|
UFO TOP SECRET: The BOB
LAZAR Interview
Zeta Reticuli Aliens: Robert Lazar
Video çeviri: Hülya Altınkaya

51. Bölge Sırları - Bob Lazar
Bir zamanlar 51. Bölge/s4 te
çalışan Fizikçi Bob Lazar belgeseli ...
51. Bölge ve Bob LAZAR
1985 yılından beri 15 milyon Amerikalının tanımlanamayan uçan nesne gördüğü
söyleniyor, ve bütün delillere rağmen bu konuyu bilim görmeyi reddetti. Ama
şimdi asrımızın en büyük sırlarından birisi çözülmek üzere. Devlet için
çalışan ve bir bilim insanı olan Bob LAZAR askeri bilgileri ile birlikte
bunları kamuoyuna sundu. Teknolojik gelişmelerin sınırının bilinemediği
günümüzde, devletler büyük şirketlerin en ileri keşifleri yapmalarını
sağladı. Amerikan devleti ise milli güvenliği ilgilendiren bilgileri bilinen
sebepler üzerine toplumdan saklamak zorunda!? Konunun hassasiyeti, dünyada
yaşayan canlıları, evrenin sırlarını aydınlatacak bilgiler olunca artıyor.
Herkesin şunu dediğini duyar gibiyim, evet bunları bilmek hakkımız. 2. Dünya
savaşının sonlarına doğru icat edilen atom bombasından sonra ulusal
güvensizliklikte yepyeni bir sayfa açıldı ve Roswell olayının ardından
Amerikan ordusu mükemmel silahlar ve sofistike casusluk aletleri
arayışındaki gelişme ve başarılarını her zaman gizli tuttu.
Uzmanlık ya da özel uzmanlık gerektiren durumlarda ordu dışarıdan yetenekli
bir sürü insanı işe alıyor. Bob LAZAR'da bu sebeple işe alınan sivillerden
birisi. 51. bölgeye girişi ve orada bulunduğu zamanı çok detaylı bir biçimde
anlatırken, Amerikanın yaptığı önemli bir buluşa ve Ruslarla bir dönem
çalışıldığına değiniyor. Kendisinin ölen bilim insanlarının yerine işe
alınan sivillerden biri olduğunu söylüyor. 51. bölgeden çok daha önemli S4
adının verildiği bir bölgenin olduğuna ve oraya girişin yasak olduğuna da
değiniyor. Detaylarını aşağıdaki belgesel videonun çeviri yazısında
bulabilirsiniz.



Bob Lazar's story: Alien
spacecraft at area 51
51. Bölge'nin sırları. 51.
Bölgede çalışan Bob
Lazar'ın itirafları.
UFO iddialarına kaynaklık eden bir başka önemli olay
ise ABD'deki 51. Bölge'dir. İddialara göre, bölgedeki
UFO gözlemleri oldukça yoğundu ve bir çok insan
bölgede uzay teknolojisinin ve çalışır uçan dairelerin
saklandığına inanıyordu. İddiaların çoğunun ardından,
bir uçan daire için sistem mühendisi olarak
kiralandığını söyleyen, üssün eski çalışanı Bob Lazar
çıkıyordu. Lazar'ın iddialarına göre üsse izinsiz
girmenin cezası ölümdü.
Groom Gölü Hava Kuvvetleri Üssü, diğer adıyla
Dreamland, Nevada'nın sıra dağları ile çöl arasında
gizliydi. Kırk yıldır var olan ve yerini halktan
saklamak için milyonlarca dolar harcanan üs, şu anda
resmi bilgilere göre eskimiş SR71 Blackbird casus
uçakları ve "hayalet uçak" olarak bilinen F117 Stealth
savaş uçaklarının üssü olarak biliniyor.
Lazar, söz konusu üste, 1988-90 yılları arasında
Galileo adıyla bilinen gizli bir projede sistem
mühendisi olarak çalışmıştı ve dünya dışı dokuz
yuvarlak uzay aracının, üssün S4 adıyla bilinen bir
bölümünde saklanarak incelendiğini iddia ediyordu.
