| |
Facebook Sayfa notlarım
13 Mayıs -2012
S.B:
Ben tanrının olduğuna inanmıyorum Çetin abi.
Ç.BAL: Görünen herşey ondan, sende ondansın.. inanmıyorum diyende bir nevi
o.. Kendinden kendine sohbet seninki.. sen ondan o senden ayrı değil!
S.B: Madem herşeye gücü yetiyo madem bütün insanları mutlu etme gücü var
neden yapmıyor ? Neden insanlar mutsuz acı çekiyo madem o kadar güçlü neden
buna müsade ediyor.
Ç.BAL: Kendi çözebileceğin kadar basit bir soru bu..! sorduğun soru basitçe
neden birbirinden ayrı renkler var sorusu ile eşdeğer! Farklar, farklı
durumlar, biçimler olmasaydı ne mutluluk olurdu ne mutsuzluk.. hayat
olmazdı.Varlık olmazdı. Düşünmek bile bir kıyasla olur.
S.B: Dünya adaletli bir yer değil.Kim daha uyanık çıkarcı acımasızsa o mutlu
oluyor. Bunada Tanrının adaleti deniyor işte.
Ç.BAL: Öyle düşünme bu dünyada hatta şöyle diyelim bu sonsuzlukta herşey,
her eğilim daha önceki hayatlarımızdan getirdiklerimizin bir neticesi olduğu
gibi her olan eğiliminde iyi veya kötü bir karşılığı vardır mutlaka. Senin
iyi sandıkların kötü, kötü sandıklarında iyi olabilir. Sen kendi zaviyenden
olayları yorumlamaya çalışıyorsun.
Oy
vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı! - Emma Goldman -
Marksizm binlerce doğrudan oluşur, ancak son tahlilde hepsi de şu tek
doğruda toplanabilir: İSYAN ETMEK HAKLIDIR.. - Mao Zedung -
Bir
insanla konuşurken kelimeleri ile ne konuştuğuna değil zihnin diline bakmak
lazım. Kişinin dili ile söylemek istediğine değil zihnin kalıbına bakıp o
kalıplar üstünden o zihni açıp, genişteten , karşıdakinin aklını daha öteye
yürüten ifadeler sarfetmek lazım. Karşındakinin zihin kalıbına göre lisanı
çevirmen lazım.Yoksa dünyanın en seçilmiş, felsefi ve akıllıca kelimeleri
ilede konuşsan ifadeler
kişiye zıt gelir! Kişinin kendi savunduğu, kabul ettiği fikri bile anlatan
kişi kendi söyleminde, zihin formatında konuşursa karşıdaki bunu zıt bir
fikir olarak algılar. Kişi peşin hükümlü olur ve sizi reddeder. Demekki
kişilere hitap ederken kültür ve zihin şablonlarınıda dikkate almak
lazım.İki alıcı verici radyo düşünelim. Alıcı ve verici zıt frekanslarda ise
arada bir iletişim olması mümkün değil. Önce karşıdakinin zihin
frekanslarına göre kendi anlatım frkansınızı ayarlamanız lazım. Ancak böyle
bir uyum olduğunda anlaşmak, veri aktarımı kolay olur. Gönlün teli hangi
titreşimdeyse gönlümüzü o titreşime ayar yapıp gönüllere seslenmelisiniz. O
zaman kişiler arasında bir muhabbet kurulur. Anlattıklarınız daha rahat
idrak edilir, kavranır, anlaşılır, kabul edilir. Ç.BAL-2012 - Mayıs
İnsanları götürmek istediğim bir yer var... insanları kendi akıllarının
hapishanesinden kurtarmak ve özgürleştirmek! İnsanların akıllarını,
zihinlerini, düşüncelerini algı dünyalarını sonsuz olana doğru mümkün
olduğunca yaklaştırabilmek ve mümkünse sınırlı akılların sonsuz bir akla
dünüşümünde insanlara (zekalara, akıllara) yardımcı olmak. Ç.BAL
Ç.BAL yorum:
[ Çok kelime beni alim yapmaz dinleyenide ihya etmez. Ben senelerdir
Üstad Muzaffer Kınalı ile birlikteyim. Bir gün bir şey farkettim. Üstad bin
senede konuşsa, bin senede dinlesem, bilgiler, kasetler doldursak tüm bu
bilgiler muhakkakki beni belli bir şuur düzeyine taşır, zekama etki eder,
kısmı bir gelişimde sağlarım ama bu beni üstadın boyutlarına taşımaya
yetmez. Sonra düşündüm o boyuta yükselmenin anahtarı kelimeleri aşıp
kelimenin geldiği gönülle bütünleşmek! Akıl ve zihinden yayılan tireşimlerle
aydınlanmak güzel ama o aklın, zihnin, ruhun titreşimleri ile ahenge girerek
onun gibi titreşmek beni o noktaya taşıyabilirdi. Öyleyse üstadla tam bir
gönül bağı kurduğumda, kendimi üstada açtığımda iki zihin, akıl, gönül ve
ruh arasında bir rezonans oluşur. Böyle olduğunda üstadın baktığı perdeden
olayları yorumlama, görme şansımda olur. Böylelikle kendimi aşmış olurum.
Fakat tekamül ve yükselişinde sonsuz olduğunu bilmek daha yüksek anlamlara,
BAKIŞ AÇILARINA doğru aklı ve gönlü götürmek sonsuza doğru devam edegiden
bir süreç. Bunu neden söyledim... bazıları demesin ki mürşidin/üstadın
(anlatanın) zihin kalıbına takılıp kalınıyor.. o ayrı bir olay, ayrı bir
mevzuat ! Ama hele sen önce bir kendi perdelerini aş bakalım, kendinin
üstüne çık bakalım.. o anlamda diyorum. Bunu evrendeki yüksek varlıklarla
olan genel iletişim şekli bağlamında düşünelim. Yükseliş sonsuz..!]
----------------------------------------------------------------------------------
Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Şayet Hakkı tam manası ile bilseydiniz su üzerinde yürürdünüz, dağlar
sizinle kayardı..."
Şahin Gürses: hala hadis-i şeriflere inanıyormusunuz çetin bey?
Ç.BAL yorum: Sonuçta bilginin kaynağı yine ayrı bir mevzu, bilginin ifade
ettiği meseleye eğilmek yine ayrı bir husus.
Şahin Gürses: Evet önemli olan bilgi, kimin söylediği pek önemli değil.
--------------------------------------------------------------------------
Evrendeki her şeyin bir amacı vardır. Uyumsuz hiç kimse, tuhaf hiç bir
şey yoktur, rastlantılar yoktur. Sadece anlamadığımız şeyler vardır.
Marlo Morgan - Bir Çift Yürek
Üstünlük, ne para ile, nede mal mülk ile mümkündür.Onlar sadece anlık
avutmalardır. Oysa üstün bir insan, gerçek insanlığını özümsemiş, aklını
kainatın esaslarına göre kullanabilen, kanaatkar sahibi, gerçek dostları ile
koşulsuz şekilde sevgi içinde yaşayan aynı zamanda erdemliğe erişmiş
insandır.
-- Önder'in İman & Tasavvuf & Sevgi Dünyasından Yansımalar --
''Uzak sev derdi üstadım,
Uzak sevki AŞK'ın imana dönüşsün ... !''
Ç.BAL yorum: Anlayanı sarhoş
edip kendinden geçirecek bir mana ile doldurulmuş sözcükler.. Sözcükler bize
kase oldu, manası şarap.. şarap kadehini kaldır hancı.. biz içmeden sarhoş
olduk!
Dil; yaşamın ve ölümün gücüne
sahiptir. Kaygılı bir yürek insanı bunaltır, ama sevecen bir söz onu
neşelendirir."
- SOLOMON -
''BüLbüLün Feryadı Gonca GüLe, İnsanın Sevdası Bir TaLlı DiLe....''
Bazı
dostlar kitaplar yazarken gördümki adımızı kitaplara yazmaktan çekinmiş,
adımızı kitaplardan çıkartıp hiç olmamış hiç yaşamamış gibi bizi kabul
etmişler. Adımızın kayıtlardan silinmesi, kayıtlara geçmemesi, varlığımızın
yok sayılması bizi küçültmez, bizi daha aşağı indirmez. Biz nerdeysek
ordayız ve yerimizde sabitte değiliz... deveran eden sonsuzluk içinde
devamli bir ilerleyiş ve yükseliş
içindeyiz. Gizli ego insanın gelişimde en büyük engellerden biridir. Kim ne
yaparsa kendine eder! Ellerinden gelse bizi evrenin akaşik kayıtlarındanda
silecekler. Acizane olan varlığımızdan bu çekince nedir anlamak mümkün
değil. Biz ismimizin, şeklimizin derdinde olanlardan değiliz! Biz evrenin
içinde olup biten herhangi bir güzel ve iyi olaya varlığımız görünmesede bir
katkı, fazladan bir güzellik katabiliyorsak mesele bizim için tamamdır. İsim
kaybolur, şekil kaybolur ama tesirimiz, etkimiz, kattığımız güzellikler
diğer güzelliklerle birleşerek yürür gider.Sonsuzca varolur. Mesele ruhlara
tesir edebilmekse eğer kitaplar, yazılar bunun bir yolu sadece..! Asıl tesir
ruhların ruhlara tesiridir. Kelam, kalem önemlidir ama hiçbir kelam, satır
HAL den yayılan ışığın yerini tutmaz!
Ç.BAL- 2012- Mayıs 12
Ç.BAL yorum: Kim olursa olsun
üç kelime söylese o üç kelimenin altına isim belirtmekten çekinmem.
Mahallenin delisi manidar üç kelime söylese altına ''mahallenin delisi arif
abi'' diye yazarım. Bu tevazu insanı küçültmez büyültür, bu bir erdemdir.
Şurda şu arkadaşımızda vardı demek, hiçbir kelime etmese bile varlığına bir
işaret etmek söyleyeni söylenenden (işaret edilenden) binlerce kat daha
fazla yüceltir.
--------------------------------------------------------------------------
Kilometrelerce uzakta dahi olsanız, varlığınız bana huzur veriyor.. (alıntı)
Aradaki boyutsal, zamansal mesafelere, duvarlara rağmen, sonsuzlukta dolaşan
nice güzel ruhlar varki onlar sonsuzluğun her neresinde olurlarsa olsunlar
ruhsal varlıkları benim gönlümü huzurla doldurmaya yetiyor. Onların güzel
ruhları sevenlerinin gönlünden bir an bile uzak olmaz! Aramızda değil
kilometreler, değil adı bilinmedik alemler, başka evrenler sonsuzluklar olsa
bile sevenler daima sevdiklerinin yanındadırlar. Ç.BAL
''Gitmek sadece bir eylemdir. Unutmaksa kocaman bir devrim...''
SENDEN İSTEDİĞİM
Senden bütün istediğim
Küçük bir sevgidir
Gelen ve ağır ağır büyüyen,
Değil gelen ve giden.
Ve senden bütün istediğim
Ümit dolu güneşli bir gün,
Sevgi dolu bir kucaklayış
Değil kucaklayış sonrada gidiş.
Senden bütün istediğim
Beni kırmamak,
Beni bekletmemek.
Yarın çok geç olabilir
Unutma ki vermek almak demektir;
Senden bütün istediğim
Küçük bir sevgidir,
Gelen ve ağır ağır büyüyen,
Değil gelen ve giden.
W.Blake
Bugün biraz egom üstünde düşündüm.. sevmediklerimi, bana göre yanlış yapan,
hatalar yapan insanları düşündüm. Başkalarının egolarını düşündüm. Kendimi
egomu inceledim. Sonra bir an tüm varlığım ilahi bir ışıkla doldu sanki...
düşüncelerim sonsuzlaştı, genişledi ve uçsuz bucaksız bir umman oldum o an!
Tüm o olumsuz kanaat getirdiğim insanları bir an için yok saydım ve onların
olmadığı bir dünya düşündüm.
Tüm zamanı geriye sardım bir an.. pek çok kimseyi varlık sahasından çekip
aldım.. sonra dedimki zaman şimdi akmaya başlasın... ve izledim.. Baktımki
onların olmadığı bir dünya beni daha yüksek bir manevi zenginliğe
götürmüyordu. Onları yok sayınca yaşamımın dahada zenginleşeğini sanıyordum
ama gördümki onlar olmayınca yaşam dahada yoksunlaşıyordu. O an anladımki
her insan yanlışları ve doğruları ile bir değer arzediyordu. Anladımki sen
ben davasını aşıp her çiçekten bal eylemek gerek!! İşte yükselişin
anahtarıda bu anlayışta gizliydi!! O an ruhum anzısın göklere doğru kanat
açmıştı.. ben artık dünyadan özgürleşmiştim. Herkesin egosu kendine
engeldi.. Ç.BAL- 2012 -Mayıs - Denizli
SPATYOM ALANI...
Bu birbirini seven ruhlar, spatyomun çeşitli yerlerinden, çeşitili yüksek
alemlerden gelerek toplanırlar. Yerine getirmiş oldukları vazifelerin,
işlerin sonuçları hakkında birbirlerine duyuruda bulunurlar. Ve bu
başarılarından dolayı birbirlerini tebrik ederler. Güç işlerde birbirine
yardım ederler. Bu incelmiş ruhların arasına hiçbir ikiyüzlülük, hiçbir
kıskançlık duygusu giremez.
İlahi elçilerden görev alan ve daha yükselmek için yeni görevler kabul eden
bu ruh topluluklarında sevgi, güven ve samimiyet hakimdir. Bunlardan
bazıları ülkelerin ve dünyaların tekamülüne ve gelişimine katkıda bulunmayı
kabul ederler. Diğerleri özveride bulunarak tekrar maddi dünyalarda enkarne
olurlar ve bütün insanları ilimde ve ahlakta aydınlatırlar. Diğer bir kısmı
da enkarne insanlara bağlanarak yol gösterici ve hami (koruyucu) sıfatiyle
onları maddi varlıklarının sert yollarında, doğum anından ölüm anına kadar
ve birçok hayatlarda takibederler ve bu işlerden himaye görenlerin haberi
olmaz.
Derleyen: Erol Yurderi
Kaynak: Ruhlar Arasında ( Dr. Bedri Ruhselman)
Ruh ve Madde Yayınları
-------------------------------------------------------------------
''Ama, dedi biri.. hesapta ruhun, tanışını bu dünyada hiç bulamaması ona
rastlayamaması var. Diğeri, buldum zannedip de yanılmak var.. diye ekledi.
Bulup da tanıyamamak var, dedi biri.. Ve ki bulup da onun tarafından
hatırlanmamak var, diye tamamladı diğeri..."
------------------------------------------------------------------------------
Zeki insanlar kurnaz olmaz, kurnazlar da zeki. Bu iki kavram arasında
kesin bir zıtlık vardır. Einstein da kurnaz değildir, Mevlânâ da, Nietszche
de, Hz. İsa da. Herhangi bir sokak kurnazı, bu büyük insanları iki dakikada
kandırmayı başarabilir.
Çünkü hem küçük hesaplara akılları ermez hem de insanlıkla ilgili yüksek
düşünceleri, bu derece alçalmayı kavrayamaz.
Zekâ rüyaları olan büyük insanlara, kurnazlık ise “köşeyi dönmeye çalışan”
küçük insanlara özgüdür.
ZÜLFÜ LİVANELİ
"Yaşam, sen hangi ruh halindeysen o duruma uygun maskesiyle karşına
çıkar..."
"Life faces you with the mask which suits your mood."
Sevgi özgür bırakır... / Love sets free.... (Ausey)
"Ben
savaşı insan öldürmek için seçmedim.. Hayatta en nefret ettiğim şey
savaştı.. Ama sistem köle olmayı dayatınca bende savaşı seçmek zorunda
kaldım... Çünkü direnmek hayattı.. Çünkü ben savaştıkça özgürleştim...."
Gerilla günlüğünden....
Önemli olan hayatın uzunluğu değil, derinliğidir...
- Ralph Waldo EMERSON -
Biz her insanın kaderini; Kendi çabasına bağlı kıldık . (İsra 13)
Bir
polisin "ben devletim" demesi, bir aile köpeğinin "ben ev sahibiyim" demesi
gibidir. (alıntı)
Her
türden devletin hatta işçilerin kendi elleriyle kurdukları devletlerin bile
ordusu, polis gücü, hapishanesi varsa bu tiranlıktır. - Michail Bakunin -
''Anarşizm özgürlüğü amaçlar.''
Köle'nin en büyük arzusu özgür olmak değil, efendi olmaktır.
- Frantz Fanon -
bir
misafirliğe gitsem
bana temiz bir yatak yapsalar
herşeyi, adımı bile unutup
uyusam...
M.CEVDET ANDAY
İyi
yada kötü düşünce ve duygu yoktur. Gerçekte sadece düşünce ve duygular
vardır.. kişi kendi öznel durumu ile bu durumlardan kendisine ait olanları
seçer, çünkü ilgisini nereye verirse o duygu yada düşünceyi beslemiş
büyütmüş olur...
- Çiğdem Kbyel -
Emel Keskinkılıç: İyi ya
da kötü bizim ona yüklediğim anlam itibariyle bir sıfata bürünür. Özünde
olayın kendisi nötrdür... Manalar bakış açılarıyla varlık bulur..
Tüm
evren ışık içinde yüzmektedir. Her şey canlı ve hareketlidir. İnsan da
tükenmez enerjiyle yüklü, yorulmak bilmeyen bir varlıktır. Karanlığın ve
tutukluğun sadece insanların zihninde bulunması gariptir. (Van Gogh)
Özel
mülkiyetin, insanın insana karşı mücadelesinin en üst biçimi olan tekel,
halkı bölen, sömüren ve yozlaştıran en muhteşem silahtır.Nerede bölünmemiş
bir halk varsa, onu siyahlar ve beyazlar, yetenekliler ve yeteneksizler,
okur yazarlar ve okuma yazması olmayanlar diye bölmeye çabalar, tek tek
bireylere varana kadar tekrar tekrar böler, bireyi toplumun merkezi yapar. -
Ernesto Che Guevara -
Ç.BAL yorum: Bireyselleşmek,
özgürleşmek iyi bir şeydir. Ve arzu edilende bireyin bağımsız düşünceye
sahip olmasıdır. Ama burada Che farklı bir tehlikeye temas etmiş. Üstünde
düşünmek lazım! Kapitallerin bireyi bu kadar ön plana çıkarması neden
olabilir?İnsanı ne kadar yalnızlaştırırsan,
bölersen o toplumum aile bağlarını, toplumsal bağlarını ne kadar gevşetirsen
bireyi toplumdan ve çevresinden ne kadar yalıtırsan, soyutlarsan, içine
kapatırsan, toplumları kontrol etmek ve hegemonya altına almak o kadar kolay
olur. Evet meselenin birde bu yönü var.Emperyalist anlayış kendi içinde aile
kavramını güçlendirmeye çalışırken dış politika gereği kültürel empoze ile
bireyselliği ön plana çıkartıyor.
Köpeğe verilen bir kemik yardımseverlik değildir.Yardımseverlik, siz de
köpek kadar açken onunla paylaşılan kemiktir. - Jack LONDON -
Gülcan Can: Kemik
mi..? Bir hayvanı doyururken bir başka hayvanı gözden çıkarırsak ben ne
anladım hayvanseverlikten :)
Ç.BAL yorum: Çok derin
düşünüyorsun Gülcan .. biraz daha derine dalarsan tüm çelişkilerin yerini
büyük bir ahenge, dengeye ve sevgiye bıraktığını farkedersin.Yediğin
meyvelerde bir zaman ağaç dallarında gökyüzüne gülümsüyorlardı. Bu ortak
paylaşım dünyası için , tüm bu armağanlar için bu sonsuz dönüşüme (sonsuz
yaşama) hizmet eden her varlığa şükret, teşekkür et.
Düşünebildiğimiz,
İnanabildiğimiz
Ve güvenle bekleyebildiğimiz her şey;
Mutlaka gerçekleşir..
- Robert Browning -
"Bilge, yüce varlığın seyrine dalar;
Gafil ise onda dostluk düşmanlık arar.
Deniz, deniz olduğu için dalgalanır,
Çöpe sor, hep onun içindir dalgalar."
- Ömer Hayyam -
KUM
TANESİ GİBİ
Kolsuz kanatsız
Üstadın memleketi Denizli'den yeni dönmüştüm ve kendimi , toparlamaya
çalışıyordum.
Hani o, "kartal" oluşturan, alemlere hızla dalıp çıkan biz idik...
Negatiflerin merkezlerine kadar girip çıkmaktan çekinmeyen... Negatif alem
yok eden... Onların başına binbir türlü bela olan...
Hani o Üstat idi. Adı
üstünde idi. Ben üstatlık nedir bilmezdim. Dünyasal mevki ve makamlara hiç
metelik vermezdim. "Kim bu adama Üstat diyor, bu da nedir?' demişdim. Sonra
ahiret alemlerine ayak basınca, sonra Spatyum Alemine dalınca bazı şeyleri
anlamıştım. Hangi aleme gidersek orada bir cümbüş kopuyor, "Üstat gelmiş"
denilerek o alemin yöneticileri bizi karşılıyorlardı. Halk heyacanla
doluşuyordu. Biz selam alıp, selam veriyor, dünyada yaşamış yedi göbekten
soyumuzla öpüşüp, koklaşıyorduk. O ışıktan yöneticiler bize ziyafet veriyor
ve sonra bizi bir üst aleme geçiriyorlardı. Spatyum Alemlerini ve bütün
bunları
görüp yaşadıkça o alem yöneticilerinin Üstada gösterdikleri sevgi ve saygıyı
gördükçe, "Üstadımız gelmiş" denildikçe ben de anladım ki, işte hangi anlama
geliyorsa gerçekten O "Üstat" idi. "Üstat sevilir sizin güneşiniz" diyen bir
rehberden dinlemiştim: Bir vakit bir alemde bir gezegene gitmişler. Gezegen
halkı bayram yapmış, "şükür Üstat geldi" demişler. Üstat bile şaşırmış. "Ama
söz verdiniz ya geleceğinize Üstadımız" demişler. "Ne zaman" demiş, "yüz
yetmiş yıl önce" demişler. "Ama nasıl olur" hatırlatmışlar; meğerse,
"Dünya'ya doğmadan önce, insan olup, onun gücüyle geleceğim ve siz
kazanacaksınız" demiş. Bu süre boyunca beklemişler baskıdan kurtulmak için.
Bir gemi yapmışlar Üstat gelsin, insan gelsin de gemi tamam olsun, "güç"
olsun diye beklemişler ve Üstat gelmiş. Dünyasal şuuruyla, "Ben ne
yapabilirim ki" demiş. "Hiçbir şey" demişler, "bu kudret ve insanlığınız ile
yalnız varlığınız" yeter. Üstat gemiye binince iş tamam olmuş. Parçalar
yerine oturmuş. Gemi haraket etmiş, muazzam bir güç ile ve savaş
kazanılmış...
İşte Üstat tekamülde çok ileri merhalelere erişerek sınırsız ve koşulsuz bir
sevgi ile kainatları doldurma gücüne eren bir varlık idi.
Ömer Sami Ayçiçek
ANKARA-1998
ƪ(ˆ◡ˆ)ʃ"Yeni bir gün birazdan bir kere daha başlayacak.
Bir kere daha gerçekleşecek. Her günkü gibi.
Ama bunun hergün, hergün ve hergün bir kere daha olması onu
basitleştirmiyor.
Hatta bakmasını biliyorsan onu büyütüyor."
-Cahit Zarifoğlu-
" Bana Yağmurlarını anlatma ...
Durma... sen ' yağmur ' ol ...yağ... ! "
Victor Hugo
Dünya çatırdasa yüreğime zerre korku gelmez. Çünkü içinde benim dediğim
bir çulum bile yok!!! Bir gelirse aklıma sevdiğim gelir oda düşlerimde beni
bekler. Ç.BAL
“Manevi ve ahlaki” bağımsızlığını koruyamamış, buna hiç sahip olmamış, sahip
olmayı suç ve ayıp telakki etmiş insanlardan oluşan bir toplumda, insanların
“sürüden” ayrılması, birey olabilmesi, “düşünebilmesi”, içinde yetiştiği
sürüyü eleştirebilmesi mümkün olabilir mi?Çok zor. - A. Altan -
Kapalı bir kalp en kötü hapishanedir... - Jean Paul Sartre -
''Kendini Olduğu Gibi Kabul Etmediğin Sürece Özgürleşemezsin.
Aklın hep olmak istediklerine kayar ve olduğun seni bulamadıktan sonra
yaşamı kaçırırsın; hayat oradadır, ama sen yoksundur! Erik ağacı şeftali
vermek için uğraşmaz, onun özü güzeldir, o eriği ile bütünleşmiştir, onun
dallarında şeftali oluşsa ekşi kalır, tadını alamazsın. Sen de olduğun gibi
güzelsin, dünyaya sevgi tohumu olarak açtın, özünü fark ettiğinde sevgi
çiçeğine dönüşeceksin
işte budur.. kalbinle iste düşlerin senin olsun..
SEVGİ OLDUĞUNDA HERŞEY ÇÖZÜLECEKTİR''
-------------------------------------------------------------
Yaşamın amacı kaderi anlayabilmektir. Çünkü bu bilgi gerçek kurtuluş olan
Tanrı ve sonsuzla birleşme bilincine bizi yöneltebilen tek şeydir. -
Giordano Bruno -
"Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olması gerektiğine aydım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim."
-------------------------------------------------------
''Size gösterilen parmağa göre hareket etmeyin, bu köleliktir.''
Evrenin Gerçeği
"Evrenin gerçeğini bilmek isteyenler
Şu dört belli başlı erdeme sahip olmalıdırlar:
Birincisi, yaşam boyu saygılı olmaktır.
Bu, kişinin hem kendisine
Hem de tüm diğer varlıklara karşı
Koşulsuz sevgi ve saygı beslemesi demektir.
İkincisi, içten gelen samimiyettir.
Bu, dürüstlük, samimiyet ve sadakat gerektirir.
Üçüncüsü, kibarlıktır; bu ise nezaket,
Başkaları ile ilgilenme
Ve tüm ruhsal gerçekliğe duyarlı olmak demektir.
Dördüncüsü destekleyici olmaktır;
Başkalarına karşılık beklemeksizin hizmet etmek demektir.
Bu dört erdem dayatılan kurallar değil,
Aksine
Senin öz tabiatının birer parçasıdırlar.
Uygulandıklarında, zekayı doğurur
Ve beş güzel şeyi geliştirir:
Sağlık, zenginlik, mutluluk, uzun ömür
Ve huzur."
"lao tzu"
Ekleyen: Bilgelik Dolu Kitap Cümleleri
ALDOUS HUXLEY diyor ki;
'' Deneyim, bir insanın başından geçenler değil, başından geçenlerin
bıraktığı izlerdir.''
İngiliz yazar
1894 - 1963
İnsan ne düşlerse o zaten gerçekleşmiş demektir. Sadece görünebilir olması
biraz zaman alır. - Stefano Elıo D'anna -
Ç.BAL yorum:
Görülebilir olması için o düşüncede ısrarcı olmak lazım.
Israr (samimiyet, kararlılık, içtenlik, sahicilik, inanmak, beklentiyi canlı
tutmak, fırsatları değerlendirmek, cesaret sahibi olmak, düşündüğünü tüm
kalbinle hissetmek, imajine etmek) 10 Mayıs, 16:47
Ya
ırk, din, para gibi sosyal ayraçları ortadan kaldıracağız; ya da
bunların hükmüyle birbirimizi ortadan kaldıracağız.
(Quaris Quarty)
Nerede çok fazla sayıda polis varsa, orada özgürlük yoktur. Bir yerde çok
sayıda asker varsa, orada barış yoktur. Bir yerde çok fazla hukukçu varsa,
orada adalet yoktur ... - Lyn Yutang -
Bir
zamanlar benim dinimden olmadığı için komşumu suçlardım.. Fakat şimdi,
kalbim bütün biçimleri kabul eder oldu.. o artık ceylanlar için bir çayır,
keşişler için bir manastır, puta tapıcı için bir mabet, hacılar için bir
Kâbe, Tevrat levhaları, Kur'an kitabıdır... BEN aşk dinini vaz ediyorum.. ve
hangi yöne yönelirse yönelsin, bu din benim dinim, benim imanımdır... İbn-i
Arabî
Yeryüzündeki şartların düzelmesi, bilimsel buluşlardan çok ahlaklı bir
yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır. - Albert Einstein -
Bugün iş yerinde dünyayı ve insanlığı düşünürken, düşüncelerim afrika,
avusturalya ve asya kıtası üstünden kuş bakışı geçerken bir şey farkettim
türkiye, yunanistan, almanya, ingiltere, fransa, israil, japonya gibi ırk
birlikteliği temeline dayanan ülkelerde tüm dünya insanlığını birleştirecek,
insanlık birliğini esas alan sosyalist bir devrimin temelleri atılamaz. Yeni
bir dünya sistemine dair bir devrim gerçekleştirilecekse bunu yapabilecek
toplum kozmopolit bir toplum olmalı! Böyle bir toplum ise sadece AMERİKAn
toplumudur! Benzer kozmopolit yapıya sahip diğer bir ülkede KANADAdır. Ç.BAL
''Adalet bu ülkede sadece bir kadın ismidir!''
Ç.BAL yorum:
Madem konuyu açtın Berker... şöyle diyeyim büyü sanatında herhangi bir
objeye, bir şekle yada geometrik bir forma düşünce gücü ile herşeyi
yükleyebilirsin.Yani geometrik formu zihin gücü ile programlayabiliriz. O
şeklin olduğu her neresi varsa orada büyük felaketler oluşturabilir yada tam
tersine ak büyü yaparsak o formun olduğu her bölgede, ülkede, evde, hatta o
şekli üstünde taşıyan her insanın çevresinde psişik bir koruma alanı
oluşturabiliriz. Şekli ve formu oluşturup onu zihinle, üstün şuur enerjisi
ile programlamak henüz insanlık tarafından tam bilinmiyor. Ama kökeninde
majik ve okült ilimler var.Mesela nuska olayıda bu eski majik üstadların
saklı sırlarından biridir. İslami kültürde nuska kavramı bu benim anlattığım
meseleye yakın.Dünyadaki her olay her zerrenin hareketi görünmeyen bir arka
plandaki süptil enerji akımlarının hareketine (itme-çekme) bağlı olarak
gelişiyor. Bizim okuduğumuz, dualar, ağzımızdan çıkan sözler,
düşüncelerimiz, niyetlerimiz bizi içine alan kader planı dediğimiz zaman
bandına etki ediyorlar.İnsanın içtenliği, samimiyeti,aşkı, inancı, bağlılığı
bizden taşan niyet ve düşünce enerjilerinin tesir gücünü, şiddetini,
değiştirir, yükseltir yada alçaltır.
9 Mayıs, 20:54
Üstad Muzaffer Kınalı nın kişilik yapısı, duygu dünyasına yakın biri
olduğum için yakın gözlemlerim benimde duygu ve düşünce dünyamı daha yüksek
noktalara taşımıştır. Bir zaman üstadın kurduğu ekolden ayrılan bir arkadaş
vardı. Ayrılan arkadaşla konuştum sorun nedir demiştim.. çok olumsuz
kelimeler kullanmıştı.. ben bu ifadeleri üstada yansıtmadım.. çünkü ilmi
bağlamda bir söz olmadıktan sonra iyi yada kötü özel söylemler bende ebedi
olarak sırlar havuzuna atılır ve orda hiçliğe karışırlar. Sonra o sözleri
ben bile kendi içimde arasam bulamam bir daha! Bir başkasının kelimesini bir
başkasına taşımam. Bu karakterimle uyuşan bir yaklaşım değil. Böylesi bir
tavır benim kişiliğimi aşağı düşürür. Karakterimi basitleştirir. İnsanlığı
alakadar eden, tehtid eden bir durum olmadıktan sonra düşmanımın sırlarına
bile saygı duyarım. Dedikodu yada laf taşımak, insanları küçümser konuşmak
benim ahlak yapımla uyuşan haller değil. Değinmek istediğim konu şuydu...
üstad bahsi geçen arkadaşın kendisi hakkındaki olumsuz söylemlerini benden
duymasada başka çevrelerden duymuştu. Bende üstadım siz o kişi hakkında ne
düşünüyorsunuz diye soru sormuştum... Çetin dedi herkes ne ederse kendisine
yapar dedi.. sonra o şahıs için dediki onun olumlu ve iyi yöndeki
hizmetlerini bir kefeye ve diğer olumsuz kötü diye telakki edilen
tavırlarını, sözlerini diğer bir kefeye koyarsak yaptığı hizmetler
neticesinde iyilikleri baskın gelir dedi. Burada ben üstadımızı kimi
konularda ne kadarda kızar gibi, sitem eder gibi görsemde samimiyetini,
tarafsızlığını, sahiciliğini, adilane yaklaşımını görmüş oldum. Üstad bana
bir ara şöyle demişti.. Çetin insanlar bize geldiğinde bize baştan
önyargılarla dolu olarak geliyorlar. Ve kendi önyargılarını kendi gözlerine
perde ediyorlar demişti. Yada tek taraflı pencerelerden bize bakıyorlar, bir
dil sürçmesini bir dünyasal hali baz alarak bizi dünyanın gelir geçer
kapları ile tartıp, ölçüp bir değerlendirmeye tabi tutuyorlar demişti. Ç.BAL
9 Mayıs, 15:48
Geçen gün Üstad Muzaffer Kınalı ile bazı konulardan konuşuyordum...
üstadın tavır ve ifadeleri ilgimi çekti.. ben kendi duygu düzeyime göre
birşeyler ifade ediyordum.. üstadım arkadaşlara kızmayın, gönül koymayın
gibi bir kelime kullandım. Üstad biraz sert bir üslupla bana Çetin BİZ
KİMSEYE GÖNÜL KOYMAYIZ dedi. Senin ilgili şahsa bir diyeceğin varsa benim
üstümdem konuşma! Kendi adına varsa bir sitem bunu belirtirsin dedi. O söz,
kişilik ve karakter yapım üstünde oldukça tesir edici oldu. Basit bir
kelimede olsa söz beni sarstı! Bu ifade, yaklaşım düşünüş ufkumu, bakış
açımı biraz daha açtı beni genişletti, duygu ve his dünyamın bir derece daha
yükselmesine yardımcı oldu! Ç.BAL 9 Mayıs, 15:47
Soru: Çetin sen gerçek hayattada burada yazdıkların gibisimisin.. bana karşı
çok iyisin.. bu bana hayal gibi geliyor ..? Ç.BAL: Hım gerçek hayatta
mutlakaki insan çok değişken olabiliyor... hepimiz her an robot gibi aynı
telden çalmıyoruz elbet .. bazen değişik ruh hallerimizde olabiliyor tabiki..
ama genel tabiatım yumuşaktır.. her zaman kullandığım bir söz vardır...
zorla güzellik olmaz! Zorlamak
yada illa şöyle olsun diye birşeyi kabul ettirmeye çalışmak karakterimde
yok.. genelde demokratik biriyim.. çok ısrarcı değilimdir.Doğru gördüğümü
belirtirim üç kez ısrar eder sonra tüm yolları açarım ..istediğini yapmakta
serbestsin derim. Tercihlere, seçimlere saygı duyarım. Sonsuz yaşamları ve
sonsuz zamanı düşündüğümde ve herkesin kendi sınavını vermekte olduğunu
gördüğümden kimseye kızıp kin tutan bir yapımda yok... 9 Mayıs, 14:29
-----------------------------------------------------
Şekip Mansuroğlu: Tabiki bedenlerimiz buna alışmaya müsait.. ruhsal
gelişim diye birşeyde yoktur... ruhun kendini beden üzerinde
hatırlaması diye birşey vardır...... ruh gelişemez, mükemmel bir idea ya
sahip, ruh herşeyi bilen olup, bilmeyen vucutlarımızdır..
vucutlarımıza konforu verirsen yeriz nanayı.. hayvan hep hayvan
kalır......
Çetin Bal: Ruh mükemmel olandır. Ama kavramları açarsak olay uzar
gider. Ruhsal gelişimden ne kastettiğimize bakmak lazım.Ruhun kendini beden
üzerinde hatırlaması nihai son değildir. Bir açıdan öyle kabul edilsede
mesele sadece orada bitmez. Anlayışlar, boyutlar devamlı yükselerek daha
ötelere doğru gider. Bir ruh var ama bu ruhun daha yüksek alemler boyutlar
içerisine doğru girebilmesi için fizik ortamlarda (kesret içinde) daha üst
beden formları oluşturması lazım. Bunuda giderek yükselen farkındalıkla,
idrakle yapar.
