığı ışık hüzmesi ile yakalanmış ve daha sonra kendini
yaratıklar tarafından bir levha üzerine yatırılmış vaziyette incelenirken
bulmuştur. Yaratıkları uzun zayıf yüzlü ve büyük gözlü olarak
tanımlamaktadır. Hipnoz sırasında olayı yeniden yaşayan kadın travma
geçirerek “Beni yalnız bırakın. İğrenç.. bunu benden uzak tutun… bunu
yapamazsınız!” diye bağırmıştır.
8. Pyrogovkoye Gölü, Rusya, 1978: ‘Anatoly’
takma adını kullanan bir subay gölün kıyısında devriye gezerken iki
insan-benzeri yaratıkla karşılaşarak telepatik bağlantı kurar. Ona içecek
vererek uyuturlar ve daha sonra gölün kıyısında kendine gelir. Anatoly
esirlerini komünist yapmak için zayıf bir girişimde de bulunduğunu
hatırlamaktadır. Ordudan ayrılmak için yalandan delilik yaptığı suçlaması
ile itham edilmesine rağmen, psikolojik testler, hipnoz seansları ve
bağlandığı yalan makinasindan elde edilen sonuçlara göre uzmanlarca yalan
söylemediği anlaşılacaktır.
9. Vancouver, Kanada, 1985: Alvina Scott
uzaylılar tarafından kaçırıldığını, çalışmalarında kullanılmak için
yumurtalıklarından birinin alındığını ve böbreklerinde bulunan hastalığı
iyileştirmek için kendi vucuduna bir tıbbi müdehale yapıldığını iddia
etmekteydi. Gerçekten de, ultrasonik testlerde hastalıklı böbreklerinin
tamamen iyileştiği görülmüştür.
Kendisini Hoova olarak tanıtan ve insan görünümünde olan varlığın
yuvarlak kafalı bir gri olduğunu ve hipnotik projeksiyon sayesinde kendini
bize bu formda gösterdiğini öğrenmiştir. Ayrıca kendisine insan ve uzaylı
DNA’larının karıştırılması ile uğraştıklarını söylemişlerdir.
10. New York, N.Y., 1989: Manhattan’da oturan
Linda Napolitano çok yüksek bir katta bulunan apartman dairesinden
kaçırıldığını, yaratıklar tarafından kullanılan yer çekimini ortadan
kaldıran bir ışın ile penceresinden uzay araçlarına götürüldüğünü ve burada
çok ciddi bir tıbbi tahlilden geçtiğini iddia etmektedir.
Asıl şaşırtıcı olan anlattıklarının iki görgü tanığı tarafından da teyit
edilmiş olmasıdır. Binanın dışında bulunan ve yüksek mevkideki birine
koruyuculuk yapan tanıklardan biri tepesinde uçan bir kadın gördüğünü ve
yanında iki Gri Adamının bulunduğunu söylemiştir!
1968-1990'lar İspanya
Marive önce garip rüyalar görmeye başlamıştı...
Marive adındaki genç kadın, 1968 yılından beri, yani 8 yaşından beri
uzaylılar tarafından ziyaret edildiğini söylüyor. İlk ziyarette ince uzun
yapılı "Dünya Dışı Varlıklar", onu yatağından alıp uzay gemisine götürmüşler
ve burada yapılan bir ameliyatla bedenine bir mikrocihaz yerleştirilmiş.
Marive rüyalarla başlayan deneyimlerini şöyle anlatıyor: "1968 Eylül ayından
beri tekrarlanan aynı rüyayı görmeye başladım. Düşümde gürültüyle uyanıp
Malaga'daki evimin balkonuna çıkıyorum. Sokakta korku içinde bağırarak koşan
insanlar var. Sonra gökyüzüne baktığımda üçgen oluşturacak şekilde uçan üç
uzay gemisi görüyorum."
Evet üç sayısı ve üçgen sembolü UFO'larla yakından ilgili bir kavram olarak
sürekli karşımıza çıkıyor...
1990'lar ABD
Kaçırılmanın fiziksel izleri...
Erika hayatı boyunca farklı dönemlerde "Griler" tarafından gemiye götürüldü.
Başlangıçta yaşadıklarının gerçekliğini kabul edemiyordu ve onları sadece
canlı birer rüya olarak kabul ederek unutmaya çalışıyordu... Ancak Erica
yapısal yönden cildinde çok çabuk yara açılabilen bünyeye sahipti. Bir yıl
önce baş parmağını ciddi şekilde kesmiş ve bu nedenle St.Vincent sağlık
merkezinde yaraya dikiş atılmıştı. Doktorun gösterdiği özene rağmen, dikiş
son derece kaba ve çirkin görünüme sahipti.
Bu olaydan sonra Erica yeniden, "Griler" tarafından götürüldü. Varlıklar
Erica'yı ameliyat masasına yatırıp önce bacağında bir kesik açtılar. Bu
oldukça derin bir kesikti. "Gri Doktor", elini yaraya uzattı... Kan geriye
emilerek yeniden yaranın içine aktı. Beyaz renkteki plazma ise kandan
ayrılmış ve "Gri Doktor"un elinde kalmıştı. Bu arada bacaktaki kesik
kendiliğinden birleşti ve cilt eski kusursuz haline döndü.
Erica ertesi sabah uyandığında bacağında saç teli inceliğindeki bir yara izi
gördü. O kadar derin bir kesikten geriye bu denli ince iz kalması mümkün
değildi. Erica çocukluğundan bu yana vücudunun farklı yerlerinde çabucak
açılan ve günlerce kapanmayan yaralarla uğraşmıştı. Bir süre sonra yeniden
doktora gitti ve parmağındaki çirkin dikiş izlerinin yok edilip
edilemeyeceğini sordu. Doktorun verdiği cevap olumsuzdu. Bu defa Erica
bacağındaki diğer ince izi gösterdi. Doktoru son derece başarılı bir çalışma
olduğunu söyledi ve bu temiz operasyonu kimin yaptığını öğrenmek istedi...
1990'lar ABD
İki arkadaşın uzay gemisindeki anılan...
Carol ve Alice iki yakın arkadaştı. Yıllarca pek çok şeyi olduğu gibi,
kaçırılma deneyimini de birlikte yaşadılar. Açık temaslar 1991 yılında
başlamasına rağmen, gerçekte çocukluk yıllarından beri "Gri"ler tarafından
kaçırılıyorlardı...
10 Ekim 1991 öğle sonrasında, Carol, Hagerstown'da yaşayan ailesini
ziyaretten dönüyordu. Ancak her zaman izlediği yolun aksi yönünde bir başka
otoyola sapınca kaybolduğunu anladı. Hava kararıyordu ve sis etrafı
görmesini engelliyordu. Yeniden ana yola çıkmaya çalışırken bomboş arazide
güçlü bir ışıkla aydınlatılmış bölgeyi gördü. Ne olduğunu anlamak için
yaklaştı, arabasını durdurdu. Işık kaynağının ardında ev ya da bina benzeri
devasa bir nesne vardı. Hatta ona dev boyutlarda bir elektrik ampulü bile
denebilirdi. Ama üst değil, alt kısmını aydınlatıyordu.
Carol büyük cismin yanında ondan daha küçük bir aracın daha olduğunu gördü.
Küçük nesne balık biçiminde, ışıksız ve mat metalden yapılmıştı. Boşlukta,
havada öylece asılı duruyordu. Carol ışık saçan büyük nesnenin hemen sağ
tarafında beş altı kişilik bir gurubun toplandığını gördü. Aralarında bir
kadın; ceket ve blucin pantolon giymiş bir de adam vardı. Adam küçük bir
çocuğu elinden tutuyordu. Daha küçük bir çocuğu ise kucağına almış, göğsüne
bastırmıştı. Arkadan vuran ışıkta yüzlerini seçmek, bu insanların yaşları
hakkında fikir yürütmek kolay değildi.
Grup Carol'un yaklaştığını fark etti. Carol bu devasa garip cismin belki de
bir endüstri makinesi olabileceğini ve gruptakilerin de herhangi bir inşaat
işi için burada toplanmış oldukları düşüncesini geçirdi aklından... Ancak
daha yakından baktığında üzerinde pencereleri de bulunan metalik yüzeyli
nesnenin inşaat makinesi olamayacağı kararına vardı. Daha çok bir binaya
benziyordu. Arabasının içinden bile cisimden yayılan rahatsız edici ısıyı
hissedebiliyordu. Bu belki de görmemesi gereken gizli bir araştırmaydı...
Carol geri dönmeye karar verdi. Arabayla yakındaki tepeye tırmandı ve bu
defa cismi yukarıdan izledi. Çevreye yayılan ışık hala güçlüydü ve uzaktan
baktığında Carol cismin dev bir muza benzediğini düşündü. Az sonra cisimden
etrafa garip bir ses yayılmaya başladı. Işık nabız gibi atıyordu. Ses
giderek yükseldi, Carol gözlerini kapattı. Yeniden açtığında cisim yerinde
yoktu.
