Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey/Denizli 

ZAMAN YOLCUĞU MÜMKÜN MÜ?

Geleceğe yolculuk:


[‘Geleceğe dönüş (Back to the Future)’ gibi çeşitli bilim kurgu filmlerine konu olan zamanda yolculuğun bir fantezi olmadığı, hatta bir Rus kozmonotun böyle bir yolculuğu çoktan yaptığı ileri sürüldü.
Konuyu gündeme getirense, yazar H.G. Wells’in 1895’te yazdığı ‘Zaman Makinesi’ romanında anlatılanların hiç de gerçek dışı olmadığını savunan ABD’nin saygın üniversitelerinden Princeton ve Maryland’de görevli fizik profesörleri. Geçtiğimiz günlerde "Einstein’in Evreninde Zamanda Yolculuk" adlı bir kitap yazarak fizik çevrelerinde yeni bir tartışma başlatan astrofizik profesörü Richard Gott, zamanda  yolculuğun tek taraflı olarak, yani sadece geleceğe yapılabileceğini savundu. Gott, geçmişe yolculuğun ise çok zor, hatta imkansız olduğunu bildirdi

Saniyenin 50’de biri ama olsun..
Einstein’ın İzafiyet Teorisi’ne göre, ışık hızında hareket edildiğinde zaman duruyor. Işık hızına yaklaşıldığında ise dünyaya göre çok yavaş ilerliyor. Bu durumun yörüngedeki bir Rus uzay istasyonunda 748 gün kalan kozmonot Sergei Avdeyev’in yolculuğu sonucunda kanıtlandığını belirten Prof. Gott’un hesaplarına göre, Rus uzay adamı,yerdeki insanlara göre saniyenin 50’de biri ölçüsünde genç kaldı. Yani Avdeyev, dünyaya döndüğünde kendi saati saniyenin 50’de biri kadar geri kaldığı için, ileri bir zamana gelmiş oldu.
Bunun çok küçük bir zaman dilimi olduğunu kabul eden Amerikalı bilim adamı, "Ancak binlerce yıllık bir yolculuk da küçük adımlarla başlar" diye konuştu. ]
           

kurtdelikleri.jpg (38081 bytes)

Çok yoğun bir manyetik enerji etkisiyle,bizi çevreleyen uzay/zamanı bükerek kendimizi, bir gravitik tünel boyunca uzay-zamanın diğer noktalarına doğru yerçekimsel bir potansiyel altında yürütmüş oluruz. Gerçekte evrenimiz üç mekan koordinatından kuruludur ve ''tünel'' bunun dördüncüsüdür. Evrenimizin üç boyutlu mekansal düzlemi ise holografik olarak elektrik ve manyetik alan vektörlerince taranarak yapılanmış ve çizilmiştir.Bir gravitasyon alan vektörü ise uzay-zaman çizgilerini temsil eden elektromanyetik alan çizgilerinin(akılarının) bir dördüncü boyut dikmesi yönünde bükülmesini ve bir wormhole oluşumunu temsil eder.                       

                    

'Tünel'', Manyetik Rezonans Genligi doğrultusunda yer alan ve çevre uzayımızı 90 derecelik bir dik açıyla dördüncü boyut düzlemi dogrultusunda kesip uzanan bir iç-uzay düzlemidir.Aşırı manyetik alanlar, üçboyutlu uzayı bir dört boyutlu derinlik kazanımı yönünde polarizler, küre yüzeyi dedigimiz bir yay çemberini andıran çevresel uzayımızdan ''tünel'' dediğimiz öteki iç uzaya yani çap doğrultusundaki üçüncü düzleme (Gravitik düzlem/wormhole) doğru bir kapı açar.

                    

Maddenin temeli manyetik rezonans denen titreşimler melodisidir.Bu ise kuantum tabanındaki enerji alanlarının yankılanımı/titreşimi olarak görülebilir.Madde zaten kuantum kökenlidir. Maddenin temeli kuantum enerji paketleridir. Tüm uzay-zaman kuantik bir enerji denizi dir. Evrende ne varsa, bu enerji noktacıkları olan kuant noktacıklarından yapılmıştır.Atomaltı çekirdek ve onun altındaki her şey, yıldızlar, toz ve gaz bulutları, uzay ne varsa bu kuantlardır. Peki bu kuantların ardında ne var? sorusu bizi, başka bir boyuta çıkaracaktır: Tünellere!                    

Artık bazı bilim adamları atomun temel yapısının, madde parçacıklarından değil, elektromanyetik alanlardan oluştuğu görüşündeler.Sonuçta uzay,zaman,enerji,parçacık ve dalga kavramları bile tek bir salt enerji alanları altında birleşmektedir.Bu çerçevede zaman yolculuğunun, uzayda büyük mesafeleri bir anda aşmanın,görünmezliğin, boyut değiştirmenin hatta antigravitasyon ve ışınlanmanın da temelinde zaman, uzay,boyut, enerji ve gravitasyonel alanların tek bir alan yapısı altında birleştirilmesi gerçegi yatar. Böylece, birleştirilmiş alanlar vasıtasıyla sadece ''hız'' ve ''enerji'' yöneltimi ve kontrolüyle 'zaman ve uzay 'da bir şekilde kontrol altına alınabilir.Örneğin maksatlı olarak, olağan dışı manyetik koşullar yaratılması hem fiziksel, hem de yaşamsal olarak maddenin zaman fazını değiştirebilir. Bu durumda da, Birleşik Alanlar Teorisinin öngörüsüne dayanarak, birbirinden bağımsız bir varlık olmayan fakat içerisinde yer aldığımız belirli bir madde/zaman/enerji boyutunun bir parçası olan zaman faktörünü de çarpıklaştırmak olası hale gelir.                                                 

Aşırı manyetik güçler evrenin dokusu olan uzay-zaman çizgilerini öylesine büker' ki biz artık o yüzeyden bir uçuruma yani küresel dış bükeyli evrenimizin çapı doğrultusundaki iç uzaya /tünele geçmiş oluruz.Tünel, manyetik amplitüt (genlik) dogrultusuna girer. Manyetik dalga vuruşlarının şiddeti skaler bir büyüklüktür. Bu türdeki manyetik dalgalar uzay/zamanın düz çizgilerini eğip-büktüğünden dolayı skaler dalga (scalar wave) bir gravitasyonel dalgadır. Buna skaler dalga ya da duran ve çarpan dalgalar (standing wave)'da denir.