İyi
bir gözlemci tek bir ipucuna ulaştığında sadece olanları değil, ileride
olabilecekleri de görmelidir.
- Sherlock Holmes /Sir Arthur Conan Doyle -
İnsanın kendi cehaletinden daha büyük bir hapishane yoktur. Cehaletinin
farkında olan kişi bir hapishanede olduğunu ve dışarıda daha büyük bir dünya
ve özgürlük alanı olduğunu bilir. Kendi sınırlarını farkeder. Farkeden kişi
bu hapishanenin duvarlarını nasıl aşabileceğini sorgular! Cehaletini
farketmeyen biri ise hapishane odasını varlığının, varoluşunun daha ötesi
olmayan sınırları olduğunu kabul eder.Ve bu kabul ediş içinde kişi hayata
dair tüm felsefi argümanlarını kendisini saran bu duvarların mahiyeti üstüne
kurar. Ç.BAL - 2012 -9 Mayıs, 09:23
Çetin Bal: Burada çok katmanlı düşündüm, iç içe anlamları olan bir
anlatım dili kullanmaya çalıştım. Hapishane betimlemesi hem soyut planda
aklın, düşüncelerin, zihnin duvarları olarak telakki edilebileceği gibi
hapishane kavramı ruhun içine hapsolduğu fiziksel beden kalıbı olarakta
düşünülebilir. Bazıları bu biyolojik mevcudiyetinin ötesinde bir varoluş
halini düşleyemiyorlar. Cehaleti bir yönü ile ruhsallığın algılanamaması
şeklindede düşünebiliriz. Fiziksel olanla kendimizi özdeşleştirmekte bir tür
cehalettir.9 Mayıs, 09:30
----------------------------------------------------------------------------
Üst enerji titreşimleri alt enerji titreşimlerini kontrol edebilir,
düzenleyebilir/hükmü altına alabilir. Bu hem maddesel hem zihinsel anlamda
olabilir. Yada zihnin maddeye hükmü şeklinde yahutta daha latif ışığın daha
yoğun/kaba maddeye hükmü şeklinde düşünülebilir. Kerametlerin sırrıda bu
bilgide saklıdır.
Üstad Muzaffer Kınalı & Çetin BAL
Üst titreşim dalgaları alt titreşim dalgalarını daima hükmü altına
alırlar.İnsanları uzaktan etkilemenin anahtarıda bu ilmin anlaşılmasında
gizlidir. - Üstad Muzaffer Kınalı -
Çetin Bal: Düşünce dalgaları hem fiziksel maddeye etki edebiliyor
hemde zihinsel algılara tesir edebiliyor. Aslında biraz düşününce insan
beyninde bir açıdan nörolojik zemin ve şuur/zihin dediğimiz psişe bir
düzeyde aynılaşıyor/birleşiyor. Yani beynin psişenin bir aynası konumuna
geldiği nörolojik bir ağ sahası var.Bunu böyle düşünürsek insan
nöronlarından yayılan elektrik dalgaları uzaktaki bir insanın nörolojik ağ
yapısına tesir edebilir. Ama tabi bu bu kadar değil. İnsan kendi
nöromanyetik dalgalarını hiper uzay boyutlarına doğruda
yönlendirebiliyor.Böyle oluncada iki uzak galaksi arasındaki dev mesafeleri
bu nöro dalgalar ışıktan daha hızlı bir şekilde aşabilirler. Ama bu yine bu
kadarlada sınırlı değil. Başka kapılar, başka hiper boyut bağlantıları var
insanda.
Şu anda dünyadaki hatta başka galaksilerdeki, başka evrenlerdeki hatta
geçmiş ve gelecekteki tüm insanların, hayvanların zihin dalgaları hata her
maddenin, her zerrenin titreşim dalgaları, kimlik bilgisi çok değişik iç içe
süptil enerji dalgaları şeklinde tüm zamanları ve mekanları dolduruyor.
Algılaması müsait olan biri (medyum, psişik biri) bu dalgaları alabilir.
Hatta ilerde teknoloji gelişirse kristaller sayesinde evrenin uzak
noktasındaki görüntüler bu evrende yayılı süptil dalgaların toplanması ile
bir ekrana yansıtılabilecek. Hatta kişiler atalarının yaşadıkları tüm
olayları bile bu sayede görebilecekler. Bunun çok değişik yolları var. Bu
görüntüler manyetikler şeklinde genlerimizde bile kayıtlı. Kendi ruhsal
kayıtlarımıza bile bilinçaltından ulaşmak mümkün. Evren sonsuz geçmiş ve
geleceği ile bütünsel bir varlık! İnsan kendinden yola çıkarak hem evren
hakkında, hem kendi ruhsal serüveni hakkında hemde bu biyolojik bedenin
evrimsel süreç boyunca yaşamış olduğu herşey hakkında bilgi sahibi olabilir.
Bu bedeninden yola çıkarak önceki soyumuz, atalarımız dediğimiz bedenlerde
yaşayan ruhlara ve onların neler yaşadığına kadar herşeyi ve dünya küresi
içindeki tüm yaşam serüveninin üçboyutlu bilgisini/görüntüsünü/sesini sanki
ordaymış gibi elde edebiliriz.
Medyumluk dediğimiz şeyde sonsuz zaman ve mekan hologramını andıran bu
sonsuz frekanslar/dalgalar havuzu ile kontak kurabilmek yani bu dalgaları
okuyabilme yeteneğidir. Kanalları açık bir medyum sonsuzluk içindeki herşeyi
görüp bilebilir. Fakat medyumluğunda çok değişik nerdeyse sonsuz sayıda
çeşitli şekilleri var. Görücü gücü yüksek bir medyum, kanalları açık bir
medyum başka bir galaksideki uzaylı bir varlığın kütüphanesindeki kitabın
yada bilgisayarın (artık her ne ise) onun içine girip sanki ordaymışcasına o
bilgiyi ordan okuyup kendi diline çevirip bize aktarabilir.Sonsuzlukta
herşey iç içe titreşimler halinde. Uzaklık yakınlık denen şey bizim zihin
frekanslarımıza göre olan bir şey. Aslında uzak yakın diye bir şey yok!
---------------------------------------------------------------------------------------------
Irkçı olmayan biri bir ırkçı gibi düşünebilir ama bir Irkçı ırkçı olmayan
biri gibi düşünemez!!! Çünkü daima üst düşünceye sahip biri alt düşünceleri
taklit edebilir. Ama alt düşünce titreşiminde olan biri üst titreşimdeki
düşünce modellerini taklit edemez/hissedemez/bilemez. Ç.BAL
Bir
ateist bir dindar gibi düşünebilir ama bir dindar bir ateist gibi
düşünebilme özgürlüğüne sahip değildir. Ç.BAL
Çetin Bal: Lakin gerçek bir dindar tüm varoluşla empati kurabilme
yeteneğine vakıf olabilir. Bizim burada bahsettiğimiz dindar modeli belli
düşünce biçiminin dışına çıkamayan şartlanmış bir düşünce modelini ifade
ediyor.
Yazımda belirttim.. daha geniş düşünen daha dar düşüneni anlar ama daha dar
düşünen geniş düşüneni kavraması, anlaması güç olur. O anlamda algılarsak
doğru olur.Burada konu doğrudan dindar değil. Dindar yerine şartlanmış
zihin, belli bir zihin kalıbının dışına çıkmayan zihin dersek daha doğru
olur. Çünkü dindar olupta evrensel çizgide düşünenlerde var.
Kavramlar çok göreceli. Burada dindar kavramının tanımıda önemli. Ben biraz
olumsuz anlamda ele aldım. Softa gibi.Bende bir açıdan dindarım. Böyle
dersem mesele daha çok yerine oturur.
------------------------------------------------------------------
Yüksek bir zekanın en belirgin özelliği çok perspektifli açılardan olaylara
bakabilmesidir. Ve en önemliside kendinin dışına çıkıp bir süreliğine
başkası gibi düşünebilme (ki bu en sevmediği kişilerde olabilir)
yeteneğidir. Karşımda dünya dışı bir varlık olsa dahi tümüyle onun aklına,
zihnine, yüreğine girip onun gibi düşünmek için çok fazla zorlanmam! Onun
gibi düşünürsem, o olursam bir sonraki söyleceklerini, yapacaklarını,
hedeflerini, neler düşüneceğini, duygusal eğilimlerini, neler konuşacağını,
hangi durumlarda hangi eğilimleri sergileyeceğini bilirim.Onun tüm
hayallerinin potansiyelini, nereye kadar gidebileceğinin bile haritasını
çıkartırım Ç.BAL
Bir
ülkeyi büyük yapan insanların sahip oldukları zihniyetleri, dünyayı algılama
biçimleridir. İnsan kaliten ne kadar yüksekse sende o kadar güçlü bir ülke
olursun! Ç.BAL
NASIL BİR DÜNYA İSTİYORUZ? Ç.BAL
AYAKLANIN, İSYAN EDİN! HEMEN BUGÜN SOKAKLARA DÖKÜLEMEYEBİLİRSİNİZ,
ÇEKİNEBİLİRSİNİZ AMA EN AZINDAN YÜREĞİNİZLE, AKLINIZLA KALBİNİZLE İSYAN
EDİN, BAŞKALDIRIN! YENİ BİR ZİHNİYETE , ADALETLE DOLU YENİ BİR DÜNYA
ÖZLEMİNE DOĞRU RUHUNUZU AYAKLANDIRIN! EVDE , TEKERLEKKİ İSKEMLEDE OLSAN BİLE
YAPABİLECEĞİN BİR ŞEY VAR.. DÜŞLEMEK!!! DÜŞLE! ADALETLİ BİR DÜNYAYI DÜŞLE!!
Ç.BAL- 2012 - 8 Mayıs - Denizli
Çetin Bal: Uluslararası devrime giden yol İLETİŞİM dir. Diğerleri ile
iletişim kurun.Küresel bilinçlenme ağına dahil olun. Uluslararası düzeyde
örgütlenin. Sizleri durdurmak isteyen efendiler size milliyetçilik ve din
afyonundan yapılma tablet edebiyatı ile uyku hapı yutturmaya çalışacaklar!
Bu hapları yutmayın! Özgür olun, beyninizi kimseye kiralamayın. Kimsenin
sizin beyninizi kendi çıkarlarına, küçük emel ve amaçlarına giden yolda
kullanmasına izin vermeyin. Dinin özüde ADALET, hak ve hukuktur.
T.C
devletinde memur olan herkes birer küçük paşa gibi görüyor kendisini..
Paşacıklar ülkesiyiz. Maşallah eline bir kalem bir mühür alan (öğretmen,
hakim, müdür, avukat ) halkı köle (alt sınıf) kendisinide tanrısal bir
varlık olarak görüyor. Bu şuuraltında gerçekten böyle! Devletide kendi
sarayları olarak görüyorlar. Hak, hukuk, adalet ,anayasa hepsi laf...
kimsenin bu değerleri taktığı yok! Kişi
kendi istediğimi yaparım hegemonyası içinde. Ve yapıyorda! Aslında eğer bir
şeye baş kaldırılacaksa bunun adına kapitalizm, sosyal ve ekonomik
eşitsizlik demek yerine tüm bunları tek bir ortak isim altında toplayıp tek
bir kavram üstünden isyan etmek, baş kaldırmak ve sokaklara dökülmek lazım
ADALET için!!!!! Ç.BAL - 2012 - 8 Mayıs, 12:18
Çetin Bal:
Tüm dünya insanlarına sesleniyorum.. ayaklanın! Devletleri, sistemleri
düzenleri yıkın! Bügün olmasada YARIN MUTLAKA YIKIN! İnsanlık içinde adalet
için bu köle düzenine başkaldırın!! Dünyada ADALET için hak, hukuk için bunu
yapın! Amerikalı, japon, italyan, türk, kürt, fransız, ermeni, alman,
kanadalı , arjantinli, çinli, arap.. tüm dünya insanları sizleri esir alan
bu kölelik düzenlerine başkaldırın. ULUSLARARASI BİR AYAKLANMA İLE TÜM BU
DÜZENLERİ YIKIN!
8 Mayıs, 12:25
Tanrı ya şükür hala ateistim . - Luis Bunuel -
Cehaletten daha korkunç fakirlik, akıldan daha büyük nimet, kibirden daha
kötü bir yalnızlık yoktur. - Hz.Muhammed (s.a.v) -
Eğer sarfettiğimiz tüm sözler, tüm parapsikolojik, felsefi, metafizik,
ruhsal söylemlerimiz insanları, hayvanları, bitkileri, dağı, taşı sevmenize
vesile olmuyorsa, bilgi sizde kendinize ve çevrenize karşı sonsuz bir
hoşgörü, şefkat, tevazu dolu bir bakışa, yaklaşıma vesile olmuyorsa biz
sizlere bir şey anlatamamışız demektir. Söylemlerimiz önyagılı bakış
açılarından, sınırlı zihin kalıplarından , şartlanma ve korkulardan sizi
arındırmaya doğru götürmüyorsa bizim anlatıklarımızdan kimseler birşey
anlamamış demektir. Çevrenizdeki bebişlere, çocuklara ilgi ve yakınlık
gösterip yanaklarından öpüp sevmiyorsanız, yazın kedicikler için sokağa bir
kap su koymuyorsanız bizim anlattıklarımız ruhunuzu, gönlünüzü, şuur
kabınızı genişletip size bir derinlik kazandırmamış demektir. İnsanları
kırıp, üzüyorsanız, tek benim söylediklerim doğru diyorsanız biz size birşey
öğretememişiz demektir. Eğer halinizle, dilinizle iyilikleri sayıp, ifa edip
iyiliklerden, güzelliklerden dem vurmuyorsanız ve yeryüzünde baştan aşağı
iyilik olup dolaşmıyorsanız bizim söylemek istediklerimizi anlamamışsınız
demektir. Evdeki engelli kardeşinize vakit ayırmıyorsanız , annenizin ,
babanızın hatrını saymıyorsanız siz bizi anlamamışsınız demektir. İnsanlara
hal hatır sorun, vefasız olmayın. Çevrenizdeki herkese anlayış gösterin,
onlarında hayatta kendilerince zor mücadeleler vermekte olduklarını anlayın.
Yaşadığınız dünya ile ve içindekilerle derin bir empati kuramıyorsanız
söylemlerimiz yeterince anlaşılmamış demektir. Hayatınızın her alanında
incelik ve nezaket sahibi olun. Acılarınızı ve sitemlerinizi dahi güzel ve
hoş kelimelerle dile getirin. Zihninizi kalplerinizi kötü kelimelerden
uzaklaştırınız. Önyargılardan uzaklaşın, nefretten uzak durun. Başkası
hakkında kötü konuşmayın varsa iyilikleri güzellikleri dile getirin
paylaşın. Yoksada sükunetin güzel kokusu yayılsın gök kubbeye! Ç.BAL - 2012
- Mayıs 7 - Denizli
Ey dost gönlün bir bardak su misali olmasın! Bir bardak suya bir damla
mürekkep damlatırsan çabucak bulanıp kararır, rengi değişir. Öyleyse biz
okyanus gönüllü olanlardan olalım. Her daim huzur dolu uçsuz bucaksız bir
mavi olalım. Teselli arayanlardan değil teselli verenlerden olalım. Aşk
arayanlardan değil aşk olanlardan olalım. Bu beden bu can huzurun,
güzelliğin, sevginin hanesi olsun.Kapımızı çalan içerde huzurdan başka bir
şey bulamasın. Ç.BAL -7 Mayıs, 13:49
Asla
alıngan ve kırılgan olmayın. Sabırlı, hoşgörülü ve geniş olun. Her davranışı
aleyhinize yorumlamayın. (Kadir Demircan)
Bilge bir insan; adil bir şekilde kazanabileceğinden, gösterişsiz bir
şekilde kullanabileceğinden, neşeyle dağıtabileceğinden ve huzurla geride
bırakabileceğinden daha fazlasını arzulamaz. - Benjamin Franklin -
ALLAH CAHİLİ SEVMEZ *
SEVDİĞİNİDE CAHİL BIRAKMAZ*
- Üstad Muzaffer Kınalı -
Çetin Bal: Biz üniversitelerde, akademi koridorlarında,
kütüphaneler dolusu salonlarda pek çok ilmi okumamış olsakta bize sorulan
sorulara nasıl cevap vereceğiz diye düşünmeyiz. Cevaplar gönlümüze ayan
olur.
------------------------------------------------------------------
Bugün Üstad Muzaffer Kınalı ile biraz insan ilişkilerinden, dünya
hallerinden konuştuk. Çetin dedi bir insan mesela senin hakkında olumsuz
şüpheler ve zanlar besleyip, içinden şuuraltından seni kıskanırsa, senden
rahatsız olup senin hakkında olumsuz duygu ve düşüncelerle, kuşkularla dolu
olup yinede senle birlikte olsa ve yüzüne gülse bile o insanla olan gönül
bağı kopar. Kişi senle olan gönül bağını kopartmış olur. Belki o insan bunun
farkında bile olmaz. Sana ne kadar seni seviyorum dese, sarılıp öpse önünde
eğilse sana paspas olsa bile içinden o insana karşı bir sevgi gelmez. O
insandan bir tat alamazsın. Çünkü kalpler birbirinden uzak düşmüştür. yaa..
öyle insanla bir yerde oturup bir çay içmek bile sana bir tat vermez. Çünkü
ruhlar uzak düşmüştür artık. O kişiyle selamlaşsan, merhaba desen, konuşsan
bile artık iki insan arasında o samimiyetin çoşkusu, ruh ve gönül muhabbeti
kesilmiştir bir kere.. o ilk zamanki tadı, güzelliği bulamazsın artık.
Üstadla konuşurken sitemli ses tonu beni kendimden geçirmeye yetti..
duygularımız kabından taştı.. kelimelerde duygulara yetmez oldu.. Ç.BAL-7
Mayıs-2012, 00:27
İnsan pek çok şekilde denenir. İnsanın zihnine, gönlüne reddemeyeceği
şekilde gelir ve yansıtılır pek çok şey! Sen her halükarda görünenin
derinliğine nufus edip güzel olanı almak için uzandığında ruhunda yükseklere
doğru kanat açarak bir o kadar genişler, sonsuza doğru açılır. Zihnin, aklın
ve mantığın seni yanıltmak için bir çok sebep sunar ama sen kalple bakıp,
gönlünle düşünüp sana sunulan, gözlerinin önüne perde olan bu yanılsamaları
aşabilirsen gerçek insan olmaya doğru yükselmiş ve allahın sevgisine mazhar
bir gönül haline gelmiş olursun. Allahın sevgilileri çamura bulanıp gelsede
önüne, sen çamuru değilde içindeki ışığı görebildiğinde ve üstündeki çamura
rağmen sevgiliye gitiğinde/koştuğunda , tüm önyargı kalıplarını aştığında
manzara değişir ve birden cennet bahçelerinde ışıklı bir silüetin önünde
durduğunu farkedersin. Böyle bir durumla kendi sınavını vermiş olursun. Eğer
dünyanın aldatıcı hallerine, zanlarına, öyle sanmalarına takılıp kalırsanız
tam insan olma yolunda eksik ve yarım kalırsınız. Ç.BAL-6 Mayıs, 23:55
Çetin Bal:
İnsan öyle bir ruh haline sahip olmalıki dünya toplansa ve benim için Çetin
BAL kötüdür, şöyledir, böyledir deseler , raporlar tutsalar, kararnameler
çıkarsalarda herkes kendi şahsi zannını ortaya koyup o kötüdür, o şöyledir ,
böyledir deselerde benim aradığım sevgili beni kendi gönlüne sorup kendi
gönlünden beni bilendir. İşte böyle olursa insan insana sevgili olur. Hakiki
dost olur.Kişi beni benden değilde başkasından bilir ve sorar ise kişi beni
değil başkasının kanaatini sevmiş ve saymış olur. İnsan bir kez kötülük
aramaya meylettiğinde dostun her iyiliğinide kötülüğe yorar. Sevgi
kalmadığında gönül bağı koptuğunda karşıdakinin konuşması şap şap gelir,
yürümeside lap lap gelir insana.
Nejla Dildar: ..ne güzel bir anlatım..ne kadar doğru kelimeler
seçilmiş..bilge olmak..bilgili olmak..herkesin harcı değil çetin
bey...sizinle iletişimde olmak keyif verici..sağ olun...
Hakkında malumat sahibi olduğunuz bir bilgiyi, bir olayı kendi bünyeniz
(varlık alanınız) içinde deneyim dahiline sokmanın ön şartı o bilginin ifade
ettiği gerçekle (realiteyle) idraksel düzeyde bir temas kurmaktır. Şuurlu
inanç deriz hep... bu gibi bilgide şuurlu olmalı. Ancak böylesi bir şuurlu
bilgi atmosferi içinde varlığımızıda bahsi geçen pratiğe, uygulamaya
deneyime doğru hareket ettirebiliriz. Düşündüğümüzün içinde olmak,
düşündügümüzü yaşamak böyle olur. Şuurlu bilgi kesin bilişi, şüphesiz bir
kanaati, tam ve bütün bir samimiyetide birlikte getirir.Bu noktada kuşkular
ortadan kalkar. Artık bilginin deneyime dönüşmesinin önünde bir engel
kalmamıştır.Şu anki varlığın, halin düşüncelerinin seni getirdiği yerdir.
Öyleyse varlığını nereye götürmek istiyorsan düşüncelerini o yöne
çevir.Kalbini oraya götür. Varlığında rezonans kanununca o noktaya doğru
cezbe ile çekilecektir. Ç.BAL - 6 Mayıs, 04:10
Çetin Bal: Bildiğin neyse, düşündüğün neyse, kabul ettiğin ne
kadarsa, ne kadarına inanıp tamam diyorsan ancak o kadarının içinde olursun,
o kadarlık bir realiteden haberdar olup, o kadarını yaşarsın, görürsün,
bilirsin.Önce şuurunu, düşüncelerini, zihnini yaşamak istediğin deneyime
doğru götürmelisin.
Önce psikolojik olarak kişi olaya adapte olmalı.Hazır olmalı. Bu normal
psikolojide ve insan ilişkilerindede böyledir. İnsan mesela bir şeyden çok
korkarsa o şeyden kaçar, geriye doğru çekilir.Hatta paralize olur, donar
kalır. Şuur, akıl, düşünce o boyuta yükselemez. Kendini kabukları içine
çeker. Böyle bir mentalitede var. Kabuklar derken bunu içinde olunan
kültürün, bilgilerin, kabullerin, şartlanma ve önyargıların, öyle sanmaların
oluşturduğu bir hapishane, bir tutsaklık, biz koza içinde takılı kalma
şeklindede yorumlayabiliriz. Aklın, zihnin, düşünme biçiminin, şuurun
kendini tutsak etmesi!!
Mesela kimi uçaktan korkar, binemez uçağa ödü kopar! Psikolojik boyut
önemli! Mesela bir astral seyahat yapmaktan bahsettiğimizde bilinçaltı
düşünce kalıplarının bu seyahate engel olmasından bahsedebiliriz. O gibi..
önce bir deneyim yaşanacaksa kafanın, beynin, aklın, gönlün o olaya adapte
olması, kendini o olaya açması lazım!! Bu lafla olmuyor! Bu bir hal
meselesidir... psikolojik derinlikleri olan bir meseledir.
İnanmak derken aslında mesele önce BİLMEK! Bu olabilir dediğinde, ilmen
meseleye vakıf olduğunda sonra deneyime geçmek kolay olur. Çünkü 99 denemede
başarısız olsan bile realite ordadır. Sen bir şekilde oraya gidebileceğini
bilirsin. Şu iki kabloyu bağlayınca elektrik geleceğine kani olursan, ilmi
bilirsen o iki kabloyu bulmak ve birbirine bağlamak için dağlar, yollar
aşarsın, o istidat , o arzu, o azim, o güç, o cihet sana gelir. BİLMEK
şüpheyi ortadan kaldırır.
Biz
mi düşünceleri var ediyoruz, düşünceler mi bizi var ediyor? Biz dediğimiz
oluşumda bir düşünce olduğuna göre...!? Ç.BAL
İnsanların ruhlarında bir güzellik görürmüyüm diye baktığımda ruhların bir
süre sonra güzellik kazandıklarını farkettim. Yüzlerde fiziksel bir güzellik
bulma düşüncesi ile baktığımda çevremde daha önce farkedilmeyen simaların
giderek dikkat çekmeye başladıklarını farkettim. İlginç. Sanırım güzel duygu
ve düşüncelerle baktığınızda bu güzellik bir şekilde karşıya nazar ediyor.
Buna iyi nazar diyebiliriz. Demekki düşünce enerjisi bakışlarla bir şekilde
hedefe kanalize oluyor ve akmaya başlıyor. Düşündüğünüz her ne ise
düşünceler oraya doğru akıyor. Ç.BAL
Her
şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli, hiçbir zaman
hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa
tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde
edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığını
ve sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder. - Blair
Edmund -
"Açık bilinçler dinlemeyi, küçük bilinçler konuşmayı tekeline alırlar."
--------------------------------------------------
Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim
insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin,
bilir ki Yaratıcı’nın ve kainatın önünde bir zerredir...
- Lincoln Tritt, Athabascan Kabilesi -
Ah
şu kayıtsızlığın gücü! Budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme
olanağı veren. - Cesare Pavese -
Sabit fikir, sahibini hapseder..
- Friedrich Nietzsche -
DUYGUSALLIK ve SEVGİ
"İnsanoğlu mantıklı ve muhakemeli hareketten ziyade duygusal hareket etmeye
eğilimlidir. Duygularımız bizi daha fazla kontrol altında tutar. Sonrasında
da duygusal olmakla övünmeye başlarız.
Sevgide duygusallık payının ne kadar çok olduğunu ifade eder, bunu
birbirimize anlatmaya çalışırız.
Halbuki duygusallık bir sevgi tezahürü değildir. Duygusallıkta sevmek,
ilgilenmek, şefkat ve acıma, birlik, "ben ve o biriz" fikri bulunmaz. "
Ergün Arıkdal
Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir. - Albert Camus -
”Öldürme yetkisine sahip olup da öldürmüyorsan güçlüsündür.”
Schindler’s List / Schindler’in Listesi 1993
Irkçılık ve milliyetçilik kadar saçma bir yaklaşım olamaz. Şimdi ben
bugün binlerce insanı toplasam (çingen, rum, türk, kürt, kızılderili,
ermeni, afrikalı, japon.. vb gibi) sonra bu insanlara bıcı bıcı adında bir
ada tahsis etsem ve bu insanlar bir kaç bin yıl bir arada bu adada yaşasalar
bir bıcı bıcı ırkı ortaya çıkar. O topluluk artık kendini bıcı bıcılar
olarak kabul ederler. İşte dünyada bir ırkın ortaya çıkma serüveni budur! O
açıdan ırkları, milletleri kutsallaştırıp bu değerleri gereğinden fazla
ciddiye almak aptallıktır! Irk temelli bir toplulukla devlet kurmak küresel
dünya ile çelişen bir durum arzeder. Devletler(topluluklar) hukuk, adalet,
sosyal düzen birliktelikleri üstüne inşa edilmelidirler. Ç.BAL 5 Mayıs,
10:37
Ulusalcılığın varacağı son nokta milliyetçiliktir ... - Lenin -
Yürümek, yol almak gitmektir bir yerlere... benim için bir insanı dinlemekte
ona doğru yol almaktır, yürümektir... gönlün yeşil bahçesine doğru
uzanmaktır. Kişi ile bir araya gelip o olmadıkça o kişiyi dinlemiş saymam
kendimi. Ç.BAL
Bir nesneye dokunmanın en derin şekli dokunduğun nesneye dönüşmektir. Ç.BAL
Çetin Bal: Karşımdakini kendimi dinler gibi dinlerim ... kişi
dinlemede derinleşince artık herkesin gönlünden geçen düşünceler dudakların
oynamasına gerek kalmadan gönülden duyulur hale gelir. İnsanları kendi
gönlünüzü dinler gibi dinleyin.. bu eğilim zamanla size telepati yeteneği
kazandıracaktır.
Nereye giderseniz gidin, ama tüm kalbinizle gidin. - Konfüçyus -
Yüce
bir ruhun hangi noktada durması gerektiği de Seneca'nın şu sözlerinden
anlaşılabilir:"Tanrı evrende nerede ise, ruh da insanın içinde aynı
yerdedir. Tanrı için madde neyse, bedenimiz de bizim için odur. Demek ki
daha az değerli olanların, daha iyilerin buyruğu altına girmesi gerekir.
Geçici olaylara karşı güçlü olalım, haksızlıklardan korkmayalım, yaralardan,
zincirlerden, fukaralıktan!"(SENECA)
''Gönlümün sevmediğini gözüm neylesin ..''
Allahın nuruna yakın olan az yada çok o ilahi tecelliden ışık alan her gönül
allaha atfedilecek her türlü yeteneğide istidadı oranında kendinden
yansıtabilme gücüne sahip olur. Böyle bir zihin, şuur bedensel kaplar içinde
allahlık iddiasında bulunmaz! Böylede bir iddia varsada bu söylemin
arkasında insanların inanç değerlerini sınamaya yönelik bir niyet vardır. O
noktadaki bir şuur için aksi düşünülemez. Ç.BAL
Çetin Bal:
Büyük üstadlar sadece metafizik teoriler hakkında konuşmazlar bu teorik
bilgileri pratiktede öğrencileri ile paylaşırlar.
Lakin metafizik hikayeleri dünyaya ait siyasi, politik ideolojilerini
insanlara enjekte etme amacı ile kullanan mürşitlerde böylesi kerametlerin
görünmesi mümkün değilir.Gerçek mürşitler doğrudan insan ruhunun bilgisi ile
ilgilidirler. Ve tüm dünyadan gelen insanlara ruh hakkında, metafizik
boyutlar hakkında anlatımlarda bulunurlar. ALLAHIN NURU gönlü hür, aklı hür,
kalbi hür, vicdanı hür, zihni hür olan kendini sonsuza açmış yüreklerde
tecelli eder. Sonsuzlaşmış akıllar aracılığı ile ilahi enerji, ilahi
(evrensel) bilgi yeryüzüne akar.
EVRENSEL OLMAK kolay bir hal değildir. Tüm zihinsel, kültürel, ideolojik
kalıpların, kabukların kırılması lazım.Kişi dünyaya ait tüm düşünsel,
zihinsel şartlanmalardan yapılmış kozalarından dışarı çıkması lazım. 2012- 4
Mayıs, 14:52
Melâmî büyüklerinden Muhammed Nur'ul-Arabî hazretleri, bir gün bir müridiyle
yolda yürürken, müridi bir aralık durmuş ve,
— "Efendim!", demiş, "bütün şeyhler keramet gösterirler, gösteriyorlar ama
siz bize henüz bir keramet göstermediniz. Lütfetseniz de bir kerametinizi
görsek!"
Efendi hazretleri kaşları çatılmış bir hâlde hiddetle müridine şu cevabı
vermiş:
— "Yürüyoruz ya işte!"
Sonra da hiç konuşmadan yürümeye devam etmiş.
Ey talib, uçanları kaçanları bırak da hakikat ehlini yürüyenlerin arasından
seçmeye bak!
Dücâne Cündioglu'ndan..
-------------------------------------------------
Sonsuz duyguların içinde dolaştığı bir kalp olduğunuzda duygular okyanusuna
dönüşen varlığınız bitmez bir mürekkep deryası haline gelir. Düşüncelerimiz
ise bu deryaya dalan divit ucu misali olur. Ç.BAL
Büyük insanlar gözlerini, kulaklarını kendi yanlışlarına kapayıp
karşıdakinin yanlışlarını saymak derdinde olmazlar. Şekilden noksan olanlar
karşıdakinin şeklinden muzdarip olurlarmış. Ç.BAL
Adalet, hak, özgürlük, barış, sevgi, eşitlik ve kardeşlik sözleri çok
güzeldir, dinlemesi kulağa da çok hoş gelir. Ancak içeriklerini her grup
ayrı ayrı belirler. Bu yüzden bu masum sözcükler anlamlarını yitirir balon
olur havada kalırlar...
- Naci Kaplan -
Ey efendiler sorgulamayan insan cahildir. Sorgulatmayan ise zalim!
- Mustafa Kemal Atatürk -
Zekası ve aklı belli bir çizgiyi aşmayanlar içinde doğdukları topluma ait
değer yargılarının borazanlığını yaparlar. Farklı dinler ve milletler içinde
doğan her kişi o dinin ve milletin telinden tıngırdar. Kendini aşmış bir
akıl, bir zeka kendisine öğretilen, ezberletilen tüm değer yargılarının
üstüne yükselerek evrensel bir düşünce düzleminden(her telden) çalarak bir
senfoni orkestrası gibi ses verir. Ç.BAL - 2012 - 4 Mayıs, 12:26
Çetin Bal: Kişi bu zihin ve akıl noktasında titreşirse EVRENSEL ÜSTAD
olur! Alemlere sultan olur! Diğer türlü ancak afrikadaki zulu kabilesinin
şefi olursunuz :) Yada aşağı mahallenin hoca efendisi :)
Kişi hristiyan olabilir, müslüman olabilir, şu veya bu dinden, ideolojiden,
milletten olabilir. Tamam. Lakin düşünce pergelinin bir ucu içinde doğulan
kültürel, milli, dini değerlere temas ederken diğer ucuda mahalleden,
şehirden, ülkenden, dünyadan taşıp boyutlardan taşıp sonsuz evrenlere doğru
uzanmalı, tüm sonsuzluğu taramalı, kuşatmalı ve içine almalıdır! Evrensel
olmak.. Kendini aşmak... buna denir!
Elbetteki kendi çevremizin, kendi grubumuzun, kendi muhitimizin, kendi
insanlarımızın, kendi ülkemizin, kendi tarafımızın iyi ve güzel olması
yolunda çalışıp çabalayacağız ama kendi muhitimizin, kendi kardeşimizin
yanlışını , hatasını sadece bu benden diyerekten doğru göstermeye çalışmak
ve yapılan haksızlıkların üstünü örtüp görmezden gelmek evrensel insanlık
değerleri ile bağdaşan bir yaklaşım değildir. Herşeyden önce böyle bir taraf
tutma ahlaki değildir! Ç.BAL
Çetin Bal:
Biz kardeşini (ülkeni, milletini, dinini) sevme demiyoruzki!!! Ama
kardeşinin bir hatası, yanlışı söz konusu olduğunda daima haktan, hukuktan,
adaletten, doğrudan yana ol diyoruz!!! Ama çokları herşeye rağmen kardeşinin
yanında yer almayı tercih ediyor. İnsanların vatan, millet, din kardeşliği
üstünden kendi muhitinin yanlışını, hak ihlallerini gerçeği çarpıtarak doğru
gibi göstermesi kabul edilemezdir.Bazıları bana gönül koyup niye bizim
borumuzu öttürmüyorsun şeklinde yaklaşımlar getiriyorlar. Benim tek borum
vardır! Hakikat borusu!! O boruda GERÇEĞİN sesisini, tınısını, çarpıtmadan,
bozmadan dillendirir!!! TÜRKİYE de <<bu benim adamım, bu benden, o bizden >>
mentalitesi son bulmadıkça toplumsal sorunlar bitmez. Ülke kendini düze
çıkartamaz.
EZİLEN HALKLARIN TEK KURTULUŞ YOLU SOSYALİZİMDİR.
- Ernesto Che Guevara -
Önemli olan yaşamak değildir,
başarmak hiç değildir.
"Önemli olan insan kalmayı becerebilmektir".