Az önce gördüğü şeyin bina olmadığından emindi artık. Bu onun şuurlu halde
yaşadığı ilk UFO fenomeniydi. Daha doğrusu o böyle zannediyordu... Daha
sonra yapılacak ipnoz seansları unuttuğu pekçok anıyı ortaya çıkartacaktı...
Örneğin 5 Eylül 1991 tarihinde de olduğu gibi...
Söz konusu tarihte Carol yine arabasıyla şehir dışında ilerliyordu... Her
zamanki gibi Hagerstovvn'a giden 70 numaralı Interstate yolunda idi. Daha
sonra 26 numaralı Route yoluna kıvrıldı ve bir virajı dönmekte olduğu sırada
yolun kenarındaki siluet dikkatini çekti... Arabayı durdurup aşağı indi. Pek
emin değildi ama gölgenin kısa boylu "Griler"den birine ait olduğunu
sezmişti...
Carol varlığı gördü, ona doğru ilerledi ve yanına geldiğinde ikisi birlikte
yere otuz derecelik açı yapacak şekilde havada süzülmeye başladılar. Küçük
"Gri" biraz daha öndeydi. Carol vücudunu taşıyamayacağı kadar ağırlaşmış
gibi hissediyordu. Midesi bulandı, gözlerini kapatmak istedi ancak bunu
başaramadı. Çok geçmeden büyük ve karanlık görünüşlü cisme yaklaştıklarım
fark etti. Bu, cisimden çok, siyah bir bulutu andırıyordu. "Gri Varlık" ve
Carol bulutumsu nesneye girdiler. Carol cismin uzunluğunu yaklaşık yüz metre
kadar tahmin ediyordu. İçeride ışık yoktu, ortam sisli ve karanlıktı.
Carol sert köşeler ya da belirgin bir kapının varlığını bile saptayamamıştı.
Gri varlık artık yanında değildi. Carol geldiği şekilde yine süzülerek
ilerledi ve şimdi bir koridordaydı. Neyse ki burayı aydınlatan bir ışık
vardı. Yere bir tür sembol çizilmişti. Desen beyin dalgalarını gösterir
gibiydi.
Daha sonra Carol hemen karşısındaki gri renkte, soğuk ve sert yüzeyli duvara
itildi. Duvar taş bloktan yapılmış gibiydi, yavaşça aşağı indi ve şimdi
Carol yüzüstü bu taş blok üzerinde yatıyordu. Kıpırdayamıyordu ama yine de
sol tarafında iki kişinin varlığını sezdi. Üzerlerinde gri üniformalar
vardı. Sonra birden metal görünümlü yumuşak madde Carol'un üzerine örtüldü.
Yavaş ve yumuşak hareketlerle, Carol'un üzerini kaplayan ikinci bir deri
gibi bedeninin her yanını sarmıştı. Madde sanki yaşayan, hafif ve sünger
yumuşaklığında yapıya sahipti. Nasıl olduğunu anlayamadan üzerinde yattığı
taş blok ters döndü ve zemine girerek kayboldu. Carol yine üzeri o yumuşak
maddeyle kaplı olarak bu defa sırt üstü yatıyordu.
Yanındaki varlıklardan birinin uzun boylu "Gri" olduğunu gördü. İri, siyah
gözlerinde parıltı ya da anlam yoktu. Carol'a yaklaşırken elinde çift iğneli
bir şırınga tutuyordu. Carol aklından onun "Doktor Gri" olduğunu geçirdi.
İğnelerden her birinin ucunda birer tüp vardı. "Gri Doktor" tüplerin
içindeki yeşilimsi altın renkli sıvıyı Carol'un baş parmağından enjekte
etti. Carol konuşamıyordu ama zihninden sürekli bunu durdurmasını ve canının
acıdığını tekrarlıyordu.
"Gri Doktor" telepatik olarak canının acımayacağını söyledi. Carol ısrarla
iğneleri istemediğini düşünüyordu. "Gri": "Hayır canım yakmam..." dedi.
"Sana asla zarar vermedim." Sonra elini Carol'un alnına koydu ve bütün
ağrıları sona erdi.
Ardından da, Carol'a kendisini nasıl hissettiğini sordu. Carol oradan gitmek
istiyordu. İğneyi geri çektikten sonra gidebileceğini söyledi. Carol geldiği
yoldan geri dönerken üzerini kaplayan yumuşak gümüş renkli maddenin yok
olduğu fark etti. Anne ve babasının evine geldiğinde ise, blucin pantalonu
nedensiz yere , ıslanmıştı. Annesi baş parmağındaki yara izlerini sordu.
İğnelerin girdiği yerde iki derin iz vardı. Yılan ısırığı gibi görünüyordu.
Carol az önce yaşadıklarım hatırlamadığı için kesin cevap veremedi...
Yaşadıkları hafızasından silinmişti...
Bu olaydan üç gün sonra Carol yeniden "Griler" tarafından kaçırıldı...
Gemiye alındığında kendisiyle ilgilenen "Doktor Gri"yi gördü ve iğneleri
yapanın o varlık olduğunu anladı. Ancak bu deneyimi yaşadığı sırada
öncekileri tamamiyle unuttuğu için bilinci parçalanmış ve anıları birbirine
karışmış durumdaydı.
Kendi kendisine oraya neden getirildiği ve bu yabancıların kim olduklarını
soruyordu. "Gri Doktor" Carol'a değiştirileceğini söyledi. Varlık anlatmaya
devam etti, bu deneyleri yapmak zorunda olduklarını ve daha sonra
açıkladığında Carol'un her şeyi anlayacağını söyledi. "Gri Doktor"a göre
yapılacaklar çok önemliydi. Carol ısrarla sormaya devam etti, ancak "Gri
Doktor" şimdilik bunları bilmesinin gerekli olmadığı cevabını verdi.
"Griler"de pek de fazla bilgi vermek istemeyen ve kendini üstün gören bir
tavır hep gözlenmiştir. İnsanlara sanki bir deneyin parçası ve kobayıymış
gibi davranıyorlar hatta onları sosyal hayvanlar yerine koyuyorlardı. Bu
kaçırılmada Carol'a "Griler" tarafından enjeksiyon yoluyla iki farklı sıvı
daha verildi. Biri altın renginde diğeriyse yeşildi. Bu defa "Gri Doktor"a
CaroPın asistan adını verdiği bir başka "Gri Varlık" daha eşlik ediyordu.
Üçüncü iğne o büyük şırıngayla yapılacaktı ve Carol zihninden canının
acıyacağını geçirdi. "Gri Doktor" yine telepatik olarak canının yanmayacağı
cevabını verdi.
Ardından "Griler" Carol'un giysilerini çıkarttılar. Carol varlıkların
karşısında çıplak kaldığı için öfkeliydi ve utanıyordu, üstelik üşüyordu
da... Bu defa göbek deliğinden içeri yapılan bir iğneyle karnına
kızıl-portakal renkli sıvı enjekte edildi. Bu defa acısı çok büyüktü ve
Carol düşünceleriyle çığlık atıyordu. "Gri Doktor" yeniden elini Carol'un
alnına değdirdiğinde acı kayboldu. Sonra Carol'a daha önce de bu iğneyi
yaptıklarını ama önceki seferlerde acıdan şikayet etmediğini söyledi.
Çok kısa bir anda, Carol karşısındaki varlığı üç gün öncesindeki
kaçırılmadan değil de, yıllar öncesinden tanıdığı hissine kapıldı... Daha
sonra varlıklar Carol'ı test etmeleri gerektiğini söyleyerek odadan çıkıp
onu yalnız bıraktılar. Carol çıplak olmasına rağmen artık üşümüyordu. Ancak
vücudu hala felcin etkisi altında ve kaskatıydı...
"Griler" yeniden döndüklerinde Carol'un sol kolundaki damardan kan aldılar.
Carol neden kan aldıklarını sorduğunda, "Gri Doktor" bunu bilmesinin o kadar
da önemli olmadığı cevabını verdi. Carol ısrarla bilmek istediğini
söylüyordu. "Doktor Gri" her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol
etmeleri gerektiğim açıkladı. Ve sonra Carol'a artık değiştirildiğini
söyledi...
Carol bütün bunlara anlam veremiyordu ve defalarca değişikliğin ne anlama
geldiğini sordu. "Gri Doktor" artık sadece sığır eti yemesi gerektiğini
söyledi. Carol itiraz etti, kırmızı etten hoşlanmaz, beyaz eti tercih
ederdi. "Hayatım boyunca sığır etiyle beslenemem" dedi. "Biz insanlar
değişik besinler tüketiriz".