                

Uzay'da ve zaman'da anlık bir yerdeğiştirim zaman-uzayın yürütülmesi ilkesine dayanır. Zaman-uzayda yerdeğiştirmeye dair en çarpıcı spekülasyon philadelphia deneyi olarak bilinen olaydır: söylenenlere göre, ''23 Temmuz 1943 sabahı Eldridge gemisindeki jenaratör çalışmaya başladı. Geminin etrafinda yeşilimsi bir sis olustu. Sonra sis kayboldu ve gemi de görünmez oldu. 15 dakika sonra jeneratörler durdurulunca yesilimsi sis ve ardından da Eldridge gemisi görüldü". Ve bu olaydan 3 ay sonra: "28 Ekim 1943'de Eldridge gemisinde tekrar jeneratörler çalıştırıldı. Geminin suyla temas eden yeri dışında kalan kısım görülmez oldu. Sonra mavi bir şimşegin çakmasıyla gemi tamamen kayboldu. Virginia açıklarında Norfolk'ta açıga çıktı. Birkaç dakika sonra tekrar kaybolarak Philadelphia'ya geri döndü." Bu deneyin asıl maksadı gemiyi bir şekilde görünmez yapmaktı. Gemi radarla tespit edilse bile, yanlış yerde algılaması isteniyordu. Amerikan donanması bilim adamlarından Dr.Morris K. Jessup 1943 yılında savaştaki Amerikaya Einstein'ın genel görecelik kuramı çerçevesinde ''yoğunlaştırılmış yapay manyetik alanların'' sayesinde uzay/zaman alanının bükülerek geminin içerisinde yer aldığı uzay/zaman levhası çarpıklaştırılmak isteniyordu. Amaç uzay boyunca yayılan  düşman radar dalgalarından  savaş gemisini gizlenmekti.

Bu deneyde Einstein'ın Birleşik Alan Kuramı'da test edilmiş olacaktı.Einstein uzay/zaman alanını salt geometrik bir çerçeve olarak niteliyordu.Ve enerji alanları bu salt alanın geometrik dokusunu temsil ediyordu.Bu uzay/zaman levhasını ''yoğunlaştırılıp odaklanmış manyetik alan etkisiyle''  bir lastik gibi dördüncü boyut doğrultusunda kasıp gererek yerçekimsel bir gerilim alanı elde etmiş oluruz.Bu alan içindeki gemi, küresel alan gücünü asimetrik hale getirdiğinde,   Gemi o yönde yerçekimsel bir asılım boyunca ışık hızında bir sapan etkisi gibi fırlatılmışcasına yerçekimsel bir dalga üstünde kayarak kendini hareket ettirir. Söz konusu deneyde gemiye dev bobin sistemleri yerleştirilmişti bobine verilen yüksek güçteki elektrik akımı bobinde bir Elektrik- Manyetik ve Gravitik alan denen bibirilerine 90 derecelik dik bir açıda polarizlenmiş alanlar yaratacaktı.Gemi bu dipole alanda  uzay/zaman'ın üçboyutlu doğrusal  çizğilerini dört boyutlu eğik sarmallara dönüştürerek ''İç uzay tüneli denen bir solucan deliği(wormhole)'' etkisi  yaratarak uzay/zamanın diğer geometrik çizğileri ile kendi alansal çizğilerimizi bitiştirebileceğimiz bir zaman/uzay kayması meydana getirmiş olurBu dördüncü boyuta açılan bir tünel kapısıdır.Böylece  yer ve zaman koordinatlarının dışına çıkmış olan gemi görünmez olmakla birlikte tünelin bir ucundan girip diğer taraftan dışarı çıkmış olur(kendi uzay/zaman sürekliliğine tekrar dönmüş olur).Bu bir teleportasyon feneomenidir.Çoğu araştırmacı yazar ve bilim akademisyenleri teleportasyonun, maddenin kendisini oluşturan atom ve moleküllere ayrıştırılarak yada enerjiye çevrilerek bir diğer koordinat noktasına taşınması olarak algılarlar.Aslında bu yanlış bir kanıdır.Uzay ve zaman alanındaki iç uzay doğrultusu boyunca olan kaymalar sonucunda madde fiziksel bütünlüğünü daima korur.Boyut değiştirme esnasında madde orijinal fizik bütünlüğünü korur.Sadece yoğun manyetik alan altında maddenin moleküllleri polarizlenerek saydamlaşır.Fakat madde fiziksel olarak yine kendi uzay/zaman alanı içersinde bulunur.Boyut değiştirme durumunda madde alt atomik parçacıklarına ayrıştırılmaz! Madde yoğunlaşmış bir enerjidir.Ve boyut değişimi bu enerjinin titreşim hızının manyetik rezonans prensibince yeniden ayarlanması ile ilgili bir değişimdir.

       wpe45.jpg (2707 bytes)        wpe46.jpg (2947 bytes)          wpe47.jpg (2490 bytes)

                                                                animap.gif (10995 bytes)

Zamanda yolculuk yapan gemi: Philadelphia Deneyi ‘Gemi ve mürettebat sadece radarda görünmez olmakla kalmadı, gözlede görünmez oldu. Herşey planlandıgı gibi gitmişti. 15 dakika sonra adamlara jeneratörlerin kapatılması söylendi. Yeşile kaçan sis yavaş yavaş dagılmaya basladı. Çözülen sisle birlikte gemi, maddesel olarak çözülmeye başladı. Fakat birşeylerin yanlış gittiği ortadaydı. Gemiden dışarı çıkan mürettebatın dengesiz ve sınırlı oldukları görüldü. Donanma mürettebatın görev yerlerini değiştirdi. Kısa zaman sonra yerlerine baskalarını atandı. 28 Ekim 1943’te saat 17.15 Eldridge üzerinde son testler gerçekleştirildi. Elektromanyetik alan jeneratörleri tekrar çalıstırıldı ve Eldridge neredeyse görünmez oldu. Sadece dış hatları suda görünebiliyordu. İlk birkaç saniye her şey yolunda görünüyordu. Daha sonra gözleri kör eden mavi bir ışık haznesi içerisinde gemi tamamen ortadan kayboldu. Birkaç saniye içinde gemi millerce ötede Virginia Norfolk’da tekrar ortaya çıktı. Bir kaç saniye göründükten sonra tıpkı geldigi gibi esrarengiz bir biçimde gözden kayboldu ve Philadelphia deniz üssünde tekrar ortaya çıktı. Bu kez tayfaların çogu şiddetli şekilde hastaydı. Bazı tayfalar geri gelmemek üzere kaybolmustu. Bazıları çıldırmıştı. Hepsinden daha tuhaf olanı, beş kişi, geminin metal aksamı içerisinde erimişlerdi. Söylentilere göre deney başarılı geçmişti. Gemi belli bir zaman sürecinde fiziksel olarak tamamen kaybolmuş ve sonradan geri dönmüstü. Deneyde sadece geminin görünmez olması hedeflenirken, gemi moleküllerine ayrılmış ve bir başka yere nakledilmişti. Yine iddialara göre gemi birkaç saniyeligine değil dört saatligine gözden kaybolmuştu. Başka bir teoriye göreyse gemi, zaman içinde yolculuk etmişti! Nitekim deneyin ardından gemiyi Norfolk Virginia'da görünler çıktı...’ İnanılmaz gibi gelen bu satırlar, 40’lı yıllardan bu yana bir çok kişinin kafasını kurcalayan, hakkında onlarca kitap yazılan, film çevrilen ama, Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin ısrarla yalanladıgı Gökkuşağı Projesi’ ni, ya da resmi ismiyle ‘The Philadelphia Experiment-Rainbrow Project’ i özetliyor... Peki neydi bu deneyin amacı? Bu deneyin bilinen asıl amacı Einstein'in "Birleşik Alanlar Kuramı" na dayanarak oluşturulacak, elektiriksel alanlarda eşyanın uzay içerisinde yer değiştirmesiydi. Deney açık denizde 1943 yılında yapıldı. Deney gemisi gözlemcilerin önünde kayboldu, sonra tekrar ortaya çıktı ve gözükme ve kaybolma devreleri bu duruma son vermenin usülü bilinmediğinden devam etti ve gemi deniz üzerinde gerçekten inanılması güç mesafelere taşındı. Neticede insanı sersemleten bu fantazya durduruldu, ama gemide bulunan mürettebat üstünde deneyin, zihinsel ve fiziksel olarak olumsuz etkileri gözlemlenmiştir. Philadelphia deneyi olayı Einstein'in Birleşik Alanlar Teorisini kısmen teyit etmektedir:

