| |
:: Zaman Yolculuğunu
Araştırma Merkezi © 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkey /
Denizli ::
DÜNYA DISI YARATIKLAR TARAFINDAN KACIRILAN iNSANLAR
Kahramanımızın adı Bruce; New York'ta yaşıyor; bir öğle sonrasında
Syracuse'da bir kitapçıda dolaşırken, yeni basılmış bir kitabi görünce
korkuyla irtkildi. Kapaktaki resim onu etkilemişti. Unutulmayacak bir yüzdü,
yeşile dönük bir teni, belirgin sivri bir çenesi ve iri derin gözleri vardı.
Gözlerinin rengi madeni siyahtı.Bruce: gözlerini hipnotik etkisinden
kurtatıp başka tarafa dönene kadar yeterince etkilenmişti, dayanamadı ve
tekrar rafa geri dönerek kitabı aldı. Kitap. Whitley Strieberin çok satan
kitabi olan "Communion'du ve dünyadışı ziyaretçilerle ilgiliydi. Bruce,
kitaba şöyle bir baktıktan sonra satıcıya giderek, gözlerin yanlış çizilmiş
olduğunu söyledi ve sonra kitabı bırakarak kaçarcasına oradan uzaklaştı.
Yolda kendini sorgulamaya başladı gözlerin yanlış olduğunu nereden
biliyordu? Resmi kendi çizmemişti.Fakat garip bir içgüdüyle sanki yıllardır
unuttukları aklına geliyordu. "Communion"daki resmi kendiside çizebilirdi,
sonra söyle diyecekti; "Hatırladıklarım borudan kuyuya akan bir su gibi
beynime akıyordu sanki." 1978 yılı yaz aylarında Bruce, karısı Marion ve oglu
Steven'le bir akrabalarından dönüyorlardı. Steven gögü izlerken birden alçak
uçan bir uçagın inmeye çalıştığını söyledi. Bruce olayı şöyle anlatıyor:
'Etrafta garip bir gürültü vardı. Bunun yola inmeye çalısan arızalı bir uçak
olduğunu düşündüm ve benden yoldan çekilmemi istedigini zannettim."
Hatırladığına göre; gaza sonuna kadar basmasına ragmen araba çalışmamış,
lastikler yanmaya başlamıs ve arabanın ısısı yükselmiş, bunun üzerine
arabayı durdurmaya karar vermiş. Bir kaç dakika sonra dışarıya bakan Marion
korkunç bir çığlık atmış ve Bruce kapıları ve pencereleri kapatmış. Sonra
Steven'in üzerine bir battaniye örterek kipirdamamasini söylemis. Arkasina
baktiginda birilerinin yaklastigini görmüs; Gerisini ondan dinleyelim;
"Askeri üniformalari olan iki kisi geliyordu, üniformalar normaldi, üstleri
bej, altlari siyah renkti. O sirada Marion garip davranmaya basladi. Kapilar
kapali oldugu halde açik olduklarini zannediyor, kitledigini sanarak tam
tersim yapiyordu. Ayrica pencereler de kapaliydi ama onlari da açik
zannederek kapamak istiyor, açarken kapadigini saniyordu. Böylece aramizda
arabayi kilitli tutmak için bir çekisme basladi. Marion panik halindeydi ve
birden öncekinden daha korkunç bir çiglik atti, O anda, basim dönmeye
basladi. Tanrim! Disardakilerin gözlerinden kendimi alamiyordum. Sanki
kilitlenmistim. Birden arkamda bir kapi sesi duydum, Marion gitmisti,
askerlerden birisiyle gidiyordu. Sanki gezintiye çikmisti, disari çikip
Marion'u almak istedim, ama etrafta baskalari belirmisti. Kendimi koruma
hissine kapilmistim. Merak ediyor ama kendimi riske atip gitmek de
istemiyordum. Steven'i gördüklerini anlatmasi ve yardim istemesi için oradan
kaçirmayi düsündüm, yetkililere karsi bir kanitim olacakti. Bu yüzden ön
koltugu yatirdim ve Steven'e geçecek bir yer biraktim. Ama tam bu sirada
arkamdan biri beni dürttü, sag tarafimdaydi, sanki bir igne batirilmisti."
Uzayli yaratiklar yeni bir irk yaratiyor...
Bu noktadan sonra Bruce her seyin bulanik oldugunu söylüyor. Emin oldugu tek
sey ise, yol üzerinde biraz sürüklendigi. Sonrasini animsamiyor. Ve birden
kendisini Marion ve Steven ile eve dönüs yolunda ilerlerken buluyor. Aile
eve beklenenden iki saat sonra dönmüstü. isin en garip yani, aile bu konuyu
bir daha hiç konusmadi, ne kendilerine geldikten sonra, ne de daha sonra.
Bruce'un garip hikayesi, (ve iki saatlik açiklanamayan kayip zaman) onu ve
ailesini UFO'lar tarafindan kaçirilan pek çok kisinin arasina soktu. Bu
hikayeleri anlatanlarin sayisi çok fazladir; uzak geçmiste dogaüstü
yaratiklar tarafindan yani cinler, periler tarafindan kaçirildiklarini iddia
edenlerin yerini artik UFO'lar tarafindan kaçirilanlar almistir. Tüm
kaçirilanlarin anlattiklari ortak bir nokta var; yaratiklar ortalama 1.20 m.
boyunda, iri göziü, gri tenli yaratiklarin onlari almak için gökyüzünden
geldikleridir.
Bu garip ziyaretçiler insanlari hipnotize ederek. evlerinden ya da
arabalarindan bakis açisi getirmek istediklerini söylüyorlar. Ve daha da
garibi, bu olaylari yasadigini söyleyenlerin çok azi yasadiklarinin
gerçekligine inanmiyor.
Bir ressamin çabalari
Açiklama ne dursa olsun, kaçirilma sirasinda aci çekenlerin yolu
Massachusetts, Wellfleet'e düsecektir. Burasi balik avlanan, sanat
galerileri olan ve geziler düzenlenen bir yerdir ve New Yorklu
psikiyatristlerin çogu yazlarini burada geçirirler. Buraya giderseniz, New
York, Provincetown ve Massachusetts'in en önemli sanat galerilerinde
resimleri sergilenen Budd Hopkins ile tanisirsiniz. Hopkins simdiye kadar
kaçirildigini iddia eden 160 kisiyi dinlemis ve notlar almis. Hopkins
kaçirilanlarin anlattiklarini, iddialarini ve tecrübelerini' resimliyor.
Kaçirilanlar için o, bir akil hocasi, bir baba ya da bir dost. Hopkins,
Bruce'un tam istedigi insandi ve ziyaret etmeye karar verdi: mutfak
masasinda karsilikli otururlarken gergindi, 32 yasindaydi ama liseden yeni
mezun olmus ve is isteyen biri gibi elleri titriyordu. Hopkins'in sorularini
ve hipnotizmanin baslamasini bekliyordu. Gerçekte tam olarak ne oldugunu
bilmedigini söyledi. Utandigini, kendisinde gariplik olup, olmadigini merak
ettigini söyledi. Belki de animsadiklari sadece psikolojik bir sorunun
sonucuydu ya da sadece rüyaydi. Anlamak ve ögrenmek istiyordu...
Hopkins, Bruce'u anlamanin iyi sonuçlari olabilecegine inaniyordu. En
azindan UFO'lari zor da olsa tanimlayabiliyordu. Aslinda, Hopkins UFO'lara
artik bilimsel bir açiklamanin getirilmesinin sart olduguna inaniyordu. Eger
UFO bilimcileri bir kaç uzayli bulsalar bu tartisma sona erecekti. Ama bir
de E.T. çilginligi çikmisti. Bir grup sarlatan uzaylilarla iletisim
kurduklarini iddia ediyorlardi. iyi kalpli E.T'ler geliyorlar dünyalilara
kendi gezegenlerinin ve evrenin sirlarini açikliyorlardi ! Genelde onlarin
gezegenleri vergilerin, bosanmalarin ve savaslarin olmadigi yerlerdi. Uzayli
yaratiklarla iletisim kurdugunu iddia edenlerden birisi Ay'a gittigini ve Ay
Krali'yla yemek yedigini anlatmisti. Bir baskasi ise, Jüpiter'e gittigini ve
oradan bir köpekle döndügünü söylüyordu. Ayrica kim ne olursa olsun tüm
iletisim kuranlara bir görev verilmisti. Örnegin, atom deneylerini
durdurmak, savaslara son vermek dünyada barisi saglamak gibi... Bunu
saglamak için organizasyonlar kuruyorlar, kitaplar yaziyorlar, konferanslar
düzenliyorlar, Plüton'da yapilan müzik oldugunu söyleyip kasetler
dolduruyorlardi. Böylece yüzlerce insan yeni UFO dinleri ve birliklerine
katiliyorlardi. Üstelik kontak kurdugunu iddia edenler garip hikayeler
anlatip, anlamsiz eylemlerde bulundukça ciddi UFO çalismalari ve
arastirmacilari itibar kaybediyordu.
Yasadiklarini nasil unutuyorlar?
Tüm bu garip hikayeler ve çilginliklar arasinda sadece biri digerlerinden
farkliydi. Betty ve Barney Hill'in hikayeleri. Barney bir sirkette memurdu,
Betty ise sosyal bir görevliydi. Kanada'dan geri dönerlerken tipik bir UFO
olayi yasadilar. Barney, UFO'yu gördükten sonra arabasini yolun soluna aldi.
iki saat sonrasinda hiçbir sey hatirlamiyorlardi. Ayildiklarinda,
kendilerini yolun 35 mil asagisinda buldular ve buraya nasil geldikleri
hakkinda hiçbir fikirleri yoktu. Bu olaydan sonra kötü rüyalar görmeye
basladilar, bunun üzerine psikiyatrist Benjamin Simon'u görmeye basladilar.
Dr. Simon onlari olay anina döndürmek için hipnotik bir yöntem kullaniyordu.
Hipnoz sirasinda H?II çifti dünyadisi yaratiklarin onlari arabadan inmeye
zorladiklarini ve bir uzay aracina bindirmek istediklerini söylediler. Araca
bindiklerinde ayri ayri testlere tabi tutulmuslar, Betty'nin göbegine igne
sokulmus, deri ve tirnak örnekleri alinmisti. Barney kendisinden sperm
aldiklarini da ekledi. Günümüzün diger süphecileri gibi, zamanini Cape Cool
ve New York arasinda mekik dokuyarak geçiren genç ressam Budd Hopkins de bu
hikayeyi pek önemsemedi.
Fakat 1964'te bir gün Provincetown'a giderken elips seklinde kursuni renkli
bir nesnenin havada uçtugunu gördü, üç dakika sonra yok olmustu, Hopkins
nesnenin bulutlar arasina girdigini düsündü. Bu olayi herkese anlatti,
böylece bu tip görüntülere rastlayan baskalarini da bulabilirdi. O yaz
Hopkins birkaç UFO kitabi aldi ve konuyu arastirmaya basladi. Ama ilgisi,
1975'te Hopkins'in evinin karsisinda oturan George O'Barsky'nin
anlattiklarini duyuncaya kadar artmamisti. O'Barsky, New Jersey'in North
Bergen kasabasinda yasiyordu ve aksam yemegini Fort Lee'de yemek için
arabasiyla bir gece North Hudson Park yolundan gidiyordu. Parki geçerken
yuvarlak, 9-10 m. boyunda bir garip uçan aracin önünde dönüp durdugunu
gördü. Daha sonra aracin bazi yerlerinden sarkan merdivenleri gördü, insana
benzer on figür asagi iniyordu. Orta boyluydular ve tek parça açik renk
giysileri vardi. Ellerinde kasiga benzer aletler ve kaplar tutuyorlardi.
O'Barsky, yaratiklarin örnekler topladiklarini ve dört dakika sonra ortadan
kaybolduklarini söyledi.Hopkinshikayeyi inceledi ve bes destekleyici tanik
buldu (bunlar yaratiklari degil sadece uzay aracini görmüslerdi)Bulgulardan
sonra, "Kasabanin Sesi" adli kitabi yayinladi ve hikayeler "Cosmopolitan"da
da yayinlandi. Hopkins'in UFO arastirmacisi olarak kariyeri basliyordu.
Bir oduncu olan Travis Valton, üç arkadasinin gözü önünde, ormanda bir uzay
araci tarafindan kaçirildi. En yakin dostu olan Mike Rogers, tüm olanlarin
tanigiydi. FBI tarafindan yapilan sorusturmada ve yalan makinesi testlerinde
Walton ve Rogers'in yalan söylemedikleri anlasildi. Walton, uzaylilarin
kendi üzerinde aci veren deneyler yaptiklarini ve uzay aracinin içinde daha
birçok kaçirilan insanin bulundugunu anlatiyordu. Walton, kaçirildiktan bir
hafta sonra geri döndü. Anais 1993 yilinda ingiliz UFOLOG John Spencer ve
ekibi tarafindan yapilan hipnotik deneylerde uzaylilar tarafindan
kaçirildigini ve sekso biyolojik deneylerde kullanildigini anlatiyordu. Oysa
güncel yasaminda böyle bir olayi hiç hatirlamiyordu.
"Bu insanlar hasta degiller..."
Hopkins, tüm olaylar sirasinda anlatilan kayip zaman bosluklarini biliyordu.
O'Barsky uzay aracinin dört dakika içinde ortadan yok oldugunu söylemesine
ragmen normalde eve dönmesi gereken zamandan saatler sonra eve gelmisti. Bu
nokta, Hopkins 1976'da akillica bir fikir üretene kadar ortada kaldi. UFO
olaylarina tanik olanlar, saatler hatta günler kaybediyorlardi acaba
yaratiklar onlari kaçirdiktan sonra unutmaya mi zorluyorlardi? Bu fikir
Hopkins'in yasamina Steven Kilburn yüzünden girmisti (Bu onun gerçek ismi
degildir). Steven Kilburn, tenis ögretmeniydi ve Hopkins ona O'Barsky
olayini arastirirken rastlamisti. Bir gün, bir UFO toplantisinda Kilburn
Hopkins'e yaklasti, biraz sinirliydi ve yapilacak hiçbir sey olmadigini
söyledi ve söyle devam etti: "Bana da buna benzer bir sey olmus olabilir. O
zamanlar üniversitedeydim. Çok özel bir sey hatirlamiyorum ama eskiden kiz
arkadasim! Mary-land'daki evine birakirken geçtigim yoldan ne zaman geçsem
bir seyler beni rahatsiz ediyor". Kilburn, hiçbir garip cisimden veya
yaratiktan söz etmiyordu ama kayip bir zaman araligindan süpheliydi.
Hopkins'e hipnoza girip ne oldugunu hatirlamak istedigini söyledi. Hopkins,
yardim etmeyi kabul etti. Psikiyatrist Robert J. Lifton'in tavsiyesiyle
Psikolog Aphrodite Clamar'dan randevu aldi. Clamar psikoterapi seanslarinda
hipnotizma kullanmasiyla taniniyordu, güçlü bir süphecilik ile etkili bir
yargi gücü birlesince Clamar, Kilburn'u derin bir hipnoza sokmayi basardi.
Kilburn'un korkusunu azaltmak için ilginç bir hipnotik telkinde bulundu: "Sicak
toprak bir ev. içinde korkmadan her seyden korunabilirsin fakat kaybolmus
bazi anilarini uzaktan seyredebilirsin." Hipnoz sirasinda anlattiklarina
göre; Kilburn o gece arabayla eve giderken uykusu gelmis ve arabasi aniden
yoldan çikmisti, sanki dev bir miknatis onu saga çekmisti. Göge baktiginda
iki garip isik gördü. Korkusunu hafifletmek için arabadan indi, biraz
yürüdükten sonra 4-5 ufak yaratiga rastladi. içlerinden birisi liderleri
gibi görünüyordu. Yüzleri anlamsizdi ve kireç gibi beyazdi. iri simsiyah
gözleri vardi. Bir tanesi yere egilmis, kaziyordu. Bu noktada Kilburn,
Clamar'a etrafinin sarildigim ve yaratiklarin ona karsi bazi aletler
kullandiklarini anlatti, bundan sonra bir rampada ilerlemis, beyaz bir
odanin içindeki bir masada oturmustu, tavandan tuhaf aletler sarkiyordu.
Daha sonra omurgasinda bir ignenin açisini hissetmisti, sonra da tüm vücudu
incelenmis ve kendisini bir kurbaga gibi hissetmisti. Bacaklarini
ayirmislardi sonra sag bacagi üzerinde metal bir alet gezinmisti, ayaginin
derisi incelenmisti. Sonra daha kötü seyler olmustu... Seanstan sonra
Kilburn, Hopkins'e kötü bir seylerin olmus olabilecegini söyledi ama bunun
ne oldugunu hatirlamiyordu. Kilburn'un hikayesi Hopkins'i sarsmisti.
Hopkins, tüm bunlar gerçek gibi görünse de bekledigim seyler degildi
diyordu. Dahasi, bu olay geleneksel bir kaçirilma öyküsünü yani Betty ve
Barney Hill olayini onayliyordu. Üstelik Kilburn, Hill ailesi gibi bazi
parçalari hatirlamak istememis, bazi bölümleri bastirmis, içine atmisti.
Böylece Hopkins kaçirilma olaylarinin yaygin oldugu sonucuna vardi.
Hopkins'in sonradan ögrendigi gibi en önemli ortak payda, kaçirildigini
söyleyen insanlarin çogunda tuhaf izlerin kalmasiydi. Örnegin; Virginia
Horton olayi: Bayan Horton bir avukatti, 6 yasindayken büyükbabasinin
çiftliginde kayboldugunu iddia ediyordu. Kaybolduktan bir saat sonra ortaya
çiktiginda, baldirinda büyük bir kesik vardi. On yil sonra 1957'de
Frankfurt'ta buna benzer bir olay daha yasadi. Daha sonra hipnoz altindayken
Clamar ve Hopkins'e yaratiklar onu kaçirdiklarinda bacagindan bir parça
aldiklarini açikladi. 1981'de Hopkins ve Clamar, kaçirilmis 11 kisiyle
konusup, deneyler yaptilar. Profesyonel bir psikolog olan Clamar dünyaya
uzaydan ziyaretçilerin gelebilecegine inanmiyordu. Aslinda hastalarinin
anlattigi korkunç olaylardan etkilenmisti, hiçbirinin alkol ya da uyusturucu
aliskanligi veya ruhsal sorunu yoktu. Üstelik hepsi kariyerlerinde basarili
insanlardi, birbirlerine baglanabilecek ortak bir yanlari da yoktu. Özetle
hepsi saglikli insanlardi.
"Kayip Zaman"in pesinde...
Clamar, Hopkins'e, kaçirildigini söyleyen kisileri psikolojik bazi
deneylerin kaynagi yapmayi önerdi. Bu insan grubu baski altindaydi ve herkes
onlan deli, paranoid veya marjinal olarak degerlendiriyordu. Clamar,
'Hipnotize ettigim insanlarin hiçbirinde bu sayilan durumlar yoktu ama yine
de içten gelen bir dürtüyle kaçirilma olaylannin bu insanlar üzerindeki
etkisini arastirmak istedim" diyordu. Böylece Clamar, Hopkins ve aralarina
yeni katilan New Yorklu psikolog Elizabeth Slater, 9 grubu incelediler.
Stetere bu insanlarin UFO'larla olan iliskisi söylenmemisti. Slater bu
gruba: mürekkep izlerinden olusan Rorschach testini, geometrik figürlerden
olusan Gestald deneyini, tematik algi yetenegini ölçen Wechsier testini ve
daha sonra Minnesota kisilik testini uyguladi, çalismalarini tamamladiktan
sonra, bir sizofren disinda hiçbirisinin psikopatolojik özellikler
göstermediklerini açikladi. Bu insanlar az da olsa duyarli, çekingen ve
ihtiyatliydilar, dikkatliydiler ama paranoid degildiler ve çogu ortanin
üstünde zeki ve basanliydilar. Slater; "Bu insanlarin uzayli yaratiklar
tarafindan kaçirildiklarini iddia ettiklerini ögrenince inanamadim, Aslinda
süpheci bir insanim ama hikayelerdeki gerçek payini yadsimak olanaksizdi.
iki yil bir hastanede çalismistim ama hiç böyle hikayeler duymamistim. Ruh
hastasi birçok insan ClA'in telefonlarini dinledigini,seytanin sesini
duyduklarini ya da kendilerini öldürme hissine kapildiklarini anlattilar
ama, UFO'lar tarafindan kaçirilmak ilk kez duydugum bir seydi. Bu kisilerin
yaratiklarca kaçirildiklarina inanmiyorum ama deli olduklarini da
söyleyemem. Bu grup için hiçbir açiklamam yok. Psikologlar gerçekleri
yorumlamazlar, sadeçe insanlann deney ve inançlarini anlamaya çalisirlar"
diyerek arastirmasina açiklik getirdi. Hopkins ve Ctamar aynca,
kaçirildiklarini söyleyen on kisiyi New York Psikyatri Enstitüsü yöneticisi
Donald Klein'e gönderdiler. Klein bu kisilerin geçmis profillerini çikarip,
psiko-geçmis terapisi uygulamayi önerdi. Böylece iddialarindaki ve
hikayelerindeki gerçekleri ve yalanlari bulabilecekti. Abigail Feuer ile
birlikte çalistilar. Sonuçta Klein bu on kisiyi akli basinda buldu.
Arastirmacilar bundan emin olmak için her deneyde müthis bir gerilime
giriyorlardi. On kisinin birisinde alkol problemi vardi ama hiçbirisinde
çocuklukta yasanan kötü bir cinsel deneyim ya da alkolik ebeveyn problemi
yoktu. Hiçbirinde travma yoklu, yalancilik egilimi bulunmuyordu. Tabii ki bu
durumda psikolojik bir açiklama olamazdi. Baska bir deyisle enstitü hiçbir
açiklama gelistirememisti. Psikologlar kaçirilanlarin akli basinda oldugunu
söylerken Hopkins baska bir iddiayla ortaya çikti. Belki de bizler
yaratiklarin insanlar üzerindeki uzun süreli çalismalarina taniklik
ediyorduk. Hopkins'e göre; çocuklarimizi uzun yillardir bazi aygitlarla
izliyor olabilirlerdi. Üstelik on yilllarca sonra onlari tekrar
bulabileceklerdi ve bu Hopkins'in tam olarak bilmedigi bir amaçti. Bu
düsünceler Hopkins'in kaçirilanlarla ilgili ilk kitabi olan "Kayip zaman"da
ortaya çikti. Kitap 55.000 satti ve çok tepki aldi. Ama Hopkins bundan sonra
kaçirildigini iddia eden 400 kisiden mektup aldi. Birçoklarina cevap verdi.
Biliyordu ki, arastirmasinin ikinci yansi baslayacakti. Sonralari Hopkins
sadece taniklarla degil, çok sayida insanla röportaj yapti. Bu büyük çalisma
Hopkins'in Clamar gibi gönüllü psikologlara güvenmek zorunda olmadigini
gösteriyordu. Sonunda, kendi basina hipnotize seanslari düzenlemeye basladi.
"Çocugum peri kizi gibiydi.."
ilk hedefi, son kitabi "Davetsiz Misafirler"in odagi haline gelen Kathie
Davis adindaki kadindi. Davis, Hopkins'e mektup yazmis ve bir zaman boslugu
yasadigini anlatmis. 15 UFO
görüntüsü yollamisti. Ayrica bahçesindeki yanmis otlardan bahsediyordu.
Bayan Davis'in durumu acil ve ciddi oldugu anlasildigi için Hopkins, onu
telefonla çagirdi. Birkaç konusmadan sonra New York'a gelmeyi ve hipnoz
seanslarina katilmayi kabul etti. Hopkins metodu biliyordu, New Yorklu
psikyatrist Robert Naimon'dan hipnozu ögrenmisti.
Üç psikiyatrist iki psikolog ve bir polis hipnozcusuyla beraber yüzlerce
saat arastirma yapmisti.Üstelik psikiyatrist Donald Klein, Hopkins'in
teknigini arastirmis ve ona önemli ipuçlari vermisti. Kisacasi kendini
yeterli görüyordu. Bayan Davis'in hikayesi aci doluydu, kendisini
küçüklügünde küçük gri yaratiklar kaçirmislar. sonra büyüme çaginda yine
yaratiklarca incelenmis ve denek olarak kullanilmisti. Üstelik bir melez
yaratmak için cenini alinmisti. Hopkins'e yillar sonra bir kaçirilma
sirasinda bir kiz çocugu gördügünü anlatmisti. Bayan Davis söyle diyordu:
"Orada, her yerin beyaz oldugu bir yerdeydim sanki beni geldigim yere
dönmeye hazirliyorlardi. Benimle isleri bitmisti, büyük bir odada bir grup
küçük gri insan vardi. Hatirladigima göre, birinin kollari belimdeydi. Çok
rahattim, ayaktaydim, onlarsa çevremdeydi. Birisi omzuma dokundu, herkes
benden hosnut gibiydi ve ben nedenini bilmiyordum.... Sonra, küçük bir kiz
odaya girdi, iki küçük yaratik ona eslik ediyordu. Kapi esiginde durdu...
Dört yaslarinda görünüyordu. Digerlerine benzemiyordu ama bize de
benzemiyordu. Bir peri veya bir melek gibiydi. Büyük mavi gözleri, küçücük
bir burnu vardi... Çok güzeldi, yüzü solgundu takat dudaklari pembeydi ve
gözleri masmaviydi, saçlari beyazdi, çok ince ve narindi, normalden biraz
büyük bir basi vardi. Tipki yapma bir bebek gibiydi... Onu bana getirdiler
ve orada durup bana baktilar. Ben de ona baktim, ona sarilmak istedim ve
birden aglamaya basladim. Anladigim kadariyla içlerinden birisi bana gurur
duymam gerektigini söylüyordu." Davis çocugunu beraberinde götürmek istemis
ama çocugun çok alisik oldugu biri, belki de babasi; onun dünyada
yasayamayacagini Davis'in onu besleyemeyecegini ve onlarla kalmasi
gerektigini anlatmis. Kathie Davis buz daginin ancak üst kismiydi, Hopkins'e
göre, buna benzer detaylar diger kaçirilanlarin hikayelerinde de vardi.
Birçok kisiden melez çocuklar yaratilmisti. Bu detaylar hiçbir yerde
yayinlanmadigindan, kopya edemezlerdi. Üstelik gariplikleri ve
anlasilmazliklari onlara bir güvence sagliyordu. Hikayelerin çogunda; sperm
ve yumurtalarin melez bir irk yaratmak için alindigina dair detaylar vardi
ve Hopkins kendi stüdyosunda yaptigi hipnozda ayni verilere Bruce'da da
rastladi, simdi bu seansi izleyelim:
BRUCE; Bir parmak... Plastik gibi görünüyor. Sanki lastik gibi ama bana
dokundugunda plastikten daha sert oldugunu hissediyorum, ben düsündükçe
daha da büyüyor ve ben daha çok nefret ediyorum.
HOPKiNS: Vücudunda neler oluyor?
BRUCE: Bana ereksiyon saglayan uyaricilar monte ediyorlar, sperm almaya
çalisiyorlar.
HOPKiNS: Sonra neler oluyor?
BRUCE: Utaniyorum.
HOPKiNS: Tabii ki ama bu uzun süre önceydi, daha objektif bakalim. Uyarici
neydi?
BRUCE: Bunu tarif edecek bir sey bulamiyorum fakat inekten süt
sagarken kullanilan vakumlara benziyor.