"Gri Doktor" artık değiştiği için farklı şekilde besleneceği konusunda
ısrarlıydı. Carol nasıl bir değişimden geçtiğini asla öğrenemedi...
Her şey çocukluk yıllarında başlamıştı...
Carol'un "Griler"le tanışması çocukluğuna rastlıyordu. Henüz dört
yaşındaydı. Bir gece kardeşi Mary ile paylaştıkları yatak odasında aniden
uyandı. Pencereye baktığında kendisini daha önce de ziyaret eden iri
kedilerin yeniden geldiklerini gördü!... Korkuyordu ve mevsim yaz olmasına
rağmen çok üşümüştü... Seslenip babasını çağırmayı denedi. Ama kendini
zorlamasına rağmen ağzından tek hece bile çıkmıyordu. Mary'i uyandırmayı
denedi ama sesini ona da duyuramadı.
Carol daha önce de pek çok defa gördüğü "Gri Ziyaretçileri" kedi
zannediyordu... Pencerenin dışında dikkatle Carol'u izleyen gözler vardı.
Sonra kediler ya da "Griler" odaya girip Carol'a yaklaştılar. Carol onları
istemiyordu, defalarca gitmelerini söyledi. Kısa bir süre sonra odaya
parlak, mavi ışık doldu. Griler" o gelişlerinde kulağına garip bir "şey"
yerleştirmişlerdi...
Ancak o bunu çok daha sonra hatırlayabilecekti... O anda canı acıyordu ve
kulağına bırakılan yabancı maddeyi görememişti bile. "Griler" odayı terk
ettiklerinde, Carol her zaman yaptığı gibi giysi dolabına saklandı. Carol
ağlayarak babasını bekliyordu. Gece korktuğu zaman odasına gelip teselli
eden daima babası olurdu.
Bir defasında da minik Carol, babasıyla beraber gemiye alındı. Küçük kız
hala dört yaşındaydı ve gece ziyaretçisi "Gri Varlık", yarı karanlıkta oda
kapısında durup ona bakıyordu... Konuşmuyor ve yüzündeki ifade asla
değişmiyordu. İnce yapılı, saçsız, bedeni tüysüz klasik "Griler"den
biriydi...
Carol yatağından kalktı ve ikisi birlikte pencereden dışarı çıkıp yürüdüler.
Sonra Carol, babasının da yanlarına geldiğini gördü. Çatı penceresinden
aşağıya doğru süzülüp, çimenlerin üzerinde bekleyen uzay gemisine yaklaşıp
içeri girdiler. Gemide başka insanlar da vardı. Değişik yaş guruplarından
pek çok çocuk gördü. Bazıları pijamalarıyla, bazıları da günlük kıyafetlerle
gelmişlerdi. Çocuklar sessizce, olacakları bekler gibi hareketsiz
duruyorlardı. Yetişkinlerin sayısı ise o kadar kalabalık değildi.
Getirildikleri odada beyaz renkli bir kaç muayene masasından başka eşya
yoktu. Carol etrafı seyrederken bazı büyüklerle çocuklar odadan dışarı
çıktılar. Babasına neden gittiklerini sormak istedi ama konuşamıyordu. Sonra
baba ve kız dairesel koridor boyunca havada süzülerek, yüksek tavanlı odaya
getirildiler.
Odanın merkez noktasında camdan yapılmış asansörlere benzeyen uzun, şeffaf
tüpler vardı. Cam kabinler o kadar yüksekti ki, Carol üst kısımlarım
göremiyordu. Sonra bütün çocuklar birer birer cam odalara geçip yerlerini
aldılar. Sıra Carol'a geldiğinde, camın ardından babasının ağladığını gördü.
Kızının yanına gitmesine izin verilmemişti.
Cam kabinin içinde kar benzeri bir madde yağmaya başladı ama bu gerçek kar
değildi. Beyaz taneler kuru ve sıcaktı. Üzerine yapışmıyor, geceliğinde iz
bırakmadan bedeninden aşağı akıp gidiyordu. Kar durduğunda "Gri Varlık"
Carol'a telepatik olarak seslendi ve gözlerini kapatmasını istedi.
Carol gözlerini kapatmak istemiyordu ama "Gri" aynı emri tekrarladı. Bu defa
daha farklı bir madde yağmaya başladı. Limon kokulu yapışkan madde,
öncekinin tersine yakıcıydı ve arı sokması gibi bir etki bırakıyordu. Carol
gözlerini kapattığında acı hissi sona erdi. Varlık Carol'a artık
gidebileceğini söyledi. Küçük kız gözlerini açtığında karşısında yeniden
babasını gördü. Babası az öncekinin tersine şimdi biraz daha sakindi.
Carol, babası ve diğer çocuklarla büyükler sessizce uzay gemisinden
çıktılar. Açık havada Carol yürümekte zorlandığını ve kulağının ağrıdığını
hissetti. Eve girdiklerinde babası sanki aralarındaki gizli bir anlaşmaya
uyarmış gibi Carol'u elbise dolabının içine bıraktı. Ertesi gün ikisi de hiç
bir şey hatırlamayacaktı...
Sayısız defalar gemiye alınan ve geri gönderilen Carol, "Griler"e ait minik
bebekleri görmüş, onları kucağına almıştı. İnsan çocuğuna benzemiyorlardı.
Sessiz, beyaz tenli ve neredeyse ölü bir beden kadar hareketsiz bebeklerin
gerçek olduğuna inanmak zordu. Üstelik Carol onların kağıt kadar da hafif
olduklarını hissetmişti.
Nuh'un gemisi gibi!...
Tüm yaşamı boyunca süren kaçırılmalarda, Carol'u odasından gelip alan hep
aynı "Gri Varlık"tı. Carol onu iyi tanıyordu. İpnoz seansı sırasında Carol,
Gri varlığın yapay dölleme yoluyla kendisini pek çok defa hamile bıraktığını
anlattı. Uzay gemisinin içi yüzlerce yeni doğmuş bebekle doluydu. Melez
bebekler doğumdan hemen sonra dünyalı anneden alınıyordu. Ancak gemi sadece
insan melezi bebekleri değil, yavru atları, yavru kanguru, fare ve akla
gelebilecek her tür canlının yavrularıyla da doluydu...
Yıllar sonra Carol'un John adını verdiği bir oğlu oldu. Çocuk dört yaşına
geldiğinde, geceleri ağlayarak uyanıyor ve pencereden kendisine bakan
kedilerden korktuğunu söylüyordu... Kısa bir süre sonra Carol oğlu John ile
birlikte gemiye götürüldü. Kontrol sırasında Gri Varlığa oğlunun canını
acıtmamasını söyledi. Varlık çocuğu muayene etmek istediğini tekrarlıyordu.
Carol itiraz etti ve oğlunu alıp eve götürmek istediğini belirtti. Varlık:
"O tamamiyle senin değil, yalnız bir parçasıyla senin. O bizim çocuğumuz..."
cevabım verdi. Sonra John'dan kan ve deri örnekleri aldı, annesiyle eve
dönmesine izin verildi...
Ertesi sabah küçük John, annesine geceki kabuslarını anlatırken, yaşadıkları
evden nefret ettiğini, çünkü bu evde çok sayıda kediler olduğunu
söylüyordu... John yetişkin bir erkek olup evlendiğinde, Stacy adında bir
kızı doğdu. Stacy 4 yaşındayken uzay gemisi resimleri çizip bunlarla seyahat
ettiğini anlatıyordu...
Bugüne dek kaçırılma olaylarında ön plana, çıkan ve vurgulanması gereken bir
nokta da; birbirini tanıyan, arkadaş olan ya da akrabalık bağına sahip
kişilerin aynı zamanlarda kaçırılmalarıdır. Örneğin Carol'un sadece kendisi
değil, babası, oğlu ve oğlunun çocuğu bile sıkı bir takibe alınmıştır.
Bunların arasında Carol'un en yakı arkadaşı Alice de vardı...
Alice'nin uzaylı bebeği...
Alice, Alabama-Tuskegee'de arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonunun ardından,
arabasıyla Tallahassee'ye doğru yola çıktı. Kasabadan ayrıldığında saat
16.30'u gösteriyordu. Ancak bir süre sonra, aşırı hız yaptığı için trafik
polisi tarafından durduruldu. Bütün bunlar olurken, Alice kendini yorgun ve
sanki nezle olacakmış gibi hissediyordu. Aynı gece saat 22.30'da
Tallahassee'ye ulaştı ve bir otele yerleşti. Kendini hala iyi hissetmiyordu,
alışkın olmadığı halde soğuk duş yaptı ve yattı...
Ertesi gün uyandığında tam anlamıyla iyileşmemişti ve özellikle de
midesinden rahatsızdı. Normalde 3.5 saat sürmesi gereken yolculuk, bu sefer
anlayamadığı şekilde neredeyse 6 saat sürmüştü. Bu kadar zaman içinde neler
olduğunu ve ne yaptığını hatırlayamıyordu...
