Facebook  Sayfa notlarım

13 Mayıs -2012

S.B: Ben tanrının olduğuna inanmıyorum Çetin abi.

Ç.BAL: Görünen herşey ondan, sende ondansın.. inanmıyorum diyende bir nevi o.. Kendinden kendine sohbet seninki.. sen ondan o senden ayrı değil!

S.B: Madem herşeye gücü yetiyo madem bütün insanları mutlu etme gücü var neden yapmıyor ? Neden insanlar mutsuz acı çekiyo madem o kadar güçlü neden buna müsade ediyor.

Ç.BAL: Kendi çözebileceğin kadar basit bir soru bu..! sorduğun soru basitçe neden birbirinden ayrı renkler var sorusu ile eşdeğer! Farklar, farklı durumlar, biçimler olmasaydı ne mutluluk olurdu ne mutsuzluk.. hayat olmazdı.Varlık olmazdı. Düşünmek bile bir kıyasla olur.

S.B: Dünya adaletli bir yer değil.Kim daha uyanık çıkarcı acımasızsa o mutlu oluyor. Bunada Tanrının adaleti deniyor işte.

Ç.BAL: Öyle düşünme bu dünyada hatta şöyle diyelim bu sonsuzlukta herşey, her eğilim daha önceki hayatlarımızdan getirdiklerimizin bir neticesi olduğu gibi her olan eğiliminde iyi veya kötü bir karşılığı vardır mutlaka. Senin iyi sandıkların kötü, kötü sandıklarında iyi olabilir. Sen kendi zaviyenden olayları yorumlamaya çalışıyorsun.

 

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı! - Emma Goldman -
Marksizm binlerce doğrudan olu­şur, ancak son tahlilde hepsi de şu tek doğruda toplanabilir: İSYAN ETMEK HAKLIDIR.. - Mao Zedung -
Bir insanla konuşurken kelimeleri ile ne konuştuğuna değil zihnin diline bakmak lazım. Kişinin dili ile söylemek istediğine değil zihnin kalıbına bakıp o kalıplar üstünden o zihni açıp, genişteten , karşıdakinin aklını daha öteye yürüten ifadeler sarfetmek lazım. Karşındakinin zihin kalıbına göre lisanı çevirmen lazım.Yoksa dünyanın en seçilmiş, felsefi ve akıllıca kelimeleri ilede konuşsan ifadeler kişiye zıt gelir! Kişinin kendi savunduğu, kabul ettiği fikri bile anlatan kişi kendi söyleminde, zihin formatında konuşursa karşıdaki bunu zıt bir fikir olarak algılar. Kişi peşin hükümlü olur ve sizi reddeder. Demekki kişilere hitap ederken kültür ve zihin şablonlarınıda dikkate almak lazım.İki alıcı verici radyo düşünelim. Alıcı ve verici zıt frekanslarda ise arada bir iletişim olması mümkün değil. Önce karşıdakinin zihin frekanslarına göre kendi anlatım frkansınızı ayarlamanız lazım. Ancak böyle bir uyum olduğunda anlaşmak, veri aktarımı kolay olur. Gönlün teli hangi titreşimdeyse gönlümüzü o titreşime ayar yapıp gönüllere seslenmelisiniz. O zaman kişiler arasında bir muhabbet kurulur. Anlattıklarınız daha rahat idrak edilir, kavranır, anlaşılır, kabul edilir. Ç.BAL-2012 - Mayıs
İnsanları götürmek istediğim bir yer var... insanları kendi akıllarının hapishanesinden kurtarmak ve özgürleştirmek! İnsanların akıllarını, zihinlerini, düşüncelerini algı dünyalarını sonsuz olana doğru mümkün olduğunca yaklaştırabilmek ve mümkünse sınırlı akılların sonsuz bir akla dünüşümünde insanlara (zekalara, akıllara) yardımcı olmak. Ç.BAL

Ç.BAL yorum:

[ Çok kelime beni alim yapmaz dinleyenide ihya etmez. Ben senelerdir Üstad Muzaffer Kınalı ile birlikteyim. Bir gün bir şey farkettim. Üstad bin senede konuşsa, bin senede dinlesem, bilgiler, kasetler doldursak tüm bu bilgiler muhakkakki beni belli bir şuur düzeyine taşır, zekama etki eder, kısmı bir gelişimde sağlarım ama bu beni üstadın boyutlarına taşımaya yetmez. Sonra düşündüm o boyuta yükselmenin anahtarı kelimeleri aşıp kelimenin geldiği gönülle bütünleşmek! Akıl ve zihinden yayılan tireşimlerle aydınlanmak güzel ama o aklın, zihnin, ruhun titreşimleri ile ahenge girerek onun gibi titreşmek beni o noktaya taşıyabilirdi. Öyleyse üstadla tam bir gönül bağı kurduğumda, kendimi üstada açtığımda iki zihin, akıl, gönül ve ruh arasında bir rezonans oluşur. Böyle olduğunda üstadın baktığı perdeden olayları yorumlama, görme şansımda olur. Böylelikle kendimi aşmış olurum. Fakat tekamül ve yükselişinde sonsuz olduğunu bilmek daha yüksek anlamlara, BAKIŞ AÇILARINA doğru aklı ve gönlü götürmek sonsuza doğru devam edegiden bir süreç. Bunu neden söyledim... bazıları demesin ki mürşidin/üstadın (anlatanın) zihin kalıbına takılıp kalınıyor.. o ayrı bir olay, ayrı bir mevzuat ! Ama hele sen önce bir kendi perdelerini aş bakalım, kendinin üstüne çık bakalım.. o anlamda diyorum. Bunu evrendeki yüksek varlıklarla olan genel iletişim şekli bağlamında düşünelim. Yükseliş sonsuz..!]

----------------------------------------------------------------------------------
Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Şayet Hakkı tam manası ile bilseydiniz su üzerinde yürürdünüz, dağlar sizinle kayardı..."
 

Şahin Gürses: hala hadis-i şeriflere inanıyormusunuz çetin bey?

Ç.BAL yorum: Sonuçta bilginin kaynağı yine ayrı bir mevzu, bilginin ifade ettiği meseleye eğilmek yine ayrı bir husus.

Şahin Gürses: Evet önemli olan bilgi, kimin söylediği pek önemli değil.

--------------------------------------------------------------------------

Evrendeki her şeyin bir amacı vardır. Uyumsuz hiç kimse, tuhaf hiç bir şey yoktur, rastlantılar yoktur. Sadece anlamadığımız şeyler vardır.

Marlo Morgan - Bir Çift Yürek


Üstünlük, ne para ile, nede mal mülk ile mümkündür.Onlar sadece anlık avutmalardır. Oysa üstün bir insan, gerçek insanlığını özümsemiş, aklını kainatın esaslarına göre kullanabilen, kanaatkar sahibi, gerçek dostları ile koşulsuz şekilde sevgi içinde yaşayan aynı zamanda erdemliğe erişmiş insandır.

-- Önder'in İman & Tasavvuf & Sevgi Dünyasından Yansımalar --


''Uzak sev derdi üstadım,
Uzak sevki AŞK'ın imana dönüşsün ... !''
 

Ç.BAL yorum: Anlayanı sarhoş edip kendinden geçirecek bir mana ile doldurulmuş sözcükler.. Sözcükler bize kase oldu, manası şarap.. şarap kadehini kaldır hancı.. biz içmeden sarhoş olduk!

Dil; yaşamın ve ölümün gücüne sahiptir. Kaygılı bir yürek insanı bunaltır, ama sevecen bir söz onu neşelendirir."
- SOLOMON -
 

''BüLbüLün Feryadı Gonca GüLe, İnsanın Sevdası Bir TaLlı DiLe....''

 

Bazı dostlar kitaplar yazarken gördümki adımızı kitaplara yazmaktan çekinmiş, adımızı kitaplardan çıkartıp hiç olmamış hiç yaşamamış gibi bizi kabul etmişler. Adımızın kayıtlardan silinmesi, kayıtlara geçmemesi, varlığımızın yok sayılması bizi küçültmez, bizi daha aşağı indirmez. Biz nerdeysek ordayız ve yerimizde sabitte değiliz... deveran eden sonsuzluk içinde devamli bir ilerleyiş ve yükseliş içindeyiz. Gizli ego insanın gelişimde en büyük engellerden biridir. Kim ne yaparsa kendine eder! Ellerinden gelse bizi evrenin akaşik kayıtlarındanda silecekler. Acizane olan varlığımızdan bu çekince nedir anlamak mümkün değil. Biz ismimizin, şeklimizin derdinde olanlardan değiliz! Biz evrenin içinde olup biten herhangi bir güzel ve iyi olaya varlığımız görünmesede bir katkı, fazladan bir güzellik katabiliyorsak mesele bizim için tamamdır. İsim kaybolur, şekil kaybolur ama tesirimiz, etkimiz, kattığımız güzellikler diğer güzelliklerle birleşerek yürür gider.Sonsuzca varolur. Mesele ruhlara tesir edebilmekse eğer kitaplar, yazılar bunun bir yolu sadece..! Asıl tesir ruhların ruhlara tesiridir. Kelam, kalem önemlidir ama hiçbir kelam, satır HAL den yayılan ışığın yerini tutmaz!
Ç.BAL- 2012- Mayıs 12

Ç.BAL yorum: Kim olursa olsun üç kelime söylese o üç kelimenin altına isim belirtmekten çekinmem. Mahallenin delisi manidar üç kelime söylese altına ''mahallenin delisi arif abi'' diye yazarım. Bu tevazu insanı küçültmez büyültür, bu bir erdemdir. Şurda şu arkadaşımızda vardı demek, hiçbir kelime etmese bile varlığına bir işaret etmek söyleyeni söylenenden (işaret edilenden) binlerce kat daha fazla yüceltir.

--------------------------------------------------------------------------

Kilometrelerce uzakta dahi olsanız, varlığınız bana huzur veriyor.. (alıntı)

Aradaki boyutsal, zamansal mesafelere, duvarlara rağmen, sonsuzlukta dolaşan nice güzel ruhlar varki onlar sonsuzluğun her neresinde olurlarsa olsunlar ruhsal varlıkları benim gönlümü huzurla doldurmaya yetiyor. Onların güzel ruhları sevenlerinin gönlünden bir an bile uzak olmaz! Aramızda değil kilometreler, değil adı bilinmedik alemler, başka evrenler sonsuzluklar olsa bile sevenler daima sevdiklerinin yanındadırlar. Ç.BAL
''Gitmek sadece bir eylemdir. Unutmaksa kocaman bir devrim...''

 

SENDEN İSTEDİĞİM
Senden bütün istediğim
Küçük bir sevgidir
Gelen ve ağır ağır büyüyen,
Değil gelen ve giden.

Ve senden bütün istediğim
Ümit dolu güneşli bir gün,
Sevgi dolu bir kucaklayış
Değil kucaklayış sonrada gidiş.

Senden bütün istediğim
Beni kırmamak,
Beni bekletmemek.

Yarın çok geç olabilir
Unutma ki vermek almak demektir;
Senden bütün istediğim
Küçük bir sevgidir,
Gelen ve ağır ağır büyüyen,
Değil gelen ve giden.
W.Blake

 

Bugün biraz egom üstünde düşündüm.. sevmediklerimi, bana göre yanlış yapan, hatalar yapan insanları düşündüm. Başkalarının egolarını düşündüm. Kendimi egomu inceledim. Sonra bir an tüm varlığım ilahi bir ışıkla doldu sanki... düşüncelerim sonsuzlaştı, genişledi ve uçsuz bucaksız bir umman oldum o an! Tüm o olumsuz kanaat getirdiğim insanları bir an için yok saydım ve onların olmadığı bir dünya düşündüm. Tüm zamanı geriye sardım bir an.. pek çok kimseyi varlık sahasından çekip aldım.. sonra dedimki zaman şimdi akmaya başlasın... ve izledim.. Baktımki onların olmadığı bir dünya beni daha yüksek bir manevi zenginliğe götürmüyordu. Onları yok sayınca yaşamımın dahada zenginleşeğini sanıyordum ama gördümki onlar olmayınca yaşam dahada yoksunlaşıyordu. O an anladımki her insan yanlışları ve doğruları ile bir değer arzediyordu. Anladımki sen ben davasını aşıp her çiçekten bal eylemek gerek!! İşte yükselişin anahtarıda bu anlayışta gizliydi!! O an ruhum anzısın göklere doğru kanat açmıştı.. ben artık dünyadan özgürleşmiştim. Herkesin egosu kendine engeldi.. Ç.BAL- 2012 -Mayıs - Denizli

 

SPATYOM ALANI...

Bu birbirini seven ruhlar, spatyomun çeşitli yerlerinden, çeşitili yüksek alemlerden gelerek toplanırlar. Yerine getirmiş oldukları vazifelerin, işlerin sonuçları hakkında birbirlerine duyuruda bulunurlar. Ve bu başarılarından dolayı birbirlerini tebrik ederler. Güç işlerde birbirine yardım ederler. Bu incelmiş ruhların arasına hiçbir ikiyüzlülük, hiçbir kıskançlık duygusu gireme
z. İlahi elçilerden görev alan ve daha yükselmek için yeni görevler kabul eden bu ruh topluluklarında sevgi, güven ve samimiyet hakimdir. Bunlardan bazıları ülkelerin ve dünyaların tekamülüne ve gelişimine katkıda bulunmayı kabul ederler. Diğerleri özveride bulunarak tekrar maddi dünyalarda enkarne olurlar ve bütün insanları ilimde ve ahlakta aydınlatırlar. Diğer bir kısmı da enkarne insanlara bağlanarak yol gösterici ve hami (koruyucu) sıfatiyle onları maddi varlıklarının sert yollarında, doğum anından ölüm anına kadar ve birçok hayatlarda takibederler ve bu işlerden himaye görenlerin haberi olmaz.

Derleyen: Erol Yurderi
Kaynak: Ruhlar Arasında ( Dr. Bedri Ruhselman)
Ruh ve Madde Yayınları

-------------------------------------------------------------------

''Ama, dedi biri.. hesapta ruhun, tanışını bu dünyada hiç bulamaması ona rastlayamaması var. Diğeri, buldum zannedip de yanılmak var.. diye ekledi. Bulup da tanıyamamak var, dedi biri.. Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var, diye tamamladı diğeri..."

------------------------------------------------------------------------------

Zeki insanlar kurnaz olmaz, kurnazlar da zeki. Bu iki kavram arasında kesin bir zıtlık vardır. Einstein da kurnaz değildir, Mevlânâ da, Nietszche de, Hz. İsa da. Herhangi bir sokak kurnazı, bu büyük insanları iki dakikada kandırmayı başarabilir.

Çünkü hem küçük hesaplara akılları ermez hem de insanlıkla ilgili yüksek düşünceleri, bu derece alçalmayı kavrayamaz.

Zekâ rüyaları olan büyük insanlara, kurnazlık ise “köşeyi dönmeye çalışan” küçük insanlara özgüdür.

ZÜLFÜ LİVANELİ

 

"Yaşam, sen hangi ruh halindeysen o duruma uygun maskesiyle karşına çıkar..."

"Life faces you with the mask which suits your mood."

 

Sevgi özgür bırakır... / Love sets free.... (Ausey)

 

"Ben savaşı insan öldürmek için seçmedim.. Hayatta en nefret ettiğim şey savaştı.. Ama sistem köle olmayı dayatınca bende savaşı seçmek zorunda kaldım... Çünkü direnmek hayattı.. Çünkü ben savaştıkça özgürleştim...."

Gerilla günlüğünden....
Önemli olan hayatın uzunluğu değil, derinliğidir...
- Ralph Waldo EMERSON -
 

Biz her insanın kaderini; Kendi çabasına bağlı kıldık . (İsra 13)

Bir polisin "ben devletim" demesi, bir aile köpeğinin "ben ev sahibiyim" demesi gibidir. (alıntı)
Her türden devletin hatta işçilerin kendi elleriyle kurdukları devletlerin bile ordusu, polis gücü, hapishanesi varsa bu tiranlıktır. - Michail Bakunin -

''Anarşizm özgürlüğü amaçlar.''

Köle'nin en büyük arzusu özgür olmak değil, efendi olmaktır.
- Frantz Fanon -
bir misafirliğe gitsem
bana temiz bir yatak yapsalar
herşeyi, adımı bile unutup
uyusam...
M.CEVDET ANDAY
İyi yada kötü düşünce ve duygu yoktur. Gerçekte sadece düşünce ve duygular vardır.. kişi kendi öznel durumu ile bu durumlardan kendisine ait olanları seçer, çünkü ilgisini nereye verirse o duygu yada düşünceyi beslemiş büyütmüş olur...
- Çiğdem Kbyel -

Emel Keskinkılıç:  İyi ya da kötü bizim ona yüklediğim anlam itibariyle bir sıfata bürünür. Özünde olayın kendisi nötrdür... Manalar bakış açılarıyla varlık bulur..

Tüm evren ışık içinde yüzmektedir. Her şey canlı ve hareketlidir. İnsan da tükenmez enerjiyle yüklü, yorulmak bilmeyen bir varlıktır. Karanlığın ve tutukluğun sadece insanların zihninde bulunması gariptir. (Van Gogh)
Özel mülkiyetin, insanın insana karşı mücadelesinin en üst biçimi olan tekel, halkı bölen, sömüren ve yozlaştıran en muhteşem silahtır.Nerede bölünmemiş bir halk varsa, onu siyahlar ve beyazlar, yetenekliler ve yeteneksizler, okur yazarlar ve okuma yazması olmayanlar diye bölmeye çabalar, tek tek bireylere varana kadar tekrar tekrar böler, bireyi toplumun merkezi yapar. - Ernesto Che Guevara -

Ç.BAL yorum: Bireyselleşmek, özgürleşmek iyi bir şeydir. Ve arzu edilende bireyin bağımsız düşünceye sahip olmasıdır. Ama burada Che farklı bir tehlikeye temas etmiş. Üstünde düşünmek lazım! Kapitallerin bireyi bu kadar ön plana çıkarması neden olabilir?İnsanı ne kadar yalnızlaştırırsan, bölersen o toplumum aile bağlarını, toplumsal bağlarını ne kadar gevşetirsen bireyi toplumdan ve çevresinden ne kadar yalıtırsan, soyutlarsan, içine kapatırsan, toplumları kontrol etmek ve hegemonya altına almak o kadar kolay olur. Evet meselenin birde bu yönü var.Emperyalist anlayış kendi içinde aile kavramını güçlendirmeye çalışırken dış politika gereği kültürel empoze ile bireyselliği ön plana çıkartıyor.

 

Köpeğe verilen bir kemik yardımseverlik değildir.Yardımseverlik, siz de köpek kadar açken onunla paylaşılan kemiktir. - Jack LONDON -

Gülcan Can: Kemik mi..? Bir hayvanı doyururken bir başka hayvanı gözden çıkarırsak ben ne anladım hayvanseverlikten :)

Ç.BAL yorum: Çok derin düşünüyorsun Gülcan .. biraz daha derine dalarsan tüm çelişkilerin yerini büyük bir ahenge, dengeye ve sevgiye bıraktığını farkedersin.Yediğin meyvelerde bir zaman ağaç dallarında gökyüzüne gülümsüyorlardı. Bu ortak paylaşım dünyası için , tüm bu armağanlar için bu sonsuz dönüşüme (sonsuz yaşama) hizmet eden her varlığa şükret, teşekkür et.

 

Düşünebildiğimiz,
İnanabildiğimiz
Ve güvenle bekleyebildiğimiz her şey;
Mutlaka gerçekleşir..

- Robert Browning -

 

"Bilge, yüce varlığın seyrine dalar;
Gafil ise onda dostluk düşmanlık arar.
Deniz, deniz olduğu için dalgalanır,
Çöpe sor, hep onun içindir dalgalar."
- Ömer Hayyam -

 

KUM TANESİ GİBİ

Kolsuz kanatsız
Üstadın memleketi Denizli'den yeni dönmüştüm ve kendimi , toparlamaya çalışıyordum.
Hani o, "kartal" oluşturan, alemlere hızla dalıp çıkan biz idik... Negatiflerin merkezlerine kadar girip çıkmaktan çekinmeyen... Negatif alem yok eden... Onların başına binbir türlü bela olan...
Hani o Üstat idi. Adı üstünde idi. Ben üstatlık nedir bilmezdim. Dünyasal mevki ve makamlara hiç metelik vermezdim. "Kim bu adama Üstat diyor, bu da nedir?' demişdim. Sonra ahiret alemlerine ayak basınca, sonra Spatyum Alemine dalınca bazı şeyleri anlamıştım. Hangi aleme gidersek orada bir cümbüş kopuyor, "Üstat gelmiş" denilerek o alemin yöneticileri bizi karşılıyorlardı. Halk heyacanla doluşuyordu. Biz selam alıp, selam veriyor, dünyada yaşamış yedi göbekten soyumuzla öpüşüp, koklaşıyorduk. O ışıktan yöneticiler bize ziyafet veriyor ve sonra bizi bir üst aleme geçiriyorlardı. Spatyum Alemlerini ve bütün bunları
görüp yaşadıkça o alem yöneticilerinin Üstada gösterdikleri sevgi ve saygıyı gördükçe, "Üstadımız gelmiş" denildikçe ben de anladım ki, işte hangi anlama geliyorsa gerçekten O "Üstat" idi. "Üstat sevilir sizin güneşiniz" diyen bir rehberden dinlemiştim: Bir vakit bir alemde bir gezegene gitmişler. Gezegen halkı bayram yapmış, "şükür Üstat geldi" demişler. Üstat bile şaşırmış. "Ama söz verdiniz ya geleceğinize Üstadımız" demişler. "Ne zaman" demiş, "yüz yetmiş yıl önce" demişler. "Ama nasıl olur" hatırlatmışlar; meğerse, "Dünya'ya doğmadan önce, insan olup, onun gücüyle geleceğim ve siz kazanacaksınız" demiş. Bu süre boyunca beklemişler baskıdan kurtulmak için. Bir gemi yapmışlar Üstat gelsin, insan gelsin de gemi tamam olsun, "güç" olsun diye beklemişler ve Üstat gelmiş. Dünyasal şuuruyla, "Ben ne yapabilirim ki" demiş. "Hiçbir şey" demişler, "bu kudret ve insanlığınız ile yalnız varlığınız" yeter. Üstat gemiye binince iş tamam olmuş. Parçalar yerine oturmuş. Gemi haraket etmiş, muazzam bir güç ile ve savaş kazanılmış...

İşte Üstat tekamülde çok ileri merhalelere erişerek sınırsız ve koşulsuz bir sevgi ile kainatları doldurma gücüne eren bir varlık idi.

Ömer Sami Ayçiçek
ANKARA-1998

 

ƪ(ˆ◡ˆ)ʃ"Yeni bir gün birazdan bir kere daha başlayacak.
Bir kere daha gerçekleşecek. Her günkü gibi.
Ama bunun hergün, hergün ve hergün bir kere daha olması onu basitleştirmiyor.
Hatta bakmasını biliyorsan onu büyütüyor."

-Cahit Zarifoğlu-

 

" Bana Yağmurlarını anlatma ...
Durma... sen ' yağmur ' ol ...yağ... ! "

Victor Hugo

 

Dünya çatırdasa yüreğime zerre korku gelmez. Çünkü içinde benim dediğim bir çulum bile yok!!! Bir gelirse aklıma sevdiğim gelir oda düşlerimde beni bekler. Ç.BAL

“Manevi ve ahlaki” bağımsızlığını koruyamamış, buna hiç sahip olmamış, sahip olmayı suç ve ayıp telakki etmiş insanlardan oluşan bir toplumda, insanların “sürüden” ayrılması, birey olabilmesi, “düşünebilmesi”, içinde yetiştiği sürüyü eleştirebilmesi mümkün olabilir mi?Çok zor. - A. Altan -
Kapalı bir kalp en kötü hapishanedir... - Jean Paul Sartre -

 

''Kendini Olduğu Gibi Kabul Etmediğin Sürece Özgürleşemezsin.
Aklın hep olmak istediklerine kayar ve olduğun seni bulamadıktan sonra yaşamı kaçırırsın; hayat oradadır, ama sen yoksundur! Erik ağacı şeftali vermek için uğraşmaz, onun özü güzeldir, o eriği ile bütünleşmiştir, onun dallarında şeftali oluşsa ekşi kalır, tadını alamazsın. Sen de olduğun gibi güzelsin, dünyaya sevgi tohumu olarak açtın, özünü fark ettiğinde sevgi çiçeğine dönüşeceksin
işte budur.. kalbinle iste düşlerin senin olsun..
SEVGİ OLDUĞUNDA HERŞEY ÇÖZÜLECEKTİR''

-------------------------------------------------------------

Yaşamın amacı kaderi anlayabilmektir. Çünkü bu bilgi gerçek kurtuluş olan Tanrı ve sonsuzla birleşme bilincine bizi yöneltebilen tek şeydir. - Giordano Bruno -

 

"Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim."

-------------------------------------------------------

''Size gösterilen parmağa göre hareket etmeyin, bu köleliktir.''

 

Evrenin Gerçeği
"Evrenin gerçeğini bilmek isteyenler
Şu dört belli başlı erdeme sahip olmalıdırlar:

Birincisi, yaşam boyu saygılı olmaktır.
Bu, kişinin hem kendisine
Hem de tüm diğer varlıklara karşı
Koşulsuz sevgi ve saygı beslemesi demektir.

İkincisi, içten gelen samimiyettir.
Bu, dürüstlük, samimiyet ve sadakat gerektirir.

Üçüncüsü, kibarlıktır; bu ise nezaket,
Başkaları ile ilgilenme
Ve tüm ruhsal gerçekliğe duyarlı olmak demektir.

Dördüncüsü destekleyici olmaktır;
Başkalarına karşılık beklemeksizin hizmet etmek demektir.

Bu dört erdem dayatılan kurallar değil,
Aksine
Senin öz tabiatının birer parçasıdırlar.
Uygulandıklarında, zekayı doğurur

Ve beş güzel şeyi geliştirir:

Sağlık, zenginlik, mutluluk, uzun ömür

Ve huzur."

"lao tzu"
Ekleyen: Bilgelik Dolu Kitap Cümleleri

 

ALDOUS HUXLEY diyor ki;

'' Deneyim, bir insanın başından geçenler değil, başından geçenlerin bıraktığı izlerdir.''

İngiliz yazar
1894 - 1963

 

İnsan ne düşlerse o zaten gerçekleşmiş demektir. Sadece görünebilir olması biraz zaman alır. - Stefano Elıo D'anna -

Ç.BAL yorum:

Görülebilir olması için o düşüncede ısrarcı olmak lazım.

Israr (samimiyet, kararlılık, içtenlik, sahicilik, inanmak, beklentiyi canlı tutmak, fırsatları değerlendirmek, cesaret sahibi olmak, düşündüğünü tüm kalbinle hissetmek, imajine etmek) 10 Mayıs, 16:47

Ya ırk, din, para gibi sosyal ayraçları ortadan kaldıracağız; ya da
bunların hükmüyle birbirimizi ortadan kaldıracağız.

(Quaris Quarty)
Nerede çok fazla sayıda polis varsa, orada özgürlük yoktur. Bir yerde çok sayıda asker varsa, orada barış yoktur. Bir yerde çok fazla hukukçu varsa, orada adalet yoktur ... - Lyn Yutang -
Bir zamanlar benim dinimden olmadığı için komşumu suçlardım.. Fakat şimdi, kalbim bütün biçimleri kabul eder oldu.. o artık ceylanlar için bir çayır, keşişler için bir manastır, puta tapıcı için bir mabet, hacılar için bir Kâbe, Tevrat levhaları, Kur'an kitabıdır... BEN aşk dinini vaz ediyorum.. ve hangi yöne yönelirse yönelsin, bu din benim dinim, benim imanımdır... İbn-i Arabî
Yeryüzündeki şartların düzelmesi, bilimsel buluşlardan çok ahlaklı bir yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır. - Albert Einstein -
Bugün iş yerinde dünyayı ve insanlığı düşünürken, düşüncelerim afrika, avusturalya ve asya kıtası üstünden kuş bakışı geçerken bir şey farkettim türkiye, yunanistan, almanya, ingiltere, fransa, israil, japonya gibi ırk birlikteliği temeline dayanan ülkelerde tüm dünya insanlığını birleştirecek, insanlık birliğini esas alan sosyalist bir devrimin temelleri atılamaz. Yeni bir dünya sistemine dair bir devrim gerçekleştirilecekse bunu yapabilecek toplum kozmopolit bir toplum olmalı! Böyle bir toplum ise sadece AMERİKAn toplumudur! Benzer kozmopolit yapıya sahip diğer bir ülkede KANADAdır. Ç.BAL

 

''Adalet bu ülkede sadece bir kadın ismidir!''

 

Ç.BAL yorum:

Madem konuyu açtın Berker... şöyle diyeyim büyü sanatında herhangi bir objeye, bir şekle yada geometrik bir forma düşünce gücü ile herşeyi yükleyebilirsin.Yani geometrik formu zihin gücü ile programlayabiliriz. O şeklin olduğu her neresi varsa orada büyük felaketler oluşturabilir yada tam tersine ak büyü yaparsak o formun olduğu her bölgede, ülkede, evde, hatta o şekli üstünde taşıyan her insanın çevresinde psişik bir koruma alanı oluşturabiliriz. Şekli ve formu oluşturup onu zihinle, üstün şuur enerjisi ile programlamak henüz insanlık tarafından tam bilinmiyor. Ama kökeninde majik ve okült ilimler var.Mesela nuska olayıda bu eski majik üstadların saklı sırlarından biridir. İslami kültürde nuska kavramı bu benim anlattığım meseleye yakın.Dünyadaki her olay her zerrenin hareketi görünmeyen bir arka plandaki süptil enerji akımlarının hareketine (itme-çekme) bağlı olarak gelişiyor. Bizim okuduğumuz, dualar, ağzımızdan çıkan sözler, düşüncelerimiz, niyetlerimiz bizi içine alan kader planı dediğimiz zaman bandına etki ediyorlar.İnsanın içtenliği, samimiyeti,aşkı, inancı, bağlılığı bizden taşan niyet ve düşünce enerjilerinin tesir gücünü, şiddetini, değiştirir, yükseltir yada alçaltır.
9 Mayıs, 20:54

Üstad Muzaffer Kınalı nın kişilik yapısı, duygu dünyasına yakın biri olduğum için yakın gözlemlerim benimde duygu ve düşünce dünyamı daha yüksek noktalara taşımıştır. Bir zaman üstadın kurduğu ekolden ayrılan bir arkadaş vardı. Ayrılan arkadaşla konuştum sorun nedir demiştim.. çok olumsuz kelimeler kullanmıştı.. ben bu ifadeleri üstada yansıtmadım.. çünkü ilmi bağlamda bir söz olmadıktan sonra iyi yada kötü özel söylemler bende ebedi olarak sırlar havuzuna atılır ve orda hiçliğe karışırlar. Sonra o sözleri ben bile kendi içimde arasam bulamam bir daha! Bir başkasının kelimesini bir başkasına taşımam. Bu karakterimle uyuşan bir yaklaşım değil. Böylesi bir tavır benim kişiliğimi aşağı düşürür. Karakterimi basitleştirir. İnsanlığı alakadar eden, tehtid eden bir durum olmadıktan sonra düşmanımın sırlarına bile saygı duyarım. Dedikodu yada laf taşımak, insanları küçümser konuşmak benim ahlak yapımla uyuşan haller değil. Değinmek istediğim konu şuydu... üstad bahsi geçen arkadaşın kendisi hakkındaki olumsuz söylemlerini benden duymasada başka çevrelerden duymuştu. Bende üstadım siz o kişi hakkında ne düşünüyorsunuz diye soru sormuştum... Çetin dedi herkes ne ederse kendisine yapar dedi.. sonra o şahıs için dediki onun olumlu ve iyi yöndeki hizmetlerini bir kefeye ve diğer olumsuz kötü diye telakki edilen tavırlarını, sözlerini diğer bir kefeye koyarsak yaptığı hizmetler neticesinde iyilikleri baskın gelir dedi. Burada ben üstadımızı kimi konularda ne kadarda kızar gibi, sitem eder gibi görsemde samimiyetini, tarafsızlığını, sahiciliğini, adilane yaklaşımını görmüş oldum. Üstad bana bir ara şöyle demişti.. Çetin insanlar bize geldiğinde bize baştan önyargılarla dolu olarak geliyorlar. Ve kendi önyargılarını kendi gözlerine perde ediyorlar demişti. Yada tek taraflı pencerelerden bize bakıyorlar, bir dil sürçmesini bir dünyasal hali baz alarak bizi dünyanın gelir geçer kapları ile tartıp, ölçüp bir değerlendirmeye tabi tutuyorlar demişti. Ç.BAL 9 Mayıs, 15:48

 

Geçen gün Üstad Muzaffer Kınalı ile bazı konulardan konuşuyordum... üstadın tavır ve ifadeleri ilgimi çekti.. ben kendi duygu düzeyime göre birşeyler ifade ediyordum.. üstadım arkadaşlara kızmayın, gönül koymayın gibi bir kelime kullandım. Üstad biraz sert bir üslupla bana Çetin BİZ KİMSEYE GÖNÜL KOYMAYIZ dedi. Senin ilgili şahsa bir diyeceğin varsa benim üstümdem konuşma! Kendi adına varsa bir sitem bunu belirtirsin dedi. O söz, kişilik ve karakter yapım üstünde oldukça tesir edici oldu. Basit bir kelimede olsa söz beni sarstı! Bu ifade, yaklaşım düşünüş ufkumu, bakış açımı biraz daha açtı beni genişletti, duygu ve his dünyamın bir derece daha yükselmesine yardımcı oldu! Ç.BAL 9 Mayıs, 15:47

Soru: Çetin sen gerçek hayattada burada yazdıkların gibisimisin.. bana karşı çok iyisin.. bu bana hayal gibi geliyor ..? Ç.BAL: Hım gerçek hayatta mutlakaki insan çok değişken olabiliyor... hepimiz her an robot gibi aynı telden çalmıyoruz elbet .. bazen değişik ruh hallerimizde olabiliyor tabiki.. ama genel tabiatım yumuşaktır.. her zaman kullandığım bir söz vardır... zorla güzellik olmaz! Zorlamak yada illa şöyle olsun diye birşeyi kabul ettirmeye çalışmak karakterimde yok.. genelde demokratik biriyim.. çok ısrarcı değilimdir.Doğru gördüğümü belirtirim üç kez ısrar eder sonra tüm yolları açarım ..istediğini yapmakta serbestsin derim. Tercihlere, seçimlere saygı duyarım. Sonsuz yaşamları ve sonsuz zamanı düşündüğümde ve herkesin kendi sınavını vermekte olduğunu gördüğümden kimseye kızıp kin tutan bir yapımda yok... 9 Mayıs, 14:29

-----------------------------------------------------

Şekip Mansuroğlu: Tabiki bedenlerimiz buna alışmaya müsait..  ruhsal gelişim diye birşeyde yoktur...   ruhun kendini beden üzerinde hatırlaması diye birşey vardır...... ruh gelişemez, mükemmel bir idea ya sahip, ruh herşeyi bilen olup, bilmeyen vucutlarımızdır..  vucutlarımıza konforu verirsen yeriz nanayı..  hayvan hep hayvan kalır......