HOPKiNS: Sadece penisine mi takildi?Yumurtaliklarini da kapliyor mu?
BRUCE: Hayir! sadece penisimde. Boyutlarinin ne kadar uydugunu bilmiyorum,
ama uymadigim ya da buna benzer seyler söylediklerini duyuyorum, bunlar beni
utandiriyor.
HOPKiNS: Orgazm oldugunu hissettin mi?
BRUCE: Hayir. Çok hizliydi, gerçekten çok hizli yaptilar, istediklerini
aldilar,
HOPKiNS: Baglantili bir his var mi
Baski veya aci?
BRUCE: Aletten gelen bir basla var ama çok degil.
HOPKiNS: Orgazm varmiydi yokmuydu ?
BRUCE:Orgazm
diyemem.Merak,hissetmeme izin verdikleri tek duygu.
HOPKINS: Merak etmek mi?
BRUCE: Evet sadece bu.
Bruce seanstan sonra, buna benzer tecrübeleri pek çok kisinin
yasayabilecegini söyledi Ona göre: yaratiktlar bizi uzun zamandir
inceliyorlar ve kullaniliyoruz. Diger kaçirilanlar da buna benzer kuluçka
odalarindan bahsetmislerdi. Garip kuluçka gemileri var. Üstelik yeni bir tür
irk yaratmak için yüksek bir tibbi teknotojiye sahipler!"? insanlar devamli,
garip bir sekilde, melez bebeklerin giyinik oldugundan söz ediyorlar. Fakat
belki de en garip hikayeler sahte dogumlarla ilgili olanlar. Beyanlara göre:
yaratiklar bazen kaçirdiklari ama hamile olmayan kadinlara bir bebek
dogurmak üzere oldugunu söylüyorlarmis. Böylece kadin dogum pozisyonunda
uzaniyor ve sonra yaratik doktorlar melez bir bebegi kadinin bacaklari
arasindan aliyorlarmis. Hopkins'in dedigine göre; psikolojik bag yöntemini
taklit etmek amaciyla bebegi insan dokunusuna hazirlamak için bunu
yapiyorlar. Hopkins, daha sonra kapisina gelen güneyli bir adamin öyküsünü
söyle anlatiyor: 'Çok sinirli ve gergin görünüyordu, kendisine, kitabimla
ilgili konusmak için mi geldiniz diye sordum. Hayir, dedi. Barney ve Betty
HiII hakkindaki filmi görmüs ve çok sasirmis. Kendi öyküsünü UFO merkezine
anlatmis, onlar da beni önermisler." Adamin hikayesi bes yasindayken
basindan geçmis ve inanilmayacak kadar garip. Söyledigine göre, bacaginda
bir kesik izi varmis, bu olaydan sonra tekrar kaçirilmis ve sperm örnekleri
almislar. Bundan sonra dedigine göre üçüncü kez kaçirilmis, gemiye binmis
etrafini disi yaratiklar sarmis. Birinin elindeki bir tepside küçük bir
bebek duruyormus, bebegin büyük bir basi ve incecik bir boynu varmis.
Adamdan bebegi kucagina almasini istemisler ve kendisinin oldugunu
söylemisler. Fakat derisi çok inceymis ve parmaklarinin onu incitecegini
düsünerek bebegi istememis. O sirada kendini çok üzgün hissetmis, tipki
yaratiklar gibi. Bu adam bazi detaylari Hopkins'in kitabindan almis olabilir
ama çocugun sunulma detayi, birçok tanigin anlattiklariyla ayni. Hopkins
ondan kaçiranlarin resimlerini çizmesini istemis, daha sonra ona diger
kaçirilanlarin çizdigi resimleri göstermis ve adam küçük bir çocuk gibi
aglamaya baslamis.
Öykülerin benzerliginin anlami nedir?
Kaçirilma olaylari sadece Hopkins'in degil, Temple Üniversitesi
profesörlerinden David Jacops'un da ilgisini çekiyor. Hopkins gibi o da bos
zamanlarinin çogunu, kaçirildigini iddia edenleri hipnotize ederek
geçiriyor. Ona göre bu seanslar çok önemli çünkü kaçirilanlarin ruhlarini
incelemesi gerektigini düsünüyor ama birçok kisinin bu kaçirilma olaylarini
ciddiye almadiginida söylüyor. Jacops. yasami boyunca UFO arastirmalarinin
içinde oldugunu söylüyor ve söyle devam ediyor: "Aslinda benim amacim
bilgileri bir araya getirip, UFO bilinmeyenine anlam kazandirmak, ama yine
de hiçbir zaman tüm bunlarin anlamini kavrayacak gerçek bir ipucu bulamadim."
Dahasi Jacops UFO'larla ilgili yillar süren arastirmalari sirasinda bu
bilinmeyeni çözecek veya insanlann gökyüzünde gördüklerini açillayacak bir
bilgi elde edememis: UFO'lar neden Beyaz Sarayin bahçesine inis yapmadilar ?
Neden içlerinden biri inip "Beni liderinize götürün" demedi? Neden bir yere
çarpmadilar
Neden parçalarini hiçbir zaman bulamadik? Bu "neden"ile baslayan sorular hep
cevapsiz kaliyor. Daha sonra 1981'de Jacops, Budd Hopkins ile tanisiyor ve
çalismalariyla igileniyor. Jacops. Hopkins'in dogru iz üzerinde oldugunu
söylüyor fakat süpneciler, Hopkins hakli olsaydi yillardir hepimizin
bekledigi entellektüel kaniti bulurdu ve çalismalari bizi yeni alanlara
sürüklerdi diyorlar.
Jacops, kaçirilanlarla birlikte çalismalarini bir kaç yil önce baslatti.
Ayni dönemde bir Philedelphia 'li yasadigi bir olay için Hopkins'e
basvurmustu. Hopkins bu kadinla çalisamayacagini anlayinca onu Jacops'a
göndermisti. Hopkins'in tavsiyesi br baslangiç oldu. Gazete haberleri, radyo
programlari ve yerel kisiler Jacopsin çalismalarini hizlandirdi. Geçen iki
yilda Jacops uzaylilar tarafindan kaçirildigini söyleyen 13 kisiyle çalisti.
Daha çok bir psikoterapist gibiydi. Bu kisileri haftada bir görmek
istiyordu. Jacops devam ediyor: "Hopkins daha genis çalisiyor,düzinelerce
insanla çalisti. Bense her kisiyle tek tek ilgileniyorum, Hikayelerini
bastan sona defalarca dinliyorum." Sonuç olarak Jacops kaçirilma olaylarinin
kronolojisi ile gündeme geldi, ona göre olaylar adim adim geisiyor. Gemiye
girdiklerinde gördükleri ilk sey neydi? Elbiselerini nasil çikardilar?
Masaya nasil yatirildilar? Tavandan sarktigini gördükleri sey neydi?
inceleme sirasinda neler oluyor? Dönüse kadar tek tek neleri gördüler? iste
tüm bunlar onun inceleme alanina giriyor. Jacops beraberce yapilan hipnoz
seanslarini 'tonlarca bilgi" olarak tanimliyor. Yeni çikacak kitabinda,
okuyucuya adim adim bir kaçirilma olayini anlatmak istiyor. Simdiden pek
fazla detaya girmek istemedigini söylüyor ve devam ediyor, ilk önce,
kaçirilan kisi gemiye bindinlir. Olayin ilk bölümünde incelemeler vardir:
yumurta ve sperm örnekleri almak gibi... Daha sonraki bölümde bebeklerle
tanistinliriar ve aletlerle incelenirler. Sonunda ise, bu kaçirilma deneyi,
melez bebeklerin nereye gittigi anlatilarak biter."
"UFO Meryemi'
Washington D.C. Amerikan Üniversitesi'nde birçok ciddi UFO arastirmacisi
Kenneth Arnold'un ilk UFO'yu görmesinin 40. yilim kutlamak için toplandilar.
Uzaylilar tarafindan kaçirilanlar hakkinda yapilan panel, uzun ve atesli
tartismalarin sonunda yorucu bir sekilde bitti. En ön sirada Amerika'da
yaratiklarca kaçirilanlarin en ünlüleri oturuyordu; "Communion"un yazari
Whitley Strieber, "intruder" adli kitabin konusu olan Kathie Davis ve 10 yil
önce bir dizi kaçirilma hikayesi basilan Charies Hickson. David Jacops bu
panelin düzenleyicisi olarak ilk soruyu sordu: "Neye benziyordu, bunu
topluluk önünde anlatmak isteyen var mi?" Strieber, mikrofonu eline aldi ve
"Belki de en genel açiklamayi ben yapacagim" dedi. Sesi heyecandan
titriyordu. Bunun hayatinda yaptigi en zor is oldugunu söyledi ve söyle
dedi: "Kendimi Ocak'tan beri en az 225 kez ifade etmeye çalistim. Üstelik
bunu, bana bakip gülen 700 konuk ve TV'de sovu izleyen 8 milyon insan önünde
yaptim. "Communion" adli kitaptan milyorlarca dolar kazandim. Bu bir sir
degil." Sonra kalabaliga gülümsedi ve kendisini birçok kisinin önünde
yalancilikla suçlayan Philip Klass'i sundu ve adamin oturdugu yeri gösterdi.
Salonda yuhlar duyuldu, izleyiciler sakinlesince Strieber adama BBC'nin ona
hazirladigi ve cevaplamasim istedigi polygraf testini okudu;
BBC: Bu sorulara cevap vermeyi kabul ediyor musunuz?
STRiEBER: Evet.
BBC: Yaratiklari maddi bir kazanç için mi uydurdunuz?
STRiEBER: Hayir.
BBC: Ziyaretçiler geldiginde size dokundular mi?
STRiEBER: Evet!
BBC: "Communion" adli kitapta yazdiklariniz kendi dürüst tecrübeleriniz mi?
STRiEBER: Evet!
BBC: Hiç halüsinasyon görmenizi saglayacak bir ilaç ya da uyusturucu
kullandiniz mi?
STRiEBER: Hayir.
BBC: Yaratiklar fiziksel olarak gerçek mi?
STRiEBER: Evet. öyle olduklarini düsünüyorum!
Strieber, bu testin okunmasindan sonra, sonuçla birlikte testin kopyasini
Philip Klass'a verebilecegini söyledi. Klass raporu aldi ve toplantinin
sonunda Strieber'in yanina giderek, ona hiçbir zaman yalanci demedigini
söyledi. Strieber de ona, New York'taki televizyon programim hatirlatti.
Philip Klass ise programin prodüksiyonunda yapilan sanssiz bir hata sonucu
böyle bir sorunun ortaya çikmis olabilecegini ama eger isterse bir
kereligine özür konusmasini bir teybe kaydedebilecegini veya bir faksla,
toplum önünde ondan özür dileyebilecegini söyledi. Fakat Klass hiçbir zaman
özür dilemek için bir kaset doldurmadi ve faks çekmedi. Ama Ktass tarafindan
yapilan haksizlik birçok UFO arastirmacisinin aklindan çikmadi. Nedeni
açikti; Klass UFO olaylarina da kaçirilanlarin anlattiklarina karsi yorulmaz
bir muhalifti. Amaci neydi?
Klass'a göre, Hopkins tam bir "UFO Meryemi"ydi ve yaratiklari kendisi
uydurmustu. Klass ünlü bir hipnoz uzmani, psikiyatrist olan Martin T'Orne'un
çalismalarindan yararlanarak söyle bir açiklama yapti: "Hipnoz teknigi,
olmayan bir aniyi bile beyninize isleyebilir. Böylece polygraf testinde,
anlattiklariniz gerçekmis gibi görünür. Diyelim ki, dün aksam saat altidan
sonra ne yaptiginizi anlatmanizi istiyorum. Siz dün gece, yemek yediginiz,
TV izlediginizi, biraz okuduktan sonra yataga gittiginizi biliyorsunuz.
Sonra sizi transa sokuyorum ve size 'yüksek bir ses duydunuz mu?' diye
soruyorum. Trans halindeyken aramizda bir sahip-köle iliskisi oldugundan,
benim yönlendirici soruma 'evet' diye cevap veriyorsunuz. Üstelik hiçbir ses
duymasaniz da ben yönlendirici bir soru sordugum için 'evet' diyorsunuz.
Sonra size, sesi düyunca ne yaptiginizi soruyorum. Siz de camdan disari
baktiginizi söylüyorsunuz. Eger size hipnozdan sonra, hipnozdayken
konustuklarimizi hatirlamanizi söylersem, uyanikken bile size asilamis
oldugum bilgileri gerçekmis gibi animsarsiniz ve sonra sizi tekrar transa
sokup, dün gece ne oldugunu sordu-gumda, konustugumuz her ayrintiyi
atlamadan anlatirsiniz."
"Bunlar bir Holywood yapimina benziyor..."
Bunlarin disinda Klass, Hopkins'in Dr. Orne'nin hipnoz kurallarinin çogunu
ihlal ettigini de ekliyor. Hipnoz olayi gerçeklesirken konu hakkinda hiçbir
ön yargi olmamalidir. Seansa kadar hipnotizma yapacak kisinin irdelenecek
konuyla evvelce bir ilgisi olmamalidir. Ayrica hipnoz sirasinda bir
videoteyp kullanilmali ve böylece sadece konusulanlar degil mimikler de
incelenmelidir. Klass bu kurallarin birçogunun Hopkins tarafindan ihlal
edildigini söylüyor. Klass bir Çingene'nin falina, Hopkins'in hipnozundan
daha fazla güvenecegini belirtiyor. Hopkins ise Klass'in hipnoz
tartismasinin anlamsiz oldugunu söylüyor, Simdiye kadar 16 tane kaçirilma
olayi hipnoz olmadan ortaya çikmis. Ayrica kaçirildigini düsünen 23 kisi
sadece bu olayi açiklayabilmek için hipnoz altina girmis.
Klass'in baska sikayetleri de var. Örnegin, ona göre; Hopkins'in
bulgularindaki doz bir baska vakaya geçtiginde abartiliyor. Hopkins'in
kitabindaki resimlerden yola çikarak her kisinin farkli bir melez çocuk
resmi çizdigini söylüyor, ve söyle devam ediyor:
"Kathie melez bebegin yasli bir adama benzedigini Pam, melezin bembeyaz teni
ve ince derisiyle yeni dogmus bir kuzuya benzedigini ,
Susan ise melezin gri renkli,büyük basli baska bir seye benzedigini
söylüyordu.Benzerlikler kisiden kisiye degisiyor.Bana sorarsaniz,ben Robert
Redford'a benziyorum yada bir baskasina göre bir yaratiga , ama bu görüs
sadece bir Hollywood yapimcisinin fikri olabilir."Sonuçta Klass yaratik
prototipinin herkese göre degistigini söylüyor ; " Birine göre yaratiklar ,
iki metre uzunlugunda ,uzun saçli yada kel olmalidir.Ben ise onlarin kisa
boylu ve kel oldugunu düsünebilirim.Bu çok klasik bir bilim-kurgu imajidir.Fakat
herkes yaratiklarin iki metre boyunda , dört elli oldugunda birlesseydi
bundan çok etkilenirdim."
.
UFO'cular da kizgin...
Baska elestiriler de var. UCLA'da Ronald Siegel adinda bir psikoparmatotog,
kaçirilma hikayelerinin stresten, karanliktan veya soyutlanmadan dogan
halüsinasyonlar olarak açiklanabilecegini söylüyor. Ona göre, bu tür
durumlarda, gerçek gibi görünen durumlar yaratilabilir ve bunu gören biri
ona inanmaya meyillidir. Kaçirilma hikayelerinin birbirine benzemesi ise,
genel göreceli merakin ortak imajlar yaratmasindan ileri geliyor, ingiliz
Ufolog Prof. Alwin Lawson kaçirilanlarin bu olaylari, dogumdan beri saklanan
anilarin su yüzüne çikarak olusturduklarini söylüyor.
Hopkins'in hipnotize ettigi kisilerse, tam anlamiyla bir kaçirilma olayindan
degil, daha çok tibbi bir incelemeden bahsediyorlar. Örnegin; dogumhane
odasindaki isiklar, ceninler vs... Psikiyatrist Harvey Ruben'e göre,
kaçirilma hikayelerine "psikolojik salgin" diyebiliriz. Üstelik bu salgin
çabuk etkilenen insanlari sariyor ve söyle bir örnek veriyor. Olay,
israil'deki bir Arap okulunda olmus, çocuklar tek tek sirayla kanalizasyonu
koklamislar ve hepsi hastalanmislar. Üstelik böyle olmasi için hiçbir
fiziksel neden yokmus. Ruben, insanlarin çok çabuk etkilenebildiklerini,
üstelik hiçbir psikolojik bozuklugu olmayan insanlarin bile bu durumda
olabilecegini söylüyor. Yine Ruben'e göre, kaçirilma bilinmeyeni psikolojik
bir salgina birçok yönden benziyor. Üstelik buna bir çesit histeri de
denilebilir. Birçok insan kitaplardan, programlardan ve filmlerden bazi
yorumlar ediniyorlar. "Üçüncü Türle Bulusma" gibi filmler bu tür
reaksiyonlari körüklüyor, insan bir kere böyle bir sarsici olaya inanirsa bu
olay buna benzer post-travmatik olaylari beraberinde getiriyor; Tecavüz
suçlulari, Vietnam askerleri gibi... Ama en sert elestiri UFO merkezinden
geldi. Bir panelde dinleyiciler ve bilim adamlarinin önünde konustuktan
sonra ingiliz UFO'cu Jenny Randles; "Amerikan safligi" dedigi konuyu açti.
Randles, kaçirildigini söyleyen 28 kisiyle görüsmüstü. Amerika'daki
insanlarla karsilastirildiklarinda kültürel farkliliklar yaygin olarak
saptanmis. Randles;
'Tüm Amerikan vakalarindaki detaylar Whitley Streiber'in kapak resminden
alinmisçasina anlatiliyor" diyor. Yaratiklar daima büyük gözlü, iri kafali
olarak tanimlaniyorlar, sasirtici olan ise buna benzer detaylarin
ingiltere'deki taniklar tarafindan da anlatilmaya baslanmasi. Ama genelde
ingilizlerin yaratiklari daha çok insana benziyor. 28 vakada sadece yara
izleri bulundu, fakat yine de bunlarin dogum lekesi olabilecegi süphesi var.
Sadece on vakada tibbi deney izleri bulunmus, bunlardan hiçbirisi
jinekolojik deneylerden, sperm alisverisinden bahsetmemisler. Buna karsin,
Hopkins Randles'e basvuranlarin sadece bazi iddiacilar oldugunu ama
kesinlikle gerçek kaçirilanlar olmadiklarini söylüyor. Ama Randles israrini
sürdüruyor, tüm ayrintilarin yazilmadigini, eger hipnoz altindakiler
gazetelere geçerse birçok detayin birbirini tutacagini belirtiyor. Randles.
Amerika'daki olaylarin etkileyici oldugunu ama hiçbirinin psikolojik bir
fenomenden öteye gitmedigini de ekliyor. Arastirmacilarin gayretleri
sonucunda kisiler, hikaye versiyonlarini kabulleniyorlar. Hiç süphe yok ki,
bir kaçirilma fenomeni var ve hiçbir standart açiklama bu duruma uymuyor.
Sorun modern insanin ruh sagliginda mi?
Bunun disinda Randles kaçirilma olaylarini hizla yayilan genis bir inanç agi
olarak görüyor, bu akimin daha ne kadar büyüyecegini bilmedigini ama yine de
ilginin artacagini söylüyor.Ona göre; kaçirilma olaylari ile ilgilenen UFO
arastirmacilari , uzak dogulu gurular gibi algilaniyorlar ve kaçirilma
olaylari 30 yildir bekledikleri bir durum.Dramatik kanitlar UFO olaylarini
gerçek gibi görmemizi sagliyor.Ama hassas insanlar söylenen her seye
inaniyorlar.Panelden sonra , Randles kaçirildigina inanan 4 kisiyle konustu
ve 50'lerde olan olaylarla simdikilerin birbirine çok benzedigini açikladi.
Tabi ki UFO hareketi 30 yil önce baslamis ve bilgiler bu 30 yil içinde
toplanmisti ama inanan insanlarla konusursaniz, hala dünyaya çok uzaklardan
mesaj getirme hevesi içindeler, iste yanlis olan da bu... Fakat bir kere su
bulandiginda bazilarina inanip, bazilarina inanmamak
saçmadir. Baska problemler de var. Eger bu yaratiklar yildizlar arasi
seyahat edebilecek teknolojiye sahiplerse. neden bir takim deneyler için
insan kaçirmak yerine ortaya çikip istedikleri deneyi rahatça yapmiyorlar?
Üstelik bir gen laboratuvari kurup, istedikleri geni ve prototipi
yaratabilecek güce sahipken, neden bu zorluklara katlaniyorlar? Sonuç olarak
tüm bunlara inananlar bunlarin nedenlerini düsünmüyorlar.
Strieber simdilerde bu kaçirilma olaylariyla ilgili yeni kitabini yaziyor ve
sunlari söylüyor; "Düsünen bir insanin dis kaynakli zekalara dair bir
açiklamaya ihtiyaci yoktur. Yine de basit bir psikolojik açiklamanin
yetecegine inanmiyorum. Bir seyler oluyor. Üstelik olanlar, transandantal ve
öngörü deneyimlerine benziyor. Tüm bunlar insanlikla beraber gelisiyor. Ben
kendi adima Orta Asya'da bir Saman'in ölüler dünyasiyla iletisim kurmak için
kullandigi yöntemi kullaniyorum. Bu yöntem, hikayemi anlatmak ve topluma
hayallerimi aktarmak. Belki de bunlara gülmeyi birakip olanlari tanimlamaya
çalismaliyiz. Çünkü inanilmaz sayida çok insan baska bir dünyanin üstün
varliklariyla iletisim kurulduguna inaniyor. Eger arastirmacilari, yazarlari
bu konular ve tecrübeler üzerinde çalismaktan alikoymazsak, dünyanin gördügü
en büyük düsünce kitlesinin içinde buluruz kendimizi." Birçok uzmana göre
Strieber'in ruhsal sagligi iyi degil. Sosyolog Morchello Truzzi, toplum
olarak bilimi çok önde tutarak ruhi yasantimizi ihmal ettigimizi düsünüyor.
Bunun sonucunda geçmis yasamla iliski kurma ya da kaçirilma olaylari ortaya
çikti. Birçok insan yüksek hayalgücünün etkisiyle tüm bunlara inaniyor.
Filozof Dennis Stillings de bu görüse katiliyor: "Su anda patlamaya hazir
bir bilincin beyindeki olusumlarini görüyoruz" diyor Wilderness. aslinda
hakli, ona göre Amerikalilar öncü bir millet ve devam ediyor: "Simdiye kadar
Amerika'da bir statü elde edememis kitleler var. Simdi ise madalyon ters
döndü. Su siralar içe dönük yiginlari dinlemekteyiz. Bu durumu is ve çikar
için büyütmekteyiz. Amerikalilar artik bu insanlari dinliyorlar ve bunlarin
gerçek olduguna dair tam bir kanit ise yok. Fakat yine de bu durum her yerde
yankilaniyor. Tüm bunlara alisik olmadigimiz için kendimizden
uzaklastiramiyoruz. Onlari suçlamak ve onlarin karsiti olmak bizim için daha
kolay."
Ve yine dinsel kavsaktayiz...
Stillings aslinda Amerikalilarin meraklarindan ve basit inançlarindan
uzaklastigini, kaçirilma olaylannin ve geçmis yasamla iletisimin artisini
ilginç buldugunu söylüyor.
Ona göre. bu durum, dini, teknolojik kiliflar içinde yeniden olusturmak;
söyle açikliyor: "Organize olmus dinin parçalanmasi dörtyüz yildir devam
ediyor. Bu durum insanlari Tanri ile teketek iletisime zorladi.
Bizim çevremizdeki insanlar bunu öbür dünyayla iletisim kurmaya çalisarak
sagliyorlar,,' böylece kendilerinin Tanri'si oluyorlar. En ekstrem
durumlarda kaçirilanlar her seye gücü yeten ve her seyi bilenlerin kurbani
oluyorlar. Bu figürler Tanrisal karakterler olusturuyorlar. Kurgu bilim
filmlerinin, bir takim kliniklerin ve baska yüksek teknoloji formlarinin
sonucunda doguyorlar." Stillings'e göre; kaçirilma hikayelerinde dini bir
yön var, birçok detay dini motiflerden olusuyor. Örnegin; melez bebek, isa
ve Buda'nin bebekken tasidigi üstün bilgelikle benzesiyor. Kaçirilanlar ise
böyle bir bilge bebegin rüyasini görüyorlar. Anlatilan tuhaf yara ve izler
birçok dini kisiligin ve azizin tasidigi izlere benziyor. Garip ve
beklenmedik gebelikler Meryem'in bakireyken dogurmasina benziyor.
Stilling'in saydiklarindan birçogunu kaçirilanlardan çogu gerçekten
anlatiyor. Bu garip senaryoya çok yerde rastlanabilir. Stillings bunlara,
incil'de, Eflatun'nun yapitlarinda rastlanabilecegini söylüyor. Bunlarin
hepsinde üç tuhaf insandan ve garip bir sarisindan bahsediliyor. Gerçekte
bütün bu imajlar nereden geliyor? Cart G.Jung'a göre; bunlar beyinde zaten
mevcut. Stillings. Jung'un görüslerini söyle açikliyor; "Jung, din ve buna
bagli imajlarin beyinde biyolojik olarak var olduguna inaniyordu. Gerçekten
de dini bir içgüdü var ve biz bu içgüdüye sekil veriyoruz. Günümüzde bu
içgüdü melekleri ortaya çikarsa bu duruma güleriz ama bu güdü E.T. olarak
ambalaj edilirse buna inaniriz."

Bir uzaylı kaçırdığında ne olur?
UFO olayları çoğu zaman tanıkların üzerinde psikolojik etkiler
bırakırlar. Bu etkiler, hafif şoklardan başlayarak uzun dönem yaşanan
ağır hastalıklara kadar uzanırlar. Belirlenen bazı olaylarda
tanıkların karmaşık duygular yaşadıkları görülür; el hareketlerini
kontrol edememek, göz bebeklerlerinde aşırı hareketlilik, solunum
zorlukları, ağızda acılık, saçlarda elektriksel oluşumlar, bazen bir
kolda uyuşma, bilinç kayıpları, görme zorlukları (bazıları kalıcı),
ellerde bazı lekeler, deride kırmızı kabuklu yaralar, yüzde hassasiyet
ve aşırı sıcaklık duygusu gibi... Uzun süreli etkiler ise yanıklar,
hafif sağırlık, saç dökülmeleri, şişler, bulantı ve kusma, kilo kaybı,
görme bozukluğu veya çift görme, kaşıntı, bellek kaybı, burun
kanamaları şeklindedir. Bunların bazılarının yılarca sürdüğü
belirtilmektedir. Bilimsel çevrelerin toplumsal sağlığın UFO tutkusu
yüzünden tehlikede olduğu yaklaşımı bu örneklere dayanmaktadır. Bu
olayların çoğunun nedeni, mikro-dalgalara, kızıl ötesi ışınlara,
ultraviyole radyasyon dalgalarına, yüksek dozda X ışınları veya gamma
dalgaları gibi ionize radyasyon etkilerinden olabilir. Bazı göz
sorunları, güçlü UV radyasyon dalgalarından ortaya çıkabilir, aynı
dalgalar yüzeysel deri yanıklarına da neden olabilirler. Genel olarak,
bu tür olaylar veya iddialar ya da anlatılar ne yazık ki yeterince
belgelenmemiştir, yaraların veya etkilerin tanımları geçmişe yönelik
olarak tam yapılmamış, çoğunda belirme yapılıp yetinilmiştir.