Eğer büyük bir enerji kaynağı olan elekriksel alanları yaratmak için özel bazı bobin sistemleri kullanılırsa uzayda eşyanın nakli mümkün olabilir (teleportasyon). Bobinlerce üretilen özel manyetik alan etkisinde maddenin nakledilmesi hakkında Einstein her ne kadar yardıma çağırılıyorsa da hiç bir bilimsel teori, kanun, gözlem ve fizik veriler deneye en ufak bir itibar göstermeye izin vermemiştir. Fakat yinede uzay-zaman sürekliliğinin yoğun manyetik güçlerle çatışması halinde sekteye uğraması pekte mantık dışı bir varsayım değildir.Philadelphia deneyi gibi inanılmaz bir proje gerçekten uygulandı mı? Bunu kimse bilmiyor. Ama günümüze değin bu konuda bir düzine kitap yazılmıştır.Anahtar soru şu; hükümetin Einstein'ın Birleşik Alan Kuramının uygulamasında Eldridge' in kullanılmasına ilişkin bir projesi olmuşmuydu ? Princeton üniversitesinden bir bilimci projenin ilk aşamalarında çalıştığını, projeyle ilgili karmaşık matematiksel denklemlerin yazıldığı sayfaları gördüğünü ve bunların Albert Einstein'ın kendi el yazısı olduğunu tanıdığını iddia ediyor.Bazılarıysa üst düzey subayların Eldridge'nin yapımı tamamlanır tamamlanmaz onun üstünde bir deney yapmak için donanmayı ikna ettiklerini söylüyorlar.

Sonuçta spekülatif bir kurguda olsa bu olay bizi daha genel bir anlayışa götüren bir çeşit yol levhası görevini görebilir.

Çetin Bal: Uzay-zaman sürekliliği birbirine devreden elektromanyetik nabız atışlarına karşılık gelir. Bir güç alanı dalgasını yine bir karşı güç alanı dalgası etkileyebilir.Bu çerçevede uzay-zaman sürekliliği yoğun güç alanları altında sekteye uğratılarak saptırılabilir.Böyle bir sapma bizi uzay-zamanın diğer noktalarına ''sıfır zamanda'' iletebilir. İşte ''üstuzay yolculukları'' nın sırrıda burda!     

Gökkuşağı Projesi
Amerikan donanmasına ait, USS Eldridge adlı 1240 tonluk bu gemi, 1951'de Yunan donanmasına katılana kadarki hizmet yaşamında ilginç bir deneyim yaşadı.
1943 kışında, USS Eldridge, dünya savaşında başarı kazanmak için çeşitli yöntemler geliştirmeye çalışan donanma tarafından Gökkuşağı Projesi adı verilen teknik bir deneye maruz bıraklıldı.

Philadelphia Deneyi olarak ta bilinen bu deneyde gemi, elektromanyetik alan üreten bir düzenekle çevriliyor ve güçlü jeneratörlerden verilen akımla bu manyetik alan içinde etki altına alınıyor.
Resmi açıklamaya göre amaç, geminin olağan manyetik alanını yok ederek elektromanyetik tetikleme ile çalışan mayınlardan etkilenmesini önlemek.
Resmi olmayan iddialara göre asıl amaç, radarda görünmezlik hatta optik görünmezlik sağlayacak şekilde bir manyetik alan yaratmak ve geminin yansıttığı ışığı eğmek.

Fakat akım verildiğinde beklenmedik gelişmeler yaşanıyor ve gemi tamamen yok oluyor. Akım kesildiğinde gemi yeniden beliriyor. Deney esnasında geminin başka bölgelerde aniden belirip yok olduğuna dair ihbarlar ortaya çıkıyor. Deney sonucunda gemi personelinin çoğunun kaybolduğu, aklını yitirdiği ya da bedenlerinin kısmen geminin dokusu ile birleşmiş olduğu görülüyor. Bu bilgiler tahmin edileceği gibi resmi olarak yalanlanıyor. Gemi 1951'de yunan donanmasına devrediliyor. 1990'lara kadar orada hizmet veriyor.

PHİLADELPHİA DENEYİ:

GÖKKUŞAĞI PROJESİ ( PROJECT RAİNBOW )

                                               wpe48.jpg (7517 bytes)

1930'lu yıllarda Amerikan hükümeti bilim adamlarından gemilerin radarlarda görünmemesini sağlayacak bir yöntem geliştirmelerini ister. Başkanlıgını Nikola Tesla'nın yaptığı bir grup bilim adamı bu istegi gerçekleştirmek üzere ise koyulurlar… Yaklaşık 10 yıllık bir çalışmanın sonunda proje deneme aşamasına gelir. Deneyde Amerikan donanmasında görevli küçük bir destroyer olan Eldridge adlı gemi kullanılacaktır…Gemi, jeneratörler, vericiler, güç yükselticiler, modülasyon devreleri ve elektromanyetik alan oluşturmaya yarayacak araç gereci içeren tonlarca ekipmanla donanır…22 Temmuz 1943'te saatler 09:00' ı gösterirken elektromanyetik alan jeneratörleri çalıştırılır. Eldridge'in etrafını önce yeşil bir duman kaplar. Gemiyi bu dumanın ardında görmek imkânsızlaşır. Alıcılar geminin kuvvetli bir elektormanyetik alanla çevrelendigini göstermektedir. Duman çekildiğinde ise deneyin istenenden daha başarılı olduğu anlaşılır. Çünkü Eldridge sadece radarlardan değil, mürettebatıyla beraber "gözden de" kaybolmuştur! İşte Philadelphia Deneyi'nin bir kaç kelime ile özeti bu .

