"The Shawshank Redemption" (1994)

                                                          

Frank Darabontun yönetip, Morgan Freeman ve Tim Robinsin eşsiz oyunculuğuyla süslenen mükemmel bir film.. İzleyiciyi filmin başından sonuna kadar ters köşeye yatıran senaryosuyla, mükemmel görüntüleriyle, şiir tadındaki replikleriyle, İnanılmaz oyunculuğuyla en iyi film tanımlaması için kıstas olacak bir film..

Değeri geç anlaşılan filmler serisi olarak üç filmlik bir seri yazacağım. Çünkü bazı filmler güzel olmalarına rağmen gişede başarılı olamazlar. Ama zaman geçtikçe yıllanan şaraplar gibi hak ettikleri değere ulaşırlar.  Esaretin Bedeli.

Benim izlediğim en iyi hapisten kaçış filmi "Esaretin Bedeli" olarak gösterilen "Shawshank Redemption"
Tim Robbins oynamıştı. Çok zekice ve psikolojik bir kurgusu var. Son ana kadar gerilim sürüyor ve umudun bittiğini sandığınız anda umut kurtuluşa dönüşüyor.
 

                            

 

Tür : Dram
Yönetmen : Frank Darabont
Senaryo : Frank Darabont , Stephen King (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Roger Deakins
Müzik : Thomas Newman
Yapım : 1994, ABD , 142 dk.

Oyuncular:
Tim Robbins , Morgan Freeman , Bob Gunton , William Sadler , Clancy Brown , Gil Bellows , Mark Rolston , James Whitmore

Filmin Konusu:
Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır.

Bu mahkumlardan biri olan Red ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.

Stephen King'in korku türü haricindeki ender romanlarından birinin uyarlaması olan film, gösterime çıktığı yılda inanılmaz bir başarı elde etmiş ve gişe rekorları kırmıştı.

Filmin Adı : Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption (1994)
IMDB Puanı : 9.2/10
Filmin Türü : Suç, Dram
Filmin Süresi : 142 dk.
Çekildiği Yer : Ashland, Ohio, ABD


Yönetmen : Frank Darabont
Senarist : Stephen King (kısa hikayenin yazarı), Frank Darabont
Oyuncular ;
Tim Robbins … Andy Dufresne
Morgan Freeman … Ellis Boyd ‘Red’ Redding
Bob Gunton … Warden Norton
William Sadler … Heywood
Clancy Brown … Captain Hadley
Gil Bellows … Tommy
 

    "korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsünüz..."

 


Stephen King’in, Rita Hayworth And Shawshank Redemption adlı romanından Frank Darabont tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Filmin yapım aşamasının çok zahmetli olduğu yeni çıkan DVD’den anlaşıldı. Stephen ve Frank filmde beraber çalışmışlar ortaklıklarını Yeşil Yol filminde de devam ettirmişlerdir.
Kısaca anlatırsak, başarılı bir bankacı olan Andy Dufrense (Tim Robbins) karısı ile sorunlar yaşamaktadır. Karısı ve aşığı öldürülünce, kıskançlık nedeniyle cinayetin Andy tarafından işlendiğine inanılarak hapse atılır. Başarılı ve iyi karakterli birisi için hapishane şartları çok ağırdır. Ancak güçlü iradesi ve başta Red (Morgan Freeman) olmak üzere edindiği yeni arkadaşlarla, Andy güçlüklerle savaşır. Filmi daha fazla anlatmaya gerek olmadığını düşünüyorum. ABD’nin en iyi dergilerinden birinin okuyucuları tarafından dünyanın en iyi filmi olarak seçildi ve çoğunuzun seyrettiğine inanıyorum. Demek ki insanlar kaliteli yapımların değerini biliyorlar. Bu yüzden arka plana geçmek istiyorum.
Kitabı, sinemaya uyarlarken Frank Darabont bazı değişiklikler yapmış ve film daha da güzel hale gelmiş. İlk olarak kitapta İrlandalı ve beyaz olarak görünen Red için filmde zenci aktör Morgan Freeman düşünülmüş. Hatta Frank, Stephen King’i arayarak söylemiş ve Stephen fikri çok harika bulmuş. İkincisi olarak kitapta kısa bir karakter olan yaşlı kütüphaneci Brooks filmde temel taşlardan birisi olmuş durumda. Gencin vurulup öldürülmesi de kitapta yok. Bize de film çok sevildiğine göre yönetmeni bu yaptığı değişikliklerden dolayı ayakta alkışlamak düşer.

