::  Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey / Denizli :: 

Bazı araştırmacılara göre uzaydan gelen yaratıklar yaklaşık 300 yıldır insanları kaçırmaktadırlar.

Dünya çapında ünlü İngiliz UFO uzmanı Jenny Randles ( Türkiye’de de kitaplarından ikisi tercüme edilerek basılmıştır) en ilginç ve belgelenmiş uzaylılar tarafından kaçırılma ve yakın temas vakalarını yeni yayınladığı The Complete Book of Aliens and Abductions-Uzaylılar ve Kaçırma Olayları Üzerine Kapsamlı Kitap (Piatkus Yayınevi, Londra, İngiltere) adlı eserinde geniş yer vermiştir.

Uzman tarafından en ilginç bulunan 10 olay şunlardır:

1. Teath, İngiltere, 1645: Pitt ailesinin yanıda hizmetçi olarak çalışan 15 yaşlarındaki Anne Jeffries evin bahçesinde tamamen şuurunu yitirmiş ve yerde acılar içinde kıvranırken bulundu. Genç kız kendine geldiğinde patronlarına yanına bir kaç küçük insana benzer yaratığın geldiğini, vucuduna dokunarak onu öpmeye başladıklarını anlattı. Daha sonra kızın başı dönmüş ve her şey kararmıştı.


Hizmetçi kız uyandığında kendini oldukça aydınlık bir yerde etrafında kendi tabiri ile “küçük perilerle çevrili” bulmuştur. Daha sonra yaratıklar genç kızı incelemeye başlamışlar ve özellikle de dikkatlerini üreme organlarına vermişlerdir– Karanlık ortadan kalktığında hizmetçi kendini bahçede bulmuştur.

2. Song-Zi Xian, Çin, 1880: Çiftçi Yut Ten ağaçlar arasanda parlak cismi gördüğünde evine gidiyordu. Birden felce uğradı ve havalandığını hissetti. Etrafta büyük bir vınlama sesi vardı ve çiftçi kendinden geçerek bayıldı. Kendine geldiğinde bir dağdaydı. Aradan yaklaşık iki haftalık bir zaman geçmişti ve evinden 450 Km uzakta Guizhou Eyaletindeydi!

3. Paarl, Güney Afrika, 1951: Tanınmamış bir İngiliz mühendis ıssız bir dağ yolunda aracını sürmekte iken küçük insan benzeri bir yaratık tarafından durdurularak kendisine “suya ihtiyacımız var” denildi.

Yaratığa yardım etmek için dağda bulunan bir su kaynağından su temin eden mühendis onu içinde yaralı vaziyette yüz üstü yatan bir başka varlığın bulunduğu tepsi biçimli aracın pilotuna götürdü. Ziyaretçi gökyüzünü göstererek yer çekimini kaldıran teknolojileri ile oradan geldiklerini söyledi.

4. Vienna, Avusturya, 1955: İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin elinde bir çok iskenceler görmüş bir insan olan Josef Wanderka, ormanda yürürken ağaçsız bir bölgede büyük, gri renkli ve yumurta biçiminde bir araçla karşılaştı. Gemidekiler onu güveteye aldılar. Bunlar uzun boylu, sarışın çift cinsiyetli güzel suratlı varlıklardı. Ziyaret sırasında Wanderka ağlayarak yaratıklara Nazilerin zulümlerinden bahsetti ve eğer ileri bilgileri ve güçleri varsa Dünyayı düzeltmeleri için yalvardı. Onlar da Dünya tarihinin gidişatına karışamayacaklarını söylediler.

5. Grodner Pass, İtalya, 1968: Walter Rizzi, disk biçmindeki cismi gördüğünde sıkı bir fren yaparak motosikletini durdurdu. Bir süre sonra gri tenli, kel kafalı ve kedi gözlü küçük yaratıklar açığa çıkacaktır. Bu yakın temas sırasında yaratıklar “manyeti araçlar” sayesinde yolculuk yapabildiklerini ve gezegemizide hızlı yaşlandıkları için çok kısa bir zaman dilimi içinde Dünyada kalabildiklerini anlatmıştır. Yaratıklar, Rizzi’yi Dünyanın manyetik kutuplarının değişeceği ve böylece Dünya üzerindeki bir çok yaşam biçiminin ortadan kalkabileceği iklim değişiklikleri olabileceği konusunda uyarmışlardır.

6. Imjarvi, Finlandiya, 1970: Çiftçi Esko Viljo ve ormancı Aarno Heinonen kayak yaparlarken garip kırmızı bir sisle karşılaştılar. İki adam sisler içinde bir uçan dairenin belirdiğini fark ettileri; şuurlarını kaybetmeden önce kör edici bir ışık hüzmesinin açığa çıktı ve dağ eteğinde kendilerine geldiler. “Trol benzeri varlıklar” gördüklerini sonradan hatırlayacaklardıdr. Her ikisi de güneş yanığı tedavisi göreceklerdir. Doktorlar bunların aslında radyasyon yanığı olduğunu inanacaklardır.

Heinonen yaratıklarla çevrili garip bir odaya alındıklarını hatırlamaktadır. E.T. ler kendilerine ileride tekrar kontak kurabilmek için kafalarının içine bir alet koyduklarını söyleyeceklerdir.

Finli ormancı bu takılan aletin yan etkisi olarak bazı psişik güçler edindiğini söyleyecektir.

7. Gisborne, Yeni Zelanda, 1978: Bölgede açığa çıkan UFO dalgasından sonra üç genç kadın UFO avına çıktılar. Evlerine geri döndüklerinde hafızalarındaki anlaşılamayan bir saatlik kayıp dışında başlarından geçen garipliklerle ilgili hatırladıkları hiç birşey yoktu. Kadınlardan bir hipnozla geriye döndürüldüğünde yaratıklar tarafından bir arkadaşı ile birlikte kaçırıldığını hatırlayacaktır. Kurban varlıklardan birini çıkardığı ışık hüzmesi ile yakalanmış ve daha sonra kendini yaratıklar tarafından bir levha üzerine yatırılmış vaziyette incelenirken bulmuştur. Yaratıkları uzun zayıf yüzlü ve büyük gözlü olarak tanımlamaktadır. Hipnoz sırasında olayı yeniden yaşayan kadın travma geçirerek “Beni yalnız bırakın. İğrenç.. bunu benden uzak tutun… bunu yapamazsınız!” diye bağırmıştır.

8. Pyrogovkoye Gölü, Rusya, 1978: ‘Anatoly’ takma adını kullanan bir subay gölün kıyısında devriye gezerken iki insan-benzeri yaratıkla karşılaşarak telepatik bağlantı kurar. Ona içecek vererek uyuturlar ve daha sonra gölün kıyısında kendine gelir. Anatoly esirlerini komünist yapmak için zayıf bir girişimde de bulunduğunu hatırlamaktadır. Ordudan ayrılmak için yalandan delilik yaptığı suçlaması ile itham edilmesine rağmen, psikolojik testler, hipnoz seansları ve bağlandığı yalan makinasindan elde edilen sonuçlara göre uzmanlarca yalan söylemediği anlaşılacaktır.

9. Vancouver, Kanada, 1985: Alvina Scott uzaylılar tarafından kaçırıldığını, çalışmalarında kullanılmak için yumurtalıklarından birinin alındığını ve böbreklerinde bulunan hastalığı iyileştirmek için kendi vucuduna bir tıbbi müdehale yapıldığını iddia etmekteydi. Gerçekten de, ultrasonik testlerde hastalıklı böbreklerinin tamamen iyileştiği görülmüştür.

Kendisini Hoova olarak tanıtan ve insan görünümünde olan varlığın yuvarlak kafalı bir gri olduğunu ve hipnotik projeksiyon sayesinde kendini bize bu formda gösterdiğini öğrenmiştir. Ayrıca kendisine insan ve uzaylı DNA’larının karıştırılması ile uğraştıklarını söylemişlerdir.

10. New York, N.Y., 1989: Manhattan’da oturan Linda Napolitano çok yüksek bir katta bulunan apartman dairesinden kaçırıldığını, yaratıklar tarafından kullanılan yer çekimini ortadan kaldıran bir ışın ile penceresinden uzay araçlarına götürüldüğünü ve burada çok ciddi bir tıbbi tahlilden geçtiğini iddia etmektedir.

Asıl şaşırtıcı olan anlattıklarının iki görgü tanığı tarafından da teyit edilmiş olmasıdır. Binanın dışında bulunan ve yüksek mevkideki birine koruyuculuk yapan tanıklardan biri tepesinde uçan bir kadın gördüğünü ve yanında iki Gri Adamının bulunduğunu söylemiştir!

1968-1990'lar İspanya

Marive önce garip rüyalar görmeye başlamıştı...

Marive adındaki genç kadın, 1968 yılından beri, yani 8 yaşından beri uzaylılar tarafından ziyaret edildiğini söylüyor. İlk ziyarette ince uzun yapılı "Dünya Dışı Varlıklar", onu yatağından alıp uzay gemisine götürmüşler ve burada yapılan bir ameliyatla bedenine bir mikrocihaz yerleştirilmiş.