                             wpe49.jpg (9860 bytes)

Amerikan hükümeti ve deniz kuvvetleri elbette ki böyle bir deneyin ya da projenin varlığını asla kabul etmiyor. Tüm bunların asılsız, hayal ürünü iddialar oldugunu savunuyor. Ancak diğer taraftan da görgü tanıklarının ifadeleri var. Zaten deney hakkında bilinenlerin çoğu da bu tanıkların ifadelerinden sağlanmış.Şimdi başa dönelim ve hikayemizin ayrıntılarına bakalım. 1933 yılında Roosevelt ABD'nin başkanı oldu ve hemen ardından eski dostu ve dünyanın sayılı bilim adamlarından Nikola Tesla'yı Washington'a davet ederek ondan devlet adına bazı projeleri yürütüp yürütemeyeceğini sordu. Yanıt olumluydu. Başkan ona Gökkuşağı Projesi şeklinde bilinen projeden söz etti. Tesla bu proje üzerinde çalışmaya başladı. 1936'ya gelindiginde Tesla önemli gelişmeler kaydetmiş hatta insansız bir gemiyi gözden kaybedip sonra da geri getirmeyi başarmıştı. Ancak yetkililerin deneyin insanlı olarak yapılmasında ısrar etmeleri ve Tesla'nın da insanlara zarar gelmeden bu deneyin yapılmasının olanaksız olduğu noktasında başlayan görüş ayrılıkları sonunda Tesla'nın son aşamada projeden ayrılmasıyla sonuçlandı. Bundan sonra projenin idaresini Dr. John von Neumann devraldı. Donanma, özellikle Almanlara karşı bir an önce ezici üstünlük sağlamak kaygısını taşıyordu. Bu üstünlügü sağlamanın ise görünmezlikten geçtiği düşünülüyordu. Arzu edilen gemilerin "radarlara" görünmemesini sağlamaktı. Fakat sonuç beklenenden çok farklı oldu. Biraz sabırlı olun, daha ikinci deneyi anlatmış değiliz…                  

Amerikan hükümeti için çalısan bilim adamları arasında dünyanın en büyük dahilerinden biri olarak gösterilen ve Nazi Almanyasından kaçıp ABD'ye sıgınan Albert Einstein da vardı.Philadelphia Deneyi'nde en büyük katkılardan birinin Einstein tarafindan sağlandığışünülmekte. Özellikle Einstein'in "Birleşik Alan Teorisi"nin deneyi başarıya ulaştıran faktör olduğu sanılıyor. Einstein bu teorisini 1925-27 tarihleri arasında Prusya'da yayımlanan bir bilim dergisine göndermiş ancak tamamlayamadığınışünerek geri çekmiş. Einstein'in ileriki yıllarda teorisini tamamladığı, ancak bunun savaş sırası ve sonrası hükümetlerce gizlenmiş olabileceği tahmin ediliyor. Biz şimdi gelelim ilk deneyin ayrıntılarına. Haziran 1943'te deney için seçilen USS Eldridge'e elektormanyetik alan oluşturucu donanım yüklendi ve gemi Philadelphia Deniz Üssü açıklarında deneye tabi tutuldu. Deney sırasında yeni mürettebat da gemide bulunuyordu. Deneye ticari bir gemi olan Andrew Furuseth'in mürettebatı da tanıklık etti. Andrew Furuseth'in özel bir yeri var, çünkü deney hakkında bugün bilinenlerin çoğunu bu gemide görev yapmış olan Carlos Allende'nin anlattıklarından biliyoruz. (Allende, 50'li yıllarda UFO araştırmacısı Morris Jessup'a yazdığı mektuplarda yaşadıklarını anlatmasaydı belki de bu olaydan hiç haberimiz olmayacaktı. Ve küçük bir not daha: Jessup 1959'da intihar etti. Ne ilginç değil mi?) .

22 Temmuz 1943'te şalterler kaldırıldımının gözden kayboluşuna kadar olanları biliyorsunuz. Ondan sonra olanlar da oldukça ilginç.

15 dakika sonra şalterlerin indirilmesi emredildi. Yeşil duman yeniden belirdi ve duman çekilirken Eldridge yavaş yavaş yeniden materyalize oldu. Ancak bir şeylerin ters gittiği hemen anlaşılmıştı. Gemiye iletilen telsiz mesajlarına yanıt gelmiyordu. Gemiye çıkıldıgında mürettebatın hiç de iyi durumda olmadığı görüldü. Bir çoğu sinir krizleri içinde çırpınıyordu. En iyi durumdakiler hafiza kaybına uğramıştı! Donanma bu personeli topyekün emekliye sevk ederek gemiye yeni personel atadı. Bilim adamlarına da sadece radar görünmezliği istediklerini, optik görünmezliğe gerek olmadığını bildirdi. 28 Ekim 1943'te ise Eldridge üzerinde ikinci deney gerçekleştirildi. Saatler 17:15'i gösterirken elektromanyetik jeneratörler yeniden çalıştırıldı. Gemi bir kez daha hemen hemen tamamen görünmez oldu. Sadece gövdesinin ana hatları seçilebiliyordu. Bir kaç saniye süresince işler yolunda gider gibiydi ki ansızın gözleri kör edebilecek kadar güçlü mavi bir ışık patlaması meydana geldi ve gemi gözlerden tümüyle kayboldu. Şimdi duyduklarınıza inanmayacaksınız belki ama Eldridge, bir kaç saniye sonra, 600 kilometre ötede, Norfolk açıklarında yeniden maddeleşti. Norfolk'ta bir kaç dakika boyunca görülür durumda kaldıktan sonra tekrar görünmez oldu ve saniyeler içinde Philadelphia Deniz Üssü açıklarında yeniden belirdi. Mürettebatın tamamı çok şiddetli bir biçimde rahatsızlanmıştı. Bir kısmı da kaybolmuştu. Hiç bir zaman bulunamadılar… Bazıları aklını kaçırdı ama en ilginci 5 asker geminin metal gövdesi ile kaynaşmıştı! İkisinin elleri çelik gövdenin içine geçmişti. Ellerini keserek adamları kurtardılar ve yerine protez eller taktılar. Sağ kalan adamlar asla tam anlamıyla düzelemediler. Akıl sağlıklarını kaybettikleri gerekçesiyle de ordudan uzaklaştırıdılar.

Elektronik kamuflajı gerçekleştirmeye çalışan bilim adamları koca bir gemiyi, mürettebati ile birlikte ışınlamış ve sonra da geri getirmişlerdi. Ancak, daha önce de belirttiğimiz gibi ABD hükümeti asla böyle bir deneyin yapıldığını ya da projenin yürütüldügünü kabul etmedi. Donanmaya göre Eldridge, sözü edilen tarihlerde Philadelphia'da bile değildi. Deneyin yapıldığı günlere yakın bir tarihte, yine enteresan bir yerde, Bermuda Şeytan Üçgeni'nde eğitim amaçlı olarak bulunduğu açıklandı. Eldridge daha sonra Yunanistan'a satıldı ve 90'lı yıllara kadar da 'Leon' adıyla hizmette kaldı.