                                                            

                         

                         

                         

                         

                 

                

                 

                   

                   

                   

                  

                  

                           

              

                   

                   

              

 

              

                 

                 

                

                                      

 

                                        

                   

                    

                  

                     

 

                                   

                                                        

                                 

                           

                   

                            

            

 

           

                         


Film çekilirken duygusal ağırlıktan dolayı oyuncular ve set ekibi sürekli ağlamışlar. Sinemalara çıkınca hepsi çok üzülmüşler çünkü film ilgi görmemiş. Ertesi yıl filmin videosu ise yılın en çok satılan filmi olmuş. Oscar ödüllerine 7 dalda aday olmasına rağmen eli boş dönmüş ama halkın Oscar ödüllerinin hepsini almış.

                                                

                                                 -buraya nasıl düştün?
                                                 -ben masumum.
                                                -burada kimse suçlu değil ki zaten.
 

                                                          

                                            

                                             

                                                           

                                              

 

 

                             

                                                 

                            

                                                                   

                                                                         

                                                                         

     

                                            

                                            

 

                                   

                                                 

                                                 

                                   

                                  


Yönetmen Frank Darabont’un bizden bazı istekleri var. Belki defalarca seyrettiğimiz ama dikkat etmediğimiz üç sahneyi tekrar seyretmemizi istiyor. Birincisi filmin başında hapishanenin helikopter ile çekimi, ikincisi Andy araba ile giderken kameranın arabadan yana doğru kayarak sonsuz Pasifik Okyanusu’nu göstermesi ve sonuncu olarak finalde buluşma sahnesi. Zaten finali hoşumuza gitmişti ben diğer iki sahneyi seyrettim gerçekten çok güzel.

              

                                                                      

                                                                    

                                              

                                        

                    

                                                           

                              

                            

                             

                              

                                    

Ama benim favori diyalogum Tim Robins'in umutlarının söndüğü kaçmayı düşündüğü zaman Red'le yaptığı konuşma. Tim umuttan bahseder, Red'de "Umut mu, umut bir kuş gibi bu hapishanenin duvarlarına çarpar" ve konuşma devam eder. UNUTMAYIN! Tim demiş ki: "Pasifiğin hafızası yoktur"

 

umut adına, pes etmemek adına bir film. Filmde son söz morgan freeman'dan duyulur; "i hope". Göründüğünden çok daha ince bir ayrıntı bence.

- sana nereye gideceğimi söyleyeyim.

- zihuatanejo.

- ne dedin?

- zihuatanejo.

- meksika’da.

- pasifik okyanusunda küçük bir yer.

- meksikalılar pasifik hakkında ne derler biliyor musun?

- hiç hafızası olmadığını söylerler.

- işte hayatımın geri kalanını burada yaşamak istiyorum.

- hiç hafızası olmayan sıcak bir yer.

- tam kumsalda...

- ...küçük bir hotel.

- eski değersiz bir tekne alıp...

- ...onu yeniymiş gibi onarmak.

- misafirlerimi...

- ...balığa çıkartmak.

- zihuatanejo.



Filmin diyalogları ise şaheserdi. İşte onlardan üç güzel diyalog. Yaşlı Brooks’un tahliye zamanı gelmiştir ama buna sevinmemektedir. Arkadaşları bunu anlayamamaktadır. Red:
—Çıldırdığı falan yok. Artık kurumsallaşmıştı. O adam elli yıldır burada, elli yıl! Bildiği tek şey bu. Burada önemli bir adam, eğitimli biri ama dışarıda bir hiç. Sadece iki eli kireçlenmiş bir mahkûm, kütüphane kartı bile alamaz belki. Şimdi ne demek istediğimi anlıyor musun?

                                                           

                                        

                                        

                                    