Marive rüyalarla başlayan deneyimlerini şöyle anlatıyor: "1968 Eylül ayından beri tekrarlanan aynı rüyayı görmeye başladım. Düşümde gürültüyle uyanıp Malaga'daki evimin balkonuna çıkıyorum. Sokakta korku içinde bağırarak koşan insanlar var. Sonra gökyüzüne baktığımda üçgen oluşturacak şekilde uçan üç uzay gemisi görüyorum."

Evet üç sayısı ve üçgen sembolü UFO'larla yakından ilgili bir kavram olarak sürekli karşımıza çıkıyor...

1990'lar ABD

Kaçırılmanın fiziksel izleri...


Erika hayatı boyunca farklı dönemlerde "Griler" tarafından gemiye götürüldü. Başlangıçta yaşadıklarının gerçekliğini kabul edemiyordu ve onları sadece canlı birer rüya olarak kabul ederek unutmaya çalışıyordu... Ancak Erica yapısal yönden cildinde çok çabuk yara açılabilen bünyeye sahipti. Bir yıl önce baş parmağını ciddi şekilde kesmiş ve bu nedenle St.Vincent sağlık merkezinde yaraya dikiş atılmıştı. Doktorun gösterdiği özene rağmen, dikiş son derece kaba ve çirkin görünüme sahipti.

Bu olaydan sonra Erica yeniden, "Griler" tarafından götürüldü. Varlıklar Erica'yı ameliyat masasına yatırıp önce bacağında bir kesik açtılar. Bu oldukça derin bir kesikti. "Gri Doktor", elini yaraya uzattı... Kan geriye emilerek yeniden yaranın içine aktı. Beyaz renkteki plazma ise kandan ayrılmış ve "Gri Doktor"un elinde kalmıştı. Bu arada bacaktaki kesik kendiliğinden birleşti ve cilt eski kusursuz haline döndü.

Erica ertesi sabah uyandığında bacağında saç teli inceliğindeki bir yara izi gördü. O kadar derin bir kesikten geriye bu denli ince iz kalması mümkün değildi. Erica çocukluğundan bu yana vücudunun farklı yerlerinde çabucak açılan ve günlerce kapanmayan yaralarla uğraşmıştı. Bir süre sonra yeniden doktora gitti ve parmağındaki çirkin dikiş izlerinin yok edilip edilemeyeceğini sordu. Doktorun verdiği cevap olumsuzdu. Bu defa Erica bacağındaki diğer ince izi gösterdi. Doktoru son derece başarılı bir çalışma olduğunu söyledi ve bu temiz operasyonu kimin yaptığını öğrenmek istedi...

 

 

1990'lar ABD

İki arkadaşın uzay gemisindeki anılan...


Carol ve Alice iki yakın arkadaştı. Yıllarca pek çok şeyi olduğu gibi, kaçırılma deneyimini de birlikte yaşadılar. Açık temaslar 1991 yılında başlamasına rağmen, gerçekte çocukluk yıllarından beri "Gri"ler tarafından kaçırılıyorlardı...

10 Ekim 1991 öğle sonrasında, Carol, Hagerstown'da yaşayan ailesini ziyaretten dönüyordu. Ancak her zaman izlediği yolun aksi yönünde bir başka otoyola sapınca kaybolduğunu anladı. Hava kararıyordu ve sis etrafı görmesini engelliyordu. Yeniden ana yola çıkmaya çalışırken bomboş arazide güçlü bir ışıkla aydınlatılmış bölgeyi gördü. Ne olduğunu anlamak için yaklaştı, arabasını durdurdu. Işık kaynağının ardında ev ya da bina benzeri devasa bir nesne vardı. Hatta ona dev boyutlarda bir elektrik ampulü bile denebilirdi. Ama üst değil, alt kısmını aydınlatıyordu.

Carol büyük cismin yanında ondan daha küçük bir aracın daha olduğunu gördü. Küçük nesne balık biçiminde, ışıksız ve mat metalden yapılmıştı. Boşlukta, havada öylece asılı duruyordu. Carol ışık saçan büyük nesnenin hemen sağ tarafında beş altı kişilik bir gurubun toplandığını gördü. Aralarında bir kadın; ceket ve blucin pantolon giymiş bir de adam vardı. Adam küçük bir çocuğu elinden tutuyordu. Daha küçük bir çocuğu ise kucağına almış, göğsüne bastırmıştı. Arkadan vuran ışıkta yüzlerini seçmek, bu insanların yaşları hakkında fikir yürütmek kolay değildi.

Grup Carol'un yaklaştığını fark etti. Carol bu devasa garip cismin belki de bir endüstri makinesi olabileceğini ve gruptakilerin de herhangi bir inşaat işi için burada toplanmış oldukları düşüncesini geçirdi aklından... Ancak daha yakından baktığında üzerinde pencereleri de bulunan metalik yüzeyli nesnenin inşaat makinesi olamayacağı kararına vardı. Daha çok bir binaya benziyordu. Arabasının içinden bile cisimden yayılan rahatsız edici ısıyı hissedebiliyordu. Bu belki de görmemesi gereken gizli bir araştırmaydı...

Carol geri dönmeye karar verdi. Arabayla yakındaki tepeye tırmandı ve bu defa cismi yukarıdan izledi. Çevreye yayılan ışık hala güçlüydü ve uzaktan baktığında Carol cismin dev bir muza benzediğini düşündü. Az sonra cisimden etrafa garip bir ses yayılmaya başladı. Işık nabız gibi atıyordu. Ses giderek yükseldi, Carol gözlerini kapattı. Yeniden açtığında cisim yerinde yoktu.

Az önce gördüğü şeyin bina olmadığından emindi artık. Bu onun şuurlu halde yaşadığı ilk UFO fenomeniydi. Daha doğrusu o böyle zannediyordu... Daha sonra yapılacak ipnoz seansları unuttuğu pekçok anıyı ortaya çıkartacaktı...

Örneğin 5 Eylül 1991 tarihinde de olduğu gibi...

Söz konusu tarihte Carol yine arabasıyla şehir dışında ilerliyordu... Her zamanki gibi Hagerstovvn'a giden 70 numaralı Interstate yolunda idi. Daha sonra 26 numaralı Route yoluna kıvrıldı ve bir virajı dönmekte olduğu sırada yolun kenarındaki siluet dikkatini çekti... Arabayı durdurup aşağı indi. Pek emin değildi ama gölgenin kısa boylu "Griler"den birine ait olduğunu sezmişti...

Carol varlığı gördü, ona doğru ilerledi ve yanına geldiğinde ikisi birlikte yere otuz derecelik açı yapacak şekilde havada süzülmeye başladılar. Küçük "Gri" biraz daha öndeydi. Carol vücudunu taşıyamayacağı kadar ağırlaşmış gibi hissediyordu. Midesi bulandı, gözlerini kapatmak istedi ancak bunu başaramadı. Çok geçmeden büyük ve karanlık görünüşlü cisme yaklaştıklarım fark etti. Bu, cisimden çok, siyah bir bulutu andırıyordu. "Gri Varlık" ve Carol bulutumsu nesneye girdiler. Carol cismin uzunluğunu yaklaşık yüz metre kadar tahmin ediyordu. İçeride ışık yoktu, ortam sisli ve karanlıktı.

Carol sert köşeler ya da belirgin bir kapının varlığını bile saptayamamıştı. Gri varlık artık yanında değildi. Carol geldiği şekilde yine süzülerek ilerledi ve şimdi bir koridordaydı. Neyse ki burayı aydınlatan bir ışık vardı. Yere bir tür sembol çizilmişti. Desen beyin dalgalarını gösterir gibiydi.

Daha sonra Carol hemen karşısındaki gri renkte, soğuk ve sert yüzeyli duvara itildi. Duvar taş bloktan yapılmış gibiydi, yavaşça aşağı indi ve şimdi Carol yüzüstü bu taş blok üzerinde yatıyordu. Kıpırdayamıyordu ama yine de sol tarafında iki kişinin varlığını sezdi. Üzerlerinde gri üniformalar vardı. Sonra birden metal görünümlü yumuşak madde Carol'un üzerine örtüldü.

Yavaş ve yumuşak hareketlerle, Carol'un üzerini kaplayan ikinci bir deri gibi bedeninin her yanını sarmıştı. Madde sanki yaşayan, hafif ve sünger yumuşaklığında yapıya sahipti. Nasıl olduğunu anlayamadan üzerinde yattığı taş blok ters döndü ve zemine girerek kayboldu. Carol yine üzeri o yumuşak maddeyle kaplı olarak bu defa sırt üstü yatıyordu.

Yanındaki varlıklardan birinin uzun boylu "Gri" olduğunu gördü. İri, siyah gözlerinde parıltı ya da anlam yoktu. Carol'a yaklaşırken elinde çift iğneli bir şırınga tutuyordu. Carol aklından onun "Doktor Gri" olduğunu geçirdi. İğnelerden her birinin ucunda birer tüp vardı. "Gri Doktor" tüplerin içindeki yeşilimsi altın renkli sıvıyı Carol'un baş parmağından enjekte etti. Carol konuşamıyordu ama zihninden sürekli bunu durdurmasını ve canının acıdığını tekrarlıyordu.

"Gri Doktor" telepatik olarak canının acımayacağını söyledi. Carol ısrarla iğneleri istemediğini düşünüyordu. "Gri": "Hayır canım yakmam..." dedi. "Sana asla zarar vermedim." Sonra elini Carol'un alnına koydu ve bütün ağrıları sona erdi.