Bazılarında ise, kurbanların anlattıklarına doktorlar tarafından
inanılmamış, kanıtlara boş verilmiştir. Bir kısmı ise UFO
araştırmacıları tarafından uzun yıllar sonra duyulmuştur. Zamanla bir
tür UFO tıbbının oluşmakta olduğu söylenebilir. Panelde bunun üzerinde
de durulmuş, radyoaktif etkiler soruşturulmuş ve olası kromozom
değişiklikleri araştırılmıştır. Sonuçta verilerin Uluslararası
Radyolojik Korunma Komisyonu´na aktarılması kararlaştırılmış ve ionize
radyosyon etkilerinin üzerinde durulmasını tavsiye edilmiştir. İyi
bilinen ve tanınan kurbanlar için önemli olan araştırmadaki amaçlar ve
kurbanların çabuk ortaya çıkarılarak muayeneleri kabul etmeleridir.
Bir diğer gereklilik, doktorların alışılmadık yaralar karşısında
eğitilmiş olmaları ve resmi kuruluşlara bağlı bulunmalarıdır. Daha da
ötede, bu konuda uluslararası bir protokolun hazırlanması uygun
olabilir.
Bige Nirun

Uzaylılar tarafından en ünlü kaçırılanlar
En Ünlü Kaçırılanlar; Biyolojik Deney mi?
Üçüncü Tür İlişkiler´in en ünlü olayı Betty ve Barney Hill çiftinin
başına gelenlerdir. Hill çifti, 1961 yılının 19 Eylül´ünde akşam
saatlerinde, ABD´de New Hampshire, Portsmouth yaklaşıyorlardu. İki
geniş penceresi olan silindir biçimli bir UFO tarafından yolları
kesildiUFO yolun tam ortasına inmişti, Hill çifti korkularına rağmen
dışarı çikarak, ne olduğunu anlamak istediler ve karşılarında 6 insan
benzeri canlının durduğunu gördüler. Korkuyla kaçmak istedilerse,
garip bir ses ve titreşim sonrasında kendilerini kaybettiler. .
Ayıldıklarında iki saat geçmişti ve UFO kaybolmuştu. Hill çifti iki
saatlerini yitirmişlerdi. Sonraki yıllarda yapılan soruşturmalar ve
hatta hipnoz deneyleri Hill çiftinin yalancı olduklarını kanıtlamadı.
1964 yılının Ocak-Haziran döneminde hipnoz altındayken, UFO´nun içine
alındıklarını ve bazı tıbbi deneylerde kullanıldıklarını anlattılar.
Ve olay orada kalarak UFO literatüründe liste başı olarak yerini aldı.
Kaçırılma olayları, UFO tarihçesinde çok geniş ve etkili bir yer
tutmaktadır. Yüzlerce olay vardır ve UFO´lar tarafından kaçırılan
insanlar inanılmaz öyküler anlatmaktadırlar. En çok raslanan tür ise,
insanımsı canlılar tarafından kaçırılanların muhakkak birkaç dakika
ile birkaç saat arasında değişen Amnesia yani bir çeşit bellek kaybı
yaşamalarıdır. Hatta seksüel deneyler yaşayan ve hamile kalan kadın
tanıklar da vardır ama hiçbirisi doğum yapamamış ve hamilelikler hep
düşüklerle sonuçlanmıştır.
Ufo olaylarında zehirlenenler ve yaralananlar
Yananlar ve radyasyondan zehirlenenler..
1957´de Kasım ayının dördünde, saat iki civarında ABD´de Atlantik
kıyısındaki Itaipu Askeri üssünde, iki muhafız denizin üstünden
portakal renginde bir diskin alçalarak geldiğini görünce hemen alarm
verdiler. Bu arada hızla gelen cisim askerlerin üstünden geçerek, bir
an durakladı. İki asker ani bir ısı dalgası hissettiler, sanki
yanıyorlardı. Çığlıkları diğer askerlerin gelmesine kadar sürdü, o
sırada UFO uzaklaşmıştı. Olay sürerken üssün tüm elektrik enerjisinin
kesildiği anlaşıldı. İki asker hastaneye kaldırıldılar ve ikinci
derece yanık tedavisine alınarak haftalarca bakım gördüler.
Ama olay bu kadar değildi, aynı gün İtaipu kentinde, yüzlerce araba
yollarda kaldı, aküler aniden boşalıyor, motorlar çalışmıyordu. Birçok
insanda güneş yanığı benzeri izler ortaya çıktı. İki gün sonra, 6
Kasım´da Indiana Merom´da Rene Gilham yolda yürürken, gökten gelen bir
ışıkla adeta yıkandı, yüzünde ciddi yanıklar oluştu. 10 Kasım´da
Madison Ohio´da, garajina doğru yürüyen Denise Bishop adlı kadın,
garajın damının üstünde beliren cisimden yayılan ışıkların içinde
kaldı, sonraki günlerde şiddetli ağrılar ve görme bozukluğu çekmeye
başladı. Teşhis yoğun radyasyon zehirlenmesiydi. Beş yıl sonra da
öldü.
Uzaylı çiftçinin hikayesi
Valensole küçük bir Fransız köyüydü. 1965 yılının 1 Temmuz´unda
sabah 5:45´de çiftçi Maurice Masse günün ilk sigarasını yakarak
çalışmaya hazırlanırken, garip bir cisim gökden süzülerek tarlanın
ortasına indi. Masse, cismi helikopter sanarak, izinsiz tarlasına
inilmesine çok kızdı ve o öfkeyle cisme doğru gitti. Derken cismin
helikopter olmadığını farketti, dört ayaklı oval bir cisimdi. Önünde
iki kişi duruyordu, boyları yaklaşık bir metreydi, gri-yeşil renginde,
bedenlerine sımsıkı oturmuş giysileri vardı. Başları büyük, saçsız ve
köşeliydi, iri, simsiyah gözleri vardı ve gözbebekleri yoktu. Parazite
benzeyen bir ses çikarıyorlardı. Masse tutulup kalmıştı, parmağını
dahi oynatamadığını farketti. Bu sırada iki yaratık UFO´ya dönüp,
girdiler. Ve biraz sonra cisim havalanıp yokoldu. Masse ancak 20
dakika kadar sonra hareket edebildi. Cismin durduğu yere gidip baktı.
Yerde derin oyuklar vardı ve çevredeki bitkiler yanmıştı. Sonra
yapılan deneylerde yerde çok yüksek dozda kalsiyum bulundu. Valensole
olayı, klasik UFO olaylarının en belirginlerindendir. Yapılan
soruşturmada, Masse´nin kişiliği olumlu ve güvenilir bulundu.
Laboratuar deneyleri bitkilerin alışılmadık nedenlerden yandığını
ortaya çıkardı. Kısacası Valensole olayı gerçekti.
Uzaylıların çiftçiye yolladığı gerçek dökümanlar
Spencer´la konuştuğumuz can alıcı noktalardan birisi buydu, bu
arada Meier-Pleidas ilişkisi tartışılabilirdi çünkü üstün bir uygarlık
ilişki kurmak için neden sıradan bir çiftçiyi tercih ediyordu? Verilen
cevap inandırıcı değildi; "Seni hep izledik, güvenilir ve dürüstsün,
bizi dinle ve söylediklerimizi yayınla." Neden Meier, örneğin New York
Tımes´ın başyazarı veya BBC haber müdürü ile görüşseler çok daha etkin
bir sonuç almazlar mıydı? Neyse, Spencer bunun üzerinde pek durmadı
çünkü Meier, bir yılın sonunda 3000 sayfa not tutmuş, yüzlerce
fotoğraf ve birkaç saatlik film çekmişti. Ve bunların testlerden
geçirildi, özellikle de 1990´da bir grup Japon fotoğraf, film,
elektronik ve optik uzmanı tüm dokümantasyonu aylarca
laboratuarlarında incelediler.
Bir kısmı yorumsuzdu ama çoğunluğu için sahtekarlık yoktur, bu
malzeme gerçektir sonucuna ulaştılar. Spencer, atalarımızın bir olduğu
düşüncesine sıcak bakıyordu, en azından benim gibi geçmişimizi çok az
bildiğimiz konusunda hemfikirdik. Daniken´cılık oynamamak kaydıyla, bu
konuda fazla söze gerek yok, arkeolojinin bizzat anlatımıyla daha
henüz dünya yüzeyini tırmalıyorduk. Bilinmeyenler, bilinenlerin birkaç
yüz kat üzerindeydi.
Uzaylı sarışının hikayesi
1975 yılının Ocak ayında İsviçreli bir çiftçi olan Eduard Billy
Meier´ın başından garip bir olay geçti. Ve bu olay yaklaşık bir yıl
sürecek olan bir öykünün ilk adımıydı. Bir sabah evinde otururken,
kafasının içinde çınlayan bir ses, çevredeki belli bir yere gitmesini
istedi, rahatsız olan Meier aldımamaya çalıştıysa da, olay
tekrarlanınca denilen yere gitme arzusunu yenemedi. Belli yere
geldikten sonra bir saat kadar bekledi, tam dönmeye hazırlanırken,
gökten gelen garip sesle duydu, başını kaldırıp baktığında tipik disk
biçiminde bir UFO´nun yere doğru indiğini gördü. Yanında aracından hiç
ayırmadığı kamerası vardı, ilk olarak cismin inişini görüntüledi,
sonra yanına doğru gitmeye çalıştı ama yapamadı, engelleyen bir güç
vardı. Sonra aracın ardında bir kadın belirdi, sarışın, uzun boylu,
güzel bir kadındı, kulak memelerinin uzunluğu dikkat çekiyordu. Garip
aksanlı bir Almanca ile konuşan kadın İsminin Sam Jase olduğunu ve
Erra adlı bir gezegenden geldiğini söylüyordu. Erra gezegeni Boğa
Burcu´ndaki Pleidas Takımyıldızı´nda bulunuyordu. Sam Jase´nin
söylediğine göre Erra uygarlığı, bizden 13.000 yıl ilerdeydi,
Erralılar anlaşmazlıkları saf düşünceye ulaşma yöntemiyle ortadan
kaldırmışlardı. Teknolojileri çok ileriydi, 430 milyon ışık yılı
uzaklıkta bulunan Pleiades Takımyıldızı´ndan dünyaya 7 saat gibi
akılalmaz bir sürede geliyorlardı. Sam Jase, beş tip uzay araçları
olduğunu anlatıyordu, üç tipi yıldızlar arası yolculuklar için, birisi
gezegenler arasında, beşincisi ise zaman yolculuğu amacıyla
kullanılıyordu. Sam Jase, Pleidas ilişkisinin ilk adımıydı, daha sonra
ziyaretler sürdü.
Ptaah ve Asket adlarında iki Pleidaslı daha geldiler,
anlattıklarına bakılırsa asıl anavatanları Erra değildi, daha önce
Lyra Takımyıldızı´nda yaşıyorlardı. Toplum yoldan çıkmış ve sonunda
nükleer bir yıkım herşeyi yok etmişti. Kıyımdan kurtulan bir grup,
Erra´ya yerleşerek yeni bir uygarlık kurmuşlar, binlerce yıl sonra da
uzaya açılarak Güneş Sistemimize ve bize ulaşmışlardı. Meier, neden
sorusunu sorduğunda en çarpıcı cevabı aldı; "Biz sizlere karşı
sorumluluk duyuyoruz çünkü sizin atalarınız bizim atalarımızdır."
Ufolar hakkında klasikleşmiş hikayeler
Uzaylılar niçin dünyaya geliyorlar? Onlara uzaylı dostlarımız mı yoksa
düşmanlarımız mı demeliyiz. Eğer geliyorlarsa neden ortaya
çıkmıyorlar? Gerçekten bir gün kapımızı çalıp "Merhaba ben uzaylıyım"
diyen bir yaratığı görmeyi kaldırabilirmiyiz? Yoksa dünya birbirine mi
girer? Bu soruları cevaplandırmak zor. Bildiğimiz tek şey gökyüzünde
bazı zamanlar gerçekten hiç bir açıklamaya sığmayan cisimler
gördüğümüz. Bekleyip göreceğiz. Dileğimiz dostça olmaları ve
dünyamızda süregelen gelişim evrimine katkıda bulunmaları.
Ufo´ların görülmesiyle yeni bir çağ başladı
Işıklı cisimlerin hareketleri normal değildi, arada bir olmadık
iniş ve çıkışlar yapıyorlar, fizik ve aerodinamik yasalarına aykırı
davranıyorlardı, aniden durup, birden hızlanmak gibi. Öte yandan
Arnold cisimleri artık yakından görebiliyordu, güneş ışığının
yansımaları nedeniyle cisimlerin metalik yüzeylere sahip olduklarını
farketti. Daha sonra; "..yana eğik dev bir tepsi veya tabak
gibiydiler, öndeki dördü, arkadaki beşliye göre daha geniş
dizilmişlerdi." diyecekti. En önde uçan cisim koyu renkli ve ay
biçimindeydi, diğer sekizi daha düz disk biçimindeydiler. Arnold tüm
cisimlerin beş millik bir alanı kapsadıklarını tahmin etti. Ve birkaç
dakika sonra, tüm cisimler Adams Dağı´na doğru büyük bir hızla giderek
kayboldular. Tanımlanamayan Uçan Cisimler "UFO : Unidentified Flying
Objects" çağı o andan sonra başlamıştı. Ertesi gün Arnold, hikayesini
"East Oregonian" gazetesine anlattı. Gazeteci Bill Bequette, öyküyü
Associated Press´e geçti. Aynı gün ülkenin başka yerlerinden de benzer
haberler geldi ve bilinmeyen bir yazar "Flying Saucers: Uçan Tabaklar"
başlığını attı, bu iki kelime daha sonra Türkiye´de "Uçan Daire"
olarak literatüre geçecekti. Arnold ve diğerlerinin gözlemlerine
karşı, ABD Hava Kuvvetleri ve Meteoroloji yetkilileri 40´lı yıllarda,
tanımlanamayan uçan gök cisimleri ifadesine karşı çıkmadılar ama
sonraki 40 yıl içersinde bu politika değişecek ve yerine redler veya
atmosferik açıklamalar gelecekti. Kısacası şöyle veya böyle UFO
yüzyılı medya boyutunda başlamıştı ama acaba tanımlanamayan uçan gök
cisimleri ilk kez 1947´de mi görüldüler?
Ufo´ların ilk görülmesi
İşte size tarihi belgelerden alınan bir dizi tarihi olay, nelerden
bahsediyorlar.
* Yıl MS 793: İngiltere, Devonshire, Anglo Saxon yazmaları: "Gökte
garip gülüş cisimler, ışıklar, gürültülü patlamalar ve yılana benzer
ışık yolları görüldü."
* 9.Yüzyıl: Fransa, Lyon Başpiskoposluğu el yazmaları: "Magonia
bölgesinde gökte gemiye benzer cisimler görüldü ve yere indiler. Meyve
ağaçlarının ve mısır tarlalarının yanındaydılar, sonra meyvelerin
ağaçlardan yokoldukları ve mısırların yanmış oldukları görüldü. Herkes
evlerine kaçıştı, ertesi gün aynı yerde bir kadının ve üç adamın
ölüleri bulundu."
* Yıl 1211: İngiltere Tilbury kilise kayıtları: "Bir pazar günü, halk
pazar ayininden çıkarken, gökte dev bir cisim görüldü, yuvarlaktı ve
üstünde asa gibi çıkıntı vardı, altından ipe benzer parlak birşey
sarkıyordu ve üzerinde bir adam vardı. İp yere kadar indi ve adam
kilisenin karşısındaki gölün yanında yere atladı, halk panik
içindeydi, kadınlar kiliseye kaçarlarken, erkekler taş ve sopalarla
saldırdılar ama gökten inen adam hızla yine parlak ipe gitti ve bir
anda cisme doğru yükselerek içinde kayboldu sonra cisim bir anda
yokoldu."
* Yıl 1877: İngiltere, Everton: "Yüzden fazla insan siyah botları olan
ve evlerin üzerinden sıçrayan bir insan gördüler. Ayın olay sonraki
yıllarda başka yerlerde de yaşandı."
* 13 Nisan 1897: ABD, Minnesota, Elmo Gölü, Hudson yolu: "Frederick
Chamberlain ve O.L.Jones evlerin arasında elinde yeşil bir ışıkla
koşan birini gördüler. Karaltı birden ağaçların arasına girdi ve aynı
anda yeşil ışık silüet kişiyle beraber göğe yükseldi. O anda büyük bir
gürültü işitildi ve güçlü bir rüzgar esti. Bir dakika sonra iki adam,
gökte uzun, gri-beyaz renkli dev bir cisim belirdi. Cismin önünde
yanyana sıralanmış kırmızı, yeşil ve beyaz ışıklar görülüyordu. Sonra
cisim sert bir açıyla birden döndü ve ağaçların üzerinde kayboldu."
* Haziran 1914: Hamburg, Almanya: "Yüzlerce insan akşamüstü
saatlerinde kentin üstünde püro şeklinde, ışıklı pencereleri olan ve
pencerelerinden insana benzer şekillerin görüldüğü dev bir cisim
gördüler."
* Ağustos 1944: Yeni Zelanda: "Bir grup hemşire, tren yolunun üzerine
inmiş ters dönmüş tabak biçiminde tahminen 20 m. uzunluğunda bir cisim
gördüler. Dik açılı bir pencereden iki insanımsı figür görülüyordu.
Üçüncüsü ise, açık bir kapıda duruyordu. Hemşireleri farkeden cisim ve
insanımsılar, derhal içeri girerek hızla yükselip, kayboldular."
* İkinci Dünya Savaşı tanıklıkları o kadar çoktur ki, en
ilginçlerinden birisini 1942 Aralığında Fransa üzerinde uçan bir
İngiliz RAF Hurricane pilotu yaşadı. 1000 m. yükseklik civarında
uçarken peşinden bir ışığın geldiğini farketti. Hemen yükselerek cismi
önüne almaya çalışırken aynı anda da ateş etmeye hazırlanıyordu. Işık
artık tam altındaydı, parlaklık arasında disk şeklinde bir cisim
farketti ve yaklaşmaya çalıştı fakat cismin bilinçli yönetildiği
belliydi, uzaklaşarak arayı açtı. Sonra birden hızlanarak görüş dışına
çıktı.
Ufo Raporları ve Bilim
Araştırmalar yetersiz,
Bilim kuşkulu ve korku içinde ve ötesi...
UFO´lar ve Bilim
1970 yılında yapılmış bağımsız bir UFO Araştırması ilk kez
yayınlandı. Aslında bilim adamlarının katıldığı ve birçok UFO
tanıklığından derlenen bilgilerin sergilendiği bir panel 1970 yılında
yapılmış, yanısıra da bilimsel çizgide kanıtların inandırıcılığı
tartışılmıştı. Panel, Stanford´dan Elektrik Mühendisi Prof. Von R.
Eshleman tarafından yönetildi. Ama panelde tartışılan kanıtlar
inandırıcı değildi, yani bilinen doğal yasaların dışına çıkılmadığı
gibi, dünyadışı yaşamın üzerinde hiç durulmamıştı. Panelle ilgili
yayın, Stanford Üniversitesi Fizik Profesörü Peter Sturrock tarafından
hazırlandı ve organize edildi. Tüm çalışma, "Society for Scientific
Exploration" adlı kuruluş tarafından desteklendi ve aynı kurum
çalışmayı "Açıklanamayan Fenomenleri Araştırma" başlığı altında
tanımladı. Raporda, 9 fizik bilimcisi yer alıyor ve 8 UFO raporundan
yola çıkıyorlardı. Bu raporlar en iyi veya en güçlü kanıtları
içeriyorlardı.
KAYNAKLAR: Stanford Üniversitesi-California/29 Haziran 1998 David
Salisbury, Bilim Yazarı, Society For Scientific Exploration Marsha
Sims, Yayın Yönetmeni, Journal of Scientific Exploration,
Bilimsel araştırmalarda kullanılan UFO raporları veya
tanıklıklarının geçmişi 50 yıllıktır ve daima derlenen bilgilerde
bilinmeyen fiziksel oluşumlara ya da dünyadışı canlıların varlığına
ilişkin yaklaşımlara yer verilmemiştir. Bazı görüşlere göre ise,
açıklanabilir bazı gözlemler raporlara özellikle sokulmuş ve bu
yöndeki sonuçlandırmalar raporda özellikle; "Dikkatle araştırılmış ve
değerlendirilmiş bilgiler, UFO raporlarında öncelikle bilinmeyen veya
bilimin tanımadığı fenomenlerle ilgilidir..." cümlesiyle
tanımlanmaktadır. Ayrıca da, değerlendirmelerde objektivizme ve karşıt
tezlere de yer verildiği eklenmektedir. Ulaşılan sonuçlar, 1968
yılında Colorado Projesi başlığı altında Dr. Edward U. Condon´un
ulaştığı sonuçlardan farklıdır. Condon; "UFO´ların olası varlığı,
gelecekte daha gelişmiş veya umulduğu gibi çok ilerlemiş bir bilimin
danışmanlığı ile de çözülemez. Çünkü bilgiler yetersizdir." diyordu.
Benzer bir yaklaşım yine 70´lerin başında American Institute of
Aeronautics tarafından Astronautics´ Kuettner Raporu´nda yapıldı; üst
düzeyde bilimsel analizlerin objektif anlamda yapılabilmesi için
eldeki bilgilerin düzeltilmesi veya islah edilmesinin yanısıra
süreklilik ve devamlı araştırma vurgulanıyordu.
Yüzlerce tanığın gördüğü Ufo´lar
1968'de Pasifik´de Solomon Adaları´nda bulunan Amerikan deniz
piyadeleri günün ortasında, 150 tane gümüş renkli uçan cisim görüp
saydılar. Askerler cisimleri parlatılmış gümüş renginde ve
yalpalayarak uçuş halinde tarif ettiler. Bu rapor yetkililer
tarafından 1944 yılı Aralığına kadar saklı tutuldu, o tarihte
açıklandı ve açıklamanın ardından yüzlerce savaş pilotu ve asker tanık
oldukları benzeri olaylardan söz ettiler. Yukardaki örnek olaylar
öylesine seçildi, o kadar çok kayıtlı, belgelenmiş tanıklık vardır ki,
birkaç ansiklopedi cildi kadar yer tutabilirler. Burada anlatılmak
istenen olayların doğallığı ve de tanıkların birden çok olmasıdır.
Öyleyse acaba UFO´ların varlığını sadece 1947´deki Kenneth Arnold
olayına kadar olan tanıklıklara güvenerek kesinlikle
kabullenebilirmiyiz? Bence evet, hatta açıkça söylenebilir ki, bu
tanıklıklar günümüzdeki tanıklıklardan çok daha fazla güvenilir ve
inanılır olabilirler. Zira, sansasyonellikten, ün ve çıkar
arayışlarından uzak oldukları açıkça ortadadır.
Günümüzde yaşanan olaylar ve tanıklıklar her ne kadar teknolojinin
avantajlarından yararlanıp, sahtekarlıklar kolayca ortaya çıkarılıyor
ise de, iletişim gücü yani haberlerin dünyanın her yerine çok hızlı
ulaştırılması nedeniyle yeterince test edilemiyor. Buna biraz da
medyanın UFO olaylarını dönemsel olarak temcit pilavı misali
kullanması da katılabilir. Ama yanısıra da medyanın sahtekarlıkları
olayın ardından vermekten hoşlanmamasını da akla getirirsek yeterince
bilgilendiğimiz asla söylenemez.
1947´de yaşanan gizemli bir UFO olayı
1952´de Los Angeles´li araştırmacı Ed Sullivan, devletin
suskunluğunun ve gizlilik çabalarının sadece çıkara dayandığını
açıkladı, Sullivan´a göre devlet askeri ve siyasi güç adına olayları
saklıyor ve aldırmazlık havasına giriyordu. Sullivan iki yıl sonra bir
açıklama daha yaparak,1954´de Başkan Eisenhover´ın o yılda
California´ya gizli bir yolculuk yaparak, uzay aracını ve cesetlerini
gördüğünü, hatta canlı olan dünyadışı canlı ile bizzat konuştuğunu
anlattı. Tanık olarak da, 1947´de görevli olan bir grup asskeri
gösteriyordu. Bu tanıklar, uzay aracını ve içindekileri uzun uzun
aralarında çelişkiye düşmeden anlatıyorlarlardı. Roswell olayı sonraki
yullardan günümüze kadar, zaman zaman anımsandı, iddialar sürdü,
yetkililer ses çıkarmadı fakat 1993´de salt Roswell olayını konu eden
bir özel bir sinema filmi yapılınca o döneme kadar oluşmayan bir
kamuoyu oluştu. Artık, 1990´ların Amerikan toplumu önceki yıllara göre
daha sert ve etkindi. Dallas´da bir başkanı öldürmüşler, Watergate´de
bir başka başkanı Oval Ofis´den atmışlardı. Vietnam´ın bir aptallık
olduğunu yetkililere itiraf ettirdikten sonra, İrangate ve Nicaragua
skandallarını izlemişlerdi. Demek ki, yöneticiler öyle pek doğru,
ulaşılmaz ve de dokunulmaz değildiler. Yaptıkları bal gibi hata
olabiliyordu. Öyleyse, ne sakladılarsa hesap vermeliydiler, üstüne
üslük bir de Bilgi Özgürlüğü Yasası çıkarılmıştı. İşte kamuoyunun
tepkisi bu yöndeydi, amaç hesap sormaktı, konu ister UFO´lar olsun,
ister senatör bilmem kimin kirli çamaşırları olsun, farketmezdi. Ve
ABD hükümeti bu kez farklı bir açıklama yaparak, araştırma yapıldığını
ve sonuçların açıklanacağını belirtti. Bu arada, olabilir iması da
yapıldı. Zaten gerek ABD toplumu, gerekse de dünya Star Wars´ı,
E.T.´yi ve Uzay Yolu´nu seyrede seyrede dünyadışı canlıları akraba
sanmaya başlamıştı. Acaba, Roswell tek miydi? Hayır, bir başka UFO
kalıntısı 1980´lerde Norveç´de Spitsbergen kıyılarında Norveç
askerleri tarafından bulunmuştu. Benzeri bir kalıntıyı Alman ordusu
Heligoland´da ele geçirmişti. 23 Mayıs 1955´de Amerikalı gazeteci
Dorothy Kilgallen şöyle diyordu: "İngiliz bilimciler ve havacılar
menşei bilinmeyen hava araçlarını yıllardır incelemekteler ve
ellerinde bir sürü örnek var. Bunların Sovyetler´le de ilişkisi
olmadığı kesin olarak anlaşıldı. Uçan Daireler kökeni dünyadışı olan
araçlardır."
Ufolar dünya yapımı malzemeden değil
1950´de, 15 Eylül´de başkent Washington´da inanılması zor bir olay
yaşanmıştı fakat kamuoyu bu olayı ancak 1980´lerde öğrendi. Olay, bir
radyo sohbetinde geçiyordu. Radyo programcısı Arthur Bray, Kanada
Ulaştırma Bakanlığı´nda görevli bir mühendis olan Wilbert B. Smith´in
anı defterini ele geçirmişti, defterin içinde Robert Sarbacher
tarafından Smith´e yazılmış özel bir belgenin kopyası bulunuyordu ve o
geceki radyo sohbetinin konuğu ise, ABD Savunma ve Araştırma Masası
Danışmanı fizikçi Robert Sarbacher´di. Sarbacher, söz konusu mektupta
Sarbacher, Kanadalı mühendise çok açık olarak UFO´larla ilgili
bilgilerin saklandığını belirtiyor ve ele geçirilen araçların dünyada
bulunmayan çok hafif ama çok dayanıklı bir maddeden yapıldıklarını
anlatırken, dünyadışı canlıların böceğimsi olduklarını da ekliyordu.