Andy karısının ölümünden dolayı kendini suçlamaktadır. Red ile bu konuyu konuşurken:
—Karım sürekli beni tanımanın zor olduğunu söylerdi. Kapalı bir kitap gibisin derdi. Hep şikâyet ederdi. Çok güzeldi. Tanrım, onu gerçekten sevmiştim. Ama nasıl göstereceğimi bilmiyordum. Onu öldürdüm, tetiği ben çekmedim. Onu uzaklaştırdım ve karım benim yüzümden öldü, davranışım yüzümden.
Red her on yılda bir gelen şartlı tahliye memurları ile daha önce üç defa konuşup geri çevrilmiştir. Hapishanede 40. yılı nedeniyle memurlarla arasında şöyle bir konuşma geçer:
—Düzeldiğine inanıyor musun?
—Düzelmek mi? Bir düşüneyim, bunun ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok artık. Ben bunun ne olduğunu biliyorum evlat. Benim için uydurulmuş politik bir kelime. Sizin gibi iş sahibi, takım elbiseli, kravatlı gençlerin bilmek istediği ne? Ne yapmamı istiyorsunuz? Yaptığım için pişman olmamı mı? Pişman olmadığım bir gün bile yok ki. Burada olmam ya da olmamam gerektiğini düşündüğümüz için değil, o zamanları hatırlıyorum da küçük aptal bir çocuğun işlediği korkunç bir suç. Şimdi onunla konuşmak istiyorum. Onunla konuşmak istiyorum. Ama bunu yapamıyorum, o çocuk geçmişte çok eskilerde kaldı. Bu yaşlı adam onun artığı işte, bununla yaşamak zorundayım. Düzelmek mi? Bu çok saçma bir söz. Gidip formlarınızı damgalayın evlat ve boş verin gitsin, vaktimi harcamayın. Çünkü doğruyu söylemek gerekirse artık umrumda değil…

 

                                        

                                        

                                         

RED:  --"Hala o iki İtalyan bayanın ne söylediği hakkında fikrim yok. Doğrusunu isterseniz, bilmek de istemiyorum. Bazı şeylerin söylenmemesi daha iyidir. Söyledikleri şeyin, kelimelerin ifade edemeyeceği kadar güzel ve kalbinizi sızlatacak kadar duygulu birşey olduğunu düşünmek istiyorum." --  The Shawshank Redemption


   

                                                           

UMUDA DAİR BİR FİLM

Bir film düşünün; büyük umutlarla girdiği vizyonda hayal kırıklığı yaşamasına hatta harcanan bütçenin yarısı kadar bir hâsılat yaparak batmasına, yedi dalda aday gösterildiği Oscar ödüllerinden bir tanesini dahi alamamasına rağmen; bugün, neredeyse bütün sinema platformlarında tüm zamanların en iyi filmleri listesinin ilk sıralarında gösterilsin.
Evet, her ne kadar böyle bir ihtimal mantık sınırlarını zorlar da olsa böyle bir film var ve bizim konumuz da bu film. Esaretin Bedeli ya da diğer adıyla The Shawshank Redemption.

                                    

                                            

Andy Dufresne: That’s the beauty of music. They can’t get that from you… Haven’t you ever felt that way about music?
Red: I played a mean harmonica as a younger man. Lost interest in it though. Didn’t make much sense in here.
Andy Dufresne: Here’s where it makes the most sense. You need it so you don’t forget.
Red: Forget?
Andy Dufresne: Forget that… there are places in this world that aren’t made out of stone. That there’s something inside… that they can’t get to, that they can’t touch. That’s yours.
Red: What’re you talking about?
Andy Dufresne: Hope.

                           

                                    

                                           Müzik içindedir, bunu senden alamazlar..

                                     

                           Korkun seni mahkum eder, umudun seni özgür bırakır (The Shawshank redemption)

                                     

                                     

 

          

                                                    


Hikâyemizin yazarı Stephen KİNG. King kimilerine göre korku edebiyatının yaşayan en önemli ismi, kimilerine göre 3. sınıf bir edebiyatçı, bana göre ise kitaplarının arkasında bulunan resmi yazdıklarından daha korkunç olan, romandan ziyade çok çok iyi bir hikâye yazarı.

                                           

               

 

 

                                       

                                                             

                                                                                           

                


Eserleri sinemaya uyarlanan yazarların başında gelen King’in 1982 yılında yazdığı ve korku temasından tamamen uzak üç öyküden oluşan Different Seasons / Kuşku Mevsimi kitabındaki hikâyelerden birisi de “Rita Hayworth and the Shawshank Redemption” dur. Aslında, karısını ve karısının sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkûm edilen bir bankacının Shawshank hapishanesinde yaşadıklarını anlatan hikâye, gerek bütün fantastik öğelere kapalı oluşundan, gerekse içinde aksiyon namına pek bir şey barındırmamasından dolayı sıkıcı bir hikâye intibası uyandırır. Ama gelin görün ki King’in hikâyeyi ele alış biçimi ve karakterlerin betimlemesi o kadar başarılıdır ki, bu kısa hikâyeyi bir anda potansiyel bir Hollywood senaryosu haline gelir.