Çetin Bal: Ruh mükemmel olandır. Ama kavramları açarsak olay uzar gider. Ruhsal gelişimden ne kastettiğimize bakmak lazım.Ruhun kendini beden üzerinde hatırlaması nihai son değildir. Bir açıdan öyle kabul edilsede mesele sadece orada bitmez. Anlayışlar, boyutlar devamlı yükselerek daha ötelere doğru gider. Bir ruh var ama bu ruhun daha yüksek alemler boyutlar içerisine doğru girebilmesi için fizik ortamlarda (kesret içinde) daha üst beden formları oluşturması lazım. Bunuda giderek yükselen farkındalıkla, idrakle yapar.

 

İyi bir gözlemci tek bir ipucuna ulaştığında sadece olanları değil, ileride olabilecekleri de görmelidir.

- Sherlock Holmes /Sir Arthur Conan Doyle -

İnsanın kendi cehaletinden daha büyük bir hapishane yoktur. Cehaletinin farkında olan kişi bir hapishanede olduğunu ve dışarıda daha büyük bir dünya ve özgürlük alanı olduğunu bilir. Kendi sınırlarını farkeder. Farkeden kişi bu hapishanenin duvarlarını nasıl aşabileceğini sorgular! Cehaletini farketmeyen biri ise hapishane odasını varlığının, varoluşunun daha ötesi olmayan sınırları olduğunu kabul eder.Ve bu kabul ediş içinde kişi hayata dair tüm felsefi argümanlarını kendisini saran bu duvarların mahiyeti üstüne kurar. Ç.BAL - 2012 -9 Mayıs, 09:23

Çetin Bal: Burada çok katmanlı düşündüm, iç içe anlamları olan bir anlatım dili kullanmaya çalıştım. Hapishane betimlemesi hem soyut planda aklın, düşüncelerin, zihnin duvarları olarak telakki edilebileceği gibi hapishane kavramı ruhun içine hapsolduğu fiziksel beden kalıbı olarakta düşünülebilir. Bazıları bu biyolojik mevcudiyetinin ötesinde bir varoluş halini düşleyemiyorlar. Cehaleti bir yönü ile ruhsallığın algılanamaması şeklindede düşünebiliriz. Fiziksel olanla kendimizi özdeşleştirmekte bir tür cehalettir.9 Mayıs, 09:30

----------------------------------------------------------------------------

Üst enerji titreşimleri alt enerji titreşimlerini kontrol edebilir, düzenleyebilir/hükmü altına alabilir. Bu hem maddesel hem zihinsel anlamda olabilir. Yada zihnin maddeye hükmü şeklinde yahutta daha latif ışığın daha yoğun/kaba maddeye hükmü şeklinde düşünülebilir. Kerametlerin sırrıda bu bilgide saklıdır.

Üstad Muzaffer Kınalı & Çetin BAL

Üst titreşim dalgaları alt titreşim dalgalarını daima hükmü altına alırlar.İnsanları uzaktan etkilemenin anahtarıda bu ilmin anlaşılmasında gizlidir. - Üstad Muzaffer Kınalı -

 

Çetin Bal: Düşünce dalgaları hem fiziksel maddeye etki edebiliyor hemde zihinsel algılara tesir edebiliyor. Aslında biraz düşününce insan beyninde bir açıdan nörolojik zemin ve şuur/zihin dediğimiz psişe bir düzeyde aynılaşıyor/birleşiyor. Yani beynin psişenin bir aynası konumuna geldiği nörolojik bir ağ sahası var.Bunu böyle düşünürsek insan nöronlarından yayılan elektrik dalgaları uzaktaki bir insanın nörolojik ağ yapısına tesir edebilir. Ama tabi bu bu kadar değil. İnsan kendi nöromanyetik dalgalarını hiper uzay boyutlarına doğruda yönlendirebiliyor.Böyle oluncada iki uzak galaksi arasındaki dev mesafeleri bu nöro dalgalar ışıktan daha hızlı bir şekilde aşabilirler. Ama bu yine bu kadarlada sınırlı değil. Başka kapılar, başka hiper boyut bağlantıları var insanda.

Şu anda dünyadaki hatta başka galaksilerdeki, başka evrenlerdeki hatta geçmiş ve gelecekteki tüm insanların, hayvanların zihin dalgaları hata her maddenin, her zerrenin titreşim dalgaları, kimlik bilgisi çok değişik iç içe süptil enerji dalgaları şeklinde tüm zamanları ve mekanları dolduruyor. Algılaması müsait olan biri (medyum, psişik biri) bu dalgaları alabilir.

Hatta ilerde teknoloji gelişirse kristaller sayesinde evrenin uzak noktasındaki görüntüler bu evrende yayılı süptil dalgaların toplanması ile bir ekrana yansıtılabilecek. Hatta kişiler atalarının yaşadıkları tüm olayları bile bu sayede görebilecekler. Bunun çok değişik yolları var. Bu görüntüler manyetikler şeklinde genlerimizde bile kayıtlı. Kendi ruhsal kayıtlarımıza bile bilinçaltından ulaşmak mümkün. Evren sonsuz geçmiş ve geleceği ile bütünsel bir varlık! İnsan kendinden yola çıkarak hem evren hakkında, hem kendi ruhsal serüveni hakkında hemde bu biyolojik bedenin evrimsel süreç boyunca yaşamış olduğu herşey hakkında bilgi sahibi olabilir. Bu bedeninden yola çıkarak önceki soyumuz, atalarımız dediğimiz bedenlerde yaşayan ruhlara ve onların neler yaşadığına kadar herşeyi ve dünya küresi içindeki tüm yaşam serüveninin üçboyutlu bilgisini/görüntüsünü/sesini sanki ordaymış gibi elde edebiliriz.

Medyumluk dediğimiz şeyde sonsuz zaman ve mekan hologramını andıran bu sonsuz frekanslar/dalgalar havuzu ile kontak kurabilmek yani bu dalgaları okuyabilme yeteneğidir. Kanalları açık bir medyum sonsuzluk içindeki herşeyi görüp bilebilir. Fakat medyumluğunda çok değişik nerdeyse sonsuz sayıda çeşitli şekilleri var. Görücü gücü yüksek bir medyum, kanalları açık bir medyum başka bir galaksideki uzaylı bir varlığın kütüphanesindeki kitabın yada bilgisayarın (artık her ne ise) onun içine girip sanki ordaymışcasına o bilgiyi ordan okuyup kendi diline çevirip bize aktarabilir.Sonsuzlukta herşey iç içe titreşimler halinde. Uzaklık yakınlık denen şey bizim zihin frekanslarımıza göre olan bir şey. Aslında uzak yakın diye bir şey yok!
---------------------------------------------------------------------------------------------

Irkçı olmayan biri bir ırkçı gibi düşünebilir ama bir Irkçı ırkçı olmayan biri gibi düşünemez!!! Çünkü daima üst düşünceye sahip biri alt düşünceleri taklit edebilir. Ama alt düşünce titreşiminde olan biri üst titreşimdeki düşünce modellerini taklit edemez/hissedemez/bilemez. Ç.BAL
Bir ateist bir dindar gibi düşünebilir ama bir dindar bir ateist gibi düşünebilme özgürlüğüne sahip değildir. Ç.BAL

Çetin Bal: Lakin gerçek bir dindar tüm varoluşla empati kurabilme yeteneğine vakıf olabilir. Bizim burada bahsettiğimiz dindar modeli belli düşünce biçiminin dışına çıkamayan şartlanmış bir düşünce modelini ifade ediyor.

Yazımda belirttim.. daha geniş düşünen daha dar düşüneni anlar ama daha dar düşünen geniş düşüneni kavraması, anlaması güç olur. O anlamda algılarsak doğru olur.Burada konu doğrudan dindar değil. Dindar yerine şartlanmış zihin, belli bir zihin kalıbının dışına çıkmayan zihin dersek daha doğru olur. Çünkü dindar olupta evrensel çizgide düşünenlerde var.

Kavramlar çok göreceli. Burada dindar kavramının tanımıda önemli. Ben biraz olumsuz anlamda ele aldım. Softa gibi.Bende bir açıdan dindarım. Böyle dersem mesele daha çok yerine oturur.
------------------------------------------------------------------

Yüksek bir zekanın en belirgin özelliği çok perspektifli açılardan olaylara bakabilmesidir. Ve en önemliside kendinin dışına çıkıp bir süreliğine başkası gibi düşünebilme (ki bu en sevmediği kişilerde olabilir) yeteneğidir. Karşımda dünya dışı bir varlık olsa dahi tümüyle onun aklına, zihnine, yüreğine girip onun gibi düşünmek için çok fazla zorlanmam! Onun gibi düşünürsem, o olursam bir sonraki söyleceklerini, yapacaklarını, hedeflerini, neler düşüneceğini, duygusal eğilimlerini, neler konuşacağını, hangi durumlarda hangi eğilimleri sergileyeceğini bilirim.Onun tüm hayallerinin potansiyelini, nereye kadar gidebileceğinin bile haritasını çıkartırım Ç.BAL


 

Bir ülkeyi büyük yapan insanların sahip oldukları zihniyetleri, dünyayı algılama biçimleridir. İnsan kaliten ne kadar yüksekse sende o kadar güçlü bir ülke olursun! Ç.BAL
NASIL BİR DÜNYA İSTİYORUZ? Ç.BAL
AYAKLANIN, İSYAN EDİN! HEMEN BUGÜN SOKAKLARA DÖKÜLEMEYEBİLİRSİNİZ, ÇEKİNEBİLİRSİNİZ AMA EN AZINDAN YÜREĞİNİZLE, AKLINIZLA KALBİNİZLE İSYAN EDİN, BAŞKALDIRIN! YENİ BİR ZİHNİYETE , ADALETLE DOLU YENİ BİR DÜNYA ÖZLEMİNE DOĞRU RUHUNUZU AYAKLANDIRIN! EVDE , TEKERLEKKİ İSKEMLEDE OLSAN BİLE YAPABİLECEĞİN BİR ŞEY VAR.. DÜŞLEMEK!!! DÜŞLE! ADALETLİ BİR DÜNYAYI DÜŞLE!! Ç.BAL- 2012 - 8 Mayıs - Denizli

Çetin Bal: Uluslararası devrime giden yol İLETİŞİM dir. Diğerleri ile iletişim kurun.Küresel bilinçlenme ağına dahil olun. Uluslararası düzeyde örgütlenin. Sizleri durdurmak isteyen efendiler size milliyetçilik ve din afyonundan yapılma tablet edebiyatı ile uyku hapı yutturmaya çalışacaklar! Bu hapları yutmayın! Özgür olun, beyninizi kimseye kiralamayın. Kimsenin sizin beyninizi kendi çıkarlarına, küçük emel ve amaçlarına giden yolda kullanmasına izin vermeyin. Dinin özüde ADALET, hak ve hukuktur.

 

T.C devletinde memur olan herkes birer küçük paşa gibi görüyor kendisini..  Paşacıklar ülkesiyiz. Maşallah eline bir kalem bir mühür alan (öğretmen, hakim, müdür, avukat ) halkı köle (alt sınıf) kendisinide tanrısal bir varlık olarak görüyor. Bu şuuraltında gerçekten böyle! Devletide kendi sarayları olarak görüyorlar. Hak, hukuk, adalet ,anayasa hepsi laf... kimsenin bu değerleri taktığı yok! Kişi kendi istediğimi yaparım hegemonyası içinde. Ve yapıyorda! Aslında eğer bir şeye baş kaldırılacaksa bunun adına kapitalizm, sosyal ve ekonomik eşitsizlik demek yerine tüm bunları tek bir ortak isim altında toplayıp tek bir kavram üstünden isyan etmek, baş kaldırmak ve sokaklara dökülmek lazım ADALET için!!!!! Ç.BAL - 2012 - 8 Mayıs, 12:18

Çetin Bal:
Tüm dünya insanlarına sesleniyorum.. ayaklanın! Devletleri, sistemleri düzenleri yıkın! Bügün olmasada YARIN MUTLAKA YIKIN! İnsanlık içinde adalet için bu köle düzenine başkaldırın!! Dünyada ADALET için hak, hukuk için bunu yapın! Amerikalı, japon, italyan, türk, kürt, fransız, ermeni, alman, kanadalı , arjantinli, çinli, arap.. tüm dünya insanları sizleri esir alan bu kölelik düzenlerine başkaldırın. ULUSLARARASI BİR AYAKLANMA İLE TÜM BU DÜZENLERİ YIKIN!
8 Mayıs, 12:25

Tanrı ya şükür hala ateistim . - Luis Bunuel -

Cehaletten daha korkunç fakirlik, akıldan daha büyük nimet, kibirden daha kötü bir yalnızlık yoktur. - Hz.Muhammed (s.a.v) -

Eğer sarfettiğimiz tüm sözler, tüm parapsikolojik, felsefi, metafizik, ruhsal söylemlerimiz insanları, hayvanları, bitkileri, dağı, taşı sevmenize vesile olmuyorsa, bilgi sizde kendinize ve çevrenize karşı sonsuz bir hoşgörü, şefkat, tevazu dolu bir bakışa, yaklaşıma vesile olmuyorsa biz sizlere bir şey anlatamamışız demektir. Söylemlerimiz önyagılı bakış açılarından, sınırlı zihin kalıplarından , şartlanma ve korkulardan sizi arındırmaya doğru götürmüyorsa bizim anlatıklarımızdan kimseler birşey anlamamış demektir. Çevrenizdeki bebişlere, çocuklara ilgi ve yakınlık gösterip yanaklarından öpüp sevmiyorsanız, yazın kedicikler için sokağa bir kap su koymuyorsanız bizim anlattıklarımız ruhunuzu, gönlünüzü, şuur kabınızı genişletip size bir derinlik kazandırmamış demektir. İnsanları kırıp, üzüyorsanız, tek benim söylediklerim doğru diyorsanız biz size birşey öğretememişiz demektir. Eğer halinizle, dilinizle iyilikleri sayıp, ifa edip iyiliklerden, güzelliklerden dem vurmuyorsanız ve yeryüzünde baştan aşağı iyilik olup dolaşmıyorsanız bizim söylemek istediklerimizi anlamamışsınız demektir. Evdeki engelli kardeşinize vakit ayırmıyorsanız , annenizin , babanızın hatrını saymıyorsanız siz bizi anlamamışsınız demektir. İnsanlara hal hatır sorun, vefasız olmayın. Çevrenizdeki herkese anlayış gösterin, onlarında hayatta kendilerince zor mücadeleler vermekte olduklarını anlayın. Yaşadığınız dünya ile ve içindekilerle derin bir empati kuramıyorsanız söylemlerimiz yeterince anlaşılmamış demektir. Hayatınızın her alanında incelik ve nezaket sahibi olun. Acılarınızı ve sitemlerinizi dahi güzel ve hoş kelimelerle dile getirin. Zihninizi kalplerinizi kötü kelimelerden uzaklaştırınız. Önyargılardan uzaklaşın, nefretten uzak durun. Başkası hakkında kötü konuşmayın varsa iyilikleri güzellikleri dile getirin paylaşın. Yoksada sükunetin güzel kokusu yayılsın gök kubbeye! Ç.BAL - 2012 - Mayıs 7 - Denizli

 

Ey dost gönlün bir bardak su misali olmasın! Bir bardak suya bir damla mürekkep damlatırsan çabucak bulanıp kararır, rengi değişir. Öyleyse biz okyanus gönüllü olanlardan olalım. Her daim huzur dolu uçsuz bucaksız bir mavi olalım. Teselli arayanlardan değil teselli verenlerden olalım. Aşk arayanlardan değil aşk olanlardan olalım. Bu beden bu can huzurun, güzelliğin, sevginin hanesi olsun.Kapımızı çalan içerde huzurdan başka bir şey bulamasın. Ç.BAL -7 Mayıs, 13:49

Asla alıngan ve kırılgan olmayın. Sabırlı, hoşgörülü ve geniş olun. Her davranışı aleyhinize yorumlamayın. (Kadir Demircan)
Bilge bir insan; adil bir şekilde kazanabileceğinden, gösterişsiz bir şekilde kullanabileceğinden, neşeyle dağıtabileceğinden ve huzurla geride bırakabileceğinden daha fazlasını arzulamaz. - Benjamin Franklin -

 

ALLAH CAHİLİ SEVMEZ *
SEVDİĞİNİDE CAHİL BIRAKMAZ*

 - Üstad Muzaffer Kınalı -

Çetin Bal: Biz üniversitelerde, akademi koridorlarında, kütüphaneler dolusu salonlarda pek çok ilmi okumamış olsakta bize sorulan sorulara nasıl cevap vereceğiz diye düşünmeyiz. Cevaplar gönlümüze ayan olur.

------------------------------------------------------------------

Bugün Üstad Muzaffer Kınalı ile biraz insan ilişkilerinden, dünya hallerinden konuştuk. Çetin dedi bir insan mesela senin hakkında olumsuz şüpheler ve zanlar besleyip, içinden şuuraltından seni kıskanırsa, senden rahatsız olup senin hakkında olumsuz duygu ve düşüncelerle, kuşkularla dolu olup yinede senle birlikte olsa ve yüzüne gülse bile o insanla olan gönül bağı kopar. Kişi senle olan gönül bağını kopartmış olur. Belki o insan bunun farkında bile olmaz. Sana ne kadar seni seviyorum dese, sarılıp öpse önünde eğilse sana paspas olsa bile içinden o insana karşı bir sevgi gelmez. O insandan bir tat alamazsın. Çünkü kalpler birbirinden uzak düşmüştür. yaa.. öyle insanla bir yerde oturup bir çay içmek bile sana bir tat vermez. Çünkü ruhlar uzak düşmüştür artık. O kişiyle selamlaşsan, merhaba desen, konuşsan bile artık iki insan arasında o samimiyetin çoşkusu, ruh ve gönül muhabbeti kesilmiştir bir kere.. o ilk zamanki tadı, güzelliği bulamazsın artık. Üstadla konuşurken sitemli ses tonu beni kendimden geçirmeye yetti.. duygularımız kabından taştı.. kelimelerde duygulara yetmez oldu.. Ç.BAL-7 Mayıs-2012, 00:27

İnsan pek çok şekilde denenir. İnsanın zihnine, gönlüne reddemeyeceği şekilde gelir ve yansıtılır pek çok şey! Sen her halükarda görünenin derinliğine nufus edip güzel olanı almak için uzandığında ruhunda yükseklere doğru kanat açarak bir o kadar genişler, sonsuza doğru açılır. Zihnin, aklın ve mantığın seni yanıltmak için bir çok sebep sunar ama sen kalple bakıp, gönlünle düşünüp sana sunulan, gözlerinin önüne perde olan bu yanılsamaları aşabilirsen gerçek insan olmaya doğru yükselmiş ve allahın sevgisine mazhar bir gönül haline gelmiş olursun. Allahın sevgilileri çamura bulanıp gelsede önüne, sen çamuru değilde içindeki ışığı görebildiğinde ve üstündeki çamura rağmen sevgiliye gitiğinde/koştuğunda , tüm önyargı kalıplarını aştığında manzara değişir ve birden cennet bahçelerinde ışıklı bir silüetin önünde durduğunu farkedersin. Böyle bir durumla kendi sınavını vermiş olursun. Eğer dünyanın aldatıcı hallerine, zanlarına, öyle sanmalarına takılıp kalırsanız tam insan olma yolunda eksik ve yarım kalırsınız. Ç.BAL-6 Mayıs, 23:55

Çetin Bal:
İnsan öyle bir ruh haline sahip olmalıki dünya toplansa ve benim için Çetin BAL kötüdür, şöyledir, böyledir deseler , raporlar tutsalar, kararnameler çıkarsalarda herkes kendi şahsi zannını ortaya koyup o kötüdür, o şöyledir , böyledir deselerde benim aradığım sevgili beni kendi gönlüne sorup kendi gönlünden beni bilendir. İşte böyle olursa insan insana sevgili olur. Hakiki dost olur.Kişi beni benden değilde başkasından bilir ve sorar ise kişi beni değil başkasının kanaatini sevmiş ve saymış olur. İnsan bir kez kötülük aramaya meylettiğinde dostun her iyiliğinide kötülüğe yorar. Sevgi kalmadığında gönül bağı koptuğunda karşıdakinin konuşması şap şap gelir, yürümeside lap lap gelir insana.
 

Nejla Dildar: ..ne güzel bir anlatım..ne kadar doğru kelimeler seçilmiş..bilge olmak..bilgili olmak..herkesin harcı değil çetin bey...sizinle iletişimde olmak keyif verici..sağ olun...

 

Hakkında malumat sahibi olduğunuz bir bilgiyi, bir olayı kendi bünyeniz (varlık alanınız) içinde deneyim dahiline sokmanın ön şartı o bilginin ifade ettiği gerçekle (realiteyle) idraksel düzeyde bir temas kurmaktır. Şuurlu inanç deriz hep... bu gibi bilgide şuurlu olmalı. Ancak böylesi bir şuurlu bilgi atmosferi içinde varlığımızıda bahsi geçen pratiğe, uygulamaya deneyime doğru hareket ettirebiliriz. Düşündüğümüzün içinde olmak, düşündügümüzü yaşamak böyle olur. Şuurlu bilgi kesin bilişi, şüphesiz bir kanaati, tam ve bütün bir samimiyetide birlikte getirir.Bu noktada kuşkular ortadan kalkar. Artık bilginin deneyime dönüşmesinin önünde bir engel kalmamıştır.Şu anki varlığın, halin düşüncelerinin seni getirdiği yerdir. Öyleyse varlığını nereye götürmek istiyorsan düşüncelerini o yöne çevir.Kalbini oraya götür. Varlığında rezonans kanununca o noktaya doğru cezbe ile çekilecektir. Ç.BAL - 6 Mayıs, 04:10

Çetin Bal: Bildiğin neyse, düşündüğün neyse, kabul ettiğin ne kadarsa, ne kadarına inanıp tamam diyorsan ancak o kadarının içinde olursun, o kadarlık bir realiteden haberdar olup, o kadarını yaşarsın, görürsün, bilirsin.Önce şuurunu, düşüncelerini, zihnini yaşamak istediğin deneyime doğru götürmelisin.

Önce psikolojik olarak kişi olaya adapte olmalı.Hazır olmalı. Bu normal psikolojide ve insan ilişkilerindede böyledir. İnsan mesela bir şeyden çok korkarsa o şeyden kaçar, geriye doğru çekilir.Hatta paralize olur, donar kalır. Şuur, akıl, düşünce o boyuta yükselemez. Kendini kabukları içine çeker. Böyle bir mentalitede var. Kabuklar derken bunu içinde olunan kültürün, bilgilerin, kabullerin, şartlanma ve önyargıların, öyle sanmaların oluşturduğu bir hapishane, bir tutsaklık, biz koza içinde takılı kalma şeklindede yorumlayabiliriz. Aklın, zihnin, düşünme biçiminin, şuurun kendini tutsak etmesi!!

Mesela kimi uçaktan korkar, binemez uçağa ödü kopar! Psikolojik boyut önemli! Mesela bir astral seyahat yapmaktan bahsettiğimizde bilinçaltı düşünce kalıplarının bu seyahate engel olmasından bahsedebiliriz. O gibi.. önce bir deneyim yaşanacaksa kafanın, beynin, aklın, gönlün o olaya adapte olması, kendini o olaya açması lazım!! Bu lafla olmuyor! Bu bir hal meselesidir... psikolojik derinlikleri olan bir meseledir.

İnanmak derken aslında mesele önce BİLMEK! Bu olabilir dediğinde, ilmen meseleye vakıf olduğunda sonra deneyime geçmek kolay olur. Çünkü 99 denemede başarısız olsan bile realite ordadır. Sen bir şekilde oraya gidebileceğini bilirsin. Şu iki kabloyu bağlayınca elektrik geleceğine kani olursan, ilmi bilirsen o iki kabloyu bulmak ve birbirine bağlamak için dağlar, yollar aşarsın, o istidat , o arzu, o azim, o güç, o cihet sana gelir. BİLMEK şüpheyi ortadan kaldırır.
 

Biz mi düşünceleri var ediyoruz, düşünceler mi bizi var ediyor? Biz dediğimiz oluşumda bir düşünce olduğuna göre...!? Ç.BAL
İnsanların ruhlarında bir güzellik görürmüyüm diye baktığımda ruhların bir süre sonra güzellik kazandıklarını farkettim. Yüzlerde fiziksel bir güzellik bulma düşüncesi ile baktığımda çevremde daha önce farkedilmeyen simaların giderek dikkat çekmeye başladıklarını farkettim. İlginç. Sanırım güzel duygu ve düşüncelerle baktığınızda bu güzellik bir şekilde karşıya nazar ediyor. Buna iyi nazar diyebiliriz. Demekki düşünce enerjisi bakışlarla bir şekilde hedefe kanalize oluyor ve akmaya başlıyor. Düşündüğünüz her ne ise düşünceler oraya doğru akıyor. Ç.BAL
Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli, hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığını ve sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder. - Blair Edmund -
"Açık bilinçler dinlemeyi, küçük bilinçler konuşmayı tekeline alırlar."

--------------------------------------------------

Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin, bilir ki Yaratıcı’nın ve kainatın önünde bir zerredir...
- Lincoln Tritt, Athabascan Kabilesi -
Ah şu kayıtsızlığın gücü! Budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren. - Cesare Pavese -

 

Sabit fikir, sahibini hapseder..

- Friedrich Nietzsche -

 

DUYGUSALLIK ve SEVGİ
"İnsanoğlu mantıklı ve muhakemeli hareketten ziyade duygusal hareket etmeye eğilimlidir. Duygularımız bizi daha fazla kontrol altında tutar. Sonrasında da duygusal olmakla övünmeye başlarız.
Sevgide duygusallık payının ne kadar çok olduğunu ifade eder, bunu birbirimize anlatmaya çalışırız.
Halbuki duygusallık bir sevgi tezahürü değildir. Duygusallıkta sevmek, ilgilenmek, şefkat ve acıma, birlik, "ben ve o biriz" fikri bulunmaz. " Ergün Arıkdal
Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir. - Albert Camus -

 

”Öldürme yetkisine sahip olup da öldürmüyorsan güçlüsündür.”

Schindler’s List / Schindler’in Listesi 1993

 

Irkçılık ve milliyetçilik kadar saçma bir yaklaşım olamaz. Şimdi ben bugün binlerce insanı toplasam (çingen, rum, türk, kürt, kızılderili, ermeni, afrikalı, japon.. vb gibi) sonra bu insanlara bıcı bıcı adında bir ada tahsis etsem ve bu insanlar bir kaç bin yıl bir arada bu adada yaşasalar bir bıcı bıcı ırkı ortaya çıkar. O topluluk artık kendini bıcı bıcılar olarak kabul ederler. İşte dünyada bir ırkın ortaya çıkma serüveni budur! O açıdan ırkları, milletleri kutsallaştırıp bu değerleri gereğinden fazla ciddiye almak aptallıktır! Irk temelli bir toplulukla devlet kurmak küresel dünya ile çelişen bir durum arzeder. Devletler(topluluklar) hukuk, adalet, sosyal düzen birliktelikleri üstüne inşa edilmelidirler. Ç.BAL 5 Mayıs, 10:37
 

Ulusalcılığın varacağı son nokta milliyetçiliktir ... - Lenin -
Yürümek, yol almak gitmektir bir yerlere... benim için bir insanı dinlemekte ona doğru yol almaktır, yürümektir... gönlün yeşil bahçesine doğru uzanmaktır. Kişi ile bir araya gelip o olmadıkça o kişiyi dinlemiş saymam kendimi. Ç.BAL

 

Bir nesneye dokunmanın en derin şekli dokunduğun nesneye dönüşmektir. Ç.BAL

Çetin Bal: Karşımdakini kendimi dinler gibi dinlerim ... kişi dinlemede derinleşince artık herkesin gönlünden geçen düşünceler dudakların oynamasına gerek kalmadan gönülden duyulur hale gelir. İnsanları kendi gönlünüzü dinler gibi dinleyin.. bu eğilim zamanla size telepati yeteneği kazandıracaktır.

Nereye giderseniz gidin, ama tüm kalbinizle gidin. - Konfüçyus -
Yüce bir ruhun hangi noktada durması gerektiği de Seneca'nın şu sözlerinden anlaşılabilir:"Tanrı evrende nerede ise, ruh da insanın içinde aynı yerdedir. Tanrı için madde neyse, bedenimiz de bizim için odur. Demek ki daha az değerli olanların, daha iyilerin buyruğu altına girmesi gerekir. Geçici olaylara karşı güçlü olalım, haksızlıklardan korkmayalım, yaralardan, zincirlerden, fukaralıktan!"(SENECA)
''Gönlümün sevmediğini gözüm neylesin ..''

 

Allahın nuruna yakın olan az yada çok o ilahi tecelliden ışık alan her gönül allaha atfedilecek her türlü yeteneğide istidadı oranında kendinden yansıtabilme gücüne sahip olur. Böyle bir zihin, şuur bedensel kaplar içinde allahlık iddiasında bulunmaz! Böylede bir iddia varsada bu söylemin arkasında insanların inanç değerlerini sınamaya yönelik bir niyet vardır. O noktadaki bir şuur için aksi düşünülemez. Ç.BAL



Çetin Bal:
Büyük üstadlar sadece metafizik teoriler hakkında konuşmazlar bu teorik bilgileri pratiktede öğrencileri ile paylaşırlar.

Lakin metafizik hikayeleri dünyaya ait siyasi, politik ideolojilerini insanlara enjekte etme amacı ile kullanan mürşitlerde böylesi kerametlerin görünmesi mümkün değilir.Gerçek mürşitler doğrudan insan ruhunun bilgisi ile ilgilidirler. Ve tüm dünyadan gelen insanlara ruh hakkında, metafizik boyutlar hakkında anlatımlarda bulunurlar. ALLAHIN NURU gönlü hür, aklı hür, kalbi hür, vicdanı hür, zihni hür olan kendini sonsuza açmış yüreklerde tecelli eder. Sonsuzlaşmış akıllar aracılığı ile ilahi enerji, ilahi (evrensel) bilgi yeryüzüne akar.

EVRENSEL OLMAK kolay bir hal değildir. Tüm zihinsel, kültürel, ideolojik kalıpların, kabukların kırılması lazım.Kişi dünyaya ait tüm düşünsel, zihinsel şartlanmalardan yapılmış kozalarından dışarı çıkması lazım. 2012- 4 Mayıs, 14:52

 

Melâmî büyüklerinden Muhammed Nur'ul-Arabî hazretleri, bir gün bir müridiyle yolda yürürken, müridi bir aralık durmuş ve,

— "Efendim!", demiş, "bütün şeyhler keramet gösterirler, gösteriyorlar ama siz bize henüz bir keramet göstermediniz. Lütfetseniz de bir kerametinizi görsek!"

Efendi hazretleri kaşları çatılmış bir hâlde hiddetle müridine şu cevabı vermiş:

— "Yürüyoruz ya işte!"

Sonra da hiç konuşmadan yürümeye devam etmiş.

Ey talib, uçanları kaçanları bırak da hakikat ehlini yürüyenlerin arasından seçmeye bak!

Dücâne Cündioglu'ndan..

-------------------------------------------------

Sonsuz duyguların içinde dolaştığı bir kalp olduğunuzda duygular okyanusuna dönüşen varlığınız bitmez bir mürekkep deryası haline gelir. Düşüncelerimiz ise bu deryaya dalan divit ucu misali olur. Ç.BAL
 

Büyük insanlar gözlerini, kulaklarını kendi yanlışlarına kapayıp karşıdakinin yanlışlarını saymak derdinde olmazlar. Şekilden noksan olanlar karşıdakinin şeklinden muzdarip olurlarmış. Ç.BAL


Adalet, hak, özgürlük, barış, sevgi, eşitlik ve kardeşlik sözleri çok güzeldir, dinlemesi kulağa da çok hoş gelir. Ancak içeriklerini her grup ayrı ayrı belirler. Bu yüzden bu masum sözcükler anlamlarını yitirir balon olur havada kalırlar...

- Naci Kaplan -
 


Ey efendiler sorgulamayan insan cahildir. Sorgulatmayan ise zalim!

- Mustafa Kemal Atatürk -

 

Zekası ve aklı belli bir çizgiyi aşmayanlar içinde doğdukları topluma ait değer yargılarının borazanlığını yaparlar. Farklı dinler ve milletler içinde doğan her kişi o dinin ve milletin telinden tıngırdar. Kendini aşmış bir akıl, bir zeka kendisine öğretilen, ezberletilen tüm değer yargılarının üstüne yükselerek evrensel bir düşünce düzleminden(her telden) çalarak bir senfoni orkestrası gibi ses verir. Ç.BAL - 2012 - 4 Mayıs, 12:26

Çetin Bal: Kişi bu zihin ve akıl noktasında titreşirse EVRENSEL ÜSTAD olur! Alemlere sultan olur! Diğer türlü ancak afrikadaki zulu kabilesinin şefi olursunuz :) Yada aşağı mahallenin hoca efendisi :)

Kişi hristiyan olabilir, müslüman olabilir, şu veya bu dinden, ideolojiden, milletten olabilir. Tamam. Lakin düşünce pergelinin bir ucu içinde doğulan kültürel, milli, dini değerlere temas ederken diğer ucuda mahalleden, şehirden, ülkenden, dünyadan taşıp boyutlardan taşıp sonsuz evrenlere doğru uzanmalı, tüm sonsuzluğu taramalı, kuşatmalı ve içine almalıdır! Evrensel olmak.. Kendini aşmak... buna denir!

Elbetteki kendi çevremizin, kendi grubumuzun, kendi muhitimizin, kendi insanlarımızın, kendi ülkemizin, kendi tarafımızın iyi ve güzel olması yolunda çalışıp çabalayacağız ama kendi muhitimizin, kendi kardeşimizin yanlışını , hatasını sadece bu benden diyerekten doğru göstermeye çalışmak ve yapılan haksızlıkların üstünü örtüp görmezden gelmek evrensel insanlık değerleri ile bağdaşan bir yaklaşım değildir. Herşeyden önce böyle bir taraf tutma ahlaki değildir! Ç.BAL

 

Çetin Bal:
Biz kardeşini (ülkeni, milletini, dinini) sevme demiyoruzki!!! Ama kardeşinin bir hatası, yanlışı söz konusu olduğunda daima haktan, hukuktan, adaletten, doğrudan yana ol diyoruz!!! Ama çokları herşeye rağmen kardeşinin yanında yer almayı tercih ediyor. İnsanların vatan, millet, din kardeşliği üstünden kendi muhitinin yanlışını, hak ihlallerini gerçeği çarpıtarak doğru gibi göstermesi kabul edilemezdir.Bazıları bana gönül koyup niye bizim borumuzu öttürmüyorsun şeklinde yaklaşımlar getiriyorlar. Benim tek borum vardır! Hakikat borusu!! O boruda GERÇEĞİN sesisini, tınısını, çarpıtmadan, bozmadan dillendirir!!! TÜRKİYE de <<bu benim adamım, bu benden, o bizden >> mentalitesi son bulmadıkça toplumsal sorunlar bitmez. Ülke kendini düze çıkartamaz.

 

EZİLEN HALKLARIN TEK KURTULUŞ YOLU SOSYALİZİMDİR.

- Ernesto Che Guevara -
Önemli olan yaşamak değildir,
başarmak hiç değildir.
"Önemli olan insan kalmayı becerebilmektir".