Kayıp zaman diliminde olanları, Budd Hopkins'in ipnoz seanslarında yeniden
hatırlayacaktı...
Budd Hopkins, Alice'e uyguladığı ipnoz seansları boyunca, onun kişisel
hayatı ve çocukluğu hakkında da bazı bilgiler edindi. Alice henüz küçük bir
çocukken anne ve babası tarafından terk edilmiş, onlar tarafından hiç
sevilmemişti. Hatta terk edilmeden önce subay olan babası tarafından sık sık
da dövülüyordu. İlk gençlik yıllarında bazı fobileri oluştu. Örneğin lise
yıllarında bebeklerden korkuyordu. Bebeklere dokunamıyor, hatta onlara
bakamıyordu bile ve tiksiniyordu... Bu panik sadece minik bebekler için
geçerliydi.
Bebeklerle ilgili fobisi onu asla hamile kalmamak için tüplerini bağlatmaya
kadar itmişti. Arkadaşlarının yeni doğmuş çocuklarından uzak kalmaya
çalışıyor ve bir çocuk ancak 45 yaşına geldikten sonra onu görmeye tahammül
edebiliyordu...
12 yaşındayken babasıyla gittiği bir balık avı sırasında babası tarafından
tecavüze uğradığını düşünüyordu ancak bundan tam olarak emin değildi!...
Hopkins ipnozla geriye dönüş sırasında Alice'i kayıp zaman dilimini
yaşadığı, araba yolculuğuna geri götürdü. Alice uyanıkken hatırlayamadığı
tüm ayrıntı ve olayları ipnoz altında yeniden yaşamaya başladı...
Tallahassee oto yolunda herhangi bir problem yaşamadan hızla ilerlerken,
arabası anlayamadığı nedenlerle durdu... Alice üşüdüğünü hissediyordu. Etraf
soğuktu ve arabada beklemeye başladı. Sonra aniden sol tarafındaki camdan
kendisine bakan yüzü fark etti. Bu uzun yüz, bir insana ait değildi!...
Kendisini dikkatle izleyen varlığın yüzü, cilt rengi tamamiyle griydi...
Alice şuursuz şekilde arabadan indi, dışarı çıktı. Sonra o "Gri" yabancıyla
birlikte havada süzülmeye başladılar. Az ileride dev bir deniz anasına
benzeyen, ışıklı cisim duruyordu. Sekiz köşesi vardı ve Alice onun eski tip
gaz lambalarına benzediğini düşündü. "Gri Varlık" ve Alice dev araca
girdiler. Alice etrafa tatlı bir yumuşaklığın hakim olduğu beyaz renkli
odaya götürüldü. Ancak burada yalnız değildi. Kendisini izleyen üç ya da
dört çift gözün olduğunu hissetti.
Alice'in hatırladıkları arasında boşluklar vardı... Birden kendini yerde
uzanır halde buldu... Üşüyordu ve giysileri çıkartılmıştı... Sonra
kendisiyle ilgilenen korkunç görünüşlü yabancıyı tarif etmeye başladı...
Canavara benziyordu ve gözlerinin üzerinde Alice'in tanımlamakta zorluk
çektiği bir "şey"e sahipti.
Alice geri dönmek istiyordu ancak onu gemiye getiren varlıklar yapılması
gereken işler olduğunu ima ettiler. Bu arada Alice karnının hemen alt
kısmında, rahim bölgesine yakın yerde korkunç bir acı duydu. Sancı giderek
artıyor ve dayanılmaz hal alıyordu. Dışarıdan gelen baskı ve içten
hissettiği ağrıların şiddeti giderek artıyordu. İnanılması zordu ama Alice o
anda doğum yaptığını hissetti.
Gözlerini açıp bebeğine baktı. Onu nasıl tanımlayacağını bilmiyordu.
Kendisine ait hissedemedi. Minik yaratık neredeyse armut büyüklüğündeydi.
Pembe cildi iyice kırışmıştı. Ağlamadı, herhangi bir ses çıkartmadı.
Doğumdan hemen sonra "Gri Varlıklar" bebeği alıp götürdüler. Bebek artık
onlarındı...
Budd Hopkins'in ipnoz seansı sırasında Alice, "Griler" tarafından nasıl
hamile bırakıldığım da hatırladı. Bu doğal bir ilişki ile değil, yapay
döllenme türündeki uygulamayla gerçekleşmişti. Şırınga benzeri küçük ve
elastik bir tüp kullanmışlardı. Tüpün içinde beyaz bir sıvı vardı. İpnozla
geriye gidildikçe Alice çocukluğundan beri "Gri Varlıklar" tarafından
kaçırıldığını ve bazı tıbbi testlerden geçirildiğini hatırlıyordu... 9
yaşındayken gemiye götürülmüştü. Yanında kendisinden daha küçük bir kız daha
vardı. İki çocuk birbirlerini önceki kaçırılmalarda da görmüşlerdi.
Diğer kaçırılmada ise, Alice henüz 12 yaşındaydı. Babasıyla balık tutmaya
gittiği gün, Alice "Griler"le olan temasında büyük bir korku yaşadı.
Babasından yardım istedi. Ancak babası çaresiz halde, adeta felç
olmuşçasına, kenarda duruyor ve kızına yardım edemiyordu...
"Griler" Alice'in canını acıtıyorlardı. Kalem büyüklüğünde bir cismin içine
girdiğini ve daha sonra kanama başladığını net olarak hatırladı. "Dünya Dışı
Varlıklar"la yaşadığı bu tatsız olay, sonraki yıllarda babasına duyduğu
öfkeyi arttırmıştı.
Yıllar sonra kim bilir kaçıncı kez yeniden "Griler"le beraberdi... Ve bu
defa onların çocuğunu doğurmuştu... Minik bebek alındıktan sonra "Gri
Varlıklar" Alice'i yıkadılar. Alice çocuğu görmek istemiyor hatta ondan
nefret ediyordu... Gemiye gelişleri sırasında daha büyük çocuklar da
görmüştü. Sayıları otuz ya da kırk kadardı. Artık yürüyebiliyorlardı. Ancak
tuhaf görünüşlüydüler ve insan çocuğuna hiç benzemiyorlardı... Başları
büyük, bedenleri ise yetişkin "Grüer"e kıyasla biraz daha şişmandı...
Konuşmuyorlar ancak bazı sesler çıkartıyorlardı...
1995-1996 Ecuador
Graciela Yaguana'nın ilginç kaçırılma öyküsü...
19 Aralık 1995 günü Jose ve Graciela Yaguana çifti çocuklarıyla birlikte
balık tutup sakin bir gün geçirmek amacıyla Kuyango Ormanı'na gittiler. Gün
sona erdiğinde, eve dönmek üzere hazırlanırlarken, Jose sahilde birden
ortaya çıkan parlak ışıkları fark etti ve ailesine de gösterdi. Yakından
bakmak için elindeki fenerle ilerlediğinde büyük bir sürprizle karşılaştı.
Karşısında yabancı bir gemi duruyordu. Cismin ayakları suyun içindeydi ve
sahile inen küçük bir merdiveni vardı. Gemi oval biçimde ve kırmızı
renkteydi.
Jose, feneri cismin sağ tarafına yönelttiğinde hareketsiz durmakta olan üç
insanımsı varlığı gördü. Ufak yapılı yabancıların en uzunu Jose'nin omuzuna
kadar, en kısası ise dirseğine kadar geliyordu. En uzun boylu yabancının
yüzünde maske benzeri bir nesne vardı. Jose ile konuşmaya başladılar ve ona
şu sözleri söylediler: "Seninle konuşmak istiyoruz. Karının ve senin iyi
niyetli insanlar olduğunuzu gördük. Karına bir embriyon bırakmayı istiyoruz.
Çünkü yıllardan beri ürememiz durdu ve türümüzü korumak zorundayız."
Jose, eşinin bu yabancılarla ilişkiye girmeyi asla kabul etmeyeceği cevabını
verdi. Yabancılar ise fiziksel bir ilişkinin gerekli olmadığını, işlemin son
derece teknik ve profesyonel biçimde gerçekleşeceğini söylediler. Ancak Jose
eşinin tüplerinin bağlandığını açıkladığında, yabancılar bunun da sorun
çıkartmayacağını belirttiler. Ve varlıklar sahilden ayrılırken yeniden
görüşeceklerini hatırlattılar.
Vedalaşırken Jose yabancıların eline dokundu, beş parmakları vardı ve
ciltleri çok yumuşaktı. Geminin merdivenlerinden çıkıp içeri girdiler, kapı
kapandı. Cisim önce biraz yükseldi sonra da Jose'nin gözlerinin önünde
ortadan kayboldu.