                                           

                                                    

                               

                                            

“Gerçekten defalarca, izlenebilecek bir film”. Yıllar geçmesine rağmen aklımdan çıkan birkaç sahne var. Birincisi Brook’un intihar etmeden önce tavan kirişine yazdığı “Brook was here” ve onun sonunda Red ( Morgan Freeman) ın eklediği: “so was Red” yazısıydı. İkincisi ise hapishane müdürünün elindeki taşı postere fırlatması, intihar sahnesi, Tommy’nin hapishane dışında ölmesi ve kasadan çıkan, kesik İncil sahnelerini de unutamam.

                          

                                   hapishane müdürünün andy'e söylediği ''kurtuluş incilin içinde saklıdır.. ''

                                         


Filmimizin yönetmeni olan Frank Darabont, Hollywood da yaptığı en büyük iş birkaç cılız senaryo ve yönetmenlik denemesinden öteye geçmeyen sade bir isimdir. Daha önce Stephen King’ in bir hikâyesini kısa film olarak çeken ve yazarın çok kimseye nasip olmayan beğenisini kazanan Darabont, aralarında gelişen bu samimiyetle yazarın bahsimiz olan hikâyesini de alır ve çalışmalara başlar.

                                                    

                                

                                

                                  

                              

 

                                      

                                             

                                         

                   

                      

    Andy:  Komik olan dışardayken dürüst bir adamdım. Bir ok gibi düzgün. Dolandırıcı olmak için hapse girmem gerekliymiş.

                                       

                       

 

                                  

Brooks karakteri akılda en kalanlardan..

49 yıl süren  mahkumluktan sonra tekrar sivil hayata dönüş. Yaş 80'lerde artık. çocukluğunu hatırlıyor brooks; bizim zamanımızda bir şehirde en fazla bir kaç tane otomobil vardı diyor bir otomobil tarafından tam ezilmek üzereyken ''her şey çok değişmiş insanların bir acelesi var, herkes bir yerlere yetişmek zorundaymış gibi'' diyor yağmurlu bir akşamda şehrin kalabalık caddesinde tek başınayken. Devletin kendisine bulduğu işte hep tuvalet izni istiyor amirinden, amiri benden izin almayı kes, ihtiyacın varsa git yap bana sorma diyor. Nereden bilsin yaşlı brooks hayatı boyunca tuvalet için hep izin istemek zorundaydı. Maalesef işte de başarılı olamıyor. Bir tanıdığı, bir yakını, hayata kendisini bağlayacak hiç bir şeyi olmadığı için intiharı seçiyor bir kurtuluş olarak ve en nihayetinde akıllarımıza kazınan otel odasındaki intiharı ve arkasında bıraktığı otel odası tahtasına kazılı ''brooks was here'' notu!

                                       

                                       

                                    

Red : Sana bu duvarların tuhaf olduğunu söylemiştim. İlk önce onlardan nefret edersin. Sonra alışırsın.
İçeride yeterince zaman geçirdikten sonra onlara bağlanırsın. İşte bu kurumsallaşmak.

Hapishanedeki tüm mahkumların kişilikleri tutarlı bir şekilde işlenmiş.
Birbirleri ile ilişkileri...

Mesela BaşGardiyan'ın tutuklanırken ağlamış olması...
O kişilikte bir kimsenin psikolojisini düşünürseniz, kuvvetle muhtemel...
Ya da Müdür'ün intihar etmesi, tam da kişiliğine yakışan bir eylem.
Red'in "Brooks"a bakarak kendisini de onun gibi o duvarlarla özdeşleştiren kişiliği...
O kadar ki aynen Brooks gibi "Oraya Ait" oluyor sonunda...
Ve bu aidiyeti bozan da Andy oluyor.
Hatırlarsan ne diyordu Red?
Umut etmenin kötü olduğundan bahsediyordu...
Andy'nin verdiği cevap neydi?
"Brooks gibi mi olayım!"
Orada Red bir tepki ile masadan kalkıyor.
Gerçeği görüyor çünkü;
"İnsanı özgür kılan şey Umut'tur..."

Film izlediğim en anlamlı ve tutarlı Psikolojik çıkarımlara sahip.