- George Orwell -

 

Ruh/psişe/zihin inceldikçe, latifleştikçe o inceliğe karşılık gelen iyi ve kötü olarak telakki edilen kavramlar, olay kalıplarıda o derecece süptilleşir. Işık olduğunuz da artık madde size tesir etmez ama o ölçekte ışık varlığınıza tesir eden bir başka ışık dünyası ortaya çıkar. Gelişim ve ilerleme varlığın bulunduğu ortama göre beliren tesir ve etki alanları sayesinde devam eder.Her boyutun kendine göre çözülmesi gereken, tecrübe edilmesi gereken, öğrenilmesi, deneyimlenmesi, bilinmesi gereken halleri vardır.Her boyutun kendine göre yürünmesi ve aşılması gereken, anlaşılması gereken, keşfedilmesi gereken merhaleleri vardır. Her halükarda daha üst anlayışlar ve boyutlara doğru olan bu sonsuz yürüyüş ve yükseliş devam edecektir. Ç.BAL- 2012 -3 Mayıs, 17:58
 

Dünyaya ve insanlara bakarken güzel düşünmeye çalışın. Bir huyum vardır.. zihin frekanslarıma zıt gelen, hoş gelmeyen şeyleri bile güzel kelimelerle anlatmak gibi !  İnsanlar, olaylar ne kadar kötü görünürse görünsünler bakışımın, ifade ediş şeklimin ve olaylara dair kullandığım kelimelerin güzel olmasına dikkat ederim. Estetik, zerafet, incelik, nezihlik her konuda önemlidir. Nefret söylemleri, kötü kelimeler zihin dalgalarınızı düşürür.Naif güzel kelimelerse zihninizi, düşünce titreşimlerinizi yükseltir. İnsan bazen duygusallık içinde sert, incitici, tenkit edici ifadeler kullanabiliyor. Lakin akıl ve duygular birbirlerini dengelemeli. Ç.BAL
 

Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku! - F. Bacon -

 

Çetin Bal: Bu kelimeleri öylesine okumuş olmak için okuma.. kelimenin içindeki şuuru, ruhu sahiplen ifadedeki şuura yüksel.O zaman kelimeler bir yaşamı değiştirir ve bir yaşamda diğer yaşamlara tesir ederek bir dünyayı değiştirebilir.

Sen değişirsen bunun anlamı dünyada değişebilir demektir!!! Çünkü sen dünyasın, dünyada sen. Zerre değişirse külli olanda yani kürede değişir.Zerrelerin raksı küreleri değiştirir. Atom içindeki raksın değişmesi kumu altına dönüştürür.

------------------------------------------------------------------

Cin lambadan çıktı bir kere , artık ne yapsak geri gönderemeyiz geldiği yere... Bilgilenen insanın iştahını bastırmaya , ruhunu beslemeye yetmiyor artık eski hikayeler... Bilgi evrildikçe , evcilleştikçe herşey kendini yeni durumlara uydurmak zorunda. ( apostaz- dünyanın kutsal intiharı/ üner beköz /phoenix yayınları)

-----------------------

İnsanların düşünceleri, fikirleri, hayata olan bakış açıları ne kadar sevgi dolu ve büyükse o ülke (o topluluk) o kadar büyük, gelişmiş ve ileri bir medeniyet/uygarlık olur. Ç.BAL

Bir şeye sadece duyduğunuz için inanmayın. Bir şeye sadece konuşulduğu veya bir sürü insan tarafından anlatıldığı için inanmayın. Bir şeye dini kitabınızda yazılı olduğu için inanmayın. Bir şeye öğretmenleriniz veya büyükleriniz söyledi diye inanmayın. Geleneklere veya törelere inanmayın. Çünkü onlar yüzlerce yıldır uygulanır. Fakat gözlemlerden ve analizlerden sonra bir şeyin akla uygun olduğunu, hem bireye hem topluma faydalı olduğunu bulursanız, o zaman onu kabul edin ve onu yaşayın.

- Gotama Buda -

Ego, insanın sonsuzlukla olan tüm bilgi kanallarını perdeler. EGO insanın sonsuz hissedişinin önüne geçen, kalbin derin duyarlılık kanallarını kapatan, kalp gözünü körleştiren bir set, bir perdedir. Sevgisizlikte öyle! Ego kıskanır, ego yargılar, ego geçici heva ve heveslerin peşinden gider. Ego nefret eder. Ego ötekileştirir. Engin ve sonsuz düşüncelere açılmak için ego yu aşmak ve tevazu içinde bir kalp olmalısınız. Herşeyi görenler, herşeyi duyanlar, tüm varoluşu ve içindekileri en yüksek farkındalık perdesinden algılayanlar ego larını yıkmış ve hiçliğe adım atmış olanlardır.Bu aşkınlık hali her varlık tarafından AN da yakalanabilen bir duygu ve algı derinliğine tekabül eder. Bunun sonsuz üst boyutlarda yada sonsuz alt boyutlarda olmakla bir alakası yok. Bu, boyutların ötesinde varlığın AN da geliştirdiği bir duyumsama şeklidir. Ç.BAL

Çetin Bal: AN da ne kadarsan sen o kadarsın! Ne kadarı senden taşıyorsa sen o kadarsın! İşte bu noktada tüm üstadlık, şeyhlik, müritlik, yüce ruh tanımlamları yıkılmakta ve AN daki siz gerçeği ortaya çıkmaktadır!

Ego ilgi çekmek derdindedir. EGO büyük görünmek derdindedir.Ego, kendini büyük göstermek adına herkesi basamak olarak kullanır. Ego, kendi kişiliğini geliştirmek kendi olmak isteyen herkesi ego'su güçlü olarak etiketler! Ve tüm kişilikleri kendi hesabına kullanmak ister.Ego sadece kendi ilerlemesini dikkate alır.

-----------------------------------------------------------

Ruhi bakımdan, idrak bakımından bir kartal kadar kolay aşabilsek o anlayış denizini, biçimler okyanuslarını ve kavram dağlarını, en zirvede tam bir bakış ile görebilseydik, hiçbir şey bugün olduğu gibi olmayacaktı.

Ene'll Hakk Gizli Öğretisi/ Hallac el Mansur (Kevser Yeşiltaş'ın kitabından)

 

Ben dilden çıkana yada söylenen sözlere bakmam aklın ve gönlün nasıl titreştiğine nasıl bir ışık verdiğine bakarım. Ç.BAL -2012 -2 Mayıs, 14:12

 

1980 lerin sonu 1990 ların başıydı bir gün ruhsal bir celse sırasında görücü medyumlarımıza dedikki perdeler açılsın dünya gezegeni gözünüzün önüne gelsin. Üstad Muzaffer Kınalı medyumlara dediki dünya gezegeni üstündeki tüm ülkelerin manevi yüksekliklerine göre o bölgelerden bir ışık hüzmesi yükselsin. Heralde dedim en yüksek manevi enerji müslüman ülkelerde çıkar. Medyumlar görüntüye baktılar ve müslüman ülkelerdeki ışığın çok cılız olduğunu gördüler. En yüksek ışık amerikanın üstünden yükseliyordu. Açıkcası ben şaşırdım.İçimden dedim müslümanlar gece gündüz secdeye kapanıyor, dualar zikirler okunuyor ama pek maneviyata bunların katkısı olmamış gibi görünüyor dedim. Gelişmiş ülkelerdeki manevi ışıkların ortalama daha yüksek olduğunu gördük. Demekki gelişmiş olmanın bir şekilde manevi bir tesirden ileri geldiğini farkettim. Bunun müslüman, hristiyan olmaktan çok insanların kalplerinden geçenlerle alakalı olduğunu düşünüyorum. Sonra dedikki peki şimdi birde bireysel açıdan dünyadaki manevi olarak en geliş ruhlara bakalım dedik. Medyumlar yine dünya gezegenine odaklandılar. Gezegenin değişik noktalarından gökyüzüne doğru ışıklar yükseldiğini söylediler. Birisi fransanın üstünden yükseliyordu. Bu kim dedik... zamanın kutuplarından (üstadlarından) biri dediler. Nerde şu an dedik.. hapishane dediler. Peki bu şahıs kendinin kutup olduğunun farkındamı dedik.. Hayır dediler. Sonra dünyanın değişik yerlerinden yükselen bu ışıklara baktığımızda türkiyenin üstündende dünyaya kıyasla devasa yükseklikte ışıkların yükseldiğini gördük. Ç.BAL-2012-Mayıs-

Çetin Bal: Demekki ilim yapanın, araştıran, düşünen toplumların, aklını işleten toplumların, içinde insan sevgisi olan toplumların, hak, hukuk, adalet, demokrasi kavramlarının gelişmiş olduğu ülkeler manevi anlamdada daha yüksek bir ışığa sahip oluyorlar. Dini kavramlarla kafayı , aklı, gönlü kitlemek insanı maneviyatta yükseltmiyor.Demekki 10 cepli bir elbise yapıp 10 yerinede din kitabı koyup, kutsal metinlerle birlikte gezmek insanı maneviyatta yüceltmiyor. Maneviyatta büyümek için insan olmak kafi! Eylemdir, bakıştır, düşünüş şeklidir insanı yücelten.

Dine karşı olana havlamak gereksiz..! İnsanlıktan yoksun olana, insanlığa karşı olana tepki gösterin. İnsan olan ben allahsızım, kitapsızım diyerek bağırsada o bizdendir, allahın ışığı ordadır.Kişinin ağzına değil kalbine bakmanız yeterlidir. Kişi büyük bir vicdan okyanusu ise isterse ben allah kitap tanımam desin. O bizdendir. Yeterki inanlık yolunda yürümeye ve büyük bir vicdanın sahibi olmaya devam etsin.İnsanları seviyor ve sayıyorsa o kişi kendini ne olarak görürse görsün o bizdendir.Tüm inanç sahipleri kendilerini böyle tarif ederlerse o zaman tüm insanlık kalpler düzeyinde birleşir!!


Not:Biz bir kanaat bir yorum farazi bir izahat getirmiyoruz. Ne görüldüyse onu yansıtıyoruz. Bu nasıl yorulur, nasıl düşünülür herkesin kendine kalmış. Şöyle olur, böyle olur, böyle olmayan öyle olur, şu olmazsa bu olmaz gibi kişisel bir fikirden, kanaatten bahsetmiyoruz.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

İnsanlar gibi devletlerde, milletlerde ne ekerlerse onu biçerler. Sevgi eken sevgi, nefret eken nefret biçer. Ç.BAL

Çetin Bal: İnsanlar gibi şehirlerin, ülkelerinde bir aurası vardır. Kitlelerin bir araya gelerek oluşturdukları toplamı ifade eden zihin, akıl, duygu ışımaları vardır.Hatta tüm dünya gezegenindeki tüm insanların toplam enerji alanlarının bileşkesinden oluşan ağırlıklı baskın bir aura rengi vardır. Bu aura tüm dünyadaki insanların düşünce, duygu ve şuur seviyelerine göre bir renk ve şekil alır.

Devlet kendi şiddetine ''HUKUK'' bireyinkine ise ''SUÇ'' adını verir. - Max Stirner -

Bazen Üstad Muzaffer Kınalı ile sohbetler yaparken çevreden insanlarda geliyor, sorular soruyor. Üstad bir takım kavramları kullanarak bazı şeyleri anlatıyor ama dikkattimi çeken şey üstad içerden meseleyi bilsede olayı her zihne göre değişik formlara büründürerek anlatıyor.Dindar birine melekler indi derken, zihni biraz daha gelişmiş olanlara yeryüzüne bir ışık indi diyor. Zihin biraz daha yüksek olunca ışık içinde yüksek boyutlu varlıklar indi diyor. Dinleyen zihin biraz daha gelişmiş olunca o ışıklar içinde insanımsı beden formunda olan zeki yaşam formlarından bahsediyor. :) Üstadın meselesi insanların bir şekildede olsa meseleyi bilmesi/anlaması! Kim nasıl algılayacaksa kavramları öyle kulanıyor. Sanırım önemli olan kişinin algısına göre olayı karşıdakinin belleklerindeki verilere göre izah edebilmek. Ç.BAL

Devrimcilik insanın geninde vardır. İnsan sürekli gelişir ve değişir, bu devrimdir. Bu gün doğru olan, onlarca yıl sonra hükümsüz olacaktır, bu devrimdir. Muhafazakarlık, insanın doğasına aykırıdır. Varolanı muhafaza etmek, zaten insanın doğasına terstir. Eğer insanlar muhafazakar olsaydı, insanın yaptığı en büyük buluş ya ateş olurdu yada tekerlek...!

- Kozmik Tohum -

--------------------------------------------------------------

TARİHSEL GENETİK MANİPÜLASYON: "Daha önce söylemiş olduğumuz gibi, büyük Korku yaratan pek çok "Palavra" ortaya atılmıştır. Gerçekten (Beşer) İnsanlık üzerinde, sizin şimdi anladığınız gibi "Genetik Manipülasyon" yapılmıştır. Sizler hepiniz "Yıldız-Tohumlu" sunuz. Tüm (Beşer) İnsanlık Yıldız-Tohumludur. Sadece sizin Gezegeninizde değil, tüm Gezegenlerde Genetikle oynanıyor. Bu Gezegende alınan sonuç sizlersiniz, ve bu sonuç Harikulade, öyle değilmi? Öyleyse neden korkmalı? Bilin ki hiçbirşey size zarar veremez. Siz tüm "Varolan" ın bir yansımasısınız ve mevcut olan herşey de öyledir. Öyleyse neden korkmalı?"

P'TAAH-Pleiades Mesajları 2
Birinci Celse 4.Aralık.1991

----------------------------------------------------------------

..derya ne kadar engin olursa olsun, herkes kendi kabı kadar su alır.
- Hacı Bektaş Veli -
İçinde hiç kimseye karşı nefret yoksa o anda insan gözlerinin tanrının gözlerine doğru yükselmekte olduğunu bil. Sonsuz sevginin, sonsuz hoşgörünün, sonsuz anlayışın, sonsuz şefkatin, sonsuz sabrın içindeysen bil ki düşünceler, akıl, zihin, şuur, kalp, gönül kendi hakikatine doğru olan yürüyüşünü , arayışını tamamlamıştır. Ç.BAL

 

''Bir kişiyi gözünüzde aşırı büyütür, aşırı yüceltirseniz, o kişinin kusurlarını, yanlışlarını asla göremezsiniz... ''

Çetin Bal: Yani mürşidinize , hocanıza, şeyhinize... tam teslimiyet içinde iki gözünüzü kapatıp teslim olsanızda arada bir gözünüzle çaktırmadan durumu yoklayın :) İçindeki şüpheyi öldüren gerçeğe karşı gözlerini kör etmiş olur. Şüphe gerçeğe uzanan ışıktır.Ancak o ışık altında hakikat görünür.

Hilmi Erkin Sevin: Bizim köyde de derler ki: ''Birini sevmedinmi yürüyüşü lap lap, konuşuşu şap şap gelir. ''

 

Biraz palyaçoyum; gözyaşlarımı saklayacak kadar,
Biraz misafirim; bana biçilen kadar,Biraz serseriyim; hayatı tiye alacak kadar,
Biraz safım; deli dolu düşlere inanacak kadar,
Biraz dostum; dostluğa ve dostlarıma değer verecek kadar,
Kapım biraz aralı; gelene hoş geldin,gidene güle güle diyecek kadar,
Biraz affediciyim; hataların olgunlaştırdığını bilecek kadar,
Biraz hoşgörülüyüm; yaşanabilir bunlar diyecek kadar,
Biraz kalabalığım; yalnız kalmayacak kadar,
Biraz yalnızım; herkes kadar! ! !
Biraz gucluyum ; her daim gulumsemeyi bilecek kadar.
Ben insanım MELEK değil
(alıntı)

 

Değişememek en büyük gafletimizdir!
Tırtıl sıkıca sarıldığı kozadan çıkana kadar saatlerce macera atlatır. Bir kaç teşebbüsten sonra vazgeçenler renkli dünyaları keşfedebileceklerinimi sanıyorlar?
Yüksek ruhlar bedenlerini de peşlerinden sürükleyenlerdir! Değişimde ısrar olmazsa her an vazgeçme eğilimi olur. Bedeninizi güçlü duygular sürükleyecektir.
Alaycı ve yeni açılımları aşağılayan insan değişmeyecektir. Kabuklarınızı genişletin.. büyüyün meyve veren ağaç olun. (alıntı)

Bermuda şeytan üçgeninde garip piramit..

Şahin Gürses: Bu bölgede meydana gelen olaylar hiç az değildir, ancak şu var ki, son zamanlarda, yani bir 20-30 yıl içinde eskisi gibi büyük olaylar gerçekleşmedi veya haberimiz yok.Neden 20. yüzyılın ilk yarısında çokça gerçekleşen bu garip kaybolmalar son zamanlarda gerçekleşmemkte? Oysa ulaşım araçları çok çok artmış, bir çokda güzergah çıkmıştır. Neden son zamanlarda böyle olaylar olmuoyr? Piramitlerin pili mi bitti veya zayıfla dı?


Çetin Bal: Pili bitti derken o bölgede bir çok farklı durum var. Dünya dışı bazı uygarlıklar bazı insanları yeni bir dünyada tohumlamak için şuurlarını, belleklerini değiştirip alıp gittiler. Birde atlantisten kalan piramitler var. Bunlar belli pediyodik zamanlarda (yada güneşin, dünyanın manyetik tesirleri ilede olabilir ) faaliyete geçmekte gelişi güzel dalgalar, ışınlar yaymakta. Bu dalgalarla temas eden uçaklar, gemiler görünmez olabiliyor, zaman/uzayda kaymaya uğruyorlar. O bölgede yerçekimi gariplikler gösterebiliyor. Bilinen bir şey varki gariplikler başlamadan önce gemilerdeki uçaklardaki pusulalar deli gibi dönmeye başlıyor.Buda bir çeşit manyetik girdap etkisine işaret etmektedir.

---------------------------------------------------------------

Pir'in dediği gibi " Dirhem vermek cömert kişiye lâyıktır. Can vermek de esasen âşığın vergisidir..." Ezelden ebede AŞK ile !.. A Levent Işık

...fakat ben yalnız mürekkep ile sarhoş oluyorum..

- Nadija Rebronja -

Bir rüzgarın, fırtınanın yada kasırganın küçük bir kağıt parçasını yeryüzünden kaldırıp gökyüzüne doğru savurması gibi insanı kuşatan ruhsal enerjide (manyetik kuvvet) bir kutbiyet (titreşim, salınım, dalga boyu) değişimi ile insanı farklı boyutlara, farklı zaman ve uzay katmalarına doğru yükseltebilir. Teleportasyon(ışınlama), telekinezi, levitasyon gibi olağanüstü görünen hallerin kapılarını aralayabilir. Ç.BAL


Çetin Bal: İnsan güzel ve iyi duygularla dolup taştıkça, insanın bilgi enerjisi, düşünceleri ve inanç düzeyi, anlayış, kavrayış düzeyi, duygu frekansları yükseldikçe bu bilgi enerjisi ile gelen şuurlu inanç bedenin kimyasını, atomaltı titreşim kalıplarını değiştirecektir. İnsandan yüksek frekanslı zihin dalgaları (manyetik dalgalar) taştığında bu oluşan dalga alanı (enerji alanı) bedenin tüm atomlarına rezonans kanununca hükmedecektir. Ve üst dalga boyları alt dalga boylarına hükmedeceğinden dolayı zihin (düşünce/şuur/akıl) yada ruhsal olan diyelim bedene hükmedecektir.

İnsan kendini yüksek anlayışlara, anlamlara, sonsuz bilgiye doğru açtığında, hoşgörü, sevgi frekanslarında derinleştiğinde ruhsal güç bedene daha çok hakim olmaya başlayacak ve zihin frekansları madde frekanslarının ötesine doğru yükseleceğinden daha aşağıda kalan dalgaları temsil eden maddenin (düşük dalga frekansları) kontrolüde mümkün hale gelecektir.

MADDEYİ AŞIP MANANAYA GEÇEMEYEN BİR ZİHİN/AKIL/KALP MADDENİN KÖLESİ OLMAKTAN KURTULAMAZ.

Maddeyi aşmış biz gözden yayılan yüksek dalgalar maddeye nazar eyleyerek (maddenin atom içi hallerine tesir ederek) onu kumdan altına çevirebilir. Aslında insanlar bu enerjiyi beddua, kem göz ve nazar olarak zaten biliyorlar. Ama bu enerjinin doğasını, bilimsel olarak dalga boyunu, nasıl oluştuğunu bilemiyorlar. Ama ortada bu bilinmeyen enerjinin somut bir tesiri, etkisi var.Buna bir tür manyetik enerji dalgaları diyebiliriz. Bu dalgalar yıkıcı ve yapıcı anlamda kullanılabilir.
 

Çetin Bal:
Bilmemki Şahin bey hepimizde ne yetenekler varda maalef gizli. Doğru şartlar oluştuğunda bu yetenekler kendiliğinden serbest kalabilirler. Bu gizli yetenekleri bence bizim algı dünyamız, şartlanmalarımız, toplumsal kabuller bastırıp perdeliyor olmalı. Zihin geliştiğinde sahip olduğumuz gözlerle, kulaklarla çok daha fazlasını görüp duyacağımızdan kuşkum yok! Zaten beyin belli bir gelişmişlik düzeyine ulaştığında sadece beyin dalgalarının evrenle olan ilişkisi sonucu gözlere , kulaklara gerek kalmadan zihinsel dalgalarla sonsuzluğun kayıt alanı içinde olan her olayın bilgisini bulunduğumuz yerden uzak ve yakın demeden görüp alabileceğiz/duyumsayabileceğiz. Zaten insan ruhsal olana yaklaştıkça fiziksel bedende kutbiyet değiştirerek kendisini dönüştürecektir. İleri bir aşamada fiziksel beden düşünce dalgaları kadar esnek, akışkan bir hal alacaktır.İnsanın yürümesi, hareketi sanki bir hayaletin, gölgenin yada bir rüzgarın esmesi gibi bir hal alacaktır.

---------------------------------------------------------

Alice, yol ayrımına gelince, hangi yöne gitmesi gerektiğine karar vermek için durdu ve sağa sola bakıp düşünmeye başladı. Karar veremedi. Ansızın "puf" diyerek dumanlar içinde karşısında beliriverdi bilge kedi;

Kedi: Ne düşünüyorsun Alice??
Alice: Yol ikiye ayrılınca karar veremedim, "hangi tarafa gitsem" diye!..

-E Peki "nereye" gidiyorsun??
-Bilmeem!! Dolaşıyorum öylesine..

-Eğer nereye varacağını bilmiyorsan, seçtiğin yolun ne önemi var ki??
Dünya çapında uluslararası bir ihtilal yapmak lazım.. tek bir dünya devleti, tek bir insanlık ulusu kurmalıyız. Tüm dünya ırklarını içine alan bir sosyalist dünya düşlüyorum. Ç.BAL
Şu solcu ve komünist dostların sloganları arada beni düşündürüyor... bağımsız türkiye, tam bağımsız türkiye..! Doğrusu benim tek bir sloganım var... ADALETLİ DÜNYA! ÖZGÜR İNSANLAR! Ç.BAL

 

“ SIRA DIŞI BİR AŞK ÖYKÜSÜ “

Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun olmasının yani sıra, çok garip bir de kamburu vardı.
Moses Mendelssohn, günün birinde Hamburg'da yasayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı.
Moses, bu güzel kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, deği
l onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu.
Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu.
Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun cennetten geldiğini bile düşündü. Fakat kızın, basını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Moses'i çok üzdü. Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin aşık, bu güzel kıza bir soru sordu:
"Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır misiniz?" dedi.
"Elbette" diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Moses'in yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu:
"Peki ya siz?" dedi. "Siz inanır misiniz buna?" Moses bir an bile duraksamadı:
"Evet, ben de inanırım" dedi ve ekledi:
"Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı, onun evleneceği kızı belirlermiş. Benim doğumumda da, benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana 'Senin karın kambur olacak' demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum Tanrı’dan.
“Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur. Lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap” demişim."

Moses'in bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve elini uzatıp, Moses'in elini tuttu. Ve daha sonra da onun, sevgili eşi oldu.

Bu anlattığımız bir "peri masalı" değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn'un büyükbabası ile büyükannesinin evlenmelerinin öyküsüdür.

Alıntı

Ruh hakkında çok az bir bilgi ve malumat sahibi olabilen insan dünyanın bugüne kadar ulaştığı ve bundan bir kaç milyon yıl sonra ulaşacağı bilgi ve şuur düzeyini kat ve kat aşan bir halin, bilgi, kavrayış ve anlayış düzeyinin sahibi olur. Ç.BAL


Mehmet Ulvi Topçuoglu: Anlayamadım ben bunu tam olarak.Düşündüm yine anlayamadım.

Çetin Bal: Ruh varoluşun temel bilgisini içeren bir kavram.Ruhu anlamak demek hayatın, yaşamanın, insanın, galaksilerin ve evrenlerin mevcudiyetinin sırlarına vakıf olmak anlamına gelecektir.Tüm bu görünen, görünmeyen sistemler ruhun planlaması ve projelendirmesi sonucu hiçlik içinde inşa edilmiştir. Bu inşatın yine malzemesi ruhun kendi ışığıdır.

Mehmet Ulvi Topçuoglu: Çetin hocam ruhbilimi deyince aklıma freud geliyor modern ruhbiliminin öncülerinden.Zamanımızda bilim disiplininin geliştirdikleri onun temellerinin üstüne çıkıyor.Psikanaliz mutlaka sizin de ilginizi çekmiştir.İd ego süper ego kavramları bilinç/bilinç dışı , bence de anahtar kavramlar ve insanlıkla ilgili yeni bilgiler buralardan gelebilir. Birçok yan ürün de ortaya çıkabilir. Ben sizi uzun zamandır okuyorum. Siz bilime akla çok önem veriyorsunuz. Bunun yanısıra bireysel farklı bir disiplininiz var. Kendinizi disiplinlerle sınırlandırmamanız bence gerçeğe ulaşmak adına avantaj. Buradaki benim adıma zorluk bilinir bir terminoloji kullanmamanız.Zaman zaman algılama sıkıntısı çekiyorum. Ya da bir ihtimal de sizin de şikayet ettiğiniz gibi söylediklerinizi anlamak için belli bir limitin altında bilgim ve algı limitim var. İkisi de olabilir. Metafiziğe girdiğinizde benim işletim sistemi mavi ekran veriyor:) Bizi bu anlamda geliştirmeniz lazım...


Çetin Bal: Bu noktada Üstad Muzaffer Kınalı ile istişare yapmanızda fayda var. Tabi Freud insan psikolojisini sadece görünen kısımdan ibaret olmayıp şuuraltı denen bir boyutu daha olduğunu vurgulamış, rüyalara ve bastırılmış duygular alemine dair bir takım geniş bağlantıları konu alan araştırmalar yapmış bir psikoloji uzmanı. Aslında freud bir nörolog. Fakat psikanaliz konusunda araştırmalar yapmış biri.Freud insanın fiziksel boyutları dahilinden beynin psişik işleyişi ile ilgilenmiş. Freud'un öğretilerinde yanlış bir yan yok. Fakat insan sadece görünürdeki nörolojik faaliyetlerle sınırlı tek başına evrenden yalıtılmış bir psikolojik/nörolojik sistem değil. Bu sistemin metafizik/ruhsal boyutlarıda var. Fizik varsa metafizikte (fizik ötesi) var. Psikoloji varsa parapsikılojide (psikoloji ötesi) var.Şuur, zeka, akıl tek başına ruh demek değil. Mesela bir şuuraltı olduğu gibi birde üst şuur var. Üst benlik var. Onun üstünde kutsi benlik var bazısı buna kutsi ruh diyor. Ruh nedir dersek buna bir çırpıda açıklama getirmek zor.Günümüz metafizik ve parapsikoloji bilimleri içerisinde bile kavramlar tam net olarak anlaşılamıyor. Kavramlar ifadeler birbirine karıştırılıyor. Kelimeler sınırlı olunca mesela ruhu hemen üst benlik şeklindede tanımlayanlar var. Bazen bizde böyle kullanmışızdır. Ama olay çok daha derinlik arzetmekte. Bazı şeyleri anlatmak için kısa kesmek zorunda kalıyoruz. İnsanda iç içe bedenler var. İnsan çok boyutlu bir varlık. Sanki ruh tek bir şeyin ifadesi değilde insanı oluşturan bir çok psişik halin, düzlemin toplamını ifade eden bir şey gibi. Biz sanki insan olarak bir ağacın en üst yaprağı gibiyiz bu yaprak sayısız dalın filizlenerek en sondaki dalda açmasının bir ürünü. Yaprak kaynağını aramak için köke kadar gitmek için bir dizi birleşme noktasından geçerek bir daldan diğerine geçiş yaparak kaynağına doğru gitmek zorunda kalır. Biz ruh derken evrensel ruha (evrensel zeka) kadar gitmek için sonsuzca dalllara ayrılmış iç içe şuur düzeylerinden geçip ana şuura ulaşabiliriz.Bu sonsuz! Sonsuz olunca burada şu boyuttaki üst şuur'a ruh diyemiyoruz. Konuyu çok dağıtmadan diyebilirimki ruh ve madde dergisi var. O dergiye abone olmanızı tavsiye ederim. Metafizik konularda bir çok kaynaklar, kitaplar var. Onları okursanız sizde ruh kavramına dair bir temel bilgi oluşur. Tam anlamasınızda en azından ruhun ne olmadığına dair bir kanaatiniz olur. 30 Nisan - 2012
---------------------------------------------------------------------------

Neden konuşuyoruz neden izahlarda bulunuyoruz.. evrenseliz diyoruz, evrensel düşünelim evrensel konuşalım diyoruz.. ne anlam verirseniz verin nasıl yorarsanız yorun, hangi düşüncede ve ideolojide olursanız olun, ister inanın ister inanmayın bilinki hepimiz zaman ve mekanın sayısız düzlemleri boyutları ve mesafeleri arasında bir bedenden diğerine geçen ve sonsuz yaşamın içinde başka bedenlerde, başka zihin ve kültür formları içinde tekrar ve tekrar sonsuzca gözlerimizi açıp kapatacağız.Her bir yaşam kozmik ölçüler içinde bir andan ibaret olacaktır. Ruh için her bir yaşam bir göz açıp kapama mertebesindedir. Beden ve yaşam boyutu değiştirmek bir rüyadan uyanıp başka bir rüyaya geçmek gibidir. İçine doğduğumuz ve doğacağımız pek çok değişik yaşam ortamlarının hükümlerini, kabullerini yani farklı bakış açısı elbiselerini üstümüze giyip yaşamı değişik duygu boyutlarında deneyimlemeye devam edeceğiz. Biz bu kelimeleri ezberden konuşmuyoruz, duygusal bir heyecanın felsefi söylemleride değil bu kelimeler.. kelimelerimizin içindeyiz, bugündeyiz, geçmişteyiz ve gelecekteyiz. Tüm söylemlerimizin içindeyiz. Biz bir hali, sonsuzluklar içeren bir hali kelimelere dökmeye çalışıyoruz. Dindar olan, milliyetçi olan, komünist olan, kapitalist olan, liberal olan, ateist olan, deist olan.. şu yada bu fikir ve düşünceler, inançlar içinde olan tüm ruhlara kendilerini anlamaları için hayata evrensel gözlerle bakmaları gerektiğini ifade ediyoruz. Şu an facebookta yazarken değişik zaman ve mekanlarda dünyada yada uzak yıldızlar altında başka bedenler içinden çevremizdeki değişik topluluklarada bu sözleri onların dilinden ifade ediyoruz. Farklı uygarlık ve topluluklar içindeki adım başka elbet :) Görüntümde burdakinden oldukça farklı... bazı toplumlarda tekrar kurtarıcı olarak bekliyorlar.. demiştim oysaki beni içinizde arayın diye.. Öğretiyi anlamamış olmalılar.. Ç.BAL

-----------------------------------------------------------------

Bir kadın Gandhi'nin yanına gelmiş küçük oğluyla.
"Mahatma-ji, ne olur oğluma şeker yemeyi bırakmasını söyle. Oğlum için hiç iyi değil şeker yemek."
Gandhi kadına oğluyla beraber bir hafta sonra gelmesini söylemiş.
Bir hafta sonra geldiklerinde Gandhi oğlana, "Şeker yemeyi bırak" demiş.
Kadın şaşırmış ve Gandhi'ye neden bunu bir hafta önce söylemediğini sormuş.

Gandhi cevap vermiş, "Çünkü o zaman ben henüz şekeri bırakmamıştım."

----------------------------------------------

Allah herkesin allahıdır. Allah kimseye torpil yapmaz!! Çalışan, zeki olan, uyanık olan, düşünen, araştıran, geliştiren, yürüyen , ilerleyen insana allah verir! Allah tektir! Birdir. Bir kaç tane allah olsa o zaman derizki bizim allah bizi ayırır, bize sahip çıkar! Öyle bir şey yok! Allah herkesin allahıdır. Yasalar herkes için eşittir! Kim ne ekerse onu biçer. Üstad Muzaffer Kınalı & Çetin BAL

Çetin Bal: Senin şu yada bu olman seni diğerlerinden daha ayrıcalıklı yapmaz! Ayrıcalıklı olmak istiyorsan AKLINI İŞLETECEKSİN! İlim yapacaksın, araştıracaksın, şartlanmaları yıkıp sonsuz bilgiye kendini açacaksın... tek başına dinin şu ayetine göre deyip yerinde saymayacaksın.. aklını, gönlünü sonsuza götüreceksin.. söylenenlerden söylenmeyenlere ulaşacaksın!!! .. yürüyeceksin..

 

"İnsanın sırf çoğunluk, çoğunlukta olduğu için, kitlelerle ya da çoğunlukla aynı şekilde düşünmek istemesi aşağılık ve düşük bir kafası olduğunun kanıtıdır. Halkın çoğunluğu ona inansın inanmasın, hakikat değişmez."

Giordano Bruno (1548 - 17 Şubat, 1600, İtalyan, Rönesans filozofu.)-yakılarak öldürüldü...

 

Çok kişi düz bir edebiyat dili ile insanlara sesleniyor. Herkes sanki aynı düşünce ve zihin formatında gibi tahayyül ediyorlar. Oysaki her insan hem kültürel olarak hem inançsal olarak çok farklı zihinsel şartlanmışlıklar içinde. Bir meseleyi izah ederken kişinin kültürel konseptini dikkate alıp, zihin formunu hissedip o zihne, o algı frekansına hitap eder bir edebiyatla konuşmak gerekir. Çokları bir meclise girdiğinde bir sazın, bir gitarın tek telinden aynı notadan çalan bir yaklaşım sergilerler. Oysaki sohbetin dinleyenler açısından bir tat ve derinliğe sahip olması için, evrensel nitellik kazanması için sohbetin her türlü zihin frekansına doğru yükselen ve alçalan bir frekansta olması lazım. İfade biçimi zihinlerin algı frekanslarına göre inip çıkabilmeli. Sohbet her akla, gönle, zihne hitap etmeli.Herkesin anladığı bir dil vardır.Her kişinin zihin formasyonuna hitap eden bir izah şekli mutlaka vardır. Zihindekileri alıp o mevhalde bir açıklama yapınca kişi izahatı anlar. Yaklaşım böyle olursa o zaman evrensel bir hitap içinde olabiliriz. Derler ya çocukla çocuk, büyükle büyük olmak! İşte bu! Tüm bunların ötesinde güzel bir dil, güzel bir edebiyat önemli fakat hepsinden daha önemlisi sonsuza açık güzel bir zihnin, aklın ve yüreğin sahibi olmaktır. Bilgiyi evrenden alabilmek başka, aldığın bilgiyi ifade edebilme, kelimelere dökebilme mahareti başkadır. (Üstad Muzaffer Kınalı ile olan kayda geçmemiş bir sohbetten aldığım intibaları kelimelere dökmeye çalıştım) Ç.BAL

Aslında insanın ölümsüz bir ruhu olup olmadığı tartışmaları bir yana insan kendini güzel ve iyi düşünceler olarak görürse ölüm ve yok olma kaygısıda son bulur. Çünkü insanlar yaşadıkça güzel düşünceler kalpleri doldurdukça biz o kalplerde yaşamaya devam ederiz.Biz güzel bir eğilimden, güzel bir sözden, sevgi dolu bir düşünceden, güzel bir bakıştan başka bir şey değiliz. Ç.BAL

''Hayata eşsiz bir manzaradan bakabilmek için de, yeryüzünde eşi benzeri olmayan tutkuları olmalı insanın... Sadece kendi penceresinden görülebilen bir başka doğa, bir başka hayat, bir başka görüntü... Başka türlü birşey mutlaka olmalı, olabilmeli..''