O gece Jose yaşadıklarını düşünmekten doğru dürüst uyuyamadı. Yabancılarla
arasında geçen konuşmayı karısına da anlatmamıştı. Ertesi sabah olanları
karısına anlattığında Graciela önce kocasına inanmadı. Uzun süre konu
üzerinde fikir yürüttüler... Sonunda teklifi kabul etmeye karar verdiler.
Bir kere evet derlerse, yabancıların kendilerini rahat bırakacağını
düşünmüşlerdi.
Sonraki karşılaşma 7 Ocak 1996'da oldu. Graciela ve Jose öğleden sonra saat
17.00 civarında evden çıktılar. Her zaman izledikleri yolun tersine bir
başka yönden gittiler ve sonunda uzay gemisi ile karşılaştılar. Ancak bu
defa gördükleri gemi ilkinden çok daha büyüktü. Ters çevrilmiş bir tabağa
benziyor ve her yanından parlak ışıklar çıkıyordu.
Jose gemiyi gördüğünde içinde büyük bir huzur ve sevgi hissetti. Yabancılar
evli çifti gemiye davet ettiler. Gemide pencere ya da dışarı doğru herhangi
bir çıkıntı yoktu. Tam tersine çevreleri büyük ekranlarla çevrilmişti. Bir
de konuştukça dönüp hareket eden ışıklar vardı. Graciela'ya yatmasını
söylediler. O anda duvardan bir yatak çıktı. Graciela'nın şakaklarına ve
göğsüne bazı elektrotlar bağlandı. Sonra giysilerini çıkartması istendi.
Graciela hiç bir şey hissetmiyordu az sonra uyuya kaldı...
Bu arada Jose, yapılan uygulamayı merakla izliyordu. Yabancıların en küçük
yapılı olanına "pilot" adını vermişti. Pilot bir dolap açtı ve oradan şeffaf
mavi renkte bir tüp çıkarttı. Sonra tüp bir başka kapla birleştirildi ve
uygulama başladı. Tübü Graciela'nın vajinasına yerleştirdiler. Jose pilota
ismini sordu.
Yabancı, adının Lictin olduğunu ancak başka soru sormaması gerektiğini
belirtti. Uygulama yaklaşık 15 dakika kadar sürdü. İşlem bittiğinde gemiden
inebileceklerini söylediler. İkinci görüşme de bitmişti ama pekçok vakada
görüldüğü gibi temaslar bu kadarla sınırlı kalmıyordu. Şimdi sırada bebeğin
geri alınması işlemi vardı.
17 Mart günü Jose ve eşi yorgun bir şekilde portakal tarlasından
geliyorlardı. Birden ikinci buluşmada gördükleri gemi ile karşılaştılar.
Yine üç yabancı gelmişti ve Graciela ile Jose'yi gemiye aldılar. Graciela
yeniden yatağa uzandı bu defa bebeğin geri alınma işlemi başladı. Cenin bir
hayli büyümüştü, anneden alındıktan sonra cam bir kaba kondu ve üzeri
dikkatle örtüldü. Evli çifte aşağı inmeleri söylendi. Her şey bittikten
sonra gemi yeniden havalandı ve gökyüzünde uzaklaşarak kayboldu...
Bu ilginç kaçırılma vakası, çok sayıda tıp doktoru, psikolog, psikiyatrisi
ve UFO araştırmacıları tarafından incelendi, klinik patalogu Manuel Kury,
Graciela'yi muayene ettiğinde gerçekten kürtaj yapıldığı sonucuna vardı.
Psikiyatrik incelemede hem Jose, hem de Graciela'nın ruhsal açıdan tamamiyle
sağlıklı oldukları ve kişilik bozukluğu göstermedikleri belirlendi. Yalan
uydurmuyorlardı, hayal görmemişlerdi ve bunu yapmaları için gerek ve
istekleri yoktu. Böylelikle "kaçırılmalar" dosyasına bir olay daha eklenmiş
oluyordu...
Ciddi iddialar...
Graciela ve Jose çiftinin "Dünya Dışı Varlıklar"la yaptıkları buluşmalar
sırasında, aralarında ilginç konuşmalar da geçmişti. Bu konuşmalar
İspanyolca yapıldı ve Jose onlara İspanyolca'yı nasıl öğrendiklerini sordu.
Dediklerine göre Eptonlular ruhların dilini konuşuyorlardı... Bu yolla
milyonlarca lisan öğrenebilirlerdi. Yaşadıkları Epton gezegeni Dünyadan yedi
yıldız uzaklıktaydı. Görünmez bir hıza ulaştıklarında, dünya ölçüleriyle
yarım günde gezegenimize gelebiliyorlardı.
Eptonlular gezegenimize zarar vermek isteyen karanlık güçlerin varlığından
da söz ettiler... Epton'lular NASA ile temasa da geçmişlerdi. Ancak NASA
onlardan bir istekte bulundu, Epton halkı bu isteği kesin olarak kabul
etmedi. Böylece NASA da onların varlığını reddetti. Ancak Epton'lular
NASA'nın gezegene zarar vermek isteyen karanlık amaçlı "Dünya Dışı
Varlıklar"la ortak çalışma yaptığını çok iyi biliyorlardı.
Kaçırılma olayları ile ilgili yapılan araştırmalar bir birinden önemli
iddiaları gündeme getirmektedir... Bu araştırmalarda kuşkusuz ki ipnozun
önemli bir yeri bulunuyordu. Örneğin çeşitli olaylarda gerçekleştirilen ve
haftalar hatta aylar süren ipnoz çalışmaları sonucunda; devasa büyüklükteki
uzay gemilerinin sanıldığı gibi sürekli gökyüzünde, dünya çevresinde ve
atmosfer içinde değil, genellikle yeraltı hangarlarında saklandığı ortaya
çıktı... Şehir dışı kırsal bölgelerde, tarlaların altında saklanan gemiler;
sürekli bir insan trafiğinin, tıbbi deneylerin merkezi ve melez bebeklerin
dünyada doğduğu yerlerdi...

İlk kez 1953 yılında,
Uluslararası Uçan Daire Bürosu'nun (IFSB) 200 üyesi, kurulusun "Space
Revievv" adlı yayın organının Ekim sayısını aldıklarında garip bir şeyle
karşılaştılar; Büro, çalısmalarını durduruyor ve dergiyi kapatıyordu.
Büro'nun kurucusu Albert K. Bender uçan garip cisimlerin gizemini çözdügünü
ama bilinmeyen bir "yüksek kaynak" veya "Güç" tarafindan açıklama yapmaması
için uyarıldığını yazıyor ve büyük bir baskı altında olduğunu belirtiyordu.
UFO fenomenini araştırırken zorlanmaya başlamıştı. Her bilgi kaynagına
ulaştığında, sert uyarılar almıştı. Yapacağı bir şey yoktu, IFSB dosyasını
kapatacak ve dergiyi artık yayınlamayacaktı. Zaten her iki yönden de peş peşe maddi kayıplara uğramıştı; Bender, Eylül ayında koyu renkli elbiseler
giyen ve kendilerini Birleşik Devletler Hükümeti'nin üyesi olarak tanıtan üç
kişi tarafindan ziyaret edilmişti. Adamlar uçan daireler konusunda, Bender'i
bilgilendirmişler ve sonunda eğer bu konuda tek bir kelime daha yazar veya
konuşursa kalan zamanını hapiste geçireceğini söyleyerek tehdit etmişlerdi.
işin garibi, koydukları yasağın UFO'larla ilgili olmasıydı, kendileri
hakkında bir yasağa gerek duymuyorlardı. Sonraki on yılda Bender çok
dikkatliydi ve sorulan tüm sorulardan ya kaçındı, ya da geçiştirici cevaplar
verdi.
Havadan gelip, havaya
karıştılar...
Bir zaman sonra, iFSB'nin baş araştırmacısı Gray Barker sert bir tepki
verdi; 1956'da yayınladığı "They Knew Too Much About Flying Saucers/Uçan
Daireler hakkında çok şey biliyordular" adlı kitabında Bender'in bir
sömürücü olduğunu yazdı. Ama daha ötesi de vardı; üç Kara Adam'ın hükümetle
ilgileri yoktu, onlar bizzat uzaylıydılar yani bir başka dünyadan
gelmişlerdi. Bender bunu biliyor ama açıklamıyordu. Kitabın iddialarına
karşın Bender yine sustu, ta ki 1962 yılına kadar. 1962'de Bender "Flying
Saucers and the Three Men/Uçan Daireler ve Üç Adam" adlı bir kitap yayınladı.
Kitap, çok yumuşak veya hafifti, iddialar ya da yazılanlar makul değildi.