- George Orwell -
Ruh/psişe/zihin inceldikçe, latifleştikçe o inceliğe karşılık gelen iyi ve
kötü olarak telakki edilen kavramlar, olay kalıplarıda o derecece
süptilleşir. Işık olduğunuz da artık madde size tesir etmez ama o ölçekte
ışık varlığınıza tesir eden bir başka ışık dünyası ortaya çıkar. Gelişim ve
ilerleme varlığın bulunduğu ortama göre beliren tesir ve etki alanları
sayesinde devam eder.Her boyutun kendine göre çözülmesi gereken, tecrübe
edilmesi gereken, öğrenilmesi, deneyimlenmesi, bilinmesi gereken halleri
vardır.Her boyutun kendine göre yürünmesi ve aşılması gereken, anlaşılması
gereken, keşfedilmesi gereken merhaleleri vardır. Her halükarda daha üst
anlayışlar ve boyutlara doğru olan bu sonsuz yürüyüş ve yükseliş devam
edecektir. Ç.BAL- 2012 -3 Mayıs, 17:58
Dünyaya ve insanlara bakarken güzel düşünmeye çalışın. Bir huyum vardır..
zihin frekanslarıma zıt gelen, hoş gelmeyen şeyleri bile güzel kelimelerle
anlatmak gibi ! İnsanlar, olaylar ne kadar kötü görünürse görünsünler
bakışımın, ifade ediş şeklimin ve olaylara dair kullandığım kelimelerin
güzel olmasına dikkat ederim. Estetik, zerafet, incelik, nezihlik her konuda
önemlidir. Nefret söylemleri, kötü kelimeler zihin dalgalarınızı
düşürür.Naif güzel kelimelerse zihninizi, düşünce titreşimlerinizi
yükseltir. İnsan bazen duygusallık içinde sert, incitici, tenkit edici
ifadeler kullanabiliyor. Lakin akıl ve duygular birbirlerini dengelemeli.
Ç.BAL
Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de
okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve
düşünmek için oku! - F. Bacon -
Çetin Bal: Bu kelimeleri öylesine okumuş olmak için okuma.. kelimenin
içindeki şuuru, ruhu sahiplen ifadedeki şuura yüksel.O zaman kelimeler bir
yaşamı değiştirir ve bir yaşamda diğer yaşamlara tesir ederek bir dünyayı
değiştirebilir.
Sen değişirsen bunun anlamı dünyada değişebilir demektir!!! Çünkü sen
dünyasın, dünyada sen. Zerre değişirse külli olanda yani kürede
değişir.Zerrelerin raksı küreleri değiştirir. Atom içindeki raksın değişmesi
kumu altına dönüştürür.
------------------------------------------------------------------
Cin
lambadan çıktı bir kere , artık ne yapsak geri gönderemeyiz geldiği yere...
Bilgilenen insanın iştahını bastırmaya , ruhunu beslemeye yetmiyor artık
eski hikayeler... Bilgi evrildikçe , evcilleştikçe herşey kendini yeni
durumlara uydurmak zorunda. ( apostaz- dünyanın kutsal intiharı/ üner beköz
/phoenix yayınları)
-----------------------
İnsanların düşünceleri, fikirleri, hayata olan bakış açıları ne kadar sevgi
dolu ve büyükse o ülke (o topluluk) o kadar büyük, gelişmiş ve ileri bir
medeniyet/uygarlık olur. Ç.BAL
Bir şeye sadece duyduğunuz için inanmayın. Bir şeye sadece konuşulduğu veya
bir sürü insan tarafından anlatıldığı için inanmayın. Bir şeye dini
kitabınızda yazılı olduğu için inanmayın. Bir şeye öğretmenleriniz veya
büyükleriniz söyledi diye inanmayın. Geleneklere veya törelere inanmayın.
Çünkü onlar yüzlerce yıldır uygulanır. Fakat gözlemlerden ve analizlerden
sonra bir şeyin akla uygun olduğunu, hem bireye hem topluma faydalı olduğunu
bulursanız, o zaman onu kabul edin ve onu yaşayın.
- Gotama Buda -
Ego,
insanın sonsuzlukla olan tüm bilgi kanallarını perdeler. EGO insanın sonsuz
hissedişinin önüne geçen, kalbin derin duyarlılık kanallarını kapatan, kalp
gözünü körleştiren bir set, bir perdedir. Sevgisizlikte öyle! Ego kıskanır,
ego yargılar, ego geçici heva ve heveslerin peşinden gider. Ego nefret eder.
Ego ötekileştirir. Engin ve sonsuz düşüncelere açılmak için ego yu aşmak ve
tevazu içinde bir kalp
olmalısınız. Herşeyi görenler, herşeyi duyanlar, tüm varoluşu ve
içindekileri en yüksek farkındalık perdesinden algılayanlar ego larını
yıkmış ve hiçliğe adım atmış olanlardır.Bu aşkınlık hali her varlık
tarafından AN da yakalanabilen bir duygu ve algı derinliğine tekabül eder.
Bunun sonsuz üst boyutlarda yada sonsuz alt boyutlarda olmakla bir alakası
yok. Bu, boyutların ötesinde varlığın AN da geliştirdiği bir duyumsama
şeklidir. Ç.BAL
Çetin Bal: AN da ne kadarsan sen o kadarsın! Ne kadarı senden
taşıyorsa sen o kadarsın! İşte bu noktada tüm üstadlık, şeyhlik, müritlik,
yüce ruh tanımlamları yıkılmakta ve AN daki siz gerçeği ortaya çıkmaktadır!
Ego ilgi çekmek derdindedir. EGO büyük görünmek derdindedir.Ego, kendini
büyük göstermek adına herkesi basamak olarak kullanır. Ego, kendi kişiliğini
geliştirmek kendi olmak isteyen herkesi ego'su güçlü olarak etiketler! Ve
tüm kişilikleri kendi hesabına kullanmak ister.Ego sadece kendi ilerlemesini
dikkate alır.
-----------------------------------------------------------
Ruhi bakımdan, idrak bakımından bir kartal kadar kolay aşabilsek o anlayış
denizini, biçimler okyanuslarını ve kavram dağlarını, en zirvede tam bir
bakış ile görebilseydik, hiçbir şey bugün olduğu gibi olmayacaktı.
Ene'll Hakk Gizli Öğretisi/ Hallac el Mansur (Kevser Yeşiltaş'ın kitabından)
Ben dilden çıkana yada söylenen sözlere bakmam aklın ve
gönlün nasıl titreştiğine nasıl bir ışık verdiğine bakarım. Ç.BAL
-2012 -2 Mayıs, 14:12
1980 lerin sonu 1990 ların başıydı bir gün ruhsal bir celse sırasında görücü
medyumlarımıza dedikki perdeler açılsın dünya gezegeni gözünüzün önüne
gelsin. Üstad Muzaffer Kınalı medyumlara dediki dünya gezegeni üstündeki tüm
ülkelerin manevi yüksekliklerine göre o bölgelerden bir ışık hüzmesi
yükselsin. Heralde dedim en yüksek manevi enerji müslüman ülkelerde çıkar.
Medyumlar görüntüye baktılar ve müslüman ülkelerdeki ışığın çok cılız
olduğunu gördüler. En yüksek ışık amerikanın üstünden yükseliyordu. Açıkcası
ben şaşırdım.İçimden dedim müslümanlar gece gündüz secdeye kapanıyor, dualar
zikirler okunuyor ama pek maneviyata bunların katkısı olmamış gibi görünüyor
dedim. Gelişmiş ülkelerdeki manevi ışıkların ortalama daha yüksek olduğunu
gördük. Demekki gelişmiş olmanın bir şekilde manevi bir tesirden ileri
geldiğini farkettim. Bunun müslüman, hristiyan olmaktan çok insanların
kalplerinden geçenlerle alakalı olduğunu düşünüyorum. Sonra dedikki peki
şimdi birde bireysel açıdan dünyadaki manevi olarak en geliş ruhlara bakalım
dedik. Medyumlar yine dünya gezegenine odaklandılar. Gezegenin değişik
noktalarından gökyüzüne doğru ışıklar yükseldiğini söylediler. Birisi
fransanın üstünden yükseliyordu. Bu kim dedik... zamanın kutuplarından (üstadlarından)
biri dediler. Nerde şu an dedik.. hapishane dediler. Peki bu şahıs kendinin
kutup olduğunun farkındamı dedik.. Hayır dediler. Sonra dünyanın değişik
yerlerinden yükselen bu ışıklara baktığımızda türkiyenin üstündende dünyaya
kıyasla devasa yükseklikte ışıkların yükseldiğini gördük. Ç.BAL-2012-Mayıs-
Çetin Bal: Demekki ilim yapanın, araştıran, düşünen toplumların,
aklını işleten toplumların, içinde insan sevgisi olan toplumların, hak,
hukuk, adalet, demokrasi kavramlarının gelişmiş olduğu ülkeler manevi
anlamdada daha yüksek bir ışığa sahip oluyorlar. Dini kavramlarla kafayı ,
aklı, gönlü kitlemek insanı maneviyatta yükseltmiyor.Demekki 10 cepli bir
elbise yapıp 10 yerinede din kitabı koyup, kutsal metinlerle birlikte gezmek
insanı maneviyatta yüceltmiyor. Maneviyatta büyümek için insan olmak kafi!
Eylemdir, bakıştır, düşünüş şeklidir insanı yücelten.
Dine karşı olana havlamak gereksiz..! İnsanlıktan yoksun olana, insanlığa
karşı olana tepki gösterin. İnsan olan ben allahsızım, kitapsızım diyerek
bağırsada o bizdendir, allahın ışığı ordadır.Kişinin ağzına değil kalbine
bakmanız yeterlidir. Kişi büyük bir vicdan okyanusu ise isterse ben allah
kitap tanımam desin. O bizdendir. Yeterki inanlık yolunda yürümeye ve büyük
bir vicdanın sahibi olmaya devam etsin.İnsanları seviyor ve sayıyorsa o kişi
kendini ne olarak görürse görsün o bizdendir.Tüm inanç sahipleri kendilerini
böyle tarif ederlerse o zaman tüm insanlık kalpler düzeyinde birleşir!!
Not:Biz bir kanaat bir yorum farazi bir izahat getirmiyoruz. Ne görüldüyse
onu yansıtıyoruz. Bu nasıl yorulur, nasıl düşünülür herkesin kendine kalmış.
Şöyle olur, böyle olur, böyle olmayan öyle olur, şu olmazsa bu olmaz gibi
kişisel bir fikirden, kanaatten bahsetmiyoruz.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
İnsanlar gibi devletlerde, milletlerde ne ekerlerse onu biçerler. Sevgi eken
sevgi, nefret eken nefret biçer. Ç.BAL
Çetin Bal: İnsanlar gibi şehirlerin, ülkelerinde bir aurası vardır.
Kitlelerin bir araya gelerek oluşturdukları toplamı ifade eden zihin, akıl,
duygu ışımaları vardır.Hatta tüm dünya gezegenindeki tüm insanların toplam
enerji alanlarının bileşkesinden oluşan ağırlıklı baskın bir aura rengi
vardır. Bu aura tüm dünyadaki insanların düşünce, duygu ve şuur seviyelerine
göre bir renk ve şekil alır.
Devlet kendi şiddetine ''HUKUK'' bireyinkine ise ''SUÇ'' adını verir. - Max
Stirner -
Bazen Üstad Muzaffer Kınalı ile sohbetler yaparken çevreden insanlarda
geliyor, sorular soruyor. Üstad bir takım kavramları kullanarak bazı şeyleri
anlatıyor ama dikkattimi çeken şey üstad içerden meseleyi bilsede olayı her
zihne göre değişik formlara büründürerek anlatıyor.Dindar birine melekler
indi derken, zihni biraz daha gelişmiş olanlara yeryüzüne bir ışık indi
diyor. Zihin biraz daha yüksek olunca ışık içinde yüksek boyutlu varlıklar
indi diyor. Dinleyen zihin biraz daha gelişmiş olunca o ışıklar içinde
insanımsı beden formunda olan zeki yaşam formlarından bahsediyor. :) Üstadın
meselesi insanların bir şekildede olsa meseleyi bilmesi/anlaması! Kim nasıl
algılayacaksa kavramları öyle kulanıyor. Sanırım önemli olan kişinin
algısına göre olayı karşıdakinin belleklerindeki verilere göre izah
edebilmek. Ç.BAL
Devrimcilik insanın geninde vardır. İnsan sürekli gelişir ve değişir, bu
devrimdir. Bu gün doğru olan, onlarca yıl sonra hükümsüz olacaktır, bu
devrimdir. Muhafazakarlık, insanın doğasına aykırıdır. Varolanı muhafaza
etmek, zaten insanın doğasına terstir. Eğer insanlar muhafazakar olsaydı,
insanın yaptığı en büyük buluş ya ateş olurdu yada tekerlek...!
- Kozmik Tohum -
--------------------------------------------------------------
TARİHSEL GENETİK MANİPÜLASYON: "Daha önce söylemiş olduğumuz gibi, büyük
Korku yaratan pek çok "Palavra" ortaya atılmıştır. Gerçekten (Beşer)
İnsanlık üzerinde, sizin şimdi anladığınız gibi "Genetik Manipülasyon"
yapılmıştır. Sizler hepiniz "Yıldız-Tohumlu" sunuz. Tüm (Beşer) İnsanlık
Yıldız-Tohumludur. Sadece sizin Gezegeninizde değil, tüm Gezegenlerde
Genetikle oynanıyor. Bu Gezegende alınan sonuç sizlersiniz, ve bu sonuç
Harikulade, öyle değilmi? Öyleyse neden korkmalı? Bilin ki hiçbirşey size
zarar veremez. Siz tüm "Varolan" ın bir yansımasısınız ve mevcut olan herşey
de öyledir. Öyleyse neden korkmalı?"
P'TAAH-Pleiades Mesajları 2
Birinci Celse 4.Aralık.1991
----------------------------------------------------------------
..derya ne kadar engin olursa olsun, herkes kendi kabı kadar su alır.
- Hacı Bektaş Veli -
İçinde hiç kimseye karşı nefret yoksa o anda insan gözlerinin tanrının
gözlerine doğru yükselmekte olduğunu bil. Sonsuz sevginin, sonsuz
hoşgörünün, sonsuz anlayışın, sonsuz şefkatin, sonsuz sabrın içindeysen bil
ki düşünceler, akıl, zihin, şuur, kalp, gönül kendi hakikatine doğru olan
yürüyüşünü , arayışını tamamlamıştır. Ç.BAL
''Bir kişiyi gözünüzde aşırı büyütür, aşırı yüceltirseniz, o kişinin
kusurlarını, yanlışlarını asla göremezsiniz... ''
Çetin Bal: Yani mürşidinize , hocanıza, şeyhinize... tam teslimiyet
içinde iki gözünüzü kapatıp teslim olsanızda arada bir gözünüzle çaktırmadan
durumu yoklayın :) İçindeki şüpheyi öldüren gerçeğe karşı gözlerini kör
etmiş olur. Şüphe gerçeğe uzanan ışıktır.Ancak o ışık altında hakikat
görünür.
Hilmi Erkin Sevin: Bizim köyde de derler ki: ''Birini sevmedinmi
yürüyüşü lap lap, konuşuşu şap şap gelir. ''
Biraz palyaçoyum; gözyaşlarımı saklayacak kadar,
Biraz misafirim; bana biçilen kadar,Biraz serseriyim; hayatı tiye alacak
kadar,
Biraz safım; deli dolu düşlere inanacak kadar,
Biraz dostum; dostluğa ve dostlarıma değer verecek kadar,
Kapım biraz aralı; gelene hoş geldin,gidene güle güle diyecek kadar,
Biraz affediciyim;
hataların olgunlaştırdığını bilecek kadar,
Biraz hoşgörülüyüm; yaşanabilir bunlar diyecek kadar,
Biraz kalabalığım; yalnız kalmayacak kadar,
Biraz yalnızım; herkes kadar! ! !
Biraz gucluyum ; her daim gulumsemeyi bilecek kadar.
Ben insanım MELEK değil
(alıntı)
Değişememek en büyük gafletimizdir!
Tırtıl sıkıca sarıldığı kozadan çıkana kadar saatlerce macera atlatır. Bir
kaç teşebbüsten sonra vazgeçenler renkli dünyaları keşfedebileceklerinimi
sanıyorlar?
Yüksek ruhlar bedenlerini de peşlerinden sürükleyenlerdir! Değişimde ısrar
olmazsa her an vazgeçme eğilimi olur. Bedeninizi güçlü duygular
sürükleyecektir.
Alaycı ve yeni açılımları aşağılayan insan değişmeyecektir. Kabuklarınızı
genişletin.. büyüyün meyve veren ağaç olun. (alıntı)
Bermuda şeytan üçgeninde garip piramit..
Şahin Gürses: Bu bölgede meydana gelen olaylar hiç az değildir, ancak
şu var ki, son zamanlarda, yani bir 20-30 yıl içinde eskisi gibi büyük
olaylar gerçekleşmedi veya haberimiz yok.Neden 20. yüzyılın ilk yarısında
çokça gerçekleşen bu garip kaybolmalar son zamanlarda gerçekleşmemkte? Oysa
ulaşım araçları çok çok artmış, bir çokda güzergah çıkmıştır. Neden son
zamanlarda böyle olaylar olmuoyr? Piramitlerin pili mi bitti veya zayıfla dı?
Çetin Bal: Pili bitti derken o bölgede bir çok farklı durum var.
Dünya dışı bazı uygarlıklar bazı insanları yeni bir dünyada tohumlamak için
şuurlarını, belleklerini değiştirip alıp gittiler. Birde atlantisten kalan
piramitler var. Bunlar belli pediyodik zamanlarda (yada güneşin, dünyanın
manyetik tesirleri ilede olabilir ) faaliyete geçmekte gelişi güzel
dalgalar, ışınlar yaymakta. Bu dalgalarla temas eden uçaklar, gemiler
görünmez olabiliyor, zaman/uzayda kaymaya uğruyorlar. O bölgede yerçekimi
gariplikler gösterebiliyor. Bilinen bir şey varki gariplikler başlamadan
önce gemilerdeki uçaklardaki pusulalar deli gibi dönmeye başlıyor.Buda bir
çeşit manyetik girdap etkisine işaret etmektedir.
---------------------------------------------------------------
Pir'in dediği gibi " Dirhem vermek cömert kişiye lâyıktır. Can vermek de
esasen âşığın vergisidir..." Ezelden ebede AŞK ile !.. A Levent Işık
...fakat ben yalnız mürekkep ile sarhoş oluyorum..
- Nadija Rebronja -
Bir rüzgarın, fırtınanın yada kasırganın küçük bir kağıt parçasını
yeryüzünden kaldırıp gökyüzüne doğru savurması gibi insanı kuşatan ruhsal
enerjide (manyetik kuvvet) bir kutbiyet (titreşim, salınım, dalga boyu)
değişimi ile insanı farklı boyutlara, farklı zaman ve uzay katmalarına doğru
yükseltebilir. Teleportasyon(ışınlama), telekinezi, levitasyon gibi
olağanüstü görünen hallerin kapılarını aralayabilir. Ç.BAL
Çetin Bal: İnsan güzel ve iyi duygularla dolup taştıkça, insanın
bilgi enerjisi, düşünceleri ve inanç düzeyi, anlayış, kavrayış düzeyi, duygu
frekansları yükseldikçe bu bilgi enerjisi ile gelen şuurlu inanç bedenin
kimyasını, atomaltı titreşim kalıplarını değiştirecektir. İnsandan yüksek
frekanslı zihin dalgaları (manyetik dalgalar) taştığında bu oluşan dalga
alanı (enerji alanı) bedenin tüm atomlarına rezonans kanununca
hükmedecektir. Ve üst dalga boyları alt dalga boylarına hükmedeceğinden
dolayı zihin (düşünce/şuur/akıl) yada ruhsal olan diyelim bedene
hükmedecektir.
İnsan kendini yüksek anlayışlara, anlamlara, sonsuz bilgiye doğru açtığında,
hoşgörü, sevgi frekanslarında derinleştiğinde ruhsal güç bedene daha çok
hakim olmaya başlayacak ve zihin frekansları madde frekanslarının ötesine
doğru yükseleceğinden daha aşağıda kalan dalgaları temsil eden maddenin
(düşük dalga frekansları) kontrolüde mümkün hale gelecektir.
MADDEYİ AŞIP MANANAYA GEÇEMEYEN BİR ZİHİN/AKIL/KALP MADDENİN KÖLESİ OLMAKTAN
KURTULAMAZ.
Maddeyi aşmış biz gözden yayılan yüksek dalgalar maddeye nazar eyleyerek
(maddenin atom içi hallerine tesir ederek) onu kumdan altına çevirebilir.
Aslında insanlar bu enerjiyi beddua, kem göz ve nazar olarak zaten
biliyorlar. Ama bu enerjinin doğasını, bilimsel olarak dalga boyunu, nasıl
oluştuğunu bilemiyorlar. Ama ortada bu bilinmeyen enerjinin somut bir
tesiri, etkisi var.Buna bir tür manyetik enerji dalgaları diyebiliriz. Bu
dalgalar yıkıcı ve yapıcı anlamda kullanılabilir.
Çetin Bal:
Bilmemki Şahin bey hepimizde ne yetenekler varda maalef gizli. Doğru şartlar
oluştuğunda bu yetenekler kendiliğinden serbest kalabilirler. Bu gizli
yetenekleri bence bizim algı dünyamız, şartlanmalarımız, toplumsal kabuller
bastırıp perdeliyor olmalı. Zihin geliştiğinde sahip olduğumuz gözlerle,
kulaklarla çok daha fazlasını görüp duyacağımızdan kuşkum yok! Zaten beyin
belli bir gelişmişlik düzeyine ulaştığında sadece beyin dalgalarının evrenle
olan ilişkisi sonucu gözlere , kulaklara gerek kalmadan zihinsel dalgalarla
sonsuzluğun kayıt alanı içinde olan her olayın bilgisini bulunduğumuz yerden
uzak ve yakın demeden görüp alabileceğiz/duyumsayabileceğiz. Zaten insan
ruhsal olana yaklaştıkça fiziksel bedende kutbiyet değiştirerek kendisini
dönüştürecektir. İleri bir aşamada fiziksel beden düşünce dalgaları kadar
esnek, akışkan bir hal alacaktır.İnsanın yürümesi, hareketi sanki bir
hayaletin, gölgenin yada bir rüzgarın esmesi gibi bir hal alacaktır.
---------------------------------------------------------
Alice, yol ayrımına gelince, hangi yöne gitmesi gerektiğine karar vermek
için durdu ve sağa sola bakıp düşünmeye başladı. Karar veremedi. Ansızın
"puf" diyerek dumanlar içinde karşısında beliriverdi bilge kedi;
Kedi: Ne düşünüyorsun Alice??
Alice: Yol ikiye ayrılınca karar veremedim, "hangi tarafa gitsem" diye!..
-E Peki "nereye"
gidiyorsun??
-Bilmeem!! Dolaşıyorum öylesine..
-Eğer nereye varacağını bilmiyorsan, seçtiğin yolun ne önemi var ki??
Dünya çapında uluslararası bir ihtilal yapmak lazım.. tek bir dünya devleti,
tek bir insanlık ulusu kurmalıyız. Tüm dünya ırklarını içine alan bir
sosyalist dünya düşlüyorum. Ç.BAL
Şu
solcu ve komünist dostların sloganları arada beni düşündürüyor... bağımsız
türkiye, tam bağımsız türkiye..! Doğrusu benim tek bir sloganım var...
ADALETLİ DÜNYA! ÖZGÜR İNSANLAR! Ç.BAL
“
SIRA DIŞI BİR AŞK ÖYKÜSÜ “
Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun olmasının
yani sıra, çok garip bir de kamburu vardı.
Moses Mendelssohn, günün birinde Hamburg'da yasayan bir işadamını ziyarete
gitti. İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı.
Moses, bu güzel kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin
görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil
onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu.
Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve
tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu.
Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun cennetten
geldiğini bile düşündü. Fakat kızın, basını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki
direnci, Moses'i çok üzdü. Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin
aşık, bu güzel kıza bir soru sordu:
"Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır misiniz?" dedi.
"Elbette" diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Moses'in
yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu:
"Peki ya siz?" dedi. "Siz inanır misiniz buna?" Moses bir an bile
duraksamadı:
"Evet, ben de inanırım" dedi ve ekledi:
"Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı, onun evleneceği kızı
belirlermiş. Benim doğumumda da, benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana
'Senin karın kambur olacak' demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum
Tanrı’dan.
“Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur. Lütfen onun kamburluğunu bana
ver ve onu güzel bir kadın yap” demişim."
Moses'in bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun
gözlerinin içine baktı ve elini uzatıp, Moses'in elini tuttu. Ve daha sonra
da onun, sevgili eşi oldu.
Bu anlattığımız bir "peri masalı" değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn'un
büyükbabası ile büyükannesinin evlenmelerinin öyküsüdür.
Alıntı
Ruh hakkında çok az bir bilgi ve malumat sahibi olabilen insan dünyanın
bugüne kadar ulaştığı ve bundan bir kaç milyon yıl sonra ulaşacağı bilgi ve
şuur düzeyini kat ve kat aşan bir halin, bilgi, kavrayış ve anlayış
düzeyinin sahibi olur. Ç.BAL
Mehmet Ulvi Topçuoglu: Anlayamadım ben bunu tam olarak.Düşündüm yine
anlayamadım.
Çetin Bal: Ruh varoluşun temel bilgisini içeren bir kavram.Ruhu
anlamak demek hayatın, yaşamanın, insanın, galaksilerin ve evrenlerin
mevcudiyetinin sırlarına vakıf olmak anlamına gelecektir.Tüm bu görünen,
görünmeyen sistemler ruhun planlaması ve projelendirmesi sonucu hiçlik
içinde inşa edilmiştir. Bu inşatın yine malzemesi ruhun kendi ışığıdır.
Mehmet Ulvi Topçuoglu: Çetin hocam ruhbilimi deyince aklıma freud
geliyor modern ruhbiliminin öncülerinden.Zamanımızda bilim disiplininin
geliştirdikleri onun temellerinin üstüne çıkıyor.Psikanaliz mutlaka sizin de
ilginizi çekmiştir.İd ego süper ego kavramları bilinç/bilinç dışı , bence de
anahtar kavramlar ve insanlıkla ilgili yeni bilgiler buralardan gelebilir.
Birçok yan ürün de ortaya çıkabilir. Ben sizi uzun zamandır okuyorum. Siz
bilime akla çok önem veriyorsunuz. Bunun yanısıra bireysel farklı bir
disiplininiz var. Kendinizi disiplinlerle sınırlandırmamanız bence gerçeğe
ulaşmak adına avantaj. Buradaki benim adıma zorluk bilinir bir terminoloji
kullanmamanız.Zaman zaman algılama sıkıntısı çekiyorum. Ya da bir ihtimal de
sizin de şikayet ettiğiniz gibi söylediklerinizi anlamak için belli bir
limitin altında bilgim ve algı limitim var. İkisi de olabilir. Metafiziğe
girdiğinizde benim işletim sistemi mavi ekran veriyor:) Bizi bu anlamda
geliştirmeniz lazım...
Çetin Bal: Bu noktada Üstad Muzaffer Kınalı ile istişare yapmanızda
fayda var. Tabi Freud insan psikolojisini sadece görünen kısımdan ibaret
olmayıp şuuraltı denen bir boyutu daha olduğunu vurgulamış, rüyalara ve
bastırılmış duygular alemine dair bir takım geniş bağlantıları konu alan
araştırmalar yapmış bir psikoloji uzmanı. Aslında freud bir nörolog. Fakat
psikanaliz konusunda araştırmalar yapmış biri.Freud insanın fiziksel
boyutları dahilinden beynin psişik işleyişi ile ilgilenmiş. Freud'un
öğretilerinde yanlış bir yan yok. Fakat insan sadece görünürdeki nörolojik
faaliyetlerle sınırlı tek başına evrenden yalıtılmış bir
psikolojik/nörolojik sistem değil. Bu sistemin metafizik/ruhsal boyutlarıda
var. Fizik varsa metafizikte (fizik ötesi) var. Psikoloji varsa
parapsikılojide (psikoloji ötesi) var.Şuur, zeka, akıl tek başına ruh demek
değil. Mesela bir şuuraltı olduğu gibi birde üst şuur var. Üst benlik var.
Onun üstünde kutsi benlik var bazısı buna kutsi ruh diyor. Ruh nedir dersek
buna bir çırpıda açıklama getirmek zor.Günümüz metafizik ve parapsikoloji
bilimleri içerisinde bile kavramlar tam net olarak anlaşılamıyor. Kavramlar
ifadeler birbirine karıştırılıyor. Kelimeler sınırlı olunca mesela ruhu
hemen üst benlik şeklindede tanımlayanlar var. Bazen bizde böyle
kullanmışızdır. Ama olay çok daha derinlik arzetmekte. Bazı şeyleri anlatmak
için kısa kesmek zorunda kalıyoruz. İnsanda iç içe bedenler var. İnsan çok
boyutlu bir varlık. Sanki ruh tek bir şeyin ifadesi değilde insanı oluşturan
bir çok psişik halin, düzlemin toplamını ifade eden bir şey gibi. Biz sanki
insan olarak bir ağacın en üst yaprağı gibiyiz bu yaprak sayısız dalın
filizlenerek en sondaki dalda açmasının bir ürünü. Yaprak kaynağını aramak
için köke kadar gitmek için bir dizi birleşme noktasından geçerek bir daldan
diğerine geçiş yaparak kaynağına doğru gitmek zorunda kalır. Biz ruh derken
evrensel ruha (evrensel zeka) kadar gitmek için sonsuzca dalllara ayrılmış
iç içe şuur düzeylerinden geçip ana şuura ulaşabiliriz.Bu sonsuz! Sonsuz
olunca burada şu boyuttaki üst şuur'a ruh diyemiyoruz. Konuyu çok dağıtmadan
diyebilirimki ruh ve madde dergisi var. O dergiye abone olmanızı tavsiye
ederim. Metafizik konularda bir çok kaynaklar, kitaplar var. Onları
okursanız sizde ruh kavramına dair bir temel bilgi oluşur. Tam anlamasınızda
en azından ruhun ne olmadığına dair bir kanaatiniz olur. 30 Nisan - 2012
---------------------------------------------------------------------------
Neden konuşuyoruz neden izahlarda bulunuyoruz.. evrenseliz diyoruz, evrensel
düşünelim evrensel konuşalım diyoruz.. ne anlam verirseniz verin nasıl
yorarsanız yorun, hangi düşüncede ve ideolojide olursanız olun, ister inanın
ister inanmayın bilinki hepimiz zaman ve mekanın sayısız düzlemleri
boyutları ve mesafeleri arasında bir bedenden diğerine geçen ve sonsuz
yaşamın içinde başka bedenlerde, başka zihin ve kültür formları içinde
tekrar ve tekrar sonsuzca gözlerimizi açıp kapatacağız.Her bir yaşam kozmik
ölçüler içinde bir andan ibaret olacaktır. Ruh için her bir yaşam bir göz
açıp kapama mertebesindedir. Beden ve yaşam boyutu değiştirmek bir rüyadan
uyanıp başka bir rüyaya geçmek gibidir. İçine doğduğumuz ve doğacağımız pek
çok değişik yaşam ortamlarının hükümlerini, kabullerini yani farklı bakış
açısı elbiselerini üstümüze giyip yaşamı değişik duygu boyutlarında
deneyimlemeye devam edeceğiz. Biz bu kelimeleri ezberden konuşmuyoruz,
duygusal bir heyecanın felsefi söylemleride değil bu kelimeler..
kelimelerimizin içindeyiz, bugündeyiz, geçmişteyiz ve gelecekteyiz. Tüm
söylemlerimizin içindeyiz. Biz bir hali, sonsuzluklar içeren bir hali
kelimelere dökmeye çalışıyoruz. Dindar olan, milliyetçi olan, komünist olan,
kapitalist olan, liberal olan, ateist olan, deist olan.. şu yada bu fikir ve
düşünceler, inançlar içinde olan tüm ruhlara kendilerini anlamaları için
hayata evrensel gözlerle bakmaları gerektiğini ifade ediyoruz. Şu an
facebookta yazarken değişik zaman ve mekanlarda dünyada yada uzak yıldızlar
altında başka bedenler içinden çevremizdeki değişik topluluklarada bu
sözleri onların dilinden ifade ediyoruz. Farklı uygarlık ve topluluklar
içindeki adım başka elbet :) Görüntümde burdakinden oldukça farklı... bazı
toplumlarda tekrar kurtarıcı olarak bekliyorlar.. demiştim oysaki beni
içinizde arayın diye.. Öğretiyi anlamamış olmalılar.. Ç.BAL
-----------------------------------------------------------------
Bir
kadın Gandhi'nin yanına gelmiş küçük oğluyla.
"Mahatma-ji, ne olur oğluma şeker yemeyi bırakmasını söyle. Oğlum için hiç
iyi değil şeker yemek."
Gandhi kadına oğluyla beraber bir hafta sonra gelmesini söylemiş.
Bir hafta sonra geldiklerinde Gandhi oğlana, "Şeker yemeyi bırak" demiş.
Kadın şaşırmış ve Gandhi'ye neden bunu bir hafta önce söylemediğini sormuş.
Gandhi cevap vermiş, "Çünkü o zaman ben henüz şekeri bırakmamıştım."
----------------------------------------------
Allah herkesin allahıdır. Allah kimseye torpil yapmaz!! Çalışan, zeki olan,
uyanık olan, düşünen, araştıran, geliştiren, yürüyen , ilerleyen insana
allah verir! Allah tektir! Birdir. Bir kaç tane allah olsa o zaman derizki
bizim allah bizi ayırır, bize sahip çıkar! Öyle bir şey yok! Allah herkesin
allahıdır. Yasalar herkes için eşittir! Kim ne ekerse onu biçer. Üstad
Muzaffer Kınalı & Çetin BAL
Çetin Bal: Senin şu yada bu olman seni diğerlerinden daha ayrıcalıklı
yapmaz! Ayrıcalıklı olmak istiyorsan AKLINI İŞLETECEKSİN! İlim yapacaksın,
araştıracaksın, şartlanmaları yıkıp sonsuz bilgiye kendini açacaksın... tek
başına dinin şu ayetine göre deyip yerinde saymayacaksın.. aklını, gönlünü
sonsuza götüreceksin.. söylenenlerden söylenmeyenlere ulaşacaksın!!! ..
yürüyeceksin..
"İnsanın sırf çoğunluk, çoğunlukta olduğu için, kitlelerle ya da çoğunlukla
aynı şekilde düşünmek istemesi aşağılık ve düşük bir kafası olduğunun
kanıtıdır. Halkın çoğunluğu ona inansın inanmasın, hakikat değişmez."
Giordano Bruno (1548 - 17 Şubat, 1600, İtalyan, Rönesans
filozofu.)-yakılarak öldürüldü...
Çok kişi düz bir edebiyat dili ile insanlara sesleniyor. Herkes sanki aynı
düşünce ve zihin formatında gibi tahayyül ediyorlar. Oysaki her insan hem
kültürel olarak hem inançsal olarak çok farklı zihinsel şartlanmışlıklar
içinde. Bir meseleyi izah ederken kişinin kültürel konseptini dikkate alıp,
zihin formunu hissedip o zihne, o algı frekansına hitap eder bir edebiyatla
konuşmak gerekir. Çokları bir meclise girdiğinde bir sazın, bir gitarın tek
telinden aynı notadan çalan bir yaklaşım sergilerler. Oysaki sohbetin
dinleyenler açısından bir tat ve derinliğe sahip olması için, evrensel
nitellik kazanması için sohbetin her türlü zihin frekansına doğru yükselen
ve alçalan bir frekansta olması lazım. İfade biçimi zihinlerin algı
frekanslarına göre inip çıkabilmeli. Sohbet her akla, gönle, zihne hitap
etmeli.Herkesin anladığı bir dil vardır.Her kişinin zihin formasyonuna hitap
eden bir izah şekli mutlaka vardır. Zihindekileri alıp o mevhalde bir
açıklama yapınca kişi izahatı anlar. Yaklaşım böyle olursa o zaman evrensel
bir hitap içinde olabiliriz. Derler ya çocukla çocuk, büyükle büyük olmak!
İşte bu! Tüm bunların ötesinde güzel bir dil, güzel bir edebiyat önemli
fakat hepsinden daha önemlisi sonsuza açık güzel bir zihnin, aklın ve
yüreğin sahibi olmaktır. Bilgiyi evrenden alabilmek başka, aldığın bilgiyi
ifade edebilme, kelimelere dökebilme mahareti başkadır. (Üstad Muzaffer
Kınalı ile olan kayda geçmemiş bir sohbetten aldığım intibaları kelimelere
dökmeye çalıştım) Ç.BAL
Aslında insanın ölümsüz bir ruhu olup olmadığı tartışmaları bir yana insan
kendini güzel ve iyi düşünceler olarak görürse ölüm ve yok olma kaygısıda
son bulur. Çünkü insanlar yaşadıkça güzel düşünceler kalpleri doldurdukça
biz o kalplerde yaşamaya devam ederiz.Biz güzel bir eğilimden, güzel bir
sözden, sevgi dolu bir düşünceden, güzel bir bakıştan başka bir şey değiliz.