Ardından da, Carol'a kendisini nasıl hissettiğini sordu. Carol oradan gitmek istiyordu. İğneyi geri çektikten sonra gidebileceğini söyledi. Carol geldiği yoldan geri dönerken üzerini kaplayan yumuşak gümüş renkli maddenin yok olduğu fark etti. Anne ve babasının evine geldiğinde ise, blucin pantalonu nedensiz yere , ıslanmıştı. Annesi baş parmağındaki yara izlerini sordu. İğnelerin girdiği yerde iki derin iz vardı. Yılan ısırığı gibi görünüyordu. Carol az önce yaşadıklarım hatırlamadığı için kesin cevap veremedi... Yaşadıkları hafızasından silinmişti...

Bu olaydan üç gün sonra Carol yeniden "Griler" tarafından kaçırıldı... Gemiye alındığında kendisiyle ilgilenen "Doktor Gri"yi gördü ve iğneleri yapanın o varlık olduğunu anladı. Ancak bu deneyimi yaşadığı sırada öncekileri tamamiyle unuttuğu için bilinci parçalanmış ve anıları birbirine karışmış durumdaydı.

Kendi kendisine oraya neden getirildiği ve bu yabancıların kim olduklarını soruyordu. "Gri Doktor" Carol'a değiştirileceğini söyledi. Varlık anlatmaya devam etti, bu deneyleri yapmak zorunda olduklarını ve daha sonra açıkladığında Carol'un her şeyi anlayacağını söyledi. "Gri Doktor"a göre yapılacaklar çok önemliydi. Carol ısrarla sormaya devam etti, ancak "Gri Doktor" şimdilik bunları bilmesinin gerekli olmadığı cevabını verdi.

"Griler"de pek de fazla bilgi vermek istemeyen ve kendini üstün gören bir tavır hep gözlenmiştir. İnsanlara sanki bir deneyin parçası ve kobayıymış gibi davranıyorlar hatta onları sosyal hayvanlar yerine koyuyorlardı. Bu kaçırılmada Carol'a "Griler" tarafından enjeksiyon yoluyla iki farklı sıvı daha verildi. Biri altın renginde diğeriyse yeşildi. Bu defa "Gri Doktor"a CaroPın asistan adını verdiği bir başka "Gri Varlık" daha eşlik ediyordu. Üçüncü iğne o büyük şırıngayla yapılacaktı ve Carol zihninden canının acıyacağını geçirdi. "Gri Doktor" yine telepatik olarak canının yanmayacağı cevabını verdi.

Ardından "Griler" Carol'un giysilerini çıkarttılar. Carol varlıkların karşısında çıplak kaldığı için öfkeliydi ve utanıyordu, üstelik üşüyordu da... Bu defa göbek deliğinden içeri yapılan bir iğneyle karnına kızıl-portakal renkli sıvı enjekte edildi. Bu defa acısı çok büyüktü ve Carol düşünceleriyle çığlık atıyordu. "Gri Doktor" yeniden elini Carol'un alnına değdirdiğinde acı kayboldu. Sonra Carol'a daha önce de bu iğneyi yaptıklarını ama önceki seferlerde acıdan şikayet etmediğini söyledi.

Çok kısa bir anda, Carol karşısındaki varlığı üç gün öncesindeki kaçırılmadan değil de, yıllar öncesinden tanıdığı hissine kapıldı... Daha sonra varlıklar Carol'ı test etmeleri gerektiğini söyleyerek odadan çıkıp onu yalnız bıraktılar. Carol çıplak olmasına rağmen artık üşümüyordu. Ancak vücudu hala felcin etkisi altında ve kaskatıydı...

"Griler" yeniden döndüklerinde Carol'un sol kolundaki damardan kan aldılar. Carol neden kan aldıklarını sorduğunda, "Gri Doktor" bunu bilmesinin o kadar da önemli olmadığı cevabını verdi. Carol ısrarla bilmek istediğini söylüyordu. "Doktor Gri" her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol etmeleri gerektiğim açıkladı. Ve sonra Carol'a artık değiştirildiğini söyledi...

Carol bütün bunlara anlam veremiyordu ve defalarca değişikliğin ne anlama geldiğini sordu. "Gri Doktor" artık sadece sığır eti yemesi gerektiğini söyledi. Carol itiraz etti, kırmızı etten hoşlanmaz, beyaz eti tercih ederdi. "Hayatım boyunca sığır etiyle beslenemem" dedi. "Biz insanlar değişik besinler tüketiriz".

"Gri Doktor" artık değiştiği için farklı şekilde besleneceği konusunda ısrarlıydı. Carol nasıl bir değişimden geçtiğini asla öğrenemedi...

Her şey çocukluk yıllarında başlamıştı...

Carol'un "Griler"le tanışması çocukluğuna rastlıyordu. Henüz dört yaşındaydı. Bir gece kardeşi Mary ile paylaştıkları yatak odasında aniden uyandı. Pencereye baktığında kendisini daha önce de ziyaret eden iri kedilerin yeniden geldiklerini gördü!... Korkuyordu ve mevsim yaz olmasına rağmen çok üşümüştü... Seslenip babasını çağırmayı denedi. Ama kendini zorlamasına rağmen ağzından tek hece bile çıkmıyordu. Mary'i uyandırmayı denedi ama sesini ona da duyuramadı.

Carol daha önce de pek çok defa gördüğü "Gri Ziyaretçileri" kedi zannediyordu... Pencerenin dışında dikkatle Carol'u izleyen gözler vardı. Sonra kediler ya da "Griler" odaya girip Carol'a yaklaştılar. Carol onları istemiyordu, defalarca gitmelerini söyledi. Kısa bir süre sonra odaya parlak, mavi ışık doldu. Griler" o gelişlerinde kulağına garip bir "şey" yerleştirmişlerdi...

Ancak o bunu çok daha sonra hatırlayabilecekti... O anda canı acıyordu ve kulağına bırakılan yabancı maddeyi görememişti bile. "Griler" odayı terk ettiklerinde, Carol her zaman yaptığı gibi giysi dolabına saklandı. Carol ağlayarak babasını bekliyordu. Gece korktuğu zaman odasına gelip teselli eden daima babası olurdu.

Bir defasında da minik Carol, babasıyla beraber gemiye alındı. Küçük kız hala dört yaşındaydı ve gece ziyaretçisi "Gri Varlık", yarı karanlıkta oda kapısında durup ona bakıyordu... Konuşmuyor ve yüzündeki ifade asla değişmiyordu. İnce yapılı, saçsız, bedeni tüysüz klasik "Griler"den biriydi...

Carol yatağından kalktı ve ikisi birlikte pencereden dışarı çıkıp yürüdüler. Sonra Carol, babasının da yanlarına geldiğini gördü. Çatı penceresinden aşağıya doğru süzülüp, çimenlerin üzerinde bekleyen uzay gemisine yaklaşıp içeri girdiler. Gemide başka insanlar da vardı. Değişik yaş guruplarından pek çok çocuk gördü. Bazıları pijamalarıyla, bazıları da günlük kıyafetlerle gelmişlerdi. Çocuklar sessizce, olacakları bekler gibi hareketsiz duruyorlardı. Yetişkinlerin sayısı ise o kadar kalabalık değildi.

Getirildikleri odada beyaz renkli bir kaç muayene masasından başka eşya yoktu. Carol etrafı seyrederken bazı büyüklerle çocuklar odadan dışarı çıktılar. Babasına neden gittiklerini sormak istedi ama konuşamıyordu. Sonra baba ve kız dairesel koridor boyunca havada süzülerek, yüksek tavanlı odaya getirildiler.

Odanın merkez noktasında camdan yapılmış asansörlere benzeyen uzun, şeffaf tüpler vardı. Cam kabinler o kadar yüksekti ki, Carol üst kısımlarım göremiyordu. Sonra bütün çocuklar birer birer cam odalara geçip yerlerini aldılar. Sıra Carol'a geldiğinde, camın ardından babasının ağladığını gördü. Kızının yanına gitmesine izin verilmemişti.

Cam kabinin içinde kar benzeri bir madde yağmaya başladı ama bu gerçek kar değildi. Beyaz taneler kuru ve sıcaktı. Üzerine yapışmıyor, geceliğinde iz bırakmadan bedeninden aşağı akıp gidiyordu. Kar durduğunda "Gri Varlık" Carol'a telepatik olarak seslendi ve gözlerini kapatmasını istedi.

Carol gözlerini kapatmak istemiyordu ama "Gri" aynı emri tekrarladı. Bu defa daha farklı bir madde yağmaya başladı. Limon kokulu yapışkan madde, öncekinin tersine yakıcıydı ve arı sokması gibi bir etki bırakıyordu. Carol gözlerini kapattığında acı hissi sona erdi. Varlık Carol'a artık gidebileceğini söyledi. Küçük kız gözlerini açtığında karşısında yeniden babasını gördü. Babası az öncekinin tersine şimdi biraz daha sakindi.

Carol, babası ve diğer çocuklarla büyükler sessizce uzay gemisinden çıktılar. Açık havada Carol yürümekte zorlandığını ve kulağının ağrıdığını hissetti. Eve girdiklerinde babası sanki aralarındaki gizli bir anlaşmaya uyarmış gibi Carol'u elbise dolabının içine bıraktı. Ertesi gün ikisi de hiç bir şey hatırlamayacaktı...