ABD hükümetinin, konusunu deneyden alan "The Philadelphia Experiment" (1983) adlı İngiliz yapımı filmin ABD sınırları içinde gösterilmesini yasaklaması da in bir başka boyutunu teşkil etmekte…Yetkililer EMI firmasına bir mektup göndererek söz konusu filmin ABD'de gösterime sokulmasını istemediklerini bildirdiler. EMI ise bunun için hükümetin bir mahkeme kararı almaları gerektigini iletti ABD'li yetkililere…Kararı çıkarmak zor olmadı. Daha sonra EMI karşı bir karar çıkartarak filmi "video klüplerde kiralanabilir" kategorisine sokmayı başardı. Bazı iddialara göre de ABD hükümeti 'görünmez gemi' hikayesini düşmanı korkutmak için kendi uydurmuştu…Ortada yanıt bekleyen bir çok soru var:

yeşil.gif (176 bytes)Donanma neden Eldridge'i Yunanistan'a sattı?

yeşil.gif (176 bytes)Satılan gemi gerçekten Eldridge miydi?

yeşil.gif (176 bytes)Öyle ise, su an gerçek Eldridge gözlerden uzak bir yerlerde saklanıyor mu?

yeşil.gif (176 bytes)Deneyde kullanılan gemi gerçekten Eldrigde miydi yoksa adı değiştirilmiş bir başka gemi mi kullanılmıştı?

yeşil.gif (176 bytes)ABD hükümeti mi doğruyu söylüyor yoksa tanıklar mı?..

Bu soruların yanıtı henüz bilinmiyor… Ama biryerlerde bir ateş var ki bu denli dumana boğulmuş ortalık…

             

Carl M. Allen' in Dr. Morris K .Jessup ' a yazdığı mektup: Esrarengiz mektup 13 şubat 1956' da Dr.Jessup 'a Carl M. Allen imzasıyla yazılmıştı.

Carl M.Allen: ''Sevğili meslekdaşım Dr. Morris Ketchum Jessup şu aşamada adımı açıklamayı sakıncalı gördüğümden kendimi Carl M.Allen olarak tanıtmakla yetineceğim. Vicdanım Einstein' ın Birleşik Alan Kuramı'nın uygulamaya konulduğunu ve sonuçlarının çok korkunç olduğunu açıklamaya zorluyor beni. Ekim1943'te U.S.S Eldridge gemisinde uygulanan gizli testin kod adı philadelphia deneyiydi.Destroyer özel olarak hazırlanmış elektrik ve elektronik aygıtlarla donatılmıştı.Testlerin amacı geminin düşman radarlarına karşı görünmez yapılması yani kamuflajın geliştirilmesiyle ilgiliydi.Einstein' ın kuramını temel alan bu araştırma için deniz kuvvetleri dört tane özel jeneratör tasarımlatmış ve yaptırmıştı.Amaç bunların yaratacağı dev akım alanlarının tersinir etkileşimle test gemisinin çevresinde bir tür örtü oluşturmaktı. Buna manyetik duman perdeside diyebiliriz. Deney, sonuç olarak test gemisi ve aletler açısından tam bir başarı olarak değerlendirildi. Ama mürettebat açısından tam bir faciaydı. Maruz kaldıkları her neyse bunun etkisi nükleer radyasyondan çok daha kötüydü. Bence bu iş uygun şekilde ele alındığında,yani halka ve bilim adamlarına uygun, psikolojik bakımdan etkileyici bir şekilde taktim edildiği taktirde, o zaman insanlar hayal ettikleri yerlerede gidebilirler. Deniz kuvvetleri' nin tesadüfen buldukları bu ''nakil'' işlemiyle yıldızlara gidilebilir.Bundan eminim.''

Philadelphia Deneyi hakkında bir Makale

Dr. Morris K. Jessup'a göre philadelphia deneyi: Jessup'un anlattığına göre, philadelphia deneyi gizli bir deneydi. 1943 yılında, philadelphia denizlerinde, donanma tarafından yapılmıştı. Amacı, içinde insanlar bulunan bir gemiye çok güçlü bir manyetik alanın nasıl etki yapabileceğini görmekti. Bunu manyetik jeneratörlerle sağladılar.Aşağıda bu gemide kullanıldığı iddia edilen jeneratör görülüyor.

  Image372.jpg (14860 bytes)      

Deneylenen test gemisindeki seyirmeli (AC) ve seyirmesiz(DC) jeneratörler bir arada çalıştırıldı ve rıhtımda duran gemi ve çevresi üzerinde korkunç güçte skaler bir manyetik alan yaratıldı.( söylentiye göre bu deneyde tesla bobinleri kullanılmıştı) Alınan sonuçlar önemli olduğu kadar şaşıtıcıydı da. Ne yazık ki deney konusu olan tayfalar üzerinde sonradan hiçte hoş olmayan etkileri görüldü . Deneyin uygulanmasına başlandığında, önce yeşil bir ışık çevreyi sardı. Ve kısa zamanda bütün gemi bu yeşil sise büründü ve yavaş yavaş gemi de içindekiler de rıhtımdan bakanların gözüne görünmez olmaya başladı.Geminin yalnız su üzerindeki izi görülebiliyordu. Sonradan destroyerin Norfolk-Virginia' da görünüp yeniden kaybolduğu rapor edildi. Bu nokta zaman sapması fenomenini ilğilendirebilir. Tayfalardan birinin ifadesine göre denizdeki deney başarılı olmuştu.Görünmez alan sferoid biçimindeydi. Her ışın boyunca yüz metreye yakın bir uzaklığı kaplıyordu. Su yüzünde geminin yarattığı çırpıntılar görülebiliyordu ama, geminin kendisi görünmüyordu. Güç alanı daha da yoğunlaştıkça bazı tayfalar da görünmez olmaya başladı. Elle bulunup, bir süre el teması sonucu yeniden görülür duruma getirildiler.Birkaç tanesi normal boyutlarından o kadar uzaklaştı- ki ancak özel bir elektronik araç yardımıyla bulundular ve normal boyutlarına getirilebildiler.

Bu deneyin resmi ve bilimsel adı '' Project Rainbow-Gökkuşağı projesi'' idi. Daha bilimsel tabirle deneyin adı optikal görünmezlikti; özel bir sistemle veya jeneratörle oluşturulan çok güçlü manyetik bir alanın gemiyi sararak geminin içerisine girdiği uzay-zamanın düz çizğilerini büküp eğriltmesi planlanıyordu. Burda Einstein' ın genel görecelik kuramı devreye giriyordu.Böylece yerçekimsel yoğunlukta bir manyetik alanla gemi ''kütleçekimsel bir mercek'' etkisi altında radar dalgalarını ve ışık dalgalarını kendi çevresinde kırıp dağıtarak tamamen görünmez olacaktı.Denildiğine göre gemiyi saran dev manyetik enerji dalgaları doğru açıda senkronize edilirken birden kontrolden çıkmış ve ''yönsüz dalgalar''a dönüşünce alışılmadık etkiler başlamıştı. Senkronize olmayan dalgalar zamanı büküyor ve etkiliyordu.Yine bu zaman bükülmesi etkiside bir zaman kayması etkisiyle geçmiş ve gelecek zaman dilimleri içerisine nakledebilir.