Çetin Bal: Herşey gelip geçicidir, ölümlüdür bu dünyada. Ama adalet ölmesin, insanlık ölmesin, güzel duygu ve düşünceler hep yaşasın.Bu kendini et ve kemik olarak görenlerin değil kendini ölümlü kaplara sığmayan insan/insanlık olarak görenlerin mücadelesi olabilir ancak!
----------------------------------------------------

Hali hakikat olan ayırmaz, ötekileştirmez, iyi, kötü demez, nefret etmez! Rahmet yağmurlarını köşe bucak ayırmadan insanlık alemi üstüne yağar! Kişinin akıl ve gönül kabı ne kadar genişse kişi yağmurdan (anlam dolu, ışık dolu güzel hal ve sözlerden) o kadar nasiplenir. Ç.BAL

Biz evrensel bir bakış içinde olan insanlarız.. yada evrensel olma gayreti içinde olan insanlarız. O açıdan dünya üstündeki tüm insanlara gönül kapılarımız açık. Siyasi, politik bağlamda eleştirilerde olsa meseleleri kişiselleştirip insanları bireysel anlamda eleştirel bir kadraja koymak istemem. Yada genel kavramlar üstünden dindar, milliyetçi .. vb gibi ibareler ve hitaplar bile insanları kategorik şablonlar üstünden eleştirmek olurki buda bizim evrensel gönlümüze doğru gelen bir yaklaşım değil.İnsanları fikirler, düşünceler ve ilmi, felsefi yaklaşımlar üstünden eleştirmek daha doğru olur kanaatindeyim. Ç.BAL-2012- Nisan- Denizli

Çetin Bal: Birde şu bir gerçekki belli kavramlar üstünden yanlış yaklaşımları fazlaca dillendirmek, irdelemek karşı tarafta sıkıntı yaratacağı gibi konuya kani olan, meseleye tamam diyen geniş gönülleride sıkar. Konuşacak, irdelenip konu edilecek sonsuzca mevzuat varken...Lakin biz böyle bir genişlik anlayış sunarken karşı tarafında sınırlı, dünyevi, ayrımcı, ötekileştirici beyanlarına devam etmesi doğru olmaz. O noktada rayları ayırmak icap eder. Facebook'u doğru kullanalım!

Daha ötede bizim öncelikli gayemiz eleştirmekte değil.. biz gülleri çoğaltma gayretindeyiz. Bunu yaparkende bir gül için bin dikene su veren gönüllerdeniz.
------------------------

''İnsan müşteri değildir. İnsanı müşteri olarak görmeyen tek şirket Sosyalizmdir.''

 

Ezilenler arasında din adamı yoktur. Din adamları, ezen sınıf ya da ırkların ezilenler üstündeki denetim mekanizmalarından biridir. - Jean Paul Sartre -


Bilgi notu: Latin Amerikada Kuruluş teolojisi diye dinsel bir akım var, rahipler, piskoposlar arasından pek çok din adamı gerilla güçlerine katılıp çaltışmalarda öldürülmüşlerdir. Hiristiyanlığı yoksullardan yana yorumlayarak kapitalizm karşıtı bir konum almışlardır. Ayrıca kendi tarihimize bakalım Şeyh Bedrettin din adamıdır. pir sultan abdal dededir, yani din adamı...

İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece, özgürlük asla yok olmayacaktır! - Charlie Chaplin -

Çetin Bal: Hepimiz bir gün öleceğiz ama bu varoluş ateş olup haksızlıkları yakmalıki hiç olmazsa ölümümüz hakkı, adaleti, insanlığı, güzellikleri ölümsüz kılsın! Adalet, hak, hukuk sonsuzca yaşasın!

 

GİZLİ BİR HAZİNE OLAN ALLAH, KENDİSİNİ GÖRME ARZUSU İLE MAHLUKATIN SURETLERİNDE TECELLİ EDER."
"ALEM O'NUN. O'NSUZ HİÇ BİR VARLIĞI OLMAYAN, AYAN-I SABİTE'NİN SURETLERİNDE TECELLİSİNDEN İBARETTİR."Arabi başka yerde şöyle der:
"O, SENİN KENDİNİ GÖRDÜĞÜ AYNAdır.."
"VE SEN, O'NUN İSİMLERİNİ VE İSİMLERİN HÜKÜMLERİNİN ZUHURUNU GÖRDÜĞÜN AYNAsın..

(Kibrit-i Ahmer'den alıntı)

 

Vadileri görmek istiyorsan, dağın zirvesine tırman.
Dağın zirvesini görmek istiyorsan, bulutlara tırman.
Bulutları anlamak istiyorsan, gözlerini kapat ve düşün!

- Halil Cibran -

Okumadığım her kitap yenidir benim için, yazılışı üzerinden 3000 yıl geçmiş de olsa.

- Bilge KARASU / Susanlar -

Biz yalnızca bir ruha sahip olmanın potansiyeline sahibiz ve onu kazanmak zorundayız. Öyle yapmazsak, potansiyelimiz anlaşılmaksızın ölürsek, o zaman ölüm gerçekten aynen hayvanlarda olduğu gibi bir sondur. Yaşamlarımızı sürdürdüğümüz yolla ruhlarımızı kazanır veya kaybederiz demektedir. - Gurdjieff -

Sera Janset Uzun: ölüm havyanlarda bile bir son değildir Çetin..hiçbir şey ölemez..yok olamaz...aslaaa... sadece mekan değiştirir..veya dönüşür...bunu artık kesinlikle biliyorum.. Gurdjieff kendi gerçeğini dile getirmiş, bende benimkini görüyorum..

Çetin Bal: Burada Gurdjieff ölümün son olduğunu değil ama eleştiri kadrajına giren insan için hayvanlardakine benzer bir son olduğundan bahsediyor.Gurdjieff çok üst düzeyli bir paradigmayı ortaya koymuş.Birde Sera bir cümleyi çok irdeleyince pek çok eksik bulunabilir.Burada kişinin hangi düşünce ve gaye ile kelimeyi telaffuz ettiğini anlamak lazım.

 

İyi bir kitap, usta bir ruh için yaşam kaynağıdır. - John Milton -

Kevser Yeşiltaş: İnsanın yaşamını değiştiren sanatsal yapıtlar vardır.. "Simyacı" kitabı bunlardan biridir benim için... :)


Çetin Bal: Yaşamı değiştiren kitapmıdır yoksada bizim duygularımızın kitapla olan buluşmasındaki, intibakındaki derinlik midir? Bilemiyorum. Belkide her ikisi birden. Bir derinlik başka bir derinlikle bir araya gelince okur bir başka boyuta doğru sürüklenip gidiyor... insan kendi boyutlarını aşıp bu gerçeklikten kopup başka bir aleme dalıyor diyebiliriz.Kitabın büyüsü bizi alıp kendi dünyasına ne kadar çok katabildiği ile alakalı... 2012 - 30 Nisan, 11:01

------------------------------------

Bir kitabın başından sona kadar dolu dolu olması, her satırında bir bilgi olması, her cümlesinin doğru da olması beklenemez. Eğer kitabın içerisinden bir paragrafa takılıp, üzerinde tefekküre daldıysanız, şaşırttıysa sizi ve yeni bir şey verdiyse, amacına ulaşmış demektir... (Renan Seçkin)

Kevser Yeşiltaş:Hayret, her neye karşı olursa olsun, her vakit insanda büyük değişimlere yol açar... (Beğenmek, takdir etmek, hatta nefret söylemleri de dahil) her biri, insanın nefsinden gelir..Değişim, bir kere, ruhunda baş göstermiştir artık.. Menfi ya da müspet değişimleri kucaklamalıdır ondan gayri...
Bazen tüm kitaptan bir cümle, ya da bir filmde sadece bir sahne, koca bir resim sergisinde bir tablodaki küçük bir ayrıntı, sizde idrak ile ilgili bir rezonans yaratabilir. Herkes kapasitesine göre anlayışa ulaşabilir.

Çetin Bal: ..her satırın her cümlenin size hitap etmesi şart değil. Herkes ihtiyacı olan neyse kendine lazım geleni kitabın içinden bir şekilde alacaktır.



İnsanlığımızı kaybedersek herşeyimizi kaybederiz. Çünkü göklerin ilahi ışığı insanlık kabının içinden alemlere rahmet olarak ışıklarını saçar. Ç.BAL

EZOTERİZMİN 1.KURALI, BİLDİĞİN HİÇBİRŞEY ASLINDA DOĞRU DEĞİLDİR

Çetin Bal: Bu sözü ancak izafiyetten mutlak olana geçebilen bir zeka, bir akıl, bir gönül söyleyebilir. Sözün sahibi bedensiz bir varlık olmalı. Bizi sorarsanız biz bedenli olmaktan çoktan vazgeçtik. Bedende görünüp bedende olmayan gönüllerdeniz. Bedenin kimyası değil ancak ruhun meyli bedenin kimyası üstünde hüküm sürer ve bizi yürütür, konuşturur, sevdirir.

Ve sana söylüyorum; gidecek hiçbir yol yok. Her şey bu anda. Bütün varoluş, bu anda toplanmıştır. Bu anın içine sığar. Bütün varoluş, yaşadığın anda akmaktadır. Hepsi bu. - OSHO -

Kanunların sayısı ne kadar fazla ise yolsuzluk o kadar fazla olur.

- Gaius Cornelius Tacitus -

(Gaius Cornelius Tacitus (veya genel bilinen adıyla Cornelius) M.S. 56 - 117 yılları arasında Roma'da yaşamış hatip, avukat, senatör ve tarihçidir.)

 

Kadın ve Erkeklerin Eşit Ve Özgürce Yaşadıkları sisteme S O S Y A L İ Z M denir.

- Galina Arturovna Benislavskaya -

 

İnsanlara karınlarını doyurmak için EKMEK, avunmak için de DİN verin...
Halk, sizin olsun!... II.Katerina Rus Çariçesi

 

Sonsuz bir aklı kim anlar? Ancak aklı sonsuz olanlar anlar. Sonsuz bir akılla kim muhabbet edebilir? Aklını sonsuzluğa açanlar elbet. İnsan aklını, zihnini, kavrayışını sonsuza doğru açtığında artık bir beden olma kavramının ötesine geçer , mütalaa sonsuza ulaştığında orada artık sadece kozmosun(evrenin) kendi kendisini bilmesi durumu vardır.O noktada insan kendini bilen idrak eden evren haline gelir. O noktadan sonra evrensel akıl ve zihin tekrardan kesrete, insan düşünüşünün, insan kimliğinin hapishanesine geri döner ve yaşananları dünyasal aklımıza, şuurumuza , mantığımıza indirgeyip anlamaya çalışırız. Ç.BAL

Çetin Bal: Buna göre insan sonsuz bir akılla, evrensel bir akılla kendi sınırlı aklı arasında bir bağlantı kurarak, o akıldan gelen sonsuz bilgiye kanallık edebilir. Bu kanallık noktasında fikir onun fikri, zikir onun kendi zikri haline gelir.O ya doğrudan gelir insan gönlüne yada o gönlün, o zihnin anlayacağı, yadırgamayacağı vesilelerle kendini ifşa eder insana! Bir sonsuzluğun insanla buluşmasının elbette sonsuzca yolları, halleri olacaktır.

--------------------------------------------------------------------------
Şu bir gerçekki çocukluğunuzda size dayatılmış, öğretilmiş tüm fikir, inanç ve düşünce kalıplarını yıkmadan, aşmadan allahın nuruna (hakikate) ulaşamazsınız! Bir müslüman olarak, hristiyan olarak, budist olarak... ona ulaşamazsınız sadece biraz zekiyseniz şartlanmalardan sıyrılıp ona ulaşmaya dair bazı yollar, fikirler, kanaatler, bilgiler elde edebilirsiniz. Hakikate adım atmak için bir ateistin bilinmeyene olan şartlanmasız saf merakı ile dolup taşmalısınız. Ve sonraki adım bu devasa sonsuz boşluk olarak görünenin onun uçsuz bucaksız aklının, ışığının kendisi olduğunu anlamak ve aklınızı bu devasa akılla bütünleştirmektir. Zaten onunla hep bütündünüz, hiç ayrı olmadınız! Lakin mesele şu ki bu ayrılık zannının (öyle sanma) ve illüzyonel algı duvarlarının yıkılması ile kendi gerçeğinize tanık olmak meselesidir ona karışmak, o olmak! Ç.BAL- 2012- Nisan

On Güçlü İfade;
1. Hatalıyım
2. Özür dilerim
3. Bunu yapabilirsin
4. Sana inanıyorum
5. Seninle gurur duyuyorum
6. Teşekkür ederim
7. Sana ihtiyacım var
8. Sana güveniyorum
9. Sana saygı duyuyorum
10. Seni seviyorum

Kullanacağınız pozitif ifadelerle kendi hayatınızda ve İnsanların hayatında büyük bir fark yaratabilirsiniz!
~ Rich Devos ~

 

''Gözler sadece penceredir; sen onların içinden bakmazsan onlar göremezler. Bir pencere nasıl görebilir? Senin pencere kenarında durman gerekir ancak o zaman görebilirsin.''

Ç.BAL: Güzel bir kalbiniz var hanımefendi. H.K: Teşekkür ederim, güzel olan güzel görür daima.. Ç.BAL: Çok değil.... sadece sizinle bir çay içmek isterdim efendim.. öyle konuşmak için falanda değil.. sadece bir kaç dakikada olsa sessizliğinizi paylaşmak için... :) Belki havadan sudan bir kaç kelimede bahanesi olur efendim! Amaç bir güzelliği hissetmek... O kadar. H.K: Sizin güzel yürenizi hissediyorum lakin gelemem. Ç.BAL: Ah ah... yaklaşımınızdaki zerafet için teşekkür ediyorum lakin beni yanlış anlamış olabileceğinizden endişe duydum bir an.Keşke böylesi çocuksu sevgi cümleleri ile yaklaşmasaydım.Beni affediniz efendim. Mahcup oldum.H.K: Lütfen kırılmayın çok üzülürüm.Sadece kendime özel nedenlerden dolayıdır bu tavrım.Yoksa sizi yanlış anlamış değilim... Ç.BAL: Bende öyle ümit ediyorum efendim.O vakit sizde üzülmeyiniz lütfen. Günümüzde maalesef sevgi meselesi çok yanlış anlaşılıyor efendim. İnsan beklentisiz sevmeli, insan küçük bir çocuk gibi ilgi göstermeli .. bir şey umarak değil... umarsızca, sonsuzca, olduğunca, sahiden, içten ve anda kalarak...H.K: Doğrudur efendim. Katılıyorum düşüncelerinize! Beklentisizce ve koşulsuz sevebilmektir bütün hüner aslında..:) Ç.BAL: :)

H.K: (Hikaye Kahramanı) - Kısa bir hikaye denemesi -

 

Baba , Komünizm nedir ?
Komünizm kızım ,sınırın olmadığı bir dünyada ırk yada din ayrımıyla kimsenin kimseyi üstün görmediği , çalışma saatleri en aza indirilmiş ;herkesin insanca yaşayabileceği yani işsiz kalmayacağı ,parasız istediği eğitimi alabileceği ; havaya, suya ,yola para ödemeyeceği bir dünyadır kızım.

--------------------

Merhamet insan ruhunun en değerli yetilerinden biridir. İnsan acı çeken bir canlı varlığa merhamet duyarak kendini unutur ve onun düştüğü talihsiz durumu anlar. Bu duyguyla, kendini kendi yalnızlığından kurtarır ve varlığını başka varlıklarla birleştirme olanağı sağlar. - Tolstoy -

Bugün politikacılar, halkın cehalet içinde kalmasıyla ilgileniyorlar, çünkü cahil bir halk, fanatizm ve önyargı ekicilerinin, kapitalizmden çıkarı olanların en iyi müttefiki ve ilerlemenin en büyük düşmanıdır. FIDEL CASTRO

Bir çocuğu eğitmek için yapmanız gereken, ona okumayı öğretmek ve sonra rahat bırakmaktır. Bundan ötesi beyin yıkamaktır. - Ellen Gilchrist -

 

Gülümsemediğin gün, kaybolmuş bir gündür. - Charlie Chaplin -

Hiçbir hükümet faşizmi yok etmek üzere savaşmaz. Burjuvazi, güç elleri arasında kayıp gittiğinde, ayrıcalıklarını tekrar kazanmak için faşizmi diriltir.
- Buenaventura Durruti -

Çetin Bal:
Milliyetçilik, vatan severlik bir açıdan olması gereken duygular. Fakat dünya döndü döneli bu kavramlar (devletçilik, milliyetçilik, faşizm, ırkçılık) insanın insanı sömürüsünün aracı olmuşlardır hep. Duygusal vatan sever insanlar hep bu kavramlar kullanılarak birilerinin kirli amaçları için ayak takımı olarak kullanılmışlardır! Bu nokta vatan, millet, ülkü anlayışını benimseyen insanların dikkatlerinden kaçmaktadır.Duygusal galeyan aklı perdeleyerek işin iç yüzünü görmeyi engellemektedir. İşte biz komünist ve sosyalist düşüncedeki insanlar meselenin bu boyutunu eleştiriyoruz.Belli bir kesimin aile çıkarları bir takım kavram oyunları ile üstü örtülmekte ve kitleler provakatif edebiyatla özgür düşünen, gerçeği görebilecek çaptaki grupların, fikir sistemlerinin üstüne yürütülmektedir. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur.Birileri sana bu düşmanın dediğinde git kütüphaneye ve düşman bellediğin insanların felsefelerini, amaçlarını, savundukları fikri sistemleri araştır, incele, irdele, düşün sonra düşman olacaksan ol!! Ama önce oku, bilgi sahibi ol, öğren! Ne için, kime karşı savaştığını, düşman yapıldığını bilerek mücadele et hiç olmazsa!!

Dünyada insan zekasının bir çırpıda kavramakta güçlük çekeceği bir ilişkiler çarkı var. Kapitalizm! Sen bir yanda sokakta sosyalist kovalarken diğer yanda kız kardeşin kapitalist tekellerin lüks arabalarınca alınıp sokak köşesinde bırakılıyor. Sistemin haritasını tümüyle önüne serip bağlantıları takip edersen göreceksinki kız kardeşinin o arabaya binmesinde seninde katkın var.. !

Dinle küçük adam KULLANILIYORSUN! KANDIRILIYORSUN, ALDATILIYORSUN! ve en önemliside dünyayı, olup bitenleri sorgulamıyorsun!

27 Nisan -2012

--------------------------------------------------------

''Adem'' karnından doğrurur ''insan'' beyninden doğurur. - Üstad Muzaffer Kınalı -

Çetin Bal:
Bu cümlelerdeki mana insanın düşünceleri ile dublemen beden ( kopya beden) şeklinde kendi benzerlerini üreterek bu bedenleri sonsuz alemlerdeki, boyutlardaki noktalara intikal ettirmesi ve insanın kendi şuurunu ilgili alemlerin(ortamların) yaşam formları içerisine nakletmesi anlamındadır.Yani insan kendi düşünce ve zihninin yardımı ile fizik bedendeki enerjisel hasletleride (plazmik enerjileri) kullanarak kendini kainatın pek çok noktasında varedebilir. Buna insanın değişik evrenlerde , yaşam ortamlarında, başka galaksilerde kendi kopyalarını yaratması diyebiliriz.

--------------------------------------------------------------

...ya arkadaşım tüm bu kainat senin olsun, hepsi senin olsun :) Biz olmasın demiyoruz :) Ama ona sahip olacak hale gelde senin olsun. Sınır yok!! Bunu yapamazsın, edemezsin diye birşey yok. Herşey adaletlidir. Allah kimseye çok veya az vermez. Kimseyede torpil yapmaz.Öyle allah olurmu? Olmaz! Olurmu böyle? Olmaz! Böyle olursa adalete yakışmaz. Allah hiçbir şeyi gizlemez saklamaz! Herkese herşeyi vermiştir. Hiçbir şeyi gizlememiş allah! Gizlilik bizden tarafta yer alır, bizim görüş ve anlayış ufkumuzun sınırlarından kaynaklanır.Biz görmediklerimizi gizli olarak varsayıyoruz.Görmeyince yok sayıyoruz.Oysaki herşey ap açık! Gizli yok! (26 Nisan 2012 - Denizli ) - Üstad Muzaffer Kınalı -

 

''Ruhsal plandan herkese durduk yerde ilim ve nasip verilmez, hak edene verilir, çünkü verileni titreşimsel düzeyde alacak ve hakkıyla yansıtacak kişi liyakatli varlıktır...

Bundan dolayı vazife verilmez alınır...

Yeter ki o dalga boyuna girmeye niyet et...''

 

Allah aşkı deyip ortalıkta dönüp durmak laf-ı güzâflıktır. Bu riya kokan bir haldir. Allah aşkı içinde olan kişi insan aşkı ile dolu olur, insanlara din, dil, ırk, renk.. ayırmaksızın bir gözle bakar. O kişi ki tüm yaratılanlara sevgi ve muhabbet besler. Tüm yaratılanlara hizmet aşkı ile dolup taşar. Ç.BAL

 

LAF-I GÜZAF : 1. Boş yere söz. Boş lâkırdı. 2. Manasız boş söz. 3. Kuru gürültü.

 

•Çok konuşmazdı
•Daima düşünceliydi
•Kötü söz söylemezdi
•Kimseyle çekişmezdi
•Her zaman ağır başlıydı
•Boş şeylerle uğraşmazdı
•Dünya işleri için kızmazdı
•Lüzumsuz yere konuşmazdı
•Umanı umutsuzluğa düşürmezdi
•Kimsenin kusurunu araştırmazdı
•Vakar ve sükunetle rahatça yürürdü
•Susması konuşmasından uzun sürerdi
•Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi
•Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı
•Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı
•Sıkıntılı halinde kabalaşmaz,bağırmazdı
•Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi
•Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı
•Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı
•Yürürken beraberindekilerin gerisinde gerisinde yürürdü
•Konuştuğunda ne fala ne de eksik söz kullanırdı
•Bulunduğu mecliste ayrıcalıktı bir yere oturmazdı
•Sıradan değildi,ama sıradan insanlar gibi yaşardı
•Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi
•Kimse hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi
•Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir halet-i ruhiye ile dururdu
•Adet üzere sarfedilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı
•Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı
•Fakirlerle birlikte yerdi, Öyle ki onlardan ayırt edilmezdi
•Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi
•Düşmanlarını affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değerde verirdi
•Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ayıplardı
•Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmazdı
•Adımlarını geniş atar,yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi
•Dostlarına şöyle derdi, Dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi ol,
•Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi,’’İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve saptırmaktan,kanmaktan ve kandırmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısız etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım’’
(Hz.Muhammed'e atfedilen bazı özellikler)

Şahin Gürses:
‎4 milyon hadis-i şerif atfedildiğine göre, bunlar az bile. Hesap ettim günde 10 cümle kursa, toplam 1111 yıl 1 ay yaşaması gerekiyormuş. Artı birde peygamber olduğu yaş ilave edilirse 1151 yıl 1 ay yapıyor. Hadi diyelim ki günde 20 tane söylemiş olsun, 575 yıl 5 ay 15 gün yaşamış olması gerekiyor. Hadi yine yanıldım günde 40 tane söylemiş olsun, o zaman 287 yıl 8 ay 1 hafta yaşaması gerekiyor. Diyelim ki günde 100 tane söylemiş olsun, o zamanda 115 yıl 1 ay 12 gün yaşamış olması gerekiyor. hadi son kez günde 200 tane söylediğini farz edelim. O zaman 57 yıl 6 ay 15 gün yaşamış olması lazım. Ancak bu bile yetmiyor.
Üstelik günde 200 ayrı konuda söylenecek söz içinde bir olay olması gerekir. Çoğu durup duruken söylenmemiş, bazı olayları açıklamak için sarfedilmiştir. 10 Dk da bir bir söz söylediğini varsaysak 10x200=2000 dk 2000/24=83 saat, uyku hariç, yemek hariç, savaş hariç, namaz kılmak hariç, su içmek hariç, seks hariç, ve diğer herşey hariç bir gün için 83 saat gerekmektedir.
Bu 4 milyon hadisi masonlar, komünistler, kafirler, yahudiler veya bir başkaları uydurmadı. Müslümanlar uydurdu. O'nun ağzından mış gibi laf üretebiliyorlarsa, daha neler üretilmemiştir kim bilir?
Nedense müslümanlar bir çok konuda olduğu gibi yine sessiz kalıyorlar.
Dilerseniz sizin(inananların) seçeceğiniz konularda da bazı bilgiler aktarabilirim.

Saygılarımla...

Çetin BAL:

Şahin bey düşündüğüm noktaya temas etmişsin. Tabikide bu sayının çokluğu Hz.Muhammed'e dair görüş ifade eden çok kişinin gerek aynı mevzuatları kendi görüşlerince, duyuşlarınca gereksede kendi yorumlarınca konuya dahil etmelerinden kaynaklanmaktadır. Birde olayın başka boyutlarıda var.. Hz. Muhammed vefat ettikten sonrada rüyalarda, hissi olarak, kalbi olarak görüntü alan, bilgi alan insanların peygamber hakkındaki ifadelerinide katarsak pegamberimize atıf edilen hikayelerin/sözlerin/hadidlerin sayısı oldukça büyür. Tüm bu kadar rivayete/anlatıya yalan diyemeyiz. Peki hepsi doğru diyebilir miyiz? Belki bir yere kadar! Bu rivayetleri(hadistirler, görüşler.. vb) dikkate alırken islam dininin kutsal kitabı dikkate alınabilir. Onunda yetmediği noktada akıl ve mantık ölçüleri dikkate alınır, ilmi boyut dikkate alınabilir. Bunlarında yetmediği yerde kalbi olarak mesele mütalaa edilebilir. Rivayetler/ hikayeler/ ifadeler /hadisler/nakil bilgiler aklın, mantığın, ilmin, sezgilerin, kalbin, hissiyatın, vicdanın süzgeçlerinden geçirilerek bir kanaate varılır. Sözler akla uygunsa, mantığa uygunsa, ilme uygunsa o zaman bunu peygamberimiz söylemiştir deriz. Hatta Hz.Muhammedin bir sözüne göre şöyle dediği rivayet edilir... bizden sonra hakkımızda bir sürü hadis bağlamında sözler söylenecektir.. eğer söylenenler akla, ilme uygunsa bunu biz söylemişizdir diyor. Bu ne demek? Bu şu demek.. bir ifade bir söz akla, mantığa, kalbe hitap eden tutarlılıkta ve güzellikte ise insana pozitif duygular veriyorsa o söz kimin tarafından söylenmişse söylensin bizden ayrı değildir anlamına gelmektedir.

Tabiki Şahin bey hadislerin hepsinin birebir peygamberimize ait olduğuna dair bir yorum getiremeyiz. Zaten bunu sizin söylediğiniz şekilde islam din alimleride söylüyor. Ve bu konularda gerçek olabilecek ve şüpheli hadisler diye hadisleri ayımışmışlar. bir çok titiz incelemeler yapılmış. Bu kadar hadis düşünülünce işin içine bir takım yorumlarında, hissi yaklaşımlarında girdiğini düşünebiliriz.

Ama ben  hadislerin bu kadar çok olmasını bir zenginlik olarak görüyorum... bence bir zararı yok.. akla uyduktan sonra selam olsun peygamberimize der geçerim.. benim zihnim, gönlüm peygamberden yayılan ışığa odaklı... şunu demiş bunu demiş tartışmaları bir noktadan sonra bana göre anlamsız.. insan hakikati kalbende hisseder zaten.

----------------------------------------------------------------------

DÜZENİN MEYDANA GETİRDİĞİ ZİHİN FORMLARINI TAŞIYANLARIN GERÇEĞİ ANLAMALARI ZORDUR . Gerek dini konularda, gerek öğretilen diğer konularda şartlandığının ahkamını kesmek durumunda olanlar evrensel gerçeği anlayamazlar.

 - Üstad Muzaffer Kınalı -

 

Mahmut Hoş: Nasreddin Hoca bir gün sazı eline almış. Ha bire aynı notayı çalıyor. Hanımı
- Aman hoca başka nota bilmez misin?
Hoca
-Hanım sus. Millet yıllardır bu notayı arıyor. Sonunda ben bunu buldum der.
Şimdi Peygamberler ölümü göze alma pahasına kendilerine bildirileni tebliğ ederken bazı gerçekleri de sakladılar mı? Onlar adına konuşmak ne kadar mantıklı! Kendi bildiğiniz bir şeyi, sanki Peygamberler de biliyordu ama söylemedi numaralarından başka nedir bu?

Üstad Muzaffer Kınalı: Her devirde gerek tebliğ alanlar gerek önsezisi gelişmiş olanlar gerekse zaman ve mekan içinde seyahati neticesinde bilgi alanlar bilgiyi ancak o bilgiyi alabilecek olanlara söylemek mecburiyetindeler. Yerine göre bilgi zamansız söylenince kışkırtma, fevri hareketler hatta tavırlar sergilendiği gibi fitne dahi çıkmasına sebep olabilir.Arif kişi neyin, nerede ne zaman konuşulacağını bilen kişidir. Halk arasında buna saman pazarında mücevher satılmaz denir. Bazılarıda hakikatleri alenen açıklayamasalar bile bazı geniş anlamı olan kelimeler içerisinde gizleyerek anlatırlar. Mesela Yunus Emre ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm demiş ama tepki almamış. Bunu o zaman için sadece Mevlana anlayabildi. Hatta mevlana bu sözü duyunca vay koca yörük vay benim gittiğim yerlerde hep onun ayak izlerine rastladım diyerek hayranlığını belirtiyor. Ama Hallac-ı mansur sözünü gizleyemedi.. sadece arif olana söyleyeceği sözü doğrudan avama (halka) söyledi onun için kellesini verdi.Biz sözümüzü anlayabilene açıkca söyleriz.Yada halkın anlayabilmesi içinde konuyu hikaye bazında halkın anlayabileceği şekilde ifadeye çalışırız.Anlayanlara selam olsun.


Çetin Bal: Senin milyonlarca kişiden ayrıcalığın nedir? Mahmut hocam senin mantığından bakarsak büyük üstadlar dünya kurulduktan itibaren bir ağacın dibine oturup çağlar değiştikçe her gelen geçen insana sirk gösterisi babında ispat merkezi kurmaları gerekir.Şimdi sen bana bir cevap vereceksin ama kendi düşündüğün, bildiğin, ezberlediğin üstünden bir yanıt vereceksin. Buna sadece kendini duyup kendinden kendine yanıt vermek denir. Böyle olursa gelişme olmaz. Bir daire boyunca şuur ve idrak aynı noktada döner durur. Konu hakkında ehil olan bizlerin yada başkasının yazdıklarını düşünüp, anlamaya gayret edip bir anlam çıkartmaya çalışmak, bir idrake varmaya çalışmak kolay değil. Bu hiç olmayacak anlamınada gelmez. Zamanla bazı konular değişik kaynaklardan tarandıkça hazmedilecek, kavranılacak ve idrak edilecektir. GERÇEKTEN BİZİ DUYAN BİZİ ANLAR!

GÖNLÜ HÜR, AKLI HÜR, KALBİ HÜR, VİCDANI HÜR OLMALI İNSANIN! ŞARTLANMAMALI, TAKILMAMALI HİÇBİR ŞEYE! - Üstad Muzaffer Kınalı -
 

Sahip olduğumuz tüm inançlar, düşünceler, fikirler, kültür kalıpları, bakış açılarımız bize ailemiz ve çevremiz tarafından bebekliğimizden itibaren dayatılmıştır/empoze edilmiştir!! Hepimiz tüm bu fikirsel şablonlardan kendimize bir tür kişilik kalıbı kurarak hayata o kişilik penceresi içinden bakarız. Ç.BAL
 

Çetin Bal: YERLEŞİK DÜŞÜNCE BİÇİMLERİNE BAŞ KALDIR!! GERÇEĞİ ARA, ÖZGÜR DÜŞÜN!


Bir İz: Toplumsal şartlandırmalar ve ailemizin tutumu beynimizi kitliyor,şartlanmalar,kalıplar blokaj körlülüğüne sebep oluyor.Ama yine de çözüm herzaman bizde,farkındalığımızda,hayatı sorgulamamızda..


Yunus Emre Şahin: Sanırım islamiyette bu dayatılanlar arasında yanılıyor muyum hocam?

Çetin Bal: Dinlerde temelde benim dediğimden farklı bir şeyi ima etmiyorlar. Ama mesele şu ki.. dini söylemlerle muhatap olan kişinin algı derinliği ne kadarlık bir gerçeği idrake izin veriyor. Meseleye böyle bakmak lazım.Ne kadarını farkedebiliyor insan! Kişi kendine izin verdiğince o nispette sonsuz bilgiden nasiplenir.

Akıl, zeka, anlayış, kavrayış, hazım kapasiten, kabın bir gazoz şişesi kadarsa.. o kadarını alırsın.. o kadarını anlarsın, kavrarsın. İnsan çevresine bakıp bu olan biten nedir diye sorgulamaya başladığında bu bakış ucu bucağı olmayan bir anlam okyanusun kıyısına gelmek gibidir. Senin bu okyanustan alacağın/ anlayacağın kendi kabın kadardır.

--------------------------------------------------------------------------

Beton duvarlarla örülü bir hapishaneden kaçmak kolaydır ama insanın kendi fikirleri ile ördüğü ve aklını, gönlünü, düşüncelerini içine hapsettiği sabit fikirler ve inançlar hapishanesinden özgürleşmesi o kadarda kolay değildir.Duygularımız aklımızı tutsak alan hapishanemiz olabilir.