Ç.BAL
''Hayata eşsiz bir manzaradan bakabilmek için de, yeryüzünde eşi benzeri
olmayan tutkuları olmalı insanın... Sadece kendi penceresinden görülebilen
bir başka doğa, bir başka hayat, bir başka görüntü... Başka türlü birşey
mutlaka olmalı, olabilmeli..''
Çetin Bal: Herşey gelip geçicidir, ölümlüdür bu dünyada. Ama adalet
ölmesin, insanlık ölmesin, güzel duygu ve düşünceler hep yaşasın.Bu kendini
et ve kemik olarak görenlerin değil kendini ölümlü kaplara sığmayan
insan/insanlık olarak görenlerin mücadelesi olabilir ancak!
----------------------------------------------------
Hali hakikat olan ayırmaz, ötekileştirmez, iyi, kötü demez, nefret etmez!
Rahmet yağmurlarını köşe bucak ayırmadan insanlık alemi üstüne yağar!
Kişinin akıl ve gönül kabı ne kadar genişse kişi yağmurdan (anlam dolu, ışık
dolu güzel hal ve sözlerden) o kadar nasiplenir. Ç.BAL
Biz evrensel bir bakış içinde olan insanlarız.. yada evrensel
olma gayreti içinde olan insanlarız. O açıdan dünya üstündeki tüm insanlara
gönül kapılarımız açık. Siyasi, politik bağlamda eleştirilerde olsa
meseleleri kişiselleştirip insanları bireysel anlamda eleştirel bir kadraja
koymak istemem. Yada genel kavramlar üstünden dindar, milliyetçi .. vb gibi
ibareler ve hitaplar bile insanları kategorik şablonlar üstünden eleştirmek
olurki buda bizim evrensel gönlümüze doğru gelen bir yaklaşım
değil.İnsanları fikirler, düşünceler ve ilmi, felsefi yaklaşımlar üstünden
eleştirmek daha doğru olur kanaatindeyim. Ç.BAL-2012- Nisan- Denizli
Çetin Bal: Birde şu bir gerçekki belli kavramlar üstünden yanlış
yaklaşımları fazlaca dillendirmek, irdelemek karşı tarafta sıkıntı
yaratacağı gibi konuya kani olan, meseleye tamam diyen geniş gönülleride
sıkar. Konuşacak, irdelenip konu edilecek sonsuzca mevzuat varken...Lakin
biz böyle bir genişlik anlayış sunarken karşı tarafında sınırlı, dünyevi,
ayrımcı, ötekileştirici beyanlarına devam etmesi doğru olmaz. O noktada
rayları ayırmak icap eder. Facebook'u doğru kullanalım!
Daha ötede bizim öncelikli gayemiz eleştirmekte değil.. biz gülleri çoğaltma
gayretindeyiz. Bunu yaparkende bir gül için bin dikene su veren
gönüllerdeniz.
------------------------
''İnsan müşteri değildir. İnsanı müşteri olarak görmeyen tek şirket
Sosyalizmdir.''
Ezilenler arasında din adamı yoktur. Din adamları, ezen sınıf ya da ırkların
ezilenler üstündeki denetim mekanizmalarından biridir. - Jean Paul Sartre -
Bilgi notu: Latin Amerikada Kuruluş teolojisi diye dinsel bir akım var,
rahipler, piskoposlar arasından pek çok din adamı gerilla güçlerine katılıp
çaltışmalarda öldürülmüşlerdir. Hiristiyanlığı yoksullardan yana
yorumlayarak kapitalizm karşıtı bir konum almışlardır. Ayrıca kendi
tarihimize bakalım Şeyh Bedrettin din adamıdır. pir sultan abdal dededir,
yani din adamı...
İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece, özgürlük asla yok olmayacaktır! - Charlie
Chaplin -
Çetin Bal: Hepimiz bir gün öleceğiz ama bu varoluş ateş olup
haksızlıkları yakmalıki hiç olmazsa ölümümüz hakkı, adaleti, insanlığı,
güzellikleri ölümsüz kılsın! Adalet, hak, hukuk sonsuzca yaşasın!
GİZLİ BİR HAZİNE OLAN ALLAH, KENDİSİNİ GÖRME ARZUSU İLE MAHLUKATIN
SURETLERİNDE TECELLİ EDER."
"ALEM O'NUN. O'NSUZ HİÇ BİR VARLIĞI OLMAYAN, AYAN-I SABİTE'NİN SURETLERİNDE
TECELLİSİNDEN İBARETTİR."Arabi başka yerde şöyle der:
"O, SENİN KENDİNİ GÖRDÜĞÜ AYNAdır.."
"VE SEN, O'NUN İSİMLERİNİ VE İSİMLERİN HÜKÜMLERİNİN ZUHURUNU GÖRDÜĞÜN
AYNAsın..
(Kibrit-i Ahmer'den alıntı)
Vadileri görmek istiyorsan, dağın zirvesine tırman.
Dağın zirvesini görmek istiyorsan, bulutlara tırman.
Bulutları anlamak istiyorsan, gözlerini kapat ve düşün!
- Halil Cibran -
Okumadığım her kitap yenidir benim için, yazılışı üzerinden 3000 yıl geçmiş
de olsa.
- Bilge KARASU / Susanlar -
Biz
yalnızca bir ruha sahip olmanın potansiyeline sahibiz ve onu kazanmak
zorundayız. Öyle yapmazsak, potansiyelimiz anlaşılmaksızın ölürsek, o zaman
ölüm gerçekten aynen hayvanlarda olduğu gibi bir sondur. Yaşamlarımızı
sürdürdüğümüz yolla ruhlarımızı kazanır veya kaybederiz demektedir. -
Gurdjieff -
Sera Janset Uzun: ölüm havyanlarda bile bir son değildir
Çetin..hiçbir şey ölemez..yok olamaz...aslaaa... sadece mekan
değiştirir..veya dönüşür...bunu artık kesinlikle biliyorum.. Gurdjieff kendi
gerçeğini dile getirmiş, bende benimkini görüyorum..
Çetin Bal: Burada Gurdjieff ölümün son olduğunu değil ama eleştiri
kadrajına giren insan için hayvanlardakine benzer bir son olduğundan
bahsediyor.Gurdjieff çok üst düzeyli bir paradigmayı ortaya koymuş.Birde
Sera bir cümleyi çok irdeleyince pek çok eksik bulunabilir.Burada kişinin
hangi düşünce ve gaye ile kelimeyi telaffuz ettiğini anlamak lazım.
İyi bir kitap, usta bir ruh için yaşam kaynağıdır. - John
Milton -
Kevser Yeşiltaş: İnsanın yaşamını değiştiren sanatsal yapıtlar
vardır.. "Simyacı" kitabı bunlardan biridir benim için... :)
Çetin Bal: Yaşamı değiştiren kitapmıdır yoksada bizim duygularımızın
kitapla olan buluşmasındaki, intibakındaki derinlik midir? Bilemiyorum.
Belkide her ikisi birden. Bir derinlik başka bir derinlikle bir araya
gelince okur bir başka boyuta doğru sürüklenip gidiyor... insan kendi
boyutlarını aşıp bu gerçeklikten kopup başka bir aleme dalıyor
diyebiliriz.Kitabın büyüsü bizi alıp kendi dünyasına ne kadar çok
katabildiği ile alakalı... 2012 - 30 Nisan, 11:01
------------------------------------
Bir kitabın başından sona kadar dolu dolu olması, her satırında bir bilgi
olması, her cümlesinin doğru da olması beklenemez. Eğer kitabın içerisinden
bir paragrafa takılıp, üzerinde tefekküre daldıysanız, şaşırttıysa sizi ve
yeni bir şey verdiyse, amacına ulaşmış demektir... (Renan Seçkin)
Kevser Yeşiltaş:Hayret, her neye karşı olursa olsun, her vakit
insanda büyük değişimlere yol açar... (Beğenmek, takdir etmek, hatta nefret
söylemleri de dahil) her biri, insanın nefsinden gelir..Değişim, bir kere,
ruhunda baş göstermiştir artık.. Menfi ya da müspet değişimleri
kucaklamalıdır ondan gayri...
Bazen tüm kitaptan bir cümle, ya da bir filmde sadece bir sahne, koca bir
resim sergisinde bir tablodaki küçük bir ayrıntı, sizde idrak ile ilgili bir
rezonans yaratabilir. Herkes kapasitesine göre anlayışa ulaşabilir.
Çetin Bal: ..her satırın her cümlenin size hitap etmesi şart değil.
Herkes ihtiyacı olan neyse kendine lazım geleni kitabın içinden bir şekilde
alacaktır.
İnsanlığımızı kaybedersek herşeyimizi kaybederiz. Çünkü göklerin ilahi ışığı
insanlık kabının içinden alemlere rahmet olarak ışıklarını saçar. Ç.BAL
EZOTERİZMİN 1.KURALI, BİLDİĞİN HİÇBİRŞEY ASLINDA DOĞRU DEĞİLDİR
Çetin Bal: Bu sözü ancak izafiyetten mutlak olana geçebilen bir zeka,
bir akıl, bir gönül söyleyebilir. Sözün sahibi bedensiz bir varlık olmalı.
Bizi sorarsanız biz bedenli olmaktan çoktan vazgeçtik. Bedende görünüp
bedende olmayan gönüllerdeniz. Bedenin kimyası değil ancak ruhun meyli
bedenin kimyası üstünde hüküm sürer ve bizi yürütür, konuşturur, sevdirir.
Ve sana söylüyorum; gidecek hiçbir yol yok. Her şey bu anda. Bütün varoluş,
bu anda toplanmıştır. Bu anın içine sığar. Bütün varoluş, yaşadığın anda
akmaktadır. Hepsi bu. - OSHO -
Kanunların sayısı ne kadar fazla ise yolsuzluk o kadar fazla olur.
- Gaius Cornelius Tacitus -
(Gaius Cornelius Tacitus (veya genel bilinen adıyla Cornelius) M.S. 56 - 117
yılları arasında Roma'da yaşamış hatip, avukat, senatör ve tarihçidir.)
Kadın ve Erkeklerin Eşit Ve Özgürce Yaşadıkları sisteme S O S Y A L İ Z M
denir.
- Galina Arturovna Benislavskaya -
İnsanlara karınlarını doyurmak için EKMEK, avunmak için de DİN verin...
Halk, sizin olsun!... II.Katerina Rus Çariçesi
Sonsuz bir aklı kim anlar? Ancak aklı sonsuz olanlar anlar.
Sonsuz bir akılla kim muhabbet edebilir? Aklını sonsuzluğa açanlar elbet.
İnsan aklını, zihnini, kavrayışını sonsuza doğru açtığında artık bir beden
olma kavramının ötesine geçer , mütalaa sonsuza ulaştığında orada artık
sadece kozmosun(evrenin) kendi kendisini bilmesi durumu vardır.O noktada
insan kendini bilen idrak eden evren haline gelir. O noktadan sonra evrensel
akıl ve zihin tekrardan kesrete, insan düşünüşünün, insan kimliğinin
hapishanesine geri döner ve yaşananları dünyasal aklımıza, şuurumuza ,
mantığımıza indirgeyip anlamaya çalışırız. Ç.BAL
Çetin Bal: Buna göre insan sonsuz bir akılla, evrensel bir akılla
kendi sınırlı aklı arasında bir bağlantı kurarak, o akıldan gelen sonsuz
bilgiye kanallık edebilir. Bu kanallık noktasında fikir onun fikri, zikir
onun kendi zikri haline gelir.O ya doğrudan gelir insan gönlüne yada o
gönlün, o zihnin anlayacağı, yadırgamayacağı vesilelerle kendini ifşa eder
insana! Bir sonsuzluğun insanla buluşmasının elbette sonsuzca yolları,
halleri olacaktır.
--------------------------------------------------------------------------
Şu bir gerçekki çocukluğunuzda size dayatılmış, öğretilmiş tüm fikir, inanç
ve düşünce kalıplarını yıkmadan, aşmadan allahın nuruna (hakikate)
ulaşamazsınız! Bir müslüman olarak, hristiyan olarak, budist olarak... ona
ulaşamazsınız sadece biraz zekiyseniz şartlanmalardan sıyrılıp ona ulaşmaya
dair bazı yollar, fikirler, kanaatler, bilgiler elde edebilirsiniz. Hakikate
adım atmak için bir ateistin bilinmeyene olan şartlanmasız saf merakı ile
dolup taşmalısınız. Ve sonraki adım bu devasa sonsuz boşluk olarak görünenin
onun uçsuz bucaksız aklının, ışığının kendisi olduğunu anlamak ve aklınızı
bu devasa akılla bütünleştirmektir. Zaten onunla hep bütündünüz, hiç ayrı
olmadınız! Lakin mesele şu ki bu ayrılık zannının (öyle sanma) ve illüzyonel
algı duvarlarının yıkılması ile kendi gerçeğinize tanık olmak meselesidir
ona karışmak, o olmak! Ç.BAL- 2012- Nisan
On
Güçlü İfade;
1. Hatalıyım
2. Özür dilerim
3. Bunu yapabilirsin
4. Sana inanıyorum
5. Seninle gurur
duyuyorum
6. Teşekkür ederim
7. Sana ihtiyacım var
8. Sana güveniyorum
9. Sana saygı duyuyorum
10. Seni seviyorum
Kullanacağınız pozitif ifadelerle kendi hayatınızda ve İnsanların hayatında
büyük bir fark yaratabilirsiniz!
~ Rich Devos ~
''Gözler sadece penceredir; sen onların içinden bakmazsan onlar göremezler.
Bir pencere nasıl görebilir? Senin pencere kenarında durman gerekir ancak o
zaman görebilirsin.''
Ç.BAL: Güzel bir kalbiniz var hanımefendi. H.K: Teşekkür ederim, güzel olan
güzel görür daima.. Ç.BAL: Çok değil.... sadece sizinle bir çay içmek
isterdim efendim.. öyle konuşmak için falanda değil.. sadece bir kaç
dakikada olsa sessizliğinizi paylaşmak için... :) Belki havadan sudan bir
kaç kelimede bahanesi olur efendim! Amaç bir güzelliği hissetmek... O kadar.
H.K: Sizin güzel yürenizi hissediyorum lakin gelemem. Ç.BAL: Ah ah...
yaklaşımınızdaki zerafet için teşekkür ediyorum lakin beni yanlış anlamış
olabileceğinizden endişe duydum bir an.Keşke böylesi çocuksu sevgi cümleleri
ile yaklaşmasaydım.Beni affediniz efendim. Mahcup oldum.H.K: Lütfen
kırılmayın çok üzülürüm.Sadece kendime özel nedenlerden dolayıdır bu
tavrım.Yoksa sizi yanlış anlamış değilim... Ç.BAL: Bende öyle ümit ediyorum
efendim.O vakit sizde üzülmeyiniz lütfen. Günümüzde maalesef sevgi meselesi
çok yanlış anlaşılıyor efendim. İnsan beklentisiz sevmeli, insan küçük bir
çocuk gibi ilgi göstermeli .. bir şey umarak değil... umarsızca, sonsuzca,
olduğunca, sahiden, içten ve anda kalarak...H.K: Doğrudur efendim.
Katılıyorum düşüncelerinize! Beklentisizce ve koşulsuz sevebilmektir bütün
hüner aslında..:) Ç.BAL: :)
H.K: (Hikaye Kahramanı) - Kısa bir hikaye denemesi -
Baba , Komünizm nedir ?
Komünizm kızım ,sınırın olmadığı bir dünyada ırk yada din ayrımıyla kimsenin
kimseyi üstün görmediği , çalışma saatleri en aza indirilmiş ;herkesin
insanca yaşayabileceği yani işsiz kalmayacağı ,parasız istediği eğitimi
alabileceği ; havaya, suya ,yola para ödemeyeceği bir dünyadır kızım.
--------------------
Merhamet insan ruhunun en değerli yetilerinden biridir. İnsan acı çeken bir
canlı varlığa merhamet duyarak kendini unutur ve onun düştüğü talihsiz
durumu anlar. Bu duyguyla, kendini kendi yalnızlığından kurtarır ve
varlığını başka varlıklarla birleştirme olanağı sağlar. - Tolstoy -
Bugün politikacılar, halkın cehalet içinde kalmasıyla ilgileniyorlar, çünkü
cahil bir halk, fanatizm ve önyargı ekicilerinin, kapitalizmden çıkarı
olanların en iyi müttefiki ve ilerlemenin en büyük düşmanıdır. FIDEL CASTRO
Bir çocuğu eğitmek için yapmanız gereken, ona okumayı
öğretmek ve sonra rahat bırakmaktır. Bundan ötesi beyin yıkamaktır. - Ellen
Gilchrist -
Gülümsemediğin gün, kaybolmuş bir gündür. - Charlie Chaplin -
Hiçbir hükümet faşizmi yok etmek üzere savaşmaz. Burjuvazi, güç elleri
arasında kayıp gittiğinde, ayrıcalıklarını tekrar kazanmak için faşizmi
diriltir.
- Buenaventura Durruti -
Çetin Bal:
Milliyetçilik, vatan severlik bir açıdan olması gereken duygular. Fakat
dünya döndü döneli bu kavramlar (devletçilik, milliyetçilik, faşizm,
ırkçılık) insanın insanı sömürüsünün aracı olmuşlardır hep. Duygusal vatan
sever insanlar hep bu kavramlar kullanılarak birilerinin kirli amaçları için
ayak takımı olarak kullanılmışlardır! Bu nokta vatan, millet, ülkü
anlayışını benimseyen insanların dikkatlerinden kaçmaktadır.Duygusal galeyan
aklı perdeleyerek işin iç yüzünü görmeyi engellemektedir. İşte biz komünist
ve sosyalist düşüncedeki insanlar meselenin bu boyutunu eleştiriyoruz.Belli
bir kesimin aile çıkarları bir takım kavram oyunları ile üstü örtülmekte ve
kitleler provakatif edebiyatla özgür düşünen, gerçeği görebilecek çaptaki
grupların, fikir sistemlerinin üstüne yürütülmektedir. Tarih boyunca bu hep
böyle olmuştur.Birileri sana bu düşmanın dediğinde git kütüphaneye ve düşman
bellediğin insanların felsefelerini, amaçlarını, savundukları fikri
sistemleri araştır, incele, irdele, düşün sonra düşman olacaksan ol!! Ama
önce oku, bilgi sahibi ol, öğren! Ne için, kime karşı savaştığını, düşman
yapıldığını bilerek mücadele et hiç olmazsa!!
Dünyada insan zekasının bir çırpıda kavramakta güçlük çekeceği bir ilişkiler
çarkı var. Kapitalizm! Sen bir yanda sokakta sosyalist kovalarken diğer
yanda kız kardeşin kapitalist tekellerin lüks arabalarınca alınıp sokak
köşesinde bırakılıyor. Sistemin haritasını tümüyle önüne serip bağlantıları
takip edersen göreceksinki kız kardeşinin o arabaya binmesinde seninde
katkın var.. !
Dinle küçük adam KULLANILIYORSUN! KANDIRILIYORSUN, ALDATILIYORSUN! ve en
önemliside dünyayı, olup bitenleri sorgulamıyorsun!
27 Nisan -2012
--------------------------------------------------------
''Adem'' karnından doğrurur ''insan'' beyninden doğurur. - Üstad Muzaffer
Kınalı -
Çetin Bal:
Bu cümlelerdeki mana insanın düşünceleri ile dublemen beden ( kopya beden)
şeklinde kendi benzerlerini üreterek bu bedenleri sonsuz alemlerdeki,
boyutlardaki noktalara intikal ettirmesi ve insanın kendi şuurunu ilgili
alemlerin(ortamların) yaşam formları içerisine nakletmesi anlamındadır.Yani
insan kendi düşünce ve zihninin yardımı ile fizik bedendeki enerjisel
hasletleride (plazmik enerjileri) kullanarak kendini kainatın pek çok
noktasında varedebilir. Buna insanın değişik evrenlerde , yaşam
ortamlarında, başka galaksilerde kendi kopyalarını yaratması diyebiliriz.
--------------------------------------------------------------
...ya arkadaşım tüm bu kainat senin olsun, hepsi senin olsun :) Biz olmasın
demiyoruz :) Ama ona sahip olacak hale gelde senin olsun. Sınır yok!! Bunu
yapamazsın, edemezsin diye birşey yok. Herşey adaletlidir. Allah kimseye çok
veya az vermez. Kimseyede torpil yapmaz.Öyle allah olurmu? Olmaz! Olurmu
böyle? Olmaz! Böyle olursa adalete yakışmaz. Allah hiçbir şeyi gizlemez
saklamaz! Herkese herşeyi vermiştir. Hiçbir şeyi gizlememiş allah! Gizlilik
bizden tarafta yer alır, bizim görüş ve anlayış ufkumuzun sınırlarından
kaynaklanır.Biz görmediklerimizi gizli olarak varsayıyoruz.Görmeyince yok
sayıyoruz.Oysaki herşey ap açık! Gizli yok! (26 Nisan 2012 - Denizli ) -
Üstad Muzaffer Kınalı -
''Ruhsal plandan herkese durduk yerde ilim ve nasip verilmez, hak edene
verilir, çünkü verileni titreşimsel düzeyde alacak ve hakkıyla yansıtacak
kişi liyakatli varlıktır...
Bundan dolayı vazife verilmez alınır...
Yeter ki o dalga boyuna girmeye niyet et...''
Allah aşkı deyip ortalıkta dönüp durmak laf-ı güzâflıktır. Bu
riya kokan bir haldir. Allah aşkı içinde olan kişi insan aşkı ile dolu olur,
insanlara din, dil, ırk, renk.. ayırmaksızın bir gözle bakar. O kişi ki tüm
yaratılanlara sevgi ve muhabbet besler. Tüm yaratılanlara hizmet aşkı ile
dolup taşar. Ç.BAL
LAF-I GÜZAF : 1. Boş yere söz. Boş lâkırdı. 2. Manasız boş söz. 3. Kuru
gürültü.
•Çok
konuşmazdı
•Daima düşünceliydi
•Kötü söz söylemezdi
•Kimseyle çekişmezdi
•Her zaman ağır başlıydı
•Boş şeylerle
uğraşmazdı
•Dünya işleri için kızmazdı
•Lüzumsuz yere konuşmazdı
•Umanı umutsuzluğa düşürmezdi
•Kimsenin kusurunu araştırmazdı
•Vakar ve sükunetle rahatça yürürdü
•Susması konuşmasından uzun sürerdi
•Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi
•Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı
•Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı
•Sıkıntılı halinde kabalaşmaz,bağırmazdı
•Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi
•Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı
•Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı
•Yürürken beraberindekilerin gerisinde gerisinde yürürdü
•Konuştuğunda ne fala ne de eksik söz kullanırdı
•Bulunduğu mecliste ayrıcalıktı bir yere oturmazdı
•Sıradan değildi,ama sıradan insanlar gibi yaşardı
•Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi
•Kimse hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi
•Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir halet-i ruhiye ile dururdu
•Adet üzere sarfedilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı
•Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı
•Fakirlerle birlikte yerdi, Öyle ki onlardan ayırt edilmezdi
•Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi
•Düşmanlarını affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değerde verirdi
•Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ayıplardı
•Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmazdı
•Adımlarını geniş atar,yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi
•Dostlarına şöyle derdi, Dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi ol,
•Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi,’’İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve
saptırmaktan,kanmaktan ve kandırmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa
uğramaktan, saygısız etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım’’
(Hz.Muhammed'e atfedilen bazı özellikler)
Şahin Gürses:
4 milyon hadis-i şerif atfedildiğine göre, bunlar az bile. Hesap ettim
günde 10 cümle kursa, toplam 1111 yıl 1 ay yaşaması gerekiyormuş. Artı birde
peygamber olduğu yaş ilave edilirse 1151 yıl 1 ay yapıyor. Hadi diyelim ki
günde 20 tane söylemiş olsun, 575 yıl 5 ay 15 gün yaşamış olması gerekiyor.
Hadi yine yanıldım günde 40 tane söylemiş olsun, o zaman 287 yıl 8 ay 1
hafta yaşaması gerekiyor. Diyelim ki günde 100 tane söylemiş olsun, o
zamanda 115 yıl 1 ay 12 gün yaşamış olması gerekiyor. hadi son kez günde 200
tane söylediğini farz edelim. O zaman 57 yıl 6 ay 15 gün yaşamış olması
lazım. Ancak bu bile yetmiyor.
Üstelik günde 200 ayrı konuda söylenecek söz içinde bir olay olması gerekir.
Çoğu durup duruken söylenmemiş, bazı olayları açıklamak için sarfedilmiştir.
10 Dk da bir bir söz söylediğini varsaysak 10x200=2000 dk 2000/24=83 saat,
uyku hariç, yemek hariç, savaş hariç, namaz kılmak hariç, su içmek hariç,
seks hariç, ve diğer herşey hariç bir gün için 83 saat gerekmektedir.
Bu 4 milyon hadisi masonlar, komünistler, kafirler, yahudiler veya bir
başkaları uydurmadı. Müslümanlar uydurdu. O'nun ağzından mış gibi laf
üretebiliyorlarsa, daha neler üretilmemiştir kim bilir?
Nedense müslümanlar bir çok konuda olduğu gibi yine sessiz kalıyorlar.
Dilerseniz sizin(inananların) seçeceğiniz konularda da bazı bilgiler
aktarabilirim.
Saygılarımla...
Çetin BAL:
Şahin bey düşündüğüm noktaya temas etmişsin. Tabikide bu sayının çokluğu
Hz.Muhammed'e dair görüş ifade eden çok kişinin gerek aynı mevzuatları kendi
görüşlerince, duyuşlarınca gereksede kendi yorumlarınca konuya dahil
etmelerinden kaynaklanmaktadır. Birde olayın başka boyutlarıda var.. Hz.
Muhammed vefat ettikten sonrada rüyalarda, hissi olarak, kalbi olarak
görüntü alan, bilgi alan insanların peygamber hakkındaki ifadelerinide
katarsak pegamberimize atıf edilen hikayelerin/sözlerin/hadidlerin sayısı
oldukça büyür. Tüm bu kadar rivayete/anlatıya yalan diyemeyiz. Peki hepsi
doğru diyebilir miyiz? Belki bir yere kadar! Bu rivayetleri(hadistirler,
görüşler.. vb) dikkate alırken islam dininin kutsal kitabı dikkate
alınabilir. Onunda yetmediği noktada akıl ve mantık ölçüleri dikkate alınır,
ilmi boyut dikkate alınabilir. Bunlarında yetmediği yerde kalbi olarak
mesele mütalaa edilebilir. Rivayetler/ hikayeler/ ifadeler /hadisler/nakil
bilgiler aklın, mantığın, ilmin, sezgilerin, kalbin, hissiyatın, vicdanın
süzgeçlerinden geçirilerek bir kanaate varılır. Sözler akla uygunsa, mantığa
uygunsa, ilme uygunsa o zaman bunu peygamberimiz söylemiştir deriz. Hatta
Hz.Muhammedin bir sözüne göre şöyle dediği rivayet edilir... bizden sonra
hakkımızda bir sürü hadis bağlamında sözler söylenecektir.. eğer söylenenler
akla, ilme uygunsa bunu biz söylemişizdir diyor. Bu ne demek? Bu şu demek..
bir ifade bir söz akla, mantığa, kalbe hitap eden tutarlılıkta ve güzellikte
ise insana pozitif duygular veriyorsa o söz kimin tarafından söylenmişse
söylensin bizden ayrı değildir anlamına gelmektedir.
Tabiki Şahin bey hadislerin
hepsinin birebir peygamberimize ait olduğuna dair bir yorum getiremeyiz.
Zaten bunu sizin söylediğiniz şekilde islam din alimleride söylüyor. Ve bu
konularda gerçek olabilecek ve şüpheli hadisler diye hadisleri ayımışmışlar.
bir çok titiz incelemeler yapılmış. Bu kadar hadis düşünülünce işin içine
bir takım yorumlarında, hissi yaklaşımlarında girdiğini düşünebiliriz.
Ama ben hadislerin bu kadar
çok olmasını bir zenginlik olarak görüyorum... bence bir zararı yok.. akla
uyduktan sonra selam olsun peygamberimize der geçerim.. benim zihnim, gönlüm
peygamberden yayılan ışığa odaklı... şunu demiş bunu demiş tartışmaları bir
noktadan sonra bana göre anlamsız.. insan hakikati kalbende hisseder zaten.
----------------------------------------------------------------------
DÜZENİN MEYDANA GETİRDİĞİ ZİHİN FORMLARINI TAŞIYANLARIN GERÇEĞİ ANLAMALARI
ZORDUR . Gerek dini konularda, gerek öğretilen diğer konularda
şartlandığının ahkamını kesmek durumunda olanlar evrensel gerçeği
anlayamazlar.
- Üstad Muzaffer Kınalı -
Mahmut Hoş: Nasreddin Hoca bir gün sazı eline almış. Ha bire aynı
notayı çalıyor. Hanımı
- Aman hoca başka nota bilmez misin?
Hoca
-Hanım sus. Millet yıllardır bu notayı arıyor. Sonunda ben bunu buldum der.
Şimdi Peygamberler ölümü göze alma pahasına kendilerine bildirileni tebliğ
ederken bazı gerçekleri de sakladılar mı? Onlar adına konuşmak ne kadar
mantıklı! Kendi bildiğiniz bir şeyi, sanki Peygamberler de biliyordu ama
söylemedi numaralarından başka nedir bu?
Üstad Muzaffer Kınalı: Her devirde gerek tebliğ alanlar gerek
önsezisi gelişmiş olanlar gerekse zaman ve mekan içinde seyahati neticesinde
bilgi alanlar bilgiyi ancak o bilgiyi alabilecek olanlara söylemek
mecburiyetindeler. Yerine göre bilgi zamansız söylenince kışkırtma, fevri
hareketler hatta tavırlar sergilendiği gibi fitne dahi çıkmasına sebep
olabilir.Arif kişi neyin, nerede ne zaman konuşulacağını bilen kişidir. Halk
arasında buna saman pazarında mücevher satılmaz denir. Bazılarıda
hakikatleri alenen açıklayamasalar bile bazı geniş anlamı olan kelimeler
içerisinde gizleyerek anlatırlar. Mesela Yunus Emre ete kemiğe büründüm
Yunus diye göründüm demiş ama tepki almamış. Bunu o zaman için sadece
Mevlana anlayabildi. Hatta mevlana bu sözü duyunca vay koca yörük vay benim
gittiğim yerlerde hep onun ayak izlerine rastladım diyerek hayranlığını
belirtiyor. Ama Hallac-ı mansur sözünü gizleyemedi.. sadece arif olana
söyleyeceği sözü doğrudan avama (halka) söyledi onun için kellesini
verdi.Biz sözümüzü anlayabilene açıkca söyleriz.Yada halkın anlayabilmesi
içinde konuyu hikaye bazında halkın anlayabileceği şekilde ifadeye
çalışırız.Anlayanlara selam olsun.
Çetin Bal: Senin milyonlarca kişiden ayrıcalığın nedir? Mahmut hocam
senin mantığından bakarsak büyük üstadlar dünya kurulduktan itibaren bir
ağacın dibine oturup çağlar değiştikçe her gelen geçen insana sirk gösterisi
babında ispat merkezi kurmaları gerekir.Şimdi sen bana bir cevap vereceksin
ama kendi düşündüğün, bildiğin, ezberlediğin üstünden bir yanıt vereceksin.
Buna sadece kendini duyup kendinden kendine yanıt vermek denir. Böyle olursa
gelişme olmaz. Bir daire boyunca şuur ve idrak aynı noktada döner durur.
Konu hakkında ehil olan bizlerin yada başkasının yazdıklarını düşünüp,
anlamaya gayret edip bir anlam çıkartmaya çalışmak, bir idrake varmaya
çalışmak kolay değil. Bu hiç olmayacak anlamınada gelmez. Zamanla bazı
konular değişik kaynaklardan tarandıkça hazmedilecek, kavranılacak ve idrak
edilecektir. GERÇEKTEN BİZİ DUYAN BİZİ ANLAR!
GÖNLÜ HÜR, AKLI HÜR, KALBİ HÜR, VİCDANI HÜR OLMALI İNSANIN! ŞARTLANMAMALI,
TAKILMAMALI HİÇBİR ŞEYE! - Üstad Muzaffer Kınalı -
Sahip olduğumuz tüm inançlar, düşünceler, fikirler, kültür
kalıpları, bakış açılarımız bize ailemiz ve çevremiz tarafından
bebekliğimizden itibaren dayatılmıştır/empoze edilmiştir!! Hepimiz tüm bu
fikirsel şablonlardan kendimize bir tür kişilik kalıbı kurarak hayata o
kişilik penceresi içinden bakarız. Ç.BAL
Çetin Bal: YERLEŞİK DÜŞÜNCE BİÇİMLERİNE BAŞ KALDIR!! GERÇEĞİ ARA,
ÖZGÜR DÜŞÜN!
Bir İz: Toplumsal şartlandırmalar ve ailemizin tutumu beynimizi
kitliyor,şartlanmalar,kalıplar blokaj körlülüğüne sebep oluyor.Ama yine de
çözüm herzaman bizde,farkındalığımızda,hayatı sorgulamamızda..
Yunus Emre Şahin: Sanırım islamiyette bu dayatılanlar arasında
yanılıyor muyum hocam?
Çetin Bal: Dinlerde temelde benim dediğimden farklı bir şeyi ima
etmiyorlar. Ama mesele şu ki.. dini söylemlerle muhatap olan kişinin algı
derinliği ne kadarlık bir gerçeği idrake izin veriyor. Meseleye böyle bakmak
lazım.Ne kadarını farkedebiliyor insan! Kişi kendine izin verdiğince o
nispette sonsuz bilgiden nasiplenir.
Akıl, zeka, anlayış, kavrayış, hazım kapasiten, kabın bir gazoz şişesi
kadarsa.. o kadarını alırsın.. o kadarını anlarsın, kavrarsın. İnsan
çevresine bakıp bu olan biten nedir diye sorgulamaya başladığında bu bakış
ucu bucağı olmayan bir anlam okyanusun kıyısına gelmek gibidir. Senin bu
okyanustan alacağın/ anlayacağın kendi kabın kadardır.
--------------------------------------------------------------------------
Beton duvarlarla örülü bir hapishaneden kaçmak kolaydır ama
insanın kendi fikirleri ile ördüğü ve aklını, gönlünü, düşüncelerini içine
hapsettiği sabit fikirler ve inançlar hapishanesinden özgürleşmesi o kadarda
kolay değildir.Duygularımız aklımızı tutsak alan hapishanemiz olabilir.
Bir çok insan psikolojik boyuttaki korkularından dolayı
zihnini ve belleklerini kendi kendilerine perdeleyip antenlerini içe
çekmişlerdir.Kendilerini farklı düşüncelere, farklı fikirlere, farklı
anlayışlara, farklı bakış açılarına kapatmışlardır. Bir takım zihinsel ,
fikirsel, yargısal suizanlarla/Sû-izan (kötü zan) kendilerini, düşüncelerini
perdeleyerek sınırlamışlardır. Buna insanın kendini korkulardan , sabit
fikirlerden, öyle sanmalardan yapılmış bir duvarın ardına yada örülmüş bir
kafesin ardına hapsetmesi diyebiliriz. Ç. BAL- 26 Nisan - 2012 -
Denizli
Onu dinlemek ya da düşüncelerini okumak, insanın kendisiyle ve dünyayla
şaşırtıcı bir sabah tazeliğinde karşılaşması gibi... - Anne Morrow Lindbergh
-
Facebookta değişik görüş ve fikirlerden bir çok dostumuz arkadaşlarımız var.
Bu arkadaşların bir çoğu bizi bilim adamı kelimesini kullanmak istemesemde
bilim insanı diyelim hadi daha mütevazi olalım bir ''bilim sever'' bir insan
olarak görüyorlar diyelim. Bu mevhalde gereksiz siyasi, politik, dini
söylemlere girmemem gerektiğini düşünüyorum. Bir yandanda düşünürsek hayatın
kendisi , yaşamın kendisi siyaset, felsefe ve politika içeriyor zaten.