Peki philadelphia deneyinde kullanılan teknoloji nasıl bir teknolojiydi? Bir tanığa göre bu deney için 75 kva gücündeki iki dev jenaratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine dört manyetik ışın yayılacaktı.Bu ışın yayma hadisesi gemiye yerleştirilen dört RF bobini ile üretilecek yoğun elektromanyetik gücü ifade etmektedir.( Her bir RF vericisi iki megawat CW gücündeydi ). Ve iki jeneratörden gelen elektrik akımı RF bobinlerine sürülmeden önce 3000 adet 6L6 akım gücünü yükseltici tüpten geçirilerek maksimum değere yükseltilecekti. Bobinlerde oluşan dev akım alanları geminin uzay-zaman çerçevesini hafifçe bozarak geminin çevresindeki her tür dalgayı kırıp dağıtarak optik bir görünmezlik yaratacaktı.           

                


Dr. Jessup Carl M.Allen' den aldığı mektupların sonucunda yukarıda gösterilen ''The Case for the UFO Unidentified Flaying Objects'' isimli kitabını yazmıştır. Kitabında Dr. Jessup UFO' ların tıpkı philadelphia deneyindeki yöntemlerin bir benzerinden yararlanarak bir görünüp kaybolduklarını kuramsal olarak açıklamıstır. Jessup'un savları oldukca dikkat çekici olmalıydı 'ki konuyu araştıran Dr. Jessup, o günlerde Deniz kuvvetleri' den bir davet aldı. Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu'na gittiğinde eline bir kitap verildi. Bu kitap kendi yazdığı kitaptı, bir yıl önce deniz kuvvetleri bürosuna postayla gönderilmişti. Dr. Jessup kitapta üç değişik el yazısıyla yazılmış notlar görmüştü ve bu notlardan birisinin Carl M.Allen'in el yazısı olduğunu fark etti. Notlar sanki dünyadışı birinin gözlemi olarak yazılmış gibiydi. Notlarda binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu, sonunda ise güç alanlarından, bir cismin nasıl kaybolup,yine nasıl ortaya çıkarılabileceği ve de1943' teki philadelphiada yapılan deneyden söz ediyordu.

1959 'un 20 Nisan akşamında Dr.Jessup philadelphia deneyi araştırmalarında kayda değer ip uçları bulduğunu iddia ettiği bir zamanda intihar süsü verilmiş bir suikaste uğradı.Bu çalışmalar kimleri, neden rahatsız etmişti gizem hala çözülmüş değil. Tüm bu olayların resmi belgeleri ve polis kayıtları hala arşivlerde durmaktadır.Sonuçta gerçekten tuhaf bir öykü bu. Ve ordu bunu resmen kabül etmediği sürece böyle bir şeyin olduğuna dair sağlam kanıtlara sahip olamayacagız. Peki böyle bir deney gerçekten mümkünmü? Fizik kanunları maddenin ordadan kaybolmasını açıklayabilir mi? Newyork üniversitesinden Prof. Michio kaku buna evet cevabını veriyor.Ve ekliyor ; ''Eğer maddenin daha yüksek boyutlarına geçebilirseniz böyle bir güce sahip olabilirsiniz.Yüksek boyutlar yani paralel evrenler arasındaki bu etkileşim zaman yolculuğunun, görünmezliğin ve teleportasyonun anahtarıdır.'' Dr. Jessup ölmeden önce boyutsal yer değiştirmeye dair bilimsel bir anlayışa ve temele yaklaştığına inanıyordu.Ve bulgularının Einstein' ın '' birleşik alan teorisine'' göre açıklanabileceği görüşündeydi.Ve ona göre bunu sağlayacak olan da tasarlanmış- kontrollü manyetik alanlar dı!

Jessup' la görüşmüş olan ve onu tanıyan Dr. Manson Valentine; ''jessup'un teorisine göre manyetik alanların gücü, cisimleri başkalaşıma uğratabilir, bir boyuttan ötekine taşıyabilirdi.'' demektedir. Benzer alanlarda araştırmalar yapan, kurkuya yer vermeyen akademik demeçlerde ve amatörce konuya eğilenlerin ortak kanısına göre özel elektromanyetik alanlar sayesinde boyut-zaman değişimi mümkün olabilir..!

Manyetik kuvvetlerle hız arasında gravitasyonik asılım potansiyelinden doğan bir bağlantı vardır.Yoğun manyetik güçler altında uzay/zaman'ın geometrik çizgileri bozularak gravitik bir dalgalanma etkisi yaratır bu dalgaya bağlanan bir uzay gemisi uzay/zaman ilintisinde kayarak ışık hızında yol alır.Eğer ışık hızından daha hızlı yol alacaksak o zaman ''üst uzay/zaman'' alanı içerisine geçip o alan yapısı içerisinde üst uzay/zaman geometrisinde bir bükülme yaratıp( gravitasyonel asılım potansiyeli yaratıp) kendimizi sevk etme yoluna gitmiş olmamız lazım.Genelde bu konuda spekülasyon yapan amatörler araştırmacılar ya da en uç düzlemde düşünen  bazı akademisyenler  üst boyuta geçişi ve ışık hızını aşmayı hemen bir uzay/zaman eğriliği yaratarak gerçekleştiriyorlar. Bir anda bu uzay/zamanı eğerek başka zaman/uzay noktalarına geçiyorlar. Oysa ki zaman yolculuğu ve uzayda atlama o kadarda basit bir geçiş değildir.Bu yolculuğu yapacak aracın yapay bir zeka tarafından hareket ettirilmesi zorunludur. Bu yapay zeka belli bir uzay/zaman hologramının üç ve dört boyutlu gök dinamiğine ait yıldız, galaksi, gezegen dinamiklerinin ön görülen tüm geçmiş ve gelecek konumlarının koordinat dizgelerini göz önünde bulundurarak gerçekleştireceği ''uzay ya da zaman atlamasındaki üstuzaysal yönelim açısına karşılık gelen'' elektrogravitasyonel alanın çekimsel yöneliminin dör boyutlu  matemetiksel doğrultusunu hesaplamalıdır. Bu yönelim ayarlamasındaki milyonda bir hata payı uzay gemisini  gitmek istenilen zaman ya da uzay noktasının çok uzağında bir yere teleporte edebilir. Çünkü sonuçta bu ışık hızını aşan bir hareket ya da hızlanma etkisi olduğu için araç içindeki bilgisayar hafızasında  gidilecek yerin  üç ve dört boyutlu açılıma sahip bir tür hologramsal haritası mevcut olmak durumundadır.Bu hareket tarzını belirleyen sistem, günümüzde kıtalar arası atılan nükleer roketlere ait hedef tayin sistemlerinin daha gelişmiş bir versiyonu olarak görülebilir.      