Bray, söz konusu belgenin doğruluğunu Sarbacher´e sordu. Sarbacher´in
cevabı inanılmazdı: "Kesinlikle doğru fakat ben onların niteliklerini
açıklamaya yetkili değilim ama bu araçları bizler yapmadık veya
dünyada yapılmadıklarını kesin olarak biliyoruz. Daha fazla konuşmak
istemiyorum." Ve Sarbacher´e göre Başkan Truman´ın bilimsel baş
danışmanı Vannevar Bush´un asıl görevi, UFO kalıntılarının
araştırmalarını koordine etmekti. 1984´de bu olay yeniden gündeme
getirilmesine rağmen Sarbacher, 1986´daki ölümüne kadar bu konuda bir
daha konuşmadı.
Bilim ufolar için ne diyor?
Astronot Albay Gordon Cooper, Avustralya üzerinde büyük bir UFO
ile karşılaşmış, dünya diline benzemeyen konuşmalar kaydetmişti
ama kendisi bunu sonradan reddetti. Bir yol sonra Kasım 1978´de
ondan bir mektup aldım ve nihayet kendisiyle konuştuğumda uzay
uçuşlarında birçok kez UFO´larla karşılaştığını, başka
astronotların da böyle şeyler yaşadıklarını ama konuşmamaları
için uyarıldıklarını söyledi..." Yazar Sidney Sheldon
"Atmosferimizde ve hatta yeryüzünde insan yapısı nesneler
veya bilimin tanıdığı fizik güçlerin dışında nesneler bulunduğu
kanıtları çok artmıştır. Sözlerine inanılması gereken insanlar
böyle nesneleri gördüklerini söylüyorlar..." 1971-73 arasında
Britanya Genelkurmay Başkanı Lord Hill-Norton
" Bazı raporlar bize gizli askeri üslerimizin üstünde
yaşadışı uçan araç trafiğinin bulunduğunu gösteriyorlar.
Güvenilir insanlar bu aracı yakından gördüler... Araçlarda bir
işaret veya tanıtıcı bir amblem yoktur. Bunlar kim ve nedir?
Neden hava sahamızı ihlal ediyorlar?" Tümgeneral Erik
Reuterswaerd-İsveç
" Bunların roket olmadıklarını anladık, ancak daha fazla bir
araştırmaya giremeden yabancı yetkililerle konuşan askeri
yetkililer araştırmayı durdurdular..." Prof. Paul Santorini,
bilim adamı- Yunanistan
" Garip şeyler görüldüğü artık kesindir. Aklı başında olup ta
birşey gördüğünü iddia eden inanılır insanların sayısı gittikçe
artmaktadır." General Lionel Max Hassin, NATO Savunma
Koordinatörü ve Fransa Hava Kuvvetleri Komutanı
Bilim ufoları sevmiyor
Bilim dünyası tarafından 2000 yılında Michigan´da düzenlene
panelde , ufo olaylarının üzerine odaklanırken fiziksel
kanıtların bazıları kalite veya yeterlilik yönünden
sorgulanıyordu. Özellikle fotoğraflar, radar kayıtları,
taşıtların karıştırılması, uçuş teknolojilerinde görülen veya
yaşanan sorunlar, görünür çekimsel veya atıl enerjiler,
topraküstü izleri, bitkilerin zarar görmeleri, tanıklardaki
psikolojik etkiler ve kalıntılar üzerinde duruluyordu. UFO
ilişkilerini anlatan raporların bir kısmı toplumsal sağlık
bakımından tehlikeli bulundular. Bazı tanıklar radyasyon benzeri
yanıklardan zarar gördüklerini anlatıyorlardı. Bu tür iddialar
panelistleri olası sağlık riskleri üzerinde durmak için tıbbi
araştırmaların gerekliliğine yöneltti. Bilimsel görüşün temeli
rapor edilen olayların çoğunluğunun nadir raslanan doğal olaylar
olduğu yönündeydi, yüksek düzeydeki elektriksel ortamlarda
(Şimşeklerin yoğunlaştığı anlar) veya radar yanılgılarında
(radar dalgalarının atmosferik etkiler tarafından etkilenmesi
gibi) benzer olaylar yaşanıyordu. Buna karşın, panelde UFO´ların
veya UFO´larla ilgili bazı fenomenlerin bir inanç veya moda
olarak yorumlanması doğru bulunmamış ve üzerinde durulmamıştı.
Oysa böyle bir konuda bilimin desteği şarttı.
Kanıtlarla ilgili daha gelişmiş analizler konusunda ise panel
pek istekli değildi, bazı raporların veya tanıklıkların daha iyi
aydınlatılması gerekiyordu. Birçok tanınmış UFO soruşturmacısı
bilimsel komite tarafından yetersizlikle suçlandılar, öncelik
tanınmadı ve gereken bilimsel önceliğe hak kazanamadılar yani
yeterince dikkate alınmadılar. Bunun bir nedeni de, bu tür UFO
araştırmacılarının daha ziyade, çok bilinen klasik UFO
olaylarından sürekli söz etmeleriydi. Komite yeni verileri
istiyor ve onlarla ilgili bilimsel analizleri soruşturuyordu,
olasılıkla yeni ortaya çıkan yani taze kullanılabilir bilgilerle
yola çıkılarak UFO sorunu çözümlenebilir veya anlaşılabilirdi.
Komite böyle düşünüyordu. Buna karşın tüm negatifliklere,
eksikliklere ve katı görüşlere rağmen sonuçta şöyle bir yorum
yapılmıştı;
1. UFO sorunu basit değildir çünkü benzersiz ve evrenseldir.
2. Ne olursa olsun açıklanamayan gözlemler yine de vardır, bu
da bilimin yeni çalışmalara girip bilgisini arttırması gereğini
getirir.
3. Çalışmalar olaylara yönelmeli, bağımsız bir çizgide
sürdürülmelidir.
4. UFO toplumu yani UFO´lara inananlar ile fizik bilimciler
arasında sağlıklı bir ilişki kurulmalıdır.
5. Bu alanda enstitüsel desteğin sağlanması yararlı
olacaktır.
Altı yıl içinde UFO olaylarında ölenler rastlantımı?
Altı yıl içinde Yıldız Savaşları ve UFO araştırmalarını
içeren elektronik savaş dallarında çalışıp ölen bilim adamları.
o Prof. Keith Bowden- Otomobil kazası
o Jack Wolfenden-Planör kazası
o Ernest Brockway-İntihar
o Stephen Drinkwater-İntihar
o Yarbay Anthony Godley-Kayıp
o George Franks-İntihar
o Stephen Oke-İntihar
o Jonathan Wash-İntihar
o Dr. John Brittan-İntihar
o Arshad Sharif-İntihar
o Vimal Dajibhai-İntihar
o Avtar Singh Gida-Kayıp
o Peter Peapell-İntihar
o David Sands-İntihar
o Mark Wisner-İntihar
o Stuart Gooding-Cinayet
o David Greenhalgh-Kaza
o Shani Warren-İntihar
o Michael Baker-Kaza
o Trevor Knight-İntihar
o Alistair Beckham-İntihar
o Tümgeneral Peter Ferry-İntihar
o Victor Moore-İntihar
UFO´lar ve bilimsel korku
50 yıldan beri dünyanın birçok yerinde birbirlerine benzer
UFO raporları yayınlanmaktadır. Bu raporların veya gözlemlerin
içersinde çoğunlukta sahtekarlıklar, halüsinasyonlar,
gezegenler, yıldızlar, meteorlar, bulutsu oluşumlar, ışık
topları, gizli tutulan yeni uçak deneyleri ya da dünyadışı
canlılara ait uzay araçları yer alırlar. Dünyada böylesine
zengin ve çeşitli bir kaynak yoktur ve de çok az konu böylesine
yoğun toplumsal bir ilgi görmektedir, buna karşın bilimsel
çevrelerin ilgisi tam aksine, yok denecek kadar azdır. Bilimsel
desteğin yoksunluğu sonuçta gerekli araştırma fonlarının bu
konuya yönlendirilmesini engellerken aynı düzlemde de elde
edilen bazı ciddi ipuçları ve veriler değerlendirilmemekte ve
yitirilmektedir. UFO´ların bir inanç olduğu yaklaşımı ilk kez
1969´da Condon Raporu´nda belirtilmiş ve bundan sonra da
bilimsel temas yok denecek kadar azalmıştır. Bilim çevrelerine
yerleşen soğukluğun ve konudan kaçınmanın içinde, saygınlık
yitirme endişesi de vardır. Aslında nedenler veya bilimin
gerekçeleri göreceli bir önem çizgisinde ve alacakaranlıktadır
yani belirgin değildir fakat etki güçlüdür ve bilimin UFO´lara
olan ilgisi her geçen gün daha çok azalmakta ve konu gittikçe
yükselen bir çizgide UFO tarikatlarının veya mezheplerinin ya da
fanatiklerinin eline geçmektedir.
Bilime göre UFO olaylarındaki eksiklikler
Bilimin genel algısı ve tavrı içersinde, eğer UFO gözlemleri
bilimsel bir problemse daha çok psikolojinin ve bilimsel
fizik-algının araştırılması yaklaşımı dikkat çeker. Gerçekten de
bazı gözlem raporları çok basit söylentileri kapsarlar, bir
insan gökte birşey görmüş veya gördüğünü sanmıştır. Bazen
raporlarda birden fazla tanık vardır veya bazen olayın birden
fazla tanığı farklı yerlerdedirler. Bu basitlik düzeyinde olsa
bile sonuçta yine de ortada bir fiziksel olay vardır ama
bilimciler UFO olaylarına fiziksel yaklaşımlarda bulunmak
istemezler. Amaç ne olursa olsun sanki fiziksel kanıtlardan
kaçınılmaktadır. Böylece peşinen "hayır" denmekte veya çözüm
için bilimsel katkının yolu kapatılmaktadır. Oysa, bilimin
katkısı UFO sorununu çözebilir. Belirtilen bilimsel politika
belki de panele katılan bilim adamlarını da etkilemiş, topu topu
birkaç gün süren tartışmalarda daha çok kategorize edilmiş
kısıtlı olaylara ancak hazırlayıcı bir çizgide yönelinmiş,
konunun kompleksliği ve de uzun tartışmalara gerek olduğu göz
önüne alınmıştır. Doğal olarak böyle bir panelden çözümsel
sonuçlar beklenmişti ama elli yıllık bir gizem birkaç günde
çözümlenemezdi. Bilimsel gelişmeler çizgisinde,
cevaplandırılamayan olaylarda ortak bir görüşe varılmış olsa da,
bilimciler yeterince bilgilendirilmemişler, araştırmalar
yeterince yapılmamış ve bilimsel çevrelerde
değerlendirilmemişti. UFO sorunu henüz bu iki basamakta sıkışıp
kalmıştır.
UFO´lar hakkında bilimin göremedikleri
SETI (Dünyadışı Yaşamı Araştırma Projesi) ve UFO fenomeni farklı
yaklaşımlar gerektirirler. Bilim SETI projesini izleyebilir ve
bu şekilde de birbirine benzer koşullar içersinde kısıtlı
kalabilir, ilgili teknolojik alanlar ise iyi tanımlanmalı,
önceden belirlenmiş stratejilerle araştırma alanı ve türleri
genişletilmelidir. SETI için çok daha hassas ve gelişmiş
alıcıların kullanılması bir başka gerektir. Öte yandan UFO
fenomenini araştırmak bütünleşmiş ama karmaşık bir disiplin
gerektirir, olayların ne zaman ve nerede olacağının önceden
tahmin edilememesi gerçeğine öncelik verilmelidir. Temelde
insanlığın bu konuya hazır olmadığına dikkat edilerek, analizler
çok geniş tutulmalı, psikoloji, astronomi, imaj oluşumları,
fizik, kimya ve fiziksel algı gibi çok farklı alanlarda
çalışmalar gerekmektedir. Ama tüm bu çalışmalar için öncelikle
açık bir bilinçle, geniş görüşlülükle ön yargısız yapılmalıdır.
Her ne kadar UFO fenomeni ve SETI projesi topluma kapalı
tutuluyor deniyorsa da, bilimin geçmişte yaptığı gibi kesin ve
ciddi tavrı bu engeli aşabilir. Soruların yapısı farklı ve
değişik amaçlara yöneliktir. SETI projesi basit bir evet/hayır
üzerine kuruludur yani dünyadışı bir ilişki veya oluşumun
varlığı üzerinedir. UFO fenomeni ise çok daha geniş bir dünya
görüşünün elzem olduğu bir araştırma alanıdır. Kısacası
dünyadışı yaşamın varlığı ve ilişki SETI ile yetinilerek
kısıtlanamaz çünkü olay çok daha büyük ve çok daha önemlidir.
Zira SETI milyarlarca ışık yılı ötelerden bir cevap ararken,
burnumuzun dibinde dünyadışı canlılar cirit atıyorsa milyarlarca
dolar, ön yargılar kompleksler yüzünden boşa gitmektedir...
Değişik UFO Olayları
Polis Schirmer Olayı
"Yine geleceğiz ve evreni göreceksin"Tarih 3 Aralık 1967. Yer,
ABD Nebraska Ashland. Polis memuru Herbert Schirmer rutin gece
görevini tamamlamak üzere, anayoldan kente doğru gidiyor. Saat 02:30
civarında yolun kenarında ışıklar görüyor ve bir romörk olduğunu
düşünüyor. Bakmak için arabasını o yana doğru sürüyor ama ışıkların
birden göğe yükselerek kaybolduklarını görüyor. Saat 03:00´de polis
istasyonuna dönüyor ve görev defterine; "6 ile 63 no´lu yolların
birleştiği kavşakta bir uçan daire gördüm, ister inanın, isten
inanmayın" diye yazıyor. Sonra evine gidiyor ve yatıyor ama sabahleyin
şiddetli bir ağrısı ve boynunun yanında nedenini bilmediği kırmızı bir
lekeyle uyanıyor. Schirmer önceleri pek telaşlanmıyor, olayı unutuyor
ve birkaç gün içinde de leke kayboluyor ve başağrısı azalıp yok
oluyor. Schirmer kısa bir zaman sonra Polis Şefi oluyor, daha önce
Deniz Kuvvetleri´nde görev yaptığı ve önemli bir Hava Kuvvetleri
subayının oğlu olduğu için kimse onun bir UFO´cu veya bir fanatik
olduğu düşünmüyor. Şef olduktan iki ay sonra görevinden istifa ediyor.
UFO gördüğünü hatırlamıyor buna karşın çok şiddetli baş ağrılarını
hatırlıyor ve işine konsantre olmakta zorlandığı için görevini
yapamadığını söylüyor.
Gerçek hipnoz altında ortaya çıkıyor
UFO´ları araştıran Condon Komitesi Schirmer Olayı´nı duyunca bir
hazırlık soruşturması başlatıyor. Yazdığı yazıyı hatırlayamadığı için
kendisine hipnotik regresyon yani uyutarak geriye döndürme seansı
teklif ediliyor, Schirmer, kabul ediyor ve seans esnasında olay ortaya
çıkıyor; Schirmer yol kenarında ışıklara bakmak için durduğunda ışıklı
cisim ona doğru gelmiş ve otomobilinin yanına inmiş. Schirmer, olayı
kıpırdamadan izlerken cismin içinden insanımsılar çıkmış ve
yaklaşmışlar. Bir tanesinin gözlerinden fışkıran bir ışık arabaya
vurunca, arabanın içi yeşilimsi bir gazla dolmuş. Schirmer, silahını
çekmeyi düşünmüş ama nedense bunu yapmamış ve aksine yanındaki
pencereyi iyice açmış. Sonra yaratıklardan birisi elini uzatıp,
Schirmer´i boynundan tutmuş ve sonra kendisini arabanın dışında
bulmuş. O anda kafasının içinde "Sen bu yerin gözetleyici misin?" diye
soran bir ses duymuş ama Schirmer cevap verememiş. Ses devam etmiş;
"Bir uzay aracına hiç ateş ettin mi?" demiş, o zaman Schirmer, "Hayır
efendim" demiş. Sonra Schirmer´i bırakmış ve aracına geri dönmüş.
Düşman değildiler...
Schirmer, hipnoz altında yaratıkların boyunu 120-130 cm olarak
tanımladı, başlarının insanlara göre daha uzun ve dar olduğunu
söylerken, derilerinin gri-beyaz, burunlarının çok düz, ağızlarının
bir yarık gibi olduğunu ve ağzın hiç hareket etmediğini belirtiyordu.
Yaratıkların gözleri oval ama çok büyük değildi, gözlerini
kırpmıyorlardı. Giysileri gümüş grisiydi ve vücutlarına yapışıktı,
başlarının sağ tarafında antene benzer bir çıkıntı vardı. Göğüslerinin
sağ tarafında ise kanatlı bir yılana benzer bir amblem görmüştü.
Hipnoz altında yaptığı çizimlerde Schirmer´in çizdiği yaratıkların
insana çok benzediği ve çok bilinen "Griler" denen uzaylı tipine pek
benzemediği görüldü. Griler, genelde kaçırma olaylarında
görülüyorlardı. Olayın devamı da vardı; sonraki 15 dakika içinde
Schirmer, telepatik sesler duymuştu. Çevresinde daha küçük bir aracın
uçtuğunu sannmıştı, yaratıklar uzun zamandan beri insan ırkını
izlediklerini ve adına "Üreme Analiz Programı" dedikleri bir proje ile
meşguldular. Dediklerine göre, rasgele insanlar seçiyorlar ve örnekler
alıyorlardı. Güvencede kalmak istiyorlardı, Schirmer onların bizleri
kendi varlıklarına karşı tehlike olarak gördüklerini söylüyordu.
Düşmanca davranmamışlardı ama olanları hatırlamayacağını ve onu yine
ziyaret edeceklerini söylemişlerdi. Schirmer´e "Unutma Gözetleyici,
yine geleceğiz ve birgün evreni göreceksin." demişlerdi.
Herbert Schirmer aracına döndükten sonra uzay cismi uçup gitti.
Boynundaki leke, yaratığın ona dokunduğu yerdi. Hipnoz altında herşeyi
hatırladıktan sonra bir daha polislik yapmadı. Kuşkusuz 3 Aralık
1967´den sonra Schirmer´in yaşamı tümüyle değişmişti ve o artık eski
Schirmer değildi. Şimdi özel bir işte çalışıyor ve bekliyor. Neyi mi?
Evreni göreceği günü...
Demiryolunda dev UFO
Aralık 1997´de çok büyük bir UFO´nun Kuzey Avustralya´daki bir
demiryolu yük istasyonunun yakınına indiği bildirildi. UFO´yu,
istasyonda yükleme yapan tüm işçiler gördüler. Olayın geçtiği yer,
Queensland Eyaleti, Kajabbi Bölgesi, istasyon Brisbane ile Isa Dağı
arasındaki tren hattının üzerinde ve Brisbane´in 1936 km.
kuzeybatısında. Yük trenine yükleme yapan işçiler gök cismini "Dev bir
bina" ya benzettiler. Bir tanık; "Şeffaf bir şeydi, pas renginde
kahverengiydi, büyüklüğü bana göre bir tren dizisi kadar vardı."
diyordu. Ortalama bir trenin uzunluğu 300 metredir. UFO yere inmiş
gibiydi ama temas gerçekleşmemişti. İşçiler olay sırasında çıngıraklı
yılan takırdamasına benzettikleri bir ses duymuşlardı ve bazıları;
"Böyle birşeyi yaşam boyu görmedik." diyorlardı. Kuzey Queensland´da
yaşayan ilkel yerli kabileler yani Aborginler, efsanelerinde de yer
alan "Min Min Işıkları" dedikleri garip gök cisimlerinden sürekli söz
etmektedirler.
Kaynak: Ross Dowe/Avustralya/Yeni Zelanda Ulusal UFO Haber
Merkezi)
Zaman Kaybı ve UFO akrobasisi
İki grup tanık 19 Şubat 1998´de, New Jersey, Toms Irmağı´nda UFO
gördüklerini söylediler. Grubun birisi. zaman kaybına uğradıklarını
belirtiyordu. Olay yeri New York´un 160 km. güneyi idi. O gün, saat
10:00´da etfaiyeci Bob Moorie ve arkadaşı George Pazzinski, 37 no´lu
yolda arabaları ile gidiyorlardı, bölge çam ormanlarından
oluşmaktadır, daha kısa olan bir yan yola sapmaya karar verdiler, tam
yola girdiklerinde araba sallanmaya ve savrulmaya başladı, birden
önlerinde koca bir cisim belirince, zorlukla frenlere asılan George
arabayı durdurdu, çarpmaktan son anda kurtulmuşlardı. Yolun ortasında
tabak şeklinde, üç bacaklı bir araç duruyordu. Kayarak durdukları
yerle cisim arasında en fazla on metre vardı. Sabit bakışlarla ikisi
de cismi bir dakika kadar ses çıkarmadan izlediler ve Bob sordu;
"Gördüğümü görüyor musun?", George cevap verdi; "Eğer bir uçan daire
görüyorsan, ben de görüyorum." Birden paniğe giren George haykırarak;
"Bu cehennem olası yerden gidelim" diyerek arabayı geri vitese taktı,
gazı sonuna kadar kökledi, arabayı çevirerek geri dönmeye çalışırken,
birden durdu ve arabayı da durdurdu. Sabit bakışlarla bakarken, Bob
gitmeleri için ısrar ediyordu. Sonra George arabayı çevirdi ve hiç
durmadan ve konuşmadan araba sürerek doğrudan eve gittiler ama Bob´un
evine yaklaştıklarında inanamadıkları bir şeyi fark ettiler. Gün
batıyordu ve saat altıyı çeyrek geçiyordu oysa en fazla bir saat araba
sürmüşlerdi. Aradaki saatlere ne olmuştu? Daha sonraki günlerde, UFO´nun
ayaklarının arasında yere inik bir merdiven bulunduğunu, üzerinde
hiçbir işaret olmadığını ve cismin mat aleminyum renginde olduğunu
anımsadılar. Bob ve George´un saat 11:00 ile akşamüstü 05:00
arasındaki anıları yok oldu. Bu altı saati hiç anımsamıyorlar.
Aynı gün öğleden sonra 04:30 sıralarında Ellis Smith, yanındaki
dokuz yaşındaki oğlu ve beş yaşındaki kızıyla beraber Toms Irmağı
üzerindeki bir UFO´nun akrobatik hareketlerini izledi. Smith şöyle
anlatıyor; "Sinemadan çıkmıştık ve arabamı Toms Irmağı´na doğru
sürüyordum, güneybatıya doğru, 40-45 derece ufuk doğrultusunda çok
parlak beyaz bir ışık gördüm. Gök çok berraktı ama ben ışığın nereden
geldiğini görememiştim. Önce özel bir hava aracı sandım ama
benzemiyordu, bir ara üzerimize bir kıtalararası roket atılmış
olabileceğini düşündüm ama cisim birden yavaşladı, neredeyse gökte
asılı gibiydi, çok yavaş olarak yükseliyordu. Üç dakika kadar böyle
devam ederek, bir J harfi hareketi oluşturdu, parlaklığı gittikçe
artıyor, sanki boyutu değişiyordu, sisli veya dumanlı bir ışığın
içinde katı bir cismin bulunduğunu fark edebileceğim kadar büyümüştu."
Tanık UFO´nun aynı hareketi altı kez yaptığını ama her hareketin
süresinin değiştiğini ve sonuncusunun en fazla 30 saniye sürdüğünü
belirtiyor. UFO, bu hareketlerin ardından yine yavaşlamış ve tabaksı
şekli daha belirginleşirken parlaklığı daha da artmış sonra bir top
şekline dönüşürken, çevresinde yoğunlaşan sisin içinde birden yok
olmuş.
Kaynak: MUFON
Köpek UFO´ları haber veriyor
21 Şubat 1988´de sabah saat 09:00 civarında Adam Tanner ve köpeği
Kala Colorado, Longment kentindeki evlerinin yakınında caddede
yürüyorlardı. Adam anlatıyor; "Köpeğimi gezdiriyordum, Kala çimenliğe
doğru koştu ve çağırmama rağmen geri gelmedi. Yere oturdu ve göğe
doğru bakarak ağlar gibi inlemeye başladı. Nereye baktığını merak
ettim, çimenliğin üzerinde ve hemen ardındaki evimin tepesinde alev
gibi titreşen beş veya altı tane portakal renkli ışıklar gördüm. Sonra
birden ikiye ayrıldılar ve V şeklinde açılarak yükseli; kayboldular.
Heyecanla eve gidip karıma anlattım dışarı çıkıp beraber yine baktık
ama gitmişlerdi, yanıma kameramı alıp birkaç gün bekledim ama
gelmediler. Herhalde en fazla 30 saniye görebilmiştim, portakal renkli
ışıklar göz kırpıyorlardı, ne gördügümü bilmiyorum ama bu ışıkların
bildiğimiz uçan araçlarla hiç ilgisi olmadığına eminim. Eğer bu bütün
bir araçsa, herhalde 7000 metre yükseklikteydi ama dedim ya ne
gördüğümü bilmiyorum ve böyle bir şeyi ömrümde hiç görmedim."
Kaynak: MUFON
Gece ziyaretçisinin amacı neydi?
Yine Avustralya´dayız. Yer, Batı Avustralya, Fremantle kenti. Tarih
1 Şubat 1998, saat geceyarısı 02:30. Rowena Judd evinde uyuyor. Olayı
kendisinden dinleyelim; "Birden uyandım, yatak odamın kapısının önünde
birisi vardı, insanımsı bir şekildi, karanlıktı ama içinden yayılan
çok hafif bir ışık görüyordum ve yüzü belirsizdi. Sonra birden
kayboldu. Korkuyla yataktan fırladım, yandaki odadaki kardeşimi
uyandırdım, tüm evi aradık, hiç kimse yoktu ve her yer sıkı sıkı
kapalıydı." İki hafta sonra 15 Şubat´ta bu kez Judd´un evinin üzerinde
parlak bir ışık belirdi, bir vızıltı sesi çıkarıyordu, tüm ev
aydınlandı. 22 Şubat´ta gece 12:25 sıralarında Perth yakınındaki
Karangi´de, üç adet parlak portakal renkli ışığın güneybatıya doğru
gittikleri rapor edildi. Işıklar yavaş ve üçgen şeklinde uçuyorlardı
sonra yükselerek dikey bir form oluşturdular, derken birisinin ışığı
beyaza dönüştü ve doğrudan yere yöneldiğinde üçü birden kayboldular.
Yaklaşık olarak gözlem yerinden bir km. uzaklıktaydılar.
Kaynak: Ross Dowe/Avustralya/Yeni Zelanda Ulusal UFO Haber
Merkezi)
Helikopteri kim düşürdü?