Sayısız defalar gemiye alınan ve geri gönderilen Carol, "Griler"e ait minik bebekleri görmüş, onları kucağına almıştı. İnsan çocuğuna benzemiyorlardı. Sessiz, beyaz tenli ve neredeyse ölü bir beden kadar hareketsiz bebeklerin gerçek olduğuna inanmak zordu. Üstelik Carol onların kağıt kadar da hafif olduklarını hissetmişti.

Nuh'un gemisi gibi!...

Tüm yaşamı boyunca süren kaçırılmalarda, Carol'u odasından gelip alan hep aynı "Gri Varlık"tı. Carol onu iyi tanıyordu. İpnoz seansı sırasında Carol, Gri varlığın yapay dölleme yoluyla kendisini pek çok defa hamile bıraktığını anlattı. Uzay gemisinin içi yüzlerce yeni doğmuş bebekle doluydu. Melez bebekler doğumdan hemen sonra dünyalı anneden alınıyordu. Ancak gemi sadece insan melezi bebekleri değil, yavru atları, yavru kanguru, fare ve akla gelebilecek her tür canlının yavrularıyla da doluydu...

Yıllar sonra Carol'un John adını verdiği bir oğlu oldu. Çocuk dört yaşına geldiğinde, geceleri ağlayarak uyanıyor ve pencereden kendisine bakan kedilerden korktuğunu söylüyordu... Kısa bir süre sonra Carol oğlu John ile birlikte gemiye götürüldü. Kontrol sırasında Gri Varlığa oğlunun canını acıtmamasını söyledi. Varlık çocuğu muayene etmek istediğini tekrarlıyordu. Carol itiraz etti ve oğlunu alıp eve götürmek istediğini belirtti. Varlık: "O tamamiyle senin değil, yalnız bir parçasıyla senin. O bizim çocuğumuz..." cevabım verdi. Sonra John'dan kan ve deri örnekleri aldı, annesiyle eve dönmesine izin verildi...

Ertesi sabah küçük John, annesine geceki kabuslarını anlatırken, yaşadıkları evden nefret ettiğini, çünkü bu evde çok sayıda kediler olduğunu söylüyordu... John yetişkin bir erkek olup evlendiğinde, Stacy adında bir kızı doğdu. Stacy 4 yaşındayken uzay gemisi resimleri çizip bunlarla seyahat ettiğini anlatıyordu...

Bugüne dek kaçırılma olaylarında ön plana, çıkan ve vurgulanması gereken bir nokta da; birbirini tanıyan, arkadaş olan ya da akrabalık bağına sahip kişilerin aynı zamanlarda kaçırılmalarıdır. Örneğin Carol'un sadece kendisi değil, babası, oğlu ve oğlunun çocuğu bile sıkı bir takibe alınmıştır. Bunların arasında Carol'un en yakı arkadaşı Alice de vardı...

Alice'nin uzaylı bebeği...

Alice, Alabama-Tuskegee'de arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonunun ardından, arabasıyla Tallahassee'ye doğru yola çıktı. Kasabadan ayrıldığında saat 16.30'u gösteriyordu. Ancak bir süre sonra, aşırı hız yaptığı için trafik polisi tarafından durduruldu. Bütün bunlar olurken, Alice kendini yorgun ve sanki nezle olacakmış gibi hissediyordu. Aynı gece saat 22.30'da Tallahassee'ye ulaştı ve bir otele yerleşti. Kendini hala iyi hissetmiyordu, alışkın olmadığı halde soğuk duş yaptı ve yattı...

Ertesi gün uyandığında tam anlamıyla iyileşmemişti ve özellikle de midesinden rahatsızdı. Normalde 3.5 saat sürmesi gereken yolculuk, bu sefer anlayamadığı şekilde neredeyse 6 saat sürmüştü. Bu kadar zaman içinde neler olduğunu ve ne yaptığını hatırlayamıyordu...

Kayıp zaman diliminde olanları, Budd Hopkins'in ipnoz seanslarında yeniden hatırlayacaktı...

Budd Hopkins, Alice'e uyguladığı ipnoz seansları boyunca, onun kişisel hayatı ve çocukluğu hakkında da bazı bilgiler edindi. Alice henüz küçük bir çocukken anne ve babası tarafından terk edilmiş, onlar tarafından hiç sevilmemişti. Hatta terk edilmeden önce subay olan babası tarafından sık sık da dövülüyordu. İlk gençlik yıllarında bazı fobileri oluştu. Örneğin lise yıllarında bebeklerden korkuyordu. Bebeklere dokunamıyor, hatta onlara bakamıyordu bile ve tiksiniyordu... Bu panik sadece minik bebekler için geçerliydi.

Bebeklerle ilgili fobisi onu asla hamile kalmamak için tüplerini bağlatmaya kadar itmişti. Arkadaşlarının yeni doğmuş çocuklarından uzak kalmaya çalışıyor ve bir çocuk ancak 45 yaşına geldikten sonra onu görmeye tahammül edebiliyordu...

12 yaşındayken babasıyla gittiği bir balık avı sırasında babası tarafından tecavüze uğradığını düşünüyordu ancak bundan tam olarak emin değildi!... Hopkins ipnozla geriye dönüş sırasında Alice'i kayıp zaman dilimini yaşadığı, araba yolculuğuna geri götürdü. Alice uyanıkken hatırlayamadığı tüm ayrıntı ve olayları ipnoz altında yeniden yaşamaya başladı...

Tallahassee oto yolunda herhangi bir problem yaşamadan hızla ilerlerken, arabası anlayamadığı nedenlerle durdu... Alice üşüdüğünü hissediyordu. Etraf soğuktu ve arabada beklemeye başladı. Sonra aniden sol tarafındaki camdan kendisine bakan yüzü fark etti. Bu uzun yüz, bir insana ait değildi!... Kendisini dikkatle izleyen varlığın yüzü, cilt rengi tamamiyle griydi...

Alice şuursuz şekilde arabadan indi, dışarı çıktı. Sonra o "Gri" yabancıyla birlikte havada süzülmeye başladılar. Az ileride dev bir deniz anasına benzeyen, ışıklı cisim duruyordu. Sekiz köşesi vardı ve Alice onun eski tip gaz lambalarına benzediğini düşündü. "Gri Varlık" ve Alice dev araca girdiler. Alice etrafa tatlı bir yumuşaklığın hakim olduğu beyaz renkli odaya götürüldü. Ancak burada yalnız değildi. Kendisini izleyen üç ya da dört çift gözün olduğunu hissetti.

Alice'in hatırladıkları arasında boşluklar vardı... Birden kendini yerde uzanır halde buldu... Üşüyordu ve giysileri çıkartılmıştı... Sonra kendisiyle ilgilenen korkunç görünüşlü yabancıyı tarif etmeye başladı... Canavara benziyordu ve gözlerinin üzerinde Alice'in tanımlamakta zorluk çektiği bir "şey"e sahipti.

Alice geri dönmek istiyordu ancak onu gemiye getiren varlıklar yapılması gereken işler olduğunu ima ettiler. Bu arada Alice karnının hemen alt kısmında, rahim bölgesine yakın yerde korkunç bir acı duydu. Sancı giderek artıyor ve dayanılmaz hal alıyordu. Dışarıdan gelen baskı ve içten hissettiği ağrıların şiddeti giderek artıyordu. İnanılması zordu ama Alice o anda doğum yaptığını hissetti.

Gözlerini açıp bebeğine baktı. Onu nasıl tanımlayacağını bilmiyordu. Kendisine ait hissedemedi. Minik yaratık neredeyse armut büyüklüğündeydi. Pembe cildi iyice kırışmıştı. Ağlamadı, herhangi bir ses çıkartmadı. Doğumdan hemen sonra "Gri Varlıklar" bebeği alıp götürdüler. Bebek artık onlarındı...

Budd Hopkins'in ipnoz seansı sırasında Alice, "Griler" tarafından nasıl hamile bırakıldığım da hatırladı. Bu doğal bir ilişki ile değil, yapay döllenme türündeki uygulamayla gerçekleşmişti. Şırınga benzeri küçük ve elastik bir tüp kullanmışlardı. Tüpün içinde beyaz bir sıvı vardı. İpnozla geriye gidildikçe Alice çocukluğundan beri "Gri Varlıklar" tarafından kaçırıldığını ve bazı tıbbi testlerden geçirildiğini hatırlıyordu... 9 yaşındayken gemiye götürülmüştü. Yanında kendisinden daha küçük bir kız daha vardı. İki çocuk birbirlerini önceki kaçırılmalarda da görmüşlerdi.

Diğer kaçırılmada ise, Alice henüz 12 yaşındaydı. Babasıyla balık tutmaya gittiği gün, Alice "Griler"le olan temasında büyük bir korku yaşadı. Babasından yardım istedi. Ancak babası çaresiz halde, adeta felç olmuşçasına, kenarda duruyor ve kızına yardım edemiyordu...

"Griler" Alice'in canını acıtıyorlardı. Kalem büyüklüğünde bir cismin içine girdiğini ve daha sonra kanama başladığını net olarak hatırladı. "Dünya Dışı Varlıklar"la yaşadığı bu tatsız olay, sonraki yıllarda babasına duyduğu öfkeyi arttırmıştı.