Aslında hepimiz kendi düzeyimizde, yaşama olan bakış açımızla, düşünme
biçimimizle, sahip olduğumuz fikirlerle bir şekilde felsefe, politika ve
siyaset yapıyoruz. Bunu böyle düşünürsek elbetteki bu sayfalarda hepimiz
herşeyi, her konuyu tartışıp konuşabiliriz. ... farklı düşüncelere, farklı
görüşlere saygı duyarak ve toplumu ayrıştıran radikal söylemlerden uzak
durarak tabiki!! Bu arada kişi olarak, sayfa olarak insanın bir hedef
kitlesi, bir ana düşünce ekseni ve bir gayesi olmalı. Bizim gayemiz özetle
insanı ruhsal/evrensel boyutları ile tanımak ve anlamaya, anlatmaya gayret
etmektir. Ç.BAL- 2012- Denizli
Çetin Bal:
Küçümseme amaçlı, rencide etme gayesi taşıyan( zaten böyle bir gaye olmaz
ama bu şekilde bilmeden böyle bir yansıtım yada yanlış üslup olabilir)
toplumu ayrıştıran, hoşgörü, sevgi, saygı içermeyen gereksiz eleştiri ve
tenkitlerde karşı tarafta elbetteki bir sıkıntı yaratır.Bunlarada dikkat
etmek gerekir. Daha pozitif eleştiriler, daha yumuşak , kırmayan, yermeyen
tenkitler getirerek sorunlara işaret edilebilir.Mütevazı olup, tevazu içinde
samimi ve içten iyi niyetli şekilde insanlara yaklaşınca herkes birbirini
sever, sayar, dinler ve anlar.Böylece herkes birbirine yardımcı olur,
birbirini yükseltir, yüceltir. Böylece toplumda bir birliktelik, beraberlik
ruhu ortaya çıkar.
Fikirler, zikirler farklı olsada kimi zaman bu farklılıkların bir çatışma
sebebi arzetmesi hoş değil, doğru değil. İnsanlar mülahazara ve fikri
diyaloglarla bir anlaşma, buluşma noktası/zemini aramalılar.2012- 26 Nisan
Filiz Ateş:
Çetin bey yazılarınızda hayat buluyorum ve çok teşekkür ediyorum.
Çetin Bal: Ben tşk. ederim sevgi dolu ifadeleriniz için.
Ne evrende toz kadar olan şu dünyayı nede o dünya içindeki
herhangi bir etnik ırkı yada herhangi bir dini inancı sahiplenmiyorum diye
bana kimse gönül koymasın! Benim aidiyet duyabileceğim tek şey KOZMOS 'tur.
Sonsuz varoluş benim evim ve onun içindeki tüm yaratılmış canlarda benim
kardeşlerimdir. Ç.BAL- 2012 - Nisan
Tecelliyat Nur: bu güzel..bende sizin gibi düşünüyorum.ama tek
farkla,ben kozmosla nasıl bağlantı kurucamı dinlerin orjinalinden
öğreniyorum.
Çetin Bal: Ben dinlere karşı değilim nur! Dinler allaha (evrensel
zeka) açılan kapılara, yol ve yöntemlere/kanallara sahiptir. Kendini doğru
şekilde kanalize edebilen, gönlünü sonsuzluğa açabilen her kişi bu irtibatı
sağlayabilir.
Mehmet Ulvi Topçuoglu: Çetin hocam kızma ama:) dün kısa tanımlara
sığdıramadığın allah kavramını iki kelimede parantez içine sığdırmışsın..:)
İnsanların çoğu beni anlamakta güçlük çekiyorlar. Benden
öncelikle milliyetçi, ırkçı, faşist olmaz! Benden alman, rus, kürt, türk,
ingiliz, yunan, ermeni, çingen.. vb gibi bir ülkeye/millete aidiyet
beklenmesi mümkün değil!!! Ben kendimi milletler üstü bir insan olarak
görüyorum. Bir milletin diğer millete olan üstünlüğü benim idrak dünyama
ters geliyor. Biz burada insanlığı yüceltme, insanları birleştirmek bir
araya getirmek için konuşuruz ancak. Ben sosyalist bir insanım.Yada komünist
bir manefestoyu ilkesel bazda doğru görüyorum.Ama realitenin gerçekleri
neyse o gerçeklere göre düşünürüm.Dünyanın şuur konseptine göre insanları
idare edebilecek sistem şu aşamada kapitalist sistemdir. Ben evrensel
düşünen ve tüm inançlarıda kaynak olarak BİR gören bir bakış açısında
sahibim. Bana kimse milliyetçi değilim diye yada belli bir dini görüşü
benimsemiyorum diye gönül koyup gücenmesin! Benim için tüm dinler birdir.
Benim için dinin temeli güzel ahlaktır. Ç.BAL
Benim dünyaya olan bakış açımı en güzel şekilde özetleyen kelimeler şu veciz
sözlerdir.
<<Dünya benim ülkem, insanlar benim kardeşlerim, iyilik yapmak da benim
dinimdir. >> THOMAS PAİNE
Naci Kaplan: İnançlar, etnik kimlikler ve ideolojiler insanı insan
yapmaz, tam tersine öteki diğer insanlardan uzaklaştırır.
Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir. - Balley -
Dünyada olmak vardır, bir de dünyadan yana olmak vardır. Bütün mesele,
dünyadan yana olarak tecrübe değil, dünyada olarak, dünyayı kullanarak
tecrübe yapmaktır... Maddeyi aşmak konusunu böyle anlamalısınız... - Ergün
Arıkdal -
Üstadla sohbetten bir bölüm..
Üstad Muzaffer Kınalı : ...Kainat tarlasına olumlu düşünceler, olumlu
dalgalar yayıyorsun, sevgi yayıyorsun. Bunlar sana olumsuz olarak geri
dönmez elbet.Pozitif olarak döner. Ama bu düşünce dalgaları dediğimizde
güçlü olan dalgalarla zayıf olan dalgalar arasında bir fark var!? Aynı
frekansa yakın düşünce dalgaları pek birbirlerine o kadar tesir
etmiyor.Sanki belli bir band aralığındaki dalgalar birbirine karşı nötür
gibiler. Denizdeki dalgalar gibi düşün. Ama üstün dalga boylarına sahip
düşünceler (sevgi, aşk, samimiyet, içtenlik, iyi niyet ) üreten kişiler alt
dalga boylarına sahip (nefret, kıskançlık, ego) zihinleri, düşünce
frekanslarını, zihin kalıplarını değiştirebiliyorlar. Kendi arzuları
doğrultusunda alt dalga frekansına sahip beyinleri kendi istedikleri şekilde
düşünmeye zorlayabiliyorlar. İşin sırrı burada!! İyi dinle Çetin. Muhatap
olduğun bir kişinin yada çevrendeki kişilerin zihin ve düşünce frekansları
alt dalga boyunda olduğu için senin yüksek duygu ve düşünce frekansların
(senden yayılan enerji dalgaları) beyni alt frekansta titreşen tüm
beyinlerin düşünce formlarını değiştirecektir. Ama az ama çok! Bu senin
düşüncelerinin ahengine , doğruluğuna, ve içindeki sevgiye bağlı.Güzel
düşünceler barındıran doğru bir zihin dalgası deniz dalgaları içindeki
tsunami dalgası gibidir. Daima yüksek ve üstün şuurlar, fikirler,
düşünceler, duygular, üstün düşünce frekansları alt frekansları
etkileyecektir.Öyleyse sen doğru düşünce ile tüm dünyayı bile
değiştirebilirsin. (Sohbet Denizli'de 2012 -Mart ayı içinde kayda
alınmıştır)
Çetin Bal: Maddeler donmuş enerjidir. Alt dalga frekanslarını temsil
ederler Eğer insan düşünceleri yüksek frekanslı bir düzeyde titreşerek
maddeler üzerine yönelirse bu düşünce titreşimleri maddeyle rastlaştığı
noktada maddenin mahiyetini bile değiştirebilir. Yüksek düşünce dalgaları
maddenin özündeki dalgalarla rezonans kanununca etkileşerek tesir ve etki
ederek onu başka bir şeye dönüştürebilir.Düşünce ne kadar yüksek, nurani,
sevgi dolu olursa madde titreşimlerini etkisi altına alıp yeni baştan
maddeye bir ayar vermeside o kadar mümkün. Buna yoğunlaşmış düşük titreşimli
madde frekanslarını üst frekanslarla yeniden düzenleme diyelim.Bu sayede kum
atına dönüşebilir. Buradan ilmi bir gerçek ortaya çıkıyor... madde
yoğunlaşmış düşünce enerjisi kalıbıdır.
Filiz Ateş: e peki kötü düşünceli insanlar bunu nasıl başarıyorlar
onlar nasıl istediklerini elde edebiliyorlar
Çetin Bal: Tek etki kanalı doğrudan zihin değilki.. bir çok madde
içinde kanallar var.. en başta dil, sözlü provakasyon, reklamlar, algı
çarpıtması yaratmak.. vb maddi düzeydede provakatif bir çok kanal var.
Dergiler, gazeteler, arkadaş çevresi (dedikodular), sinema, diziler.. aile
baskısı.. gelenekler, görenekler, genlerden gelen tesirler, kültürden gelen
baskın fikirler, düşünceler.. vb gibi. 2012 -26 Nisan, 02:24
--------------------------------------------------------
Bazen Üstad Muzaffer Kınalı değişik konularda sohbetler yapıyoruz.
Geçenlerde bir sohbet yaptık. Zihin ve şuur kontrolü üstüne. Üstad tabi
olayı detaylarına kadar anlattı. Bana yayınlarsın demişti ama biraz düşündüm
bilgiler bana tehlikeli geldi. Yani meseleyi ciddiye alan biri üstadın
ifadelerinden yola çıkıp olayı kara majik bir şekle dökebilir. Zaten olay
özet olarak the secret gibi kitaplarda anlatılsada üstad olayı oldukça
mantıksal bir çerçevede anlatıyorki inanmayan kişi bile aklına yatıp
uygulamaya girebilir. Bence bu tarz uygulamalar art niyetli insanların
elinde insanlığı yıkıma götürebilir. Diğer yandan bu zihin kontrolünü abd ve
gelişmiş ülkelerin askeri tesislerde uygulama noktasını çoktan aştı. Artık
farklı düzeydeki deneylere girişiyorlar.Yönlendirilmiş radyo dalgaları ile
maddeleri (tank, uçak, yakıt depoları..) bir yerden diğerine ışınlamak
gibi.. vb . Ç.BAL
Kozmik Tohum: ben dünyaya inmiş ırkların buradaki yaşamı manuple
edip,genetik oynamalarla insan ırkını oluşturduklarına inanıyorum. bu
genetik manupleyi yapanlar tevratta, nefilimler, sümerde annunakiler diye
geçer, ve sümer mitolojisinde nibirru (marduk) gezegeninden dünyaya inmiş
tanrıların isimleridir annunaki. Manupleyi yapan enki dir, dünyadaki
satanistlerin çoğu şeytan olarak enkiye tapar, bu menupleyi yaptıranda,
enkinin kardeşi enlil dir. Bunlar sümer mitolojisi diye geçer, ben hepsinin
bire bir doğru olduğuna inanırım.
Bir devlet cinayet işlemeye başladığı zaman kendine daima vatan adını takar.
- Friedrich Dürrenmatt -
Bir insanı değerlendirmenin en iyi yolu; konforlu ve mantıklı bir ortamda
nasıl davrandığına değil, mücadele ve uyuşmazlık durumunda nasıl bir duruş
sergilediğine bakmaktır. - Martin Luther King -
'Sevginin dili, dini, ırkı yoktur!..'
''Ezoterik ve spritüel öğretmenler asırlardır bizim bedenimizin kelimeler ve
düşüncelerle programlanabileceğini biliyorlardı.''
Sözler gerçekleri yaratmaz; onlar ya tarif , ya tahrif ederler. Gerçek olan
daima sözsüzdür. - Maharaj -
''İnsanların hareketleri, kelimelerden daha yüksek bir sesle konuşur.''
Gerçekle dolu olan alimler, veliler, arifler suskundurlar, mahsundurlar.
Gerçek, dudaklardan dökülmesede gerçeğin ışığı tüm bir teni baştan aşağı
sarar ve insandan masumiyet olarak taşarak kendini ifşa eder. Ç.BAL
Çetin Bal: Gerçeği içinde
saklayan kişiden taşan sözler dünya kokmaz!!!
Milli ve dini argümanlar içinden dışarı çıkıp tüm insanlığa hitap edemeyen
birisinin evrensellik iddiasında bulunması gülünç olur.Kendilerini bir
kategoriye, bir kalıba koyanlar evrenselim diyemezler. Evrenselin aidiyeti
olmaz!!Evrenselin dili, dini, adı, ırkı, milliyeti, vatanı, inancı, fikri,
zikri AŞK tır!
Tanrıya yakın olmanın pek çok şekli vardır. Kimi devasa bilgisi ve zekası
ile ona yakın dururken kimisi devasa bir kozmik akıl noktasına yükselerek
ona yakın olur. Bazıları sonsuza uzanan sezgileri ile ona yakın olur. Bazısı
kalbin içinde dolaşıp duran uçsuz bucaksız hisleri ile tanrının hissi
boyutuna yakın olur. Bilgi ve kültür olarak ona gitmek için sayısız
galaksilerden, dünya okullarından mezun olmak gerekirken onun hissi boyutuna
yükselmek tek bir an içinde mümkünlük arzedebilmektedir. O yüzden yerlerde
gezen bir karıncada olsa tanrı ile olan yakınlığını bilemezsin. Sen sen ol
tevazu dolu duruşundan vazgeçme. Ç.BAL
--------------------------------------
Önyargı ; İçinde yaşadığımız toplumdaki bir çok sorunun ana nedeni,
bireylerin yeterli bilgiye sahip olmadan olayları yorumlamasıdır.
Kelime anlamıyla önyargı; Bir kimseyle ya da şeyle ilgili olarak, belirli
bir olaya, duruma ya da görmeye dayanan, önceden edinilmiş olumlu ya da
olumsuz kanıya varmak demektir...
Toplumbilimsel anlamda önyargı ise; Bir bireyde, öteki bireylere ya da
toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan,
koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan sığ inanç diyebiliriz...
Ruhbilimsel anlamda önyargı ise; Kişinin, herhangi bir konuda, yeterli
kanıta dayanmayan, karşıtı kanıtlansa bile değiştirilemeyen olumlu ya da
olumsuz yargısı demektir... (alıntı)
Sen bilir isen kendini, O’da bilir kendini..
Sen tanır isen Nefsini, O’da tanır kendi Nefsini..
O vakit Arif olursun, Hakk Makamına ulaşırsın.
Alemler görünür, bütünleşir Ayn’ında,
Olur Tek Alem
Hakk gözünden seyr eylersin Cümle Alemi...
Muhyiddin İbn-i Arabi / Futuhat-ı Mekkiye eserinden..
Anlatılanları, söylenenleri ne körü körüne sorgusuz sualsiz kabul edin nede
körü körüne sorgusuz sualsiz reddedin. Aklın kalbin terazilerinde bilgiyi,
fikirleri, düşünceleri tartın, irdeleyin, kıyaslamalar yapın, analizler
yapın kendi sentezinizi, yorumunuzu ortaya koyun. Bilgiyi eşek misali
sırtınıza almayın, bilginin eşekliğini yapmaktan çok bilgi varlığınıza
katılmalı sizi genişletmeli, sizi yüceltip büyütmeli. Bir nakilci, aracı
olmaktan çıkıp bilginin kaynağı olun. Güneşi yansıtan bir ayna değil güneşin
kendisi olun.Bilgi sizden sadece yazı olarak, söz olarak taşmasın, bilgi
sizden HAL olarakta taşsın!! Ç.BAL- 2012 -Nisan
Çetin Bal:
Peygamberlerin , üstadların, ariflerin, velilerin sesine kulak vermek,
onların sözlerini dinleyip, bilgilerini değerlendirip dünyayı bu bilgiler
ışığında anlamaya çalışmak güzel ama peygamber (veli, arif..) gözüne,
aklına, haline sahip olmak daha güzeldir.Böylece evrensel bilgiye doğrudan
kendi gözlerinizle seyirci olabilirsiniz. Ancak böyle olursa nakil
bilgilerin takipçisi olmaktan öteye geçerek bilgiyle birebir hemhal
olabilir/doğrudan kaynakla temas kurabilirsiniz.
--------------------------------------------------------------------
Soru: Çetin bey sizi takip eden biri olarak bir şey soracağım Üstad
Muzaffer Kınalı'yı okuyorum, takip ediyorum, söylediklerini inandırıcı
buluyorum.Aslında ben öyle kültürlü bilgili bir insan değilim ama üstadın
yazılarını okurum, kalbime danışır inanırım fakat onu eleştirenler kafa
karıştırıyor.Bazen havsalam almadığı için eleştirilere inanasım
geliyor.Sizin fikrinizi öğrenmek isterim.
Ç.BAL: Tabikide üstad yada veli bir zat olsa bile herkesin
eleştirilecek yanları olabilir. Kimse mükemmel değildir. Üstadımızda olsa o
da nihayetinde insandır. Eksikleri hataları olabilir.Kişisel zaafları
olabilir. Kimi zaman sürç-i lisan boyutunda eksik yada hatalı gibi görünen
yorumları olabilir. Fakat başkalarının üstad hakkındaki kanaatlerini dikkate
almaktan çok önemli olan sizin kalben ne hissettiğinizdir. Başkaları kendi
bulanık düşünce ve fikirlerini kanaatlerine katarak kendi şahsi kanaatlerini
gerçekmiş gibi sunabilirler. Bir örnek vermek gerekirse mesele aldığınız bir
hapın, ilacın ruhu yüceltip, anlayışınızı , idrakinizi açan bir tesir yapıp
yapmadığıdır.Alınan bilginin sizi bir şekilde ruhen şifalandırması lazım.
Yargılamak, dışardan yorum yapmak kolay. Yargılayanlar yargıladıkları
kişiden ne kadar üstün onu sorgulamak lazım.Kim olursa olsun insanların
güzel yanlarına odaklanmak güzel görmek gerekir. Bu genel hayat felsefesi
olmalı.Güzel bakan güzel görür. Başımıza gelen pek çok olayda böyledir. Şer
bir olayı hayırdır diyerek karşıladığımızda, sabır, metanet gösterdiğimizde
bu düşünce dalgaları şer olan olayı hayra çevirir. Yada hayır olacak bir
olayı ön yargılı yaklaşımlarla şer olarak telakki ettiğimizde hayır olan
olayın rengi beyazdan siyaha doğru renk değiştirmeye başlar. Düşüncenin bir
tesir gücü var.Öyle sanmanın, öyle varsaymanın bile bir tesiri var olaylar
üstünde. Öyleyse her zaman güzel zanlarla, güzel beklentilerle dolu olmak
gerekir. Tabi bu ayrı bir olay, farklı bir mevzuat. Sadece belirtmek
istedim.
------------------------------------------------------------
Zaman ve uzay (mekan) aynı mekanizmanın veçheleridir. Bir anlamda uzay,
dualite içinde ayrılığa ve sıralı zaman ölçübiliminin amaçlı programlanmış
illüzyonunun programına izin veren matrikssel kinetik formatta tutulan
pıhtılaşmış (donmuş) zamandır. Bu nedenle, dinamik serbest akışta zaman,
uzayın tersidir. METATRON
İnsan beyninin bir benzerini yeni baştan biyo kimyasal olarak
örmek/yapılandırmak bilinci bir başka kimyasal kodlama içinde taklit
etmek/açığa çıkartmak demektir.Bu, bilincin sadece kimyasal bir proses
olduğunu gösteren bir deney gibi görünsede gerçekte bunun böyle olması
şuurun doğrudan madde ile kısıtlı bi mekanizma olduğunu göstermez. Bununla
birlikte ruh ve fiziksel madde arasında çok daha karmaşık bağlantılar
olduğunu söylemek lazım. Bilinç madde katında kopya edilebilirken ruh bu
oluşumla bağını kopartarak yüksek boyutlu realitelere doğru gidebilme gücüne
sahiptir.Bununla birlikte ruhla (sonsuzlukla/yüksek benlik) bağı kopmuş
beyin ve bilinç yeryüzündeki sınırlandırılmış mevcudiyetini sürdürmeye devam
edebilir. Fiziksel şuur bir çeşit enerjidir, ruhsal şuur onunla bağlantılı
ayrı bir enerjidir. İnsan, bahsi geçen bir çok enerjilerin bir araya geldiği
birbirini tamamladığı bir sistemdir. Duygu boyutu, zihin kalıbı, kalp
boyutu, şuur altı, şuuru, üst benliği.. gibi bir çok enerjisel kalıpların
bir araya geldiği bir enerjiler yumağıdır. İnsandaki bir çok farklı
organların bir araya gelip insan bedenini oluşturması gibi. Ç.BAL
Çetin Bal: Gerekli kimyasal kompozit bir araya getirildiğinde şuur ve
zeka orada açığa çıkar.Ama bu şuurun madde kaynaklı bir oluşum olduğunu
göstermez. Fakat daha derin düzeyde madde denen şeyde şuurdan ayrı bir şey
değildir. Madde ve şuur derken madde tamamen şuursal bir enerjiye
dönüşebilir. Şuurda maddenin aslında farklı bir görüntüsüdür. Böyle bi
gerçekte var.
AN da ŞİMDİ de zaman ve uzay aynı şeydir. Ama ANLAR yatay açıda yanyana
geldiğinde bir zaman ekseni ortaya çıkar. Dikey açıda üst üste geldiğinde
farklı ŞİMDİlere sahip iç içe uzay boyutları ( 3. boyut, 4.boyut, 2 .boyut)
ortaya çıkar. Madde ve şuur kavramlarındada benzeri açılımlar sözkonusu.
''İNSANLARIN SİZE KARŞI OLMALARI DİYE BİR ŞEY YOKTUR. ONLAR KENDİLERİNDEN
YANADIRLAR, O KADAR...''
Romeo: Senin dudaklarınla, dudaklarım günahtan arındı.
Juliet: Öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı.
Romeo: Öyleyse ver bana günahımı geri..
''Zamanı gelince, bir adam seveceksin .
Ondan yasak ağacın meyvesini iste.
Seni Cennet'ten tekrar kovulmak pahasına sevemeyecek bir adamı, sakın sevme
.
Geceleri senin saçlarını avuçlarına doldurmadan uyuyacak bir adama, asla
kalbini verme.''
Konuşmadan evvel düşün !
Gereği var mı? Gerçek midir? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi?
Sessizliği bozacak kadar değerli mi ?
Ö.N: Çetin İzmir'e gel bir ara seni göreyim. Ç.BAL: Bilmem ki.. annem ne der
:) Ö.N: Bişe demez ya koca adamsın. Ç.BAL: Tamam o zaman geleyim. Ama
kaybolmayayım orda? Ö.N: Yok birşey olmaz ben varım. Ç.BAL: Tamam o zaman.
Sen beni sabah pastaneye cam kenarına bırakırsın. Hem dışardan gelip
geçenleri seyrederim hemde bir şeyler içerim. Akşama kadar seni beklerim.
Geçerken beni alırsın :) Ö.N: Tamam :)
Sera Janset Uzun : alemsin ..bu kadar samimi yazdığın için
tebrikler.. ama bu samimiyet ve dürüstlük çok nadir bulunan bir durum...
önemli bir özellik:)) çok şey aslında..
Allahım beni sınırlı düşüncelere, fikirlere, önyargılı
düşüncelere, peşin hükümlere takılıp kalmaktan koru. Ben sen gibi uçsuz
bucaksız sonsuz bir akla, zihne ve gönle sahip olmak istiyorum. Senin gibi
sonsuzca hissetmeyi, düşlemeyi, sonsuzca görmeyi ve sonsuzca bilmeyi,
anlamayı, farketmeyi nasip eyle bana. Ç.BAL - 2012-25 Nisan, 00:42
Sevgi hakkında düşünemezsiniz. Sevdiğiniz kişiyi düşünürsünüz, ama o düşünce
sevgi değildir.
Sevgi olduğunda ne iyi ne de kötü vardır, yalnızca sevgi vardır. Gerçekten
birisini seviyorsanız, iyi ve kötü diye düşünmezsiniz, bütün varlığınız
sevgi ile dolmuştur.
- Krishnamurti -
Olanaksız diye bir şey yoktur; Yalnızca aklımızın sınırları, bazı şeyleri
anlaşılmaz olarak tanımlar...! - Marc Levy -
Ahenk küçük şeylerin büyümesini sağlar, ahenksizlik ise büyük şeylerin yok
olmasına neden olur. - Sallust -
Maharet sadece soruyu duymak değil sorunun hangi maksatla
sorulmuş olduğunuda duyumsayabilmektir. Kişileri sadece söyledikleri ile
değil söylemedikleri ilede dinlemek lazım. Ç.BAL- 2012- Nisan -
Denizli
SİZİ BENCİL YADA EGOİST OLMAKLA SUÇLAYANLAR, SİZDEN HİÇ HAK ETMEDİKLERİ BİR
ŞEY İSTERLER..
HER KİM OLURSA OLSUN BU KİŞİ SİZİN SIRTINIZDAN GEÇİNMEK İSTEYEN BİR
ASALAKTIR VE GERÇEK BENCİL ODUR...
"İnsanın bağımsız egosundan doğan her şey iyidir.
İnsanın insana bağımlılığından doğan her şey kötüdür.
Bencil kişi salt anlamda bakıldığında başkalarını feda eden kişi değildir.
Başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir.
Onun işlerliği, diğer insanların kanalıyla değildir. Birincil anlamda
onlarla ilgilenmemektedir. Amacı da düşüncesi de arzuları da enerjisinin
kaynağı da hep onların dışındadır.
Bir başka kişi için var olmakta değildir. Kimseden de kendisi için var
olmasını istememektedir.
İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşlik, tek karşılıklı saygı bu yolla
olabilir. "
Ayn RAND
Sera Janset Uzun: her kelimesi çok sağlıklı ve dürüst bir kavrayışın
ürünü bir yazı..
Çetin Bal: Evet inan Sera her kelimesini yaşanmışlıklarla hissederek
doğrulamasam zaten burda yayınlamazdım. Hiçbir zaman anlamadığım süslü
kelimelere sayfamda yer vermedim. İçinde olmadığım, hissetmediğim
yaşamadığım kelimeleri sayfama dökmem. Gerçekten çok güzel tespitler
yapılmış.
Genelde bu ışıkcılar arasındaki liderlerin müritlerine genel sitemleridir..
sende ego çok! La hadi onda ego çok e sendekinin adı ne ? :)
Sera Janset Uzun: ya sahiden onlarda ki ne o zaman dimi?:)) onlardaki
egoyu kimsede göremedim ben:))
Çetin Bal: Sus kız.. ortalığı ateşe verme.. ilahi Sera..
-------------------------------------------------------------------
Bilge kişinin kaybedeceği hiçbir şey yoktur. O, sahip olduğu her şeyi
kendinde taşır. - Seneca -
İncitilmiş bir zihin, yapısı gereği sevgiye kapanır.
Sevgiye kapalı bir zihin ise, güzel olan hiçbir şeyi göremez.
Syf: 178 - Jiddu Krishnamurti- sevgi ve yalnızlık üzerine
--------------------------------------------------------------------
''Farkında mısınız? Hepimiz gerçekten içte nasıl olduğumuza inanırsak, öyle
davranıyoruz... Karakterimizi yaratan en büyük etken, aslında kendimiz
hakkında bilinçaltı seviyesindeki inançlarımız. Bonkör müyüz, cimri miyiz,
dışadönük müyüz, utangaç mıyız, iyi miyiz, kötü müyüz... Nasıl olduğumuza
inanıyorsak, hangi tanımlarla özdeşleşmissek, karakterimiz o şekilde
değişiyor. Bir başka deyişle, kendimize bir çerçeve ciziyoruz, ve o
çerçeveye kendimizi uyduruyoruz.'' (alıntı)
Yetkin kişinin arayışı hep benliğindedir. Küçük adam hep başkalarından alır.
- We Ling Kung -
KAÇ YAŞINDASINIZ.
Gerçekte kaç yaşındasınız?
Sokrates’i okuduysanız yaşınız 2500 olmalıdır.
Galile’yi biliyorsanız 800 yaşındasınız.
Beethoven’i seviyorsanız 240 yaşındasınız.
***
Gerçekte kaç yaşındasınız?
Nüfus kağıdınıza bakarsanız yanılırsınız, gerçekle ilgisi yoktur.
Gerçek, aklınızın yaşıdır.
Gerçek, bilincinizin yaşıdır.
Gerçek, yaşadıklarınızın yaşıdır.
Gerçek, anladıklarınızın yaşıdır.
Gerçek, yaptıklarınızın yaşıdır.
***
Gerçek yaşınızı merak ediyor musunuz?
Yaşadıklarınızdan ne anladığınızı sorun.
Yaşamınızı sorgulayın.
Sokrates’i yaşam rehberiniz yapın.
Gerçek yaşınızı mı soruyorsunuz?
Umutlarınıza bakın.
Kararlarınıza bakın.
Yaşam sevincinize bakın.
Yapmak istediklerinize bakın.
İradenize bakın.
Dünyaya bakın.
Dünyanın geleceğine bakın.
O geleceğe ne katabileceğinize bakın.
Gerçek yaşınızı göreceksiniz”.
ERDAL ATABEK
Düşünüyorumda kimse kimseyi sevmiyor,
sanki bir pazar yeri,
insanlar insanlara mal güzüyle bakıyor..
en iyi malın peşinde herkes..
oysa ben yaşlanınca çirkinleşince beni sevecek misin? dünyanın en güzel
kadını mı olmalıyım ? ya da en zeki.. yada sen en zeki olmak zorunda mısın
veya en zengin veya en duygusal...? o zaman her zaman iyinin iyisi
bulunabilir daha başkasını bulduğumuzda birbirimizi terk etmemizde doğal..
bu sevgimi? değil... dediğim gibi bir pazarlık anlayışında herkes..
- Sera Janset Uzun -
Çetin Bal: Seranın cümleleri bence çok dokunaklı.. benim
sevgilim/aşkım zihinsel engelli biride olabilirdi.. beni hep cezbeden bir
kadının gözlerindeki anlam dolu bakışlar olmuştur. Kalbin içinde dolaşıp
duran ruha aşık olurum ancak... bir çiceğin kokusu nasılki insanı kendinden
alır o gibi bedenin içindeki ruhun kokusu, güzelliği, ışığı beni cezbeder...
içerdeki masumiyet ne kadar büyükse o ruh beni o kadar deli eder/kendine
aşık eder.
-----------------------------------------------------------------------------------
Toplum muazzam derecede bir hipnotik telkin altına alınıyor. Gazeteler,
dergiler, tv ler enteresan bir kitle hipnoz aracı gibi çalışıyor.Geçen gün
Üstad Muzaffer Kınalı ile sohbet ediyorduk bana biraz topluma dair sitemde
bulundu. Çetin dedi toplum öyle bir hale getirildiki.. üçüncü çocuklarınızı
yemek sağlılıklıdır, çocuklarınızın birini yiyebilirsiniz ne olacak, bir şey
olmaz 2 tane çocuk var geride dense millet üçüncü çocukları bebekleri
yiyecek!! İnsanlarda hiç sorgulama, düşünme yok dedi.İnsanlar tamamen
şuursuzlaştırılıyor demişti. Beyin uyuşturuluyor dedi... İnsanlar zombi gibi
dedi. Toplumdan bahsetti, aile birliğinin büyük güçler tarafından dağıtılıp
bireyselleştirildiğinden ve aile bağlarının zayıflatıldığından bahsetti...
Ç.BAL -2012 -24 Nisan, 00:51
''Kendi kutup yıldızını kaybedersen, ışıltılı, ufak bir böcek bile aklını
karıştırabilir.''
Cennet basitçe mutlu olmaktır. Cehennemde en yalın şekli ile mutsuz
olmaktır. Ç.BAL
Emel Keskinkılıç: Ve mutluluk bir seçimdir.. Mutsuzluk da öyle... Dış
koşullara bağlı değildir... Cennet ve cehennem de bir yer değil bir bilinç
halidir...
''Latin Amerika’da direnişçi bir papaza işkence yapan polisler, “Ateist
komünistlerle ne işin var?” demişler. Papaz “İnsanlar ateistler ve müminler
diye ikiye ayrılmaz, insanlar ezenler ve ezilenler diye ikiye ayrılır,”
demiş. İşkenceciler “Ama onlar dinin afyon olduğunu söylüyor” diye karşılık
vermiş. Papaz net bir şekilde itiraz etmiş: “Bu dünyanın zenginliğini
kendilerine alıp, yoksullara ise öbür dünyanın nimetlerini bırakan zenginler
dini afyon olarak kullanan gerçek kişilerdir.” Meselenin özeti budur.''
Bu gülü görüyor musun?
Hayatın suyuna kanmış,
şimdi pırıl pırıl çiçek açanı ?
O, bahçenin bütün gelinlerinden önce solacaktır.
- Rumi -
Sizler şimdi solar ve galaktik aktivitenin daha fazla yükselen periyoduna
giriyorsunuz, bu periyotta güneş enerjisinin değişken ve gittikçe artan
kuvvetli akımları Dünyanızın manyetosferine çarpacak.Nefret ve hoşgörüsüzlük
artarken, bu karanlıktan geçmek için bir geçit bulmalısınız. Bildiğimiz en
basit ve en etkili yol yaşamınızda minnettar olacağınız en küçük şeyleri
bulmanız ve gün boyunca bu minnettarlık hislerinde kalmak için biraz zaman
ayırmanızdır. Bu minnettarlık hislerinin ne kadar küçük şeyler için olduğu
önemli değildir. En minik minnettarlık tohumlarından büyük şeyler ortaya
çıkabilir. Minnettarlığın veya şükranın titreşim hali duygusal zehirlenmeye
karşı olağanüstü bir panzehirdir. Güneş fırtınalarının bu sonraki
döngüsünden geçerken, bunu geliştirmenizi kuvvetle öneriyoruz.
-HATHORLAR-
Yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman insanları değil,
armutları olgunlaştırır. - Peyami Safa -
6 mı 9 mu?
Çetin Bal: Bu küçük çizgi resimden bir çok anlam çıkartılabilir..
insanlar birbirleri ile olan iletişimlerine dair kendilerini
sorgulayabilirler. Bakış açılarını, yargılarını tekrardan sorgulayarak
gözden geçirebilirler.
Bir İz: Hatta 3. bir seçenek bile olabilir:)
Çetin Bal: O da bir çıkarsama.. herkesi yetişme biçimi, aldığı
kültür, edindiği kişilikle değerlendirmek gerekir.Bu niye müslüman, bu niye
hristiyan bu niye milliyetçi derken kişinin zihin, kültür, bilgi ve eğitim
konseptinide dikkate almak gerekir. Tabi özgür insan konseptler üstüdür
elbet! Belli bir dine, ideolojiye, fikre, düşünce kalıbına, kültür biçimine
takılıp kalmaz. Hepsini hoşgörür, anlar, kavrar, inceler ama onlara göre
kendi zihnini programlamaz. Zaten herkesin varmaya çalıştığı nihai halde tam
özgür düşünce halidir. Aklı, zihni, düşünceleri özgürleştirmekte kolay bir
iş değildir.
Bir İz: Herkes kendi farkındalığı ölçüsünde düşünür ve
davranır,empati ve hoşgörü karşımızda kişiye saygı en önemli kavramlar bana
göre.Sadece söylemde değil icraatte de bunu uygulamak marifet..
Çetin Bal: Sınırlı bir beyin kendini bir dine, bir milliyete, bir
kültür ortamına ait olarak görür ve kendini o kavramlar üstünden tanımlar.