 


Başrollerini sinema tarihinin en sağlam karakter oyuncularından Morgen Freeman ve Altın Çocuk Tim Robbins’ in kaptığı film 35 milyon dolar bütçeyle çekilir ve 1994 Eylülünde ”The Shawshank Redemption” adıyla gösterime girer. Yalnız büyük beklentilerle gösterime giren film, gişede 18 milyon dolar hâsılat yapıp batması ve ardından Oscar törenlerinde de sıfır çekmesi nedeniyle bir anda 140 dakikalık bir hayal kırıklığına dönüşür. Ama 1995 senesinde Oscar adaylıklarının verdiği bir merakla ev sinemasında tekrar keşfedilen film senenin en çok kiralanan filmi olur. Filmi izleyenlerin yapmış olduğu reklâmların sayesinde sinema tarihinde eşine rastlanmayan bir örneğini göstererek inanılmaz bir patlama yapar ve adını sinema tarihinin en iyi filmleri listesinin ilk sıralarına yazdırır.
Peki, gişede batan bir filmin şu an Dünyanın en büyük film portalı imdb’ de 200 binden fazla oyla tüm zamanların en iyi ikinci* filmi olarak gösterilmesinin nedeni nedir, ne vardır bu filmde.

  

En başta teknik açıdan kusursuzluk vardır, Yönetmenin filme hâkimiyetinden kamera açılarına, tablomsu görüntülerinden müziklerine kadar son derece keskin bir zekâ ve zevki bir araya getirir film. Darabont, yaptığı önemli değişikliklerle adeta kitabı yeni baştan yazarken, teknolojinin bütün imkânlarını son derece sade ve bir o kadar ustaca kullanmış, her şeyden önce bir mükemmel sinema filmi çıkarmıştır ortaya.


Daha sonra mükemmel bir oyunculuk vardır; oyuncu – karakter eşleşmelerinin son derece yerinde olduğu bir filmdir Shawshank, Öyle ki bu sayede, işlediği cinayetlerden iki kere ömür boyu hapis cezası alan ana karakterimizi (Andy / Robbins) ve yine aynı suçtan 20 yıldır mahkûm olan diğer karakterimizi (Red / Freeman) henüz filmin başında sever ve empati kurarız ki, bu da filmin izleyenler üzerindeki etkisini bir kat daha arttırır.


Bu filmde yedinciden öte bir sanat vardır; İzleyiciyi kendine hayran bırakan şiir tadında repliklerle dolu bir filmdir Shawshank. Hapishanede onlarca kez tecavüze ve şiddete maruz kalan Andy, günün birinde buradan çıkarsa Pasifiğe gitmek istemesini “Pasifiğin hafızası yoktur” diyerek dile getirirken, siz hala ‘’Müziğin en güzel tarafı, onu sizden kimsenin alamamasıdır.. Çünkü müzik içinizdedir” repliğiyle beraber dinlediğiniz Mozart’ ın “The Marriage of Figaro” sunun etkisindesinizdir.

                                                             

                               

                               

                                    

 

                                                          

                          

                         

                          

                            

                       

          

                                              

                                   

 

    
Evet, Shawshank’ de bir sinema filmi adına ne olması gerekiyorsa fazlasıyla vardır ama en önemlisi bu filmde “Umut” vardır. “Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsünüz” diye haykıran filmin diğer hapishane temalı filmlerden ayrıldığı en büyük özelliği de budur. Filmi izledikten sonra içinizi kaplayan sevinç ve umut duygusu o kadar büyük ve o kadar yoğundur ki bir an için ne filmin başını hatırlarsınız ne konusunu. Bu kadar sürprizlerle dolu bir filmin, üst üste defalarca izlenmesinin sebebi de bilinçaltına işlenen, o duyguyu tekrar yaşama isteği olsa gerek.

 

                                              

                                                                  

                                               

 

                                                         

                       

                                             

                                                    

                                                     

                                                      

                                                     

                                                     

                                           


Evet, işte The Shawshank Redemption önsöz olarak böyle bir filmdir. Nerdeyse 100 yıllık sinema tarihinin bir daha gözden geçirten, en iyi film sıralamaları için kıstas olan ve yüzyılın filmi yaftası yapıştırılan bu filmi, henüz izleme fırsatı yakalayamamış herkese tavsiye ederek yine filmden bir alıntıyla bu önsözü noktalıyoruz.

     


Red: umarım pasifik hayalimdeki kadar mavidir...(the shawshank redemption filminin son cümlesi)

“Unutma Red.Umut iyi bir şeydir. Belki de en iyisidir.
Ve iyi şeyler asla ölmezler.”

Mozart'ın le nozze di figaro isimli operasından bir bukle dinletmektedir.(kontes ile susanna'nın düeti) tim robins'in bu şarkıyı mahkumlara dinletirken yüzüne yerleşen mutluluk, taze bahar sabahlarını, uyandığında hala mis kokan yastıkları, son anda cepte bulunan bozukluk sayesinde para bozdurmaktan kurtulmuşluğu anımsatıyor.