Bender'in öyküsünde, Güney Kutbu'na inen bir dünya dışı araç anlatılıyordu;
bu araçla gelen uzaylılar 1960 yılına kadar dünyada kalmışlar ve sonra kendi
gezegenlerine geri dönmüşlerdi. Kitaptaki en belirgin imaj ise Kara
Adamlar'dı yani sonra alacakları adla (MIB)'lerdi. Bender kitabında üç
adamın 1953 yılında yatak odasında birden bire belirdiklerini yazıyordu.
Sanki MiB'ler havanın içindeydiler,
MIB Fenomeni
MiB fenomeni çeşitli düzeylerde incelenmelidir, aslında tam olarak ne zaman
başladığını bilemiyoruz. Onlarla ilgili daha eski ve değişik başka mitler de
vardır. Eğer insanlık Tarihi iyi okunursa, ilginç ipuçlarına rastlanacaktır.
MIB türü ilişkiler anlatılmaktadır, kötü amaçlı, korkutucu ve gizemli kara
giysili insanlara antik tarihte de rastlanmaktadır ve hemen her kültürde yer
alırlar. Ortadoğu mitlerinde çöllerde birden ortaya çıkan ve cazibeleriyle
kurbanlarını etkileyen kara giysili ve türbanlı insanlar vardır. Benzeri
mitlere Ortaçağda Orta ve Güney Avrupa'da rastlanır; halk arasında kara
giysili cinler olarak tanımlanırlar veya kırsal bölgelerde Vampirizmle
karıştırılarak insanlara ve çiftlik hayvanlarına saldırdıkları anlatılır.
Bir diğer inanç, insana benzeyen kara giysili çekici perilerdir, bunlar
insanların arasına nifak sokarak birbirlerine düşürürler.
MIB fenomeni veya miti Asya'da
ise çok uzun bir sürece sahiptir. Çin,Tibet ve Hindistan'da toprağın
altından gelen, kara giysili insanımsı bir IRKA inanılır, bu yaratıkların
işi insanların arasını bozmaktır. Kuzey Amerika kızılderilileri, ormanlarda
gizlenen kötü niyetli "Kara Adam"dan çok korkarlar. Nathaniel Hawthorne
1835'de yazdığı"Genç Goodman Brown" adlı öyküsünde bu Kara Adam'dan söz
eder. Bu bir üstün ayrıcalık değilse, ya da Bender'in anlattığına benzer bir
arşetip değilseler durum farklı olabilir. Bender, MiB'lere özel bir amaç
yüklemektedir yani MiB'ler UFO meraklılarına karşı özel olarak
görevlendirilmişlerdir. İlginç olan MIB ilişkilerinin Bender'in kitabının
öncesinde sansür edilmesi ve ilk kez Bender'in MiB'lerden söz etmesidir.
Daha öncelerde hiçbir UFO arastırmacısı, MiB'lerle karşılaşmamıştı, ya da
kimse söz etmemişti. Öyleyse neredeydiler ?
Onlarda bir gariplik var;
Tipik bir MIB ilişkisi nedir ve nasıldır? Bir tanıklığın sonrasındadır, UFO
fenomenini kanıtlayan ya da iddiaları destekleyen bir fotografı çeken veya
gözlemi yapan kişi, MiB'ler tarafindan ziyaret ediliyor, kanıt alınıyor ve
tanık tehdit edilerek susturuluyor. Araştırmacı Tim Beckley'in "The UFO
Silencers" adlı kitabında MiB'ler daha ortadadır. Işıltılı bir rozet
takarlar, adlarını verirler hatta işyerlerini bile belirtirler ama yalandır.
Kendisine Ajan John J. olarak tanıtan MIB, işyeri adresi olarak da,
1960'ların sonunda varolan Robinson Ajansı'ni vermişti. Ajans devlet adına
görevlendirilmişti. Ajans doğruydu, isim de doğruydu ama o John J.,
ajanstaki John J. değildi. Bir diğer MIB özelliği ise, tanıklarla çok yakın
ilişki kurulması ve tanığın yanı sıra tüm ailesi hakkında tüm bilgilerin
elde edilmesidir ve olay daima UFO olayının yaşandıgı yerin yakınında
gerçekleşmektedir. MiB'lerin genelde UFO olayının ardından bölgeyi
temizlemekle görevli oldukları da düşünülmektedir. Sigorta satıcısı, portre
fotografçısı olarak kendilerini tanıtan MiB'lerden de söz edilir. Sonuç
olarak ne tür özellik olursa olsun, amaç UFO olayının fazla soruşturulmasını,
araştırılmasını engellemektir. MiB'lerin genel görünümleri ise
çogunlukla aynıdır, insana benzerler yani insan gibidirler ama birbirlerine
benzerlikleri aşırıdır, sanki kopyalanmış gibidirler; yağlı gibi parlak bir
ten, ince dudaklar, çıkıntılı elmacık kemikleri, geniş ve bazen de aşırı
parlak gözler. Sanki aşırı makyajlı gibidirler ve başlarında çok belirgin
kötü bir peruka vardır. Boyları değişkendir, çok uzun veya çok kısa. ilk
bakışta, normal bir insana benzemedikleri hemen belli olmaktadır. Yaşları
ise belirsizdir yani tahmin edilememektedir. Hareketleri mekanik ve sesleri
elektronik gibidir, sanki nefes darlığı çekiyormuş gibi zor nefes
almaktadırlar, enerjilerini hemen tüketiyor gibidirler. Ve giysileri
bilindigi gibi siyahtır ama onları anlatanlara göre, elbiselerinin yeni mi,
eski mi olduğu anlaşılamamaktadır.
Lüks arabaları seven, kaba, ilkel ve ucuz MiB'ler
MiB'ler genelde üçer kişilik gruplar halinde gezmektedirler, ikili veya tek
olanlarından söz edilir ama kesin değildir. Çoğu zaman Cadillac, Buick veya
Lincoln gibi siyah ve çok büyük otomobiller kullanırlar. Bu otomobiller
genelde, otuz yaşın üstünde tanımlanırlar, görüntüleri gariptir ve markaları
belirsizdir. Plakaları ya okunmaz bir halde, ya da yoktur, plakası olup da,
belirlenen numaraların sahte oldukları anlaşılmıştır. Yani MiB'lerin
tavırları ve karakterleri, genelleştirilemez çünkü belirli ve ortak
davranışları yoktur, göründüğü kadarıyla MiB'lerin görev anlayışı veya
görevlerin sergileme tarzları kopya edilmiş gibidir ya da aşırı derecede
yapaydır. Adi tükenmezkalem kullanmaları, uygunsuz sorular sormaları, kaba
davranışları haddinden fazla ilkel ve anlamsız görünmektedir. Literatürde
MiB'lerle ilgili yaklaşık 40 olay yer almaktadır, ilişkilerle veya
ilişkilerin kapsamıyla ilgili ipuçları zayıftır ve ciddi izler yoktur. Ama
olaylar gerçektir; birkaç örneği gözden geçirmek yararlı olacaktır;
Li'yi uyaran kimdi?
Çinli UFO araştırmacısı Shi Bo'nun başından geçen olay öncelikle doğallığı
île dikkat çeker; Shi Bo'ya göre MiB'ler, UFO fenomeninin bir parçasi ya da
UFO folklörünün bir parçasıdırlar. Çin'de UFO konusu bir tabudur ve kolay
konuşulamaz ama bu yasak son yıllarda gevşemeye yüz tutmuştur. Shi'nin 1983
yılında ABD'de yayınlanan "China and Extraterrestrials/Çin ve Dünyadışı
Yaratıklar" adlı kitabında, Yangguan'da yaşayan altı yaşındaki bir erkek
çocugu olan Li Jingyang'in öyküsü anlatılır. Çocuk, 1963 yılı Mayıs ayında,
bir UFO görmüştür; cismi göğe asılı duran parlak, gümüşi bir disk olarak
tanımlar. O esnada sokakta arkadaşlarıyla oyun oynamaktadır, henüz olayın
farkında değildir, birden yanında uzun boylu, zayıf ve kara giysili bir adam
belirir. Li'yi durdurur ve parmağıyla göğe uzatarak, UFO'yu gösterir, çocuk
merakla cismin ne oldugunu sorunca da, garip adam; "Bunu asla kimseye
söylemeyeceksin..." der, sonra uzaklaşıp gider. Li, diğer çocuklar gibi
olayı tabii ki herkese anlatır, tüm çocukların anlattığı ortak yön adamın
hareketlerinin garipliğidir. Adam bir robot gibi mekanik hareketler
yapmıştır, sesi çok gariptir ve Li adamın konuşurken dudaklarının
oynamadığını söyler. Ama olayın en garip yönü, Li'ye UFO'yu göstermesi ve
ardından da konuşmaması için uyarmasıdır. Salt bu son olay, MiB'lerin
anlamsız davranışlarının mükemmel bir örneğidir.
Nereden telefon etmisti?