Lazar'ın anlattıklarına göre, uzay gemileri dağ
duvarlarına inşa edilmiş büyük çengellere
yerleştirilmişti ve sadece kapıları hariç her yeri,
ana renge uysun diye boyanmıştı. Lazar dünya dışı
mühendisliğin bilgisini keşfetmek için nesneleri
ayırmaktan sorumlu anlamına gelen tersine mühendislik
araştırmacısı olarak orada çalıştığını söylüyordu.
(Hazırda buluna teknolojiyi inceleyerek, bunun nasıl
çalıştığını ve aynısının nasıl yapılabileceğini
meydana çıkartmaya tersine mühendislik deniliyor.)
Anlattığına göre, üste çalışmaya başladığı günden
ayrılana kadar silahlı güvenlik görevlileri tarafından
izlenmişti. Fakat yine de, bir ara fırsat bulup
4.5 m.
yüksekliğinde ve 18 m. çapında uzay araçlarından
birine girdiğini iddia diyordu. Lazar'a göre,
uzay
aracı görünüşte metalik olmasına rağmen kaynak yerleri
gözle görülmüyordu ve bu objenin elektrik
düzeni
bilimsel düzenimizden ve havacılık teknolojimizden çok
ileriydi.
Lazar'a göre dev hangarlarda UFO benzeri uçan
disklerin deneyleri yapılıyor ve uçuş prensipleri
deneniyordu. Lazar'a göre iki tür UFO bulunuyordu,
birisi "Omicron" adı verilen bir gezegen veya bir
yıldız çevresinde kısa yolculuklar yapabilen diskti.
"Delta" adlı diğer tip ise, uzay/zaman alanı içinde
hareket edebilen ve bu şekilde yıldızlar ve galaksiler
arası yolculuk yapabilen olağanüstü bir araçtı.
Araçların üçüncü ve bir başka tipi ise hem Omicron,
hem de Delta konumuna geçebilen bir modeldi. Bu
diskler veya araçlarla ilgili tüm bilgi vardı ve de
uygulanıyordu.
Lazar'ın anlattıkları gerçekten ilginçti. Lazar'ın
iddiasına göre, bu diskler çok yüksek oktanlı ve
petrolden olmayan, atom sayısı 115 olan bir elementle
çalışıyordu. Bu element ise, bizim kullandığımız
periyodik cetvelde yer almıyordu. Lazar'a göre
bu
element, uzay seyahati esnasında 116 denen bir başka
elemente dönüşerek % 100 enerji sağlıyordu.
Lazar, dünya dışı canlıların ikili bir yıldız sistemi
olan Zeta 2 Reticu yıldızının dördüncü gezegeninden
geldiklerini iddia ediyordu. Dünya dışı canlılar,
Lazar'a göre boyları bir buçuk metre, ağırlıkları 15
ila 30 kg arasında, hemen hemen yürümeye yeni başlayan
bir çocuk görünümündeydiler. Başları büyük, her yönü
görebilen badem şeklinde kocaman gözleri vardı ve
genelde saçsızdılar. Daha çok mavi renkte tek parça
tayt benzeri bir giysi ile görülmüştüler.
İddialar birbiri ardısıra gelirken, bundan tam iki yıl
önce ABD Hava Kuvvetleri, Groom Gölü'nü halkın
görüşünden uzak tutmak için çevredeki 4500 hektarlık
yeri de satın aldı. Üssü gözlemek için gelenler artık
25 ila 30 mil uzaklıkta kalıyordu. ABD basınına göre,
Groom Gölü çevresinde Hava Kuvvetleri'nin sahip olduğu
alan 94.000 hektardı. Üssün isminin hâlâ haritalarda
yer almayışı ise, buraya gizli bir üs ya da dünya dışı
bir sırrı saklamak için ideal bir yer olma özelliği
kazandırıyordu.