18 Şubat 1998, Perşembe günü, ABD Deniz Kuvvetleri´ne ait bir
helikopter, deney amacıyla uçuşa çıktı ve bir kaza sonucunda
California, Sequoia Ulusal Ormanı´na düştü. Beş kişilik mürettebat
kurtulamadı. Kazadan hemen sonra, Şerif Mike Gutsch ve ekibi Kern
Irmağı yanındaki kaza yerine ulaştılar; Şerif Gutsh anlatıyor; "Kaza
yeri ile Mojave Çölü´nün 100 km. doğusudur. Oraya ulaştığımda
kurbanlara dokunmamam, askeri yetkilileri beklemem emredildi,
ölenlerin kimlikleri belirtilmiyordu." Aynı gün, güneydeki Fresno Bee´de
birçok kişi saat 11:00 civarında Kern Irmağı üzerinde uçan parlak bir
cismi rapor etmişlerdi ve haberlerin gelmesinden birkaç saat sonra
helikopter kazası gerçekleşti. Bölge Haber Bürosu´ndan Ernest Cowan,
ışıklı cismin kaza ile ilgili olduğu düşüncesinde, cismin alevli
olmadğını ama bir meteor veya Vandenberg Üssü´nden atılmış olası bir
uydu olduğunu ileri sürüyor. Ama tanıklara göre cisim garip dairesel
hareketler yapıyordu yani yere doğru düşmüyordu.
Kaynak: Sun-Chronicle Gazetesi, Fresno, California ve Kenneth
Young, Halkı Bilgilendirme Direktörü Tri-States Advocates for
Scientific Knowledge
Videoya yakalanan UFO´lar
İngiltere´de Leeds kenti üzerinde saatte 224 km. hızla uçan iki
UFO,George Hickinson adlı bir kentli tarafından videoya kaydedildi.
Olay 2 Şubat 1998´de yaşandı; Hickinson şöyle anlatıyor; "Saat
akşamüstü 05:35 dolaylarındaydı. Birden gökte bir çift parlak ışığı
fark ettim, batıya doğru beraberce saat 10 ve 4 yönünde uçuyorlardı.
Dikkatle izliyordum, uçağa benzemiyorlardı ama yanlarında birer
çıkıntı vardı fakat oralardan ışıklar yayılıyordu. Üç dakika
izledikten sonra gidip kameramı aldım ve beş dakikalık bir kayıt
yaptım sonra York yönünde kayboldular." Hickinson´un video bandı, 12
Şubat´ta BBC´de yayınlandı. 15 Şubat´ta saat 19:10´da Doncaster´dan
Yeovil´e giden bir ailenin A37 no´lu karayolunda arkalarından ve
gökten gelen çok parlak bir ışıkla arabaları aydınlandı. Durduklarında
UFO sola doğru dönerek, yükseldi ve kayboldu. tanıklar cismin
yeşil-kırmızı renklerde olduğunu ve arkasında da kuyruğu benzer bir
şeyin olduğunu söylediler. İki olay arasındaki uzaklık 48 km´idi.
Kaynak: John Thompson ve George A. Filer Gazeteler: Yorkshire
Evening Post London Daily Telegraph
RECURRING WEDNESDAY UFO HAS THE ITALIANS TALKING
Şubat ayı 1998´de sanki UFO´ların gösteri ayı. Bu kez İtalya´da,
Lombardia bölgesindeyiz. 11 Şubat 1998´de saat 18:30´da, yeşil-sarı
ışıklar saçan ve uzun parlak mavi bir kuyruğu olan top şeklinde bir
uçan bir cisim görüldü. Gök cismi Bergamo, Brescia, Asola, Parma ve
Mantova kentlerinden görüldükten sonra Lazio üzerinde kayboldu.
İtalyan bilim adamlarına göre cisim, alışılmadık bir atmosfer olayı
idi. Ama bir hafta sonra 18 Şubat´ta olay yinelendi. Aynı renkleri
taşıyan cisim tekrar ortaya çıktı, gün yine Perşembe günüydü ve
yüzlerce kişi tarafından gözlendi; gökte bir yay çiziyordu. İtalyanlar
cisme, "Perşembe Günü Meteoru" adını taktılar.
Kaynak: Il Messagero, Gazzeta di Parma, Gazzeta di Mantova
1957´den kalan bir olay açıklandı
8 Mart 1957´de şimdiki Kennedy Hava Limanı´ndan saat 11:30´da
kalkan DC-6 tipi dört motorlu yolcu uçağı kalkışın ardından
güneydoğuya dönerek, Porto Riko, San Juan´a doğru yönlendi. Yolculuk
normal geçiyorken, Bermuda üzerine ulaştıklarında Kaptan Matthew Van
Winkle telsizden bir fırtına uyarısı alınca rotasını değiştirdi ve
daha batıya dönerek Florida üzerine yaklaştı. Saat 15:30 olmuştu ve
257 sefer sayılı uçak şimdi Florida Jacksonville üzerinde 9000 km
yükseklikte uçuyordu. Kaptan Winkle anlatıyor; "Aniden uçağın altında,
sağ tarafından patlayan bir ışıkla irkildim, sanki gök yarılmıştı
şeklini iyice gördüğüm ışıklı bir cismi bir an için gördüm, çok büyük
bir ateş topu gibiydi, inanılmaz bir hızı vardı ve kükrer gibi bir ses
çıkarıyordu. Önümüzdeydi, oluşturduğu hava akımı uçağımı sarsmaya
başlayınca ve de çarpışma korkusuyla yükselmeye başladım." Ani
yükseliş sonucunda uçağın işi karmakarışık oldu, yolculara haber
verecek zaman yoktu, bagaj kapakları açılmış, eşyalar dökülmüş,
insanlar yerlere yuvarlanmıştı, o esnada pilot kabininde bulunmayan
yardımcı pilot düşe kalka yerine döndüğünde, Kaptan´ı kontrollarla
boğuşurken buldu. Bir hostes ve bir yolcu yaralanmışlar, üç yolcu ise
şok geçirmişlerdi. Uçak sağ salim San Juan´a indikten sonra soruşturma
yapılırken Kaptan Winkle şok geçirdi; aynı yörede aynı saatte uçan
dört uçak daha benzer bir uçan cisim görmüşlerdi; cisim çok parlaktı,
önünde beyazımsı fosforik bir ışık, arkasında ise egsoza benzer
kırmızı bir ışık vardı. Soruşturmanın sonucunda yapılan resmi
açıklamada; cismin bir meteor olduğu belirtildi. Oysa Kaptan Winkle,
bugün dahi aynı fikirde değil.
Evrende yolculuk mümkün olacak mı?
Eğer dünyadışında bir yerlerde bir yaşam varsa, orada yaşayan
canlılar büyük bir olasılıkla bize benzemektedirler.
Egzobiyoloji yani biyolojik yaşam uzmanları olarak tanınan Prof.
Carl Sagan, Frank Drake gibileri galaksimizde bizim dışımızda
yaşamın olması gerektiği düşüncesindeler. Bu uygarlıklar bizden
eski ve bizden ileri bir teknolojiye sahip olabilirler, hatta
olmalıdırlar. Michigan Üniversitesi´nden Michael Swords,
literatüre geçen yazısında şunu diyordu: " .. evrenin bir
yerlerinde, uygarlıklar vardır, bunu tartışmaya pek gerek yok
asıl zor olan uzayda yolculuktur.. yaşam formları çeşitli
olabilir çünkü yaşamsal koşullar fiziksel ve kimyasal olarak
değişkendir.. insanımsı olmak kaydıyla her tür yaşam olabilir..
fakat dedim ya önemli olan uzayda yolculuğun zorluğudur.." Öte
yandan, bilim kamuoyu dünyanın dünyadışı canlılar tarafından
ziyaret edildiği düşüncesine pek katılmak niyetinde değil. Oysa,
bu ziyaretlerin olduğu göstergesi ise çok yüksek, karşıt
tezlerin temelinde bizim çok yoğun ve popüler bir galakside
yaşıyor olmamız düşüncesi yatıyor. Bir diğer gerçek ise,
saklanan sırların varlığının kesin olduğu. Eğer UFO olayları, ön
yargısız ve açık bir bilinçle izlenirse tek bir gerçek vardır.
1947´den bu yana gezegenimize dünyadışı uzay araçları düşmüştür
ve parçaları saklanmaktadır. Biz yalnız değiliz..
UFO'LAR NE OLABİLİRLER?
Artık daha net yaklaşımların yapıldığı dönemdeyiz.. 2012
yılına doğru bizi önemli sürprizler bekliyor.. UFO´lar
torunlarımızın torunları olabilirler mi? Roswell Kazası
filmini yakın bir dostumla tartışıyorduk. Bana, bunların
gerçekten doğru olup olmadığını sordu. Entellektüel düzeyi
yüksek olan dostumun dahi endişeleri vardı ve pek de
inanmak istemiyordu. Elbette ki, haksız sayılmazdı fakat
olayın perde arkası görebilecek kadar bilgiye ulaşması da
mümkün değildi. Öyleyse, ortaya belli bir konuyu yeterince
araştırma ve bilgilenme gereği çıkıyordu. Aslında, Türk
toplumunun yeterince her konuda bilgilenmesine hala belli
kafaların karar verdiği gerçeğini kabullenmemiz de artık
şart. Kim neyi seyretmeli, neyi seyretmemeli, şu dergi
veya bu gazete böyle olmalı veya olmamalı, program böyle
yapılır, yazı şöyle yazılır türünden ahkamların artık
çağdışı kaldığı ve daha da önemlisi yarar yerine zarar
getirdiği yeni bir çağın içine girdik ve gidiyoruz. Dünya
insanı artık kuralların, alışkanlıkların her an değiştiği
ve hatta kabul etmek güç ama deneyimin yerine yenilenme ve
yaratma yeteneğinin geçerli olduğu bir çağı yaşıyor. Ve
artık, kitlelerin yerine konuşmak geçerli değil, birileri
bizim ülkemizde bu böyle değil diyebilirler ama hiç önemli
değil çünkü sonuçları ortada. Sistem gittikçe yıpranıyor
ve hatta daha da ciddisi yıpratıyor.
İşte UFO olaylarını ve UFO bilgilenmesini hakkını da
böyle kabul etmek gerek. Yurdumuzda salt eğlencelik
magazin boyutunda kalan UFO haberciliğinin kamuoyu
ilgisini toplaması beklenemez. Bir de, sayısız
sorunlarımız varken acaba, UFO´larla ilgilenmenin sırası
mı? Bu da bir kültür sorunu tabii ki, bilim-kurgu
yazınının varolmadığı bir toplumda yaşıyoruz fakat buna
karşın bilim-kurgu filmlerinin de neredeyse kapalı gişe
oynadıkları bir ülke de yaşıyoruz.
UFO´lar hakkında kuşkular ve nedenler
Kısacası, UFO´ların ardında yatan sırra ulaşmak şöyle
dursun, elle tutulur düşündürücü olaylarla ilgili
haberlere pek ulaşamıyoruz. Bir de uygulanan gizlilik
planlarını da gerçek olarak varsayarsak, sonuç ortadadır.
UFO´larla ilgili kamuoyunun bildiklerinin dışında, UFOLOG´ların
yani UFO araştırmacılarının beklentileri hala sürmektedir.
Roswell Olayı dışında, tartışmasız biçimde filme alınmış
bir uzaylı veya dünyadışı canlının görüntüleri hala elde
edilememiştir. Billy Meier´in İsviçre´de çektiği Pleidas
UFO´larının filmleri ikna edicidir ama her nedense Meier´ın
dünyadışı bir kadın olarak görüştüğü ve anlattığı Samjase´nin
flu bir fotoğraf dışında filmi yoktur. Ve tabii, diğer
tanıklıkların da.. Günümüzdeki üstün görüntü tekniği ile
artık bir UFO´nun en iyi düzeyde filme alınması çok
kolaydır. Yeter ki uygun objelerle karşılaşalım. Ama bunun
için UFO´ların tümünün dünyadışı canlıların araçları
olduğuna gerçekten emin olmamız gerekiyor. Genelde UFOLOJİ,
doğal açıklamalarla çözüm getirilen olayların hemen hemen
tamamiyle ilgilenmemektedir. Dünyada bilinen tanım ve
yöntemlerle açıklanamayan olaylar UFOLOJİ´yi
ilgilendiriyor. 1980´lerden bu yana ayyuka çıkan,
hükümetlerin bilgi sakladıkları kuşkusunun temelinde
yapılan açıklamaların anlamsız ve yavan olduğu gerçeği
vardır yani yetkililer yeterince ikna edici değildir. Son
otuz yıldan beri, İngiliz Hava Kuvvetleri´ne bağlı savaş
uçaklarına gördükleri gümüş rengi diskleri izlemeleri ve
yere inmeye zorlamaları özellikle emredilmiştir. Yani
ortada izlenecek birşey vardır. Medya ve fanatik
tarikatvari inançlılar için İnsanlığa yardıma gelen veya
çeşitli uygarlıklardan canlı örneği toplayan uzaylılar
düşüncesi cazip ve çekicidir. Fakat bu noktada ortada
garip ya da saçma bir yaklaşım görülüyor; Nedense bu
uzaylılar, olmadık sıradan veya bilim dışı insanlarla
görüşmekte, yıldız haritaları göstermekte, kendi
yaşadıkları yerleri ve kültürlerini anlatmaktalar ve de
bize olan benzerlikleri neredeyse saçmalık düzeyindedir.
Psiko-UFO´loglara göre, bu yaklaşım antropomorfizedir yani
bizler kendi kültürümüzü onlara mal etmekteyiz.
UFO´lar hakkındaki açıklamalar
Mantık ve sağduyu ile bakıldığında elde olan bazı UFO
olayları büyük yara almaktalar. Bir başka gariplik daha
var; Uzaylıları gören tanıkların çoğu onların duvarlardan
geçtiklerini, birden ortaya çıkıp, yok olduklarını
anlatmaktalar sanki bir başka boyuttan gelir gibiler. O
zaman da ortaya uzayda yolculuk değil, boyutlar arası
ilişki alternatifi çıkmaktadır. Şimdi bu noktadan yola
çıkarak olasılıkları sıralayalım; a) Uzaylılar dediğimiz
başka tür canlılar, bizim dışımızdaki bir boyuttan
gelmekteler. Belki de aynı gezegenin üzerinde yaşıyoruz.
Ama farklı zaman ve mekanlardayız. O zaman bizlerin
dünyayı mahvediyor olmamız onları da ilgilendirmektedir.
Kendilerini saklamaları ise, bizim boyutlararası geçiş
tekniğini öğrenmememiz için olabilir. Bu bağlamda, Isaac
Asimov´un "The Gods Themselves/İşte Tanrılar-Altın
Kitaplar" adlı eseri etkin olduğu kadar da yol
göstericidir. b) İkinci bir olasılık UFO´ların ve
içindekilerin çok uzak bir gelecekteki bizler
olduğumuzdur. Yani zaman yolculuğunu çözümleyen geleceğin
insanlarıdırlar. Önemli olmayan ve kırsal kesimde yaşayan
içimizden birilerini özellikle kaçırmaktalar ve belli
deneylerde bulunduktan sonra yeniden doğal ortama
salmaktalar. Belki de bizim yunus ve balinalara yaptığımız
gibi işaretleyerek dönem dönem kontrol ediyorlar. Resmen
ortaya çıkmamaları ise, tarihi değiştirmemek yani geleceği
etkilememek için olabilir. Çünkü biz onların geçmişiyiz.
c) Aynı varsayım, dünyadışı canlılar yani bir başka yıldız
sisteminden gelenler için de geçerli olabilir. Fakat o
zaman da ortaya çözümlendiğine inanılması mümkün olmayan
bir sorun geliyor, o da evrende yolculuk yapabilmenin
imkansızlığıdır. Öylesine büyük ve sınırsız bir evrende
bulunuyoruz ki, bilinen teorik veya pratik tüm hız
teknikleri ve olasılıkları dahi uzayda bir yerden bir yere
gitmeye yeterli değildir. Işık hızı dahi evrende yol almak
için yeterli değildir. En yakın yıldız Vega´ya ışık
hızıyla gidip gelmek bize göre 8 yılın üzerinde bir zaman
gerektirir ve bu arada da dünyada zaman çok daha hızlı
ilerleyecektir. Işık hızı ötesi hız yöntemleri yani
düşünce hızı, transportasyon yani ışınlama veya hiperuzay
yani uzay altı yaklaşımları veya teorik olarak varlıkları
bilinen kara deliklerin kullanılması henüz spekülatif bile
değildir. Ve geriye tek bir hayal kalır, o da bizim hayal
ufkumuzda dahi olmayan hiç düşünülmedik bir tekniğin
varolmasıdır. Ama bu da spekülasyon bile değildir. UFOLOG´ların
buna cevabı daha cesurcadır; Neden olmasın? Nasıl emin
olabiliriz ki? d) Psikolojinin temel isimlerinden Carl
G.Jung´un yaklaşımı bir başka yöndedir. UFO´lar bizim
olmasını istediğimiz bilinçdışı veya altı zihinsel
ürünlerdir, işte bu yüzden insansı özellikler taşırlar.
Yani yaşanan olaylar insanların yarattıkları düşünce
formlarıdırlar. David Alexandre adlı Fransız gezgin 14
yıllık Tibet anılarında, düşünce geliştirme formlarıyla
somuta dönüşen bir rahip görüntüsünü (Tulpa) ve
tanıklarını uzun uzun anlatmaktadır. Bir diğer anlamda
ise, UFO´lar insanların sosyal baskılara ve sürekli kötüye
giden dünyaya karşı psikolojik olarak üretilen kurtarıcı
düşüncelerdir. Burada bireylerin korku ve umutları
birarada bulunur. Fakat buna iki şekilde karşı
çıkılmaktadır, ilkinde tüm kaçırılma olaylarındaki ortak
özelliklerdir yani bölgesel ve kültürel farkların
olmasıdır, ikincisi ise UFO´ların insandışı araçlarda yani
radarlarda görülmesidir. belki de bu yaklaşım bir sentez
olabilir ama aslında bir karmaşayı yansıtmaktadır. e) Son
ihtimal ise, doğanın bize oyun oynadığıdır, yani UFO´lar
atmosferin veya iç uzayın henüz tanımlayamadığımız
özellikleridir. Örneğin deprem kuşaklarında yoğun ışık
plazmalarının oluştuğu bilinmektedir ve bunlar gerçekten
yanıltabilir.
Eğer UFO´lar varsa
UFO´lar tüm varsayımlara rağmen vardırlar ve
varolacaklar. Geçmişte, cin, peri, dev veya mitolojik
kavramlar olarak varolmuş olabilirler ve hatta birçok
dinsel mucizenin veya inancın temelinde onlar vardırlar.
Günümüzde ise, değişen kültüre ayak uydurulmakta ve UFO´lar
artık bilim-kurgu ile bütünleşmektedirler çünkü 1940´ların
sonunda başlayan UFO showları, bilim kurgu edebiyatının
patlamasıyla da eş zamanlıdır. Bilinen bir diğer gerçek
ise UFO´ların görsel medyada yani tv ve sinemada çok
etkili olmasının getirdiği maddi boyutlardır. Bu ilginin
temelinde yine psikolojik bir yön vardır hem yaşamsal
baskıdan kaçılmakta, hem de sonsuz evren karşısında
aczimiz ve korkumuz sergilenmektedir. Çok üstün bir
dünyadışı uygarlık, şu anlarda bizi ziyaret ediyor
olabilir. UFO olayların çözümsel karmaşası içinde
kendilerini kolayca gizleyebilirler ve daha da ötesi bu
üstün zeka, çok elit bir grupla temasa geçmiş de olabilir.
John Spencer´in söylediği gibi, seçkin insanlar onlarla
ilişkiyi sürdürüyorlar ve iki tarafın uygun gördüğü bir
zamanda veya mekanda bir gün tarihi açıklama yapılacak ve
bizler o gün gerçekten yeni bir çağa, yeni bir dönüm
noktasına geçmiş olacağız.
Kısacası onlar varlar ama gizem bildiğimiz gibi değil,
çok farklı birşeyler saklanıyor ve kullanılıyor gibi. Dahi
film yönetmeni Steven Spielberg tüm zamanların en iyi UFO
filmi olan "Üçüncü Türden Buluşma"yı çektikten sonra,
yoğun biçimde nasıl bu kadar gerçekçi olduğu sorusuyla
karşılaşmıştı. Ama en önemli soru, nasıl olup da ABD
Hükümeti´nin desteğini bu boyutta, nasıl aldığıydı.
Spielberg, gülümsemiş ve MTV´de yayınlanan söyleşide "..
filmde ayrıntılar dışında herşey gerçek olabilir, herşey
danışılarak yapıldı ve eğer varsalar ancak böyledirler.."
şeklinde gizem dolu bir konuşma yapmıştı. Ben kişisel
olarak UFO´lara hazırım ama daha önemlisi şu an içinde
bulunduğumuz anlamsız ve mantıksız yaşamımızı hatta kötü
de olmaları kaydıyla ancak dünyadışı bir
olgunundeğiştirebileceğine inanıyorum. İyi iseler, bize
doğru yolu sert bir baba görünümünde gösterebilirler yok
kötüyseler o zaman da aklımızı başımıza toplar, kesinlikle
mantıksız ve aptalca savaşları bırakır, etnik, dinsel ve
ekonomik tüm düşünce ayrılıklarının saçmalığını anlar,
ekonomi ve ticari sistemizin kökten sakat ve çarpık
olduğunu farkeder,
tüm dünyanın tek bir ülke, millet ve yurt olduğu
bilincine varır, adalet ve hukuk düzenimizin Hz.Süleyman´dan
bu yana değişmediği hatırlar ve korkuyla titreyip belki
kendimize geliriz. İşte o gün, tüm İnsanlık birlik ve
bütünlük içinde kendi dışındaki bir güçle başetme
gereğinin bilincine varabilir. Aksi halde, kendimizi yok
etmek için emin olun herşeyi yapmaktayız ve Fransa
örneğinde olduğu gibi nükleer deneylerle dünyanın
iskeletini parçalayan geri zekalıları demokrasi balonu
yoluyla başımıza getirmekteyiz.
ATA NİRUN
TÜM ZAMANLARIN EN ÇOK KONUŞULAN UFO KAZASI
Roswell´e bir UFO düştü ve içinde biri canlı üç dünyadışı yaratık
vardı.. Başkan gerçeğe tanık oldu mu? Üst düzeyden bir itiraf..
Birşeylerin gizlendiği kuşkusu 8 Temmuz1947´de öğle saatlerinde
başladı. ABD, New Mexico, Roswell´de yayınlanan "Daily Record"
gazetesi inanılması güç bir haber yayınladı. Habere göre, Roswell´in
kuzeyinde Lincoln Bölgesi´ndeki Corona´ya bir UFO düşmüştü fakat
bölgedeki askeri hava üssü olayı örtbas etmiş ve gerçekleri
saklamıştı. Askeri yetkililerin açıklamasına göre, ortada UFO falan
yoktu, tüm gürültünün nedeni sadece yere düşen bir hava balonuydu.
Daha sonra anlaşıldı ki, olay çok daha fazla kapsamlıydı. Hasar görmüş
UFO´nun dışında, içindekilerin cesetleri de bulunmuştu, daha da ötesi
halen yaşayan bir UFO gezgini dahi vardı. İlginçtir olay o dönemde
fazla ses getirmedi veya duyulmadı.
Asıl bomba sonraki yıllarda ve özellikle de 1993-94´de
patlayacaktı. 1949 yılında Variety Dergisi yazarı Frank Scully, sert
bir yazı yazarak Roswell´de yaşanan gerçeğin devlet tarafından kasıtlı
olarak yok edildiğini ileri sürdü. Ertesi yıl, Scully konuyu tekrar
gündeme getirdi ve ayrıntıların olaya tanık olan Teksaslıbir petrolcü
tarafından uzun uzun anlatıldığını belirtti, hattadünyadışı ölü
canlıların üzerinde 1890 stili giysiler vardı. Aynı yıl ortaya çıkan
Silas Newton ve Leo GeBauer adlı iki tanık iddiayı onayladılar ve
GeBauer manyetik alan fizikçisiydi. Hükümet hala susuyor ve hiçbir
açıklama yapılmıyordu.
1947´den gelen gizem
1952´de Los Angeles´li
araştırmacı Ed Sullivan, devletin suskunluğunun ve gizlilik
çabalarının sadece çıkara dayandığını açıkladı, Sullivan´a göre devlet
askeri ve siyasi güç adına olayları saklıyor ve aldırmazlık havasına
giriyordu. Sullivan iki yıl sonra bir açıklama daha yaparak,1954´de
Başkan Eisenhover´ın o yılda California´ya gizli bir yolculuk yaparak,
uzay aracını ve cesetlerini gördüğünü, hatta canlı olan dünyadışı
canlı ile bizzat konuştuğunu anlattı. Tanık olarak da, 1947´de görevli
olan bir grup asskeri gösteriyordu. Bu tanıklar, uzay aracını ve
içindekileri uzun uzun aralarında çelişkiye düşmeden anlatıyorlarlardı.
Roswell olayı sonraki yullardan günümüze kadar, zaman zaman anımsandı,
iddialar sürdü, yetkililer ses çıkarmadı fakat 1993´de salt Roswell
olayını konu eden bir özel bir sinema filmi yapılınca o döneme kadar
oluşmayan bir kamuoyu oluştu. Artık, 1990´ların Amerikan toplumu
önceki yıllara göre daha sert ve etkindi. Dallas´da bir başkanı
öldürmüşler, Watergate´de bir başka başkanı Oval Ofis´den atmışlardı.
Vietnam´ın bir aptallık olduğunu yetkililere itiraf ettirdikten sonra,
İrangate ve Nicaragua skandallarını izlemişlerdi. Demek ki,
yöneticiler öyle pek doğru, ulaşılmaz ve de dokunulmaz değildiler.
Yaptıkları bal gibi hata olabiliyordu. Öyleyse, ne sakladılarsa hesap
vermeliydiler, üstüne üslük bir de Bilgi Özgürlüğü Yasası
çıkarılmıştı. İşte kamuoyunun tepkisi bu yöndeydi, amaç hesap
sormaktı, konu ister UFO´lar olsun, ister senatör bilmem kimin kirli
çamaşırları olsun, farketmezdi. Ve ABD hükümeti bu kez farklı bir
açıklama yaparak, araştırma yapıldığını ve sonuçların açıklanacağını
belirtti. Bu arada, olabilir iması da yapıldı. Zaten gerek ABD
toplumu, gerekse de dünya Star Wars´ı, E.T.´yi ve Uzay Yolu´nu seyrede
seyrede dünyadışı canlıları akraba sanmaya başlamıştı. Acaba, Roswell
tek miydi? Hayır, bir başka UFO kalıntısı 1980´lerde Norveç´de
Spitsbergen kıyılarında Norveç askerleri tarafından bulunmuştu.
Benzeri bir kalıntıyı Alman ordusu Heligoland´da ele geçirmişti. 23
Mayıs 1955´de Amerikalı gazeteci Dorothy Kilgallen şöyle diyordu:
"İngiliz bilimciler ve havacılar menşei bilinmeyen hava araçlarını
yıllardır incelemekteler ve ellerinde bir sürü örnek var. Bunların
Sovyetler´le de ilişkisi olmadığı kesin olarak anlaşıldı. Uçan
Daireler kökeni dünyadışı olan araçlardır."
Tüm zamanların
en büyük sırrı
1952 yılı 14 Temmuz akşamında ABD´nin doğu
kıyısındaki Chesapeake Körfezi üzerinde bir DC-3 uçuyordu, pilot ve
yardımcısı aniden ortaya çıkan sekiz yüzlü bir UFO ile karşılaştılar.