Bir çok insan psikolojik boyuttaki korkularından dolayı zihnini ve belleklerini kendi kendilerine perdeleyip antenlerini içe çekmişlerdir.Kendilerini farklı düşüncelere, farklı fikirlere, farklı anlayışlara, farklı bakış açılarına kapatmışlardır. Bir takım zihinsel , fikirsel, yargısal suizanlarla/Sû-izan (kötü zan) kendilerini, düşüncelerini perdeleyerek sınırlamışlardır. Buna insanın kendini korkulardan , sabit fikirlerden, öyle sanmalardan yapılmış bir duvarın ardına yada örülmüş bir kafesin ardına hapsetmesi diyebiliriz. Ç. BAL- 26 Nisan - 2012 - Denizli

 

Onu dinlemek ya da düşüncelerini okumak, insanın kendisiyle ve dünyayla şaşırtıcı bir sabah tazeliğinde karşılaşması gibi... - Anne Morrow Lindbergh -

 

Facebookta değişik görüş ve fikirlerden bir çok dostumuz arkadaşlarımız var. Bu arkadaşların bir çoğu bizi bilim adamı kelimesini kullanmak istemesemde bilim insanı diyelim hadi daha mütevazi olalım bir ''bilim sever'' bir insan olarak görüyorlar diyelim. Bu mevhalde gereksiz siyasi, politik, dini söylemlere girmemem gerektiğini düşünüyorum. Bir yandanda düşünürsek hayatın kendisi , yaşamın kendisi siyaset, felsefe ve politika içeriyor zaten. Aslında hepimiz kendi düzeyimizde, yaşama olan bakış açımızla, düşünme biçimimizle, sahip olduğumuz fikirlerle bir şekilde felsefe, politika ve siyaset yapıyoruz. Bunu böyle düşünürsek elbetteki bu sayfalarda hepimiz herşeyi, her konuyu tartışıp konuşabiliriz. ... farklı düşüncelere, farklı görüşlere saygı duyarak ve toplumu ayrıştıran radikal söylemlerden uzak durarak tabiki!! Bu arada kişi olarak, sayfa olarak insanın bir hedef kitlesi, bir ana düşünce ekseni ve bir gayesi olmalı. Bizim gayemiz özetle insanı ruhsal/evrensel boyutları ile tanımak ve anlamaya, anlatmaya gayret etmektir. Ç.BAL- 2012- Denizli


Çetin Bal:
Küçümseme amaçlı, rencide etme gayesi taşıyan( zaten böyle bir gaye olmaz ama bu şekilde bilmeden böyle bir yansıtım yada yanlış üslup olabilir) toplumu ayrıştıran, hoşgörü, sevgi, saygı içermeyen gereksiz eleştiri ve tenkitlerde karşı tarafta elbetteki bir sıkıntı yaratır.Bunlarada dikkat etmek gerekir. Daha pozitif eleştiriler, daha yumuşak , kırmayan, yermeyen tenkitler getirerek sorunlara işaret edilebilir.Mütevazı olup, tevazu içinde samimi ve içten iyi niyetli şekilde insanlara yaklaşınca herkes birbirini sever, sayar, dinler ve anlar.Böylece herkes birbirine yardımcı olur, birbirini yükseltir, yüceltir. Böylece toplumda bir birliktelik, beraberlik ruhu ortaya çıkar.

Fikirler, zikirler farklı olsada kimi zaman bu farklılıkların bir çatışma sebebi arzetmesi hoş değil, doğru değil. İnsanlar mülahazara ve fikri diyaloglarla bir anlaşma, buluşma noktası/zemini aramalılar.2012- 26 Nisan

Filiz Ateş:
Çetin bey yazılarınızda hayat buluyorum ve çok teşekkür ediyorum.


Çetin Bal: Ben tşk. ederim sevgi dolu ifadeleriniz için.
 

Ne evrende toz kadar olan şu dünyayı nede o dünya içindeki herhangi bir etnik ırkı yada herhangi bir dini inancı sahiplenmiyorum diye bana kimse gönül koymasın! Benim aidiyet duyabileceğim tek şey KOZMOS 'tur. Sonsuz varoluş benim evim ve onun içindeki tüm yaratılmış canlarda benim kardeşlerimdir. Ç.BAL- 2012 - Nisan
 

Tecelliyat Nur: bu güzel..bende sizin gibi düşünüyorum.ama tek farkla,ben kozmosla nasıl bağlantı kurucamı dinlerin orjinalinden öğreniyorum.

Çetin Bal: Ben dinlere karşı değilim nur! Dinler allaha (evrensel zeka) açılan kapılara, yol ve yöntemlere/kanallara sahiptir. Kendini doğru şekilde kanalize edebilen, gönlünü sonsuzluğa açabilen her kişi bu irtibatı sağlayabilir.

Mehmet Ulvi Topçuoglu: Çetin hocam kızma ama:) dün kısa tanımlara sığdıramadığın allah kavramını iki kelimede parantez içine sığdırmışsın..:)

 

İnsanların çoğu beni anlamakta güçlük çekiyorlar. Benden öncelikle milliyetçi, ırkçı, faşist olmaz! Benden alman, rus, kürt, türk, ingiliz, yunan, ermeni, çingen.. vb gibi bir ülkeye/millete aidiyet beklenmesi mümkün değil!!! Ben kendimi milletler üstü bir insan olarak görüyorum. Bir milletin diğer millete olan üstünlüğü benim idrak dünyama ters geliyor. Biz burada insanlığı yüceltme, insanları birleştirmek bir araya getirmek için konuşuruz ancak. Ben sosyalist bir insanım.Yada komünist bir manefestoyu ilkesel bazda doğru görüyorum.Ama realitenin gerçekleri neyse o gerçeklere göre düşünürüm.Dünyanın şuur konseptine göre insanları idare edebilecek sistem şu aşamada kapitalist sistemdir. Ben evrensel düşünen ve tüm inançlarıda kaynak olarak BİR gören bir bakış açısında sahibim. Bana kimse milliyetçi değilim diye yada belli bir dini görüşü benimsemiyorum diye gönül koyup gücenmesin! Benim için tüm dinler birdir. Benim için dinin temeli güzel ahlaktır. Ç.BAL

Benim dünyaya olan bakış açımı en güzel şekilde özetleyen kelimeler şu veciz sözlerdir.

<<Dünya benim ülkem, insanlar benim kardeşlerim, iyilik yapmak da benim dinimdir. >> THOMAS PAİNE


Naci Kaplan: İnançlar, etnik kimlikler ve ideolojiler insanı insan yapmaz, tam tersine öteki diğer insanlardan uzaklaştırır.

 

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir. - Balley -

Dünyada olmak vardır, bir de dünyadan yana olmak vardır. Bütün mesele, dünyadan yana olarak tecrübe değil, dünyada olarak, dünyayı kullanarak tecrübe yapmaktır... Maddeyi aşmak konusunu böyle anlamalısınız... - Ergün Arıkdal -

Üstadla sohbetten bir bölüm..

Üstad Muzaffer Kınalı : ...Kainat tarlasına olumlu düşünceler, olumlu dalgalar yayıyorsun, sevgi yayıyorsun. Bunlar sana olumsuz olarak geri dönmez elbet.Pozitif olarak döner. Ama bu düşünce dalgaları dediğimizde güçlü olan dalgalarla zayıf olan dalgalar arasında bir fark var!? Aynı frekansa yakın düşünce dalgaları pek birbirlerine o kadar tesir etmiyor.Sanki belli bir band aralığındaki dalgalar birbirine karşı nötür gibiler. Denizdeki dalgalar gibi düşün. Ama üstün dalga boylarına sahip düşünceler (sevgi, aşk, samimiyet, içtenlik, iyi niyet ) üreten kişiler alt dalga boylarına sahip (nefret, kıskançlık, ego) zihinleri, düşünce frekanslarını, zihin kalıplarını değiştirebiliyorlar. Kendi arzuları doğrultusunda alt dalga frekansına sahip beyinleri kendi istedikleri şekilde düşünmeye zorlayabiliyorlar. İşin sırrı burada!! İyi dinle Çetin. Muhatap olduğun bir kişinin yada çevrendeki kişilerin zihin ve düşünce frekansları alt dalga boyunda olduğu için senin yüksek duygu ve düşünce frekansların (senden yayılan enerji dalgaları) beyni alt frekansta titreşen tüm beyinlerin düşünce formlarını değiştirecektir. Ama az ama çok! Bu senin düşüncelerinin ahengine , doğruluğuna, ve içindeki sevgiye bağlı.Güzel düşünceler barındıran doğru bir zihin dalgası deniz dalgaları içindeki tsunami dalgası gibidir. Daima yüksek ve üstün şuurlar, fikirler, düşünceler, duygular, üstün düşünce frekansları alt frekansları etkileyecektir.Öyleyse sen doğru düşünce ile tüm dünyayı bile değiştirebilirsin. (Sohbet Denizli'de 2012 -Mart ayı içinde kayda alınmıştır)

Çetin Bal: Maddeler donmuş enerjidir. Alt dalga frekanslarını temsil ederler Eğer insan düşünceleri yüksek frekanslı bir düzeyde titreşerek maddeler üzerine yönelirse bu düşünce titreşimleri maddeyle rastlaştığı noktada maddenin mahiyetini bile değiştirebilir. Yüksek düşünce dalgaları maddenin özündeki dalgalarla rezonans kanununca etkileşerek tesir ve etki ederek onu başka bir şeye dönüştürebilir.Düşünce ne kadar yüksek, nurani, sevgi dolu olursa madde titreşimlerini etkisi altına alıp yeni baştan maddeye bir ayar vermeside o kadar mümkün. Buna yoğunlaşmış düşük titreşimli madde frekanslarını üst frekanslarla yeniden düzenleme diyelim.Bu sayede kum atına dönüşebilir. Buradan ilmi bir gerçek ortaya çıkıyor... madde yoğunlaşmış düşünce enerjisi kalıbıdır.

Filiz Ateş: e peki kötü düşünceli insanlar bunu nasıl başarıyorlar onlar nasıl istediklerini elde edebiliyorlar


Çetin Bal: Tek etki kanalı doğrudan zihin değilki.. bir çok madde içinde kanallar var.. en başta dil, sözlü provakasyon, reklamlar, algı çarpıtması yaratmak.. vb maddi düzeydede provakatif bir çok kanal var. Dergiler, gazeteler, arkadaş çevresi (dedikodular), sinema, diziler.. aile baskısı.. gelenekler, görenekler, genlerden gelen tesirler, kültürden gelen baskın fikirler, düşünceler.. vb gibi. 2012 -26 Nisan, 02:24

--------------------------------------------------------

Bazen Üstad Muzaffer Kınalı değişik konularda sohbetler yapıyoruz. Geçenlerde bir sohbet yaptık. Zihin ve şuur kontrolü üstüne. Üstad tabi olayı detaylarına kadar anlattı. Bana yayınlarsın demişti ama biraz düşündüm bilgiler bana tehlikeli geldi. Yani meseleyi ciddiye alan biri üstadın ifadelerinden yola çıkıp olayı kara majik bir şekle dökebilir. Zaten olay özet olarak the secret gibi kitaplarda anlatılsada üstad olayı oldukça mantıksal bir çerçevede anlatıyorki inanmayan kişi bile aklına yatıp uygulamaya girebilir. Bence bu tarz uygulamalar art niyetli insanların elinde insanlığı yıkıma götürebilir. Diğer yandan bu zihin kontrolünü abd ve gelişmiş ülkelerin askeri tesislerde uygulama noktasını çoktan aştı. Artık farklı düzeydeki deneylere girişiyorlar.Yönlendirilmiş radyo dalgaları ile maddeleri (tank, uçak, yakıt depoları..) bir yerden diğerine ışınlamak gibi.. vb . Ç.BAL

Kozmik Tohum: ben dünyaya inmiş ırkların buradaki yaşamı manuple edip,genetik oynamalarla insan ırkını oluşturduklarına inanıyorum. bu genetik manupleyi yapanlar tevratta, nefilimler, sümerde annunakiler diye geçer, ve sümer mitolojisinde nibirru (marduk) gezegeninden dünyaya inmiş tanrıların isimleridir annunaki. Manupleyi yapan enki dir, dünyadaki satanistlerin çoğu şeytan olarak enkiye tapar, bu menupleyi yaptıranda, enkinin kardeşi enlil dir. Bunlar sümer mitolojisi diye geçer, ben hepsinin bire bir doğru olduğuna inanırım.

 

Bir devlet cinayet işlemeye başladığı zaman kendine daima vatan adını takar.

- Friedrich Dürrenmatt -

Bir insanı değerlendirmenin en iyi yolu; konforlu ve mantıklı bir ortamda nasıl davrandığına değil, mücadele ve uyuşmazlık durumunda nasıl bir duruş sergilediğine bakmaktır. - Martin Luther King -

 

'Sevginin dili, dini, ırkı yoktur!..'

''Ezoterik ve spritüel öğretmenler asırlardır bizim bedenimizin kelimeler ve düşüncelerle programlanabileceğini biliyorlardı.''

Sözler gerçekleri yaratmaz; onlar ya tarif , ya tahrif ederler. Gerçek olan daima sözsüzdür. - Maharaj -

''İnsanların hareketleri, kelimelerden daha yüksek bir sesle konuşur.''

 

Gerçekle dolu olan alimler, veliler, arifler suskundurlar, mahsundurlar. Gerçek, dudaklardan dökülmesede gerçeğin ışığı tüm bir teni baştan aşağı sarar ve insandan masumiyet olarak taşarak kendini ifşa eder. Ç.BAL

Çetin Bal: Gerçeği içinde saklayan kişiden taşan sözler dünya kokmaz!!!

Milli ve dini argümanlar içinden dışarı çıkıp tüm insanlığa hitap edemeyen birisinin evrensellik iddiasında bulunması gülünç olur.Kendilerini bir kategoriye, bir kalıba koyanlar evrenselim diyemezler. Evrenselin aidiyeti olmaz!!Evrenselin dili, dini, adı, ırkı, milliyeti, vatanı, inancı, fikri, zikri AŞK tır!

Tanrıya yakın olmanın pek çok şekli vardır. Kimi devasa bilgisi ve zekası ile ona yakın dururken kimisi devasa bir kozmik akıl noktasına yükselerek ona yakın olur. Bazıları sonsuza uzanan sezgileri ile ona yakın olur. Bazısı kalbin içinde dolaşıp duran uçsuz bucaksız hisleri ile tanrının hissi boyutuna yakın olur. Bilgi ve kültür olarak ona gitmek için sayısız galaksilerden, dünya okullarından mezun olmak gerekirken onun hissi boyutuna yükselmek tek bir an içinde mümkünlük arzedebilmektedir. O yüzden yerlerde gezen bir karıncada olsa tanrı ile olan yakınlığını bilemezsin. Sen sen ol tevazu dolu duruşundan vazgeçme. Ç.BAL

--------------------------------------

Önyargı ; İçinde yaşadığımız toplumdaki bir çok sorunun ana nedeni, bireylerin yeterli bilgiye sahip olmadan olayları yorumlamasıdır.
Kelime anlamıyla önyargı; Bir kimseyle ya da şeyle ilgili olarak, belirli bir olaya, duruma ya da görmeye dayanan, önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz kanıya varmak demektir...
Toplumbilimsel anlamda önyargı ise; Bir bireyde, öteki bireylere ya da toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan sığ inanç diyebiliriz... Ruhbilimsel anlamda önyargı ise; Kişinin, herhangi bir konuda, yeterli kanıta dayanmayan, karşıtı kanıtlansa bile değiştirilemeyen olumlu ya da olumsuz yargısı demektir... (alıntı)

 

Sen bilir isen kendini, O’da bilir kendini..
Sen tanır isen Nefsini, O’da tanır kendi Nefsini..
O vakit Arif olursun, Hakk Makamına ulaşırsın.
Alemler görünür, bütünleşir Ayn’ında,
Olur Tek Alem
Hakk gözünden seyr eylersin Cümle Alemi...

Muhyiddin İbn-i Arabi / Futuhat-ı Mekkiye eserinden..

 

Anlatılanları, söylenenleri ne körü körüne sorgusuz sualsiz kabul edin nede körü körüne sorgusuz sualsiz reddedin. Aklın kalbin terazilerinde bilgiyi, fikirleri, düşünceleri tartın, irdeleyin, kıyaslamalar yapın, analizler yapın kendi sentezinizi, yorumunuzu ortaya koyun. Bilgiyi eşek misali sırtınıza almayın, bilginin eşekliğini yapmaktan çok bilgi varlığınıza katılmalı sizi genişletmeli, sizi yüceltip büyütmeli. Bir nakilci, aracı olmaktan çıkıp bilginin kaynağı olun. Güneşi yansıtan bir ayna değil güneşin kendisi olun.Bilgi sizden sadece yazı olarak, söz olarak taşmasın, bilgi sizden HAL olarakta taşsın!! Ç.BAL- 2012 -Nisan

Çetin Bal:
Peygamberlerin , üstadların, ariflerin, velilerin sesine kulak vermek, onların sözlerini dinleyip, bilgilerini değerlendirip dünyayı bu bilgiler ışığında anlamaya çalışmak güzel ama peygamber (veli, arif..) gözüne, aklına, haline sahip olmak daha güzeldir.Böylece evrensel bilgiye doğrudan kendi gözlerinizle seyirci olabilirsiniz. Ancak böyle olursa nakil bilgilerin takipçisi olmaktan öteye geçerek bilgiyle birebir hemhal olabilir/doğrudan kaynakla temas kurabilirsiniz.

--------------------------------------------------------------------

Soru: Çetin bey sizi takip eden biri olarak bir şey soracağım Üstad Muzaffer Kınalı'yı okuyorum, takip ediyorum, söylediklerini inandırıcı buluyorum.Aslında ben öyle kültürlü bilgili bir insan değilim ama üstadın yazılarını okurum, kalbime danışır inanırım fakat onu eleştirenler kafa karıştırıyor.Bazen havsalam almadığı için eleştirilere inanasım geliyor.Sizin fikrinizi öğrenmek isterim.

Ç.BAL: Tabikide üstad yada veli bir zat olsa bile herkesin eleştirilecek yanları olabilir. Kimse mükemmel değildir. Üstadımızda olsa o da nihayetinde insandır. Eksikleri hataları olabilir.Kişisel zaafları olabilir. Kimi zaman sürç-i lisan boyutunda eksik yada hatalı gibi görünen yorumları olabilir. Fakat başkalarının üstad hakkındaki kanaatlerini dikkate almaktan çok önemli olan sizin kalben ne hissettiğinizdir. Başkaları kendi bulanık düşünce ve fikirlerini kanaatlerine katarak kendi şahsi kanaatlerini gerçekmiş gibi sunabilirler. Bir örnek vermek gerekirse mesele aldığınız bir hapın, ilacın ruhu yüceltip, anlayışınızı , idrakinizi açan bir tesir yapıp yapmadığıdır.Alınan bilginin sizi bir şekilde ruhen şifalandırması lazım. Yargılamak, dışardan yorum yapmak kolay. Yargılayanlar yargıladıkları kişiden ne kadar üstün onu sorgulamak lazım.Kim olursa olsun insanların güzel yanlarına odaklanmak güzel görmek gerekir. Bu genel hayat felsefesi olmalı.Güzel bakan güzel görür. Başımıza gelen pek çok olayda böyledir. Şer bir olayı hayırdır diyerek karşıladığımızda, sabır, metanet gösterdiğimizde bu düşünce dalgaları şer olan olayı hayra çevirir. Yada hayır olacak bir olayı ön yargılı yaklaşımlarla şer olarak telakki ettiğimizde hayır olan olayın rengi beyazdan siyaha doğru renk değiştirmeye başlar. Düşüncenin bir tesir gücü var.Öyle sanmanın, öyle varsaymanın bile bir tesiri var olaylar üstünde. Öyleyse her zaman güzel zanlarla, güzel beklentilerle dolu olmak gerekir. Tabi bu ayrı bir olay, farklı bir mevzuat. Sadece belirtmek istedim.

------------------------------------------------------------

Zaman ve uzay (mekan) aynı mekanizmanın veçheleridir. Bir anlamda uzay, dualite içinde ayrılığa ve sıralı zaman ölçübiliminin amaçlı programlanmış illüzyonunun programına izin veren matrikssel kinetik formatta tutulan pıhtılaşmış (donmuş) zamandır. Bu nedenle, dinamik serbest akışta zaman, uzayın tersidir. METATRON

 

İnsan beyninin bir benzerini yeni baştan biyo kimyasal olarak örmek/yapılandırmak bilinci bir başka kimyasal kodlama içinde taklit etmek/açığa çıkartmak demektir.Bu, bilincin sadece kimyasal bir proses olduğunu gösteren bir deney gibi görünsede gerçekte bunun böyle olması şuurun doğrudan madde ile kısıtlı bi mekanizma olduğunu göstermez. Bununla birlikte ruh ve fiziksel madde arasında çok daha karmaşık bağlantılar olduğunu söylemek lazım. Bilinç madde katında kopya edilebilirken ruh bu oluşumla bağını kopartarak yüksek boyutlu realitelere doğru gidebilme gücüne sahiptir.Bununla birlikte ruhla (sonsuzlukla/yüksek benlik) bağı kopmuş beyin ve bilinç yeryüzündeki sınırlandırılmış mevcudiyetini sürdürmeye devam edebilir. Fiziksel şuur bir çeşit enerjidir, ruhsal şuur onunla bağlantılı ayrı bir enerjidir. İnsan, bahsi geçen bir çok enerjilerin bir araya geldiği birbirini tamamladığı bir sistemdir. Duygu boyutu, zihin kalıbı, kalp boyutu, şuur altı, şuuru, üst benliği.. gibi bir çok enerjisel kalıpların bir araya geldiği bir enerjiler yumağıdır. İnsandaki bir çok farklı organların bir araya gelip insan bedenini oluşturması gibi. Ç.BAL


Çetin Bal: Gerekli kimyasal kompozit bir araya getirildiğinde şuur ve zeka orada açığa çıkar.Ama bu şuurun madde kaynaklı bir oluşum olduğunu göstermez. Fakat daha derin düzeyde madde denen şeyde şuurdan ayrı bir şey değildir. Madde ve şuur derken madde tamamen şuursal bir enerjiye dönüşebilir. Şuurda maddenin aslında farklı bir görüntüsüdür. Böyle bi gerçekte var.

AN da ŞİMDİ de zaman ve uzay aynı şeydir. Ama ANLAR yatay açıda yanyana geldiğinde bir zaman ekseni ortaya çıkar. Dikey açıda üst üste geldiğinde farklı ŞİMDİlere sahip iç içe uzay boyutları ( 3. boyut, 4.boyut, 2 .boyut) ortaya çıkar. Madde ve şuur kavramlarındada benzeri açılımlar sözkonusu.


''İNSANLARIN SİZE KARŞI OLMALARI DİYE BİR ŞEY YOKTUR. ONLAR KENDİLERİNDEN YANADIRLAR, O KADAR...''



Romeo: Senin dudaklarınla, dudaklarım günahtan arındı.
Juliet: Öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı.
Romeo: Öyleyse ver bana günahımı geri..
 

''Zamanı gelince, bir adam seveceksin .
Ondan yasak ağacın meyvesini iste.
Seni Cennet'ten tekrar kovulmak pahasına sevemeyecek bir adamı, sakın sevme .
Geceleri senin saçlarını avuçlarına doldurmadan uyuyacak bir adama, asla kalbini verme.''

Konuşmadan evvel düşün !
Gereği var mı? Gerçek midir? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi?
Sessizliği bozacak kadar değerli mi ?

 

Ö.N: Çetin İzmir'e gel bir ara seni göreyim. Ç.BAL: Bilmem ki.. annem ne der :) Ö.N: Bişe demez ya koca adamsın. Ç.BAL: Tamam o zaman geleyim. Ama kaybolmayayım orda? Ö.N: Yok birşey olmaz ben varım. Ç.BAL: Tamam o zaman. Sen beni sabah pastaneye cam kenarına bırakırsın. Hem dışardan gelip geçenleri seyrederim hemde bir şeyler içerim. Akşama kadar seni beklerim. Geçerken beni alırsın :) Ö.N: Tamam :)

Sera Janset Uzun ‎: alemsin ..bu kadar samimi yazdığın için tebrikler.. ama bu samimiyet ve dürüstlük çok nadir bulunan bir durum... önemli bir özellik:)) çok şey aslında..

Allahım beni sınırlı düşüncelere, fikirlere, önyargılı düşüncelere, peşin hükümlere takılıp kalmaktan koru. Ben sen gibi uçsuz bucaksız sonsuz bir akla, zihne ve gönle sahip olmak istiyorum. Senin gibi sonsuzca hissetmeyi, düşlemeyi, sonsuzca görmeyi ve sonsuzca bilmeyi, anlamayı, farketmeyi nasip eyle bana. Ç.BAL  - 2012-25 Nisan, 00:42

 

Sevgi hakkında düşünemezsiniz. Sevdiğiniz kişiyi düşünürsünüz, ama o düşünce sevgi değildir.

Sevgi olduğunda ne iyi ne de kötü vardır, yalnızca sevgi vardır. Gerçekten birisini seviyorsanız, iyi ve kötü diye düşünmezsiniz, bütün varlığınız sevgi ile dolmuştur.

- Krishnamurti -

Olanaksız diye bir şey yoktur; Yalnızca aklımızın sınırları, bazı şeyleri anlaşılmaz olarak tanımlar...! - Marc Levy -

Ahenk küçük şeylerin büyümesini sağlar, ahenksizlik ise büyük şeylerin yok olmasına neden olur. - Sallust -

 

Maharet sadece soruyu duymak değil sorunun hangi maksatla sorulmuş olduğunuda duyumsayabilmektir. Kişileri sadece söyledikleri ile değil söylemedikleri ilede dinlemek lazım. Ç.BAL- 2012- Nisan - Denizli

 

SİZİ BENCİL YADA EGOİST OLMAKLA SUÇLAYANLAR, SİZDEN HİÇ HAK ETMEDİKLERİ BİR ŞEY İSTERLER..
HER KİM OLURSA OLSUN BU KİŞİ SİZİN SIRTINIZDAN GEÇİNMEK İSTEYEN BİR ASALAKTIR VE GERÇEK BENCİL ODUR...

"İnsanın bağımsız egosundan doğan her şey iyidir.
İnsanın insana bağımlılığından doğan her şey kötüdür.

Bencil kişi salt anlamda bakıldığında başkalarını feda eden kişi değildir.

Başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir. Onun işlerliği, diğer insanların kanalıyla değildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amacı da düşüncesi de arzuları da enerjisinin kaynağı da hep onların dışındadır.
Bir başka kişi için var olmakta değildir. Kimseden de kendisi için var olmasını istememektedir.
İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşlik, tek karşılıklı saygı bu yolla olabilir. "
Ayn RAND

Sera Janset Uzun: her kelimesi çok sağlıklı ve dürüst bir kavrayışın ürünü bir yazı..

Çetin Bal: Evet inan Sera her kelimesini yaşanmışlıklarla hissederek doğrulamasam zaten burda yayınlamazdım. Hiçbir zaman anlamadığım süslü kelimelere sayfamda yer vermedim. İçinde olmadığım, hissetmediğim yaşamadığım kelimeleri sayfama dökmem. Gerçekten çok güzel tespitler yapılmış.

Genelde bu ışıkcılar arasındaki liderlerin müritlerine genel sitemleridir.. sende ego çok! La hadi onda ego çok e sendekinin adı ne ? :)

Sera Janset Uzun: ya sahiden onlarda ki ne o zaman dimi?:)) onlardaki egoyu kimsede göremedim ben:))

Çetin Bal: Sus kız.. ortalığı ateşe verme.. ilahi Sera..

-------------------------------------------------------------------

Bilge kişinin kaybedeceği hiçbir şey yoktur. O, sahip olduğu her şeyi kendinde taşır. - Seneca -

İncitilmiş bir zihin, yapısı gereği sevgiye kapanır.
Sevgiye kapalı bir zihin ise, güzel olan hiçbir şeyi göremez.

Syf: 178 - Jiddu Krishnamurti- sevgi ve yalnızlık üzerine

--------------------------------------------------------------------

''Farkında mısınız? Hepimiz gerçekten içte nasıl olduğumuza inanırsak, öyle davranıyoruz... Karakterimizi yaratan en büyük etken, aslında kendimiz hakkında bilinçaltı seviyesindeki inançlarımız. Bonkör müyüz, cimri miyiz, dışadönük müyüz, utangaç mıyız, iyi miyiz, kötü müyüz... Nasıl olduğumuza inanıyorsak, hangi tanımlarla özdeşleşmissek, karakterimiz o şekilde değişiyor. Bir başka deyişle, kendimize bir çerçeve ciziyoruz, ve o çerçeveye kendimizi uyduruyoruz.'' (alıntı)

Yetkin kişinin arayışı hep benliğindedir. Küçük adam hep başkalarından alır.

- We Ling Kung -


KAÇ YAŞINDASINIZ.
Gerçekte kaç yaşındasınız?
Sokrates’i okuduysanız yaşınız 2500 olmalıdır.
Galile’yi biliyorsanız 800 yaşındasınız.
Beethoven’i seviyorsanız 240 yaşındasınız.
***
Gerçekte kaç yaşındasınız?
Nüfus kağıdınıza bakarsanız yanılırsınız, gerçekle ilgisi yoktur.
Gerçek, aklınızın yaşıdır.
Gerçek, bilincinizin yaşıdır.
Gerçek, yaşadıklarınızın yaşıdır.
Gerçek, anladıklarınızın yaşıdır.
Gerçek, yaptıklarınızın yaşıdır.
***
Gerçek yaşınızı merak ediyor musunuz?
Yaşadıklarınızdan ne anladığınızı sorun.
Yaşamınızı sorgulayın.
Sokrates’i yaşam rehberiniz yapın.
Gerçek yaşınızı mı soruyorsunuz?
Umutlarınıza bakın.
Kararlarınıza bakın.
Yaşam sevincinize bakın.
Yapmak istediklerinize bakın.
İradenize bakın.
Dünyaya bakın.
Dünyanın geleceğine bakın.
O geleceğe ne katabileceğinize bakın.
Gerçek yaşınızı göreceksiniz”.
ERDAL ATABEK

 

Düşünüyorumda kimse kimseyi sevmiyor,
sanki bir pazar yeri,
insanlar insanlara mal güzüyle bakıyor..

en iyi malın peşinde herkes..
oysa ben yaşlanınca çirkinleşince beni sevecek misin? dünyanın en güzel kadını mı olmalıyım ? ya da en zeki.. yada sen en zeki olmak zorunda mısın veya en zengin veya en duygusal...? o zaman her zaman iyinin iyisi bulunabilir daha başkasını bulduğumuzda birbirimizi terk etmemizde doğal.. bu sevgimi? değil... dediğim gibi bir pazarlık anlayışında herkes..
- Sera Janset Uzun -

Çetin Bal: Seranın cümleleri bence çok dokunaklı.. benim sevgilim/aşkım zihinsel engelli biride olabilirdi.. beni hep cezbeden bir kadının gözlerindeki anlam dolu bakışlar olmuştur. Kalbin içinde dolaşıp duran ruha aşık olurum ancak... bir çiceğin kokusu nasılki insanı kendinden alır o gibi bedenin içindeki ruhun kokusu, güzelliği, ışığı beni cezbeder... içerdeki masumiyet ne kadar büyükse o ruh beni o kadar deli eder/kendine aşık eder.

-----------------------------------------------------------------------------------

Toplum muazzam derecede bir hipnotik telkin altına alınıyor. Gazeteler, dergiler, tv ler enteresan bir kitle hipnoz aracı gibi çalışıyor.Geçen gün Üstad Muzaffer Kınalı ile sohbet ediyorduk bana biraz topluma dair sitemde bulundu. Çetin dedi toplum öyle bir hale getirildiki.. üçüncü çocuklarınızı yemek sağlılıklıdır, çocuklarınızın birini yiyebilirsiniz ne olacak, bir şey olmaz 2 tane çocuk var geride dense millet üçüncü çocukları bebekleri yiyecek!! İnsanlarda hiç sorgulama, düşünme yok dedi.İnsanlar tamamen şuursuzlaştırılıyor demişti. Beyin uyuşturuluyor dedi... İnsanlar zombi gibi dedi. Toplumdan bahsetti, aile birliğinin büyük güçler tarafından dağıtılıp bireyselleştirildiğinden ve aile bağlarının zayıflatıldığından bahsetti... Ç.BAL -2012 -24 Nisan, 00:51

''Kendi kutup yıldızını kaybedersen, ışıltılı, ufak bir böcek bile aklını karıştırabilir.''


Cennet basitçe mutlu olmaktır. Cehennemde en yalın şekli ile mutsuz olmaktır. Ç.BAL

Emel Keskinkılıç: Ve mutluluk bir seçimdir.. Mutsuzluk da öyle... Dış koşullara bağlı değildir... Cennet ve cehennem de bir yer değil bir bilinç halidir...

 

''Latin Amerika’da direnişçi bir papaza işkence yapan polisler, “Ateist komünistlerle ne işin var?” demişler. Papaz “İnsanlar ateistler ve müminler diye ikiye ayrılmaz, insanlar ezenler ve ezilenler diye ikiye ayrılır,” demiş. İşkenceciler “Ama onlar dinin afyon olduğunu söylüyor” diye karşılık vermiş. Papaz net bir şekilde itiraz etmiş: “Bu dünyanın zenginliğini kendilerine alıp, yoksullara ise öbür dünyanın nimetlerini bırakan zenginler dini afyon olarak kullanan gerçek kişilerdir.” Meselenin özeti budur.''

 

Bu gülü görüyor musun?
Hayatın suyuna kanmış,
şimdi pırıl pırıl çiçek açanı ?
O, bahçenin bütün gelinlerinden önce solacaktır.
- Rumi -

Sizler şimdi solar ve galaktik aktivitenin daha fazla yükselen periyoduna giriyorsunuz, bu periyotta güneş enerjisinin değişken ve gittikçe artan kuvvetli akımları Dünyanızın manyetosferine çarpacak.Nefret ve hoşgörüsüzlük artarken, bu karanlıktan geçmek için bir geçit bulmalısınız. Bildiğimiz en basit ve en etkili yol yaşamınızda minnettar olacağınız en küçük şeyleri bulmanız ve gün boyunca bu minnettarlık hislerinde kalmak için biraz zaman ayırmanızdır. Bu minnettarlık hislerinin ne kadar küçük şeyler için olduğu önemli değildir. En minik minnettarlık tohumlarından büyük şeyler ortaya çıkabilir. Minnettarlığın veya şükranın titreşim hali duygusal zehirlenmeye karşı olağanüstü bir panzehirdir. Güneş fırtınalarının bu sonraki döngüsünden geçerken, bunu geliştirmenizi kuvvetle öneriyoruz.

-HATHORLAR-


Yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır. - Peyami Safa -

6 mı  9  mu?


Çetin Bal: Bu küçük çizgi resimden bir çok anlam çıkartılabilir.. insanlar birbirleri ile olan iletişimlerine dair kendilerini sorgulayabilirler. Bakış açılarını, yargılarını tekrardan sorgulayarak gözden geçirebilirler.

Bir İz: Hatta 3. bir seçenek bile olabilir:)

Çetin Bal: O da bir çıkarsama.. herkesi yetişme biçimi, aldığı kültür, edindiği kişilikle değerlendirmek gerekir.Bu niye müslüman, bu niye hristiyan bu niye milliyetçi derken kişinin zihin, kültür, bilgi ve eğitim konseptinide dikkate almak gerekir. Tabi özgür insan konseptler üstüdür elbet! Belli bir dine, ideolojiye, fikre, düşünce kalıbına, kültür biçimine takılıp kalmaz. Hepsini hoşgörür, anlar, kavrar, inceler ama onlara göre kendi zihnini programlamaz. Zaten herkesin varmaya çalıştığı nihai halde tam özgür düşünce halidir. Aklı, zihni, düşünceleri özgürleştirmekte kolay bir iş değildir.

Bir İz: Herkes kendi farkındalığı ölçüsünde düşünür ve davranır,empati ve hoşgörü karşımızda kişiye saygı en önemli kavramlar bana göre.Sadece söylemde değil icraatte de bunu uygulamak marifet..