Yıllar sonra kim bilir kaçıncı kez yeniden "Griler"le beraberdi... Ve bu defa onların çocuğunu doğurmuştu... Minik bebek alındıktan sonra "Gri Varlıklar" Alice'i yıkadılar. Alice çocuğu görmek istemiyor hatta ondan nefret ediyordu... Gemiye gelişleri sırasında daha büyük çocuklar da görmüştü. Sayıları otuz ya da kırk kadardı. Artık yürüyebiliyorlardı. Ancak tuhaf görünüşlüydüler ve insan çocuğuna hiç benzemiyorlardı... Başları büyük, bedenleri ise yetişkin "Grüer"e kıyasla biraz daha şişmandı... Konuşmuyorlar ancak bazı sesler çıkartıyorlardı...

 

1995-1996 Ecuador

Graciela Yaguana'nın ilginç kaçırılma öyküsü...


19 Aralık 1995 günü Jose ve Graciela Yaguana çifti çocuklarıyla birlikte balık tutup sakin bir gün geçirmek amacıyla Kuyango Ormanı'na gittiler. Gün sona erdiğinde, eve dönmek üzere hazırlanırlarken, Jose sahilde birden ortaya çıkan parlak ışıkları fark etti ve ailesine de gösterdi. Yakından bakmak için elindeki fenerle ilerlediğinde büyük bir sürprizle karşılaştı. Karşısında yabancı bir gemi duruyordu. Cismin ayakları suyun içindeydi ve sahile inen küçük bir merdiveni vardı. Gemi oval biçimde ve kırmızı renkteydi.

Jose, feneri cismin sağ tarafına yönelttiğinde hareketsiz durmakta olan üç insanımsı varlığı gördü. Ufak yapılı yabancıların en uzunu Jose'nin omuzuna kadar, en kısası ise dirseğine kadar geliyordu. En uzun boylu yabancının yüzünde maske benzeri bir nesne vardı. Jose ile konuşmaya başladılar ve ona şu sözleri söylediler: "Seninle konuşmak istiyoruz. Karının ve senin iyi niyetli insanlar olduğunuzu gördük. Karına bir embriyon bırakmayı istiyoruz. Çünkü yıllardan beri ürememiz durdu ve türümüzü korumak zorundayız."

Jose, eşinin bu yabancılarla ilişkiye girmeyi asla kabul etmeyeceği cevabını verdi. Yabancılar ise fiziksel bir ilişkinin gerekli olmadığını, işlemin son derece teknik ve profesyonel biçimde gerçekleşeceğini söylediler. Ancak Jose eşinin tüplerinin bağlandığını açıkladığında, yabancılar bunun da sorun çıkartmayacağını belirttiler. Ve varlıklar sahilden ayrılırken yeniden görüşeceklerini hatırlattılar.

Vedalaşırken Jose yabancıların eline dokundu, beş parmakları vardı ve ciltleri çok yumuşaktı. Geminin merdivenlerinden çıkıp içeri girdiler, kapı kapandı. Cisim önce biraz yükseldi sonra da Jose'nin gözlerinin önünde ortadan kayboldu.

O gece Jose yaşadıklarını düşünmekten doğru dürüst uyuyamadı. Yabancılarla arasında geçen konuşmayı karısına da anlatmamıştı. Ertesi sabah olanları karısına anlattığında Graciela önce kocasına inanmadı. Uzun süre konu üzerinde fikir yürüttüler... Sonunda teklifi kabul etmeye karar verdiler. Bir kere evet derlerse, yabancıların kendilerini rahat bırakacağını düşünmüşlerdi.

Sonraki karşılaşma 7 Ocak 1996'da oldu. Graciela ve Jose öğleden sonra saat 17.00 civarında evden çıktılar. Her zaman izledikleri yolun tersine bir başka yönden gittiler ve sonunda uzay gemisi ile karşılaştılar. Ancak bu defa gördükleri gemi ilkinden çok daha büyüktü. Ters çevrilmiş bir tabağa benziyor ve her yanından parlak ışıklar çıkıyordu.

Jose gemiyi gördüğünde içinde büyük bir huzur ve sevgi hissetti. Yabancılar evli çifti gemiye davet ettiler. Gemide pencere ya da dışarı doğru herhangi bir çıkıntı yoktu. Tam tersine çevreleri büyük ekranlarla çevrilmişti. Bir de konuştukça dönüp hareket eden ışıklar vardı. Graciela'ya yatmasını söylediler. O anda duvardan bir yatak çıktı. Graciela'nın şakaklarına ve göğsüne bazı elektrotlar bağlandı. Sonra giysilerini çıkartması istendi. Graciela hiç bir şey hissetmiyordu az sonra uyuya kaldı...

Bu arada Jose, yapılan uygulamayı merakla izliyordu. Yabancıların en küçük yapılı olanına "pilot" adını vermişti. Pilot bir dolap açtı ve oradan şeffaf mavi renkte bir tüp çıkarttı. Sonra tüp bir başka kapla birleştirildi ve uygulama başladı. Tübü Graciela'nın vajinasına yerleştirdiler. Jose pilota ismini sordu.

Yabancı, adının Lictin olduğunu ancak başka soru sormaması gerektiğini belirtti. Uygulama yaklaşık 15 dakika kadar sürdü. İşlem bittiğinde gemiden inebileceklerini söylediler. İkinci görüşme de bitmişti ama pekçok vakada görüldüğü gibi temaslar bu kadarla sınırlı kalmıyordu. Şimdi sırada bebeğin geri alınması işlemi vardı.

17 Mart günü Jose ve eşi yorgun bir şekilde portakal tarlasından geliyorlardı. Birden ikinci buluşmada gördükleri gemi ile karşılaştılar. Yine üç yabancı gelmişti ve Graciela ile Jose'yi gemiye aldılar. Graciela yeniden yatağa uzandı bu defa bebeğin geri alınma işlemi başladı. Cenin bir hayli büyümüştü, anneden alındıktan sonra cam bir kaba kondu ve üzeri dikkatle örtüldü. Evli çifte aşağı inmeleri söylendi. Her şey bittikten sonra gemi yeniden havalandı ve gökyüzünde uzaklaşarak kayboldu...

Bu ilginç kaçırılma vakası, çok sayıda tıp doktoru, psikolog, psikiyatrisi ve UFO araştırmacıları tarafından incelendi, klinik patalogu Manuel Kury, Graciela'yi muayene ettiğinde gerçekten kürtaj yapıldığı sonucuna vardı. Psikiyatrik incelemede hem Jose, hem de Graciela'nın ruhsal açıdan tamamiyle sağlıklı oldukları ve kişilik bozukluğu göstermedikleri belirlendi. Yalan uydurmuyorlardı, hayal görmemişlerdi ve bunu yapmaları için gerek ve istekleri yoktu. Böylelikle "kaçırılmalar" dosyasına bir olay daha eklenmiş oluyordu...

Ciddi iddialar...

Graciela ve Jose çiftinin "Dünya Dışı Varlıklar"la yaptıkları buluşmalar sırasında, aralarında ilginç konuşmalar da geçmişti. Bu konuşmalar İspanyolca yapıldı ve Jose onlara İspanyolca'yı nasıl öğrendiklerini sordu. Dediklerine göre Eptonlular ruhların dilini konuşuyorlardı... Bu yolla milyonlarca lisan öğrenebilirlerdi. Yaşadıkları Epton gezegeni Dünyadan yedi yıldız uzaklıktaydı. Görünmez bir hıza ulaştıklarında, dünya ölçüleriyle yarım günde gezegenimize gelebiliyorlardı.

Eptonlular gezegenimize zarar vermek isteyen karanlık güçlerin varlığından da söz ettiler... Epton'lular NASA ile temasa da geçmişlerdi. Ancak NASA onlardan bir istekte bulundu, Epton halkı bu isteği kesin olarak kabul etmedi. Böylece NASA da onların varlığını reddetti. Ancak Epton'lular NASA'nın gezegene zarar vermek isteyen karanlık amaçlı "Dünya Dışı Varlıklar"la ortak çalışma yaptığını çok iyi biliyorlardı.

Kaçırılma olayları ile ilgili yapılan araştırmalar bir birinden önemli iddiaları gündeme getirmektedir... Bu araştırmalarda kuşkusuz ki ipnozun önemli bir yeri bulunuyordu. Örneğin çeşitli olaylarda gerçekleştirilen ve haftalar hatta aylar süren ipnoz çalışmaları sonucunda; devasa büyüklükteki uzay gemilerinin sanıldığı gibi sürekli gökyüzünde, dünya çevresinde ve atmosfer içinde değil, genellikle yeraltı hangarlarında saklandığı ortaya çıktı... Şehir dışı kırsal bölgelerde, tarlaların altında saklanan gemiler; sürekli bir insan trafiğinin, tıbbi deneylerin merkezi ve melez bebeklerin dünyada doğduğu yerlerdi...