Bir diğer örnek olay ABD, Maine, Orchard Beach'de 1976 yılında bir psikiyatr
olan Dr.Herbert Hopkins'in başından geçmiştir.Hopkins bir UFO meraklısı
değildir hatta ilgilenmez bile.Ama o sıralarda kendisinin bir UFO tarafindan
kaçırıldığını iddia eden bir hastası vardır; David Stephens adlı bu genç
hastayı hipnozla tedavi etmektedir; Stephens hipnoz altında bir çok kez
dünya dışı canlılarla karşılaştığını anlatmaktadır.Doktor saatlerce süren
bantlar kaydetmiştir.11 eylül 1976, Cumartesi gecesinde Doktor Hopkins
evinde yalnızdır.Telefon çalar ve kendisinin New Jersey UFO Araştırma
Gurubu'nun başkan yardımcısı ( böyle bir kuruluş olmadığı daha sonra
anlaşılmıştır.)olduğunu söyleyen birisi Doktorla Stephens olayı hakkında
konuşmak istediğini söyler.Doktor önce itiraz eder ama sonra hastanın
kimliğinin bu kadar açık bilinmesinden etkilenerek, konuşmayı kabul
eder.Telefondaki kişi ziyarete geleceğini söyleyerek, telefonu kapatır.Koridora
çıkıp dış kapının önündeki ışığı yakmaya giden Doktor, daha o anda evinin
yanındaki bahçeden gelen birisinin, kendi bahçesine girdiğini ve kapıya
doğru geldiğini görür.Durumu iyice garipseyen Hopkins, her şeye rağmen
merakına yenilmiştir.Kapıyı açar ve o anda karşısına gelen adamdan, demin
telefon eden kişi olduğunu öğrenir ve onu içeri davet eder.
Rujunu suratına bulaştıran
erkek MIB
KONUK içeri girer ve bir koltuga oturur; Hopkins'in ilk izlenimleri şöyledir;
adamın üzerindeki her şey siyahtır, çoraplarına ve kafasındaki siyah fötr
şapkaya kadar. Şapkanın kenarlarından göründüğü kadarıyla saçsızdır,
gözbebekleri hareketsizdir, hiçbir ışıltı yoktur ve kirpikleri de yoktur.
Teninin rengi ölü gibi soluktur ama dudakları rujla boyanmış gibi
kıpkırmızıdır. Burnuyla yüzü arasında hiçbir orantı yoktur, burun küçücüktür
ve yüzüne gömülmüş gibidir. Çenesi içeri çekik, boynunu iyice uzatmış,
omuzlarını kasarak öne eğmiş biçimde oturmaktadır. Kısacası Hopkins,
karşısında garip bir şeyin oturduğunu anlar. Yabancı, monoton ve mekanik bir
sesle konuşmaya başlar, sesinde hiçbir tını veya vurgu yoktur. Amacının,
Stephens olayı hakkında, Doktor'la görüş birliğine varmak olduğunu söyler.
Birkaç cümle sonra Doktor konuşmanın gidişatından rahatsız olur, adam
kendisine hastasıyla ilgili bilgi vermek yerine, daha çok Hopkins'in neler
bildiğini veya neler öğrendiğini soruşturmaktadır. Birkaç dakika süren
gerilimli bir konuşmanın ardından, MIB cebinden gri renkte eldivenler
çıkarır, onları giyer, elinin tersiyle dudaklarını ikide birde silmektedir.
Eldivenleri ve yüzü kırmızıya bulanmıştır yani ruju bulaşmaktadır. Hopkins,
o anda adamın dudaklarının da olmadığını farkeder, ağzı bir yarık gibidir,
rujla boyanmasının nedeni ağıza benzetilmek istenmesi yüzündendir ve ağzında
dişleri de yoktur. Göründüğü kadarıyla konuşmadan kendince tatmin olan MIB
konuyu değiştirir ve cebinde bulunan iki adet bozuk parayı sorar, gerçekten
de Hopkins'in pantolon cebinde iki tane birer Cent bulunmaktadır. Adam,
birisini avucuna almasını ve gözlerinin önüne getirerek yakından dikkatle
bakmasını söyler. Doktor söyleneni yapar ve birkaç saniye sonra bronz renkli
paranın parlak gümüş rengine dönüştüğünü görür, sonra gözleri bulanır ve
para soluklaşıp, kaybolmaya başlar.
Köpek bile onlardan kaçıyor...
O anda MIB, paranın bir daha bu planda asla görülmeyeceğini söyler, benzeri
bir olayı yaşadığını anlatan ünlü UFO kurbanı Barney HiII'den söz eder. (Barney
ve Betty HiII, UFO'lar tarafından kaçırılıp, altı saat süresince
belleklerini yitirdiklerini iddia etmişlerdi, yapılan tıbbi araştırmalarda
yalan söyledikleri anlaşılamamıştı). Hopkins, bu olayı duydugunu söyler ve
Barney Hill'in kısa bir zaman önce yogun bir bunalım geçirdikten sonra ölmüş
olduğunu anlatır, MIB bunu doğrular ve;
"Barney'in kalbi yoktu, sende uzun süre bu kalan paraya sahip olamayacaksın."
der. Doktor Hopkins, Barney Hill'in bir beyin kanamasından öldüğünü
bilmektedir, itiraz eder ama MIB konuşmasını sürdürerek, Stephens olayı ile
ilgili tüm bilgiyi yok etmesini önerir. Bu sırada Doktor'un dikkatini çeken
sey, MiB'in konuşmasını gittikçe yavaşladığı ve sanki enerjisini
yitirdiğidir. Ayakta zorlukla durmaktadır, birden döner, kapıya gider,
merdivenleri çok ağır bir yürüyüşle, tek tek adım atıp, duraklayarak
güçlükle iner, evin yan tarafina doğru yürür. Ardından giden Doktor, adamın
evin köşesini dönüp yok olduğunu görür ve tam o anda oluşan mavimtrak bir
ışık patlamasıyla gözleri kamaşır. Doktor önce orada bir araba olduğunu
düşünür ama ışık bir araba farının ışığının çok ötesinde bir güçtedir. Evine
dönen Hopkins çok sarsılmış ve saşkındır. Korkusuz bir Alman kurdu/Collie
karışımı olan köpeğini, kuyrugunu bacaklarının arasına tutturmuş bir şekilde
dolaba saklanmış olarak bulur, köpegin MiB'in geldiği andan beri ortada
görünmediğini anımsar, hayvan zorlamalarına rağmen dolaptan çıkmak istemez.
Mutfağa gidip masaya oturur ve uzun uzun düşünür, sonra kalkıp çalışma
odasına geçer, Stephens olayı ile ilgili tüm teyp bantlarını mıknatısa
tutarak bozar, sonra oturup binlerce parçaya ayırır ve diğer yazılı
dokümanlarla beraber yakar. Ertesi gün gittikleri ziyaretten eve dönen
Hopkins ailesi, onu sessiz bir şekilde otururken bulurlar. Olayı hemen
ailesine anlatır, bu arada gün doğduktan sonra dışarı çıktıgını ama normal
bir araba izi göremediğini söyler fakat başka bir şeyin izleri vardır.
Ailesine gösterdiği izler caterpillar veya traktör türü bir aracın çok derin
tekerlek izleridir, tekerleğin çapının bir metreden fazla olduğu
anlaşılmaktadır, izleri tüm aile yani karısı genç birer kız olan iki çocugu
ve damadı görürler ama daha garip birşey olacak ve iki saat sonra kumlu
zeminde bulunan tekerlek izleri yok olacaktır.
MiB'lerin teşekkürü de bir garip oluyor;
Bu olay, tipik bir MIB ziyaretidir, önceden yapılan telefon konuşması çok
rastlanan bir örnektir. Bazı olaylarda konuşma yarım kalmış yani kesilmiş,
bazılarında ise yanlış bir numara olduğu söylenerek, birkaç kez aranılmıştır.