51'inci Bölge ile ilgili olarak geçen yıllarda çekilen
Rus uydu fotoğrafları da, 9500 m. uzunluğuyla dünyanın
neredeyse en uzun uçuş pistinin burada olduğunu
gösteriyordu. Ayrıca resimlerde uçakların askılarla
hangara alınmalarındaki büyük teknolojik ilerlemenin
ipuçları, su kuleleri, soğuk yakıt tankları, radar
merkezleri, kontrol kulesi ve geniş bir sahada yer
alan yapılar da vardı. Kanıtlar ayrıca komplekste
yeraltı girişlerinin büyük bir yer kapladığını
gösteriyordu. Yetkililer bu fotoğrafları da
umursamadılar, yorumsuz kalmayı tercih ettiler. Bugüne
kadar üssün varlığı hakkındaki kanıtlar veya kanıt
olarak ileri sürülenler kapalı bir sır olarak kalmaya
devam ediyor.



Robert Lazar - Ex worker of Area 51 tells all about
flying saucers and aliens - Secret Space Program
Bob Lazar, United Nuclear Scientific's CEO, recounts his experience at Area
51/S4 in the late 1980s.
AREA 51 SECRETS OF UFOS & ALIEN TECHNOLOGY
Lazar claimed to have worked in 1988 and 1989 as a physicist at S4 allegedly
located at Papoose Lake southwest of top secret Area 51 near Groom Dry Lake,
Nevada. According to Lazar, S4 serves as a hidden military location for the
study and research of
extraterrestrial spacecraft, or flying saucers using
reverse engineering. Lazar says he saw nine different extraterrestrial
vehicles there and has provided detailed information on the mode of
propulsion and other technical details of a disc-shaped vehicle he called
the sport model.
In November 1989, Lazar appeared in a special interview with investigative
reporter George Knapp on Las Vegas TV station KLAS to discuss his purported
employment at "S4", a facility he claims exists near Area 51. In his
interview with Knapp, Lazar said he encountered several flying saucers. He
says he first thought the saucers were secret terrestrial aircraft whose
test flights must have been responsible for many UFO reports. On closer
examination and from having been shown multiple briefing documents, Lazar
came to the conclusion that the discs were of extraterrestrial origin. In
his filmed testimony Lazar explains how this impression first hit him after
he boarded one craft being studied and examined its interior. Lazar claims
to have "worked at Los Alamos National Laboratory (specifically in the Meson
Physics facility ), involved with experiments using the 1/2 mile long Linear
Particle Accelerator." Knapp claimed to find Lazar's name among that of
other scientists in the 1982 Los Alamos phone book and have a 1982 Los
Alamos Monitor news article mentioning "Lazar, [as] a physicist at the Los
Alamos Meson Physics Facility."
For the propulsion of the studied vehicles, Bob Lazar claims that the atomic
Element 115 served as a nuclear fuel.
Element 115 (temporarily named "ununpentium" (symbol Uup)) reportedly
provided an energy source which would produce anti-gravity effects under
proton bombardment, along with antimatter for energy production.
As the
intense strong nuclear force field of Element 115's nucleus would be
properly amplified, the resulting large-scale gravitational effect would be
a distortion or warp of space-time
that would, in effect, greatly shorten
the distance and travel time to a destination.
Lazar also claims that he was given introductory briefings describing the
historical involvement by extraterrestrial beings with this planet for the
past 100,000 years. The beings allegedly originate from the Zeta Reticuli 1
& 2 star system and are therefore referred to as Zeta Reticulans, popularly
called 'greys'. According to Lazar these beings were referred to as 'the
kids' within the program, or as 'gourds' among the personnel.



UFO Propulsion
The bizarre, yet seemingly technologically feasible
claims of alledged 'Area 51' back-engineering
specialist: BOB LAZAR
"The power source is a reactor which uses element 115 as its fuel. In this
reactor element 115 is used as a target and is bombarded with protons in a
small, highly sophisticated particle accelerator. When a proton fuses into
the nucleus of an atom of 115, it is transmuted and becomes an atom of
element 116. Although we too can transmute elements here on earth, it is
typically not done in this fashion, or at anywhere near this level of
efficiency. Furthermore, we have yet to produce anything heavier than
element 112.