Çetin Bal: Sınırlı bir beyin kendini bir dine, bir milliyete, bir kültür ortamına ait olarak görür ve kendini o kavramlar üstünden tanımlar. Ben şuyum, ben buyum der! Zihin biraz daha genişse kendini adem olarak tanımlar. Hepimiz ademden geldik der. Beyin biraz daha gelişirse kişi kendini insan olarak tanımlar. Algı ve anlayış geliştikçe insanın kendini tanımlama şeklide gittiçe evrensel bir form kazanacaktır. Bir noktadan sonra kişi kendini zihin olarak tanımlayacaktir, yada düşünce olarak. Daha ileri bir noktada kişi kendini ruhsal bir ışık formu olarak tanımlayacaktır.. daha ileri bir tanımlama düzeyinde ise kişinin varlığı ortadan kalkacaktır geriye sadece EVRENSEL BEN (tanrı) kalacaktır. :)
-----------------------------------------------------------------------------------------

Düşünürken, hissederken, olayları tartıp değerlendirirken sadece içinde bulunduğunuz kabilenin değer yargılarını, kültür konseptini baz ve ölçü alırsanız gelecek nesillerin galaktik toplumlarına, galaktik/evrensel şuurlara, galaktik akıl ve düşünce biçimlerine, kozmik bilgeliğe sahip geleceğin insanlarına hiçbir şey veremezsiniz! Sadece zamanın konseptince güzel fikirler beyan etmiş biri olarak tarihteki yerinizi alırsınız.Öyleyse tüm çağların zihinlerine hitap edebilmek için aklı, şuuru, algıyı, bilgiyi sonsuza doğru götürmek lazım. Sonsuz olan bir akıldan doğan düşünceler, fikirler her çağın algı ve düşünce dünyasına hitap edebilir bir derinlikte olacaktır. Ç.BAL- 2012- Denizli

 

Korku ile sindirmek çok çabuk ve hızlı bir süreçtir.Ama kesin sonuç getirmez.Korku sindirilerini asla yok etmez. Sadece onu geri çekilmeye mecbur kılarsın ve küçük bir alana hapsedersin. Ve birgün korkunun arşa değen direkleri yıkıldığında tüm bastırılmış olanlar hak aramak için ortaya çıkarlar. Ama insanlara, toplumlara sevgi ile yaklaştığında, adaletle yaklaştığında, hak ile yaklaştığında hoşgörü le yaklaştığında belki % 100 ü değil ama % 90 ı sen gibi olmayı sana benzemeyi tercih edecektirler. Ve onlar sana dönüşecektir. Çünkü sen sevgisindir, sen saygı ve hoşgörüsündür. Tüm dünya sana benzeyecek, senden olacak ve sana dönüşecektir. Eğer bir ülkenin lideri olsaydım tüm dünyayı zor kullanmaksızın derin, sahici, samimi ve içten psikolojik taktiklerle tek bir ülke haline getirirdim. Ç.BAL


Çetin Bal: Esnek olmayan, sonsuza açılamayan, sonsuza dokunamayan katı ve tutucu düşünceler, inançlar, fikirler her an değişmekte ve dönüşmekte olan insanlığa karşı hitap edememek gibi bir duruma düşmeye mecbur olurlar.



Büyük zihinler, büyük akıllar ve gönüller farkılıklardan rahatsız olmaz.Büyük insanın toleransı, hoşgörüsü, müsamahasıda o derece büyük olur.Aklı, gönlü küçük olanlar ve inançlarından şüphe edenler korku dolu olurlar, farklılıkların arasında farkedilmemekten ve kaybolmaktan korkarlar! Bundan dolayı KORKU fırsat bulduğunda farklılıklar üstünde baskı ve şiddet uygulayarak onları sindirmek ve kendine benzetmek ister! Ç.BAL- 2012-Nisan - Denizli

Bir İz: Maalesef, bazı kişiler farklılıklara tahammül edemiyor, hoşgörü sıfır, egolar tavan yapmış durumda..

Ne yazık ki ülkemizde ırkçılık hoş görülüyor. (Star Gate)


Bir İz: Büyük zihinler,büyük akıllar ve gönüller son derece hoşgörülü olurlar ve sahici olurlar daima ... mış gibi yapmazlar,bana göre de...

Şerife Batı: Yükselmiş ruhlar tarafsız,objektif kalabilenlerdir..

---------------------------------------------------------------------

İnsanlar birbirlerine egemen olmak isterler ama kendilerinin bile efendisi değillerdir..! - M. Gorki -


Bugün üstad Muzaffer Kınalı ile sohbet yaptık biraz... bir video çekim ve ses kaydı yaptım.. sohbet esnasında İNSAN varlığının aynada gördüğümüz görüntü demek olmadığını, aydada görünenin adem olduğunu ve insanın alemlerin ötesinden gelmiş farklı bir ruhsal ışık olduğundan bahsetti. Çevremizdeki çoğu varlığın hatta kardeşlerimiz ve akrabalarımız dahil bir çoklarının ( surette insan görünenlerin) başka boyutlardan gelip adem bedenine bürünen insan dışı varlıklar olduklarından bahsetti.Bazılarının geliş amacı insan olabilmek insan vasıflarına erişmek iken bazılarıda dünya katını insanlardan arındırıp sadece kendi türlerine yer açmak için dünyaya geldiklerinden bahsetti.İnsanların çevrelerinde değişik bir ışık olduğundan bahsetti. Dünyaya gelen galaktik varlıklar dahil gerçek insanlarda dünya katına geldiklerinde hepsi kendini adem olarak ve insan olarak telakki etselerde gerçekte dünya değişik varlık türlerinin adem bedenlerinde konuk olduğu bir yermiş. Peki insanları nasıl tanıyacağız dedim. Üstad insanların yüksek ahlaki ve insancıl dediğimiz büyük sevgi, aşk ve erdem dediğimiz duygularla hareket ettiklerini söyledi. İnsan olmayan türlerin ise daha egoist, çıkarcı ve nefsi davrandıklarından bahsetti.İnsanın evrenlerdeki en yüce varlıklardan olduğunu ve bir çok galaktik varlığın insana benzemek istediğini ama bunu yapmak isterkende nefs, ego ve hırslarınıda bırakmayıp büyük hırs ve nefsaniyetleri ile birlikte insanın ruhsal gücüne sahip olmak istediklerini belirtti.Bununla birlikte evrende pek çok varlık türlerinin birbirine dönüşebileceğinden ve diğer türlerinde çalışarak tekamül ederek insana dair bir çok vasıfları kazanıp insana dönüşebileceğinden bahsetti.Tabi insanda diğer varlıklara dönüşebilir. Bu dönüşüm ve geçişlerin olabileceğindende bahsetti üstadımız. Ç.BAL-2012- Nisan


Mahmut Hoş: ...Sizin oyunlarınız bunlar. Elbetki siz bir şey paylaşıyorsunuz. bizde eleştireceğiz...


Çetin Bal: Mahmut bey yazınızı sildim çünkü sizin anlattığınızla üstadın ifade ettikleri başka şeyler. Mesele anlaşılmadan etüt edilince konu ilgisiz bir noktalara kayıyor malesef.. Demek istenilende başka anlaşılıyor. Saygılar.

Mahmut hocam saygımız ayrı.. eyvallah .. ama bizde eleştiri hakkımızı kullanacak olursak burada anlattıklarımıza oyun demeniz, alakasız bağlantılar kurmanız yanlış bir yaklaşım. Biz olaylara doğrudan dinsel edebiyat boyutunda bakmıyoruz. Birde öküz altında buzağı aramaktan vazgeçelim. Ortada bir bilgi sunumu var.Bunu değerlendirmek lazım. Bunun ötesinde ifadelerimize farklı anlamlar yüklemek, tuhaf, anlamsız bağlantılar kurmak hoş değil. Bir açıdan elbetteki bir eleştiri ortaya koyacaksınız lakin biraz daha meseleyi anlayarak, irdeleyerek bu eleştirileri yapalım. Bizi anlamak için bir çok ilimleri okumuş, öğrenmiş, düşünmüş olmanız lazım. Tasavvuf, parapsikoloji, sufilik, metafizik, spiritoloji, ufoloji, ruhsal bilimler, okült bilimler....!!! Fizik, kimya, biyoloji, astronomi, kuantum mekaniği.. vb bunlarıın zaten bilinmesi lazım. hepsinden öte hiçbir şey bilmese bile.. kişi temiz bir akılla, samimi bir gönülle bilgiye kendini açıp ne denmek istiyor güzel yürekle mütalaa etmeli..

Fitne ve iftira boyutunda kendi anladığını yalan yanlış ek yaparak ifade edenlerde var. Bu durumlar hoş değil. Neyi söylüyorsak kelimelerimizi başka bir hale getirip yansıtmayalım(genel adına diyorum) . Aynen ne diyorsak onu yansıtıp yoruma açabilirsiniz. Bizim demediklerimizi demiş gibi göstermekte yanlış. Bazı internet sayfalarında hakkımızda atıp tutmuşlar.. deccal, şeytan.. vb gibi adam aklına ne gelirse bizi etiketlemiş. Bizi içine koymadıkları örgüt, gizli tarikat kalmamış.. Böyle hasta tiplerde var. Adam kendini mehdi ilan etmek içinde birisini deccal ilan etmesi lazım. Böyle tiplerde var.Tabi burada benlik pek bir olay yok (benim konum zamanda yolculuk). Ben daha çok Üstad Muzaffer Kınalı yanlış anlaşılmamalı diyorum.Onun yanında öğrendiklerimizide yansıtmaya gayret ediyoruz. Üstadın yanında bizede etiket vuranlar var. Amacım avukatlıkta yapmak değil ama el insaf ediyorum.


Mahmut Hoş: Aklın yolu birdir derler. Ama aklın burada yolu bir değil. Sizin konusma kaydınız Kınalı ile ve dün birisinin daha bana attığı söylem ile akılların uyuşturulduğunu görüyoruz. O tür açıklamaları şu an yapan tek kişi Kınalı'dır. Bir zamanlar ahmed hulusi vardı. hans aibergler geldi. ve hala aynı tür söylemler değiştirlerek önümüze geliyor. madem öyle bir şey varsa anlatıldığı gibi bunun isbatı da gerekir. o zaman sizde isbatını yapın. Çeneden çıkan söz ile teyit edilmiş bilgi arasında fark vardır. matematikte yüzde doksan dokuz doğru bir yanlış olursa o formül diskart olur. siz kimsenin farkında olmadığı şeylerden bahsederken bizimde sened istememiz dogru değil mi? yazımızı eğer bir bilgi amaçlı yazıyorsak bunu süslüyoruz. delilleri ile. delilsiz söylemler sadece uydurma modunda kalır. halbuki ilim bakidir.


Çetin Bal:
Anladım delil, somut veriler, gözle görmek.. o konular ayrı.O konular içinde daha çok meselenin laboratuvarlara inmesi lazım. Bunlar birazda bazı noktalardan maddi güç isteyen meseleler. Birde bizim ifade ettiğimiz konularda somut veri göstermek zor. Fakat zamanında celselerde değişik fizik ötesi hadiseler olmuştur. Lakin bunlar her zaman hadi diyince olan şeyler değil. Bu bir bilgi sistemidir. Bir anlama, bir kavrama meselesidir.

Mahmut Hoş: insan denilen varlık kurandan anladığımız kadarı ile dış müdahalelere maruz kalmamaktadır. Buna izin verilmemiştir. Dünya dışı varlıklar, düşman denilen varlıklar var ise bilmediğimiz yerlerde bu zamana kadar bizleri sanırım çoktan harcamış olurlardı. Tabiata bakarak bir çok olayın idrakını yapabiliriz.


Çetin Bal: Ben sorularınızda ve arayışınızda samimi olduğunuzu hissediyorum. Bu meseleler çok geniş. Birden anlamak zor tabi. Dünya başı boş bir yer değil Mahmut hocam. Bununla birlikte farklı görünmez düzlemlerde yaşanan mücadeleler var. İnsan zihnine, insan aklına tesir eden negatif dalgalar, enerjiler (varlıklar) var. Birde doğrudan adem bedenlerine bürünüp egoistçe, nefsi duyguları, kendi sınırlı anlayışlarını insanlığa empoze etmek isteyenler var. Zaten dünyadaki karmaşanın pek çoğu bu varlıklardan kaynaklanmaktadır. Eğer insanlık bu kadar çok bölünme, ayrışma, savaşlar, kavgalar, ötekileştirmeler yaşarsa ve insani değerleri kaybedersek insanlık çoktan buralarda harcanmış olacaktır. Biz harcanmasın diye mücadele ediyoruz. İnsanlık dünya üstünde bitmesin ve yeryüzünü insan olmayan başka varlıklara bırakmayalım diye mücadele ediyoruz.Herkesi insanlaştırmak ve insanlaştırma yolu bu varlıklara açıp onlarıda dönüştürme gayreti içindeyiz. Onlarda insana hayranlık duyuyorlar. Ama onlar kendi boyutlarındna getirdikleri ego, hırs, yönetme, kontrol etme heveslerini bırakmadan insan ruhlarının gücünü ele geçirmek istiyorlar. Eskiden birinci boyut ve ikinci boyutta bizimdi ama onları ele geçirdiler şimdi şu anda gördüğümüz üç boyutlu madde aleminide ele geçirme istiyorlar. Yüksek boyutlarda insanlar bir araya gelip bu konuyu tartıştılar. Kimisi 3 . boyutuda terkedip kendi yüksek boyutlarımıza geri dönmeliyiz dediler, kimi hayır hayır kalıp mücadele etmeliyiz dediler. Ama insanlığın ve dünyanın ele geçirilmemesi için gerekirse adem bedenlerinin en son noktada helak edilmesi planı gündemdedir. Yani geri çekilmek ve mücadeleyi kaybetme noktasında bu katın negatif eğilimli galaktik ve diğer boyutlardan gelen varlıklarca ele geçirilmemesi için tüm insan bedenlerinin büyük felaketlerle yok edilmesi ihtimal dahilindedir. Bu yüzden felaketler, musibetler her ne kadarda kötü görünsede ruhları bu dünya dışı varlıkların etki ve tesirinden kurtarmanın en son yoludur!
------------------------------------------------------------------------------

''Canlılığın sırrı genetik materyalin yapısında saklıdır. Bunun çözülmesi beraberinde canlılığın sıfırdan yaratılabileceği fikrini doğurmuştur.Bunun da yolu DNA'yı sıfırdan yaratmaktan geçer.Bilim yaşamın tamamen cansız yapıtaşlarından oluştuğunu keşfetmiş, canlılık ile cansızlık arasında hiçbir fark olmadığını ortaya koymuştur. Canlılığı, cansızlık içerisinde bir form, bir tür olarak tanımlamış, bu gerçeği doğada görmüştür.''

Çetin Bal: DNA molekülleri uzay ve zamanın farklı boyutlarına açık bir alıcı anten gibi işlev görüyor olabilir.Farklı boyuttaki enerji formlarını (astal beden) rezonans ve manyetiksel çekim kanunlarınca kendine doğru çekip kendi alanları içerisinde bu enerjileri hapsedebilme özelliğine sahip olabilir. Astral beden (ruhsal enerji) bu moleküler buluttaki enerji alanları ile bütünleşerek titreşimsel bir iç içe geçiş kaynaşma sonucu örümcek ağına takılmış bir kelebek gibi astal beden DNA moleküllerinin özel manyetik ve elektrik alanlarına tutunarak bildiğimiz ruh ve madde bütünleşmesi dediğimiz duruma sebebiyet verebilir.

Bu durum şuna benziyor bir radyo alıcısı yaptığınızda radyo hangi frekansa ayarlıysa otomatikman havada varolan yayınları o frekanstan ses olarak ( şuur) bize duyuracaktır. Şimdi ses radyodanmı kaynaklanmakta yoksa dış bir vericiden mi (evrensel zihin)? Aslında her ikiside bir açıdan doğru ve birbirini tamamlayan durumlar. DNA molekülleride kendi özgü elektrik ve manyetik alanları ile ruhlar için bir tür radyo alıcısı gibidirler. Ruhlar o radyo ile intibak ederek fizik ortamla etkileşime geçebilmektedirler.

Aslında insanı inceleyerek fizik ötesi bağlantılar kurabileceğimiz elektronik sistemleri taklit edebiliriz. İnsan beyni evrenin hologramik alanları ile etkileşip bağlantı kurabilen bir varlık. İnsan beyninden, DNA lardan yola çıkarak uzay ve zamanın her noktasına ait görüntüleri alabilecek bilgisayarlarda yapılabilir.Hatta ruhsal alemle bağlantı kurabilecek medyum yapay zekalarda yapılabilir. Hatta ruhsal alemden bir varlığı dünyaya getirmek için özel bir elektronik beden kalıbı hazırlanabilir.Fakat ruh o bilgisayar beynine bağlandığında içinde bulunduğu ortamla temas kurabilmesi için insan beyninin benzeri bir belleksel şablon olmalı. Yani hangi dilde konuşacaksa o kültürün, dilin hazır verileri o bilgisayarda yüklü olmalı. Ruh o bellekle bağlantı kurup yapay robot içinde uyandığında o bellekteki verilere göre kendini ve dünyayı tanımlayabilmeli.Hatta bir ruhsal varlık medyumlarımızla bağlantı kurduğunda medyumun belleklerindeki bilgilere, görüntülere, verilere göre , medyumun zeka formuna göre kendini o düzeyde, o kanal boyundan ifade etmeye çalışıyor.Buda bizimle irtibat kuran ruhsal varlık açısından kendini ifade etme noktasında büyük bir sıkıntı yaratmaktadır.
 

Geçen gün pencereden dışarıya doğru bakıyordum.. yollarda koşuşturan insanlar, yeni yapılan binalar, belediyelerin dev grayderlerle yol çalışmaları, yeni doğal gaz hatları.. yeni asfalt yollar.. insanlık gezegen üstünde büyük çalışma ve çaba içerisinde. Ama bir an düşündüm gökyüzünden gelecek olan dev bir meteor parçası tüm bu adına medeniyet dediğimiz herşeyi bir anda yok edebilir!! Herşey bir anda bitebilir! Sadece okyanusların bir anda yükselmesi, iklimlerin kısa sürelerde büyük değişime gitmesi, basit bir güneş patlaması etkisi dünyadaki tüm yaşamı sonlandırabilir. Bu yüzden insanlığın bir araya gelip en kısa zamanda uzaya açılmak konusunda ortak projelere girişmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ç.BAL


Çetin Bal:
Dünyadaki politikacıların, siyasi liderlerin, insanların milliyetçilik, din ve farklı ideolojiler adı altında birbirleri ile çatışmaları ve ekonomik anlamda insanların birbirlerini sömürme yarışına girmiş olmaları zeki ve farkındalık sahibi bir uygarlığın yapacağı bir iş değil!!Geçmişte dünyada pek çok uygarlık yeryüzünün doğal afetlerine maruz kalıp yok oldu. Ama onların pek çoğu uzay teknolojisine sahipti. Bir çoğu yeryüzünden gittiler. Ama insanlığın şu aşamada öyle bir şansıda yok!! 2012- 22 Nisan, 03:04

Dünya ve yaşam hakkında ne kadar felsefe yaparsak yapalım dünyalar ve yıldızlar arasında yolculuk yapabilecek uzay gemilerimiz olmadıkça bu felsefi sorgulamaların bir noktadan sonra insanlığa kayda değer bir getirisi olmayacaktır. Yeryüzünü titreterek yıldızlara doğru yükselen motorları ateşlenmiş bir uzay gemisi insanlık edebiyatının varabileceği en güzel en görkemli şiirsel anlardan biri olacaktır. Şiirler, edebiyat , sanat ve sonsuz hayal gücü bizi yıldızlara götürecek yakıtlara, teknolojilere, uzay kolonilerine dönüşmedikçe insanlık olarak bir mesafe katetmekten bahsedemeyiz. Şiirler, güzel sözler, felsefe ve edebiyat çevremizdeki doğayı, maddesel olanı dönüştürüp değiştirmeli. Ancak o zaman hem ruhen hem maddesel düzeyde realiteler bir arada yükselebilirler.Ç.BAL-2012 -22 Nisan, 02:33

 

İnsan var ki hali binlerce kitap, binlerce söz eder. Akıldan yayılan anlamlı sözler güzel ama aklın ışığı daha bir güzeldir. Sus ey güzel dost kelimelerle bu sessizliği bozma! Aklından, gönlünden yayılan güzel ışıkların seyrindeyim. Ç.BAL


Çetin Bal: Hiçbir kelime yokki güzel gönlünden daha ışık dolu olsun.. biz kelimelerinin derdinde değiliz. Güzel gönlünün derdindeyiz.Biz güzel bakan gözlerinin derdindeyiz..

Fatma Yılmaz: Çok güzel ifade etmişsiniz. yüreğinize sağlık.Yürekten anlayan dostlar edinmektir niyetimiz.

İnsanların ne söylediklerine, kaç kitap yazdıklarına yada çevrelerinde toplanmış kalabalıklara pek itibar etmem. İnsanları fikirlerle etkileme ve güzel sözler söyleme kabiliyeti bir yere kadar önemlidir ama bunların hiçbiri benim gözümde o insanı değerli yapmaya yetmez.Kişi tüm dünya hayatı boyunca susmuş olsa dahi böyle bir suskunluktan çok daha büyük bir tesir alabilir benim gönlüm. Çünkü ben söz arayan değil hal arayan, ışık arayanlardanım. Hiçbir söz kalpten yayılan ışıklar kadar tesir etmez gönlüme. Ç. BAL

Çetin Bal: O ışığı bir çiçekte, bir böcekte, bir kedicikte bir ağaçta bir insanda, bir delide, bir bebişte, bir mezar taşında gördüğümde yanına kadar gidip o ışık okyanusunun seyrine dalarım.

 

Seven Sevdigine Sevdigini Söylesin.!
H.z Muhammed (S.A.V)

Yalnızlık tek başınalığın yanlış anlaşılmış halidir. - Osho -

DOĞRU

Her düşünen , bilen insan için bir “ doğru “ vardır. Kendini bilen için ise , ”en doğru” yoktur. (alıntı)


İRADE İLE BEDENİ BIRAKIŞ

Bir insan şuur ve iradesiyle , ruhu ile bedeni arasındaki bağları dünya imkanlarına uygun olarak çözebilir ve iradesi oranında maddeye olan hakimiyeti ile yeniden bedenlenebilir. (alıntı)

-------------------------------------------------------------

Beyaz Kardeşlik Örgütü

İnanç bilgelerinin, Himalaya'larda saklandıkları iddia edilen "Yükselen Liderler"le iletişim içinde oldukları söyleniyor. 1875'de Helena P. Blavatsky, "Bilgelik ve Merhamet Liderleri" ile iletişim kurduğunu ve insan ruhunun evrim süreci ile ilgili mesajlar aldığını iddia ediyordu. Blavatsky, tüm inançların çok eski bir dünya dininden yayıldığına ve Ulu Liderler'in bu dini keşfetmemizi ve batı felsefesini bırakıp, doğunun gizemli yanlarını uygulamamızı istediklerine inanıyordu. Ulu Liderler'in, Madam Blavatsky'nin de iletişim kurduğunu söylediği Hz.İsa, Buda ve Konfüçyüs gibi filozofları yetiştirdikleri düşünülüyordu.
Aslında Blavatsky'nin inancı ebedi liderlerin, her yüzyılda bir ortaya çıkan, maddi ve ruhani başarılarını gösteren yeni üyeyi seçme geleneğine dayanan eski bir inanca bağlıdır. En tanınmış isimlerden başında ise belki de St. Germain Kontu gelmektedir. St Germain, Ulu Liderler'in bir üyesiydi ve ölümünden elli yıl sonra bir çok yerde ortaya çıkıyor, topluluğun çalışmalarını yayıyordu. Modern Gül Haç Örgütü, St Germain'in majikal çalışmaları yaymakla sorumlu kişi olduğunu iddia ediyor. 1920'lerde Paris'te Fulcanelli adıyla görüldüğüne ve insanları atom biliminin ilerlemesiyle ilgili olarak uyardığına da inanılıyor. Öteki liderler de zaman zaman günümüzle bağlantılar kuruyorlar, hem de hiç beklenmedik anlarda.(alıntı)
-------------------------------------------------------------


ELALEMiN kötülüğünden bahsettiğin takdirde,
Sözün doğru olsa bile, özün kötü SAYILIR.
YANINDA başkasını ayıplarıyla ANAN bir kimsenin,
SENDEN teşekkürle bahsedeceğini ZANNETME.

-Şeyh Sadi Şirazi -



- Yoksulluk kaç gün sürer baba?
- 40 gün oğul.
- 40 günden sonra zengin olur muyuz?
- Yok oğul, alışırız...


Bill Gates bir lokantaya gider ve çıkarken garsona 2$ bahşiş verir !
Garson der ki ; Dün oğlunuz geldi ve 100 $ bahşiş verdi, siz 2$ mı veriyorsunuz ?
Bill Gates; O bir milyarderin oğlu bense bir çiftçinin oğluyum.

------------------------------------------------------------------------
Zamanda yolculuk mümkün mü, mümkün değil mi sorusuna cevap vermenin en net bilimsel önermesi zamanın en küçük dilimi varmıdır sorusuna karşılık gelir. Zaman çizgisi kesintisiz bir süreklilik midir yoksada an'lardan oluşma kesikli/dalgalı bir süreklilik midir? Işığın dalga mı parçacık mı olduğu sorusu ile benzerlik/paralellik taşıyan bir soru bu! Zamanda yolculuk fikrinin somut bir gerçeklik arzetmesi için, pratikte uygulanabilir bir yolculuk olabilmesi için zamanın geçmiş, şimdi ve gelecek anların bir araya geldiği bir çizgi, bir boyut, bir eksen, bir dalga bandı olduğunu kabul etmemiz lazım/bu bilimsel tespitin ortaya konabilmesi yada kanıtlanması gerekir. Ç.BAL - 2012 - 21 Nisan, 16:09

Çetin Bal: Zamanda yolculuk için zamanın sadece saatlerimizin tik takları demek olmadığını ve zamanın sadece psikolojik bir aksiyom olmadığı gerçeğini kanıtlamalıyız. Zaten Einstein genel ve özel görecelik kuramları ile doğrudan bir önerme getirmesede kuramın bilimsel alt tabanı zaman yolculuğunu desteleyen bir yapıya ve önermeye sahiptir.


Bu sabah uyandığımda zihni özgürleştirmek adına biraz düşündüm.. bir şey farkettim.. dünyaya ait tüm kaygı, endişe ve korkular bizi dünyayla özdeştiriyor aklımızı ve zihnimizi bu gerçekliğe demirliyordu. Geçmişi, şu anı ve kim olduğumu düşündüm. Aslında kendim hakkımdaki yargılarım ve bu yargılara olan inancım beni başka gerçeklikleri farketme noktasında perdeliyordu. Ruhsal düzeyde sonsuz sayıda ve çoklu düzeyde iç içe zaman ve mekanlarda yaşasamda boyut, zaman, mekan ve ayrı bedenler içinde yaşamanın getirdiği farklılıklardan dolayı sadece idraki içinde olduğum (odaklandığım) belirli bir yaşantı içinde bir varoluşu deneyimliyordum. Peki farklı bedenlerde, farklı zamanlarda sahip olduğum şuurlar birbiri ile karşılaşıp ayrı bireyler gibi sohber edebilir mi? Cevabım evet olacak. Ç.BAL


Çetin Bal: Bir odaya başka boyutlardaki, başka zamanlardaki, başka bedenlerdeki tüm farklı şuur ve kişilik konsepti içinde bulunan benlerimizi toplayıp her farklı benimizle yaşadığı farklı dünyalara, kültürlere, boyutlara, zamanlara dair sorular sorup bilgi alabilir, evrensel sohbetler yapabiliriz. İnsanın kendisi ile sohbetinin en renkli şekli bu olsa gerek :)

 

17 yaşımda banyo ederken 4 boyutlu uzay/zamanı düşünüyordum ve o zaman için aklımda bir şimşek çaktı. Herşey (parçacıklar ve tüm maddeler) uzay içinde hareket ediyordu. . Ama ışık mekan içinde hareket eden bir şey değildi.Işık, üçüncü boyutu oluşturan plastiksi bir maddeydi ve bu maddenin hareketi ancak 4. bir boyut içinde gerçekleşiyordu. Yani ışık, 4. boyut içinde dalgalanan bir üçüncü boyut mekanıydı. Buna göre ışık mekanda hareket eden bir şey değildi. Işık üç boyutlu mekanın 4. bir boyut içindeki dalgalanmasıydı. Ç.BAL


Çetin Bal: Buna göre ışık büyük kütleli gök cisimlerinin yanından geçerken gerçekte eğri uzay konseptinden dolayı değil gerçekte eğri zaman konseptinden dolayı mekanda farklı yol çiziyordu.Yerçekimi gerçekte ışığı kütle çekimsel olarak çekmez. Işık mekanın farkılılaşan zaman etabından dolayı mekanda sapma gösteriyordu.Buna göre ışık aslında kabul edidiği gibi bir parçacık akımı değildir. Eğer öyle olsaydı kütleçekiminden etkilenirlerdi. Işığın karadelik çevresinde merkeze doğru çekilmeside ışığın kütleçekimsel olarak karadelikle etkileşmesinden kaynaklanmaz. Sadece bükülen uzay/zamandan dolayı ışığın hareket ettiği yolun bükülmesinden kaynaklanır.

Sömürücü sınıfın, sömürüyü sürdürmek için yalana gereksinimi vardır;
Devrimci sınıfın ise, sömürüden kurtulmak için gerçeğe gereksinimi vardır.

- Georges Politzer -


Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya zorlukları değiştirirsiniz ya da zorlukları çözmek için kendinizi. - Phyllis Bottome -



''Beni gerçekten seven ve saygı duyan, bana değer veren insanların hayatımda olmasına niyet ediyorum.''

Çetin Bal: İfadeler güzel lakin benim kimseden böyle bir beklentim yok.. önce - kendisine saygısı olsun insanın - bu benim için kafidir. Kişinin kendisine karşı saygısı varsa herkese karşı dürüst olur zaten.

Sevgi içten gelir.. sevgi her zaman bilinen bir şekilde bizi sarmıyor olabilir. Bizler sevgiye belli kalıplara göre var yada yok deriz.Oysaki sevgi bizim gözlerimizin ötesine taşan kaplara girerek bizim hayatımıza dokunabilir. Göremeyiz, dokunamayız ama ordadır.

Uzun lafın kısası daha güncel bir dille diyebilirimki telefonunuzu 24 saat çaldıran ve nasılsın hayatım diyen biri için sizi çok seviyor diyemem :) Sevgi çok daha büyülü bir derinlik içeren bir şeydir.
 

Nilgün Özyurt: son noktayı koydunuz efendim:) teşekkürler
 

Büyük kalplere göre uzaktakiler daima yakındır. - Gorki -

Biçtiklerini beğenmiyorsan ektiklerini değiştir. - N. Avunduk -


İnsan düşünceleri ve zihni güçlü bir biçimde değiştiğinde bu değişim bizi fiziksel bir realite değişiminede götürür. Fiziksel varoluş düşünsel varoluşu takip eder. Ç.BAL



Çetin Bal: Önce düşünceler bir frekanstan diğerine geçer sonra bunu bedenin her hücresi, atomu o frekansa kendini rezonans kanununca ayarlayarak takip eder.

 

 

Düşündüren Sözler..

“ÖNCE İNSAN” OLMAK İÇİN EĞİTİLMEK!

Bir okul müdürü her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere bu mektubu gönderirmiş:

Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.

Sizlerden isteğim şudur:

Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır...

(Eğitim ve öğretim bir bütündür fakat eğitimin, öğretim üzerindeki üstünlüğü tam bu noktada gözlemlenir.)

------------------------------------------------------------------------------------


Anlamlı hikayeler...

Japonya’da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmesiyle bu hayali de yıkılan çocuğun babası, Japonya’nın ünlü bir Judo ustasına giderek yardım istemiş.

Usta ertesi günden itibaren tam on yıl boyunca çocuğa tek bir hareket öğretmiş ve her gün bu hareketi çalışmasını istemiş.

Çocuk zaman zaman hocasının yanına gitmiş.
“Bu hareketi öğrendim başka hareket göstermeyecek misiniz” diye sormuş.
Hocanın cevabı: “Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz” olmuş.

2 yıl, 3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10’uncu yılını doldurmuş. Bir gün hocası yanına gelip “Hazır ol” demiş “Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın.” Delikanlı şaşırmış. Hem sol kolu yok hem de judoda bildiği tek hareket var. Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş ama hocasına saygısından ses çıkarmamış. Delikanlı ilk müsabakasına çıkmış.

Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. İkinci, üçüncü maç, çeyrek final, yarı final derken final maçına çıkmış. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış. Rakibini yenmiş ve şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş ve;
“Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım” diye sormuş.
Hocası da:

“Bak oğlum, 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir, İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir” demiş.

---

"Bazen farkına varmasak da eksik gördüğümüz taraflarımız aynı zamanda en güçlü taraflarımız olabilir." "Ama yeter ki bu eksiklik zihinlerde olmasın!" (alıntı)
----------------------------------------------------------------------------------------------

Gözlemlerimde dikkatimi çeken bir husus oldu.. insanlarda zeka ve akıl biraz yükselince vicdan ve duygusallık biraz daha geri planda kalıyor gibi!! Birde gelişmiş olarak (ruhsal olarak yüksek planda) kabul ettiğimiz insanların biraz daha duygusuz robotlar gibi hareket etme eğilimine sahip olduğunu gözlemledim. Öyledir diyemem ama objektif gözlem verileri öyle diyor. Bu gözlemi nasıl değerlendirmek lazım? Belkide bir vazife şuuru gereği böyle bir görüntü yansıması oluyor olabilir.Çoğu ruhsal öğretmenleri ve çevrelerindeki müritlerin yaşamlarını incelediğimde pek çok ruhsal öğretmende duygusal bir bakışı sezemiyorum. Bu bir eksiklik midir yada görevi tamamlayıp dünya gökleri altından bir an önce geçip gitmek isteminin psikolojisimidir anlamak zor. Belki kişilikle alakalı bir hususta olabilir.Birde yüksek üstadlar pek dünya ile yada öğrencileri ile duygusal bir bağ/yakınlık kurmuyorlar. Biri olmaz ise öteki, öteki olmaz ise diğeri... vb gibi. Üstadlar daha çok kendi geliş maksadını tamamlamaya odaklılılar. Dünya şablonları içinde bizlerin alışık olduğu duygusal enerjilerden biraz uzak bir duruşları var. Bunu bir noktaya kadarda anlamak mümkün tabi. Daha çok hizmete ve göreve odaklı bir mevhalde olaya bakıp insanları hizmet yapabilecekleri oranda dikkate alıp mesajını verip gitme eğilimi/psikolojisi içindeler.Belki bu gözlemlerimden ruhsal olarak yükselmiş bir zihin, akıl, ruh nasıl olur noktasına dair bir bilgi elde edilebilir. Ç.BAL - Denizli

Çetin Bal: Belki duygusuzca görünen yada duygusallıktan uzak görünen tavırların ardındaki neden artık dünya okulunu bitirmiş olmakta olabilir. Belkide bizim bilmediğimiz bir boyuttan, duygu düzleminden olaylara bakıyorda olabilirler.Ki zaten bilmediğimiz boyutlardan geliyorlar :) Çünkü bir yandan bakıyorum devasa bir nur, ışık ama bir yandan bakıyordum dünyasal hali bana göre eksiklerle, hatalarla, yanlış yaklaşımlarla dolu! Bunu nasıl açıkayabiliriz dersek ancak o üstadların farklı bir yüksek duygu evreninde olduklarını varsayarak bu çelişki gibi görünen duruma açıklama getirebiliriz. En basit şey insanlara olumsuz yargılar getirmektir. Ama ben manayı , hikmeti, sebebleri arayan bir gözle olayların, durumların ardındaki gerçek mentaliteyi aradığımı söylemeliyim.Kanaatlerimi sizlerle acizane olarak paylaştım.