Olayı rapor etmek için ertesi gün askeri yetkililere gittiler, konuşma
sırasında bir subay önceki gece garip bir cismin enkazından söz etti.
Yardımcı pilot William Fortenberry bir başka subaya gerçek olup,
olmadığını sorunca, "Evet, doğru." cevabını aldı. O anda odaya giren
Binbaşı John Sharpe, sinirli görünüyordu, pilot William Nash aynı
soruyu sorunca, çok sert bir hayır cevabı aldı. İki pilot daha sonra
bu olayı Life Dergisi´ne anlatacaklardı. 1974 yılında, CIA Özel
Operasyonlar Daire Yöneticilerinden Victor Marchetti, "CİA ve Bilgi
Kültürü" adlı bir kitap yayınladı. Marchetti ABD Hükümetinin dünya
dışı canlılarla olan ilişkisini gizlediğini iddia ediyordu. Kesin
kanıtları yoktu ama CIA´in en üst düzey yetkilileri arasında bu
konunun sık sık konuşulduğuna birçok kez tanık olmuştu. En çarpıcısı
ise, Ulusal Güvenlik Örgütü´nin çok uzun zamandan beri dünya dışından
gelen elektronik zeki sinyalleri değerlendirdiği ve ilişki kurulduğu
iddiasıydı. Ama tüm bu bilgiler "SÜPERSIR" olarak saklanmaktaydı,
hatta ABD tarihinde böylesine kesin saklanan hiçbir sır mevcut
değildi. Marchetti´nin iddialarını birçok UFO araştırmacısı
sürdürdüyse de bir çözüme ulaşmayı başaramadılar. CIA ise yine
gerekeni yaptı, hiç ses çıkarmadı. Daha önce sözü edilen Roswell Olayı
öncelikli olmak üzere, yaşanan özellikle askeri kökenli olayların
sayısal yüksekliği ve içerdiği tartışılmaz kanıtlar öylesine ortada
durmaktadır. Hele Roswell´de olanlar, düşen bir UFO´nun parçalarının
Roswell Kasabası halkının yarısı ve biri canlı üçü ölü dünyadışı
canlının en azından 50 tanık tarafından görülmesi öylesine kesindir
ki, diğer olaylara göz atmaya dahi gerek kalmayabilir. Roswell olayı,
aşırı derecede fantastik ve inanılmazdır ama aynı düzeyde de
belgelendirilmesi çok güçtür. Hava Kuvvetleri büyük bir sabırla,
açıklamaları kitlemiş ve neredeyse birkaç yılda bir müphem açıklamalar
yaparak zamana oynamıştır. Gizlilik ve örtbas etme en üst düzeydedir.
Oysa, sayısı iki düzineyi bulan ciddi bir tanık ordusu, dünyadışı
canlıları tarif etmektedirler.
Koca gözlülerdi
Ortak tariflere göre, dünyadışı canlıların
boyu bir metre civarında, insana benziyorlar fakat başları büyük ve
gözleri çok iri ve gözbebeksiz siyah. Bu da yaşadıkları özgün ortamda
ışığın az olduğunu gösteriyor. Dudakları yok gibi, ince uzun kolları
ve dört parmaklı elleri var. Otopside bulunan bir hemşire,
kemiklerinin tahtaya benzediğini anlatıyordu. Kısacası dünyadışı
canlılar insanımsı olarak tanımlandılar. Sessizlik yıllardır sürüyor,
1980´den bu yana Roswell olayı gündeme daha sık geliyor. Ve en
önemlisi, olayın içinde artık ölüm olayları da yer almakta, acaba
sorusu kanlı bir giysi içinde gittikçe büyüyor. Yüzbaşı Oliver
Henderson, UFO kalıntısını yakından gördüğünü ve uzaylıları tarif
ediyordu, ailesine de anlatmıştı, 1980´lerin başında herkes Henderson´un
anlattıklarını konuşuyordu. Henderson, aynı yıl nedeni bilinmeyen bir
uçak kazasında öldü. Roswell UFO´sunun saklandığı hangarın
nöbetçilerinden olan Çavuş Melvin Brown, kimliği bilinmeyen bir
kamyonun çarpmasıyla yaşamını yitirdi. O da çok konuşuyordu.
John Spencer´in açıklaması: "İnsanlık uzaylılara alıştırılıyor"
John Spencer, dünyadışı ziyaretçilerin amaçlarıyla ve geldikleri
yerle pek fazla ilgilenmiyordu. Bu aşamada, ziyaretlerin daha önemli
olduğu düşüncesindeydi çünkü geldikleri yer bizim astronomi bilgimizin
dışında olduğu gibi amaçları da henüz anlamadığımız bir düzeyde
olabilir. Aslında Spencer, haksız sayılmazdı İnsanlık dünyadışı bir
yaşam olasılığına tam anlamıyla hazır görünmüyor, şu anda bir hazırlık
dönemini yaşadığımız düşünülebilir. Bunun kanıtını ise, son yirmi
yıldan beri sinema ve tv´lerde empoze edilen uzay filmlerinde
bulabiliriz. Özellikle de, çocuklarımız dünyadışı canlıların varlığı
gerçeğine bizden çok daha fazla alışmış gibiler. Spencer, ilişkinin
Roswell ve benzeri UFO kazaları olaylarından bu yana ilişkinin
başladığını belirtirken, günümüzdeki teknolojiye de bu ilişki
sayesinde ulaştığımızı söylüyordu. Bu cümle biran tüylerimi ürpertti.
Kötü giden herşeye rağmen, tek avuntumuz olan teknolojimizi bu noktaya
biz getirmedik mi? Aklımız, zekamız yetmedi mi? Bugün ulaştığımız
noktaya bizi başkaları mı getirdi? Eğer, biz bunu başaramadıysak,
demektir ki bir başka uygarlığın elindeyiz. Tüm bu endişelerimiz,
acaba kompleks mi? Yoksa, tek çıkar yolumuz bu mu? Belki de
galaksimizde böyle bir yöntem vardır, ileri uygarlıklar az gelişmiş
uygarlıklara destek olmaktalar. Ya da?
Sonuç:
1995 sonlarında başta Amerikan CBS ve İtalyan RAI 2 Tv Kanalı olmak
üzere daha birçok tv kanalı daha önce sözünü edilen Roswell UFO kazası
ve ele geçen dünyadışı canlılar konusunda elli yıldır saklanan özel
bir filmi yayınladılar. Yurdumuzda yine magazin boyutunda kalması bir
yana bırakılırsa, daha öte ülkelerde bu film yankılar uyandırdı. Çünkü
filmde, dünyadışı canlılar çok yakından gösteriliyor ve ölülerine
yapılan otopsi görüntüleri çok ayrıntılı olarak yer alıyordu. Gerek
sinema filmi uzmanları gerekse de özel efekt ustaları filmde bir
hilenin bulunmadığı ve 1947´de bu tür bir sinema hilesinin hayal bile
edilemeyeceğini belirttiler. Günümüzün inanılmaz sinema bilgisayar
efektlerini yaratan uzmanlar ise, şu anda bile bu tür bir efektin
yapılamayacağını belirttiler. Değil elli yıl önce on yıl önce bile bu
tür film hileleri düşünülemezdi. Öyleyse, film gerçekti ve üstelik şu
anda emekli olan ve elli yıl evvel orduda görevli olarak Roswell
olayını yaşayan insanlar da konuşmaya başladılar. Roswell olayını
doğruluyorlar, dünyadışı canlıları gördüklerini uzun uzun
anlatıyorlardı. Üzerinde hiyeroglife benzeyen yazıların bulunduğu
enkaz parçalarını, çekik kocaman siyah gözlü, küçücük ağızlı, saçsız
kubbe kafalı 1.20 boyundaki iki erkek, bir dişi dünyadışı canlıyı
aynen filmde olduğu gibi anlatıyorlardı. Ön yargısız bir mantıkla
bakıldığında, 2 Temmuz 1947 gecesinde, New Mexico, Corona bölgesinde,
Roswell kentinin yakınında, William Brezel adlı çiftçinin arazisine
büyük bir patlamayla düşen cisim dünyada yapılmamış uçan bir araçtır.
Olaya önce yerel sonra da askeri yetkililer karıştıktan sonra, basın
ve radyolar duyuruya başlamış ama 8 Temmuz günü herşey durdurulmuştur.
Yasaklamanın kaynağı doğrudan ABD hükümetidir. Bugün ise, birşeyler su
yüzüne çıkmakta Roswell UFO kazası galiba aydınlanıyor, acaba bunu
neler izleyecek? Bekleyecek ve göreceğiz.
UFO fotoğrafları ile ilgili tartışmalar
Fotoğraflar, UFO olaylarını daha iyi anlamamızı sağlayabilirler ama
eğer yeterince incelenirlerse yani bir hile olup olmadığı kesin olarak
belirlendiği takdirde... Fotoğrafik kanıtlarda güçlü ve kesin kanıtlar
gerekmektedir ama bunu sağlamak zordur (En azından uzaktan kontrollu
bilimsel gözlem istasyonları gerekir). Öte yandan UFO olaylarının
doğal yapısında zamansızlık, belirsizlik yani önceden tahminde
bulunamamak vardır. Olayın özgünlüğü çizgisinde kalmak şartıyla
gerekli fotoğrafik malzeme eksikliği de unutulmadan bilinmelidir ki,
gözlem programlarını oluşturmak ve uygulamak çok güçtür. Yani yeterli
ve tatmin edici fotoğrafların elde edilmesi için bilimsel düzeyde
araçlar ve uzmanlar gerekmektedir. Tanıkların elde ettikleri birçok
fotoğraf, otomatik modlarda çekilmekte ve tanıkların fotoğraf tekniği
konusundaki bilgisizlikleri de eklenince, sonuçlar yetersiz
olmaktadır. Fotoğrafik kanıtların hemen hemen tamamı, umulmadık
koşullarda elde edilmiş anlaşılmaz görüntülerden oluşmaktadırlar. Veya
tanıkların gözlemine güvenilse dahi, gözlemle fotoğraf arasındaki
bağın yetersizliği görülmektedir yani görülen şey, fotoğrafa
yansımamaktadır. Bu durumlarda, ortaya otantik yaklaşımlar çıkmakta
(UFO´lar resimlerinin çekilmesine izin vermiyorlar gibi) ve
bilimsellikten iyice uzaklaşılmaktadır. Yani sonuç olarak
fotoğrafların uzmanlar tarafından çekilmemesi nedeniyle, kesin
kanıtlara ulaşılmamakta ve çoğu sahtekar olan amatörlerin çektikleri
resimlerle yetinilmektedir.
UFO´ların ışık oyunları yanılgı mı?
Tanıklar tanımlayamadıkları gök cisimlerini anlatırken çoğu zaman,
sıçrayan veya alışılmadık hareketler yapan parlak ışıklardan söz
etmektedirler. UFO araştırmacısı Jacques Vallee´ye göre bunlar
yanılgıdırlar. "Bütün çevre aydınlandı" gibisinden yaklaşımlara çok
raslanmaktadır. Ve daha da önemlisi, gözlemlerin sonrası yoktur yani
bir ışık olayı yaşanmakta ve sonra ne olduğu hakkında yeterli bir
süreklilik yaşanmamaktadır. Dünyadaki tüm yetkililerin veya güvenlik
kuruluşlarının tek bir elden yönetildikleri ya da kontrol edildikleri
düşünülemez. Birçok çok büyük ışıklı cisim tanıklıklarında olaya
karışan güvenlik görevlileri bir iz bulamamaktadırlar. Jacques Vallee
geçen yirmi yıl içersinde gerçek anlamda çözümlenemeyen altı adet
gerçek göksel fenomen yakalanabildiğini ve güçlü optik araçlarla
gözlemlenebildiğini belirtmektedir. Örnek bir olay 27 Ağustos 1956´da
Kanada, Alberta´da yaşanmıştır. Kanada Hava Kuvvetleri´ne mensup iki
pilot, F86 jet uçaklarıyla gün batımının bir saat öncesinde 36.000
feet´de uçarlarken parlak bir ışık gördüler. Pilotların bir tanesi;
"Disk şeklinde parlak bir ışıktı, yatay duran gümüş bir dolara
benziyordu" . Parıltı uçağın altında ince bir bulut tabakasının
üstündeydi. Anlaşılacağı gibi, güneş ışınları buluttan yansıyordu.
Parıltı, 30 saniye ile üç dakika arasında devam etti ve bu arada
başpilot görüntüyü Kodachrome renkli slide filmle yakaladı.
Film görüntü uzmanı Dr. Bruce Maccabee tarafından incelendi ve
sonuç yukardaki gibi açıklandı. Bu olay, önemli bir yanılgıydı.
Yanılanlar ise iki deneyimli pilottu ama yanılmışlardı. Kısacası göğe
bakarken yanılmak çok kolaydı... Bu tür olaylarda, benzer oluşumlar
çok fazladır, görsel karışmalar çeşitli etkiler yaratabilirler, ancak
çok deneyimli uzmanlar doğru sonuçlara ulaşabilirler ama eğer
fotoğraflar çok ileri bir teknolojiye sahip bir savaş uçağındaki
ekipmanla çekilmişlerse...
Ufo´ları gören tanıklar saklanıyor
1950´lerden sonra iki süper ülkede UFO´larla ilgili haberlere sansür
konurken, tanıklar susturuldular.. Gizleme İnsanlığın korunması
amacıyla mı yapılıyor?
Bir gerçek var; uzun yıllardan bu yana ABD dışında, Sovyetler´de,
Çin´de ve özellikle doğu ülkelerinde UFO´larla ilgili sırların
saklanması planlı, programlı bir şekilde yürüyor. Örneğin, bir UFO
olayı yaşanıyor, doğru, yanlış olduğu tam olarak anlaşılmadan bir olay
birden yokoluyor. Oysa, diğer hiçbir konuda böyle olmuyor, paprazziden
tutun da, spora kadar her konuda ortaya atılan yalan dolanlar dahi
günlerce manşetlerde, gündemde kalabiliyor. Peki, neden? Kültürle
ilişkisi nerede ve nasıl? Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde
UFO raporları, basit etki ve tepki yaratırlar. Toplumun az eğitilmiş
tabanı, yaşadıkları veya tanık oldukları olayları algılamaktan yoksun
oldukları için, dokümante etme ya da raporlama beklenemez. İronik
olabilir ama ABD´de, ilk UFO gözlemleri rapor edildiğinde toplum bu
olayların ardında SSCB´nin bulunduğu kanısındaydı. Çünkü dönem Soğuk
Savaş dönemiydi. Ama kısa bir zaman sonra ABD toplumuna, dünyadışı
canlılar iddiası daha cazip ve inanılır geldi. Çünkü SSCB´nin böyle
bir gücü olmadığını, ABD Hükümeti açılıyordu ve inanıyorlardı. Halk,
hükümete güveniyordu. Bu, öylesine bir psikolojidir ki, aynı güven
duygusunun içinde hükümetin olayları sakladığı inancı da saklıdır.
Çünkü devlet büyük ve kudretlidir. Sovyet toplumu da benzer çizgiden
geçti, bir dönem UFO olaylarını spekülasyon olarak tanımladılar,
yetkililerin açıklamaları vardı ama boş alternatifler üretiyorlardı.
1953´de Moskova Radyosu, UFO´ların bir fantazi olduğunu, batılı askeri
güçlerin vergi ödeyen vatandaşlarını bu yolla korkutarak, yüksek
askeri bütçeleri ele geçirmeyi amaçladıklarını söylüyordu. Ama bu,
biraz aşırı bir Komünizm propogandasıydı.
Demir perde ufoları
Ama 1970´lerde durum değişti, Romanyalı bir yazar olan Ion Hobana
"Demir Perdenin Ardındaki UFO´lar" adlı kitabında, UFO´ların
kapitalist düzenin propogandasının çok ötesinde birşey olduğunu
yazıyordu. Ve arkası geldi, Sovyet halkının, UFO tanıklıkları batıdan
az değildi ve SSCB toplumu UFO´ları tanıyor ve biliyorlardı. Sonrası
çorap söküğü gibi geldi, dünya literatüründe çok enemli yerlere
konulan birçok UFO olayı SSCB´de gerçekleşti. Çin, daha büyük bir
bulmacadır, UFO aktivitesi çok yoğun olsa da, toplumun pek duyarlı
olduğu söylenemez. 1980´lerde, Beijing Wambao gazetesi gökte görülen
şekilsiz ışıkların fotoğraflarını yayınladı. Fotoğraflar, Çin Seddi´nde
kamp kuran iki öğrenci tarafından çekilmişti. Gazetedeki fotoğraflar,
Çin´de yayınlanan ilk UFO fotoğraflarıydı. Sonra sanki bur moda akımı
gibi, Çin medyasında peşpeşe UFO haberleri yer almaya başladı. Mao´nun
katı batı düşmanlığı sistemine rağmen, hiçbir sınırlama yoktu. Garip
ama gerçek Komünist Çin, SSCB´nin yaptığı gibi UFO´lara batı
propogandası gözüyle de bakmadı. Ve sonunda, gazeteci Shi Bo "UFO
Keşifleri" adında bir dergi yayınladı ve 3000´in üzerinde olaydan söz
etti. Sahtekarlık ve yanılgı tanımlamaları çok azdı ve tanıkların
çoğunluğunun doğru söyledikleri kabul ediliyordu. Shi Bo´nun UFO
derlemeleri daha sonraki yıllarda, Fransa ve ABD´de de yayınlandı.
Gizli KGB Dosyalarından alınan bu görüntülere göre Roswell benzeri bir
olayda 1950´lerde SSCB´de yaşandı. Şu günlere gelindiğinde görüntüler
kamuoyuna açıklandı.
Bizi yokedecek şey din mi?
Bu kitleler için böyle bir gücün varlığı, dünyanın kaynaklarının
tehlikeye düşmesi ve geleneksel güç yapısının yetersizliği
anlamındadır. Politik ve hukuksal sistemler, bu durumda aciz, çaresiz
ve hatta anlamsız kalabilirler. Din sistemi, hiçbir din istisna
olmamak kaydıyla, hayal bile edemediği çok ötelerde bir ilahi sistemle
karşılaşıp, binlerce yıllık dinsel müessesenin çökmesi ile
karşıkarşıya kalabilir. Evrensel diye tanımlanan dinler ve
peygamberlerin bir başka dünyadışı uygarlık tarafından bilinmemesi
kadar şok olay olamaz. Ekonomik ve sosyal düzenin çökmesi Marchetti´ye
göre bir diğer tehlike, fütürolog yani gelecekci Alvin Toffler´da
benzer düşüncede, gelecekle ilgili varsayım senaryoları içersinde
Toffler düşük bir olasılık tanısa da, dünyadışı müdahale olasılığı
uygarlığın çökmesine neden olabilir. Üstün bir dünyadışı teknolojiye
sahip olacak olan bir dünya devleti tüm diğer devletleri ezip yok
edebilir, aynı şey ekonomik düzen içinde geçerlidir. Tüm oligarşik
sistemler ve bizim anladığımız anlamdaki uygarlık anarşiye girip
yokolabilir. İşte Marchetti´ye göre büyük devletlerin gizlilik
çabasının altında bu gibi nedenler bulunmakta. Kısacası CIA, bir
anlamda UFO´lar konusunda dünya bekçiliğini yapmaktadır.
Ufo´lar hakkındaki gizli dosyalar
Proje Dosyaları Açılıyor..
1947 yazında, ABD Hava Materyal Kumandanlığı bir çalışma yaptı ve
sonuçta General Nathan Twining bir açıklama yaptı;".. gerçekten doğru
gözlemler var ve bunlar hayal değil." İşte bu rapor üst kademeleri
harekete geçirdi. Temmuz 1948´de Hava Kuvvetleri inanılmaz bir
açıklama yaptı;"Uzaydan gelen ziyaretçiler gerçektir." Ardından dev
bir şüphe bulutu yayıldı. Açıklama inanılır mıydı? İşte tam o anda,
bir olay oldu; 24 Temmuz 1948´de geceyarısı 2:45´de Alabama,
Montgomery´nin güneyinde uçan Eastern Havayolları´na ait DC-3 tipi
uçağı Clarence Chiles ve John B. Whiitted yönetiyorlardı. Birden sağ
yanlarında bir cisim ortaya çıktı, uçaktan biraz hızlı gidiyordu.
Cisme dikkatle bakan Whitted, sonra ".. o anda sanki çizgi roman
kahramanı Gordon´un uzay aracına baktığımı düşündüm.. bizden çok
büyüktü, tüp şeklindeydi ve gövdesinin çapı bizim B-29 bombardıman
uçaklarının üç katıydı.. beyaz ışıkların görüldüğü bir sıra pencere
görülüyordu.. " diyecekti. Chiles ise " Arkasında yaklaşık 15 m.
uzunluğunda aleve benzer bir aydınlanma vardı. Yaklaşık 9 km
yükseklikteydik, bana göre 50 ile 100 m arası uzaklıktaydı, birden
hızlandı ve bulutların arasına dalarak kayboldu." Her iki pilotun da o
anda bilmedikleri iki şey vardı. Bir saat önce, Georgia´daki Robins
Hava Üssü yer görevlileri UFO´yu aynı şekilde görmüş ve
tanımlamışlardı.
Dört gün önce ise Hollanda´da, Hague´de tıpatıp aynı tanımla bir
UFO rasathane görevlileri tarafından görülmüş ve basında yer almıştı.
Olaylar kısa bir zaman sonra birleştirilince, bir bomba patladı. O
hafta sonunda yetkililer anibir karar aldılar ve tüm bilgi ve
belgelere "TOP SECRET: Çok gizli" damgası vuruldu ve "Project Sign"
adlı bir dosya açıldı. Bu arada daha önce yapılan uzaylılar geliyor,
açıklaması reddedildi ve açıklamayı yapan General Twining birden
emekliliğini isteyiverdi.
Garip bir UFO olayı
Project Sign" dosyası sonraki yıllarda açılan "Project Grudge ve
Project Blue Book" dosyalarının temeli oldu. Project Blue Book yani
Mavi Kitap Dosyası, 1969 Aralık ayına kadar sürdürüldü ve o tarihte
ortadan kalktı, kimse dosyayı göremedi, yaklaşık 30 yıllık dökümanları
ve sonuçları toplu olarak inceleyemedi, Hava Kuvvetleri dosyayı
gömmüşlerdi. 1956 yılında, Mavi Kitap´ta bir süre çalışan Yüzbaşı
Ruppelt anılarını yazdı, Ruppelt New Mexico´da yaşanmış gerçek bir
olaydan söz ederken, yukardaki Chiles/Whitted olayının tartışmasız
doğruluğunu belirtiyordu, pilotlar dünyada bulunmayan bir gök cismiyle
karşılaşmışlardı. New Mexico olayına daha sonra geleceğiz çünkü o olay
tüm UFO tarihinin en önemli üç olayından birisidir. Bu arada Mavi
Kitap´la ilgili önemli bir şey daha var.
Ünlü Astronom Prof. J.Allen Hynek Mavi Kitap Projesi´ne bilim
danışmanı olarak atanmıştı. Bir kaç yıl sonra görevinden ayrıldı,
resmen Hava Kuvvetleri´ne tavır almıştı; sonra bir açıklama yaptı
"..hiçbir diyaloğa önem verilmeden, bilim dünyası dışlanarak
çalışıldı.. çok önemli açıklamalar örtbas edildi." Kısacası önceleri
UFO´lara karşı tavrıyla bilenen ve bu yüzden projede görevlendirilen
Prof. Hynek, sonraki yıllarda uzman bir UFOLOG olarak dünyada bir
numara olacak 1977 yılında
Steven Spielberg tarafından sinemaya çekilen "Close Encounters of
the Third Kind : Üçüncü Türle Buluşma" adlı filmin danışmanlığını
yapacaktı. Şimdi yine geriye dönelim. Tekrar 1948´e döneceğiz, çünkü o
yılın 7 Ocağında önemli ama dramatik bir olay yaşandı. Askeri bir üs
olan Kentucky Ulusal Hava Üssü´den havalanan F-51 savaş uçağının
pilotu Yüzbaşı Thomas Mantell´dı. Ve Mantell havalandıktan 15 dakika
sonra düşerek, yaşamını yitirdi ve telsizdeki son sözleri hiç bir
zaman unutulmayacak ve UFO literatüründe ölümsüzleşecekti; ".. çok
büyük metalik bir cisim bu.." Ertesi gün yetkililer Mantell´in Venüs
gezegenini gördüğünü ve dengesini yitirerek düştüğünü açıkladılar.
Deniz Kuvvetleri´nin açıklaması farklıydı, Skyhook adlı gizli bir
balon deneyi yapılıyordu, amaç atmosferin üst tabakalarındaki
radyasyon seviyesini ölçmekti ve Mantell yanlışlıkla balonun peşine
takılarak, 25.000 feete yükselince tehlike sınırını aşmış ve oksijen
sarhoşluğuna girince, uçağın kontrolunü kaybedince düşmüştü. Açıklama
buydu ama gerçek miydi?
Pilot Mantell´in esrarlı ölümü
ABD ORDUSU UFO´LARI İNKAR ETMİYOR AMA..
Pilot Mantell´in esrarlı ölümü.. Artık gökte pilotlar için
bilinmeyen bir tehlike var.. CIA devrede..
Başlangıçtan bugüne kadar, sözsahibi saygın bilimciler, devlet
yetkilileri, askeri görevliler, gazeteciler ve hatta sıradan halkın
çoğunluğu çok belirgin olaylara rağmen garip uçan cisimleri ne kabul
edebildiler, ne de inandılar. Uçan daireler ve küçük yeşil adamlar
yüzyılın ikinci yarısından beri medyanın mizah kaynağı olmaktan
kurtulamadılar. 1951 yılında Cosmopolitan Dergisi, ABD Hava
Kuvvetleri´nin yardımıyla cesur bir adım atarak, uçuklardan ve gerçek
inananların uzak tutulduğu bir araştırmayı gündeme getirdi ve
yayınladı. Ortaya ilk kez çıkan yaklaşımların başında, bu tür
iddiaların sosyal bir suç olduğu ve ruhsal bozukluklar geliyordu. Ve
sonuçta küçük bir tanık grubunun dışında, görüşülen çoğunluk tanık
grubunun gerçeği söylemedikleri ve biraz da pişman oldukları
anlaşıldı. 1977´de entellektüel büyük bir grup New York Times
Gazetesi´ne bir deklarasyon yollayarak, UFO tanıklarının tehlikeli ve
uygarlık düşmanı olduklarını bildirdiler.
Yapılan incelemeler gösteriyor ki, elbette ki her UFO tanığı gerçek
tanık değildir, sempati ve inanç çok önemli bir faktör olarak ortaya
çıkar ve "olmayanı görmek" gerçekleşebilir. Ayrıca, psikoloji bize
gösterir ki, yaşamsal stresler ve toplumsal baskı, UFO görme arzusunu
ve sonuçta imajını sağlayabilir, bu bir kaçış yoludur, belki de
dünyadışı canlılar bize mutlu bir refah toplumunu sağlayacak ve
haksızlıkları yok edeceklerdir. Ayrıca gazetelerde veya tv´de
görünmek, elle tutulur bir sonuç getirmese de belli bir ün peşinde
koşmak, yalancıları tahrik etmektedir. Ve son yirmi yılda ise ortaya
UFO dernek ve komünlerinin çıktığı görülür ve anlaşılır ki dünyadışı
canlılarla görüşme (!) ayrıcalığına sahip şarlatanlara kazanç yolu
açılmıştır. Peki acaba bizleri aydınlatmak ve korumakla görevli
olanlar neler yapabildiler ve de yapmaktalar?