Ben şuyum, ben buyum der! Zihin biraz daha genişse kendini adem olarak
tanımlar. Hepimiz ademden geldik der. Beyin biraz daha gelişirse kişi
kendini insan olarak tanımlar. Algı ve anlayış geliştikçe insanın kendini
tanımlama şeklide gittiçe evrensel bir form kazanacaktır. Bir noktadan sonra
kişi kendini zihin olarak tanımlayacaktir, yada düşünce olarak. Daha ileri
bir noktada kişi kendini ruhsal bir ışık formu olarak tanımlayacaktır.. daha
ileri bir tanımlama düzeyinde ise kişinin varlığı ortadan kalkacaktır geriye
sadece EVRENSEL BEN (tanrı) kalacaktır. :)
-----------------------------------------------------------------------------------------
Düşünürken, hissederken, olayları tartıp değerlendirirken
sadece içinde bulunduğunuz kabilenin değer yargılarını, kültür konseptini
baz ve ölçü alırsanız gelecek nesillerin galaktik toplumlarına, galaktik/evrensel
şuurlara, galaktik akıl ve düşünce biçimlerine, kozmik bilgeliğe sahip
geleceğin insanlarına hiçbir şey veremezsiniz! Sadece zamanın konseptince
güzel fikirler beyan etmiş biri olarak tarihteki yerinizi alırsınız.Öyleyse
tüm çağların zihinlerine hitap edebilmek için aklı, şuuru, algıyı, bilgiyi
sonsuza doğru götürmek lazım. Sonsuz olan bir akıldan doğan düşünceler,
fikirler her çağın algı ve düşünce dünyasına hitap edebilir bir derinlikte
olacaktır. Ç.BAL- 2012- Denizli
Korku ile sindirmek çok çabuk ve hızlı bir süreçtir.Ama kesin sonuç
getirmez.Korku sindirilerini asla yok etmez. Sadece onu geri çekilmeye
mecbur kılarsın ve küçük bir alana hapsedersin. Ve birgün korkunun arşa
değen direkleri yıkıldığında tüm bastırılmış olanlar hak aramak için ortaya
çıkarlar. Ama insanlara, toplumlara sevgi ile yaklaştığında, adaletle
yaklaştığında, hak ile yaklaştığında hoşgörü le yaklaştığında belki % 100 ü
değil ama % 90 ı sen gibi olmayı sana benzemeyi tercih edecektirler. Ve
onlar sana dönüşecektir. Çünkü sen sevgisindir, sen saygı ve hoşgörüsündür.
Tüm dünya sana benzeyecek, senden olacak ve sana dönüşecektir. Eğer bir
ülkenin lideri olsaydım tüm dünyayı zor kullanmaksızın derin, sahici, samimi
ve içten psikolojik taktiklerle tek bir ülke haline getirirdim. Ç.BAL
Çetin Bal: Esnek olmayan, sonsuza açılamayan, sonsuza dokunamayan
katı ve tutucu düşünceler, inançlar, fikirler her an değişmekte ve
dönüşmekte olan insanlığa karşı hitap edememek gibi bir duruma düşmeye
mecbur olurlar.
Büyük zihinler, büyük akıllar ve gönüller farkılıklardan
rahatsız olmaz.Büyük insanın toleransı, hoşgörüsü, müsamahasıda o derece
büyük olur.Aklı, gönlü küçük olanlar ve inançlarından şüphe edenler korku
dolu olurlar, farklılıkların arasında farkedilmemekten ve kaybolmaktan
korkarlar! Bundan dolayı KORKU fırsat bulduğunda farklılıklar üstünde baskı
ve şiddet uygulayarak onları sindirmek ve kendine benzetmek ister!
Ç.BAL- 2012-Nisan - Denizli
Bir İz: Maalesef, bazı kişiler farklılıklara tahammül edemiyor,
hoşgörü sıfır, egolar tavan yapmış durumda..
Ne yazık ki ülkemizde ırkçılık hoş görülüyor. (Star Gate)
Bir İz: Büyük zihinler,büyük akıllar ve gönüller son derece hoşgörülü
olurlar ve sahici olurlar daima ... mış gibi yapmazlar,bana göre de...
Şerife Batı: Yükselmiş ruhlar tarafsız,objektif kalabilenlerdir..
---------------------------------------------------------------------
İnsanlar birbirlerine egemen olmak isterler ama kendilerinin bile efendisi
değillerdir..! - M. Gorki -
Bugün üstad Muzaffer Kınalı ile sohbet yaptık biraz... bir video çekim ve
ses kaydı yaptım.. sohbet esnasında İNSAN varlığının aynada gördüğümüz
görüntü demek olmadığını, aydada görünenin adem olduğunu ve insanın
alemlerin ötesinden gelmiş farklı bir ruhsal ışık olduğundan bahsetti.
Çevremizdeki çoğu varlığın hatta kardeşlerimiz ve akrabalarımız dahil bir
çoklarının ( surette insan görünenlerin) başka boyutlardan gelip adem
bedenine bürünen insan dışı varlıklar olduklarından bahsetti.Bazılarının
geliş amacı insan olabilmek insan vasıflarına erişmek iken bazılarıda dünya
katını insanlardan arındırıp sadece kendi türlerine yer açmak için dünyaya
geldiklerinden bahsetti.İnsanların çevrelerinde değişik bir ışık olduğundan
bahsetti. Dünyaya gelen galaktik varlıklar dahil gerçek insanlarda dünya
katına geldiklerinde hepsi kendini adem olarak ve insan olarak telakki
etselerde gerçekte dünya değişik varlık türlerinin adem bedenlerinde konuk
olduğu bir yermiş. Peki insanları nasıl tanıyacağız dedim. Üstad insanların
yüksek ahlaki ve insancıl dediğimiz büyük sevgi, aşk ve erdem dediğimiz
duygularla hareket ettiklerini söyledi. İnsan olmayan türlerin ise daha
egoist, çıkarcı ve nefsi davrandıklarından bahsetti.İnsanın evrenlerdeki en
yüce varlıklardan olduğunu ve bir çok galaktik varlığın insana benzemek
istediğini ama bunu yapmak isterkende nefs, ego ve hırslarınıda bırakmayıp
büyük hırs ve nefsaniyetleri ile birlikte insanın ruhsal gücüne sahip olmak
istediklerini belirtti.Bununla birlikte evrende pek çok varlık türlerinin
birbirine dönüşebileceğinden ve diğer türlerinde çalışarak tekamül ederek
insana dair bir çok vasıfları kazanıp insana dönüşebileceğinden
bahsetti.Tabi insanda diğer varlıklara dönüşebilir. Bu dönüşüm ve geçişlerin
olabileceğindende bahsetti üstadımız. Ç.BAL-2012- Nisan
Mahmut Hoş: ...Sizin oyunlarınız bunlar. Elbetki siz bir şey
paylaşıyorsunuz. bizde eleştireceğiz...
Çetin Bal: Mahmut bey yazınızı sildim çünkü sizin anlattığınızla
üstadın ifade ettikleri başka şeyler. Mesele anlaşılmadan etüt edilince konu
ilgisiz bir noktalara kayıyor malesef.. Demek istenilende başka anlaşılıyor.
Saygılar.
Mahmut hocam saygımız ayrı.. eyvallah .. ama bizde eleştiri hakkımızı
kullanacak olursak burada anlattıklarımıza oyun demeniz, alakasız
bağlantılar kurmanız yanlış bir yaklaşım. Biz olaylara doğrudan dinsel
edebiyat boyutunda bakmıyoruz. Birde öküz altında buzağı aramaktan
vazgeçelim. Ortada bir bilgi sunumu var.Bunu değerlendirmek lazım. Bunun
ötesinde ifadelerimize farklı anlamlar yüklemek, tuhaf, anlamsız bağlantılar
kurmak hoş değil. Bir açıdan elbetteki bir eleştiri ortaya koyacaksınız
lakin biraz daha meseleyi anlayarak, irdeleyerek bu eleştirileri yapalım.
Bizi anlamak için bir çok ilimleri okumuş, öğrenmiş, düşünmüş olmanız lazım.
Tasavvuf, parapsikoloji, sufilik, metafizik, spiritoloji, ufoloji, ruhsal
bilimler, okült bilimler....!!! Fizik, kimya, biyoloji, astronomi, kuantum
mekaniği.. vb bunlarıın zaten bilinmesi lazım. hepsinden öte hiçbir şey
bilmese bile.. kişi temiz bir akılla, samimi bir gönülle bilgiye kendini
açıp ne denmek istiyor güzel yürekle mütalaa etmeli..
Fitne ve iftira boyutunda kendi anladığını yalan yanlış ek yaparak ifade
edenlerde var. Bu durumlar hoş değil. Neyi söylüyorsak kelimelerimizi başka
bir hale getirip yansıtmayalım(genel adına diyorum) . Aynen ne diyorsak onu
yansıtıp yoruma açabilirsiniz. Bizim demediklerimizi demiş gibi göstermekte
yanlış. Bazı internet sayfalarında hakkımızda atıp tutmuşlar.. deccal,
şeytan.. vb gibi adam aklına ne gelirse bizi etiketlemiş. Bizi içine
koymadıkları örgüt, gizli tarikat kalmamış.. Böyle hasta tiplerde var. Adam
kendini mehdi ilan etmek içinde birisini deccal ilan etmesi lazım. Böyle
tiplerde var.Tabi burada benlik pek bir olay yok (benim konum zamanda
yolculuk). Ben daha çok Üstad Muzaffer Kınalı yanlış anlaşılmamalı
diyorum.Onun yanında öğrendiklerimizide yansıtmaya gayret ediyoruz. Üstadın
yanında bizede etiket vuranlar var. Amacım avukatlıkta yapmak değil ama el
insaf ediyorum.
Mahmut Hoş: Aklın yolu birdir derler. Ama aklın burada yolu bir
değil. Sizin konusma kaydınız Kınalı ile ve dün birisinin daha bana attığı
söylem ile akılların uyuşturulduğunu görüyoruz. O tür açıklamaları şu an
yapan tek kişi Kınalı'dır. Bir zamanlar ahmed hulusi vardı. hans aibergler
geldi. ve hala aynı tür söylemler değiştirlerek önümüze geliyor. madem öyle
bir şey varsa anlatıldığı gibi bunun isbatı da gerekir. o zaman sizde
isbatını yapın. Çeneden çıkan söz ile teyit edilmiş bilgi arasında fark
vardır. matematikte yüzde doksan dokuz doğru bir yanlış olursa o formül
diskart olur. siz kimsenin farkında olmadığı şeylerden bahsederken bizimde
sened istememiz dogru değil mi? yazımızı eğer bir bilgi amaçlı yazıyorsak
bunu süslüyoruz. delilleri ile. delilsiz söylemler sadece uydurma modunda
kalır. halbuki ilim bakidir.
Çetin Bal: Anladım delil, somut veriler, gözle görmek.. o konular ayrı.O
konular içinde daha çok meselenin laboratuvarlara inmesi lazım. Bunlar
birazda bazı noktalardan maddi güç isteyen meseleler. Birde bizim ifade
ettiğimiz konularda somut veri göstermek zor. Fakat zamanında celselerde
değişik fizik ötesi hadiseler olmuştur. Lakin bunlar her zaman hadi diyince
olan şeyler değil. Bu bir bilgi sistemidir. Bir anlama, bir kavrama
meselesidir.
Mahmut Hoş: insan denilen varlık kurandan anladığımız kadarı ile dış
müdahalelere maruz kalmamaktadır. Buna izin verilmemiştir. Dünya dışı
varlıklar, düşman denilen varlıklar var ise bilmediğimiz yerlerde bu zamana
kadar bizleri sanırım çoktan harcamış olurlardı. Tabiata bakarak bir çok
olayın idrakını yapabiliriz.
Çetin Bal: Ben sorularınızda ve arayışınızda samimi olduğunuzu
hissediyorum. Bu meseleler çok geniş. Birden anlamak zor tabi. Dünya başı
boş bir yer değil Mahmut hocam. Bununla birlikte farklı görünmez düzlemlerde
yaşanan mücadeleler var. İnsan zihnine, insan aklına tesir eden negatif
dalgalar, enerjiler (varlıklar) var. Birde doğrudan adem bedenlerine bürünüp
egoistçe, nefsi duyguları, kendi sınırlı anlayışlarını insanlığa empoze
etmek isteyenler var. Zaten dünyadaki karmaşanın pek çoğu bu varlıklardan
kaynaklanmaktadır. Eğer insanlık bu kadar çok bölünme, ayrışma, savaşlar,
kavgalar, ötekileştirmeler yaşarsa ve insani değerleri kaybedersek insanlık
çoktan buralarda harcanmış olacaktır. Biz harcanmasın diye mücadele
ediyoruz. İnsanlık dünya üstünde bitmesin ve yeryüzünü insan olmayan başka
varlıklara bırakmayalım diye mücadele ediyoruz.Herkesi insanlaştırmak ve
insanlaştırma yolu bu varlıklara açıp onlarıda dönüştürme gayreti içindeyiz.
Onlarda insana hayranlık duyuyorlar. Ama onlar kendi boyutlarındna
getirdikleri ego, hırs, yönetme, kontrol etme heveslerini bırakmadan insan
ruhlarının gücünü ele geçirmek istiyorlar. Eskiden birinci boyut ve ikinci
boyutta bizimdi ama onları ele geçirdiler şimdi şu anda gördüğümüz üç
boyutlu madde aleminide ele geçirme istiyorlar. Yüksek boyutlarda insanlar
bir araya gelip bu konuyu tartıştılar. Kimisi 3 . boyutuda terkedip kendi
yüksek boyutlarımıza geri dönmeliyiz dediler, kimi hayır hayır kalıp
mücadele etmeliyiz dediler. Ama insanlığın ve dünyanın ele geçirilmemesi
için gerekirse adem bedenlerinin en son noktada helak edilmesi planı
gündemdedir. Yani geri çekilmek ve mücadeleyi kaybetme noktasında bu katın
negatif eğilimli galaktik ve diğer boyutlardan gelen varlıklarca ele
geçirilmemesi için tüm insan bedenlerinin büyük felaketlerle yok edilmesi
ihtimal dahilindedir. Bu yüzden felaketler, musibetler her ne kadarda kötü
görünsede ruhları bu dünya dışı varlıkların etki ve tesirinden kurtarmanın
en son yoludur!
------------------------------------------------------------------------------
''Canlılığın sırrı genetik materyalin yapısında saklıdır.
Bunun çözülmesi beraberinde canlılığın sıfırdan yaratılabileceği fikrini
doğurmuştur.Bunun da yolu DNA'yı sıfırdan yaratmaktan geçer.Bilim yaşamın
tamamen cansız yapıtaşlarından oluştuğunu keşfetmiş, canlılık ile cansızlık
arasında hiçbir fark olmadığını ortaya koymuştur. Canlılığı, cansızlık
içerisinde bir form, bir tür olarak tanımlamış, bu gerçeği doğada
görmüştür.''
Çetin Bal: DNA molekülleri uzay ve zamanın farklı boyutlarına açık
bir alıcı anten gibi işlev görüyor olabilir.Farklı boyuttaki enerji
formlarını (astal beden) rezonans ve manyetiksel çekim kanunlarınca kendine
doğru çekip kendi alanları içerisinde bu enerjileri hapsedebilme özelliğine
sahip olabilir. Astral beden (ruhsal enerji) bu moleküler buluttaki enerji
alanları ile bütünleşerek titreşimsel bir iç içe geçiş kaynaşma sonucu
örümcek ağına takılmış bir kelebek gibi astal beden DNA moleküllerinin özel
manyetik ve elektrik alanlarına tutunarak bildiğimiz ruh ve madde
bütünleşmesi dediğimiz duruma sebebiyet verebilir.
Bu durum şuna benziyor bir radyo alıcısı yaptığınızda radyo hangi frekansa
ayarlıysa otomatikman havada varolan yayınları o frekanstan ses olarak (
şuur) bize duyuracaktır. Şimdi ses radyodanmı kaynaklanmakta yoksa dış bir
vericiden mi (evrensel zihin)? Aslında her ikiside bir açıdan doğru ve
birbirini tamamlayan durumlar. DNA molekülleride kendi özgü elektrik ve
manyetik alanları ile ruhlar için bir tür radyo alıcısı gibidirler. Ruhlar o
radyo ile intibak ederek fizik ortamla etkileşime geçebilmektedirler.
Aslında insanı inceleyerek fizik ötesi bağlantılar kurabileceğimiz
elektronik sistemleri taklit edebiliriz. İnsan beyni evrenin hologramik
alanları ile etkileşip bağlantı kurabilen bir varlık. İnsan beyninden, DNA
lardan yola çıkarak uzay ve zamanın her noktasına ait görüntüleri alabilecek
bilgisayarlarda yapılabilir.Hatta ruhsal alemle bağlantı kurabilecek medyum
yapay zekalarda yapılabilir. Hatta ruhsal alemden bir varlığı dünyaya
getirmek için özel bir elektronik beden kalıbı hazırlanabilir.Fakat ruh o
bilgisayar beynine bağlandığında içinde bulunduğu ortamla temas kurabilmesi
için insan beyninin benzeri bir belleksel şablon olmalı. Yani hangi dilde
konuşacaksa o kültürün, dilin hazır verileri o bilgisayarda yüklü olmalı.
Ruh o bellekle bağlantı kurup yapay robot içinde uyandığında o bellekteki
verilere göre kendini ve dünyayı tanımlayabilmeli.Hatta bir ruhsal varlık
medyumlarımızla bağlantı kurduğunda medyumun belleklerindeki bilgilere,
görüntülere, verilere göre , medyumun zeka formuna göre kendini o düzeyde, o
kanal boyundan ifade etmeye çalışıyor.Buda bizimle irtibat kuran ruhsal
varlık açısından kendini ifade etme noktasında büyük bir sıkıntı
yaratmaktadır.
Geçen gün pencereden dışarıya doğru bakıyordum.. yollarda
koşuşturan insanlar, yeni yapılan binalar, belediyelerin dev grayderlerle
yol çalışmaları, yeni doğal gaz hatları.. yeni asfalt yollar.. insanlık
gezegen üstünde büyük çalışma ve çaba içerisinde. Ama bir an düşündüm
gökyüzünden gelecek olan dev bir meteor parçası tüm bu adına medeniyet
dediğimiz herşeyi bir anda yok edebilir!! Herşey bir anda bitebilir! Sadece
okyanusların bir anda yükselmesi, iklimlerin kısa sürelerde büyük değişime
gitmesi, basit bir güneş patlaması etkisi dünyadaki tüm yaşamı
sonlandırabilir. Bu yüzden insanlığın bir araya gelip en kısa zamanda uzaya
açılmak konusunda ortak projelere girişmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Ç.BAL
Çetin Bal:
Dünyadaki politikacıların, siyasi liderlerin, insanların milliyetçilik, din
ve farklı ideolojiler adı altında birbirleri ile çatışmaları ve ekonomik
anlamda insanların birbirlerini sömürme yarışına girmiş olmaları zeki ve
farkındalık sahibi bir uygarlığın yapacağı bir iş değil!!Geçmişte dünyada
pek çok uygarlık yeryüzünün doğal afetlerine maruz kalıp yok oldu. Ama
onların pek çoğu uzay teknolojisine sahipti. Bir çoğu yeryüzünden gittiler.
Ama insanlığın şu aşamada öyle bir şansıda yok!! 2012- 22 Nisan, 03:04
Dünya ve yaşam hakkında ne kadar felsefe yaparsak yapalım
dünyalar ve yıldızlar arasında yolculuk yapabilecek uzay gemilerimiz
olmadıkça bu felsefi sorgulamaların bir noktadan sonra insanlığa kayda değer
bir getirisi olmayacaktır. Yeryüzünü titreterek yıldızlara doğru yükselen
motorları ateşlenmiş bir uzay gemisi insanlık edebiyatının varabileceği en
güzel en görkemli şiirsel anlardan biri olacaktır. Şiirler, edebiyat , sanat
ve sonsuz hayal gücü bizi yıldızlara götürecek yakıtlara, teknolojilere,
uzay kolonilerine dönüşmedikçe insanlık olarak bir mesafe katetmekten
bahsedemeyiz. Şiirler, güzel sözler, felsefe ve edebiyat çevremizdeki
doğayı, maddesel olanı dönüştürüp değiştirmeli. Ancak o zaman hem ruhen hem
maddesel düzeyde realiteler bir arada yükselebilirler.Ç.BAL-2012 -22
Nisan, 02:33
İnsan var ki hali binlerce kitap, binlerce söz eder.
Akıldan yayılan anlamlı sözler güzel ama aklın ışığı daha bir güzeldir. Sus
ey güzel dost kelimelerle bu sessizliği bozma! Aklından, gönlünden yayılan
güzel ışıkların seyrindeyim. Ç.BAL
Çetin Bal: Hiçbir kelime yokki güzel gönlünden daha ışık dolu olsun..
biz kelimelerinin derdinde değiliz. Güzel gönlünün derdindeyiz.Biz güzel
bakan gözlerinin derdindeyiz..
Fatma Yılmaz: Çok güzel ifade etmişsiniz. yüreğinize sağlık.Yürekten
anlayan dostlar edinmektir niyetimiz.
İnsanların ne söylediklerine, kaç kitap yazdıklarına yada
çevrelerinde toplanmış kalabalıklara pek itibar etmem. İnsanları fikirlerle
etkileme ve güzel sözler söyleme kabiliyeti bir yere kadar önemlidir ama
bunların hiçbiri benim gözümde o insanı değerli yapmaya yetmez.Kişi tüm
dünya hayatı boyunca susmuş olsa dahi böyle bir suskunluktan çok daha büyük
bir tesir alabilir benim gönlüm. Çünkü ben söz arayan değil hal arayan, ışık
arayanlardanım. Hiçbir söz kalpten yayılan ışıklar kadar tesir etmez
gönlüme. Ç. BAL
Çetin Bal: O ışığı bir çiçekte, bir böcekte, bir kedicikte bir ağaçta
bir insanda, bir delide, bir bebişte, bir mezar taşında gördüğümde yanına
kadar gidip o ışık okyanusunun seyrine dalarım.
Seven Sevdigine Sevdigini Söylesin.!
H.z Muhammed (S.A.V)
Yalnızlık tek başınalığın yanlış anlaşılmış halidir. - Osho -
DOĞRU
Her düşünen , bilen insan için bir “ doğru “ vardır. Kendini bilen için ise
, ”en doğru” yoktur. (alıntı)
İRADE İLE BEDENİ BIRAKIŞ
Bir insan şuur ve iradesiyle , ruhu ile bedeni arasındaki bağları dünya
imkanlarına uygun olarak çözebilir ve iradesi oranında maddeye olan
hakimiyeti ile yeniden bedenlenebilir. (alıntı)
-------------------------------------------------------------
Beyaz Kardeşlik Örgütü
İnanç bilgelerinin, Himalaya'larda saklandıkları iddia edilen "Yükselen
Liderler"le iletişim içinde oldukları söyleniyor. 1875'de Helena P.
Blavatsky, "Bilgelik ve Merhamet Liderleri" ile iletişim kurduğunu ve insan
ruhunun evrim süreci ile ilgili mesajlar aldığını iddia ediyordu. Blavatsky,
tüm inançların çok eski bir dünya dininden yayıldığına ve Ulu Liderler'in bu
dini keşfetmemizi ve batı felsefesini bırakıp, doğunun gizemli yanlarını
uygulamamızı istediklerine inanıyordu. Ulu Liderler'in, Madam Blavatsky'nin
de iletişim kurduğunu söylediği Hz.İsa, Buda ve Konfüçyüs gibi filozofları
yetiştirdikleri düşünülüyordu.
Aslında Blavatsky'nin inancı ebedi liderlerin, her yüzyılda bir ortaya
çıkan, maddi ve ruhani başarılarını gösteren yeni üyeyi seçme geleneğine
dayanan eski bir inanca bağlıdır. En tanınmış isimlerden başında ise belki
de St. Germain Kontu gelmektedir. St Germain, Ulu Liderler'in bir üyesiydi
ve ölümünden elli yıl sonra bir çok yerde ortaya çıkıyor, topluluğun
çalışmalarını yayıyordu. Modern Gül Haç Örgütü, St Germain'in majikal
çalışmaları yaymakla sorumlu kişi olduğunu iddia ediyor. 1920'lerde Paris'te
Fulcanelli adıyla görüldüğüne ve insanları atom biliminin ilerlemesiyle
ilgili olarak uyardığına da inanılıyor. Öteki liderler de zaman zaman
günümüzle bağlantılar kuruyorlar, hem de hiç beklenmedik anlarda.(alıntı)
-------------------------------------------------------------
ELALEMiN kötülüğünden bahsettiğin takdirde,
Sözün doğru olsa bile, özün kötü SAYILIR.
YANINDA başkasını ayıplarıyla ANAN bir kimsenin,
SENDEN teşekkürle bahsedeceğini ZANNETME.
-Şeyh Sadi Şirazi -
- Yoksulluk kaç gün sürer baba?
- 40 gün oğul.
- 40 günden sonra zengin olur muyuz?
- Yok oğul, alışırız...
Bill Gates bir lokantaya gider ve çıkarken garsona 2$ bahşiş verir !
Garson der ki ; Dün oğlunuz geldi ve 100 $ bahşiş verdi, siz 2$ mı
veriyorsunuz ?
Bill Gates; O bir milyarderin oğlu bense bir çiftçinin oğluyum.
------------------------------------------------------------------------
Zamanda yolculuk mümkün mü, mümkün değil mi sorusuna cevap vermenin en net
bilimsel önermesi zamanın en küçük dilimi varmıdır sorusuna karşılık gelir.
Zaman çizgisi kesintisiz bir süreklilik midir yoksada an'lardan oluşma
kesikli/dalgalı bir süreklilik midir? Işığın dalga mı parçacık mı olduğu
sorusu ile benzerlik/paralellik taşıyan bir soru bu! Zamanda yolculuk
fikrinin somut bir gerçeklik arzetmesi için, pratikte uygulanabilir bir
yolculuk olabilmesi için zamanın geçmiş, şimdi ve gelecek anların bir araya
geldiği bir çizgi, bir boyut, bir eksen, bir dalga bandı olduğunu kabul
etmemiz lazım/bu bilimsel tespitin ortaya konabilmesi yada kanıtlanması
gerekir. Ç.BAL - 2012 - 21 Nisan, 16:09
Çetin Bal: Zamanda yolculuk için zamanın sadece saatlerimizin tik
takları demek olmadığını ve zamanın sadece psikolojik bir aksiyom olmadığı
gerçeğini kanıtlamalıyız. Zaten Einstein genel ve özel görecelik kuramları
ile doğrudan bir önerme getirmesede kuramın bilimsel alt tabanı zaman
yolculuğunu desteleyen bir yapıya ve önermeye sahiptir.
Bu sabah uyandığımda zihni özgürleştirmek adına
biraz düşündüm.. bir şey farkettim.. dünyaya ait tüm kaygı, endişe ve
korkular bizi dünyayla özdeştiriyor aklımızı ve zihnimizi bu gerçekliğe
demirliyordu. Geçmişi, şu anı ve kim olduğumu düşündüm. Aslında kendim
hakkımdaki yargılarım ve bu yargılara olan inancım beni başka gerçeklikleri
farketme noktasında perdeliyordu. Ruhsal düzeyde sonsuz sayıda ve çoklu
düzeyde iç içe zaman ve mekanlarda yaşasamda boyut, zaman, mekan ve ayrı
bedenler içinde yaşamanın getirdiği farklılıklardan dolayı sadece idraki
içinde olduğum (odaklandığım) belirli bir yaşantı içinde bir varoluşu
deneyimliyordum. Peki farklı bedenlerde, farklı zamanlarda sahip olduğum
şuurlar birbiri ile karşılaşıp ayrı bireyler gibi sohber edebilir mi?
Cevabım evet olacak. Ç.BAL
Çetin Bal: Bir odaya başka boyutlardaki, başka zamanlardaki, başka
bedenlerdeki tüm farklı şuur ve kişilik konsepti içinde bulunan benlerimizi
toplayıp her farklı benimizle yaşadığı farklı dünyalara, kültürlere,
boyutlara, zamanlara dair sorular sorup bilgi alabilir, evrensel sohbetler
yapabiliriz. İnsanın kendisi ile sohbetinin en renkli şekli bu olsa gerek :)
17 yaşımda banyo ederken 4 boyutlu uzay/zamanı
düşünüyordum ve o zaman için aklımda bir şimşek çaktı. Herşey (parçacıklar
ve tüm maddeler) uzay içinde hareket ediyordu. . Ama ışık mekan içinde
hareket eden bir şey değildi.Işık, üçüncü boyutu oluşturan plastiksi bir
maddeydi ve bu maddenin hareketi ancak 4. bir boyut içinde gerçekleşiyordu.
Yani ışık, 4. boyut içinde dalgalanan bir üçüncü boyut mekanıydı. Buna göre
ışık mekanda hareket eden bir şey değildi. Işık üç boyutlu mekanın 4. bir
boyut içindeki dalgalanmasıydı. Ç.BAL
Çetin Bal: Buna göre ışık büyük kütleli gök cisimlerinin yanından
geçerken gerçekte eğri uzay konseptinden dolayı değil gerçekte eğri zaman
konseptinden dolayı mekanda farklı yol çiziyordu.Yerçekimi gerçekte ışığı
kütle çekimsel olarak çekmez. Işık mekanın farkılılaşan zaman etabından
dolayı mekanda sapma gösteriyordu.Buna göre ışık aslında kabul edidiği gibi
bir parçacık akımı değildir. Eğer öyle olsaydı kütleçekiminden
etkilenirlerdi. Işığın karadelik çevresinde merkeze doğru çekilmeside ışığın
kütleçekimsel olarak karadelikle etkileşmesinden kaynaklanmaz. Sadece
bükülen uzay/zamandan dolayı ışığın hareket ettiği yolun bükülmesinden
kaynaklanır.
Sömürücü sınıfın, sömürüyü sürdürmek için yalana gereksinimi vardır;
Devrimci sınıfın ise, sömürüden kurtulmak için gerçeğe gereksinimi vardır.
- Georges Politzer -
Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya zorlukları değiştirirsiniz ya da
zorlukları çözmek için kendinizi. - Phyllis Bottome -
''Beni gerçekten seven ve saygı duyan, bana değer veren
insanların hayatımda olmasına niyet ediyorum.''
Çetin Bal: İfadeler güzel lakin benim kimseden böyle bir beklentim
yok.. önce - kendisine saygısı olsun insanın - bu benim için kafidir.
Kişinin kendisine karşı saygısı varsa herkese karşı dürüst olur zaten.
Sevgi içten gelir.. sevgi her zaman bilinen bir şekilde bizi sarmıyor
olabilir. Bizler sevgiye belli kalıplara göre var yada yok deriz.Oysaki
sevgi bizim gözlerimizin ötesine taşan kaplara girerek bizim hayatımıza
dokunabilir. Göremeyiz, dokunamayız ama ordadır.
Uzun lafın kısası daha güncel bir dille diyebilirimki telefonunuzu 24 saat
çaldıran ve nasılsın hayatım diyen biri için sizi çok seviyor diyemem :)
Sevgi çok daha büyülü bir derinlik içeren bir şeydir.
Nilgün Özyurt: son noktayı koydunuz efendim:) teşekkürler
Büyük kalplere göre uzaktakiler daima yakındır. - Gorki -
Biçtiklerini beğenmiyorsan ektiklerini değiştir. - N. Avunduk -
İnsan düşünceleri ve zihni güçlü bir biçimde değiştiğinde bu
değişim bizi fiziksel bir realite değişiminede götürür. Fiziksel varoluş
düşünsel varoluşu takip eder. Ç.BAL
Çetin Bal: Önce düşünceler bir frekanstan diğerine geçer sonra bunu
bedenin her hücresi, atomu o frekansa kendini rezonans kanununca ayarlayarak
takip eder.
Düşündüren Sözler..
“ÖNCE İNSAN” OLMAK İÇİN EĞİTİLMEK!
Bir okul müdürü her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere bu mektubu
gönderirmiş:
Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi
yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin
vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup
yaktığı insanlar.
Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.
Sizlerden isteğim şudur:
Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili
canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik,
çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem
taşır...
(Eğitim ve öğretim bir bütündür fakat eğitimin, öğretim üzerindeki üstünlüğü
tam bu noktada gözlemlenir.)
------------------------------------------------------------------------------------
Anlamlı hikayeler...
Japonya’da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol
kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir
judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmesiyle bu hayali de yıkılan
çocuğun babası, Japonya’nın ünlü bir Judo ustasına giderek yardım istemiş.
Usta ertesi günden itibaren tam on yıl boyunca çocuğa tek bir hareket
öğretmiş ve her gün bu hareketi çalışmasını istemiş.
Çocuk zaman zaman hocasının yanına gitmiş.
“Bu hareketi öğrendim başka hareket göstermeyecek misiniz” diye sormuş.
Hocanın cevabı: “Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete
geçeriz” olmuş.
2 yıl, 3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10’uncu yılını doldurmuş. Bir gün
hocası yanına gelip “Hazır ol” demiş “Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın
maça çıkacaksın.” Delikanlı şaşırmış. Hem sol kolu yok hem de judoda bildiği
tek hareket var. Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının
olmayacağını düşünmüş ama hocasına saygısından ses çıkarmamış. Delikanlı ilk
müsabakasına çıkmış.
Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. İkinci, üçüncü maç, çeyrek
final, yarı final derken final maçına çıkmış. Maç başlamış. Delikanlı yine
bildiği o tek hareketi yapmış. Rakibini yenmiş ve şampiyon olmuş. Kupayı
aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş ve;
“Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket
var. Nasıl oldu da ben kazandım” diye sormuş.
Hocası da:
“Bak oğlum, 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki artık
yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir, İkincisi
de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin
sol kolundan tutması gerekir” demiş.
---
"Bazen farkına varmasak da eksik gördüğümüz taraflarımız aynı zamanda en
güçlü taraflarımız olabilir." "Ama yeter ki bu eksiklik zihinlerde olmasın!"
(alıntı)
----------------------------------------------------------------------------------------------
Gözlemlerimde dikkatimi çeken bir husus oldu.. insanlarda
zeka ve akıl biraz yükselince vicdan ve duygusallık biraz daha geri planda
kalıyor gibi!! Birde gelişmiş olarak (ruhsal olarak yüksek planda) kabul
ettiğimiz insanların biraz daha duygusuz robotlar gibi hareket etme
eğilimine sahip olduğunu gözlemledim. Öyledir diyemem ama objektif gözlem
verileri öyle diyor. Bu gözlemi nasıl değerlendirmek lazım? Belkide bir
vazife şuuru gereği böyle bir görüntü yansıması oluyor olabilir.Çoğu ruhsal
öğretmenleri ve çevrelerindeki müritlerin yaşamlarını incelediğimde pek çok
ruhsal öğretmende duygusal bir bakışı sezemiyorum. Bu bir eksiklik midir
yada görevi tamamlayıp dünya gökleri altından bir an önce geçip gitmek
isteminin psikolojisimidir anlamak zor. Belki kişilikle alakalı bir hususta
olabilir.Birde yüksek üstadlar pek dünya ile yada öğrencileri ile duygusal
bir bağ/yakınlık kurmuyorlar. Biri olmaz ise öteki, öteki olmaz ise
diğeri... vb gibi. Üstadlar daha çok kendi geliş maksadını tamamlamaya
odaklılılar. Dünya şablonları içinde bizlerin alışık olduğu duygusal
enerjilerden biraz uzak bir duruşları var. Bunu bir noktaya kadarda anlamak
mümkün tabi. Daha çok hizmete ve göreve odaklı bir mevhalde olaya bakıp
insanları hizmet yapabilecekleri oranda dikkate alıp mesajını verip gitme
eğilimi/psikolojisi içindeler.Belki bu gözlemlerimden ruhsal olarak
yükselmiş bir zihin, akıl, ruh nasıl olur noktasına dair bir bilgi elde
edilebilir. Ç.BAL - Denizli
Çetin Bal: Belki duygusuzca görünen yada duygusallıktan uzak görünen
tavırların ardındaki neden artık dünya okulunu bitirmiş olmakta olabilir.
Belkide bizim bilmediğimiz bir boyuttan, duygu düzleminden olaylara
bakıyorda olabilirler.Ki zaten bilmediğimiz boyutlardan geliyorlar :) Çünkü
bir yandan bakıyorum devasa bir nur, ışık ama bir yandan bakıyordum dünyasal
hali bana göre eksiklerle, hatalarla, yanlış yaklaşımlarla dolu! Bunu nasıl
açıkayabiliriz dersek ancak o üstadların farklı bir yüksek duygu evreninde
olduklarını varsayarak bu çelişki gibi görünen duruma açıklama
getirebiliriz. En basit şey insanlara olumsuz yargılar getirmektir. Ama ben
manayı , hikmeti, sebebleri arayan bir gözle olayların, durumların ardındaki
gerçek mentaliteyi aradığımı söylemeliyim.Kanaatlerimi sizlerle acizane
olarak paylaştım.