Daha sonra telefon idaresine başvuran Hopkins, telefonun nereden edildiğini
bilgisayar kayıtlarından öğrenmek ister ama idare bir şey bulamaz, çünkü
kayıtlarda böyle bir telefon konuşması yoktu. Sanki o anda Hopkins'in
telefonu hiç çalmamış ve konuşulmamıştır. iki hafta sonra bu kez Hopkins'in
kizi Maureen, çalan telefonu açar; telefondaki ses bir kadın sesidir, kocası
John'un arkadaşı oldugunu ve ziyarete gelmek istediğini söyler. Maureen
kocasını çağırır, John sesi anımsayamaz, bunun üzerine telefondaki sesin
sahibi, hemen yakındaki bir restorantda buluşmalarını ister. John kabul eder
ve restorana gider, kendisini garip bakışlı, eski moda giysiler giymiş bir
kadın beklemektedir. John, kendisini hiç tanımadığını söyler, kadın sesini
çıkarmaz. Ortada bir gariplik vardır, John tedirgin olarak hemen oradan
ayrılır ve eve doğru yürümeye başlar, ama kadın da onunla beraber
yürümektedir. Yürüyüşü bir tuhaftır, kırıtır gibi yürümekte ama kalçalarını
sallamamaktadır. Yol boyunca konuşarak, John'u resmen sakinleştirir ve eve
gelme isteğini kabul ettirir. Evde karıkoca ile konuşarak (Diğer ev halkı
dışardadırlar), özel sorular sorar, ne okurlar, TV 'de ne seyrederler, hangi
konularda konuşmaktan hoşlanırlar türünden soruları sıralar. John bir ara
odadan çıkar, o zaman adam Maureen'e gelip yanma oturmasını söyler, genç
kadın reddeder ama kadının bakışlarıyla kendisini çırılçıplak
görüyormuşçasına rahatsız ettigini sonradan söyleyecektir. John odaya
döndügünde kadın ayağa kalkar, ama hareketleri gariptir, sanki ayakta zor
durmaktadır, gitme vaktinin geldiğini söyler ama orada öylece bir dakika
kadar durur. Sonra kapıya ilerler, üçü birden dışarıya çıktıklarında. kapının
önünde kıpırdamadan duran bir adamla karşılaşırlar. Maureen ve John adama
hayretle bakarlar, kadın öylesine bakmaktadır. dördü öylesine bakışarak
dakikalarca kıpırdamadan dururlar sonra kadın adamın yanına gider, çevresinde
bir tur atar ve John'a dönerek;"Lütfen onu it, hareket etsin, ben yapamıyorum." der ama John bir
şey yapamadan adam birden hareket eder ve
ikisi yan yana sarsak ve tutuk hareketlerle ilerlerken, kadınının sesi
duyulur; "Dr. Hopkins'e müteşekkiriz." ve köşeyi dönüp kaybolurlar. Olayın
en garip yönü, yine benzer olaylarda oldugu gibi, karı kocanın hipnoza
girmişçesine yabancıları kabul etmeleri, evlerine almaları, korkmamaları ve
sorulan her şeye cevap vermeleridir. Ancak olaydan çeyrek veya yarım saat
sonra olanları mantıkla ammsayacak ve dehşete düşeceklerdir. Hopkins olayı
burada bitmektedir, Stephens olayı da tabii ki. çünkü Doktor Hopkins bir
daha onunla beraber olmamıştır. Nasıl olsun ki? Uzaylılar tarafindan
kaçırıldığını iddia eden birisini tedavi eden doktorun bu kez kendisi
MiB'tenten söz etmektedir...
Ve Philadelphia 1980
Bu olay MIB fenomeninin dogal yapısını çok iyi anlatan bir olay olarak
literatüre geçmiştir. Sadece bir MIB olayı değil, yanı sıra da aktif bir UFO
olayıdır. Bu seferki kahramanımız da bir bilim adamıdır; Prof. Peter
Rojcewicz New York, Julliard School'daki Jung Analitik Psikoloji Vakfi'nda
insanlık ve Folklor dersleri vermektedir. 1980 yılının bir gününde.
Pennsyivania Üniversitesi kampüsünün kitaplıgında UFO'larla ilgili bir kitap
okumaktadır. Olay, bir folklörist olan Profesör'ü yakından
ilgilendirmektedir, UFO'ların yeni bir olay değil, çok eski bir folklorik
unsur olduğu sonucunu araştırmaktadır. Kitaptan notlar alırken, yanında
birisinin durduğunu hisseder, göz ucuyla baktığında siyah pantolonlu ve
ayakkabılı bir bacak görür, Dönüp bakar, karşısında 1.80 boyunda, zayıf
simsiyah giysili bir adam durmaktadır. Bakışları için Profesör sonradan;
"Beni üç gün uyutacak kadar etkiliydi." diyecektir. Ama bir fark vardır, bu
adamın gömleği bembeyazdır ve yüzü de aynı renktedir. Davet edilmeden
yandaki koltuğa oturur ve Rojcevvicz'e ne yaptıgını sorar. Rojcevvicz
UFO'larla ilgili bir kitabı incelediğini söyler, adam bu kez, hiç UFO görüp
görmediğini sorar. Profesör görmemiştir, adam sormaya devam eder; UFO'ların
gerçek olduğuna inanmakta mıdır? Rojcevvicz, henüz bir fikri olmadığını,
bunun için araştırma yaptıgını ama konuya yeterince ilgi duymadıgını da
belirtir. Adam birden ayağa kalkar ve haykırırcasına;
"Uçan daireler çok önemlidir, yüzyılın olayıdır ve sen ilgilenmiyorsun"
der. Sonra duraklar, sakinleşir ve kontrolunu yeniden kazanmış olarak yerine
oturur ve elini Rojcevvicz'in omzuna koyarak, alçak sesle; "Amacına iyi
niyetle git." der ve sonra inanılmaz bir şey olur; adam orada, o anda Prof.
Rojcevvicz'in gözlerinin önünde yok olur. Yokoluştan sonra geçen on dakika
süresince Rojcevvicz, korku ve şok içinde hiç kıpırdamadan yerinde oturur.
Genelde paranormal olaylara inanmaktadır ve bu inanç onu korkutmaktadır,
yerinden kalkar ve kafasını toplamak için dolaşmaya başlar. Birden
çevresinde hiç kimsenin bulunmadığını farkeder. Odadan çıkar, yandaki ve alt
kattaki salonları dolaşır, binada tek bir kişi bile yoktur. Oysa, kitabı
okumaya oturduğunda çevresinde yüzden fazla insanın bulunduğunu iyi
bilmektedir, içinden gelen sezgiye uyarak yine yerine döner ve kıpırdamadan
bir saat öylesine oturur. Sonra sesler duymaya başlar, odaya birileri
girerler, tekrar odanın dışına çıkıp baktığında demin göremediği insanların
bu kez yerlerinde olduklarını görür. Her şey normale dönmüştür. Bu olay olana
kadar Prof. Rojcevvicz MiB'leri hiç duymamıştı, şimdi ise konunun en önde
gelen otoritelerinden birisidir.
ABD Hükümeti ve MiB'ler
MiB'lerle ilgili en ilginç yön, adlarının genelde ABD Hükümeti ile
karıştırılmasıdır. 1 Mart 1967'de, Hava Kuvvetleri'nden Komutan yardımcısı
General Hewitt T. VVheless, tüm alt birimlerine ve özellikle de Stratejik
Hava Savunma Komutanlığı'na bir genelge yolladı. Genelgede, tüm personelin
UFO gördüğünü iddia eden herkesle ilişki kurması ve olanları öğrenip
bildirmeleri emrediliyordu. Özellikle de, sivil elbiseler giyen ve
kendilerini Hava Kuvvetleri mensubu olarak tanıtan ve halkın elindeki
fotografları alan kişiler hakkında bilgi edinilecekti. Olaylar, özgürlük
haklarına ve özel eşyaya tecavüz olarak değerlendiriliyordu. Bütün askeri ve
bağlı sivil personel bu emre uyarak, soruşturmalarda bulundular ve
raporlarını yolladılar. Bu olay hala sürüyor ve 1967'den beri Hava Kuvvetleri
bilgi toplamaya devam ediyor. Sonuç ne mi? Bu hiç açıklanmadı, sadece bilgi
toplanıyor ve hiç kimse bir MIB tutuklamasını ve de sanığını henüz görmedi.
Kim kiminle oyun oynuyor. Kim bu MiB'ler? Yukardaki örneklerde oldugu gibi,
saygın, ciddi ve aklı başında bilim adamlarının başıma gelen olayların
ardında yatan sır nedir? Neden MiB'ler bazen UFO tanıklarını tehdit edip
susturuyorlar ve neden bilim adamlarını ilgilenmeleri için teşvik ediyorlar?
Acaba, sadece belirli bir bilimsel çevrenin mi, UFO'larla ilgilenmesini
istiyorlar? MiB'ler nedir? insan mı, robot mu yoksa dünya dışı canlıların ta
kendileri mi? Tüm bu sorular halen cevapsız ama MiB'ler gerçekten varlar.
Size de gelirler mi? Bunu da cevaplayamayız çünkü MiB'lerin ziyaret nedeni
de kendilerine özgü. Şimdilik en iyisi, galiba işi şakaya vurup, MIB filmini
seyretmek ve bol bol eğlenmek. Ama unutmayın MiB'ler hiç de filmdeki gibi
değiller...
Hiçbir
yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca
bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden
alıntı yapılabilir.
The Time Machine Project © 2005 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli
Ana Sayfa /
index /Roket bilimi / E-Mail /
CetinBAL /
New World Order(Macro Philosophy)
UFO Technology /
Time Travel Technology /
Kuantum Fiziği
|
|