 

 

 

 İlk kez 1953 yılında, Uluslararası Uçan Daire Bürosu'nun (IFSB) 200 üyesi, kurulusun "Space Revievv" adlı yayın organının Ekim sayısını aldıklarında garip bir şeyle karşılaştılar; Büro, çalısmalarını durduruyor ve dergiyi kapatıyordu. Büro'nun kurucusu Albert K. Bender uçan garip cisimlerin gizemini çözdügünü ama bilinmeyen bir "yüksek kaynak" veya "Güç" tarafindan açıklama yapmaması için uyarıldığını yazıyor ve büyük bir baskı altında olduğunu belirtiyordu. UFO fenomenini araştırırken zorlanmaya başlamıştı. Her bilgi kaynagına ulaştığında, sert uyarılar almıştı. Yapacağı bir şey yoktu, IFSB dosyasını kapatacak ve dergiyi artık yayınlamayacaktı. Zaten her iki yönden de peş peşe maddi kayıplara uğramıştı; Bender, Eylül ayında koyu renkli elbiseler giyen ve kendilerini Birleşik Devletler Hükümeti'nin üyesi olarak tanıtan üç kişi tarafindan ziyaret edilmişti. Adamlar uçan daireler konusunda, Bender'i bilgilendirmişler ve sonunda eğer bu konuda tek bir kelime daha yazar veya konuşursa kalan zamanını hapiste geçireceğini söyleyerek tehdit etmişlerdi. işin garibi, koydukları yasağın UFO'larla ilgili olmasıydı, kendileri hakkında bir yasağa gerek duymuyorlardı. Sonraki on yılda Bender çok dikkatliydi ve sorulan tüm sorulardan ya kaçındı, ya da geçiştirici cevaplar verdi.

Havadan gelip, havaya karıştılar...
Bir zaman sonra, iFSB'nin baş araştırmacısı Gray Barker sert bir tepki verdi; 1956'da yayınladığı "They Knew Too Much About Flying Saucers/Uçan Daireler hakkında çok şey biliyordular" adlı kitabında Bender'in bir sömürücü olduğunu yazdı. Ama daha ötesi de vardı; üç Kara Adam'ın hükümetle ilgileri yoktu, onlar bizzat uzaylıydılar yani bir başka dünyadan gelmişlerdi. Bender bunu biliyor ama açıklamıyordu. Kitabın iddialarına karşın Bender yine sustu, ta ki 1962 yılına kadar. 1962'de Bender "Flying Saucers and the Three Men/Uçan Daireler ve Üç Adam" adlı bir kitap yayınladı. Kitap, çok yumuşak veya hafifti, iddialar ya da yazılanlar makul değildi. Bender'in öyküsünde, Güney Kutbu'na inen bir dünya dışı araç anlatılıyordu; bu araçla gelen uzaylılar 1960 yılına kadar dünyada kalmışlar ve sonra kendi gezegenlerine geri dönmüşlerdi. Kitaptaki en belirgin imaj ise Kara Adamlar'dı yani sonra alacakları adla (MIB)'lerdi. Bender kitabında üç adamın 1953 yılında yatak odasında birden bire belirdiklerini yazıyordu. Sanki MiB'ler havanın içindeydiler,


MIB Fenomeni
MiB fenomeni çeşitli düzeylerde incelenmelidir, aslında tam olarak ne zaman başladığını bilemiyoruz. Onlarla ilgili daha eski ve değişik başka mitler de vardır. Eğer insanlık Tarihi iyi okunursa, ilginç ipuçlarına rastlanacaktır. MIB türü ilişkiler anlatılmaktadır, kötü amaçlı, korkutucu ve gizemli kara giysili insanlara antik tarihte de rastlanmaktadır ve hemen her kültürde yer alırlar. Ortadoğu mitlerinde çöllerde birden ortaya çıkan ve cazibeleriyle kurbanlarını etkileyen kara giysili ve türbanlı insanlar vardır. Benzeri mitlere Ortaçağda Orta ve Güney Avrupa'da rastlanır; halk arasında kara giysili cinler olarak tanımlanırlar veya kırsal bölgelerde Vampirizmle karıştırılarak insanlara ve çiftlik hayvanlarına saldırdıkları anlatılır. Bir diğer inanç, insana benzeyen kara giysili çekici perilerdir, bunlar insanların arasına nifak sokarak birbirlerine düşürürler.

MIB fenomeni veya miti Asya'da ise çok uzun bir sürece sahiptir. Çin,Tibet ve Hindistan'da toprağın altından gelen, kara giysili insanımsı bir IRKA inanılır, bu yaratıkların işi insanların arasını bozmaktır. Kuzey Amerika kızılderilileri, ormanlarda gizlenen kötü niyetli "Kara Adam"dan çok korkarlar. Nathaniel Hawthorne 1835'de yazdığı"Genç Goodman Brown" adlı öyküsünde bu Kara Adam'dan söz eder. Bu bir üstün ayrıcalık değilse, ya da Bender'in anlattığına benzer bir arşetip değilseler durum farklı olabilir. Bender, MiB'lere özel bir amaç yüklemektedir yani MiB'ler UFO meraklılarına karşı özel olarak görevlendirilmişlerdir. İlginç olan MIB ilişkilerinin Bender'in kitabının öncesinde sansür edilmesi ve ilk kez Bender'in MiB'lerden söz etmesidir. Daha öncelerde hiçbir UFO arastırmacısı, MiB'lerle karşılaşmamıştı, ya da kimse söz etmemişti. Öyleyse neredeydiler ?

Onlarda bir gariplik var;
Tipik bir MIB ilişkisi nedir ve nasıldır? Bir tanıklığın sonrasındadır, UFO fenomenini kanıtlayan ya da iddiaları destekleyen bir fotografı çeken veya gözlemi yapan kişi, MiB'ler tarafindan ziyaret ediliyor, kanıt alınıyor ve tanık tehdit edilerek susturuluyor. Araştırmacı Tim Beckley'in "The UFO Silencers" adlı kitabında MiB'ler daha ortadadır. Işıltılı bir rozet takarlar, adlarını verirler hatta işyerlerini bile belirtirler ama yalandır. Kendisine Ajan John J. olarak tanıtan MIB, işyeri adresi olarak da, 1960'ların sonunda varolan Robinson Ajansı'ni vermişti. Ajans devlet adına görevlendirilmişti. Ajans doğruydu, isim de doğruydu ama o John J., ajanstaki John J. değildi. Bir diğer MIB özelliği ise, tanıklarla çok yakın ilişki kurulması ve tanığın yanı sıra tüm ailesi hakkında tüm bilgilerin elde edilmesidir ve olay daima UFO olayının yaşandıgı yerin yakınında gerçekleşmektedir. MiB'lerin genelde UFO olayının ardından bölgeyi temizlemekle görevli oldukları da düşünülmektedir. Sigorta satıcısı, portre fotografçısı olarak kendilerini tanıtan MiB'lerden de söz edilir. Sonuç olarak ne tür özellik olursa olsun, amaç UFO olayının fazla soruşturulmasını, araştırılmasını engellemektir. MiB'lerin genel görünümleri ise çogunlukla aynıdır, insana benzerler yani insan gibidirler ama birbirlerine benzerlikleri aşırıdır, sanki kopyalanmış gibidirler; yağlı gibi parlak bir ten, ince dudaklar, çıkıntılı elmacık kemikleri, geniş ve bazen de aşırı parlak gözler. Sanki aşırı makyajlı gibidirler ve başlarında çok belirgin kötü bir peruka vardır. Boyları değişkendir, çok uzun veya çok kısa. ilk bakışta, normal bir insana benzemedikleri hemen belli olmaktadır. Yaşları ise belirsizdir yani tahmin edilememektedir. Hareketleri mekanik ve sesleri elektronik gibidir, sanki nefes darlığı çekiyormuş gibi zor nefes almaktadırlar, enerjilerini hemen tüketiyor gibidirler. Ve giysileri bilindigi gibi siyahtır ama onları anlatanlara göre, elbiselerinin yeni mi, eski mi olduğu anlaşılamamaktadır.


Lüks arabaları seven, kaba, ilkel ve ucuz MiB'ler
MiB'ler genelde üçer kişilik gruplar halinde gezmektedirler, ikili veya tek olanlarından söz edilir ama kesin değildir. Çoğu zaman Cadillac, Buick veya Lincoln gibi siyah ve çok büyük otomobiller kullanırlar. Bu otomobiller genelde, otuz yaşın üstünde tanımlanırlar, görüntüleri gariptir ve markaları belirsizdir. Plakaları ya okunmaz bir halde, ya da yoktur, plakası olup da, belirlenen numaraların sahte oldukları anlaşılmıştır. Yani MiB'lerin tavırları ve karakterleri, genelleştirilemez çünkü belirli ve ortak davranışları yoktur, göründüğü kadarıyla MiB'lerin görev anlayışı veya görevlerin sergileme tarzları kopya edilmiş gibidir ya da aşırı derecede yapaydır. Adi tükenmezkalem kullanmaları, uygunsuz sorular sormaları, kaba davranışları haddinden fazla ilkel ve anlamsız görünmektedir. Literatürde MiB'lerle ilgili yaklaşık 40 olay yer almaktadır, ilişkilerle veya ilişkilerin kapsamıyla ilgili ipuçları zayıftır ve ciddi izler yoktur. Ama olaylar gerçektir; birkaç örneği gözden geçirmek yararlı olacaktır;