Recai Samur: Çetin bey; söyledikleriniz bana Gurdjieff felsefesini
hatırlattı. Gurdjieff, insanın dört temel fonksiyonundan bahseder. Bunlar;
düşünce, duygu, hareket ve içgüdü fonksiyonlarıdır. İnsanlar bu
fonksiyonlardan birine yada diğerine bağlı olarak yaşarlar. Düşünce, duygu
ve hareket fonksiyonları tamamen dış tesirlerin etkisi ile çalışır diyor. Bu
fonksiyonların etkisi ile yapılanların, insanın kendi olma yada kendini
bilme çalışmalarında taraf tutmaya bir başka değişle dualiteye
götüreceğinden başarılı olamayacağını söylüyor. İşte bu bağlamda sizin
gözlemleriniz, Gurdjieff felsefesinde yerine oturuyor diye düşündüm.
Yanılıyor da olabilirim.
Çetin Bal: Hımm Gurdjief in bende bir kitabı vardı ama okumaya
zamanım olmadı.. kitap arkası bir kaç kelimesinden değerli bir bakış açısına
sahip olduğunu umduğum bir kişiydi. Sizin bu örneklemeniz Gurdjief
hakkındaki düşüncelerimi doğrular nitelikte. Demekki hepimiz birbirimizi
doğruluyorsak sizde buna vesile oluyorsanız hepimiz doğru bir nokta üstünde
hemhal olmaktayız :)
Recai Samur: Hayatını konu alan "Meetings With Remarkable Men" isimli
bir filmi yapılmış, ancak Türkçe dublajı maleesef yok. Yakın dönemin
dervişlerinden sayabileceğimiz, aynı zamanda İstanbul'da bir dönem yaşamış.
İslam felsefesini araştırmış. Tüm dinlerin ve felsefelerin ezoterik
dünyasına girip çıkmış. Günümüz psikoloji bilimi ve öncülleri insana
materyalist açıdan baktığı için, insanı tek taraflı yani eksik açıklıyor.
Gurdjieff ise insanı hem felsefik açıdan hemde ezoterik(yada gizli kalmış)
yönüyle inceliyor. Gurdjieff hakkında bilgisi olan arkadaşlarla fikir
alışverişinde bulunmak isterim.
George Ivanovich Gurdjieff - Dördüncü Yol Öğretisi'nin Kurucusu
Kendini, her zaman ve her yerde hatırla.
Gurdjieff
Gurdjieff, kendini-hatırlamayı, savaştaki sert bir savaşçı gibi öğretti. O
uykuya karşı savaştı ve onun öğrettiği sistem, insanı uyuyan bir makine
olarak tarif eder ve uyanmak için köklü bir yaklaşımın gerekli olduğunu
belirtir. O öğretisinin kaynaklarını bir gizem olarak korurken, Batıda
kendini-hatırlamanın öncüsüydü. Sistemi, evrensel kanunların evrenbilimini
içeriyor olsa da, kendisi bunlara pratik kendini-hatırlama çabalarından daha
az ağırlık verdi. Öğrencileriyle 'makine insan' ve 'acı fabrikası' olan
dünya gibi hayranlık verici, şahsına münhasır tartışmalarında bile Gurdjieff
çalışmanın uyanmak için olduğunu her zaman hatırlatırdı. Öğrencileriyle
yaptığı bir toplantıda, hepsinin kendini-gözlemleme çabalarında bir şeyi
kaçırmış olduklarını vurgulamıştı. Onun ne ifade ettiğini
keşfedemediklerinde, onlara, 'Kendinizi hatırlamadınız,' dedi.
Kendini hatırlama Dördüncü Yol'un merkez fikridir. Gurdjieff'in
evrenbiliminde, uyanmak insanın doğuştan sahip olduğu bir haktır, ama
uykunun psikolojik durumları bunu engeller. Bu durum nedeniyle, insanlık
uyanmakla ilgilenmez ve eğer insan-varlıkları 'uykuda' olduklarını
keşfederse, unutmak ya da reddetmek için bir mazeret bulacaktır. Bu yüzden
Gurdjieff kendini-hatırlamayı, onun değerini ortaya çıkartacak bir deney ve
hayat biçimi olarak öğretti. Öğrencilerine, 'uykuda' olmakla 'uyanık' olmak
arasındaki farkı öğretti.
Kendini-hatırlamayı, kişinin dikkatini Kendi'sine ve aynı zamanda meşgul
olduğu faaliyet üzerine getiren sürekli, pratik bir çaba olarak öğretti.
Gurdjieff modern bir Dördüncü Yol okulu için koşulları oluşturdu ve onun
öğretisi modern zamanda bir Dördüncü Yol okulu'nın varolmasını mümkün kıldı.
Onun pratik yöntemlerini kullanarak, öğrenci kişisel çalışmasının
temellerini oluşturur. Buradan, uyanma arzusu ve çabalara değer verme gelir.
İnsan, uyanma arzusu ile kendisine benzer zihin yapısındaki insanlardan
oluşan bir grubu aramaya başlar ve Dördüncü Yol okulunun az rastlanır bir
şey olduğunu ve uyanmak için bir çok güçlüklerin olduğunu keşfeder. Ardından
devam etmek için bir ilham gelir, belki aynı amaca sahip olan başka biriyle
konuşmak. Kişisel mücadele devam ettikçe, insan kendini-hatırlama fikrinin
basit olduğunu, ama çabanın zor olduğunu anlar. Kişi, bu anlayışı bir
diğeriyle dengeleyebilir, ki Mevlana'nın söylediği gibi 'sevdiğimiz
güzelliğin yaptığımız şey olmasına izin ver': Anda olma hali güzeldir, her
bir çabaya değer. Dahasına da değer.
Alıntıdır.
------------------------------------------------------------------------------------
Bizler aslında dünyada duygulara hakim olma ya da kabuklardan kurtulma
eğitimi yapıyoruz. Bu ise dogmatizmden, şekilcilikten ve kalıplardan
uzaklaşmaya çalışmaktır. Değişim ve değişime bireysel katkı ancak bu şekilde
gerçekleşebilir. Ruhsal sevgiyi hissedebilmek, ayrıntı dünyasından
kurtulmak, berrak bir şuura, dingin bir iç yapıya ve kalp huzuruna ulaşmak
istiyorsak, kendi kişisel değişimimize katkıda bulunmalıyız..
Korku, kıskançlık, öfke, kin, endişe, üzüntü gibi duygu hallerimiz sevgi
enerjisini almamıza engel olur. Sevgisizliğimiz, insanları ve koşulları
suçlasak da (oysa doğru insan olmak, doğru insanı bulmaktan daha önemlidir.)
beynimizin içindeki kalıplardan ve dogmatik anlayışlardan ileri gelir. Dış
dünya, arzu ve beklentilerimizle çalıştığında duygusal bir kontrole
gitmezsek Bütün’e şuurlu olarak katılamayız.
Fakat bizler başımıza gelen olayları, statümüzü tehdit eder nitelikte
algıladığımız için insanları sevemiyoruz. Sevmek ve sevilmek, Bütün’e
ulaşmak, Birlik Alanı’na girmek istiyorsak statükocu olmamalı, üstün olma
hevesinden vazgeçmeli ve her türlü bağımlılıktan kurtulmalıyız. Hatta
sevgimiz bile bir bağımlılık oluşturmamalıdır. Sevgi: esen rüzgar, uçan kuş,
doğan güneş gibi beklentisi olmayan, ayrım yapmayan doğal bir akış
olmalıdır. Sevgiyi yaşamak için kendimizin ve başkalarının kabuklarla kaplı
bir beden değil, ruh varlığı olduğumuzu idrak etmeye çalışmamız gerekir.
Yaşam içerisinde duygusal olarak rahatsız olduğumuz her olay aslında
kabuklarımızdan kurtulmamız içindir. Kabuklu insan sevemez, çünkü verme,
fedakârlık yapma esnekliğini gösteremez ve başkalarına uyum sağlayıp ortak
sevgi alanları kuramaz.
Çevremizdeki herkes ve her olay insan için birer öğretmendir ve bizleri
küçük benlerimizden kurtarıp, Büyük Ben’e ya da Bütün’e ulaştırmayı
amaçlamaktadır. Günlük yaşamda meydana gelen ani terslikler ve oluşan
gerilim alanları bize esneklik kazandırmak içindir. (Alıntı)
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sevgi evrendeki en büyük güçtür. O hareket halindeki Büyük Ruh'tur. Eğer
Büyük Ruh'u ifade edebiliyorsanız, sevgi gösteriyorsunuz demektir. - Silver
Birch -
Gözleri yaşlarla dolu ve kalpleri kederden ağırlaşmış kişilere bir mesaj
göndermek istiyorum, çünkü onlar sevdikleri ve ölümün onlardan çaldığını
düşündükleri kişiler için yastalar. Birçok yıllar ruh dünyasında yaşamakta
olan biri olarak onlara ölümün, sevginin birleştirdiği kişileri,
koparmayacağını söylemek istiyorum. Sevgi bütün engelleri kırar; sevgi daima
kendine ait olanı bulur. Ölüm sevgiyi ortadan kaldırmaz; sevgi ölümsüzdür,
tıpkı Büyük Ruh'un da ölümsüz olduğu gibi.
- Silver Birch - ( Sevginin Bilgeliği - Derleme; N.Sefa Yılmaz, Ege Meta
Yayınları )
SEVGİ EVRENDEKİ EN BÜYÜK GÜÇTÜR.SİZ EN KÜÇÜK MADDE PARÇACIKLARINDA, ATOMUN
ÇEKİRDEĞİ İLE ELEKTRON SİSİ ARASINDAKİ BOŞLUĞUN SEVGİYLE DOLU OLDUĞUNU
KEŞFEDECEKSİNİZ. (KRYON)
--------------------------------
Beklentiye girdiğin her şey, sende eksik olandır.. Sende para tam olursa
birinden para bekler misin? Sende kıyafet tam olursa kıyafet bekler misin,
karnın toksa yemek bekler misin? Güçlüysen güç bekler misin? Sevgisiz
değilsen, Sevgin varsa Sevgi bekler misin? Beklentiye girilen ne varsa
eksiklik duygusundandır. O eksikliği dışarda aradığın sürece dışarıya
bağımlı olursun, mutlu olamazsın. - Deniz Muratoğlu -
Çetin Bal: Aslında burada Deniz beyin ifadelerine daha derince
baktığımızda hayatta herşey sonuç itibari ile duygusal bir enerji tatminine
dayanıyor şeklinde bir anlam çıkıyor.Ve insan kendi varlığı bünyesinde
herşeye sahip! Bir başka açıdan denebilirki hayat bunu farketme süreci! %
100 beklentisiz olma hali. Kendin olma hali.
Deniz Muratoğlu: Beklenti kötü de değildir.. Ama genel insan tablomuz
için Beklentiler hep Olumsuz ODAKLI oluyor... Eğer beklenti olumlu odaklıysa
ki Bu Özellikle Kuşkusuzca; Kesinlikten, bilmekten, olmuş olduğunu kabul
etmekten geliyorsa bu harikadır.. Beklenti, olumsuzluktan, eksiklikten
geliyorsa Alacagımız da budur... ama Beklenti olumluysa, zaten hissettiğimiz
birşeyse, Sahip Olmaktan geliyorsa alacagımız da budur... Beklentinin
niteliğini, kendisini olumlu yönde değiştirmek... Önce içimizde kabul etmek,
izin vermek... Sınırsız olasılıklara kendimizi açmak... Şüphenin aynı zaman
da; Herşeyin olabileceğine dair olumlu bir yanı da vardır... Olumlu veya
olumsuz olması, hepsi bizim bilinçteki seçimlerimizle ilgili...
Çetin Bal: Hayatın içinde dozunda ve ayarında olmak kaydıyla her
türlü duygusal enerji varlığını göstermelidir. Kıskançlık, ego(bencillik),
nefret bile, endişe bile, korku bile.. vb Tüm bu enerjilerin denge
noktasında olabilmektir yaşam. Bu anlamda hayatın bir parçası olarak
beklentilerde olacaktır. Ayrıntıya inersek beklenti derken bizim
yaşamlarımız içinde doğru olan, iyi olan olumlu odaklı beklentilerdir.
Konuyu biraz daha açtığınız için tşk.ler Deniz bey.
Deniz Muratoğlu: Ben Teşekkür ederim Çetin bey.
Çetin Bal: Evet % 100 beklentisiz olma derken korkusuz olma,
endişesiz olma ... vb gibi dünya hali içinde hiç beklentiler , kaygılar,
endişeler,korkular...vb olmayacak gibi algılamamak lazım. Hayatın doğası ve
akışı gereği bir takım beklentiler, korkular, şüpheler, sorgulamalar,
yargılar elbette olacaktır. Örnek olarak endişesizlik yada korkusuzluk hali
derken enerjilerin denge noktasında olmak diyebiliriz buna! Sıfır
noktasında/denge noktasında yaşam gibi. Mesela nefsi aşmak derler, duyguları
aşmak, benliği geçmek derler. Buradaki mana nefsi yok etmek, benliği yok
etmek yada duygusuz olmak değil tabiki. Nefs, duygusal enerjiler yada benlik
hayat dediğimiz sürecin parçasıdırlar . Hayat için yaşam için bunlar olmak
zorunda. Sonuç itibarı ile olması gereken şey yaşamlarımızı, yargılarımızı,
arzularımızı, eğilimlerimizi, bakış açılarımızı, duygularımızı,
beklentilerimizi terazilemek ve olması gereken denge noktasında titreşmek!
----------------------------------------------------------------------------------
Kendinizi insanlık denen bireysel formla ifade etmeyi seçtiniz. Bu, Tanrıyı
tümüyle anlamak için gerekli bir deneyimdi. Sınırlılığı deneyimleyip
anlamadan sınırsızlığı nasıl anlayabilirsiniz? Bu hayat, bilgelik denen en
büyük yaşam ödülü için oyunların oynandığı, illüzyonların deneyimlendiği bir
alan sadece! Bu dünyadan ayrıldığınızda birlikte götürdüğünüz tek şey
bilgeliktir. RAMTHA.
Sahip olduğunuz tek şey "çekiç"se her şeyi "çivi" olarak görürsünüz..!
- Abraham Maslow -
İnsanın kendi öz varlığı ile bütünleşmesi veya onun varlığının farkındalığı
ile yaşayarak, hayatının her aşamasında, ondan farkında olarak destek
alabilmesi, aydınlanmanın bir tanımıdır.Özü ile buluşmuş insanlar hayatı
yaşayış nedenlerini bilen, ve özlerinin sahip olduğu özellikleri her
anlarında yaşayan, daha doğrusu onları Olan ve Yansıtan insanlardır.Yani
SEVGİ OL'urlar, NEŞE OL'urlar, HUZUR OL'urlar, SAFLIK OL'urlar, GÜVEN
OL'urlar. - Kuantum Yaşam Haritasi-
''Şimdi AN'ımı ve diğer yaşayacağım anlarımı pozitif, mutlu ve sağlıklı
yaşamayı seçiyorum.''
Bizler bilerek ve ya bilmeyerek, kaderimizi
şekillendiririz.BÜTÜN DÜŞÜNCELER VE BÜTÜN HAREKETLER KADER BAHÇEMİZE
YENİ BİR TOHUM EKER.... K.Y.H
Gerçek bir özgürlüğün neye benzeyeceğini hiç düşündün mü?...
Başkalarının yargılarından ve kendininkilerden kurtulmak…!
- Apocalypse -
Her şeyi kabul eden insan neşeli olur. Böyle birisi şükran dolu olur;
varoluşa şükran duyar, bütünlüğe şükran duyar, bu kişi en üstündür. - Osho -
Zafer ancak ona inananlarındır ! - Napolyon Bonaparte -
Bilgilenmek, bilgi sahibi olmak, bilgiyi belleğe almak
önemlidir. Size böylece bilgin derler. Bilge olmak için ise aklı, görünen
bilgi üstünden hareket ettirip görünmeyen saklı bilgilere ulaşabilme
istidadına sahip olmalısınız.Bildiğiniz bilgiden bilmediğiniz bir başka
bilgi dünyasına aklı yürütebilmek bilgeliktir. Bilgelik görünmeyeni görmeye
muktedir olmaktır, aklı görünmeyene yürütmek ve görünmez olanı görmekle
ilgilidir. Görünen ve görünmeyen sonsuz bilginin membağına (kaynağına) inmek
ise kalple olur. Kalple yürümeye başladığınızda ise aklın ve mantığın
durduğu, zamanın artık bilinen gibi işlemediği realitelere yelken açarsınız.
Bu noktada ise size arif derler. Ç.BAL- 2012 - 19 Nisan, 17:52
İnsan bilinci ve zeka formasyonunun ruhtan yoksun bir digital bir kopyası
yapılabilir. Gelecekteki bu teknolojik gelişmeler felsefecileri ve
düşünürleri ruhun olmadığına dair bir kanıya götürecek. Lakin olay
sanılandan daha karmaşıktır. Gelecekte ruhu bedeninden ayrılmış ölmüş bir
insanın beyin kimyası taraması yapılarak bu kimyasal biyolojik belleğin ve
nörolojik ağ bilgisinin bir kopyası inşa edilerek ölmüş insanlar tekrardan
elektronik bir ortamda yada benzeri bir ortamda kimyasal prosesler taklit
edilerek hayata döndürüleceklerdir. - 6. gün adında bir filimde bu tarz bir
senaryo konu edilmişti - Aslında bu elektronik beyinde uyanan bilinç ruhsal
bir özden yoksundur. Sadece üç boyutlu madde ile sınırlı kopyasal bir bilinç
konseptine sahip bir varlık olacaktır. Yüksek boyutlarla bağı olmayan bir
kopya bilinç! Bu tarz kopya bilinçlerle kişi kendini devre kartları arasında
yarattığı bir sanal dünyaya aktarabilir. Fakat ben bu tarz teknolojilere
karşı olduğumu belirtmeliyim! İNSANIN sonsuzlukla olan göbek bağı
koparılmamalı!! İnsan ruhsal boyutunu yitirmiş bir varlık olarak üç boyut
içine kendini hapsetmemeli! İçinde sonsuzluğa açılan kapıların gizli olduğu
bu canlı öz (biyolojik beden formu) korunmalı! Ç.BAL - 19 Nisan - 2012 -
Denizli
KRYON MESAJI-"Evrenin Yeniden Ayarlanması"
Güneşi izleyin, çünkü güneş değişim sürecinde. Bu, zeki tasarım, Tanrı'nın
ve Yaratıcı'nın sevgisi vasıtasıyla gerçekleşiyor, bilinciniz için olayları
değiştiriyor. Bu, her bir İnsanın DNA alanına dokunan, gelişmekte olan yeni
bir düşünme şeklidir. Bu, DNA'nın içindeki bilgiyi değiştirir ve İnsan
Varlığının daha önce hiç sahip olmadığı yeni bir realitenin niteliklerini
yakalamasını ve güçlendirmesini sağlar.KRYON.
Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; Şimdi başla,
şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla..! - Aldous Huxley -
Edep'in ne kadar önemli olduğunu bilseydiniz allah'tan rızık yerine edep
talep ederdiniz. - Hz. Ali -
Gücünüzden şüphe ederseniz, şüphelerinize güç verirsiniz...!
- Mümin Sekman -
Hiçbir çiçekçi dükkanının demir kepenkleri olmaz. Çünkü kimse aklına
getirmez çiçek çalmayı. - Boris Vian -
Ülkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak için çok yoksul olsa da;
Onlara eşitlik duygusu ve insanlık onuru sunamayacak kadar yoksul değildir.
- Ernesto Che Guevara -
Beyni geliştirmenin tek yolu hiçbir fikre saplanmamak,
tüm düşüncelere açık olmaktır...
- John Keats -
İnsan yapraklarını güneşe açan bir çiçek gibi üstadına,
hocasına kendini açmalı ve güneşin ışınlarını özümseyip büyüyen bir çiçek
gibi üstadının, hocasının ilmi ışıkları altında bilgiyi özümseyip, varlığına
katıp yükselmeli, yücelmeli, büyümeli ve gelişmelidir.Ç.BAL
Çetin Bal: İnsan aynen bu gibi tüm evrene ve sonsuz bilgiye kendini
açmalıdır!! Tamamen açık ve özgür bir zihinle insan sonsuz olanı algılamaya
muktedir hale gelebilir.
Kozmik Tohum: hocana yada murşidine kendini açar ve sadece onun
güneşiyle açarsan, sen sen olamazsın, sen o olursun. beğendiğin imrendiğin
adam gibi biri olursun, belkide çok mutlu olursun, ama SEN KENDİN olamazsın
Çetin Bal: Cümlelerde başka bir anlatım var. Nerden nasıl bakarsan
öyle görürsün misali. Yorumunuz kendi içinde bir realitedir doğrudur. Lakin
ben başka bir noktaya temas etmek istedim.
Kozmik Tohum: ben anlayamadım demekki, özür diliyorum
Çetin Bal: Yok anlayamamak demeyelimde siz meselenin bir başka yüzüne
temas ettiniz.O mevhalde hocaya, öğretmene bağlanmak doğru değil. Yerine
göre bir kitap bile öğreticilik yapar.Sonuçta bilmeyen bir bilene
danışır.Oda bildiğince anlatır. Bilmediği noktada ise bir diğeri bu bilgiyi
tamamlar. Böyle düşünmek lazım.
Kozmik Tohum: evet bu daha doğru
Şahin Gürses: Haaaa, Çetin bey işte burada durun. Ben kimseye
yaprağımı veya kalbimi falan açmak zorunda değilim. Kim başını arş-ı alaya
değdirse bile beni ilgilendirmez. O baş onun başı, o arşı ala onun arş-ı
alası. Benim yolum başka. Ne bir başkasının cennetini isterim, nede
kurtulmak gibi bir derdim var. Birisi üstad olmuş, peygamber olmuş, hoca
olmuş beni hiç bağlamaz. Cennete gidecekse o gidecek, ben değil. O kendini
kurtardıysa ne ala. Ama ona hayranlıkla baktığım için bana cenneti verecek
bir allahı, bir yaratanı, bir evreni istemiyorum.
Ben hiç bir mükemmel insanın kopyası olamam. Gerçeği bulacaksam kendim
bulmalıyım. Kimseye yaprak açmak zorunda olmadığım gibi, benim yapraklarım
bile olmayabilir. Ben öyle bir garip bencile olabilirm ki, kimseden feys
alacak hükmüm, gücüm dahi olmayabilir.
Kimsenin yolundan gitmem. Kimseye ait olmam, kimsenin doğrusuna takılmam. Bu
hayatı ben yaşıyorum. Bütün eksiklikler, bütün güzellikler bana ait olacak.
Hataları ben yapacağım, doğruları ben bulacaım. Ulaşılacak bir tanrı varsa
onu ben bulacağım. Kimsenin peşinden gitmedim ve gitmeyeceğimde. Elbette
herkesi dinlerim, kendi ufuklarımı genişletmek için onların sınırlarını
incelerim. Ama başkalarına ait bir dünyada bana doğacak bir güneşi
düşünemem. Benim dünyamda karanlıkta bana olsun güneşlerde bana doğsun.
Bu bahsettiğim, ego gibi anlaşılmasın, bencillik olarak anlaşılmasın. Bir
yaratan varsa, onunla kişi arasına istense bile kimsenin giremeyeceğinin
anlaşımasını isterim.
Sizlere çok güzel bir hikaye anlatacağım, bu gece umarım yazar koyarım
faceye. O zaman ne demek istediğim çok daha güzel anlaşılır.
Hatta Oshonun bir yazısını hatırlatayım burada, "Eğer sabit bir gerçek
olsaydı, bu güne kadar binlerce akıllı adam gelmiş geçmiş, onlar bulurdu
bizde faydalanırdık. Ama gerçek herkese göre değişir. Herkes kendi gerçeğini
kendi bulmalı. Bir üstadın, bir hocanın(hoca ne pokumsa) bir alimin, bir
bilgenin peşinden gitmenin hiç bir anlamı yok."
Payeler kimseye insan-üstü hiçbir şey vermedi. Yüce peygamber denilen
muhammed bile toprak oldu gitti. Daha kim bilir ne yüce insanlar gelip
geçecek bu dünyadan. Kimse payesi yüzünden kıyak görmeyecek.
Sen sırf müslümanım diye dualarının kabul olacağını mı sanıyorsun? Senin
dedenin duaları ne zaman kabul oldu ki, seninkiler veya senden sonrakilerin
duası kabul olsun?
Kıyakçı bir tanrı ancak cahillerin tanrısı olabilir. belki trilyonlarca
insan geldi geçti şu dünyadan. Sen sadece müslüman doğduğun için ayrıcalıklı
olduğumu düşünüyorsun?
İşte o zaman benim sana bir lafım var. Al müslümanlığını başına çal, benden
de uzak dur yoksa kafanı koparırım.
Saygılarımla...
Çetin Bal: Doğruluk payı olan söylemler... bizim yazmadığımız eksik
noktalara dair örneklemeler mevcut. Benim ifadelerimde kendi bakış açımdan
doğru, kozmik tohumun bakışıda meseleyi bir parça daha tamamladı.Şahin bey
sizin yorumlarınızlada mesele daha bütün hal almış oldu.
Şahin Gürses: Çetin bey, inanın ne sizin inançlarınızla bir sorunum
var ne de dinden habersiz dincilerin dinleriyle derdim var. Amacım kendi
yolum. Beni en çok üzen, en çok eziyet çektiren, en çok çiçekleri sunna
sadece kendi yolum. benim derdim kendi yo...lumla. Bu yolda muhammed
geçmeyecek, ben geçeceğim, bu yoldan isa, musa geçmeyecek, adem ile havva da
geçmeyecek. Bu yol sadece bana ait ve ben kendi bacaklarımla burada
yürüyeceğim. Derdim kimsenin değerlerini alaşağı etmek değil. Ancak itin
köpeğin benim hayatıma müdahele hakkını kendilerinde bulmalarına sinir
oluyorum. Bir şeye inanıyorsan bana onu pazarlama demek istiyorum. Senin
dinin, kitabın, peygamberin, allahın beni hiç ilgilendirmiyor demek
istiyorum. Ben Yunusum gibi bir garip bencileyip, kendi yolumda yürürken
cehennem önüme çıkarsa gölgesinde yatmak istiyorum. Derdim bu sadece. kendi
hayatımı, hayallerimi, sevgilerimi, nefretlerimi, doğrularımı, yanlışlarımı
kendim görmek istiyorum.
Yunus emre bir şiir yazmış, özetle şöyle diyor;
Sırat köprüsü diye bir şey varmış, kıldan kırk kat ince.
Gidip anca köşkler kurasım gelir.
Altında nar gibi alev ateş varmış pür.
Gidip gölgesinde yatasım gelir.
yanlış anlamayın erenler,
Biraz yanasım gelir.
Bu dörtlük herşeyi mükemmel derecede açıklıyor.
Bütün evreni anlayabilirsiniz, dinleri anlayabilirsiniz, korkuları,
sevinçleri, hoşörüyü, garip olmayı anlarsınız.
Bu şiirin her satırı için ben kitaplar yazacağıma inanıyorum. Ancak hiç bir
yerinde ahkam görmüyorum.
Adam bak, kıldan kırk kat sırat köprüsünde köşkler kurasım gelir diyor. Yok
böyle bir izah. Adama otoban olmuş sırat köprüsü, hatta aşmış üstüne yalı,
villa, köşk yapıyor.
Çok derin manalar var içinde, kısaca bazıların kabir, azap korkularının
üstüne herif köşk kurası geliyor. yani ona o korkular yayla gibi, Ona o
korkular basit, hatta üstünde oynuyor, altına(gölgesinde yatıyor, birde özür
diliyor, yanlış anlamayın biraz yanmak istiyorum diyor, yani ben aşmadım,
ermedim diyor.)
Böyle bir gönülü örnek alabilirim, yoluma ışık diye tutarım, ama... Yunusun
yolu ile benimki aynı olamaz. Onun gittiği yoldan ben gidemem, oda benim
yolumda gitmeye kalkmaz.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İnsan bir şeyi başkasından duyduğu zaman yada bir kitaptan
okuduğu zaman gerçekliğini sorguluyor ve hadiseleri o kadar çok
içselleştiremiyor.. hep bir şüphe noktasından bakıyorsunuz! Ama olaylara
birebir şahit olunca o zaman insanın tüm inanç dünyası, fikir dünyası, ruh
kimyası, bakış açısı kökten başka bir boyuta doğru kayıyor, ister istemez
insan dönüşüyor ve değişiyor. Bu sadece zihnin bir değişimi değil yada
sadece bilgilenmekten çok daha öte bir şey! Adeta tüm varlığınızla birlikte
başka bir şey haline geliyorsunuz. Ç.BAL
Çetin Bal:
Duyulan, okunan, öğrenilen şeyler size ne kadar tesir ediyor, sizi ne kadar
dönüştürüp başka bir idrak ve şuur düzlemi içerisine taşıyabiliyor? Bunu
kendimize sormamız lazım! İşte insan yürekten dinlemeli, tüm varlığı ile
anlamalı, yüreği ile dinlediğinin içinde olmalı, o hale temas etmeli. Ancak
o noktada insan kimyası değişmeye ve tamamen başka bir varlık haline
dönüşmeye başlar.Şuurun bir realiteden başka bir realiteye geçişidir bu!
-------------------------------------------
Öyle olaylarla karşılaştımki metafiziğin derinliklerine kadar indim. Maji
konusunda büyük üstadlarla tanıştım. Bir gün odaya biri girdi şahıs şöyle
bir sorunum var dedi. Maji üstadı adamın gözlerine doğru baktı salı günü
dedi şu saatte dedi işe gitme otur evde onu bekle ama geldiğinde ağzını
sakın açma! Hiçbir şey olmamış gibi davran, hiçbir şey sorma dedi. Bir kaç
hafta geçti o bahsi geçen şahısla karşılaştım maji üstadının dediği gibi o
gün o saatte kavga edip ayrıldığın eşin eve geldimi dedim. Adam ben böyle
bir şey görmedim dedi. Aklım hayalim bu olayı almıyor dedi. Ben maji
hocasına inanmadım dedi. Ama aynı gün aynı saat eve gittim bekledim dedi. O
saatte kapı çaldı hanım içeri girdi dedi. Adam ben hocadan korktum dedi.
Banada yanımdan uzaklaş dedi :) Sonra tekrar maji hocasının yanına döndüm şu
sırrı banada anlat dedim. Çok uzun konuştum ama kendime göre özet yapacak
olursam Maji hocası herşeyin küçük açılıp kapanan manyetiklerden oluştuğunu
bilincin, aşkın, sevginin, mutluluğun, mutsuzluğun, duyguların aldığımız tüm
kararların, tüm düşüncelerimizin bu milyonlarca minik açılıp kapanan
manyetiklerin toplu davranışlarının bir yansıması olduğunu ifade etti.
Düşünceler ve inançlar bu manyetiklere etki ediyordu.Güçlü düşüncelerden
hasıl olan ışınlar kaderin rotasını ters yüz edebiliyordu. Maji hocası
gözlerime baktı ve Çetin hiç inanarak bir şey yaptınmı dedi. Herkesin
bahsettiği inanmaktan bahsetmiyorum dedi. Beni anladın dedi sen. Anladım
hocam dedim. İşte mesele burada dedi. Hoca bir kaç sene sonra vefat etti.
Ç.BAL
Çetin Bal: Maji hocasından taşan bilinmeyen bir enerji vardı ve bu
enerji olaylara tesir edebiliyordu.Karşılaştığım pek çok olaylar neticesinde
evrenin henüz bilmediğimiz farkı düzeylerinde farklı bir işleyiş şekli
olduğu olduğu konusunda bende sarsılmaz bir inanç oluşmuştu. Yaşadıklarım
beni bazı gerçeklere dair kani etmeye yetmişti. Ruhsal, psişik bir boyutun
olduğu tartışma götürmez bir gerçekti. Mesele bu sistemi tüm boyutları ile
anlayabilmekti. Maji hocasının saat vermesi, gün vermesi şu saatte orda
olacak demesi..! Eğer orda olmaz ise gel yüzüme tükür demesi... benide
hayrette bıraktı doğrusu! Bu nasıl bir hakimiyet, bu nasıl bir güven, bu
nasıl bir eminlik gerçekten enteresan. Demek maji hocası bu işin sırrına tüm
boyutları ile hakim olmuş!
Rüya Güya: Bu sonradan edinilen bir bilgi midir? Yoksa var olan
güçlerinin açığa çıkması mıdır?
Çetin Bal: Bu çok katmanlı bir cevap içeren soru. Pek çok faktör var.
Geçmiş yaşamlar, ruhsal gelişmişlik, genetik faktör, sonradan öğrenilen
bilginin değerlendirilmesi, bedensiz varlıkların yardımı.. vb gibi tüm
bunlar bir araya gelerek ortaya bir takım şeyler çıkmaktadır.
---------------------------------------------------------------------------------------------
''Sadece özgür insan aşka tutsak olabilir.. tutsak olabilmenin şartı önce
özgür olabilmektir... ''
İnsanda pek çok göz vardır. İnsan dünyayı kendi bedensel
varlığında gizli sayısız gözden izleyip mütalaa eder. Fizik gözler vardır,
zihnin gözleri vardır, aklın gözleri vardır, duygusal göz/görüş vardır.
Hissi olarak gören bir göz vardır.Sezgilerin gözü vardır. Kalpten görmek
vardır. Ve daha bizim kavram sahasımıza girmemiş pek çok görme biçimi
vardır. Sahip olunan kültürel sinerjinin bile dünyayı yorumladığı bir göz
vardır. İnsan tüm o farklı gözlerden bakarda haberi olmaz. Tüm bu gözlerden,
perdelerden geçerek dünyaya ait bilgi bize ulaşır! Bize gelen bilgi tüm bu
filitrelerden geçerek bizde bir idrak şekli, bir algı formu uyandırır.
Ç.BAL
Çetin Bal:
Dünyayı nasıl görmemiz gerektiği bize öğretiliyor. Bu bilgi hem çevremizden
hem genetik kanaldan değişik tesirler şeklinde bize aktarılıyor, bir tür
şartlanma yaratılıyor. Dünyayı böyle yada şöyle görmemiz gerektiğine dair
bir koşullama söz konusu! Kişi sahip olduğu görüş ve fikirleri kendisinin
sanıyor! HAYIR! Sen annenin, babanın, çevrenin sana öğrettiği şekilde
görüyor, düşünüyor ve hissediyorsun! Asla kendin olmadın! Sen sadece içine
doğduğun toplumun değerlerini, duygu ve düşüncelerini taklit ediyor ve
yansıtıyorsun! Düşün!!! Sen kimsin!? Türkmüsün, almanmısın, ingilizmisin,
hristiyanmısın, müslümanmısın, yahudimisin yoksa insanlık sevdalısı bir
yürekmisin...? SEN KİMSİN!? Kendini şu yada bu olarakta niteleyebilirsin ama
sen bunların hiçbiri değilsin :) Öyleyse temel soru şu SEN SAHİDEN KİMSİN!?
Tanrıya yakın oldukça her hali kendi halinden sayar
insan. Kimseye öteki olarak bakmaz! Her fikirde, her zikirde olan
kendisidir. Ç.BAL
Çetin Bal: Doğru yada yanlış yoktur sadece öyle sanmanın farklı
düzeyleri vardır. Algı ne kadar geniş olursa görüşte hakikate o kadar yakın
olur.
Herkesin tek bir fikri ve zikri noktada buluşabilmesi için algıların,
kanaatlerin, duyguların, kavrayışın, anlayışın, bakışın, hissedişin,
düşüncelerin, akılların, zihinlerin, kalplerin SONSUZ OLMASI ve SONSUZLA
BÜTÜNLEŞMESİ lazım. Sonsuzluğun değişik noktalarından alemleri kesitsel
olarak izleyen her göz farklı bir manzaraya şahit olacaktır. Ve alemi o
sınırlı gözlemden yola çıkarak yorumlamaya kalkacaktır.Oysaki hakikat sonsuz
olan akıllarca görünür ve bilinebilir! Hakikati kim görebilir? Eksiksiz, tam
ve bütün bir görüş noktasına erenler/varanlar görebilir. Sınırlı görenler
değil sınırsız görüşe sahip olanlar hakikate vakıf olabilirler.