                                             

BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ NEDİR ?

Teorinin temeli, basit bir anlatımla zihinlerimizde ayrı ayrı şekillenen zaman-boyut, ya da madde enerji kavramlarının aslında birbirinden ayrı birimler değil, aynı elektromanyetik uyarılar karşısında birleşebilecek nitelikte oldukları görüşüne dayanır. Aslında birleşik alan teorisi, UFO'ların nasıl böyle birdenbire görünüp kaybolduğunu açıklayabilecek bir teoridir.

Uygulamada, elektrik ve manyetik alanlar söz konusu olur.Bir bobinde yaratılan elektrik alan, kendisine dik bir manyetik alan yaratır.Bu alanların her biri, evrenin bir düzlemini temsil etmektedir. Oysa evrenin üç düzlemi vardır.Demek bir üçüncü alan daha olacaktır. Bu da belki gravitasyon alanıdır.

      elektrikmanyetikgravitasyon.jpg (16532 bytes)

Elektromanyetik jeneratörleri çalıştırıp bir manyetik titreşim yaratılırsa, belki rezonans kanununa göre bu üçüncü alanı da ortaya çıkarmak mümkün olabilir. Dr.jessup philadelphia deneyinde de bilmeyerek bu durumla karşı karşıya gelindiğini ifade etmiştir.

Dr. Morris Jessup' un teorisine göre manyetik güçler bugün hala esrar perdesi altında sayılır.Eğer Einstein' ın birleşik alanlar teorisini geliştirir, gravitasyon ve elektromanyetik alanları, boyut-zaman teorisiyle birleştirirsek, manyetik alanların yeterince güçlendiği zaman, cisimlere boyut değiştirtebileceğini, dolayısıyla onları görünmez hale getireceğini düşünebiliriz. E= m.c2 formülü kütle ile enerjinin eşitliğini ifade eder. Ve Einstein 'ın genel görecelik kuramına göre kütle ile enerji zaman -mekanı bükebilirdi. Ve Einstein kütleçekim kuvvetlerinin aslında zaman-mekanın eğriliğini ifade ettiğini öne sürmüştür. Fakat henüz kütle ile enerjinin zaman-mekan eğriliğiyle ilişkisini kuran denklemler tam olarak anlaşılmış değildir. Bu da birleşik alan kuramı denklemlerindeki eksik halkadır. Bugün bilinen bir üst düzey gerçek vardır' ki o da maddenin temelde elektirik ve manyetik bileşke yapısını temsil eden enerji kuantlarından kurulu bir sistem olduğudur. Ve bu sistem onun zaman çerçevesini yaratmaktadır.Ama nasıl? Bir nesnenin kütle niteliklerini ve dolayısıyla da o nesneyi kuşatan yerçekimi ve zaman-boyut çerçevesini gerçekten belirleyen şey o nesnenin temel yapı taşları olan kuantların titreşim hızları ve salınım biçimidir.Tüm sır bu kuant denen parçaçık mekaniklerinin gizemli davranışlarında yatmaktadır.

 Çetin BAL: Buraya kadar olan tüm anlatımlarımı yine benim kendi kuramıma paralel bir kuram olan Dr. Dewey B.Larson'un fikirleriyle boyut ve zaman meselesini değerlendirecek olursak keza benimde desteklediğim ve hem fikir olduğum temel düşünceye göre ''evrendeki herşey hareket ve titreşimden ibarettir.'' Buna göre fiziksel boyutumuzu meydana getiren temel titreşim değişebilir. Bu da bir tür boyut değişimi anlamına gelir.Evrendeki her şey titreşimlerden oluşur demiştik, elektromanyetik spektrumun frekanslarında milyonlarca değişmeler vardır. Peki bizim enerjimize bağlı olan bu temel titreşim derken neyi kast ediyoruz. İşte boyut kuramının temel anlayışı bu yanıtta saklıdır. Temel titreşim ışık hızıdır. Bildiginiz gibi hiç bir şey ışık hızından daha hızlı titreşmez. Enerji,boyut,zaman-mekan,yerçekimi,kütle denen herşeyin temel bir titreşim altında bir araya gelip kendiliğinden birleştiğini görebiliriz. Ve bu temel titreşime ait titreşimsel sapmaları inceliyerek yerçekimi dediğimiz olayı ve ''n'' boyutları dediğimiz yada farklı zaman çerçeveleri dediğimiz şeyi rahatlıkla izah edebiliriz. Ve bu doğrultuda zamanı bir dalga yapısı olarak tanımlarsak ( ki' ben öyle kabül ediyorum) bir uzay-zaman eğriliği olarak tanımladığımız yerçekimi fenomeni de zaman dalgalarını ifade eden ''temel ışık titreşimleri genliğinde ve dalga boyunda ve dolayısıyla ışığın temel hız yapısında'' harmonik bir sapma olarak karşımıza çıkar.Böylelikle boyutlar arası kapıları açarak yerçekimsel sapmalar altında bizi uzay-zamanın uzak köşeleri arasında gezdirebilecek güç, yerçekimsel yoğunlukta frekansı ayarlanabilen bir elektromanyetik alan olarak karşımıza çıkar.

Benim teorime göre eğer bir üst boyutun imkanlarından yararlanmak durumunu elde etmiş iseniz uzay aracınızın vibrasyonel seviyesini yükselterek o boyuta geçer ve o boyut üzerinde çok kısa bir zaman süresi içerisinde yolculuk yaparak tekrar vibrasyonel seviyenizi düşürdüğünüzde mevcut kainatın içindeki çok uzak bir gezegene çok kısa sürede seyahat etme imkanına sahip olursunuz. Aslında ben günümüz biliminin varsaydığı karadelikler ya da kurtdeliklerinden yani uzay-zamanın eğrilerek bir tüp geçit gibi başka zamanlara - mekanlara ya da boyutlara geçit verecek şekilde bağlandığını düşünmüyorum. Bu farklı boyutlar nerdeler? Onlar her yerdeler ve farklı frekanslarda ve farklı hızlarda ama aynı AN'da titreşiyorlar.Aynı AN'da..! Buna göre farklı boyutlar ayrı frekanslarda ama aynı boşlukta yayın yapan radyo istasyonlarına benzetilebilir.Ve tıpkı her radyo istasyonunun ayrı bir proğrama sahip olması gibi her boyutta kendi zaman ve mekanına sahip ayrı bir dünyadır. Öyleyse üstuzay yolculuklarının yada paralel evrenlere (hyperuzay'a) geçişin sırrı evrenimize ait maddeyi bu boyutta gösteren temel titreşimlerdeki değişimde gizlidir.Daha öte realite boyutları demek fizikselliğin yokluğu demek değildir.Bu sadece temelde bir frekans yapısında olan maddenin vibrasyonel hal değişimidir.Termodinamiğin ''hiçbir şey yoktan var olmaz, varken de yok olmaz'' diye bilinen kanununu doğru yorumlamak gerek. Hiçbir şey, yok olmaz; ama hal değiştirir. Hal değiştirme bazen yok olma gibi algılanır.Boyut değiştirme yani görünmezlik fenomeni yok olma değil  hal değiştirmedir.Bu sanki buzun katı halden sıvı hale ve sıvıdan da gaz haline geçişi gibi bir faz değiştirmedir.Sonuçta boyutsal bir faz değişimi geçiçi bir görünmezlikle sonuçlanır. Zamanı bükmek demek maddeye ait titreşimlerin sayısal ritmine karşılık gelen zaman akış hızını değiştirmek demektir.Her alemin kendine ait bir zamanı vardır.Akışı, diğer alemlerinkinden farklıdır.Bu nedenle her alem sadece kendi zamanı içinde algılanabilir. Onun zamanı aşıldımı artık o alem yoktur; geçilen, içine girilen zamanın alemi vardır.Zamanın akış hızı, aktığı alemin madde yoğunluğu ile bağlantılı olarak hızlanır ve yavaşlar.Bu zaman formülüne göre diyebilirizki ''zaman çerçevesi = kütlenin yoğunluğu + kütleye ait enerjinin titreşim hızı''.