Bir uçak daha yokoluyor..
Çok sonraları kulaktan kulağa yayılan haberlerde, Mantell´in UFO´ya
karşı saldırıya geçtiği ve UFO tarafından düşürüldüğü söylenmeye
başlayınca tüm uçucu çevreleri bir UFO korkusu sardı. Fakat dram daha
bitmemişti çünkü beş yıl sonra 23 Kasım 1953´de olay tekrarlandı. O
gece, Hava Savunma Komutanlığı Superior Gölü üzerinde saatte 500 mil
hızla uçan kimliği bilinmeyen bir cismin uçtuğunu saptadı. Hemen
yakında F-89C tipi bir avcı uçağı bulunuyordu, hemen komutanlıktan
yakın takip emri verildi. Radar operatörleri ekrandan avcı uçağının,
UFO ile buluştuğunu izlerlerken, inanılmaz birşey oldu ve ekrandaki
iki sinyal peşpeşe yokolurken yerle tüm ilişki kesildi. Tüm bölge
aranmaya başlandı fakat ne uçağın, ne de pilot Teğmen Felix Moncla ile
radarcı Teğmen R.R.Wilson´un izlerine bir daha raslanmadı. Yapılan
açıklamalar yine benzerdi ama yeterince tatminden uzaktı. İki yıl
sonra havacılık uzmanı Donald E. Keyhoe "Ufolar Gerçektir" adlı bir
kitap yayınladı, Kitapta çok sert bir dille gerçeğin yetkililer
tarafından kesinlikle saklandığını anlatıyordu. Keyhoe, 1957´de Gök
Cisimlerini Ulusal Araştırma Komitesi´ne başkan seçildi ve 1969´daki
ölümüne kadar UFO sırlarını ele geçirmek için başta CIA olmak üzere
tüm devlet kurumlarına karşı unutulmayacak bir savaş verdi.
Ellilerin sonunda, Mavi Kitap Projesi´nin bir başka görevlisi olan
Çavuş O. D. Hill yaptığı açıklama ile yeni bir sarsıntı yarattı. Hill,
kaybolan F-89C uçağı olayının tek olmadığını ve birçok benzerlerinin
saklandığını açıkladı. Birçok kişi, dünyadışı bir uygarlığın o
yıllarda birçok Amerikan savaş uçağını düşürdüğüne inanıyordu, bir
anlamda yeni bir Pearl Harbor uzay boyutunda yaşanmıştı. 1950´li
yıllar ABD ile SSCB arasında soğuk savaşın dorukta yaşandığı
yıllardır. Bu nedenle o dönemde UFO olaylarına Amerikan kamuoyu gizli
bir Sovyet savaş aracı olarak bakıyordu ve yönetime duyulan güven
grafiği düştüğü anlaşılınca, yetkililer tüm UFO olaylarına bütünüyle
düşman olmuşlardı. Bu arada, gerek Pentagon, gerekse de Beyaz Saray
Sovyetlerin gizli bir silahı ile karşılaştıklarını düşünmeye
başlamışlardı. Hele 19 Temmuz 1952´de başkent Washington üzerinde de
Ufolar görülünce endişeler ayyuka çıktı. Ne oluyordu?
CIA´in güvenlik yasağı
CIA bir kez daha ciddi bir araştırmaya başladı ve örgütte görevli
fizikçi H.P. Robertson bir panel sonucunda Amerikan vatandaşlarına
endişelenmemelerini açıkladı. Herşey yanılgı ve spekülasyondu. Fakat,
panelin diğer sonuçları yine açıklanmıyor ve bir sürü soru yine
cevapsız kalıyordu. 1966´ya gelindiğinde Hava Kuvvetleri Colorado
Üniversitesi´nden fizikçi Edward Condon yeni bir projeye direktör
olarak atandı. Condon´un bağımsız çalıştığı açıklandı ama pek
inandırıcı olmadı. Aslında Condon Komitesi, Mavi Kitap Projesi´ni sil
baştan soruşturuyordu. Ocak 1969´da Condon, sonuçları açıkladı.
Soruşturulan olayların üçte biri açıklanamaz nitelikteydi, kalanına
bilimsel açıklamalar getirilebiliyordu. Sonra, tüm projeler Hava
Kuvvetleri tarafından tamamiyle kapatıldı. Yıllar sonra, Bilgi ve
Bilgilenme Özgürlüğü Yasası çıkarılınca, Mavi Kitap ve Condon
Projelerinde nelerin saklandığı soruşturuldu. Ve 1969 Ekim ayında
General Bolender bir açıklama yaptı; "UFO raporları ile ilgili
bilgiler hala ulusal güvenlik sınırları içindedir ve Standart Hava
Kuvvetleri düzenine bağlıdır.." Ama hiç kimse, o Standart Hava
Kuvvetleri tanımının ne olduğunu anlamadı. Bolender´in açıklaması asla
tatmin etmedi, aksine olayların üstünü çok daha kalın bir bulutla
örttü.Peki, saklanan başka şeyler de varmıydı?
İnsanlık uzaylıları görmeye hazır mı?
Daha önce adı geçen CIA´den Victor Marchetti, CIA´in UFO olaylarını
saklama psikozunun nedenlerini şöyle açıklıyordu; "CIA´ın UFO´larla
ilgili gizlilik çabası belki de hükümetin istediği dozdan çok ötededir
sanki bir inanç gibidir. CIA, 1947´den bu yana sadece ABD´de değil,
dünyanın her yerinde UFO olaylarını örtbas etme çabasında. UFO
tanıklarını korkutan, tehdit eden ve kanıtları yok eden ünlü Kara
Adamlar efsanesinin temelinde CIA´den başkası olamaz. CIA´in ´Yabancı
Dokümanlar Servisi´ adı altında bir bölümü vardır ve bu bölümün en
önemli işi dünyanın her yerinden gelen UFO belgelerini incelemek ve
örgütü yönlendirmektir. Aynı anda da Bilim ve Teknoloji Başkanlığı´na
da bilgi verirler. Çok az sayıda olayın duyulmasına izin verirler,
buradaki amaç sansasyon ve yanılgı imajını güçlendirmektir." Marchetti´ye
göre eğer dünyadışı bir zekanın temsilcileri tarafından ziyaret
ediliyorsak, ABD Hükümeti, diğer ülkelerin yöneticileri ile tam bir
işbirliği içinde olayların halktan saklanmasını sağlamaktalar. Söz
konusu işbirliği öylesine derin ve kesindir ki, ne rejimler, ne
ideolojiler, ne de ülkelerin değişen yöneticileri bu kararı
değiştiremez. Çünkü bu olay bir İnsanlık sorunudur ve toplumların bu
yönde kontrol edilmeleri şarttır. Aksi halde, gezegensel bir kaos ve
panik çıkacaktır. Tüm ülkeler tarafından kabul edilmiştir ki, bizden
çok farklı olan, düşünce ve yaşam biçimleri ayrı, bizden çok ötede bir
teknolojiye sahip bir gücün, bir zekanın varlığı orta ve taban
düzeydeki toplumlar veya kitleler tarafından kabul edilemez.
Socorro olayının gizemi
Polis memuru bir UFO ve içindekilerle karşılaşıyor. 24 Nisan
1964´de öğleden önce New Mexico´nun Socorro bölgesinde, polis memuru
Lonnie Zamora arabasıyla güneye doğru yol alıyordu. Ani bir gürleme
sesiyle şaşırdı ve o anda güneybatı göğünde bir parlama gördü. Zamora
önce yakın bir yerlerde dinamitleme yapıldığını düşündü. Bu arada bir
tepeyi aşmıştı ve karşısında yolun üzerinde araba büyüklüğünde bir
cismin bulunduğunu ve yanında da beyaz tuluma benzer giysileri olan
iki ufacık insanımsı duruyordu. Zamora önce bir araba kazası ile
karşılaştığını sanarak, aracını durdurarak indi ama birden cismin
arabaya hiç benzemediğini, yumurta biçiminde olduğunu ve dört ayak
üzerinde durduğunu anladı. Cismin üzerinde taca benzer bir şekilin
üzerinde eğik bir ok şeklinde bir simge gördü. İki insanımsı şekil
kaybolmuştu, derken cisimden büyük bir gürültü duyuldu. Zamora
korkmuştu, arabasına geri kaçtı, arkasına bir göz attığında UFO´nun
havalanarak yakındaki kanyona doğru gittiğini gördü. Mavi Kitap
soruşturmacıları memur Zamora´yı ün peşinde koşmakla suçladılar ama
öte yandan araştırmacılar olay yerinde cismin durduğu yerde dört oyuk
izi bulunduğunu ve çevredeki yanık otların varlığını da inkar
etmediler. Kısacası Zamora alışılmadık birşeyle karşılaşmıştı ama
karşısındaki acaba neydi?
BUFORA´nın açıklaması "Çok yakında aramızdalar"
BUFORA´nın açıklaması "Çok yakında aramızdalar"
BUFORA UFO´ların varlığı konusunda artık tartışacak bir şey
kalmadı, diyor. Yanılgı ve sahtekarlıklar bir yana, gerçekten
gözlemlenen UFO´lar kesinlikle dünyadışı zekaların ürünüydüler.
Kısacası uzayın derinliklerinden gelen bir başka uygarlığın
temsilcileri gezegenimizi ziyaret ediyorlardı. İkinci önemli olay,
İnsanlık en üst düzeyde dünyadışı bir uygarlıkla ilişkiye geçmişti ve
bu ilişki yaklaşık 20 yıldan beri sürüyordu. Üçüncüsü ve en önemlisi,
önümüzdeki beş yıl içinde, uzaylılarla olan ilişki tüm dünyaya
açıklanacaktı. Bütün bunları dinledikten sonra, sorulması gereken can
alıcı soruları sormanın zamanı gelmişti. Eğer gezegenimizi dışardan
bir yerlerden ziyaret edenler gerçekse, o zaman sormak gerekiyor.
Gizemli ziyaretçiler kimdir, tek bir uygarlık mı bize ulaştı yoksa
birkaç tane mi? Daha da önemlisi, neden geliyorlar? Ne istiyorlar veya
amaçları nedir? Tehlike var mı? Bizden çok ötede bir teknolojiye sahip
olduklarına göre, kötü birşey olursa ne yapacağız? Spencer, bu
soruları sorduğumda gülümsedi, böyle bir olasılık her zaman
düşünülmelidir, dedi. Evrende her türlü uygarlık varolabilir, bunlar
bize göre iyi veya kötü olabilirler. Hatta, bizlerin iyilik veya
kötülük anlayışımız onlar için geçerli olmayabilir. Örneğin, üremek
veya doğum bir başka zeka boyutunda kötü ya da yanlış olarak kabul
edilebilir. O uygarlık, üremeyi çok farklı olarak yorumlayabilir ve
bizim hayvanların üremesini kontrol etmemizde olduğu gibi, bizim
çoğalmamızı kontrol etmek isteyebilir. Bu durumda, işler karışabilir
tabii ki. Bir başka örnek, endüstriyel anlayışımız ve düzenimiz için
geçerlidir, doğanın materyalist madde önceliği karşısında yok
edilmesine karşı çıkabilirler. Elbette ki, doğanın korunmasını
misyonunu taşıyan bir işin içindeyseler.
UFO
ZiYARETLERiNiN TARiHi
ilk Ziyaretler: Birçok
yorumcu modern UFO çaginin 1947’ler de basladigini iddia etmektedirler
ama, asil çagin baslama tarihi 1880’de, sanayi devriminin doruguna
ulasilirken baslamistir.
Aslinda olayin özüne inecek
olursak, UFOlar çok daha uzun süredir etrafimizda dönüp durmaktadirlar.
Günümüzde bazi Kutsal Kitap alintilari, kimi satirlar dogaüstü varliklarin
uçurdugu cisimlere atiflarla doludur. 1880’den Birinci Dünya Savasina
kadar olan bölüm ise, bu olgunun en açik seçik örneklerini gözler önüne
sermektedir.
16 Mart 1880 aksami, çok
büyük bir pervaneye sahip, puro biçiminde bir hava tasiti New Mexico’da üç
kisi tarafindan gözlemlenir. Bu üç tanik, hava tasitindaki insanlarin
bilmedikleri bir dili konustuklarini, gülerek kendilerine seslendiklerini
ve on kisi olduklarini belirtmislerdir. Hatta bu kisiler gemideki
kisilerin davranislarini sarhos davranislarina benzetmisler ve gemiden
asagi onlara, birinin üzerinde uzak dogu yazisina benzer bir yazi olan
ipek ya da saten benzeri bir kagit, birine güzel bir çiçek ve digerine de
acayip bir isçilik ürünü olan fincan atmislar. Hava tasitindan atilan bu
nesneler hemen o üç kisi tarafindan alinmis ve bir depoda diger insanlara
teshir edilmis. Aradan birkaç saat geçmeden depoya gelen bir yabanci
esyalari incelemis ve onlarin Asya kökenli mallar oldugunu, kendisinin de
bu tip seylerin koleksiyoncusu oldugunu belirterek bayagi yüksek
sayilabilecek bir meblagi depo görevlisine vererek esyalari satin almis ve
ortadan kaybolmustur. Bu tip yaklasimlar yasanan cisimli UFO olaylarindan
sonra hep olagelmistir. Günümüzde bu tip insanlara giyim sekillerinden
dolay “Siyahli Adam” denilmektedir.
Daha sonralari buna benzer
olaylar muhtelif tarihlerde gelismistir.
ikinci Ziyaret Döneminin
Baslamasi: 1880’den 1947’ye kadar olan sürede yasananlar, 47 ve
sonrasinda adeta istila halini almistir. Kayitlara geçen ve geçmeyen
binlerce yasandigi iddia edilen olaylar, çok kabarik bir arsivi de
beraberinde getirmistir.
1947’nin 24 Haziran günü
ABD’nin Washington Eyaleti piril piril bir gün yasamaktaydi. Bu havanin
temizligi ve berrakligi Cascade Daglarini daha bir güzel hale getiriyordu.
Otuz iki yasinda bir is adami
olan Kenneth Arnold, ayni zamanda da dört bin saati askin bir uçus
tecrübesine sahip olan bir pilottu. Arnold, ayni zamanda tek motorlu bir
Callier marka uçaga da sahipti. Bulana 5000 $ ödül vaadedilen deniz
piyadelerine ait bir uçagi aramak için o gün gökyüzündeydi. Arnold’ un
uçagi dag uçuslari için tasarlandigindan, bu tip uçuslar için de ideal bir
araçti. Arnold, düsen Curtess C-46 komando nakliye uçagini aramaya basladi.
Uçak daglarda bir yerlerde kaybolmustu ve o güne kadar da bulunamamisti.
Arnold da o uçagi bulamadi ama; baska bir sey buldu, daha dogrusu, o sey
gelip onu buldu!
Arnold dagin üzerinde dönüs
yaparken, son derece parlak bir isik, uçaginin yüzeyini aydinlatinca
sasirir kalir. Önce yaklasmakta olan baska bir uçaga çarpmakta oldugunu
düsündü. Ve telasla o uçagi yaklasik otuz saniye boyunca aradi, kendini
çarpismadan korumaya çalisti. Gerçekten de bir uçak gördü! Bu, bir DC-4’
tü ve Arnold onun San Francisco Seattle tarifeli seferini yapan uçak
olduguna karar verdi. Ama iskele tarafinda ve gerideydi ve de o isik
oyununu onun yaptigi düsünülemezdi.
Bunlari düsünürken, bir isik
daha çakti, bu sefer Arnold isigin tam nereden geldigini saptayabildi. O
tarafa, o çizgiye dogru yöneldiginde, saskinliktan agzi bir karis açik
kalmisti. Dorugun üzerinde inanilmaz hizla formasyon uçusu yapan bir grup
çok parlak cisimler görüyordu.
Aralarindaki mesafe yaklasik
yüz mil civarindaydi ama, onlari tam olarak göremiyordu ancak cisimler
kendisine dogru yaklasmaktaydilar. Arnold, son saniyeye kadar onlari
formasyon uçusu yapmakta olan jetler oldugunu zannediyordu. Ve dokuz adet
olduklarini görebildi. Çapraz bir dizilisle yaklasiyorlardi ve
formasyonlarinda ilk dördünün arasindaki uzakliklar esit, sonraki besli
grup ise daha seyrekti. Fakat Arnold’un fark ettigi yalnizca bu degildi,
daha tatsiz bir durum daha fark etmisti bu da yaklasan uçaklarin hiç
birinin kuyrugu yoktu ve çok degisik bir formasyonda uçuyorlardi. En
öndeki digerlerinden daha üstte ve sanki rüzgarda savrulan uçurtmalar gibi
ya da su üstündeki hiz tekneleri gibi daha dogru bir ifade ile bir kaz
sürüsünün uçusu gibi bir formasyon almislardi.
Bu uçaklarin etkileyici bir
baska özellikleri de, ikide bir kanatlarini egmeleri ve yüzeylerinden o
mavimsi beyaz isigi fiskirtarak uçmalariydi, Arnold’a göre! Arnold, ilk
baslarda o isigin onlardan geldigini düsünememis, kanatlarin piril piril
cilali yüzünde günesin yansimasi olarak yorumlamisti. Arnold’a göre uçusun
yönü hiç degismiyor, ama cisimler tek tek dag doruklarinin arkasina girip
girip çikiyor, bazilarinin önünde, bazilarinin ise arkasinda uçuyorlardi.
Dokuzu birden gözden kayboldugunda, Arnold’un kafasi iyice karismis, Hava
Kuvvetlerinin bir teknolojik mucize yarattigini düsünmüstü. Bundan sonra
ne yaptigi ise ne de 5000 $ dolara konsantre olamiyordu, bir an evvel
asagiya inip gördüklerini arkadaslarina anlatmaliydi.
Arnold Tarihe Geçiyor: Arnold
inis yaptiktan sonra, bu garip olayi arkadaslarina anlatti ve aralarinda
saatler süren bir durum muhakemesi yaptilar. Fakat herhangi bir sonuca
varmalari imkansizdi ve olay daha yüksek makamlara intikal etti ve is
gazetelere kadar yansidi. Ve bir ajans haberinde olayi ABD’nin her
yerindeki insanlar ögrenmisti. Arnold’un inanilir ve güvenilir bir insan
olmasi, olayi daha cazip bir hale getirmis ve herkes tarafindan konusulur
olmustu.
Arnold’un yaptigi tariflerde,
gördügü cisimlerden ”Suyun üzerinden ileriye dogru firlattiginiz bir tabak
nasil uçarsa öyle uçuyorlardi...” seklindeki ifadesinden “uçan daire”
tabiri da dogmus oluyordu.
Olay tüm dünyadaki basinin
hayal gücünü bir anda esir almis, normal olmayan olaylarinin hazirliksiz
kurbanlarindan pek çogu gibi, Arnold da istemeyerek bir basin gösterisi
baslatmistir. Böylelikle de bu olayin kahramani olarak tarih
sayfalarindaki yerini de alir.
FBI Etkilenmiyor: Bu
olayin yankilari sürerken FBI ajanlarindan birisi Arnold’un görmüs
olduklarinin gerçek oldugu tezini savunur ve bu kisinin yalan söyleyerek
kazanacaklarinin kaybedeceklerinden daha az olacagina ve böyle bir yalan
konusmaya ihtiyaci olmadigini savunmustu.
Daha sonra, 22 Mart 1950’ de
FBI’dan Guy Hottel, patronu J. Edgar Hoover’a, “Uçan Daireler” baslikli
yolladigi garip bir yazida sunlardan bahseder :
“Bir Hava Kuvvetleri
arastirmacisi, uçan daireler diye bilinen seylerden üçünün New Mexico’da
ele geçtigini söylemistir. Bunlarin yuvarlak biçimde oldugu, ortalarinin
biraz yüksek oldugu, ortalarinin biraz yüksek oldugu, çaplarinin yaklasik
50 feet civarinda oldugu belirtilmistir. Her birinin içinde, insan
biçiminde, ama boylari yalnizca 1 metre olan, çok ince metalik giysiler
giymis üçer ceset bulunmustur. Bu cisimlerin New Mexico’da bulunmasinin,
hükümetin o yörede çok güçlü bir radar tesisine sahip olmasindan, bu
radarin uçan dairelerin kontrol mekanizmasini etkilemesinden ötürü oldugu
sanilmaktadir.”
Bu kadar olaganüstü bir
haberin nedense FBI hiyerarsisi tarafindan pek de ciddiye alinmadigi
söylenebilir.
Garip olan; böyle bir olayin
o tarihlerde ki kurgubilim film yapimlarinin henüz o düzeyde olmadigi,
dolayisiyla da UFO’larin düsmesi konularina atifta bulunulamayacagi savi
kuvvetlidir. Ama ondan sonra, Amerika’da insan kaçiran UFO raporlarinda bu
yaratiklar bir standart olusturdu. Söz konusu yazi gizlice yollandigi
siralarda, dünyanin ilk UFO kitabi olan Uçan Daireler Gerçektir adli kitap
piyasaya sürüleli henüz bir iki hafta olmustu. Bu kitabin yazari olan eski
bir deniz piyade subayi Donald Keyhoe, kitabinda olayin örtbas edilmekte
olduguna dair suçlamalarda bulunmus ve büyük sansasyon yaratmisti.
Roswell Olayi : Olay
New Mexico’nun Roswell bölgesinde 1947 yilinin 4 Temmuz saat 23:30
siralarinda cereyan eder. Bu tarihte William Mc. Brazel adli bir çiftçinin
arazisinde bir UFO yere çakilir. Brazel, UFO’dan etrafa dagilan parçalari
görünce olayi yetkililer haber verme ihtiyaci hissediyor ve 5 Temmuz 1947
günü askeri yetkililer inceleme için bölgeye geliyorlar, bölgeyi de
ziyaretçilere kapatarak uzay cismine ve içinde bulundugu iddia edilen
cesetlere el koyuyorlar.
Çiftçi Brazel, ayni gün
arazisinde ayni cisme ait bir iki kalintinin daha oldugunu tespit eder.
Brazel buldugu o kalintilari da alarak ertesi gün Roswell kentine gider ve
yetkililer kendisinden o parçalari da teslim alirlar. Brazel’in buldugu
parçalarla ilgili yerel bir gazete de çikan haber üzerine yetkililer olayi
yalanlayarak, kalintilarin düsen bir meteoroloji balonuna ait oldugunu
açiklarlar. Amerikan hükümeti olayi basindan ve halktan gizlemeye
kararliydi. Ve cesetlerle birlikte UFO’dan geriye kalanlari bir üsse
tasidilar. Yillar sonra o zamanlar orduda görevli olan kameraman Jack
Barnett, tüm çevreleri ayaga kaldiran açiklamasinda, cesetlere otopsi
yapildigini ve kendisinin de bu olayi kare kare kamerayla tespit ettigini
açikladi. Bu kayit yaklasik 90 dakikalik olup, belki de dünyanin en büyük
sirlarini gizliyordu. Tabi ki bu film, hükümet politikasi geregi yillar
boyu açiga çikarilmadi, gizli tutuldu. Hatta bazi iddialara göre dönemin
baskani Truman da otopside hazir bulunmustur.
Fakat kameraman Barnett o
kadar da saf biri degildi ve filmin bir kopyasini da kendine çikarmayi
bilmisti. Daha sonra Ingiliz gazeteci ve televizyon yapimcisi Ray Santilli
yüklüce bir miktar karsiliginda filmi satin aldi. Bundan sonra da dünya
basinini ayaga kaldiran uzayli varlik otopsisi yavas yavas dis dünyaya
açilmaya basladi.
Diger UFO Ziyaretleri:
· Yil: 1994
· Yer: Meksika/Tepetzlan
Carlos Diaz, 1977’ den beri
dünya disi canlilarla iliski kurdugunu iddia ediyor, ama onlarin nereden
geldikleri hakkinda bir açiklama da yapmiyordu, ya da yapamiyordu. Ancak
bir konusmasi sirasinda, onlarin araçlarina bindirildigini ve dünyanin
içine dogru götürüldügünü, orada muhtesem çiçek bahçelerinin bulundugunu,
ilahi bir müzigin çalindigini ve dünyanin her tarafindan getirilen yasam
türlerinin dolastigini belirtti. Dünya disi canlilar dünya yüzündeki yasam
türlerini korumaya çalisarak, azalan türleri yeniliyorlar ve en büyük
korkulari insanlarin gezegenin yüzeyini yok etmesi. Diaz, belki de UFO
literatürünün en ilginç örneklerinden çünkü reklamini yapmiyor ve dogru ya
da yanlis bildiklerini açiklamaktan kaçiniyordu.
UFO’ lar tarafindan
kaçirildigini iddia edenlerin en ünlüsü hiç süphe yok ki Yazar Whitley
Strieber’dir. Strieber, ayni zamanda Comunion’un ve Breakthrouhg’un
yazaridir. Strieber, gördügü en otantik dünya disi canli görüntüsünün
kendisine yollanan bir fotograf oldugunu iddia etmekte ve sunlari
söylemektedir: “Anatomik yapilari mükemmel. Büyük siyah gözler onlarin yüz
yüze etki gücünün yüksekligini ve düsünce yansitma yetilerini
gösteriyor.Bu fotograf bana Ingiltere’den yollandi, yollayan Andy isimli
birisi, ama maalesef açik kimligini bilmedigimiz için bir telif hakki
uygulayamadik. Dogru veya yanlis ya da sahte ama son derece otantik ve
inaniyorum ki griler gecenin bir yarisinda karsimiza çiktiklarinda
korkmayalim diye kendilerini bize alistiriyorlar.”
18-19 Mart 1995’ te, Disney
Sirketi hiçbir ön duyuruda bulunmadan kendi tv kanalinda, bir UFO
belgeseli yayinladi, alisilmis ön anonslar yapilmadan yayin bes eyalete
(Connecticut, Tennessee, Alabama, Florida ve California) yapildi. Belgesel
inanilmazdi; Yayinin hemen öncesinde Disney’ in en üst düzeyinden Michael
Eisner, ekrana gelerek sasirtici bir açiklamada bulundu ; “Insanoglu,
tarihinin en önemli olayinin tam ortasindadir; diger gezegenlerdeki zeki
yasamla kurulan gerçek bir iliskiden söz ediyorum... Uzak galaksilerdeki
zeki yasamin temsilcileri simdi insan irki ile açik bir iliski kurmanin
gayreti içindeler ve biz bu aksam sizlere bu olayi gösterecegiz... Bizim
algilarimizin çok ötesindeki sinirsizliklarda varolan zeki varliklar,
insanligin galaktik birlige katilmasi için isaret veriyorlar, bu harika
bir çagri ama ayni zamanda da korkutucu... Uzaylilarin araçlari dalgalar
halinde geliyor ve son birkaç yil gösterge olarak kabul edilirse, Dünya
planeti gözlem deneyinin zirvesine ulasacak. 1947 yilinin baslarinda canli
yaratiklar tarafindan yönetilen dev uzay gemileri dünyaya ulastilar;
onlarin fizik düzeyi galaktik yolculuklara izin veriyor ve dünyanin
atmosferinde inanilmaz bir hizla uçabiliyorlar. Bir ve birden fazla uzay
araci dünyada kaza yapmistir ve bu olaylar ABD Askeri Arastirmalari
nedeniyle örtbas edilmektedir... Roswell olayi gerçektir ve üç dünya disi
canli orada kazadan kurtulamamistir. Enkaz ve ölü uzaylilar özel bir
sorusturma komitesinin çalismasi sonucunda gizli bir yere tasindilar;
operasyona ‘Majestik 12’ adi verilmis ve organizasyon bizzat Baskan
Truman’in emriyle gerçeklesmisti ve bundan sonra hükümet kesin bir bilgi
vermeme kampanyasini baslatti.Tüm hükümetler kendi otorite anlayislari
içersinde hareket ediyorlar ama dünya disi canlilarla iliski saf dinamitle
oynamak anlamina gelmektedir. Baskan Jimmy Carter, ofisinin ABD Baskanligi
oldugunu saniyordu, ekibi ise uzaylilarla iliskinin resmen açiklanmasinin
yararli olduguna inaniyor ve gayret gösteriyordu. Bir iç Hükümet
belgesinde betimlendigi gibi, bazi güvenlik sirlari Beyaz Saray’ in hukuki
varliginin disindadir. 1975 yili Kasim ayinda, hemen her Stratejik Hava
Komutanligi üssü UFO’ lar tarafindan ziyaret edildi. Hükümet kaynakli
egilimler, askeri ve bilimsel yöneticilerin yarim yüzyildir süren
dünyalilarla uzaylilarin iliskisini açiklayan resmi belgelerin artik
açiklanmasinin istendigini gösteriyor. Istatistikler gösteriyor ki,
önümüzdeki bes yil içinde çok büyük bir olasilikla dünya disi iliskilerle
karsilasacaksiniz. Bir çok Amerikali dünya disi uzay araçlarina binerek,
yenilikleri kesfetmekten büyük mutluluk duyacaktir...”