Başarı sürecindeki ilk adım, ne yapmak istediğinizin görüntüsüne sahip
olmaktır.
~ Steve chander ~
GÖRÜNEN O’DUR. BİLİNEN BİLİNMEYEN O’ DUR. FİİL O’DUR.. FİİLLER FİİLULLAHTIR.
SÖZLER NASI KURANDIR. ŞEYTAN MELEK, İYİ KÖTÜ YOKTUR.ÇÜNKÜ HER ŞEY HAKKIN
ZATININ YANSIMASIDIR. CENNET, CEHENNEM, ŞEYTAN, MELEK, İNSANIN KENDİ
İÇİNDEDİR.KÂBE, İNSANIN KENDİSİDİR.AŞK SEVGİ RAP HERŞEY SENDEDİR... İBADETİ
KİMDEN KİME YAPACAKSIN? SEN O’sun, AYRI DEĞİLSİN...
- Üstad Muzaffer Kınalı -
Üstad Muzaffer Kınalı:
İNSAN ÂLEMLERİN SULTANI OLARAK, HALK EDİLMİŞ, OLDUĞUNA GÖRE; İNSANIN
SIFATLARI, HAKKIN SIFATLARI İLE BENZERLİK ARZ ETTİĞİNE GÖRE; HAKKIN İNSANIN
ZATINDA GİZLİ OLMASI FİKRİ AĞIRLIK KAZANIR...
YUKARIDAKİ ARZ ETTİĞİMİZ KISTAS VE BİLGİLERİN IŞIĞINDA, İNSAN KENDİNİ
BİLİRSE, RABİNİN DE BİLİNECEĞİ DÜŞÜNCESİYLE...
R U H U, K A L B İ VE A K L I BİRLEŞEREK TEFEKKÜR EDEREK; HAKKI
VE HAKİKATI KAVRAMASI MÜMKÜNDÜR.
Bu Vahdet düşüncesi Eski Mısır ve Yunan felsefelerinde de vardı. Bu
düşüncede olanlar birliği beraberliği, diriliği, kardeşliğin tesisi için
Hoşgörü ve sevgi ile CAN İLE CANANIN, ÂŞIK İLE MAŞUKUN BİRLİĞİNİ anlatmak
istemiş olmalarına rağmen BAZI GERÇEKLERİN MANASI TAM İFADE EDİLEMEDİĞİ İÇİN
BU VAHTET DÜŞÜNCESİNİ İSLAMİ VE İNSANİ DÜŞÜNCEDEN SAYMAYANLAR
ÇOĞUNLUKTA OLDUĞUNDAN İHTİLAFLAR ÇOĞALMAKTADIR.
Çetin Bal: Üstadın ifadeleri bir yönü ile doğru ama kesret boyutundan
bakarsak bu yanlıştır. Kelimelerin manası itibarı ile sadece bir yönüne
bakarsak aldanırız. Genelde bu yüzdende bir çok mezhepler, tarikatler,
ekoller arasında ihtilaflar(görüş ayrılıkları) doğmuştur.
Görünen tüm birimler hepsi allahtan ama tüm bu birimlere tek tek bakıp bu
allah diyemeyiz. Hepsi ondan ama o değil! Üç boyutla sınırlı insan beyni ,
insan kavramları allahı ancak bir paradoks içinde tanımlayabilir.
Bu vahdet felsefesini anlamak kolay değil. Gizli egoları olanlar bu
felsefeyi yanlışa yorarak kabeyi yıkalım, din kitaplarını kaldıralım herşey
insanda diyebilirler.(zamanla şuurlar bir noktaya gelince bugünün ritüel
uygulamalarıda yerini daha üst uygulama ve anlayışlara bırakacaktır) Böyle
düşünmekte yanlış. İzafiyetin, kesretin kendi içinde bazı kaideleri,
düzenlemeleri var. Üstadın ifadelerinden yola çıkıp insan allahtır demekte
gerçekle tam bağdaşmaz. Vahdet felsefesini düşüncesini arif olan gönüller
tam manası ile anlayabilirler.
Bir İz: Gören de O Görünen de..Kendinden kendine...
Kozmik Tohum: Vahdeti vucud islamın ezoetrik yanıdır, herkesin
anlamasıda gerekmez, anlayabilecek bilinçler zaten bilgiye çekilir ve onlar
anlar. Cahilin karşısında bir KİTAP gibi sessiz ol der mevlana, derdimiz
herkese herşeyi anlatmak değil, biz bildiğimizi paylaşmakla mukellefiz,
üstadda öyle, herkes kendi kaşığının büyüklüğü kadar çorbadan pay alır. Ben
üstadın bir çok anlatımını abartılı ve gerçek dışı bulurum buda benim
kaşığım. Varlığın birliği yada enel hak, yada yeni çağcıların ben o yum
demesi, hepsi aynı bilginin versiyonları. Öğrenci hazır olmadan öğretmen
ortaya çıkmazmış, zamanı gelenler zaten herşeyi bilecektir...
------------------------------------------------------------------------------------
Yaşlanmayı durdurmak isteyenlere... her gün (sabahları) bir su bardağı su
ile bir diş sarmısak yutun. Ç.BAL
-------------------------------------------------
ASTIMDAN, ALERJİDEN VE GÖZ KANSERİNDEN KURTULUŞ
Darcy'nin hikayesi: ALKALİ SU MUCİZESİ !!!
40'lı yaşlarıma gelene kadar herşey iyi gitti. İlk, kilo almaya başladım,
sinsice ve istemeyerek. Doktoruma gittiğimde bana "40lı yaşlara hoş
geldiniz" dedi. Ben hayatımda hiç alejisi olmayan ben alerjik olmuştum.
Astım, alerji hepsi başlayı verdi. Doktorum yaşlandıkça bünyemizin daha
alerjik olabileceğini söyledi. Erken menapoza girdim ve trioid sıkıntısı
başladı. Doktorum bunun önemi olmadığını onun için ilaçlarının olduğunu
söyledi. Kemik erimesi başladı ve doktorum bana kemik erimesi için bir ilaç
yazdı. Daha sonra bağışıklık sistemimin düşmesi sonucu Cildimde bozulmalar
belirdi. Doktorum her ay streoid iğnesi olmamı söyledi. Bütün bunlar olurken
kas kaybına uğramaya ve kronik yorgunluk başladı. Fakat, durun burda daha
fazlası var! 4 Yıl önce yapılan kan testleri karaciğerimin düzgün
çalışmadığını gösterdi ve gittikçe çalışması bozulan bir karaciğerim vardı.
Daha sonra aldığım bütün ilaçları bıraktım, astımım için olanlarda buna
dahil. C-Scan çekimleri ciğerlerimde mantar olduğunu gösterdi Birkaç hafta
sonra bana GÖZKANSERİ teşhisi kondu.
Bu nokta hayatımın dönüm noktası oldu. Onkoloji görüşmemden döndükten bir
kaç saat sonra evimde pH Mucizesi kitabını okuyordum ve bunun için hazırlık
içindeydim. 10 yıldır sağlığımın neden git gide kötüleştiğini anlamaya
başladım ve hepsinin asidik yaşam tarzımdan olduğunu anladım. 2 gün boyunca
hem tükrük pH ıma, hemde idrar pH ıma baktım. Beden pH ım 5 çıktı. Daha
fazla beden pHımı düşüremezdim hemen onu yükseltmem gerekiyordu!
Çiğ yeşil sebzeleri yemeğe ve Alkali su içmeye başladığımda sonuçlar
inanılmaz hızla gelişti 3 gün sonra astımım kalmadı. 2 hafta içinde
enerjimin gençlik yıllarımda hissettiğim gibi arttığını gördüm. Bundan 1 ay
sonra 18 kilo vermiştim. 5 ci hafta 2ci C-scan çekildi ciğerlerimde mantar
kalmamıştı. Kanser cerrahım hayatında bende olduğu gibi hücrelerin kendisini
yenilediğini görmediğini bana söyledi. 3 Yıllık karaciğerimde meydana gelen
çöküş 8 Ay sonra eski haline geldi. Alkalize olmaya devam ettim. Sağlık
sorunlarım devamlı azalmaya başladı idrar pH'ım 5.0 dan 5.9 a sonra 6.4 e
sonra 7.0 a sonra 7.25- 7.5 arasında seyretmeye başladı. pH Mucizesi
hayatımı kurtardı!.
Not: Dr. Robert O Young neden kitabında karbonattan bahsetmemiş anlamadım.
Kendi sitesinde Alkali tuzları satıyor. O kadar yeşil sebzelerle alkali
olmaktansa çok çabuk karbonatla bu hızlandırılabilir. Ama Amerikalıların
farklı bir beyin yapıları var.
Bir İz: Alkali su hazırlanışı:Bir büyük bardağa 2 tatlı kaşığı
karbonat atıldıktan sonra üzerine az az kaynar su dökülerek köpürtülür ve
karbonatın suda iyice çözülmesi sağlanır.Sonra üzerine normal su dökülür,
karıştırılır ve içilir ( su sıcak geliyorsa soğumaya bırakılır ve öyle
içilir).Eğer Kanser, MS, Diabet hastasıysanız vücudu Alkali hale getirmek
için ilk hafta aç karnına yemeklerden 1 saat önce bu uygulama 2 kere
tekrarlanır. Sonraki 3 Hafta sadece sabahları kahvaltıdan önce aç karnına
içilerek devam edilir.
Gerçekten de karbonatlı su kullanımı, vücudu alkali hale getiriyor,bizi
hasta eden vücudda ki asit oranı.Beslenmemizde baz ağırlıklı kısaca sebze
meyve özellikle orac değeri yüksek yiyeceklerle beslendiğimizde
hastalanmıyoruz.Hastalansak da karbonatlı su harikalar yaratıyor.. Asit-baz
dengesi çok önemli,sadece beslenmeyle değil düşüncelerimiz ve öfkelerimizle
de kendimizi asidoz haline getiriyoruz.
Ben bu şekilde besleniyorum ve grip dahi olmuyorum.Sabahları sole( deniz
tuzu çözeltisi) karışımlı su içiyorum bu karışımda vücudu alkali hale
getiriyor,ilgilenenlere ...
Çetin Bal:
Birsen bu deniz suyu çözeltisini nerlerden bulabiliriz. Birde bu karbonat
dediğin şey bildiğimiz yemek sodası dimi ?
Bir İz:
Himalaya kristal tuzdan sole hazırlanıyor.Bir parça kristali,bir bardağa
üzerini örtecek kadar su koyuyoruz.2 saatte yüzde 27 lik çözelti oluşuyor ve
bunu sabahları bir çay kaşığı ( ama metal olmaması gerekir)yarım litre suya
koyup aç karnına içiyoruz.Normalade günde 3 kez ama ben sadece sabahları
içiyorum.Hastalık durumlarında her içtiğimiz suya ilave edebiliriz.Ben
bununla ilgili seminerlere katıldım,4 yıl önce ve ogünden bu yana
içiyorum,grip dahi olmuyorum( maşallah maşallah bana) Öneririm..Karbonatta
bildiğimiz yemek sodası onu da deneme aşamasındayım,1 haftadır bakalım
bakalım sonuçları merak ediyorum...
------------------------------------------------------------------------------
B.A:
Çetin ben bildirim sorunu yaşıyorum, hemen göremiyorum yorum ve mesajları
yanlış anlama olur mu? :)
Ç.BAL: Hiç mesaj yazmasan bile ben olumsuz düşünmem... görmemiştir derim..
yada gerek görmediyse bir sebebi vardır derim.. hemen kırılıp, darılmam.
Alınganlık gönlü geniş olanların hasleti değildir. Olumsuz senaryolar
düşünmem.Hep iyi düşünmeye çalışırım. :) İyi düşünelim iyi olsun :)
Diyelimki olumsuz
düşündün.. öyle olsa bile , öyle kabul etsek bile ben olumlu düşünerek/güzel
ve iyi yönden düşünerek, bunu iyiye yorarak seninde olumlu düşünmen için/
olumlu düşünmeni /güzel düşünmeni, iyi düşünmeni sağlamak için sana enerji
göndermiş olurum :)
B.A: Ne güzel kalbin var, teşekkür ederim.
Ç.BAL:Ben teşekkür ederim.
( B.A : Bir Arkadaş)
--------------------------------------------------------
İnsanın fizik bedeni bir aldatmacadır! Bu varoluş okyanusu
bir aldatmacadır. Tüm varoluş insan düşüncelerinde önce kendine yer bulur.
Gerçeklik sizin düşüncelerinizden ayrı bir yerde mevcut değildir. Siz bir
eşyaya dokunurken aslında en derin düzeyde kendi dışınızda bir oluşa
dokunmazsınız dokunduğunuz şey BEN olan dediğiniz hakikatin en kaba
şeklidir. Dokunduğunuz şey kendi düşüncelerinizden başka bir şey değildir.
Aslında herşey öyle varsaymadan ibarettir. Düşünebildiğiniz ve
hayaledebildiğiniz herşeyi ortaya çıkarabilme gücünüz var. İmkansız
dediğiniz şey hayal gücünüzün bittiği noktadır. Ve her hayalgücü için
imkansızın sınırlarıda farklı farklı olacaktır. Herşey bizim
düşüncelerimizde başlar düşüncelerimizde son bulur! Neden imkansız diye
birşey yoktur? Neden tek bir gerçeğin sabit çizilmiş bir şablonundan
bahsedemeyiz? Çünkü bizim varlık olarak algıladığımız herşey, tüm bu dünya,
kendi bedenimiz, tüm bu evren ve ötesindekiler hiçlikten bize akseden kendi
düşüncelerimizin yansımalarından başka bir şey değildirler. Ç.BAL
-2012 - 16 Mayıs - Denizli
Çetin Bal: Varlık, varoluş dediğimiz tüm dünya ve fiziksel bedenimiz
tamamen psikolojik bir oluşumdan ibarettir. Sır burada. İşte bu yüzden
yeterince inanan, hayal eden herkes düşünce hızında fiziksel bedenini uzay
ve zamanın ötesine hareket ettirebilir. Şu anda tam burada olman sadece
derin düşünsel psikolojik bir yoğunlaşmanın tezahüründen başka bir şey
değildir. Tüm varlığınla odağın nerde ise sen ordasındır. Bir fiziksel
bedende görünmek, üçüncü boyutta olmak, bu zaman diliminde olmak, mekanın bu
noktasından olmak, sahip olduğun ailen, bu insan bedeni sadece senin ODAĞIN!
Odağını değiştirdiğin anda tüm bu gerçeklik ters yüz olacaktır. Şimdi
kendini New yorkta bir yaz günüme ışınlamak isteyen bir adım öne çıksın..
korkacak bir şey yok.. Korku gerçekte olmayan katı gerçekliğinize sıkı
sıkıya tutunmanıza neden olur. Öncelikle gerçekliği belirleyenin sizin
düşünceleriniz olduğu bilgisinde, idrakinde derinleşmeniz gerekir.Korkan
insan tüm enerjisini korktuğu fikre verir. Kendine bir barikat örer. Korku
sizi alışageldiğiniz gerçekliğe mahkum eder. Sizi alışıldık fikirlerin,
kabüllerin tutsağı yapar. KORKU sizi alıştığınız, bebekliğinizden beri size
öğretilen, genlerinizden gelen, kültürünüzden gelen, toplum kaynaklı
şartlanmışlıklarınızın, öyle kabul ettiğiniz gündelik gerçeklerinizin demir
parmaklıklarından kaçmanızı engeller. Sizi hayali varsayımlarınız içinde bir
tutsak yapar! Ancak cesur, hür, özgür zihinler ışınlanma gibi bir deneyimi
daha kolaylıkla tecrübe edebilirler.
-------------------------------
Aramızda fazla kimse yok.. dostlarıma bir sır vereyim. Burlarda oluruz
olmayız bilmenizde fayda var. Gerçek nedir? Gerçek hiçbirşeyin olmadığıdır.
Gerçek hiçliktir! Peki biz kimiz? Biz bu hiçliğin kendisini bilişiyiz! Buna
göre biz neyiz? Bizde hiçliğin kendisiyiz. Peki bu hiç yokluk mu demek?
Hayır yokluk demek değil. Peki varlık mı demek? Hayır bir varlıkta
diyemeyiz. Ne peki? Sadece kendisi! HİÇ! Ç.BAL
Kullandığınız sözcüklerde kusursuz olun, ağzınızdan çıkan en küçük bir
kelimeye dahi dikkat edin. Kendinizle, diğerleriyle ilgili yargılarınızda
dikkatli olun. O sizin gerçekliğiniz olacaktır. - Kızıldereli sözlerinden
alıntı -
Uygarlık ilerlemiyor diyemezsiniz... Sizi her seferinde yeni silahlarla
öldürüyorlar...
- Will Rogers -
GEZEGEN ÇAPINDA ULUSLARARASI BİR AYAKLANMA DÜŞLÜYORUM! YENİ BİR DÜNYA
DÜŞLÜYORUM! Ç.BAL
İnsanlar ülkeler, devletler altında toplumsal bir sistem
kurmuşlar. Mahkemeler, adalet binaları, hapishaneler, güvenlik güçleri,
hastane binaları, meclis binaları, bir takım hukuk yasaları, okullar, ve
daha pek çok kurum.. bunlar hepsi egemen güçlerin zayıf olanı, yoksul olanı
bürokrasi adı altında sömürmesinin bir yoludur. İçinde bulunduğumuz düzen
zorbalık ve hükümranlığın yasalarla güvence altına alınmış görüntüsünden
başka bir şey değildir. Çoğunun düzen adını verdiği bu oluşuma ben egemen
güçlerin düzenbazlığı adını veriyorum! Ç.BAL
Çetin Bal: Varılacak nihai nokta büyük bir İSYAN dır! Büyük bir
toplumsal ayaklanma! Fakat bu isyan cahil kalabalıkların yapabilecekleri bir
ayaklanma olamaz! Böylesi bir toplumsal ayaklanma ancak sistemin
düzenbazlığını anlayan, idrak eden şuurlu devrimci gruplar, kitleler
tarafından yapılabilir. Böylesi bir ayaklanma kalabalık bilinçli kitleleri
içine alan planlı, örgütlü bir yapılanma ile mümkün olabilir.Günümüz dünya
kapitalist sistemi düşünülürse eskisi gibi insanları sokaklara dökemeyiz...
bu yüzden izlenmesi gereken yeni yol, çağın örgütlenme biçimi ayaklanmayı
önce dimağlarda, ruhlarda, kalplerde gerçekleştirmek olmalıdır. Önce ruhlar
ayaklanmalı, isyan zihinlerde başlamalı! Bunun içinde insanlar içinde
yaşadıkları dünyayı/sistemi/düzeni/toplumu sorgulamalılar.
Benim gayem uluslararası bir ayaklanma çıkartmak! Böylesi bir ayaklanma
dünya çapında sağ, sol, müslüman, hristiyan.. yada bir takım ideolojiler
adına değil sadece evrensel insanlık değerleri adına sadece ÖZGÜRLÜK ve
ADALET adına olmalı! Nasıl bir dünya istiyoruz? 1- Önce tek bir dünya
devleti hedefimiz olmalı. 2- Kapitalizm ortadan kaldırılmalı 3- Tüm dünya
dinleri bir araya gelip insan maneviyatını ve ruhsal yapısını kabul eden
ortak bir metafizik bilgi felsefesi çerçevesinde birleşmeliler. 4- Eğitim
öğretim sistemi maddesel dünyaya ait ilmi çalışmalar kadar insan
ruhsallığının tekamülünüde esas alan bir yeni yapılanmaya sahip olmalıdır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
ŞEKER YEMEMEK İÇİN 66 NEDEN...Şekerin zararları..
1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.
2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.
3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.
4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa
sebep olabilir.
5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.
6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.
7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.
8. Şeker bakteri enfeksiyonları na karşı savunma sistemini zayıflatabilir.
9. Şeker böbreklere hasar verebilir.
10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.
11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.
12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.
13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.
14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep
olabilir.
15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.
16. Şeker gözleri bozabilir.
17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını
daraltabilir.
18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.
19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.
20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.
21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.
22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini
hızlandırabilir.
23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.
24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.
25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.
26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini
artırır.
27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.
28. Şeker astıma sebep olabilir.
29. Şeker mantar enfeksiyonları na sebep olabilir.
30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.
31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.
32. Şeker istemik kalp hastalığına yol açabilir.
33. Şeker apendisite yol açabilir.
34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini
şiddetlendirebilir.
35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.
36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.
37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.
38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.
39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.
40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.
41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.
42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.
43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.
44.Şeker gıda alerjilerine sebep olur.
45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.
46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.
47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.
48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.
49. Şeker DNA yapısını bozabilir.
50. Şeker katarakta sebep olabilir.
51. Şeker amfizeme sebep olabilir.
52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.
53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.
54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.
55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da
karaciğerin boyutlarını büyütür.
56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.
57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.
58. Şeker pankreasa zarar verebilir.
59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.
60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.
61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.
62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.
63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini
zayıflatır.
64. Şeker depresyona sebep olabilir.
65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.
66. Şeker Alzheimer hastalığı riskini artırabilir.
Şekerin gizli isimleri
Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş
olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır
şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol,
früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz,
maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.
Şekerin vücudunuza zararları
• Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı
insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle
ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse
sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.
• Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım
hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım,
romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.
• Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek,
kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de
dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu
organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.
• Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı
koyamıyor.
Her yerde “şeker” var
Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten
biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse
bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi… Bebek maması, mısır
gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve
suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor.
Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime
kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha
yiyoruz bu gıdaları.
Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı
şekerin zararlarıÖzellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların
beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor.
Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken
tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha
fazla şeker bulunuyor!
Şekerdeki genetik risk
Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış
mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu
“oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği
gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle
oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu.
Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler
yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler
olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin
alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu
düşünülüyor. (alıntı)
-----------------------------------------------------------------------------
- Kollestrol hakkındaki bilinmeyen gerçekler-
- Tuzun faydaları -
Dr. Leonard Coldwell Elektriksel yaratıldığımızı anlatıyor. Çiğ gıda ve
vegan beslenmeden bahsediyor. Tuzun önemini anlatıyor. Tuzla elektriğin
iletildiğini anlatıyor. EĞER VÜCUDUNUZDA TUZ AZSA EĞER YÜKSEK TANSİYON
OLUŞUR.
ONUNLA KONUŞAN KİŞİ AMA BİZE BUNUN TERSİ ANLATILDI diyor gülerek. Coldwell
sakince hayır tam tersi diyor TUZ AZSA TANSİYON MEYDANA GELİR!!! ONLARIN
KONUŞTUKLARI MASA TUZU'DUR!!! MASA TUZU UCUZDUR İÇİNDE 1/3 CAM, 1/3 KUM, and
1/3 TUZ BULUNUR.
.
Eğer damar çevreleri ince ve kolestrolden yoksunda o zaman bu cam ve kumlar
damarın çevresini tarip ederek iç kanamaya yol açar.
Kolestrol oraya giderek damarın kanamasını durdurur, orayı kapatır ve sizi
iç kanamadan korur. Böylece iç kanamadan ölmezsiniz!. Kolestrolün damarları
tıkadığı daralttığı söylenir HDL LDL BU SAÇMALIKTAN ÖTE BİRŞEY DEĞİLDİR!! BU
APTALLIKTIR, BU SAÇMALIKTTIR. KOLLESTROLÜ 600 OLAN VE TÜMÜYLE SAĞLIKLI
İNSANLAR VAR HİÇ BİRİ KOLLESTROLDEN ÖLMÜYOR. KOLLESTROL DÜŞÜKSE EĞER
İNSANLAR ÖLME RİSKİNE YAKINDIR. VÜCUDUMUZDAKİ BÜTÜN YENİ OLUŞAN HÜCRELER
KOLLESTROL SAYESİNDE OLUŞTURULUR. BU HÜCRELERİN % 80 Nİ KOLESTROL SAYESİNDE
OLUŞTURULURLAR. SAĞLIKLI HÜCRELERİ ANCAK KOLLESTROL SAYESİNDE OLUŞTURURUZ.
KOLLESTROL OLMAZSA BU HÜCRE YENİLENMESİ MEYDANA GELEMEZ.
+++ SAĞLIKLI BİR İNSANIN 250 NİN ÜSTÜNDE KOLLESTROLÜ OLMASI GEREKİR. SİZE
İYİ KOLLESTROL KÖTÜ KOLLESTROL OLDUĞU SÖYLENİR. ASLINDA İYİ KOLLESTROL KÖTÜ
KOLLESTROL DİYE BİRŞEY YOKTUR O KOLESTROLÜ TAŞIYAN PROTEİN DİR YANİ YANİ ONU
PROTEİN TAŞIR KOLLESTROLÜ +++
DOKTORLARIN YAŞAM SÜRELERİNE BAKTIĞIMIZDA 56 YAŞ CIVARINDA ÖLDÜĞÜNÜ GÖRÜRÜZ.
BUNUN NEDENİ ASLINDA SENTETİK İLAÇ KULLANIMI VE ALKOL DÜR. SENTETİK İLAÇLAR
ASİT TİR. ALKOL YAĞI ÇÖZER ASİTLERİ ÖRTECEK BİR ŞEY KALMAZ VE ÖLÜRLER.
DOKTORLAR BİR NEVİ İNTİHAR EDERLER...
------------------------------------------------------------------------------------
- Kahvenin faydaları -
• Kolesterolü düşürür.
• Ağrı kesicilerin etkisini yüzde 40 oranında artırır.
• Göğüs kanseri riskini azaltır.
• Günde 2 fincan kahve içmek astım tehlikesini azaltır. …
• Kahve girişkenliği arttırır. …
• Siroz hastalığı riskini yarı yarıya düşürür.
• Nefesi açar.
• Kemikleri güçlendirir, ancak yaşlıların fazla tüketmesi sakıncalı.
• Tip 2 diyabeti ve Parkinson hastalığından korur.
• Selülit gibi cilt sorunlarına karşı etkilidir.
• Yüksek tansiyonu önler.
• Pankreas kanserini azaltır.
• Kalp rahatsızlıklarını büyük oranda önler.
• Bağırsakları düzenler.
• Depresyona karşı etkilidir
• 40 yıl hatırı vardır
Afiyet olsun
Tabi ki her şeyin fazlası zarar. Fazla kahve içmek de çarpıntı yapabilir,
uykunuzu kaçırabilir.
--------------------------------------------------------------------------
Ufkunuzun neresi olacağını başkalarının kalemine bırakmayın. Siz çizin.
Ancak elinizde kurşun kalem de bulunsun.
Gerektiğinde silip daha ilerisini çizebilmek için. ve yelkenleriniz için
rüzgar beklemeyin, bulutu ve rüzgarı da siz çizin.
- Üstün Dökmen -
---------------------------------------------------------
MÜRŞİD-İ KÂMİL KİMDİR?
Mürşid-i Kâmil, irşâd eden, doğru yolu gösteren, terbiye eden, insanları
gafletten kurtaran, peygamber vârisi olan, “El ulemayı veresetül enbiya” (H.
Ş. ) gereğince “Elif, Lâm, Mim” sırlarını kendinde toplayan canlı bir
kitaptır. Allahü Teâla ilmi ezeliyette onları seçmiştir.
Onlar her insan gibi devrin yarısını bu âleme gelinceye kadar tamamlamış,
cemâdât, nebâtât, hayvânât ve insana kadar gelerek baba sulbü, anne sulbü ve
tabiat âlemlerini takip ederek Tin Sûresi 5. âyetinde tarif edilen “Sonra da
çevirdik aşağıların aşağısına kaktık” aşağıların en aşağısına, insan-ı
asliyesini bulmak isteyenler için gönderilmiştir.
Tin Sûresi 6. âyette “Ancak îmân edip yararlı işler yapan kimseler başka;
onlar için kesilmez bir mükâfat vardır” buyrulmaktadır. Bu insanlar nefs
âleminden yolculuğa çıkarak bir Mürşid-i Kâmilin eteğini tutup, nefs-i
emmârelerinin tahakkümü olan nisbîyet ve şirklerinden kurtularak insan-ı
asliyesini öğrenip Rûhullah olacaklardır. Kendi varlıklarını Hakk’ın
varlığında ihtiyarî olarak yok edip, Cenâb-ı Hakk’ın kemâlâtıyla
tecellîlerini kendi varlıklarında zuhûra getirirler.
İlm-i ezeliyette kendisine Mevlâ tarafından lütfedilen irşâd göreviyle,
toplumun içine inerek, onları nefs âleminden rûh âlemine veya kesâfet
âleminden letâfet âlemine vuslat için irşâd ve çeşitli terbiye metodlarıyla,
kendisi daha evvel İnsan-ı Kâmilinden nasıl irşâd olduysa aynen öyle irşâd
edecektir. Çünkü Nahl Sûresi 78. âyetinde “Allah, sizi annelerinizin
karınlarından hiçbir şey bilmediğiniz bir halde çıkardı. Öyle iken size,
işitme, gözler ve kalpler verdi ki, şükredesiniz” buyrulmuştur. İşte bizler
daha evvel hiçbir şey bilmezken, manevî anamız olan Mürşid-i Kâmilimiz
butûnundan bizleri irfâniyet ve kemâlâtıyla çıkarıp kulaklarımızla Hakk ve
hakîkati duyan, gözlerimizle Hakk ve hakîkati gören, kalblerimizle de
cehâlet zincirlerini kırarak tefekkür eden bir hale dönüştürdü. Bizlerin
isti’dâdlarında bu kemâlât olmamış olsaydı, bizler ne Mürşid-i Kâmil
mazharından bu Tevhîd yoluna çağırılır ne de nefs âleminden rûh âlemine
vuslat bulabilirdik. Buna ne kadar şükretsek azdır.
Mürşid-i Kâmilin üç belirtisi vardır:
1- Onun yüzüne baktığınız zaman onlar Allah’ı hatırlatıcıdır.
2- Sohbette iken ve hâllerinde mıknatıs gibi kişileri çekicilikleri vardır.
3- Sohbet ettiklerinde, dinleyenler sohbetinden hoşlanırlar, “anlatsa da
biraz daha dinlesek” derler. Onların yanında her türlü üzüntü ve
sıkıntımızın yok olduğunu görürüz. Soru sorulduğunda tatmin edici cevaplar
alınır. Alçak gönüllüdürler. Sâliklere, Cebrail’in Meryem validemize Hz. Îsâ
(AS)’yı müjdelemeye geldiği gibi yaklaşmayı düstur edinmişlerdir. Hak
yolundan kat’iyen ayrılmazlar. Ellerini, dillerini, evlerini, gönüllerini,
imkânları nisbetinde açan zâhir ve bâtın cömert kişilerdir.
Onlar sâlikleri kendilerine bağlamazlar, râbıta yaptırmazlar. Hakk’a bağlar,
Allah’a râbıta yaptırırlar. Kendilerindeki Rabbü’l-Âlemîn’in zikrini,
fikrini, müşâhede ve yaşamını öğretirler. Böylece dünyada Âhiretin
mutluluğunu ve Cennet’ini yaşarlar.”İnsan benim sırrım, Ben de onun
sırrıyım” Hadis-i Kudsîsi onları tarif eder. Cenâb-ı Allah Mürşid-i Kâmil
resminde tecellî etmektedir. Herkese bunların sîretini görmek nasîb olmadığı
için, bazıları onun resmini görür, maalesef sîretini göremez. Mürşid-i Kâmil
resminden Hakk’ı ancak Allah’ın nasîb ettikleri görebilir. (Alıntı)
Çetin Bal:
İslami bir terminoloji ile bir izahat getirilmiş.Fakat bilgi, ilim ve mana
itibarı ile güzel bir paylaşım. Yazıda şöyle bir ifade kullanılmış.. <<Onlar
sâlikleri kendilerine bağlamazlar, râbıta yaptırmazlar. Hakk’a bağlar,
Allah’a râbıta yaptırırlar. >> Rabıta kurmak modern anlamı ile gönüller
arasında bir rezonans oluşmasıdır. Bu rezonansın neticesinde telepatik bir
bağ hasıl olur. Bu bağ öğrenciden öğretmene olduğu gibi kişinin istidatı
varsa doğrudan Allah'a da olur. Burada kendine bağlama tabiri yanlış telakki
edilmiş.Öğrenci ile öğretmen arasında tam bir gönül birliği olursa bu
öğrencinin ruhsal bilgiye, deneyimlere daha açık bir hale gelmesinde
yardımcı olur.
----------------------------------------------------------
Herkesin özgürlükten anladığı kendince.. mesela ben hayatımın sonuna kadar
bahçedeki kırmızı gülleri arar gibi sevdiğimin gözlerinin kıyısında bir
kahve içmeli onun gözlerine arada bir bakmalıyım.. :) Ç.BAL
Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi…! - Stefan Zweig -
Bazı insanlar hayatları boyunca küçük tek kişilik bir hücreyi
andıran bir kulübede yaşarlar. Ben buna sığ bir fikrin tutsağı olarak
yaşamak diyorum.Çoğu zaman bu fikir kendi zihinlerine ait bir fikirde
değildir. Çoğunlukla başkalarınca üretilmiş bir fikir olur bu! Ama
bazılarıda devasa okyanusların, yeşil adaların, akan şelalerin ve türlü
meyve bahçelerinin olduğu dağlarla çevrili büyük yeşil ovalarda, ormanlarda
özgürce yaşarlar. Bu özgür insanlar fikirlerin tutsağı (kölesi) değildirler
onlar fikirlerin efendileridirler. Fikirler onlara sahip olmaz onlar
fikirlere sahip olurlar. Ç.BAL
Tek bir andaki tek bir fikir değişikliği, tek bir yaklaşım değişikliği, bir
an için hayata, insanlara başka bir açıdan bakmak, bir an için öyle
sandıklarınızdan uzaklaşmak tüm kader planınızı, hayatınızın akış yönünü,
tüm yaşamınızı imkansız olarak varsaydığınız başka olasılık boyutlarına
doğru taşımak için yeterlidir. Kaderine hükmetmek istiyorsan tüm varlığınla
bir kaç dakikalığına farklı düşünmeyi dene!! Sadece bir kaç dakika başka
birinin yerine koy kendini! Başka biri ol! Başka bir açıdan bakmayı dene!
Ç.BAL- 2012 - Mayıs 14
Doğru zamanda gelen yanlış insana tanıdığın şansı, yanlış zamanda gelen
doğru insana tanımadığın sürece üzülen hep sen olursun ! - Çehov -
Nejla Dildar: bunu nasıl anlayacağız...
Çetin Bal: Önyargılardan (peşin hükümlerden, öyle sanmalardan) uzak
bir zihin, kalp bunu hisseder. Temiz bir kalp, saf bir kalp hisseder.
Dengeli bir psikolojik yapıya sahip biri bunu hisseder. Öylemi diye
düşünmenize gerek kalmaz. Sonsuz olasılıklara, ihtimallere açık bir kalple
dünyaya bakmalı. Korku algı kanallarını kapatır. Böyle olunca bir karşılaşma
HAYIR (iyi) olsa bile kişi bunu ŞER (kötü) gibi algılar. Ya siz korkar
kaçarsınız yada karşıdaki. Bunun adına hoşlanmamak, zıtlaşmak, elektrik,
ışık, titreşim alamamakta diyebiliriz. Sevgi dolu bir zihin, gönül durulmuş
bir berrak su gibi olur. Doğru kişinin titreşimi bulanmamış bir gönül
tarafından hissedilir.
----------------------------------------------------------------------------------------
S.G: Abi sevgilim beni terketti. Onu kaybetmek çok kötü bir durum gerçekten.
Şu an ötenaziye tamam diyecek vaziyetteyim. Ç.BAL: Dünyada sevebileceğin pek
çok insan var.. sen zihnini belli bir şablona ayarlayıp ona kitlenmişsin.
Tek boyutlu bakıyorsun.. odağını genişlet, yüreğini geniş tut..
sevebileceğin biri çıkar mutlaka..
S.G: Sahiden karşıma çıkarmı abi? Ç.BAL: Çıkar tabiki. Sen yeterki bir an
önce bu hüsranı , bu incinmişliği, bu hayal kırıklığını, bu acıyı aşmaya
bak.. kendini topla.. kendine bak, kendini bırakma, hayata karşı kırgın
durma.. mutlaka güzel duygularına, güzel düşüncelerine doğru birileri
çekilecektir.. ama sen her an hazır ol... karşına çıkacaktır.Umudunu
kaybetme.
|
|