Bu filmin ruhunu en çok yansıtan sahne red'in arkadaşı andy dufresne'yi zihuatanejo da bulduğu sahnedir. Kumsalın üzerinde çıkıp iki dostun sarıldıklarını uzak çekim gösterdiği sahne harikadır. Bir diğer satır arası da şu bence.

Tim Robbins (Andy Dufresne) :  ''...dışardayken dürüst bir insandım. Dolandırıcı olmam için hapse girmem gerekti. ''

   

   

 

  Andy, bir gün buradan kurtulursa pasifiğe gitmek istediğini söyler ve nedenini soranlara şöyle der:  "Pasifiğin hafızası yoktur.."

                                                                                    

                                   

                  

 

             Umut iyi birşeydir hatta en iyi şeydir iyi olan birşeyde asla bitmez.

          

Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption Film Replikleri

Red : O gün o iki İtalyan bayanın ne söyledikleri hakkında hiçbir fikrim yoktu. Gerçek şu ki, bilmek de istemiyordum.
Bazı şeyler söylenmeden güzeldir. Çok güzel birşey hakkında olduğunu düşünmeyi seviyordum.
Kelimelerle ifade edilemeyen ve bu yüzden kalbinizi acıtan.
Size söylüyorum, o sesler kimsenin rüyasında bile cesaret edemeyeceği kadar yükseklere ve uzaklara gidiyordu.
Sanki güzel bir kuşun sıkıcı kafeslerimize kanat çırpması gibi. Ve o duvarları eritmesi gibi.
Ve özet olarak Shawshank’daki her adam kendini özgür hissetmişti.

Andy : İşte müziğin güzelliği bu. Onlar bunu senden alamazlar.

Andy : Birşeyler var içinde…Alamayacakları…Dokunamayacakları…Sana ait olan bir şey var.
Red : Neden bahsediyorsun ?
Andy : Umut.
Red : Umut mu ? Sana bir şey söyliyeyim, dostum. Umut tehlikeli bir şeydir. Umut bir insanı delirtebilir.
İçerdeyken bir faydası yoktur. Bu fikirden vazgeçsen iyi edersin.

Andy : Komik olan dışardayken dürüst bir adamdım. Bir ok gibi düzgün. Dolandırıcı olmak için hapse girmem gerekliymiş.

(40 yıl yattıktan sonra Islah Komisyon’unun önünde)
Red : Gerçeği söylemek gerekirse umrumda bile değil.

(Mektubunda)
Andy : Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.

KISA KISA
İlk gece en zor olanıdır.
Üçe kadar saymayacağım. Hatta bire kadar bile saymayacağım.
Yerinde olsaydım kafamın arkasına göz koyardım.
Hapishane peri hikayelerinin dünyasında değildir.
Hapishane hayatı rutindir ve daha da rutin.
İnsanların yetenekleri olmalıdır.
Mektupla neler başarabileceğine inanmazsın.
Kaybedenlerle vakit harcamam.
Hapishanedeki bir adam zihnini meşgul edebilmek için herşeyi yapar.
Hortumun ortasındaydım. Sadece fırtınanın bu kadar uzun süreceğini beklemiyordum.
Her insanın dayanma noktası vardır.
Hızlı yaşamak veya hızlı ölmek.

Replik değil ama belirtmek istedim yine de. Tahtaya kazılı olan yazı.
Brooks was here. So was Red. (Brooks buradaydı. Red öyle.)


 Başka bir yorum...
 

Frank Darabont’un yönettiği ve Stephan King’in kısa bir roman uzunluğundaki öyküsü “Rita Hayworth and Shawshank Redemption” dan uyarlanmış olan, başrollerinde Tim Robbins ve Morgan Freeman’ın oyandığı harikulade bir film…

Özetle Andy Dufresne(Tim Robbins) genç ve başarılı bir bankerdir. Eşinin ve eşinin aşığının ölümünden suçlu bulunarak Shawshank hapishanesine gönderilir. Hapishanede hayat berbattır. Dayak, işkence, tecavüz gibi türlü olaylar yaşanırken, Andy çevresindekileri bu zor koşullar altında bile insanca yaşanabileceğine inandırır. Shawshank’in işleyen rutinini bozar ve bu rutini oturtup keyif süren büyükbaş müdür Norton ne yaparsa yapsın Andy’iAndy’iShawshank’te? en iyi dostu Ellis Redding (Morgan Freeman) olacaktır.