Li'yi uyaran kimdi?
Çinli UFO araştırmacısı Shi Bo'nun başından geçen olay öncelikle doğallığı île dikkat çeker; Shi Bo'ya göre MiB'ler, UFO fenomeninin bir parçasi ya da UFO folklörünün bir parçasıdırlar. Çin'de UFO konusu bir tabudur ve kolay konuşulamaz ama bu yasak son yıllarda gevşemeye yüz tutmuştur. Shi'nin 1983 yılında ABD'de yayınlanan "China and Extraterrestrials/Çin ve Dünyadışı Yaratıklar" adlı kitabında, Yangguan'da yaşayan altı yaşındaki bir erkek çocugu olan Li Jingyang'in öyküsü anlatılır. Çocuk, 1963 yılı Mayıs ayında, bir UFO görmüştür; cismi göğe asılı duran parlak, gümüşi bir disk olarak tanımlar. O esnada sokakta arkadaşlarıyla oyun oynamaktadır, henüz olayın farkında değildir, birden yanında uzun boylu, zayıf ve kara giysili bir adam belirir. Li'yi durdurur ve parmağıyla göğe uzatarak, UFO'yu gösterir, çocuk merakla cismin ne oldugunu sorunca da, garip adam; "Bunu asla kimseye söylemeyeceksin..." der, sonra uzaklaşıp gider. Li, diğer çocuklar gibi olayı tabii ki herkese anlatır, tüm çocukların anlattığı ortak yön adamın hareketlerinin garipliğidir. Adam bir robot gibi mekanik hareketler yapmıştır, sesi çok gariptir ve Li adamın konuşurken dudaklarının oynamadığını söyler. Ama olayın en garip yönü, Li'ye UFO'yu göstermesi ve ardından da konuşmaması için uyarmasıdır. Salt bu son olay, MiB'lerin anlamsız davranışlarının mükemmel bir örneğidir.

Nereden telefon etmisti?
Bir diğer örnek olay ABD, Maine, Orchard Beach'de 1976 yılında bir psikiyatr olan Dr.Herbert Hopkins'in başından geçmiştir.Hopkins bir UFO meraklısı değildir hatta ilgilenmez bile.Ama o sıralarda kendisinin bir UFO tarafindan kaçırıldığını iddia eden bir hastası vardır; David Stephens adlı bu genç hastayı hipnozla tedavi etmektedir; Stephens hipnoz altında bir çok kez dünya dışı canlılarla karşılaştığını anlatmaktadır.Doktor saatlerce süren bantlar kaydetmiştir.11 eylül 1976, Cumartesi gecesinde Doktor Hopkins evinde yalnızdır.Telefon çalar ve kendisinin New Jersey UFO Araştırma Gurubu'nun başkan yardımcısı ( böyle bir kuruluş olmadığı daha sonra anlaşılmıştır.)olduğunu söyleyen birisi Doktorla Stephens olayı hakkında konuşmak istediğini söyler.Doktor önce itiraz eder ama sonra hastanın kimliğinin bu kadar açık bilinmesinden etkilenerek, konuşmayı kabul eder.Telefondaki kişi ziyarete geleceğini söyleyerek, telefonu kapatır.Koridora çıkıp dış kapının önündeki ışığı yakmaya giden Doktor, daha o anda evinin yanındaki bahçeden gelen birisinin, kendi bahçesine girdiğini ve kapıya doğru geldiğini görür.Durumu iyice garipseyen Hopkins, her şeye rağmen merakına yenilmiştir.Kapıyı açar ve o anda karşısına gelen adamdan, demin telefon eden kişi olduğunu öğrenir ve onu içeri davet eder.

Rujunu suratına bulaştıran erkek MIB
KONUK içeri girer ve bir koltuga oturur; Hopkins'in ilk izlenimleri şöyledir; adamın üzerindeki her şey siyahtır, çoraplarına ve kafasındaki siyah fötr şapkaya kadar. Şapkanın kenarlarından göründüğü kadarıyla saçsızdır, gözbebekleri hareketsizdir, hiçbir ışıltı yoktur ve kirpikleri de yoktur. Teninin rengi ölü gibi soluktur ama dudakları rujla boyanmış gibi kıpkırmızıdır. Burnuyla yüzü arasında hiçbir orantı yoktur, burun küçücüktür ve yüzüne gömülmüş gibidir. Çenesi içeri çekik, boynunu iyice uzatmış, omuzlarını kasarak öne eğmiş biçimde oturmaktadır. Kısacası Hopkins, karşısında garip bir şeyin oturduğunu anlar. Yabancı, monoton ve mekanik bir sesle konuşmaya başlar, sesinde hiçbir tını veya vurgu yoktur. Amacının, Stephens olayı hakkında, Doktor'la görüş birliğine varmak olduğunu söyler. Birkaç cümle sonra Doktor konuşmanın gidişatından rahatsız olur, adam kendisine hastasıyla ilgili bilgi vermek yerine, daha çok Hopkins'in neler bildiğini veya neler öğrendiğini soruşturmaktadır. Birkaç dakika süren gerilimli bir konuşmanın ardından, MIB cebinden gri renkte eldivenler çıkarır, onları giyer, elinin tersiyle dudaklarını ikide birde silmektedir. Eldivenleri ve yüzü kırmızıya bulanmıştır yani ruju bulaşmaktadır. Hopkins, o anda adamın dudaklarının da olmadığını farkeder, ağzı bir yarık gibidir, rujla boyanmasının nedeni ağıza benzetilmek istenmesi yüzündendir ve ağzında dişleri de yoktur. Göründüğü kadarıyla konuşmadan kendince tatmin olan MIB konuyu değiştirir ve cebinde bulunan iki adet bozuk parayı sorar, gerçekten de Hopkins'in pantolon cebinde iki tane birer Cent bulunmaktadır. Adam, birisini avucuna almasını ve gözlerinin önüne getirerek yakından dikkatle bakmasını söyler. Doktor söyleneni yapar ve birkaç saniye sonra bronz renkli paranın parlak gümüş rengine dönüştüğünü görür, sonra gözleri bulanır ve para soluklaşıp, kaybolmaya başlar.

Köpek bile onlardan kaçıyor...
O anda MIB, paranın bir daha bu planda asla görülmeyeceğini söyler, benzeri bir olayı yaşadığını anlatan ünlü UFO kurbanı Barney HiII'den söz eder. (Barney ve Betty HiII, UFO'lar tarafından kaçırılıp, altı saat süresince belleklerini yitirdiklerini iddia etmişlerdi, yapılan tıbbi araştırmalarda yalan söyledikleri anlaşılamamıştı). Hopkins, bu olayı duydugunu söyler ve Barney Hill'in kısa bir zaman önce yogun bir bunalım geçirdikten sonra ölmüş olduğunu anlatır, MIB bunu doğrular ve;
"Barney'in kalbi yoktu, sende uzun süre bu kalan paraya sahip olamayacaksın." der. Doktor Hopkins, Barney Hill'in bir beyin kanamasından öldüğünü bilmektedir, itiraz eder ama MIB konuşmasını sürdürerek, Stephens olayı ile ilgili tüm bilgiyi yok etmesini önerir. Bu sırada Doktor'un dikkatini çeken sey, MiB'in konuşmasını gittikçe yavaşladığı ve sanki enerjisini yitirdiğidir. Ayakta zorlukla durmaktadır, birden döner, kapıya gider, merdivenleri çok ağır bir yürüyüşle, tek tek adım atıp, duraklayarak güçlükle iner, evin yan tarafina doğru yürür. Ardından giden Doktor, adamın evin köşesini dönüp yok olduğunu görür ve tam o anda oluşan mavimtrak bir ışık patlamasıyla gözleri kamaşır. Doktor önce orada bir araba olduğunu düşünür ama ışık bir araba farının ışığının çok ötesinde bir güçtedir. Evine dönen Hopkins çok sarsılmış ve saşkındır. Korkusuz bir Alman kurdu/Collie karışımı olan köpeğini, kuyrugunu bacaklarının arasına tutturmuş bir şekilde dolaba saklanmış olarak bulur, köpegin MiB'in geldiği andan beri ortada görünmediğini anımsar, hayvan zorlamalarına rağmen dolaptan çıkmak istemez. Mutfağa gidip masaya oturur ve uzun uzun düşünür, sonra kalkıp çalışma odasına geçer, Stephens olayı ile ilgili tüm teyp bantlarını mıknatısa tutarak bozar, sonra oturup binlerce parçaya ayırır ve diğer yazılı dokümanlarla beraber yakar. Ertesi gün gittikleri ziyaretten eve dönen Hopkins ailesi, onu sessiz bir şekilde otururken bulurlar. Olayı hemen ailesine anlatır, bu arada gün doğduktan sonra dışarı çıktıgını ama normal bir araba izi göremediğini söyler fakat başka bir şeyin izleri vardır. Ailesine gösterdiği izler caterpillar veya traktör türü bir aracın çok derin tekerlek izleridir, tekerleğin çapının bir metreden fazla olduğu anlaşılmaktadır, izleri tüm aile yani karısı genç birer kız olan iki çocugu ve damadı görürler ama daha garip birşey olacak ve iki saat sonra kumlu zeminde bulunan tekerlek izleri yok olacaktır.