Eisner’ in inanilmaz
açiklamasi tüm uygar ülkelerde büyük sok yaratti çünkü Disney bugüne kadar
sayginligini hiç azaltmadan koruyabilmis nadir kuruluslardan biriydi ve
çizgi-filmlerin ötesinde dünyanin en ciddi ekonomi tröstleri listesinin
ilk satirlarindaydi. Bazi UFO arastirmacilari Disney Belgeseli’nin gizli
bir deney oldugunu düsünüyorlar, bu sekilde toplumun tepkisi ölçülüyor ve
UFO Gerçeginin resmen açiklanmasiyla patlayacak devrime kitlelerin uyum
yetenegi arastiriliyor.
Ve Aldatmacalar:
Bugüne kadar dünya basininda ve halk arasinda UFO’larla ilgili bir çok
fenomen ortaya atilmistir. Bunlarin bir kismi dogru olsa da bir kismi
gerçek degildir. UFO olayinda da, gerçek anlamda bilinemeyen her olayda
oldugu gibi, aldatmacalar düzenlenilmesi mümkün olabilmektedir.
ibrani folklorunda adlari "Nefilim".
Eski Misir'da "Neter" olarak adlandiriliyorlar. Sümer, ilk kez adlarinin
duyuldugu yer. Bütün bu kültürlerde ortak olan ve "Gözcü" olarak nitelenen
bu "siradisi" varliklar birer mit mi, yoksa gerçek mi?
Kim bu "Gözcü"ler ?
Ibrani mitlerinde ve Tevrat'ta onlara "Nefilim" diyorlar. Eski Misir'da
adlari, "Neter". Sümer mitlerinde "Anunnaki" diye geçiyorlar. Diger yandan
"Sumer" sözcügü, "Gözcü'lerin ülkesi" anlamina sahip. Hangi adla
anilirlarsa anilsinlar, bütün eski kültürlerde ve bu kültlere iliskin
mitlerde basrol onlarin. Eski diller uzmanlari, Antik Çag kültürlerine
sasilacak biçimde net biçimde damgasini vurmus bu esrarengiz varliklarin,
neredeyse bütün eski uygarliklarda "gözcüler" olarak adlandirildiklarini
söylüyorlar. Sözünü ettigimiz dönem, Isa'dan en az 3000 yil öncesi. Iyi
ama, "geç neolitik" olarak adlandirilan dönemin bütün uygarliklarinin
literatürlerine benzer ifadeler ve anlatilarla girmis bu "Gözcü"ler
kimler? Neyi ya da kimi "gözlüyorlar"? Bütün bunlar yalnizca antik Çag
insanlarinin düsgüçlerinin bir ürünü mü, yoksa gerçekten bugün anilari
silinmis, izleri bulunamayan, haklarinda hiçbir sey bilmedigimiz birileri,
bu gezegende yasamislar mi?
Mitler ve gerçekler
Sürekli vurguladigimiz gibi, bilginin az oldugu ya da bazen üzerinin
örtüldügü yerlerde, spekülasyonlarin basini alip gitmesini engellemek
mümkün degildir. Bilimsel yöntemlerden, bilimsel süphecilikten (scepticism)
ve somut bulgulardan baskasina güvenmemekten söz ederken, ayni süpheciligi
su anda bildigimizi varsaydigimiz alanlara uygulamamak, bazen
spekülasyonlardan da olumsuz sonuç verir. Bilim eger "gerçegi aramak"
amacini içeriyorsa bizler için, bu ayni zamanda kurumlasmaya, bilimsel
otokrasiye de karsi çikmamizi da gerektirir. Herhangi bir alanin
"spekülasyona açik" olmasi bizi ürkütmemeli; verileri dogru okumak, burada
anahtar sözcük niteligine sahip. Ortodoks bilim ve akademisyenler, çogu
kez içinde bulunduklari "bilimsel bürokrasi"nin ellerini kollarini
baglayici hantalligi ve "agaçlardan ormani görememe" aliskanligi
nedeniyle; yeni ve sarsici düsüncelere bastan olumsuz tepki vermeye
egilimlidirler. Hele bu, onlarin "Akademisyenler Olimpos'u"nun disindan
geliyorsa. Arkeoloji ve arkeoastronomi, yirminci yüzyilin baslarindan bu
yana bu sorunu yogun biçimde yasiyor. Siradisi oldugu varsayilan düsünce
ve teoriler yalnizca dislanmakla kalmiyor, bir de asagilaniyor kendilerini
"bilimsel süpheci" diye adlandiran ortodoks çevrelerde. Oysa tarih, uzun
ve yavas bir yürüyüs. Genis dilimler halinde onu inceledigimizde, her
asamasinda ortodoksinin engellemelerini ve inanilmaz tutuculugunu fark
ediyor, ama uzun vadede "siradisi" varsayilan fikirlerin yasadigini
görüyoruz.
"Neter"ler ya da "Gözcüler" sorunu da yirminci yüzyilin bitmeyen
tartismalarindan biri. Dogmalarla gözünü baglamayan ve açik fikirli olmaya
çaba gösterenler, bugün "mitler" deyip geçtigimiz anlatilarin bu denli
genis bir cografyada ve neredeyse birbirinin ayni ayrintilarla
varolmasindan yola çikarak, bu metinlere daha farkli bakmamiz gerektigine
isaret ediyorlar. Oysa ortodoks bilim akademisyenlerinin yaklasimi,
oldukça farkli. Onlar, eski toplumlari bütünüyle çözümlediklerine inaniyor
ve ekliyorlar: "Din dindir, mitoloji de mitoloji. Bunlari gerçek tarihsel
olgularla karistirmayin." Bunu söylerken de, bilerek ya da bilmeyerek,
bugünün egemen dinlerinin yörüngesinde duruyorlar. Esine az rastlanir bir
ikiyüzlülük ve çifte standart uygulamasi bu. Bir yandan somut bilimsel
bulgular disinda hiçbir seye prim vermemekten söz ediyorlar, bir yandan da
yasadiklari çevrenin egemen diniyle sürtüsmemeye çaba gösteriyorlar. Bunun
kendilerine göre "etik" bir yolunu da bulmuslar: "Bilim ayridir, din ve
inanç ayri." Oysa "inanmak ve inanç" sözcüklerinin egemen oldugu bir
kültürde bilim ve bilginin her zaman bu çifte standartin gölgesinde
kalacagini bilmezden geliyorlar. Ama ne gam; "bilimsel" kurumlarin
birçogunun bütçesini, Kilise'yi destekleyen holdingler, hatta bazen bizzat
dini vakiflar sagliyor. Çogu üniversitede kürsü baskanlari arasinda en az
bir musevi var. Bilimin "besigi" oldugu varsayilan ABD'de halkin ezici bir
çogunlugu Incil'e bütün kalbiyle inaniyor. Ortaligi bulandirmanin anlami
var mi simdi?
"Gözcüler" sorunu, Antik Çag tarihi ve modern arkeolojiye iliskin en kilit
noktalardan biri. Bir biçimiyle, felsefe ve ilahiyat akademisyenlerini,
hatta dilbilimcileri de bu tartisma çemberi içinde düsünebiliriz. Simdi,
bu uzun girizgahtan sonra meseleyi olabildigince yalin biçimde ortaya
koyalim:
Eski Misir'in "Neter"leri
Bütün Antik Çag metinlerinde, kendi tarihlerini derleyen toplumlardan
kalmis belgeler, geriye dogru giden kronolojilerinin sifir noktasina, net
olarak çözümlenemeyen bir tür "baslangiç dönemi" yerlestiriyorlar. Bu,
onlarin tarihlerinde, "yönetimin tanrilardan insanlara geçmekte oldugu"
bir ara dönemi belgeliyor. Belirsiz bir baslangiç döneminden beri bizzat "tanrilar"
tarafindan yönetildigini söyledikleri ülkelerinin, bu ara dönemde
"Gözcüler" adi verilen üstün yaratiklarca yönetildigini ve sonuçta
kralligin insanliga devredildigini anlatiyorlar. Eski Misir'da bunlarin
adi, "Neter"ler. Son olarak Osiris'in oglu Horus tarafindan yönetilen
ülke, belli bir dönem sonrasinda, bir "Kral yaratma" (Kingmaker)
töreninden sonra insanlara birakiliyor ve Neterler geri plana çekiliyorlar
- sonra da, izleri siliniyor. Bu ilk "insan kral", bugün arkeolojinin
degismez bir gerçek biçiminde kabul ettigi, Firavun Menes. Bildigimiz,
yazili tarihe göre I.Ö 3100 dolaylarinda Yukari ve Asagi Misir'i bir tek
ülke halinde birlestiren Menes, Misir tarihinde "Hanedanlar Dönemi" denen
bir evrenin de baslaticisi.
Misir kronolojisi üzerine bildiklerimiz, iki ana belgeye dayaniyor: Bunlar
Misirli tarihçi Manetho'nun yazdigi krallar listesi ve bugün "Torino
Papirüsü" olarak bilinen bir yazit. Her iki belge de birbiriyle uyumlu. Bu
sayede arkeologlar ve ejiptologlar, Misir'in kronolojik gelisimini formüle
edebiliyorlar. Buna göre, Firavun Menes'le baslayan Hanedanlar Dönemi, alt
evrelere ayriliyor: Eski Krallik, 1. Ara Dönem, Orta Krallik, 2. Ara Dönem
(Hiksoslar Devri) ve Yeni Krallik. Bugün okutulan tarih kitaplarinda da bu
kronolojik düzen aynen böyle. süreç içindeki arkeolojik bulgularin
Manetho'yu ve Torino Papirüsü'nü dogrulamasi sayesinde, Yeni Krallik ve
sonrasi, neredeyse bütünüyle tarihlenebilmis durumda. Eski Krallik'ta, en
fazla 150 yil yanilma payiyla arkeologlar hanedan listesini ve Krallari
siralayabiliyorlar. Yani bu iki belge, dogrulugu desteklenmis veriler
içeriyor. Bütün sorun da aslinda burada: Çünkü Manetho'nun listesi ve
Torino Papirüsü, yalnizca hanedanlar dönemi Misir'ini degil, ondan çok
daha öncesini de kronolojik sira içinde sunuyor. Yalniz burada yöneticiler
insanlar degil, Neterler. Normal insanlara göre çok daha uzun yasayan,
ülkeyi binlerce yil yöneten, esrarengiz varliklar. Ejiptoloji ve modern
arkeoloji bunun üzerine ne yapiyor? "Alt paragraflarini" tartismasiz
biçimde kabul ettigi ve bulgularla dogrulanan bir tarihi yazitin "üst
paragraflarini" ya yok sayiyor, ya da "Bunlar mitoloji" deyip isin içinden
çikiyor. Neden? Çünkü hayranlikla benimsedigi alt paragraflarda "normal
insan"lar krallik yapiyor; üstteyse, kim olduklari anlasilamayan üstün
yaratiklar. Böylece bilimsel ortodoksi, ayni belge üzerinde isine gelen
bölümü "olgu" diye benimseyip dosyalarken, isine gelmeyen, çünkü
anlayamadigi, isin gerçegi "dini inanislarina aykiri düsen" bölümleri
"mitolojik" bulup ayikliyor!
Mezopotamya'da ayni seyle karsilasiyoruz: Layard ve Wooley'nin yaptigi
arastirmalarda, son derece degerli ve ilgi çekici kil tabletler ele
geçiyor. Bunlar, Sümer Kral Listeleri olarak adlandiriliyor. Ayni Misir'da
oldugu gibi, listenin en üst sirasinda, yani "normal krallar"dan önce, her
biri neredeyse 10.000 yil, 15.000 yil yasayan yöneticiler var. Bunlar,
"Tufan'dan önce" uzun süre ülkeyi yönetmisler, sonra insanlara
devretmisler. Babil metinleri bu olayi "Krallik gökten indiginde" gibi bir
deyisle açikliyor. Bütün Mezopotamya'da ayni kült var asagi yukari.
Bulunan belgeler, "en eski metin" olduguna inanilan Tevrat'in, Tufan basta
olmak üzere bir sürü temayi Sümer ve Babil anlatilarindan ödünç aldigini
ortaya koyarak Kilise'de ve dini çevrelerde buz gibi rüzgarlar esmesine
neden oluyor. Üstelik, Tufan öncesi ülkeyi yöneten "tanrilar"dan söz
ediliyor, tek bir tanridan degil!
Bu durumda ortodoks arkeoloji ne yapiyor? Misir'da yaptiginin aynisini.
Yani Sümer Krallar Listesi'nin "normal insan ömrüne sahip" krallari dogru
kabul ediliyor ve belgenin bu bölümü "somut bulgu" sinifina sokuluyor ama
Tufan öncesi ülkeyi yönettigi anlatilan, 200.000 yil hüküm sürmüs "tanrilar"
ve onlarin sonrasinda, "ara dönem"de insanlara yönetimin geçisini üstlenen
ve denetleyen "Gözcü"ler, "mantiksiz" bulunarak "mitoloji" sinifina
sokuluyor yine. Ayni belgenin alt kismi dogru, üst kismi "masal"!
Enoch'un
sasirtici hikayesi
Benzeri durum, Tevrat'la ilgili incelemelerde de söz konusu. Mezopotamya
bulgularindan sonra, çok daha eski metinlerden esinlendigi belli olan
Tevrat, bütün o eski metinlerdeki "Tanrilar" sözcügünü tek bir "Tanri"
olarak düzeltmis. Bu arada, Tanri'ya verilen sifat ve onun genel adi,
"Efendi" ya da "Sahip" anlamina gelen "Lord" sözcügünde somutlaniyor.
Yahudi toplumunun mesken tuttugu bölgenin eski mitleri, büyük tanri
Baal'den söz ediyor. "Baal"in sözlük anlami da "Efendi" ve "Sahip". Ayni
sifatlarin, daha sonraki yillarda bütün Bati toplumlarinda yöneticiler
için kullanilmasi ilginç. Ama daha ilginç olan, bütün o eski anlatilari
ayiklayarak "Tanrilar" sözcügünü "Tanri" olarak tashih eden Tevrat'in,
birkaç yerde bunu unutmasi. "Elohim" sözcügü, Tevrat'ta birkaç kez
geçiyor. Ibranicedeki anlami, "ilahlar"; yani, "çogul" bir sözcük.
Ilahiyatçilar bunun tartisma konusu yapilmasina bile karsi çikiyorlar -
arkeologlarsa, sessiz. Ama bundan daha kafa karistirici olani var:
Yaratilis (Genesis) bölümünün 6. Bab'inda "O günlerde ve sonrasinda da,
dünyada Nefilimler vardi" diye bir ifadeye rastliyoruz. Sözü edilen zaman,
Tufan'dan öncesi. "Nefilim" sözcügü, Ingilizce'ye "devler" diye
çevriliyor. Oysa Ibranicedeki fiil yapisina göre tam ifadesi, "yukaridan
asagiya inmis olanlar". Yaratilis'taki hikayede "devler"in hiçbir anlami
yok - daha sonra da Nefilim sözcügüne rastlanmiyor zaten. Sanki "araya
yanlislikla girmis" gibi bir sözcük. Igreti duran, ne anlatmak istedigi
belli olmayan bir ifade. Oysa aradan yillar geçip 1947'de Ölü Deniz
yakinindaki bir magarada orijinal el yazmalari bulundugunda, "Nefilim"in
aslinda son derece önemli, neredeyse kilit denebilecek bir kavram oldugu
çikiyor ortaya. Bunun yani sira, Tevrat'in din adamlarinca "edit edildigi"
de anlasiliyor. Çünkü I.Ö 4. yüzyildan kalma yazitlar arasinda yer alan ve
daha önce Etiyopya'daki Kutsal Kitap'ta rastlanmis olan kopyasi "sahte"
sanilan "Enoch'un Kitabi"nin orijinal nüshasi da bulunuyor Ölü Deniz
magaralarinda.
Yaratilis'ta yalniz birkaç satirda adi geçen ve "Tanri'yla birlikte
yürüdügü" söylenen Enoch'un, aslinda son derece ilginç bir hikayesinin
oldugunu ve Tevrat'tan çikarilan bu parçalarin "Nefilim" sözcügüne de
açiklik getirdigini fark ediyoruz. Bosluklar Enoch'un Kitabi'nda
yazanlarla dolduruldugunda, Bap 6'nin ayni satirinda sözü edilen "..ve
Tanri'nin ogullarini insanin kizlarini gördüler ve onlar güzeldi. Onlari
kendilerine es seçip onlardan çocuk sahibi oldular" ifadesi de anlamli
hale geliyor. Ilahiyatçilari, dilbilimcileri ve tarihçileri yillardir
ugrastiran "Tanri'nin ogullari" ile insanin kizlari arasindaki iliski
Tevrat'ta yalnizca o cümlede geçiyor ve bir daha sözü edilmiyor. Ama
Enoch'un Kitabi'ni okudugumuzda, bunun müthis sonuçlar doguran bir olay
oldugu çikiyor ortaya. Evinden, ailesinden ayrilan ve "Tanri katinda"
yasamini sürdüren Enoch, "Gözcülerden" söz ediyor anatisinda. Bunlar,
Tanri ile insanlar arasindaki iliskinin bazen "ara halkasi" olma görevini
üstlenen, insanlara nezaret eden, üstün varliklar. Ama hepsi, "emir kulu"
sonuçta. Enoch'un ayrintili olarak anlattigi hikayede, bir gün bunlardan
birinin dünya üzerindeki "gözcülük" görevi sirasinda "insan kizlari"ni
arzuladigi ve bu fikrini diger "gözcü"lere de söyledigi belirtiliyor. Bir
grup Gözcü (ya da Nefilim - "yukaridan inen") aralarinda karar aliyor ve
yemin ediyorlar: Hepsi insan kizlariyla sevisip onlardan birer kari alacak
ve bu bir sir olarak kalacak. Çünkü ögreniyoruz ki, yapilan aslinda
"yasak". Sonuçta bu birlesmeden "melez" çocuklar doguyor ve genetik
sorunlar yüzünden bu çocuklar sagliksiz, vahsi, garip yaratiklar
oluyorlar. Diger yandan, "insan kizlariyla" birlikte olduklari süre
boyunca Nefilimler, onlara bilgi aktariyor, bir seyler ögretiyorlar ki, bu
da çok büyük bir yasagi çignemek anlamina geliyor. Sonuçta Tanri hem
Nefilimleri cezalandiriyor, hem de yarattigi Tufan'la insanlari.
Sümer ve Babil metinlerini bulmus olmamiz, Enoch'un kitabinin da,
Tevrat'in diger bölümleri gibi Mezopotamya anlatilarindan esinlenilerek,
daha dogru bir deyisle bunlar "revize edilerek" yeniden yazildigini
anliyoruz. Ama bu, bir garip durumu fark etmemize engel degil: Çok eski
zamanlarda "Gözcü"ler denen birilerinin dünya üzerinde dolastigi ve
yaptiklariyla dünyadaki hayati derinden etkiledigine iliskin en az on
toplumun kültüründen gelen tanikliklar var elimizde. Isin en kafa
bulandirici yani, çok benzeyen anlatilara, Antik Yakin Dogu'yla fiziksel
temasi hiç bulunmadigi varsayilan eski Inka ve Maya folklorunda da
rastliyoruz! Simdi, bütün bunlara "Mitoloji iste canim" deyip, elimizin
tersiyle bir yana mi itmemiz gerekiyor, "bilimsel tavir" sergilemis
olmamiz için. Yoksa eski metinleri farkli bir bakisla bir daha inceleyip,
"Kim bu Gözcüler?" diye sormak mi daha mantikli bir davranis?

ESRARENGiZ SiYAH GiYEN ADAMLAR (M.I.B)
Uçandairelerle
ilgili bilgiler arttikça, bu konuda arastirma yapanlara siyah elbiseli
kisiler tarafindan gerçeklestirilen "susturucu" baskinlarin da arttigi
ileri sürülüyor.
Amerika'nin
Connecticut eyaletinde bulunan Uluslararasi Uçandaireler Bürosu'nun Müdürü
Alfred Bender "uçandairelerin esrarini ögrendim" diye bir
açiklama yapti. Ama bugün bizler hala eskisinden fazla bir bilgiye sahip
degiliz. Çünkü Bender bu konu ile ilgili daha fazla bir açiklama yapamadan
üç esrarengiz ziyaretçi tarafindan susturuldu! Siyah elbiseli üç adam "susturucu"lar
olarak taniniyorlar.
Esrarengiz Ziyaretçiler
Bender, ilginç
buluslarini kendisine ait olan Uzay Haberleri gazetesinde yayimlamak
istiyordu. Ancak daha önce bir meslektasinin fikrini almak istedi ve
hazirladigi raporu arkadasina gönderdi. Bir kaç gün sonra siyah
elbiseliler geldi.
Yatak Odasinda Üç Kisi
Bender, yatak
odasinda üç gölgeyi andiran yabancilari farkettiginde yari uykulu
yatiyordu. Sekiller belirginlesti. Hepsi de siyahlar giymislerdi. Fötr
sapkalarinin disinda halleri ürkütücüydü. Sapkalarinin gizledigi yüzleri
seçilmiyordu. Bender'in içini bir korku kapladi. Bender, o ani söyle
anlatiyor:
"Gözleri
aniden el feneri gibi parladi ve bana dikildi. Büyük bir aci vererek
sanki gözlerimden girip ruhumu yakmak istiyorlardi. O zaman anladimki,
telepatik olarak bana bir mesaj vereceklerdi."
Çok Korkmustu
içlerinden
birinin elinde Bender'in raporu vardi. Önce raporda yazilanlarin dogru
oldugunu söylediler. Hatta bazi tamamlayici bilgiler de verdiler. Fakat
Bender o kadar korkmustu ki, siyahli adamlarin istegine uyarak hem büroyu
hem de gazeteyi kapatmayi kabul etti.
Herkes Saskinlik içinde
Bender'in
öyküsüne bir çok kimse inanmadi. Bütün dost ve meslektaslari büyük bir
saskinliga düstüler. içlerinden yalniz biri, Gray Barker, "Uçandaireler
Hakkinda Çok Sey Biliyorlardi" adli bir kitap yayinladi. Daha sonraki
yillarda ise Bender de arkadaslarinin israrlarina dayanamayarak "Uçandaireler
ve Üç Adam" adli bir yazi yazdi. Bu garip yazida uzaylilardan,
uçandairelerden ve ANTARTiKA daki uçandaire üslerinden söz
ediliyordu.
Dünyanin Baska Yerlerinde
de Var
inandirici olsun
olmasin, Bender'in üç yabancidan söz eden öyküsü arastirmacilar için çok
önemli bir hareket noktasi oldu. Çünkü Bender'den hiç haberi olmayan baska
kisiler de benzeri olaylari yasadiklarini öne sürüyorlardi. Uçandaireleri
gören veya bu konuya ilgi duyan baskalari, siyah elbiseli kisiler (SEK)
tarafindan ziyaret edilmislerdi. Çogunlugu Amerika'da olmasina ragmen
isveç, italya, ingiltere ve Meksika'da da benzeri olaylar yasanmisti
Uçandairelerin geçmisi kadar SEK'lerin varligi da çok eski zamanlara
uzaniyor.

SEK'in ÖZELLiKLERi
Tipik
bir SEK olayinda su özelliklere rastlaniyor.
1-SEK'ler, uçandaireleri
gören veya inceleyen kisilere gidiyorlar.
2-
Bu ziyaretler, olayin herhangi bir yolla topluma açiklanmasina zaman
birakmayacak kadar kisa bir süre içinde gerçeklesiyor.
3-
Ziyaret edilen kisi çogunlukla kendi evinde ve yalniz oluyor.
4-
Ziyaretçiler çogunlukla 3 kisi olarak ve siyah bir araba ile geliyorlar.
Arabanin modeli Cadillac. En son model olmamakla beraber, sanki yeni
alinmis kadar temiz ve bakimli. Plakasi tespit edilip de
arastirildiginda, hiçbir yerde kayitli olmadigi görülüyor.
5-
Ziyaretçiler çogunlukla erkek. Çok seyrek olarak aralarinda sadece bir
kadin oluyor. Giyimler sanki CIA veya gizli örgüt üyelerini animsatacak
sekilde:
Siyah takim
elbise, siyah sapka, siyah çorap ve ayakkabi, siyah kravat ve daima
beyaz bir gömlek. Son derece temiz ve bakimlilar.
6-
Yüzleri çogunlukla
dogululari andiriyor. Çekik gözlü, yanik veya koyu derili, ciddi
ifadeli.
7-
Hareketleri sert ve beceriksiz.
8-
Genel tutumlari ciddi, resmi, soguk ve ürkütücü. Dostça bir sicakliktan
eser yok, insan görünümünde....
9-
Bazi SEK'ler, istenildiginde gerçekle ilgisi olmayan kimlik ve görev
karti gibi belgeleri de çekinmeden gösteriyorlar.
10-
Konusmalar bazen sorgu, bazen de uyari niteligi tasimasina ragmen,
biraktiklari etki sanki herseyi önceden bildikleri seklinde. Vermek
istedikleri mesak çok açik ve kesin dille anlatiyorlar. Örnegin:
"Tekrar bay
Smith, çok dürüst olmadiginiz inancindayim" veya " Bu raporu
postalamaniz büyük bir akilsizlik olurdu bay Veich" gibi. Konusmalar
çogunlukla, görünenlerin kimseye anlatilmamasi veya yapilan
arastirmalarin durdurulmasini saglayici uyarilarla sonuçlandiriliyor.
11-
SEK'ler, geldikleri gibi beklenmedik bir anda gidiyorlar..
Kaynaklar:
Alıntı: http://www.bilinmeyen.com
Yazıların bir kısmı Bilinmeyen Ansiklopedisinden derlenmiştir.
http://www.ufonet.be/kutuphane.htm
Hiçbir
yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca
bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden
alıntı yapılabilir.
© 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli
Ana Sayfa /
Index /
Roket bilimi /
E-Mail /
Kuantum Fizigi
/ Astronomy
/
Time Travel Technology /
UFO
Galerisi / UFO Technology /
|
|