Recai Samur: Çetin bey; söyledikleriniz bana Gurdjieff felsefesini hatırlattı. Gurdjieff, insanın dört temel fonksiyonundan bahseder. Bunlar; düşünce, duygu, hareket ve içgüdü fonksiyonlarıdır. İnsanlar bu fonksiyonlardan birine yada diğerine bağlı olarak yaşarlar. Düşünce, duygu ve hareket fonksiyonları tamamen dış tesirlerin etkisi ile çalışır diyor. Bu fonksiyonların etkisi ile yapılanların, insanın kendi olma yada kendini bilme çalışmalarında taraf tutmaya bir başka değişle dualiteye götüreceğinden başarılı olamayacağını söylüyor. İşte bu bağlamda sizin gözlemleriniz, Gurdjieff felsefesinde yerine oturuyor diye düşündüm. Yanılıyor da olabilirim.


Çetin Bal: Hımm Gurdjief in bende bir kitabı vardı ama okumaya zamanım olmadı.. kitap arkası bir kaç kelimesinden değerli bir bakış açısına sahip olduğunu umduğum bir kişiydi. Sizin bu örneklemeniz Gurdjief hakkındaki düşüncelerimi doğrular nitelikte. Demekki hepimiz birbirimizi doğruluyorsak sizde buna vesile oluyorsanız hepimiz doğru bir nokta üstünde hemhal olmaktayız :)


Recai Samur: Hayatını konu alan "Meetings With Remarkable Men" isimli bir filmi yapılmış, ancak Türkçe dublajı maleesef yok. Yakın dönemin dervişlerinden sayabileceğimiz, aynı zamanda İstanbul'da bir dönem yaşamış. İslam felsefesini araştırmış. Tüm dinlerin ve felsefelerin ezoterik dünyasına girip çıkmış. Günümüz psikoloji bilimi ve öncülleri insana materyalist açıdan baktığı için, insanı tek taraflı yani eksik açıklıyor. Gurdjieff ise insanı hem felsefik açıdan hemde ezoterik(yada gizli kalmış) yönüyle inceliyor. Gurdjieff hakkında bilgisi olan arkadaşlarla fikir alışverişinde bulunmak isterim.


George Ivanovich Gurdjieff - Dördüncü Yol Öğretisi'nin Kurucusu
Kendini, her zaman ve her yerde hatırla.

Gurdjieff
Gurdjieff, kendini-hatırlamayı, savaştaki sert bir savaşçı gibi öğretti. O uykuya karşı savaştı ve onun öğrettiği sistem, insanı uyuyan bir makine olarak tarif eder ve uyanmak için köklü bir yaklaşımın gerekli olduğunu belirtir. O öğretisinin kaynaklarını bir gizem olarak korurken, Batıda kendini-hatırlamanın öncüsüydü. Sistemi, evrensel kanunların evrenbilimini içeriyor olsa da, kendisi bunlara pratik kendini-hatırlama çabalarından daha az ağırlık verdi. Öğrencileriyle 'makine insan' ve 'acı fabrikası' olan dünya gibi hayranlık verici, şahsına münhasır tartışmalarında bile Gurdjieff çalışmanın uyanmak için olduğunu her zaman hatırlatırdı. Öğrencileriyle yaptığı bir toplantıda, hepsinin kendini-gözlemleme çabalarında bir şeyi kaçırmış olduklarını vurgulamıştı. Onun ne ifade ettiğini keşfedemediklerinde, onlara, 'Kendinizi hatırlamadınız,' dedi.

Kendini hatırlama Dördüncü Yol'un merkez fikridir. Gurdjieff'in evrenbiliminde, uyanmak insanın doğuştan sahip olduğu bir haktır, ama uykunun psikolojik durumları bunu engeller. Bu durum nedeniyle, insanlık uyanmakla ilgilenmez ve eğer insan-varlıkları 'uykuda' olduklarını keşfederse, unutmak ya da reddetmek için bir mazeret bulacaktır. Bu yüzden Gurdjieff kendini-hatırlamayı, onun değerini ortaya çıkartacak bir deney ve hayat biçimi olarak öğretti. Öğrencilerine, 'uykuda' olmakla 'uyanık' olmak arasındaki farkı öğretti.

Kendini-hatırlamayı, kişinin dikkatini Kendi'sine ve aynı zamanda meşgul olduğu faaliyet üzerine getiren sürekli, pratik bir çaba olarak öğretti. Gurdjieff modern bir Dördüncü Yol okulu için koşulları oluşturdu ve onun öğretisi modern zamanda bir Dördüncü Yol okulu'nın varolmasını mümkün kıldı. Onun pratik yöntemlerini kullanarak, öğrenci kişisel çalışmasının temellerini oluşturur. Buradan, uyanma arzusu ve çabalara değer verme gelir. İnsan, uyanma arzusu ile kendisine benzer zihin yapısındaki insanlardan oluşan bir grubu aramaya başlar ve Dördüncü Yol okulunun az rastlanır bir şey olduğunu ve uyanmak için bir çok güçlüklerin olduğunu keşfeder. Ardından devam etmek için bir ilham gelir, belki aynı amaca sahip olan başka biriyle konuşmak. Kişisel mücadele devam ettikçe, insan kendini-hatırlama fikrinin basit olduğunu, ama çabanın zor olduğunu anlar. Kişi, bu anlayışı bir diğeriyle dengeleyebilir, ki Mevlana'nın söylediği gibi 'sevdiğimiz güzelliğin yaptığımız şey olmasına izin ver': Anda olma hali güzeldir, her bir çabaya değer. Dahasına da değer.

Alıntıdır.

------------------------------------------------------------------------------------


Bizler aslında dünyada duygulara hakim olma ya da kabuklardan kurtulma eğitimi yapıyoruz. Bu ise dogmatizmden, şekilcilikten ve kalıplardan uzaklaşmaya çalışmaktır. Değişim ve değişime bireysel katkı ancak bu şekilde gerçekleşebilir. Ruhsal sevgiyi hissedebilmek, ayrıntı dünyasından kurtulmak, berrak bir şuura, dingin bir iç yapıya ve kalp huzuruna ulaşmak istiyorsak, kendi kişisel değişimimize katkıda bulunmalıyız..

Korku, kıskançlık, öfke, kin, endişe, üzüntü gibi duygu hallerimiz sevgi enerjisini almamıza engel olur. Sevgisizliğimiz, insanları ve koşulları suçlasak da (oysa doğru insan olmak, doğru insanı bulmaktan daha önemlidir.) beynimizin içindeki kalıplardan ve dogmatik anlayışlardan ileri gelir. Dış dünya, arzu ve beklentilerimizle çalıştığında duygusal bir kontrole gitmezsek Bütün’e şuurlu olarak katılamayız.

Fakat bizler başımıza gelen olayları, statümüzü tehdit eder nitelikte algıladığımız için insanları sevemiyoruz. Sevmek ve sevilmek, Bütün’e ulaşmak, Birlik Alanı’na girmek istiyorsak statükocu olmamalı, üstün olma hevesinden vazgeçmeli ve her türlü bağımlılıktan kurtulmalıyız. Hatta sevgimiz bile bir bağımlılık oluşturmamalıdır. Sevgi: esen rüzgar, uçan kuş, doğan güneş gibi beklentisi olmayan, ayrım yapmayan doğal bir akış olmalıdır. Sevgiyi yaşamak için kendimizin ve başkalarının kabuklarla kaplı bir beden değil, ruh varlığı olduğumuzu idrak etmeye çalışmamız gerekir.

Yaşam içerisinde duygusal olarak rahatsız olduğumuz her olay aslında kabuklarımızdan kurtulmamız içindir. Kabuklu insan sevemez, çünkü verme, fedakârlık yapma esnekliğini gösteremez ve başkalarına uyum sağlayıp ortak sevgi alanları kuramaz.

Çevremizdeki herkes ve her olay insan için birer öğretmendir ve bizleri küçük benlerimizden kurtarıp, Büyük Ben’e ya da Bütün’e ulaştırmayı amaçlamaktadır. Günlük yaşamda meydana gelen ani terslikler ve oluşan gerilim alanları bize esneklik kazandırmak içindir. (Alıntı)
-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgi evrendeki en büyük güçtür. O hareket halindeki Büyük Ruh'tur. Eğer Büyük Ruh'u ifade edebiliyorsanız, sevgi gösteriyorsunuz demektir. - Silver Birch -

Gözleri yaşlarla dolu ve kalpleri kederden ağırlaşmış kişilere bir mesaj göndermek istiyorum, çünkü onlar sevdikleri ve ölümün onlardan çaldığını düşündükleri kişiler için yastalar. Birçok yıllar ruh dünyasında yaşamakta olan biri olarak onlara ölümün, sevginin birleştirdiği kişileri, koparmayacağını söylemek istiyorum. Sevgi bütün engelleri kırar; sevgi daima kendine ait olanı bulur. Ölüm sevgiyi ortadan kaldırmaz; sevgi ölümsüzdür, tıpkı Büyük Ruh'un da ölümsüz olduğu gibi.

- Silver Birch - ( Sevginin Bilgeliği - Derleme; N.Sefa Yılmaz, Ege Meta Yayınları )


SEVGİ EVRENDEKİ EN BÜYÜK GÜÇTÜR.SİZ EN KÜÇÜK MADDE PARÇACIKLARINDA, ATOMUN ÇEKİRDEĞİ İLE ELEKTRON SİSİ ARASINDAKİ BOŞLUĞUN SEVGİYLE DOLU OLDUĞUNU KEŞFEDECEKSİNİZ. (KRYON)

--------------------------------


Beklentiye girdiğin her şey, sende eksik olandır.. Sende para tam olursa birinden para bekler misin? Sende kıyafet tam olursa kıyafet bekler misin, karnın toksa yemek bekler misin? Güçlüysen güç bekler misin? Sevgisiz değilsen, Sevgin varsa Sevgi bekler misin? Beklentiye girilen ne varsa eksiklik duygusundandır. O eksikliği dışarda aradığın sürece dışarıya bağımlı olursun, mutlu olamazsın. - Deniz Muratoğlu -


Çetin Bal: Aslında burada Deniz beyin ifadelerine daha derince baktığımızda hayatta herşey sonuç itibari ile duygusal bir enerji tatminine dayanıyor şeklinde bir anlam çıkıyor.Ve insan kendi varlığı bünyesinde herşeye sahip! Bir başka açıdan denebilirki hayat bunu farketme süreci! % 100 beklentisiz olma hali. Kendin olma hali.


Deniz Muratoğlu: Beklenti kötü de değildir.. Ama genel insan tablomuz için Beklentiler hep Olumsuz ODAKLI oluyor... Eğer beklenti olumlu odaklıysa ki Bu Özellikle Kuşkusuzca; Kesinlikten, bilmekten, olmuş olduğunu kabul etmekten geliyorsa bu harikadır.. Beklenti, olumsuzluktan, eksiklikten geliyorsa Alacagımız da budur... ama Beklenti olumluysa, zaten hissettiğimiz birşeyse, Sahip Olmaktan geliyorsa alacagımız da budur... Beklentinin niteliğini, kendisini olumlu yönde değiştirmek... Önce içimizde kabul etmek, izin vermek... Sınırsız olasılıklara kendimizi açmak... Şüphenin aynı zaman da; Herşeyin olabileceğine dair olumlu bir yanı da vardır... Olumlu veya olumsuz olması, hepsi bizim bilinçteki seçimlerimizle ilgili...

Çetin Bal: Hayatın içinde dozunda ve ayarında olmak kaydıyla her türlü duygusal enerji varlığını göstermelidir. Kıskançlık, ego(bencillik), nefret bile, endişe bile, korku bile.. vb Tüm bu enerjilerin denge noktasında olabilmektir yaşam. Bu anlamda hayatın bir parçası olarak beklentilerde olacaktır. Ayrıntıya inersek beklenti derken bizim yaşamlarımız içinde doğru olan, iyi olan olumlu odaklı beklentilerdir. Konuyu biraz daha açtığınız için tşk.ler Deniz bey.

Deniz Muratoğlu: Ben Teşekkür ederim Çetin bey.


Çetin Bal: Evet % 100 beklentisiz olma derken korkusuz olma, endişesiz olma ... vb gibi dünya hali içinde hiç beklentiler , kaygılar, endişeler,korkular...vb olmayacak gibi algılamamak lazım. Hayatın doğası ve akışı gereği bir takım beklentiler, korkular, şüpheler, sorgulamalar, yargılar elbette olacaktır. Örnek olarak endişesizlik yada korkusuzluk hali derken enerjilerin denge noktasında olmak diyebiliriz buna! Sıfır noktasında/denge noktasında yaşam gibi. Mesela nefsi aşmak derler, duyguları aşmak, benliği geçmek derler. Buradaki mana nefsi yok etmek, benliği yok etmek yada duygusuz olmak değil tabiki. Nefs, duygusal enerjiler yada benlik hayat dediğimiz sürecin parçasıdırlar . Hayat için yaşam için bunlar olmak zorunda. Sonuç itibarı ile olması gereken şey yaşamlarımızı, yargılarımızı, arzularımızı, eğilimlerimizi, bakış açılarımızı, duygularımızı, beklentilerimizi terazilemek ve olması gereken denge noktasında titreşmek!
----------------------------------------------------------------------------------

Kendinizi insanlık denen bireysel formla ifade etmeyi seçtiniz. Bu, Tanrıyı tümüyle anlamak için gerekli bir deneyimdi. Sınırlılığı deneyimleyip anlamadan sınırsızlığı nasıl anlayabilirsiniz? Bu hayat, bilgelik denen en büyük yaşam ödülü için oyunların oynandığı, illüzyonların deneyimlendiği bir alan sadece! Bu dünyadan ayrıldığınızda birlikte götürdüğünüz tek şey bilgeliktir. RAMTHA.


Sahip olduğunuz tek şey "çekiç"se her şeyi "çivi" olarak görürsünüz..!

- Abraham Maslow -



İnsanın kendi öz varlığı ile bütünleşmesi veya onun varlığının farkındalığı ile yaşayarak, hayatının her aşamasında, ondan farkında olarak destek alabilmesi, aydınlanmanın bir tanımıdır.Özü ile buluşmuş insanlar hayatı yaşayış nedenlerini bilen, ve özlerinin sahip olduğu özellikleri her anlarında yaşayan, daha doğrusu onları Olan ve Yansıtan insanlardır.Yani SEVGİ OL'urlar, NEŞE OL'urlar, HUZUR OL'urlar, SAFLIK OL'urlar, GÜVEN OL'urlar. - Kuantum Yaşam Haritasi-


''Şimdi AN'ımı ve diğer yaşayacağım anlarımı pozitif, mutlu ve sağlıklı yaşamayı seçiyorum.''

Bizler bilerek ve ya bilmeyerek, kaderimizi
şekillendiririz.BÜTÜN DÜŞÜNCELER VE BÜTÜN HAREKETLER KADER BAHÇEMİZE
YENİ BİR TOHUM EKER.... K.Y.H


Gerçek bir özgürlüğün neye benzeyeceğini hiç düşündün mü?...
Başkalarının yargılarından ve kendininkilerden kurtulmak…!

- Apocalypse -


Her şeyi kabul eden insan neşeli olur. Böyle birisi şükran dolu olur; varoluşa şükran duyar, bütünlüğe şükran duyar, bu kişi en üstündür. - Osho -


Zafer ancak ona inananlarındır ! - Napolyon Bonaparte -


Bilgilenmek, bilgi sahibi olmak, bilgiyi belleğe almak önemlidir. Size böylece bilgin derler. Bilge olmak için ise aklı, görünen bilgi üstünden hareket ettirip görünmeyen saklı bilgilere ulaşabilme istidadına sahip olmalısınız.Bildiğiniz bilgiden bilmediğiniz bir başka bilgi dünyasına aklı yürütebilmek bilgeliktir. Bilgelik görünmeyeni görmeye muktedir olmaktır, aklı görünmeyene yürütmek ve görünmez olanı görmekle ilgilidir. Görünen ve görünmeyen sonsuz bilginin membağına (kaynağına) inmek ise kalple olur. Kalple yürümeye başladığınızda ise aklın ve mantığın durduğu, zamanın artık bilinen gibi işlemediği realitelere yelken açarsınız. Bu noktada ise size arif derler. Ç.BAL- 2012 - 19 Nisan, 17:52




İnsan bilinci ve zeka formasyonunun ruhtan yoksun bir digital bir kopyası yapılabilir. Gelecekteki bu teknolojik gelişmeler felsefecileri ve düşünürleri ruhun olmadığına dair bir kanıya götürecek. Lakin olay sanılandan daha karmaşıktır. Gelecekte ruhu bedeninden ayrılmış ölmüş bir insanın beyin kimyası taraması yapılarak bu kimyasal biyolojik belleğin ve nörolojik ağ bilgisinin bir kopyası inşa edilerek ölmüş insanlar tekrardan elektronik bir ortamda yada benzeri bir ortamda kimyasal prosesler taklit edilerek hayata döndürüleceklerdir. - 6. gün adında bir filimde bu tarz bir senaryo konu edilmişti - Aslında bu elektronik beyinde uyanan bilinç ruhsal bir özden yoksundur. Sadece üç boyutlu madde ile sınırlı kopyasal bir bilinç konseptine sahip bir varlık olacaktır. Yüksek boyutlarla bağı olmayan bir kopya bilinç! Bu tarz kopya bilinçlerle kişi kendini devre kartları arasında yarattığı bir sanal dünyaya aktarabilir. Fakat ben bu tarz teknolojilere karşı olduğumu belirtmeliyim! İNSANIN sonsuzlukla olan göbek bağı koparılmamalı!! İnsan ruhsal boyutunu yitirmiş bir varlık olarak üç boyut içine kendini hapsetmemeli! İçinde sonsuzluğa açılan kapıların gizli olduğu bu canlı öz (biyolojik beden formu) korunmalı! Ç.BAL - 19 Nisan - 2012 - Denizli




KRYON MESAJI-"Evrenin Yeniden Ayarlanması"
Güneşi izleyin, çünkü güneş değişim sürecinde. Bu, zeki tasarım, Tanrı'nın ve Yaratıcı'nın sevgisi vasıtasıyla gerçekleşiyor, bilinciniz için olayları değiştiriyor. Bu, her bir İnsanın DNA alanına dokunan, gelişmekte olan yeni bir düşünme şeklidir. Bu, DNA'nın içindeki bilgiyi değiştirir ve İnsan Varlığının daha önce hiç sahip olmadığı yeni bir realitenin niteliklerini yakalamasını ve güçlendirmesini sağlar.KRYON.



Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; Şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla..! - Aldous Huxley -



Edep'in ne kadar önemli olduğunu bilseydiniz allah'tan rızık yerine edep talep ederdiniz. - Hz. Ali -


Gücünüzden şüphe ederseniz, şüphelerinize güç verirsiniz...!
- Mümin Sekman -


Hiçbir çiçekçi dükkanının demir kepenkleri olmaz. Çünkü kimse aklına getirmez çiçek çalmayı. - Boris Vian -


Ülkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak için çok yoksul olsa da; Onlara eşitlik duygusu ve insanlık onuru sunamayacak kadar yoksul değildir.
- Ernesto Che Guevara -


Beyni geliştirmenin tek yolu hiçbir fikre saplanmamak,
tüm düşüncelere açık olmaktır...

- John Keats -




İnsan yapraklarını güneşe açan bir çiçek gibi üstadına, hocasına kendini açmalı ve güneşin ışınlarını özümseyip büyüyen bir çiçek gibi üstadının, hocasının ilmi ışıkları altında bilgiyi özümseyip, varlığına katıp yükselmeli, yücelmeli, büyümeli ve gelişmelidir.Ç.BAL


Çetin Bal: İnsan aynen bu gibi tüm evrene ve sonsuz bilgiye kendini açmalıdır!! Tamamen açık ve özgür bir zihinle insan sonsuz olanı algılamaya muktedir hale gelebilir.


Kozmik Tohum: hocana yada murşidine kendini açar ve sadece onun güneşiyle açarsan, sen sen olamazsın, sen o olursun. beğendiğin imrendiğin adam gibi biri olursun, belkide çok mutlu olursun, ama SEN KENDİN olamazsın


Çetin Bal: Cümlelerde başka bir anlatım var. Nerden nasıl bakarsan öyle görürsün misali. Yorumunuz kendi içinde bir realitedir doğrudur. Lakin ben başka bir noktaya temas etmek istedim.


Kozmik Tohum: ben anlayamadım demekki, özür diliyorum


Çetin Bal: Yok anlayamamak demeyelimde siz meselenin bir başka yüzüne temas ettiniz.O mevhalde hocaya, öğretmene bağlanmak doğru değil. Yerine göre bir kitap bile öğreticilik yapar.Sonuçta bilmeyen bir bilene danışır.Oda bildiğince anlatır. Bilmediği noktada ise bir diğeri bu bilgiyi tamamlar. Böyle düşünmek lazım.

Kozmik Tohum: evet bu daha doğru

Şahin Gürses: Haaaa, Çetin bey işte burada durun. Ben kimseye yaprağımı veya kalbimi falan açmak zorunda değilim. Kim başını arş-ı alaya değdirse bile beni ilgilendirmez. O baş onun başı, o arşı ala onun arş-ı alası. Benim yolum başka. Ne bir başkasının cennetini isterim, nede kurtulmak gibi bir derdim var. Birisi üstad olmuş, peygamber olmuş, hoca olmuş beni hiç bağlamaz. Cennete gidecekse o gidecek, ben değil. O kendini kurtardıysa ne ala. Ama ona hayranlıkla baktığım için bana cenneti verecek bir allahı, bir yaratanı, bir evreni istemiyorum.
Ben hiç bir mükemmel insanın kopyası olamam. Gerçeği bulacaksam kendim bulmalıyım. Kimseye yaprak açmak zorunda olmadığım gibi, benim yapraklarım bile olmayabilir. Ben öyle bir garip bencile olabilirm ki, kimseden feys alacak hükmüm, gücüm dahi olmayabilir.
Kimsenin yolundan gitmem. Kimseye ait olmam, kimsenin doğrusuna takılmam. Bu hayatı ben yaşıyorum. Bütün eksiklikler, bütün güzellikler bana ait olacak. Hataları ben yapacağım, doğruları ben bulacaım. Ulaşılacak bir tanrı varsa onu ben bulacağım. Kimsenin peşinden gitmedim ve gitmeyeceğimde. Elbette herkesi dinlerim, kendi ufuklarımı genişletmek için onların sınırlarını incelerim. Ama başkalarına ait bir dünyada bana doğacak bir güneşi düşünemem. Benim dünyamda karanlıkta bana olsun güneşlerde bana doğsun.
Bu bahsettiğim, ego gibi anlaşılmasın, bencillik olarak anlaşılmasın. Bir yaratan varsa, onunla kişi arasına istense bile kimsenin giremeyeceğinin anlaşımasını isterim.
Sizlere çok güzel bir hikaye anlatacağım, bu gece umarım yazar koyarım faceye. O zaman ne demek istediğim çok daha güzel anlaşılır.
Hatta Oshonun bir yazısını hatırlatayım burada, "Eğer sabit bir gerçek olsaydı, bu güne kadar binlerce akıllı adam gelmiş geçmiş, onlar bulurdu bizde faydalanırdık. Ama gerçek herkese göre değişir. Herkes kendi gerçeğini kendi bulmalı. Bir üstadın, bir hocanın(hoca ne pokumsa) bir alimin, bir bilgenin peşinden gitmenin hiç bir anlamı yok."


Payeler kimseye insan-üstü hiçbir şey vermedi. Yüce peygamber denilen muhammed bile toprak oldu gitti. Daha kim bilir ne yüce insanlar gelip geçecek bu dünyadan. Kimse payesi yüzünden kıyak görmeyecek.
Sen sırf müslümanım diye dualarının kabul olacağını mı sanıyorsun? Senin dedenin duaları ne zaman kabul oldu ki, seninkiler veya senden sonrakilerin duası kabul olsun?
Kıyakçı bir tanrı ancak cahillerin tanrısı olabilir. belki trilyonlarca insan geldi geçti şu dünyadan. Sen sadece müslüman doğduğun için ayrıcalıklı olduğumu düşünüyorsun?
İşte o zaman benim sana bir lafım var. Al müslümanlığını başına çal, benden de uzak dur yoksa kafanı koparırım.

Saygılarımla...


Çetin Bal: Doğruluk payı olan söylemler... bizim yazmadığımız eksik noktalara dair örneklemeler mevcut. Benim ifadelerimde kendi bakış açımdan doğru, kozmik tohumun bakışıda meseleyi bir parça daha tamamladı.Şahin bey sizin yorumlarınızlada mesele daha bütün hal almış oldu.


Şahin Gürses: Çetin bey, inanın ne sizin inançlarınızla bir sorunum var ne de dinden habersiz dincilerin dinleriyle derdim var. Amacım kendi yolum. Beni en çok üzen, en çok eziyet çektiren, en çok çiçekleri sunna sadece kendi yolum. benim derdim kendi yo...lumla. Bu yolda muhammed geçmeyecek, ben geçeceğim, bu yoldan isa, musa geçmeyecek, adem ile havva da geçmeyecek. Bu yol sadece bana ait ve ben kendi bacaklarımla burada yürüyeceğim. Derdim kimsenin değerlerini alaşağı etmek değil. Ancak itin köpeğin benim hayatıma müdahele hakkını kendilerinde bulmalarına sinir oluyorum. Bir şeye inanıyorsan bana onu pazarlama demek istiyorum. Senin dinin, kitabın, peygamberin, allahın beni hiç ilgilendirmiyor demek istiyorum. Ben Yunusum gibi bir garip bencileyip, kendi yolumda yürürken cehennem önüme çıkarsa gölgesinde yatmak istiyorum. Derdim bu sadece. kendi hayatımı, hayallerimi, sevgilerimi, nefretlerimi, doğrularımı, yanlışlarımı kendim görmek istiyorum.
Yunus emre bir şiir yazmış, özetle şöyle diyor;
Sırat köprüsü diye bir şey varmış, kıldan kırk kat ince.
Gidip anca köşkler kurasım gelir.
Altında nar gibi alev ateş varmış pür.
Gidip gölgesinde yatasım gelir.
yanlış anlamayın erenler,
Biraz yanasım gelir.
Bu dörtlük herşeyi mükemmel derecede açıklıyor.
Bütün evreni anlayabilirsiniz, dinleri anlayabilirsiniz, korkuları, sevinçleri, hoşörüyü, garip olmayı anlarsınız.
Bu şiirin her satırı için ben kitaplar yazacağıma inanıyorum. Ancak hiç bir yerinde ahkam görmüyorum.
Adam bak, kıldan kırk kat sırat köprüsünde köşkler kurasım gelir diyor. Yok böyle bir izah. Adama otoban olmuş sırat köprüsü, hatta aşmış üstüne yalı, villa, köşk yapıyor.
Çok derin manalar var içinde, kısaca bazıların kabir, azap korkularının üstüne herif köşk kurası geliyor. yani ona o korkular yayla gibi, Ona o korkular basit, hatta üstünde oynuyor, altına(gölgesinde yatıyor, birde özür diliyor, yanlış anlamayın biraz yanmak istiyorum diyor, yani ben aşmadım, ermedim diyor.)
Böyle bir gönülü örnek alabilirim, yoluma ışık diye tutarım, ama... Yunusun yolu ile benimki aynı olamaz. Onun gittiği yoldan ben gidemem, oda benim yolumda gitmeye kalkmaz.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İnsan bir şeyi başkasından duyduğu zaman yada bir kitaptan okuduğu zaman gerçekliğini sorguluyor ve hadiseleri o kadar çok içselleştiremiyor.. hep bir şüphe noktasından bakıyorsunuz! Ama olaylara birebir şahit olunca o zaman insanın tüm inanç dünyası, fikir dünyası, ruh kimyası, bakış açısı kökten başka bir boyuta doğru kayıyor, ister istemez insan dönüşüyor ve değişiyor. Bu sadece zihnin bir değişimi değil yada sadece bilgilenmekten çok daha öte bir şey! Adeta tüm varlığınızla birlikte başka bir şey haline geliyorsunuz. Ç.BAL

Çetin Bal:
Duyulan, okunan, öğrenilen şeyler size ne kadar tesir ediyor, sizi ne kadar dönüştürüp başka bir idrak ve şuur düzlemi içerisine taşıyabiliyor? Bunu kendimize sormamız lazım! İşte insan yürekten dinlemeli, tüm varlığı ile anlamalı, yüreği ile dinlediğinin içinde olmalı, o hale temas etmeli. Ancak o noktada insan kimyası değişmeye ve tamamen başka bir varlık haline dönüşmeye başlar.Şuurun bir realiteden başka bir realiteye geçişidir bu!

-------------------------------------------


Öyle olaylarla karşılaştımki metafiziğin derinliklerine kadar indim. Maji konusunda büyük üstadlarla tanıştım. Bir gün odaya biri girdi şahıs şöyle bir sorunum var dedi. Maji üstadı adamın gözlerine doğru baktı salı günü dedi şu saatte dedi işe gitme otur evde onu bekle ama geldiğinde ağzını sakın açma! Hiçbir şey olmamış gibi davran, hiçbir şey sorma dedi. Bir kaç hafta geçti o bahsi geçen şahısla karşılaştım maji üstadının dediği gibi o gün o saatte kavga edip ayrıldığın eşin eve geldimi dedim. Adam ben böyle bir şey görmedim dedi. Aklım hayalim bu olayı almıyor dedi. Ben maji hocasına inanmadım dedi. Ama aynı gün aynı saat eve gittim bekledim dedi. O saatte kapı çaldı hanım içeri girdi dedi. Adam ben hocadan korktum dedi. Banada yanımdan uzaklaş dedi :) Sonra tekrar maji hocasının yanına döndüm şu sırrı banada anlat dedim. Çok uzun konuştum ama kendime göre özet yapacak olursam Maji hocası herşeyin küçük açılıp kapanan manyetiklerden oluştuğunu bilincin, aşkın, sevginin, mutluluğun, mutsuzluğun, duyguların aldığımız tüm kararların, tüm düşüncelerimizin bu milyonlarca minik açılıp kapanan manyetiklerin toplu davranışlarının bir yansıması olduğunu ifade etti. Düşünceler ve inançlar bu manyetiklere etki ediyordu.Güçlü düşüncelerden hasıl olan ışınlar kaderin rotasını ters yüz edebiliyordu. Maji hocası gözlerime baktı ve Çetin hiç inanarak bir şey yaptınmı dedi. Herkesin bahsettiği inanmaktan bahsetmiyorum dedi. Beni anladın dedi sen. Anladım hocam dedim. İşte mesele burada dedi. Hoca bir kaç sene sonra vefat etti. Ç.BAL


Çetin Bal: Maji hocasından taşan bilinmeyen bir enerji vardı ve bu enerji olaylara tesir edebiliyordu.Karşılaştığım pek çok olaylar neticesinde evrenin henüz bilmediğimiz farkı düzeylerinde farklı bir işleyiş şekli olduğu olduğu konusunda bende sarsılmaz bir inanç oluşmuştu. Yaşadıklarım beni bazı gerçeklere dair kani etmeye yetmişti. Ruhsal, psişik bir boyutun olduğu tartışma götürmez bir gerçekti. Mesele bu sistemi tüm boyutları ile anlayabilmekti. Maji hocasının saat vermesi, gün vermesi şu saatte orda olacak demesi..! Eğer orda olmaz ise gel yüzüme tükür demesi... benide hayrette bıraktı doğrusu! Bu nasıl bir hakimiyet, bu nasıl bir güven, bu nasıl bir eminlik gerçekten enteresan. Demek maji hocası bu işin sırrına tüm boyutları ile hakim olmuş!

Rüya Güya: Bu sonradan edinilen bir bilgi midir? Yoksa var olan güçlerinin açığa çıkması mıdır?

Çetin Bal: Bu çok katmanlı bir cevap içeren soru. Pek çok faktör var. Geçmiş yaşamlar, ruhsal gelişmişlik, genetik faktör, sonradan öğrenilen bilginin değerlendirilmesi, bedensiz varlıkların yardımı.. vb gibi tüm bunlar bir araya gelerek ortaya bir takım şeyler çıkmaktadır.
---------------------------------------------------------------------------------------------


''Sadece özgür insan aşka tutsak olabilir.. tutsak olabilmenin şartı önce özgür olabilmektir... ''


İnsanda pek çok göz vardır. İnsan dünyayı kendi bedensel varlığında gizli sayısız gözden izleyip mütalaa eder. Fizik gözler vardır, zihnin gözleri vardır, aklın gözleri vardır, duygusal göz/görüş vardır. Hissi olarak gören bir göz vardır.Sezgilerin gözü vardır. Kalpten görmek vardır. Ve daha bizim kavram sahasımıza girmemiş pek çok görme biçimi vardır. Sahip olunan kültürel sinerjinin bile dünyayı yorumladığı bir göz vardır. İnsan tüm o farklı gözlerden bakarda haberi olmaz. Tüm bu gözlerden, perdelerden geçerek dünyaya ait bilgi bize ulaşır! Bize gelen bilgi tüm bu filitrelerden geçerek bizde bir idrak şekli, bir algı formu uyandırır. Ç.BAL

Çetin Bal:
Dünyayı nasıl görmemiz gerektiği bize öğretiliyor. Bu bilgi hem çevremizden hem genetik kanaldan değişik tesirler şeklinde bize aktarılıyor, bir tür şartlanma yaratılıyor. Dünyayı böyle yada şöyle görmemiz gerektiğine dair bir koşullama söz konusu! Kişi sahip olduğu görüş ve fikirleri kendisinin sanıyor! HAYIR! Sen annenin, babanın, çevrenin sana öğrettiği şekilde görüyor, düşünüyor ve hissediyorsun! Asla kendin olmadın! Sen sadece içine doğduğun toplumun değerlerini, duygu ve düşüncelerini taklit ediyor ve yansıtıyorsun! Düşün!!! Sen kimsin!? Türkmüsün, almanmısın, ingilizmisin, hristiyanmısın, müslümanmısın, yahudimisin yoksa insanlık sevdalısı bir yürekmisin...? SEN KİMSİN!? Kendini şu yada bu olarakta niteleyebilirsin ama sen bunların hiçbiri değilsin :) Öyleyse temel soru şu SEN SAHİDEN KİMSİN!?


Tanrıya yakın oldukça her hali kendi halinden sayar insan. Kimseye öteki olarak bakmaz! Her fikirde, her zikirde olan kendisidir. Ç.BAL

Çetin Bal: Doğru yada yanlış yoktur sadece öyle sanmanın farklı düzeyleri vardır. Algı ne kadar geniş olursa görüşte hakikate o kadar yakın olur.