Her filmin mutlaka kötü bir yanını bulan, şurası eksik burası fazla diyen ben bu filme takacak hiç bir kulp bulamadım. Hatta aramadım bile. Çünkü insanı kendinden başka biri yapıyor izlerken. Film o kadar sürükleyici ki hiç bitmesin istiyor insan. Ve bittikten sonra sanki kendim yaşamış gibi her anını, her karesini hatırlayabiliyorum.



Andy aslında haksız yere hapse girmiştir. Eşi tarafından aldatıldığını hapse girmeden hemen önce, kendi yatak odasında eşinin ve sevgilisinin öldürülmesyle öğrenmiştir. Shawshank hapishanesine geldiğinde ise birbirinden korkunç işkencelere maruz kalır. Ama güçlü iradesi sayesinde seyirciyi kendine hayran bırakacak şekilde sabırlı ve hayata bağlıdır. Kendisi hayata bağlı olduğu gibi, çevresindekileri de hayata bağlar ve hapishanede akla gelmeyecek güzellikler yaratır. Bunlardan en önemlisi 6 yıl boyunca bıkmadan, usanmadan her hafta mektup yollayarak açtığı kütüphanedir. Hapishane müdürü Norton, önceleri sinir olduğu bu adamı bir şekilde keşfeder ve banka işlerinde para aklaması için kullanır. Böylece Andy bir süre sonra müdürün kölesi kıvamına gelmiştir. Filmin bir noktasında, Andy kendini aklayabileceği bir şans yakalar. Hırsızlık suçundan Shawshank’e gelen bir genç, Andy’nin işlediği sanılan cinayeti asıl işleyen adamı tanıyordur. Bu konuda tanıklık yapabileceğini söyler. Ama bu durum müdür Norton’un hiç işine gelmez ve bu genci kılıfına uygun bir şekilde ortadan kaldırır. Zaten masum olan ve bunca haksızlığın karşısında bile çabalamaktan vazeçmeyen Andy’nin böyle bir fırsatı kaçırması ile filmde bir anda çöküş başlar. Andy de artık kendini bırakmış ve her an intihar edebilecek durumdadır.

Baştan Spoiler demiş bile olsam filmin final sahnesini anlatmak istemiyorum. Çünkü hayatımda görüp görebileceğim en muhteşem finali kelimelere dökmek çok zor.

Filmde Andy’nin haricinde çok sevip, bağrımıza basabileceğimiz iki karakter daha var, Red ve Brooks. Red abimiz dışardan içeriye gizliden sipariş trafiği sağlayan bir mahkum. 17-18 yaşlarında gelmiş Shawshank’e ve biz kendisini tanıdığımız sıralarda 40′lı yaşlarda. Her 10 yılda bir, şartlı tahliye için önlerine çıktığı komiteyi bir türlü ıslah olduğuna ikna edememiş. Brooks ise tonton mu tonton, şeker mi şeker kütüphaneci bir amca. 80′li yaşlarında ve 50 senedir Shawshank onun evi olmuş. Hapishaneden çıkmak istemeyecek kadar hemde…

Filmi izledikten sonra replikler ve sahneler hafızaya derin bir hasar veriyor.

Mesela “Brooks was here”. Bu bir replik olmasa da, filmde en çok akılda kalan cümle. Zaten insanı mahveden bir sahnenin hemen öncesinde duvara kazınırken gördüğümüz için, sanki Brooks o duvara değil de kafamıza kazımış gibi oluyor bu cümleyi… Hatta filmden sonra (ne yalan söyleyeyim) gidip gördüğüm yerlerde bir yere adımı yazmak istersem hemen uygun bir duvar bulup “Dilek was here” yazmışımdır. Siz düşünün artık, o kadar etkileyici yani.




Andy’nin bu sözleri de filmin konusunu kısaca özetliyor;

“Korktukça tutsak,umut ettikçe özgürsünüz…(Fear can set you prisoner,hope can set you free…)”

Ayrıca kendisini aldatmasına rağmen, Andy’nin Red’e eşini anlatırken sarfettiği replikler;

“Karım sürekli beni tanımanın zor olduğunu söylerdi. Kapalı bir kitap gibisin derdi. Hep şikayet ederdi. Çok güzeldi. Tanrım, onu gerçekten sevmiştim. Ama nasıl göstereceğimi bilmiyordum. Onu öldürdüm. Tetiği ben çekmedim. Onu uzaklaştırdım ve karım benim yüzümden öldü. Davranışım yüzünden…”

Esaretin Bedeli böyle bir film işte. Bir hapishane filmi olmasına rağmen o kadar farklı, o kadar özgün bir tadı var ki… Herşey ayrıntılarında gizli bu filmin. Bütün tadı ayrıntıların anlatılışında.