As soon as each atom of 115 is transmuted into 116, it immediately decays
and produces a radiation unlike that which we normally observe in nuclear
decay. Each atom of element 116 decays and releases two anti-protons (anti-hydrogen),
a form of antimatter. Antimatter can be produced in particle accelerators
here on earth, but only in minute quantities and only stored for short
periods of time.
The flux of antimatter particles produced in the reactor are channeled down
an evacuated, tuned tube (which keeps it from contacting with the matter
that surrounds it) and reacted with a gaseous matter target. This Total
Annihilation reaction is the most efficient and energetic nuclear reaction
there is. The more familiar nuclear reactions are Fission, producing energy
from the splitting of atoms as used in nuclear reactors & atomic bombs, and
Fusion, the fusing or combining of atoms (typically hydrogen nuclei) to
release even more energy. Fusion is the reaction that powers the sun and
other stars and is what gives hydrogen bombs their "punch". These two more
common nuclear reactions are dwarfed by the power and efficiency of the
annihilation reaction used in the alien reactor.
The reaction between the gaseous matter target and the antimatter particles
produces a continous release of tremendous amounts of heat. This heat is
converted directly into electricity by the use of a thermionic Generator.
The Thermeonic generator used in this reactor is so efficient, that there is
no detectable waste heat produced. This is an apparent violation of one of
the basic laws of thermodynamics. Similar, but not nearly as efficient or
powerful, thermionic generators are used as power sources in our satellites
and space probes.
As amazing and efficient as all this seems, it is only secondary to the
primary function of the reactor. The antiparticle flux emitted from the
transmuting element 115 is not the only energy radiated during operation.
This is the point at which the gravity A wave is first produced. The gravity
wave emitted by the 115 reaction appears on the hemisphere of the reactor,
propagating up the tuned waveguide in a fashion very similar to the way
microwaves behave.
All of the actions and reactions inside the reactor are orchestrated
perfectly like a tiny little ballet, and in this manner, the reactor
provides an enormous amount of power used to amplify the gravity A wave so
it can cause the requisite space/time distortion for space travel.." -Bob
Lazar
UFO Propulsion System - Bending time and space
Defense Scientists and Engineers are finally starting to understand the
ultimate propulsion system that can make instantaneous space travel possible.
The UFOs use this propulsion system to travel great distances
instantaneously.
The speed of light is 670,000,000 miles per hour – a number no human being
can ever stand in any craft for a long time. Does that mean UFOs are
unmanned or extra-terrestrial beings are totally different? It is possible
but not likely. Theory of evolution in the Universe says that intelligent
life forms are abundant in the Universe but they have evolved in a similar
way.
Traveling even at the speed of light (670,000,000 miles per hour) is just
not enough to cover distant destinations in the Universe. For example even
at that speed traveling from one constellation to another may take hundreds
of years.
Then how can one travel such great distances in a short span of time? This
is the million-dollar question that has made every country in the world keep
quiet about UFOs and cover up their existence and interaction. Every country
believes they will be the first to uncover the technology of “flash travel”
which is the term used in traveling from point A to point B in the Universe
instantaneously.
To understand the concept, imagine you have to travel from New York to New
Delhi, two points in the opposite sides of the globe. Now think you have the
technology of freezing time and then get back to current time. At 9AM (or
any other time of a particular day), you take the instance of the globe and
freeze it for travel. Now assume the globe is made of paper or some other
flexible material. Now you deform the globe and bring NY and New Delhi touch
each other. Then travel from NY to New Delhi instantaneously because the
distance is really very little since you deformed the globe. After
completing the travel you put the globe back to its original configuration.
And you transfer yourself to the current time.
This may seem complex but actually once the technology is mastered it is
really simple. Another way to understand this is to hold a piece of
rectangular paper in your hand. Bring the two opposite corners of the
rectangular piece of paper together and make them touch each other. Now the
distance between the two opposite corner is really zero.