MiB'lerin teşekkürü de bir garip oluyor;
Bu olay, tipik bir MIB ziyaretidir, önceden yapılan telefon konuşması çok rastlanan bir örnektir. Bazı olaylarda konuşma yarım kalmış yani kesilmiş, bazılarında ise yanlış bir numara olduğu söylenerek, birkaç kez aranılmıştır. Daha sonra telefon idaresine başvuran Hopkins, telefonun nereden edildiğini bilgisayar kayıtlarından öğrenmek ister ama idare bir şey bulamaz, çünkü kayıtlarda böyle bir telefon konuşması yoktu. Sanki o anda Hopkins'in telefonu hiç çalmamış ve konuşulmamıştır. iki hafta sonra bu kez Hopkins'in kizi Maureen, çalan telefonu açar; telefondaki ses bir kadın sesidir, kocası John'un arkadaşı oldugunu ve ziyarete gelmek istediğini söyler. Maureen kocasını çağırır, John sesi anımsayamaz, bunun üzerine telefondaki sesin sahibi, hemen yakındaki bir restorantda buluşmalarını ister. John kabul eder ve restorana gider, kendisini garip bakışlı, eski moda giysiler giymiş bir kadın beklemektedir. John, kendisini hiç tanımadığını söyler, kadın sesini çıkarmaz. Ortada bir gariplik vardır, John tedirgin olarak hemen oradan ayrılır ve eve doğru yürümeye başlar, ama kadın da onunla beraber yürümektedir. Yürüyüşü bir tuhaftır, kırıtır gibi yürümekte ama kalçalarını sallamamaktadır. Yol boyunca konuşarak, John'u resmen sakinleştirir ve eve gelme isteğini kabul ettirir. Evde karıkoca ile konuşarak (Diğer ev halkı dışardadırlar), özel sorular sorar, ne okurlar, TV 'de ne seyrederler, hangi konularda konuşmaktan hoşlanırlar türünden soruları sıralar. John bir ara odadan çıkar, o zaman adam Maureen'e gelip yanma oturmasını söyler, genç kadın reddeder ama kadının bakışlarıyla kendisini çırılçıplak görüyormuşçasına rahatsız ettigini sonradan söyleyecektir. John odaya döndügünde kadın ayağa kalkar, ama hareketleri gariptir, sanki ayakta zor durmaktadır, gitme vaktinin geldiğini söyler ama orada öylece bir dakika kadar durur. Sonra kapıya ilerler, üçü birden dışarıya çıktıklarında. kapının önünde kıpırdamadan duran bir adamla karşılaşırlar. Maureen ve John adama hayretle bakarlar, kadın öylesine bakmaktadır. dördü öylesine bakışarak dakikalarca kıpırdamadan dururlar sonra kadın adamın yanına gider, çevresinde bir tur atar ve John'a dönerek;"Lütfen onu it, hareket etsin, ben yapamıyorum." der ama John bir şey yapamadan adam birden hareket eder ve ikisi yan yana sarsak ve tutuk hareketlerle ilerlerken, kadınının sesi duyulur; "Dr. Hopkins'e müteşekkiriz." ve köşeyi dönüp kaybolurlar. Olayın en garip yönü, yine benzer olaylarda oldugu gibi, karı kocanın hipnoza girmişçesine yabancıları kabul etmeleri, evlerine almaları, korkmamaları ve sorulan her şeye cevap vermeleridir. Ancak olaydan çeyrek veya yarım saat sonra olanları mantıkla ammsayacak ve dehşete düşeceklerdir. Hopkins olayı burada bitmektedir, Stephens olayı da tabii ki. çünkü Doktor Hopkins bir daha onunla beraber olmamıştır. Nasıl olsun ki? Uzaylılar tarafindan kaçırıldığını iddia eden birisini tedavi eden doktorun bu kez kendisi MiB'tenten söz etmektedir...

Ve Philadelphia 1980
Bu olay MIB fenomeninin dogal yapısını çok iyi anlatan bir olay olarak literatüre geçmiştir. Sadece bir MIB olayı değil, yanı sıra da aktif bir UFO olayıdır. Bu seferki kahramanımız da bir bilim adamıdır; Prof. Peter Rojcewicz New York, Julliard School'daki Jung Analitik Psikoloji Vakfi'nda insanlık ve Folklor dersleri vermektedir. 1980 yılının bir gününde. Pennsyivania Üniversitesi kampüsünün kitaplıgında UFO'larla ilgili bir kitap okumaktadır. Olay, bir folklörist olan Profesör'ü yakından ilgilendirmektedir, UFO'ların yeni bir olay değil, çok eski bir folklorik unsur olduğu sonucunu araştırmaktadır. Kitaptan notlar alırken, yanında birisinin durduğunu hisseder, göz ucuyla baktığında siyah pantolonlu ve ayakkabılı bir bacak görür, Dönüp bakar, karşısında 1.80 boyunda, zayıf simsiyah giysili bir adam durmaktadır. Bakışları için Profesör sonradan; "Beni üç gün uyutacak kadar etkiliydi." diyecektir. Ama bir fark vardır, bu adamın gömleği bembeyazdır ve yüzü de aynı renktedir. Davet edilmeden yandaki koltuğa oturur ve Rojcevvicz'e ne yaptıgını sorar. Rojcevvicz UFO'larla ilgili bir kitabı incelediğini söyler, adam bu kez, hiç UFO görüp görmediğini sorar. Profesör görmemiştir, adam sormaya devam eder; UFO'ların gerçek olduğuna inanmakta mıdır? Rojcevvicz, henüz bir fikri olmadığını, bunun için araştırma yaptıgını ama konuya yeterince ilgi duymadıgını da belirtir. Adam birden ayağa kalkar ve haykırırcasına; "Uçan daireler çok önemlidir, yüzyılın olayıdır ve sen ilgilenmiyorsun" der. Sonra duraklar, sakinleşir ve kontrolunu yeniden kazanmış olarak yerine oturur ve elini Rojcevvicz'in omzuna koyarak, alçak sesle; "Amacına iyi niyetle git." der ve sonra inanılmaz bir şey olur; adam orada, o anda Prof. Rojcevvicz'in gözlerinin önünde yok olur. Yokoluştan sonra geçen on dakika süresince Rojcevvicz, korku ve şok içinde hiç kıpırdamadan yerinde oturur. Genelde paranormal olaylara inanmaktadır ve bu inanç onu korkutmaktadır, yerinden kalkar ve kafasını toplamak için dolaşmaya başlar. Birden çevresinde hiç kimsenin bulunmadığını farkeder. Odadan çıkar, yandaki ve alt kattaki salonları dolaşır, binada tek bir kişi bile yoktur. Oysa, kitabı okumaya oturduğunda çevresinde yüzden fazla insanın bulunduğunu iyi bilmektedir, içinden gelen sezgiye uyarak yine yerine döner ve kıpırdamadan bir saat öylesine oturur. Sonra sesler duymaya başlar, odaya birileri girerler, tekrar odanın dışına çıkıp baktığında demin göremediği insanların bu kez yerlerinde olduklarını görür. Her şey normale dönmüştür. Bu olay olana kadar Prof. Rojcevvicz MiB'leri hiç duymamıştı, şimdi ise konunun en önde gelen otoritelerinden birisidir.

 

ABD Hükümeti ve MiB'ler
MiB'lerle ilgili en ilginç yön, adlarının genelde ABD Hükümeti ile karıştırılmasıdır. 1 Mart 1967'de, Hava Kuvvetleri'nden Komutan yardımcısı General Hewitt T. VVheless, tüm alt birimlerine ve özellikle de Stratejik Hava Savunma Komutanlığı'na bir genelge yolladı. Genelgede, tüm personelin UFO gördüğünü iddia eden herkesle ilişki kurması ve olanları öğrenip bildirmeleri emrediliyordu. Özellikle de, sivil elbiseler giyen ve kendilerini Hava Kuvvetleri mensubu olarak tanıtan ve halkın elindeki fotografları alan kişiler hakkında bilgi edinilecekti. Olaylar, özgürlük haklarına ve özel eşyaya tecavüz olarak değerlendiriliyordu. Bütün askeri ve bağlı sivil personel bu emre uyarak, soruşturmalarda bulundular ve raporlarını yolladılar. Bu olay hala sürüyor ve 1967'den beri Hava Kuvvetleri bilgi toplamaya devam ediyor. Sonuç ne mi? Bu hiç açıklanmadı, sadece bilgi toplanıyor ve hiç kimse bir MIB tutuklamasını ve de sanığını henüz görmedi. Kim kiminle oyun oynuyor. Kim bu MiB'ler? Yukardaki örneklerde oldugu gibi, saygın, ciddi ve aklı başında bilim adamlarının başıma gelen olayların ardında yatan sır nedir? Neden MiB'ler bazen UFO tanıklarını tehdit edip susturuyorlar ve neden bilim adamlarını ilgilenmeleri için teşvik ediyorlar? Acaba, sadece belirli bir bilimsel çevrenin mi, UFO'larla ilgilenmesini istiyorlar? MiB'ler nedir? insan mı, robot mu yoksa dünya dışı canlıların ta kendileri mi? Tüm bu sorular halen cevapsız ama MiB'ler gerçekten varlar. Size de gelirler mi? Bunu da cevaplayamayız çünkü MiB'lerin ziyaret nedeni de kendilerine özgü. Şimdilik en iyisi, galiba işi şakaya vurup, MIB filmini seyretmek ve bol bol eğlenmek. Ama unutmayın MiB'ler hiç de filmdeki gibi değiller...

 

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

The Time Machine Project © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 

Ana Sayfa  / index /Roket bilimi / E-Mail / CetinBAL / New World Order(Macro Philosophy)

UFO Technology / Time Travel Technology / Kuantum Fiziği