Ha bir de unutmadan ;

“Kurtuluş incilin içindedir.”


Bu film için çok şey söylememek lazımdı aslında. Çünkü, zaten izlemeyen çok az sayıda insan vardır ve eminim büyük bir çoğunluğu yazdıklarımı biliyordur, hissettiklerimi hissediyordur. Ama elde değil yarabbim, çok güzel bir film

Ayrıca bu kadar ballandıra ballandıra anlattığım bu film, gösterime girdiğinde yapımcılara tam bir hayal kırıklığı yaşatmış. 35 milyon dolarlık bütçesiyle, 18 milyon dolarlık gişe hasılatı yaparak dibe vurmuş. Ardından oskara aday gösterilmiş, fakat oskarı da kaptırmış. Ancak, iş ev sinemasına gelince ortalığın tozunu attırmış ve gelmiş geçmiş en iyi filmlerin arasına girmeyi, hatta bu kulvarda 2. olmayı bile başarmış.-İMDB’de 250 film arasından gelmiş geçmiş en iyi 2. film seçilmiştir. (1. Godfather)-

İyi seyirler…

 

Kısa yorumlar:


Şaibeli bir şekilde karısını öldürmek suçundan Shawshank hapishanesine gönderilen Andy Dufresne (Tim Robbins), burada hiç alışık olmadığı bir hayat mücadelesi vermeye başlıyor. Hapishanede tanıştığı Ellis Redding (Morgan Freeman) onun en yakın dostu oluyor ve kendi deneyimleriyle Dufresne'e mücadele gücü veriyor. Film, Stephen King'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlandı ve gösterildiği ülkelerde büyük ilgiyle karşılandı ve 7 dalda Oscar'a aday gösterildi.


Film sıradan bir hapishane filmi gibi gözüksede, içerisindeki replikler ve dostluğu ifade den vurgular gerçek anlamda insana kendisini sorgulama fırsatı veriyor... Suçsuz yere bir haksızlığa uğramanın insan üzerindeki etkileri, arkadaşlığın nasıl bir kavram olduğu, zorluklarla nasıo mücadele edilebileceği ve en önemlisi esaretin insana neler yaptırabileceği hakkında önemli bir kademe ilerleyebilirsiniz...


Bir hapishane ortamında, hiçbir menfaat gözetmeksizin arkadaşlarına sadece birer bira ısmarlamak adına kendini riske atması, kurtuluşun incilin içinde olduğunu idda eden hapishane müdürüne bunu ispatlaması, sadece bir kaç dakika kendini özgür hissetmek adına; yasak olduğu halde tüm hapishaneye müzik dinleterek ardından çok ağır bir ceza alması ve en garibi bütün bunları yapanın suçsuz yere hapishaneye girmiş başarılı bir bankacı olması mükemmel bir kurgunun ürünü olsa gerek...


Tüm bunlarla beraber umudunu hiçbir zaman yitirmemesi ve arkadaşlarında umutsuzluk gördüğü anda bunu gidermeye çalışması... İşte size izlenmesi gereken gerçek bir film... Eğer bu filmi izlemeden; özgürlük, adalet, eşitlik, esaret vb. kavramlar hakkında ahkam kesmeyin... Çünkü Yanılırsınız...


Aynı zamanda film içerisinde enteresan hayat hikayelerine ve uzun yıllar mahkumiyet çekmiş insanların psikolojik durumlarına ulaşabiliyorsunuz... Gerçek anlamda etkileyiciydi: 50 yıl hapishanede kaldıktan sonra serbest bırakılan bir adamın; "-ben hapishaneye girmeden önce bir araba görmüştüm, şimdi heryerde onlardan var" demesi ve ardından uyum sağlayamayarak intihar etmesi...

İlgi çekici bir sahne de sürekli ıslah olduğu kanaatine varılmayan bir adamın, kendisini salıvereceklerin karşısına geçerek rest çekmesidir... Kendisinden emin ve dünyayı değişik açıdan görebilen bir adamın...

 

 Ana Sayfa / index  / Roket bilimi /  E-Mail / Kuantum Fiziği  /  UFO Galerisi / UFO Technology