Herkesin tek bir fikri ve zikri noktada buluşabilmesi için algıların, kanaatlerin, duyguların, kavrayışın, anlayışın, bakışın, hissedişin, düşüncelerin, akılların, zihinlerin, kalplerin SONSUZ OLMASI ve SONSUZLA BÜTÜNLEŞMESİ lazım. Sonsuzluğun değişik noktalarından alemleri kesitsel olarak izleyen her göz farklı bir manzaraya şahit olacaktır. Ve alemi o sınırlı gözlemden yola çıkarak yorumlamaya kalkacaktır.Oysaki hakikat sonsuz olan akıllarca görünür ve bilinebilir! Hakikati kim görebilir? Eksiksiz, tam ve bütün bir görüş noktasına erenler/varanlar görebilir. Sınırlı görenler değil sınırsız görüşe sahip olanlar hakikate vakıf olabilirler.


Başarı sürecindeki ilk adım, ne yapmak istediğinizin görüntüsüne sahip olmaktır.

~ Steve chander ~


GÖRÜNEN O’DUR. BİLİNEN BİLİNMEYEN O’ DUR. FİİL O’DUR.. FİİLLER FİİLULLAHTIR. SÖZLER NASI KURANDIR. ŞEYTAN MELEK, İYİ KÖTÜ YOKTUR.ÇÜNKÜ HER ŞEY HAKKIN ZATININ YANSIMASIDIR. CENNET, CEHENNEM, ŞEYTAN, MELEK, İNSANIN KENDİ İÇİNDEDİR.KÂBE, İNSANIN KENDİSİDİR.AŞK SEVGİ RAP HERŞEY SENDEDİR... İBADETİ KİMDEN KİME YAPACAKSIN? SEN O’sun, AYRI DEĞİLSİN...

 - Üstad Muzaffer Kınalı -

 

Üstad Muzaffer Kınalı: İNSAN ÂLEMLERİN SULTANI OLARAK, HALK EDİLMİŞ, OLDUĞUNA GÖRE; İNSANIN SIFATLARI, HAKKIN SIFATLARI İLE BENZERLİK ARZ ETTİĞİNE GÖRE; HAKKIN İNSANIN ZATINDA GİZLİ OLMASI FİKRİ AĞIRLIK KAZANIR...

YUKARIDAKİ ARZ ETTİĞİMİZ KISTAS VE BİLGİLERİN IŞIĞINDA, İNSAN KENDİNİ BİLİRSE, RABİNİN DE BİLİNECEĞİ DÜŞÜNCESİYLE...

R U H U,  K A L B İ  VE A K L I BİRLEŞEREK TEFEKKÜR EDEREK; HAKKI VE HAKİKATI KAVRAMASI MÜMKÜNDÜR.

Bu Vahdet düşüncesi Eski Mısır ve Yunan felsefelerinde de vardı. Bu düşüncede olanlar birliği beraberliği, diriliği, kardeşliğin tesisi için

Hoşgörü ve sevgi ile CAN İLE CANANIN, ÂŞIK İLE MAŞUKUN BİRLİĞİNİ anlatmak istemiş olmalarına rağmen BAZI GERÇEKLERİN MANASI TAM İFADE EDİLEMEDİĞİ İÇİN BU VAHTET DÜŞÜNCESİNİ İSLAMİ VE İNSANİ DÜŞÜNCEDEN SAYMAYANLAR
ÇOĞUNLUKTA OLDUĞUNDAN İHTİLAFLAR ÇOĞALMAKTADIR.



Çetin Bal: Üstadın ifadeleri bir yönü ile doğru ama kesret boyutundan bakarsak bu yanlıştır. Kelimelerin manası itibarı ile sadece bir yönüne bakarsak aldanırız. Genelde bu yüzdende bir çok mezhepler, tarikatler, ekoller arasında ihtilaflar(görüş ayrılıkları) doğmuştur.

Görünen tüm birimler hepsi allahtan ama tüm bu birimlere tek tek bakıp bu allah diyemeyiz. Hepsi ondan ama o değil! Üç boyutla sınırlı insan beyni , insan kavramları allahı ancak bir paradoks içinde tanımlayabilir.

Bu vahdet felsefesini anlamak kolay değil. Gizli egoları olanlar bu felsefeyi yanlışa yorarak kabeyi yıkalım, din kitaplarını kaldıralım herşey insanda diyebilirler.(zamanla şuurlar bir noktaya gelince bugünün ritüel uygulamalarıda yerini daha üst uygulama ve anlayışlara bırakacaktır) Böyle düşünmekte yanlış. İzafiyetin, kesretin kendi içinde bazı kaideleri, düzenlemeleri var. Üstadın ifadelerinden yola çıkıp insan allahtır demekte gerçekle tam bağdaşmaz. Vahdet felsefesini düşüncesini arif olan gönüller tam manası ile anlayabilirler.


Bir İz: Gören de O Görünen de..Kendinden kendine...


Kozmik Tohum: Vahdeti vucud islamın ezoetrik yanıdır, herkesin anlamasıda gerekmez, anlayabilecek bilinçler zaten bilgiye çekilir ve onlar anlar. Cahilin karşısında bir KİTAP gibi sessiz ol der mevlana, derdimiz herkese herşeyi anlatmak değil, biz bildiğimizi paylaşmakla mukellefiz, üstadda öyle, herkes kendi kaşığının büyüklüğü kadar çorbadan pay alır. Ben üstadın bir çok anlatımını abartılı ve gerçek dışı bulurum buda benim kaşığım. Varlığın birliği yada enel hak, yada yeni çağcıların ben o yum demesi, hepsi aynı bilginin versiyonları. Öğrenci hazır olmadan öğretmen ortaya çıkmazmış, zamanı gelenler zaten herşeyi bilecektir...

------------------------------------------------------------------------------------

Yaşlanmayı durdurmak isteyenlere... her gün (sabahları) bir su bardağı su ile bir diş sarmısak yutun. Ç.BAL

-------------------------------------------------

ASTIMDAN, ALERJİDEN VE GÖZ KANSERİNDEN KURTULUŞ
Darcy'nin hikayesi: ALKALİ SU MUCİZESİ !!!
40'lı yaşlarıma gelene kadar herşey iyi gitti. İlk, kilo almaya başladım, sinsice ve istemeyerek. Doktoruma gittiğimde bana "40lı yaşlara hoş geldiniz" dedi. Ben hayatımda hiç alejisi olmayan ben alerjik olmuştum. Astım, alerji hepsi başlayı verdi. Doktorum yaşlandıkça bünyemizin daha alerjik olabileceğini söyledi. Erken menapoza girdim ve trioid sıkıntısı başladı. Doktorum bunun önemi olmadığını onun için ilaçlarının olduğunu söyledi. Kemik erimesi başladı ve doktorum bana kemik erimesi için bir ilaç yazdı. Daha sonra bağışıklık sistemimin düşmesi sonucu Cildimde bozulmalar belirdi. Doktorum her ay streoid iğnesi olmamı söyledi. Bütün bunlar olurken kas kaybına uğramaya ve kronik yorgunluk başladı. Fakat, durun burda daha fazlası var! 4 Yıl önce yapılan kan testleri karaciğerimin düzgün çalışmadığını gösterdi ve gittikçe çalışması bozulan bir karaciğerim vardı. Daha sonra aldığım bütün ilaçları bıraktım, astımım için olanlarda buna dahil. C-Scan çekimleri ciğerlerimde mantar olduğunu gösterdi Birkaç hafta sonra bana GÖZKANSERİ teşhisi kondu.

Bu nokta hayatımın dönüm noktası oldu. Onkoloji görüşmemden döndükten bir kaç saat sonra evimde pH Mucizesi kitabını okuyordum ve bunun için hazırlık içindeydim. 10 yıldır sağlığımın neden git gide kötüleştiğini anlamaya başladım ve hepsinin asidik yaşam tarzımdan olduğunu anladım. 2 gün boyunca hem tükrük pH ıma, hemde idrar pH ıma baktım. Beden pH ım 5 çıktı. Daha fazla beden pHımı düşüremezdim hemen onu yükseltmem gerekiyordu!

Çiğ yeşil sebzeleri yemeğe ve Alkali su içmeye başladığımda sonuçlar inanılmaz hızla gelişti 3 gün sonra astımım kalmadı. 2 hafta içinde enerjimin gençlik yıllarımda hissettiğim gibi arttığını gördüm. Bundan 1 ay sonra 18 kilo vermiştim. 5 ci hafta 2ci C-scan çekildi ciğerlerimde mantar kalmamıştı. Kanser cerrahım hayatında bende olduğu gibi hücrelerin kendisini yenilediğini görmediğini bana söyledi. 3 Yıllık karaciğerimde meydana gelen çöküş 8 Ay sonra eski haline geldi. Alkalize olmaya devam ettim. Sağlık sorunlarım devamlı azalmaya başladı idrar pH'ım 5.0 dan 5.9 a sonra 6.4 e sonra 7.0 a sonra 7.25- 7.5 arasında seyretmeye başladı. pH Mucizesi hayatımı kurtardı!.

Not: Dr. Robert O Young neden kitabında karbonattan bahsetmemiş anlamadım. Kendi sitesinde Alkali tuzları satıyor. O kadar yeşil sebzelerle alkali olmaktansa çok çabuk karbonatla bu hızlandırılabilir. Ama Amerikalıların farklı bir beyin yapıları var.


Bir İz: Alkali su hazırlanışı:Bir büyük bardağa 2 tatlı kaşığı karbonat atıldıktan sonra üzerine az az kaynar su dökülerek köpürtülür ve karbonatın suda iyice çözülmesi sağlanır.Sonra üzerine normal su dökülür, karıştırılır ve içilir ( su sıcak geliyorsa soğumaya bırakılır ve öyle içilir).Eğer Kanser, MS, Diabet hastasıysanız vücudu Alkali hale getirmek için ilk hafta aç karnına yemeklerden 1 saat önce bu uygulama 2 kere tekrarlanır. Sonraki 3 Hafta sadece sabahları kahvaltıdan önce aç karnına içilerek devam edilir.

Gerçekten de karbonatlı su kullanımı, vücudu alkali hale getiriyor,bizi hasta eden vücudda ki asit oranı.Beslenmemizde baz ağırlıklı kısaca sebze meyve özellikle orac değeri yüksek yiyeceklerle beslendiğimizde hastalanmıyoruz.Hastalansak da karbonatlı su harikalar yaratıyor.. Asit-baz dengesi çok önemli,sadece beslenmeyle değil düşüncelerimiz ve öfkelerimizle de kendimizi asidoz haline getiriyoruz.

Ben bu şekilde besleniyorum ve grip dahi olmuyorum.Sabahları sole( deniz tuzu çözeltisi) karışımlı su içiyorum bu karışımda vücudu alkali hale getiriyor,ilgilenenlere ...

Çetin Bal:
Birsen bu deniz suyu çözeltisini nerlerden bulabiliriz. Birde bu karbonat dediğin şey bildiğimiz yemek sodası dimi ?


Bir İz:
Himalaya kristal tuzdan sole hazırlanıyor.Bir parça kristali,bir bardağa üzerini örtecek kadar su koyuyoruz.2 saatte yüzde 27 lik çözelti oluşuyor ve bunu sabahları bir çay kaşığı ( ama metal olmaması gerekir)yarım litre suya koyup aç karnına içiyoruz.Normalade günde 3 kez ama ben sadece sabahları içiyorum.Hastalık durumlarında her içtiğimiz suya ilave edebiliriz.Ben bununla ilgili seminerlere katıldım,4 yıl önce ve ogünden bu yana içiyorum,grip dahi olmuyorum( maşallah maşallah bana) Öneririm..Karbonatta bildiğimiz yemek sodası onu da deneme aşamasındayım,1 haftadır bakalım bakalım sonuçları merak ediyorum...

------------------------------------------------------------------------------

B.A: Çetin ben bildirim sorunu yaşıyorum, hemen göremiyorum yorum ve mesajları yanlış anlama olur mu? :)

Ç.BAL: Hiç mesaj yazmasan bile ben olumsuz düşünmem... görmemiştir derim.. yada gerek görmediyse bir sebebi vardır derim.. hemen kırılıp, darılmam. Alınganlık gönlü geniş olanların hasleti değildir. Olumsuz senaryolar düşünmem.Hep iyi düşünmeye çalışırım. :) İyi düşünelim iyi olsun :)

Diyelim
ki olumsuz düşündün.. öyle olsa bile , öyle kabul etsek bile ben olumlu düşünerek/güzel ve iyi yönden düşünerek, bunu iyiye yorarak seninde olumlu düşünmen için/ olumlu düşünmeni /güzel düşünmeni, iyi düşünmeni sağlamak için sana enerji göndermiş olurum :)

B.A: Ne güzel kalbin var, teşekkür ederim.
Ç.BAL:Ben teşekkür ederim.

( B.A : Bir Arkadaş)

--------------------------------------------------------

İnsanın fizik bedeni bir aldatmacadır! Bu varoluş okyanusu bir aldatmacadır. Tüm varoluş insan düşüncelerinde önce kendine yer bulur. Gerçeklik sizin düşüncelerinizden ayrı bir yerde mevcut değildir. Siz bir eşyaya dokunurken aslında en derin düzeyde kendi dışınızda bir oluşa dokunmazsınız dokunduğunuz şey BEN olan dediğiniz hakikatin en kaba şeklidir. Dokunduğunuz şey kendi düşüncelerinizden başka bir şey değildir. Aslında herşey öyle varsaymadan ibarettir. Düşünebildiğiniz ve hayaledebildiğiniz herşeyi ortaya çıkarabilme gücünüz var. İmkansız dediğiniz şey hayal gücünüzün bittiği noktadır. Ve her hayalgücü için imkansızın sınırlarıda farklı farklı olacaktır. Herşey bizim düşüncelerimizde başlar düşüncelerimizde son bulur! Neden imkansız diye birşey yoktur? Neden tek bir gerçeğin sabit çizilmiş bir şablonundan bahsedemeyiz? Çünkü bizim varlık olarak algıladığımız herşey, tüm bu dünya, kendi bedenimiz, tüm bu evren ve ötesindekiler hiçlikten bize akseden kendi düşüncelerimizin yansımalarından başka bir şey değildirler. Ç.BAL -2012 - 16 Mayıs - Denizli

 

Çetin Bal: Varlık, varoluş dediğimiz tüm dünya ve fiziksel bedenimiz tamamen psikolojik bir oluşumdan ibarettir. Sır burada. İşte bu yüzden yeterince inanan, hayal eden herkes düşünce hızında fiziksel bedenini uzay ve zamanın ötesine hareket ettirebilir. Şu anda tam burada olman sadece derin düşünsel psikolojik bir yoğunlaşmanın tezahüründen başka bir şey değildir. Tüm varlığınla odağın nerde ise sen ordasındır. Bir fiziksel bedende görünmek, üçüncü boyutta olmak, bu zaman diliminde olmak, mekanın bu noktasından olmak, sahip olduğun ailen, bu insan bedeni sadece senin ODAĞIN! Odağını değiştirdiğin anda tüm bu gerçeklik ters yüz olacaktır. Şimdi kendini New yorkta bir yaz günüme ışınlamak isteyen bir adım öne çıksın.. korkacak bir şey yok..  Korku gerçekte olmayan katı gerçekliğinize sıkı sıkıya tutunmanıza neden olur. Öncelikle gerçekliği belirleyenin sizin düşünceleriniz olduğu bilgisinde, idrakinde derinleşmeniz gerekir.Korkan insan tüm enerjisini korktuğu fikre verir. Kendine bir barikat örer. Korku sizi alışageldiğiniz gerçekliğe mahkum eder. Sizi alışıldık fikirlerin, kabüllerin tutsağı yapar. KORKU sizi alıştığınız, bebekliğinizden beri size öğretilen, genlerinizden gelen, kültürünüzden gelen, toplum kaynaklı şartlanmışlıklarınızın, öyle kabul ettiğiniz gündelik gerçeklerinizin demir parmaklıklarından kaçmanızı engeller. Sizi hayali varsayımlarınız içinde bir tutsak yapar! Ancak cesur, hür, özgür zihinler ışınlanma gibi bir deneyimi daha kolaylıkla tecrübe edebilirler.
-------------------------------

Aramızda fazla kimse yok.. dostlarıma bir sır vereyim. Burlarda oluruz olmayız bilmenizde fayda var. Gerçek nedir? Gerçek hiçbirşeyin olmadığıdır. Gerçek hiçliktir! Peki biz kimiz? Biz bu hiçliğin kendisini bilişiyiz! Buna göre biz neyiz? Bizde hiçliğin kendisiyiz. Peki bu hiç yokluk mu demek? Hayır yokluk demek değil. Peki varlık mı demek? Hayır bir varlıkta diyemeyiz. Ne peki? Sadece kendisi! HİÇ! Ç.BAL

Kullandığınız sözcüklerde kusursuz olun, ağzınızdan çıkan en küçük bir kelimeye dahi dikkat edin. Kendinizle, diğerleriyle ilgili yargılarınızda dikkatli olun. O sizin gerçekliğiniz olacaktır. - Kızıldereli sözlerinden alıntı -



Uygarlık ilerlemiyor diyemezsiniz... Sizi her seferinde yeni silahlarla öldürüyorlar...

- Will Rogers -


GEZEGEN ÇAPINDA ULUSLARARASI BİR AYAKLANMA DÜŞLÜYORUM! YENİ BİR DÜNYA DÜŞLÜYORUM! Ç.BAL


İnsanlar ülkeler, devletler altında toplumsal bir sistem kurmuşlar. Mahkemeler, adalet binaları, hapishaneler, güvenlik güçleri, hastane binaları, meclis binaları, bir takım hukuk yasaları, okullar, ve daha pek çok kurum.. bunlar hepsi egemen güçlerin zayıf olanı, yoksul olanı bürokrasi adı altında sömürmesinin bir yoludur. İçinde bulunduğumuz düzen zorbalık ve hükümranlığın yasalarla güvence altına alınmış görüntüsünden başka bir şey değildir. Çoğunun düzen adını verdiği bu oluşuma ben egemen güçlerin düzenbazlığı adını veriyorum! Ç.BAL


Çetin Bal: Varılacak nihai nokta büyük bir İSYAN dır! Büyük bir toplumsal ayaklanma! Fakat bu isyan cahil kalabalıkların yapabilecekleri bir ayaklanma olamaz! Böylesi bir toplumsal ayaklanma ancak sistemin düzenbazlığını anlayan, idrak eden şuurlu devrimci gruplar, kitleler tarafından yapılabilir. Böylesi bir ayaklanma kalabalık bilinçli kitleleri içine alan planlı, örgütlü bir yapılanma ile mümkün olabilir.Günümüz dünya kapitalist sistemi düşünülürse eskisi gibi insanları sokaklara dökemeyiz... bu yüzden izlenmesi gereken yeni yol, çağın örgütlenme biçimi ayaklanmayı önce dimağlarda, ruhlarda, kalplerde gerçekleştirmek olmalıdır. Önce ruhlar ayaklanmalı, isyan zihinlerde başlamalı! Bunun içinde insanlar içinde yaşadıkları dünyayı/sistemi/düzeni/toplumu sorgulamalılar.

Benim gayem uluslararası bir ayaklanma çıkartmak! Böylesi bir ayaklanma dünya çapında sağ, sol, müslüman, hristiyan.. yada bir takım ideolojiler adına değil sadece evrensel insanlık değerleri adına sadece ÖZGÜRLÜK ve ADALET adına olmalı! Nasıl bir dünya istiyoruz? 1- Önce tek bir dünya devleti hedefimiz olmalı. 2- Kapitalizm ortadan kaldırılmalı 3- Tüm dünya dinleri bir araya gelip insan maneviyatını ve ruhsal yapısını kabul eden ortak bir metafizik bilgi felsefesi çerçevesinde birleşmeliler. 4- Eğitim öğretim sistemi maddesel dünyaya ait ilmi çalışmalar kadar insan ruhsallığının tekamülünüde esas alan bir yeni yapılanmaya sahip olmalıdır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------



ŞEKER YEMEMEK İÇİN 66 NEDEN...Şekerin zararları..

1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.
2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.
3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.
4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.
5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.
6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.
7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.
8. Şeker bakteri enfeksiyonları na karşı savunma sistemini zayıflatabilir.
9. Şeker böbreklere hasar verebilir.
10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.
11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.
12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.
13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.
14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir.
15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.
16. Şeker gözleri bozabilir.
17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.
18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.
19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.
20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.
21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.
22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.
23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.
24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.
25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.
26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.
27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.
28. Şeker astıma sebep olabilir.
29. Şeker mantar enfeksiyonları na sebep olabilir.
30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.
31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.
32. Şeker istemik kalp hastalığına yol açabilir.
33. Şeker apendisite yol açabilir.
34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir.
35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.
36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.
37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.
38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.
39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.
40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.
41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.
42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.
43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.
44.Şeker gıda alerjilerine sebep olur.
45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.
46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.
47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.
48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.
49. Şeker DNA yapısını bozabilir.
50. Şeker katarakta sebep olabilir.
51. Şeker amfizeme sebep olabilir.
52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.
53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.
54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.
55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.
56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.
57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.
58. Şeker pankreasa zarar verebilir.
59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.
60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.
61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.
62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.
63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.
64. Şeker depresyona sebep olabilir.
65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.
66. Şeker Alzheimer hastalığı riskini artırabilir.


Şekerin gizli isimleri

Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.


Şekerin vücudunuza zararları

• Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.

• Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.

• Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.

• Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor.


Her yerde “şeker” var

Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi… Bebek maması, mısır gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu gıdaları.


Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı

şekerin zararlarıÖzellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!


Şekerdeki genetik risk

Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu “oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor. (alıntı)

-----------------------------------------------------------------------------

- Kollestrol hakkındaki bilinmeyen gerçekler-
- Tuzun faydaları -

Dr. Leonard Coldwell Elektriksel yaratıldığımızı anlatıyor. Çiğ gıda ve vegan beslenmeden bahsediyor. Tuzun önemini anlatıyor. Tuzla elektriğin iletildiğini anlatıyor. EĞER VÜCUDUNUZDA TUZ AZSA EĞER YÜKSEK TANSİYON OLUŞUR.

ONUNLA KONUŞAN KİŞİ AMA BİZE BUNUN TERSİ ANLATILDI diyor gülerek. Coldwell sakince hayır tam tersi diyor TUZ AZSA TANSİYON MEYDANA GELİR!!! ONLARIN KONUŞTUKLARI MASA TUZU'DUR!!! MASA TUZU UCUZDUR İÇİNDE 1/3 CAM, 1/3 KUM, and 1/3 TUZ BULUNUR.
.
Eğer damar çevreleri ince ve kolestrolden yoksunda o zaman bu cam ve kumlar damarın çevresini tarip ederek iç kanamaya yol açar.
Kolestrol oraya giderek damarın kanamasını durdurur, orayı kapatır ve sizi iç kanamadan korur. Böylece iç kanamadan ölmezsiniz!. Kolestrolün damarları tıkadığı daralttığı söylenir HDL LDL BU SAÇMALIKTAN ÖTE BİRŞEY DEĞİLDİR!! BU APTALLIKTIR, BU SAÇMALIKTTIR. KOLLESTROLÜ 600 OLAN VE TÜMÜYLE SAĞLIKLI İNSANLAR VAR HİÇ BİRİ KOLLESTROLDEN ÖLMÜYOR. KOLLESTROL DÜŞÜKSE EĞER İNSANLAR ÖLME RİSKİNE YAKINDIR. VÜCUDUMUZDAKİ BÜTÜN YENİ OLUŞAN HÜCRELER KOLLESTROL SAYESİNDE OLUŞTURULUR. BU HÜCRELERİN % 80 Nİ KOLESTROL SAYESİNDE OLUŞTURULURLAR. SAĞLIKLI HÜCRELERİ ANCAK KOLLESTROL SAYESİNDE OLUŞTURURUZ. KOLLESTROL OLMAZSA BU HÜCRE YENİLENMESİ MEYDANA GELEMEZ.

+++ SAĞLIKLI BİR İNSANIN 250 NİN ÜSTÜNDE KOLLESTROLÜ OLMASI GEREKİR. SİZE İYİ KOLLESTROL KÖTÜ KOLLESTROL OLDUĞU SÖYLENİR. ASLINDA İYİ KOLLESTROL KÖTÜ KOLLESTROL DİYE BİRŞEY YOKTUR O KOLESTROLÜ TAŞIYAN PROTEİN DİR YANİ YANİ ONU PROTEİN TAŞIR KOLLESTROLÜ +++

DOKTORLARIN YAŞAM SÜRELERİNE BAKTIĞIMIZDA 56 YAŞ CIVARINDA ÖLDÜĞÜNÜ GÖRÜRÜZ. BUNUN NEDENİ ASLINDA SENTETİK İLAÇ KULLANIMI VE ALKOL DÜR. SENTETİK İLAÇLAR ASİT TİR. ALKOL YAĞI ÇÖZER ASİTLERİ ÖRTECEK BİR ŞEY KALMAZ VE ÖLÜRLER. DOKTORLAR BİR NEVİ İNTİHAR EDERLER...
------------------------------------------------------------------------------------

- Kahvenin faydaları -
• Kolesterolü düşürür.
• Ağrı kesicilerin etkisini yüzde 40 oranında artırır.
• Göğüs kanseri riskini azaltır.
• Günde 2 fincan kahve içmek astım tehlikesini azaltır. …
• Kahve girişkenliği arttırır. …
• Siroz hastalığı riskini yarı yarıya düşürür.
• Nefesi açar.
• Kemikleri güçlendirir, ancak yaşlıların fazla tüketmesi sakıncalı.
• Tip 2 diyabeti ve Parkinson hastalığından korur.
• Selülit gibi cilt sorunlarına karşı etkilidir.
• Yüksek tansiyonu önler.
• Pankreas kanserini azaltır.
• Kalp rahatsızlıklarını büyük oranda önler.
• Bağırsakları düzenler.
• Depresyona karşı etkilidir
• 40 yıl hatırı vardır

Afiyet olsun

Tabi ki her şeyin fazlası zarar. Fazla kahve içmek de çarpıntı yapabilir, uykunuzu kaçırabilir.

--------------------------------------------------------------------------

Ufkunuzun neresi olacağını başkalarının kalemine bırakmayın. Siz çizin. Ancak elinizde kurşun kalem de bulunsun.

Gerektiğinde silip daha ilerisini çizebilmek için. ve yelkenleriniz için rüzgar beklemeyin, bulutu ve rüzgarı da siz çizin.

- Üstün Dökmen -

---------------------------------------------------------

MÜRŞİD-İ KÂMİL KİMDİR?
Mürşid-i Kâmil, irşâd eden, doğru yolu gösteren, terbiye eden, insanları gafletten kurtaran, peygamber vârisi olan, “El ulemayı veresetül enbiya” (H. Ş. ) gereğince “Elif, Lâm, Mim” sırlarını kendinde toplayan canlı bir kitaptır. Allahü Teâla ilmi ezeliyette onları seçmiştir.
Onlar her insan gibi devrin yarısını bu âleme gelinceye kadar tamamlamış, cemâdât, nebâtât, hayvânât ve insana kadar gelerek baba sulbü, anne sulbü ve tabiat âlemlerini takip ederek Tin Sûresi 5. âyetinde tarif edilen “Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık” aşağıların en aşağısına, insan-ı asliyesini bulmak isteyenler için gönderilmiştir.
Tin Sûresi 6. âyette “Ancak îmân edip yararlı işler yapan kimseler başka; onlar için kesilmez bir mükâfat vardır” buyrulmaktadır. Bu insanlar nefs âleminden yolculuğa çıkarak bir Mürşid-i Kâmilin eteğini tutup, nefs-i emmârelerinin tahakkümü olan nisbîyet ve şirklerinden kurtularak insan-ı asliyesini öğrenip Rûhullah olacaklardır. Kendi varlıklarını Hakk’ın varlığında ihtiyarî olarak yok edip, Cenâb-ı Hakk’ın kemâlâtıyla tecellîlerini kendi varlıklarında zuhûra getirirler.
İlm-i ezeliyette kendisine Mevlâ tarafından lütfedilen irşâd göreviyle, toplumun içine inerek, onları nefs âleminden rûh âlemine veya kesâfet âleminden letâfet âlemine vuslat için irşâd ve çeşitli terbiye metodlarıyla, kendisi daha evvel İnsan-ı Kâmilinden nasıl irşâd olduysa aynen öyle irşâd edecektir. Çünkü Nahl Sûresi 78. âyetinde “Allah, sizi annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmediğiniz bir halde çıkardı. Öyle iken size, işitme, gözler ve kalpler verdi ki, şükredesiniz” buyrulmuştur. İşte bizler daha evvel hiçbir şey bilmezken, manevî anamız olan Mürşid-i Kâmilimiz butûnundan bizleri irfâniyet ve kemâlâtıyla çıkarıp kulaklarımızla Hakk ve hakîkati duyan, gözlerimizle Hakk ve hakîkati gören, kalblerimizle de cehâlet zincirlerini kırarak tefekkür eden bir hale dönüştürdü. Bizlerin isti’dâdlarında bu kemâlât olmamış olsaydı, bizler ne Mürşid-i Kâmil mazharından bu Tevhîd yoluna çağırılır ne de nefs âleminden rûh âlemine vuslat bulabilirdik. Buna ne kadar şükretsek azdır.
Mürşid-i Kâmilin üç belirtisi vardır:
1- Onun yüzüne baktığınız zaman onlar Allah’ı hatırlatıcıdır.
2- Sohbette iken ve hâllerinde mıknatıs gibi kişileri çekicilikleri vardır.
3- Sohbet ettiklerinde, dinleyenler sohbetinden hoşlanırlar, “anlatsa da biraz daha dinlesek” derler. Onların yanında her türlü üzüntü ve sıkıntımızın yok olduğunu görürüz. Soru sorulduğunda tatmin edici cevaplar alınır. Alçak gönüllüdürler. Sâliklere, Cebrail’in Meryem validemize Hz. Îsâ (AS)’yı müjdelemeye geldiği gibi yaklaşmayı düstur edinmişlerdir. Hak yolundan kat’iyen ayrılmazlar. Ellerini, dillerini, evlerini, gönüllerini, imkânları nisbetinde açan zâhir ve bâtın cömert kişilerdir.
Onlar sâlikleri kendilerine bağlamazlar, râbıta yaptırmazlar. Hakk’a bağlar, Allah’a râbıta yaptırırlar. Kendilerindeki Rabbü’l-Âlemîn’in zikrini, fikrini, müşâhede ve yaşamını öğretirler. Böylece dünyada Âhiretin mutluluğunu ve Cennet’ini yaşarlar.”İnsan benim sırrım, Ben de onun sırrıyım” Hadis-i Kudsîsi onları tarif eder. Cenâb-ı Allah Mürşid-i Kâmil resminde tecellî etmektedir. Herkese bunların sîretini görmek nasîb olmadığı için, bazıları onun resmini görür, maalesef sîretini göremez. Mürşid-i Kâmil resminden Hakk’ı ancak Allah’ın nasîb ettikleri görebilir. (Alıntı)

Çetin Bal:
İslami bir terminoloji ile bir izahat getirilmiş.Fakat bilgi, ilim ve mana itibarı ile güzel bir paylaşım. Yazıda şöyle bir ifade kullanılmış.. <<Onlar sâlikleri kendilerine bağlamazlar, râbıta yaptırmazlar. Hakk’a bağlar, Allah’a râbıta yaptırırlar. >> Rabıta kurmak modern anlamı ile gönüller arasında bir rezonans oluşmasıdır. Bu rezonansın neticesinde telepatik bir bağ hasıl olur. Bu bağ öğrenciden öğretmene olduğu gibi kişinin istidatı varsa doğrudan Allah'a da olur. Burada kendine bağlama tabiri yanlış telakki edilmiş.Öğrenci ile öğretmen arasında tam bir gönül birliği olursa bu öğrencinin ruhsal bilgiye, deneyimlere daha açık bir hale gelmesinde yardımcı olur.

----------------------------------------------------------

Herkesin özgürlükten anladığı kendince.. mesela ben hayatımın sonuna kadar bahçedeki kırmızı gülleri arar gibi sevdiğimin gözlerinin kıyısında bir kahve içmeli onun gözlerine arada bir bakmalıyım.. :) Ç.BAL



Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi…! - Stefan Zweig -

 

Bazı insanlar hayatları boyunca küçük tek kişilik bir hücreyi andıran bir kulübede yaşarlar. Ben buna sığ bir fikrin tutsağı olarak yaşamak diyorum.Çoğu zaman bu fikir kendi zihinlerine ait bir fikirde değildir. Çoğunlukla başkalarınca üretilmiş bir fikir olur bu! Ama bazılarıda devasa okyanusların, yeşil adaların, akan şelalerin ve türlü meyve bahçelerinin olduğu dağlarla çevrili büyük yeşil ovalarda, ormanlarda özgürce yaşarlar. Bu özgür insanlar fikirlerin tutsağı (kölesi) değildirler onlar fikirlerin efendileridirler. Fikirler onlara sahip olmaz onlar fikirlere sahip olurlar. Ç.BAL

 

Tek bir andaki tek bir fikir değişikliği, tek bir yaklaşım değişikliği, bir an için hayata, insanlara başka bir açıdan bakmak, bir an için öyle sandıklarınızdan uzaklaşmak tüm kader planınızı, hayatınızın akış yönünü, tüm yaşamınızı imkansız olarak varsaydığınız başka olasılık boyutlarına doğru taşımak için yeterlidir. Kaderine hükmetmek istiyorsan tüm varlığınla bir kaç dakikalığına farklı düşünmeyi dene!! Sadece bir kaç dakika başka birinin yerine koy kendini! Başka biri ol! Başka bir açıdan bakmayı dene! Ç.BAL- 2012 - Mayıs 14

 

Doğru zamanda gelen yanlış insana tanıdığın şansı, yanlış zamanda gelen doğru insana tanımadığın sürece üzülen hep sen olursun ! - Çehov -

Nejla Dildar: bunu nasıl anlayacağız...

Çetin Bal: Önyargılardan (peşin hükümlerden, öyle sanmalardan) uzak bir zihin, kalp bunu hisseder. Temiz bir kalp, saf bir kalp hisseder. Dengeli bir psikolojik yapıya sahip biri bunu hisseder. Öylemi diye düşünmenize gerek kalmaz. Sonsuz olasılıklara, ihtimallere açık bir kalple dünyaya bakmalı. Korku algı kanallarını kapatır. Böyle olunca bir karşılaşma HAYIR (iyi) olsa bile kişi bunu ŞER (kötü) gibi algılar. Ya siz korkar kaçarsınız yada karşıdaki. Bunun adına hoşlanmamak, zıtlaşmak, elektrik, ışık, titreşim alamamakta diyebiliriz. Sevgi dolu bir zihin, gönül durulmuş bir berrak su gibi olur. Doğru kişinin titreşimi bulanmamış bir gönül tarafından hissedilir.
----------------------------------------------------------------------------------------

S.G: Abi sevgilim beni terketti. Onu kaybetmek çok kötü bir durum gerçekten. Şu an ötenaziye tamam diyecek vaziyetteyim. Ç.BAL: Dünyada sevebileceğin pek çok insan var.. sen zihnini belli bir şablona ayarlayıp ona kitlenmişsin. Tek boyutlu bakıyorsun.. odağını genişlet, yüreğini geniş tut.. sevebileceğin biri çıkar mutlaka..

S.G: Sahiden karşıma çıkarmı abi? Ç.BAL: Çıkar tabiki. Sen yeterki bir an önce bu hüsranı , bu incinmişliği, bu hayal kırıklığını, bu acıyı aşmaya bak.. kendini topla.. kendine bak, kendini bırakma, hayata karşı kırgın durma.. mutlaka güzel duygularına, güzel düşüncelerine doğru birileri çekilecektir.. ama sen her an hazır ol... karşına çıkacaktır.Umudunu kaybetme.