Zamanın, evrendeki her yoğunluk ortamında farklı hızı vardır.Bu akışın bizim boyutumuzdaki hızı yaklaşık 300.000 km/sn'dir.Işık olarak algıladığımız foton yapıları bu zaman enerji akımı ile taşındıklarından bu hız dünyada ışık hızı olarak bilinmektedir.

Tekrar philadelphia deneyine dönecek olursak parisli bilim adamı George Langelaan, ''Les Faits Maudits'' adlı yapıtında Dr.Morris Jessup'un 1942 yılında ''özdeğin zaman ve uzaya bağlı olmadan göçürülebileceği'' ve görünmez yapılabileceği ilkesini Einstein 'ın ''Alan varsayımı'' ndan çıkardığını söylemektedir. Romanya 'lı Prof.Doru Todericu, zaman' la -uzay'a bağlı olmayan bir süreçte atom parçacıklarının etkinliğine değin bir varsayımı ortaya koymuştur.Buna benzer bir varsayım da Sovyetler Birliği 'nce ileri sürülmüştü. Kaybolan gemi konusunda şimdiye değin, hiç bir yalanlama yapılmadı bu deneylere ilişkin olarak.

                                                        destroyerA.gif (43160 bytes)

 PHİLADELPHİA DENEYİNİN ARKA YÜZÜ:Jessup, 1940 yılında, postadan “görünmezligin” sırlarından ve “Birleşik Alanlar”ın elektromagnetizmasından söz eden inanılmaz formüllerle dolu bir mektup alır. Bu mektuptaki imza, Fransızca’ya uyarlanmış “Charles M. Alain”dir.

. Mektupta yazılanlara baktığında şaşkına uğrar; inanılmaz şeyler vardır. “Görünmez olmanın sırlarıve bir taşıtı görünmez hale getirmenin tam bilimsel ve akla gelmeyecek elektriksel aygıtları ve dev bobin planları bu mektupta yer almaktadır. Yazılanların altındaki imza, yine “Karl Michael Allein” e aittir.Bu dökümandaki çizimler ve teoremler, “KMA” imzasını taşımaktadır. Jessup, bu belgelerde, bir sürü çizimin yanısıra, UFO benzeri disk biçimli uçan araçların teknolojisinin en ince ayrıntısına kadar verildiğini hayretle görür ve bu çizimleri kopya etmekten kendini alamaz (Daha sonraları yayınladığı “The Case for The UFO” (UFO Dosyasi) isimli kitabının ana kaynağı bu çizimlerdir).

jessup görünmezlik olayının, bilim yoluyla da gerçekleştirilebilecegine inanmaktaydı. Çünkü, görünmezlik mekanizmasının, tamamen enerjetik alanlara dayandığını fark etmiş ve olağanüstü şiddetli manyetik alanlarda bunun gerçekleşeceğine inanmıştı.

Dr. Jessup, o yıllarda, ABD Deniz Kuvvetleri’nin çok deger verdigi büyük bir bilim adamıdır. Yapay manyetik alanlar oluşturularak bir geminin görünmez olup, olamayacagının denenmesi, İkinci Dünya Savaşı’nın en yogun oldugu bu dönemde, ABD Deniz Kuvvetleri’nin de çok ilgi duyduğu bir projedir. Dr. Jessup ise, böyle bir deneyi üstlenebilecek tek kişidir.

Bu deneyle, maddenin uzayda yer değiştirmesi planlanmıştır. Başka bir deyişle, madde, atomlarına ayrıştırılacak ve başka bir fizik mekanda tekrar bir araya getirilecektir.Yani, bir “ışınlama” deneyi yapılacaktır. Bu deneydeki asıl hedef, Einstein’in Birleşik Alanlar Teorisi’ni , uygulamalı olarak kanıtlamak ve bundan askeri amaçlarla yarar sağlamaktır. Yani, oluşturulacak yapay bir manyetik alanla, savaş gemilerinin düşman gemileri karşısında görünmezliginin sağlanması amaçlanmıştır.

Yukarıdada belirtildiği gibi Birleşik Alanlar Teorisi, “mekan-zaman” ve “madde-enerji” kavramlarının aslında birbirinden ayrı birimler değil, aynı elektromanyetik uyarılar karşısında “birleşebilecek” nitelikte oldukları görüşüne dayanır. Bu teori, UFO’ların nasıl birdenbire görünüp, birdenbire kaybolabildiklerini açıklayabilecek tek teoridir. J. Helms ve L. Harry’nin “Argosy UFO Magazine”de 1977 yılında yayınlanan “The Carlos Allende Letters: Key to The UFO Mystery” (Carlos Allende Mektupları: UFO Gizeminin Anahtarı) başlıklı yazısında bu konuda bazı ipuçları bulunmaktadır.

Yapılacak uygulamada, bir bobinde oluşturulacak olan elektrik alan, kendisine dik bir manyetik alan yaratacaktır. Bu alanlardan her biri, evrenin bir düzlemini temsil eder. Oysa, evrenin üç düzlemi vardır. Demek ki, üçüncü bir alan daha olmalıdır. Projenin bir amacı da, insan eliyle yaratılacak yapay bir manyetik alanla oluşturulabilecek olan bu üçüncü düzlemin, insanlar ve cisimler üzerindeki etkilerinin araştırılmasıdır. Söz konusu deney, çok güçlü manyetik jeneratörler ve bobinlerle bir gemiye ve yakın çevresine elektrik akımı yükleyerek, buradaki elektrik alana dikey durumda yoğun bir manyetik alan oluşturmak ve böylece oluşan bu “dipol” alanda, iç uzaya, yani “tünele” girip, başka bir tünel ucundan çıkmak şeklinde özetlenebilir.

Tesla “Philadelphia Deneyi”nin hazırlık aşamasında ve ilk uygulamalarında, 1931-1943 yılları arası