Bending space and time is the concept where you do not travel to the
destination; you bring the destination close to you. This is exactly how
UFOs travel from one destination to another. That is the reason why those
who are waiting with their telescope in the open sly to find UFOs will never
find them.
Scientists and Engineers are now perplexed trying to understand how that
kind of space travel is possible. The answer lies in using something known
as dark energy. The dark energy allows disintegration or deformation of
space. There are some early indications that dark energy also allows
isolating time dimensions.
Physicists and Engineers are researching the use of dark energy. The purpose
is to understand the process of bending the space and time. That requires
UFO flight patterns; sighting information and a mathematical algorithm to
back calculate their flight positions in a more than three dimensional
geometry. Computer models are helping. We do not have the technologies to
capture or isolate time dimension. Can you draw a block or a cube on a piece
of paper? Yes, you can. It is called an isometric drawing.
It is the process of drawing a three-dimensional drawing on a two
dimensional paper. Similarly, complex algorithms are allowing reverse
engineering the UFO Time and Space bending in a medium that is three-dimensional.
The resulting map is showing the space and time (four dimensions) in a three
dimensional environment.
Sometimes you wonder what any one can gain spending so much time and money
to hide and cover up all the UFO information? Why so much ridicule around
something every country in running after since 1890? The answer is the fact
that any one who can master this time and space bending technology will be
ahead of others by many years.
There are early indications that scientists and engineers have got the clue
to the concept of bending time and space using dark energy. Interestingly,
the whole concept starts with Einstein’s Theory of Relativity.













Nevada’daki Area 51 adıyla
bilinen, 51. Bölge’nin sırrı.51. Bölgede Gerçekten uzaylılar var mı ?
Roswell kazası meydana geldi mi ? Bir zamanlar 51. Bölgede görev yapmış Bob
Lazar’dan akıl almaz itiraflar…

İnsanoğlu yıldızlara baktığından
beri gökyüzünde yabancı nesneler gördü.Ama dünya dışı zeka için delil
araştırmaları hayal kırıklığıyla sonuçlandı, en iyi deliller bile sadece bir
kaç fotoğraf ve kare filimden ibaretti.Ama şimdi bütün bunlar değişmek
üzere.1985 ten beri 15 milyondan fazla Amerikalının tanımlanmayan uçan nesne
gördüğü söyleniyor. Ve görünürdeki yoğun delillere rağmen bilim bu konuyu
görmezden gelmeyi tercih etti.Ama şimdi tarihte ilk defa olarak asrımızın en
büyük sırlarından biri çözülmek üzere.

Devlet için çalışan eski bir
bilim insanı dünya dışı uzay araçları üzerine gizli askeri bilgileri
tartışmak için ortaya çıktı.
Her alanda teknolojik ilerlemeler
yaşanıyor ve duracak gibi de görünmüyor. Son yıllarda insan tarihinde
giderek artan eşsiz bir başarı yaşanıyor.Bu teknolojileri geliştirme ve
üretmedeki yüksek giderler özel sektör rekabetini kısıtladı. Devlet ve büyük
şirketlerin en ileri keşifleri yapmasını sağladı.Büyük şirketler NASA'yı
memnun edecek yeni şeyler bularak yada onları daha da geliştirerek yüksek
ücretli kontratlar için gece gündüz çalışarak yarışıyorlar.
Devlet ise diğer taraftan milli
güvenliği ilgilendiren bilgileri bilinen sebepler yüzünden toplumdan
saklamak zorunda.Ama konu dünyanın refahı, dünyada yaşayan canlılar yada
evrenin sırlarını aydınlatacak bilgiler olunca birçokları bunları bilmenin
hakkımız olduğuna inanıyor. 2. Dünya savaşının sonlarına doğru atom
bombasının icadıyla beraber ulusal güvensizlikte yeni bir dönem başladı.
Roswell olayı ve modern UFO
dönemine de rastlayan soğuk savaşın ilk günlerinden beri ordu en mükemmel
silah ve süper sofistike casusluk aletleri arayışındaki gelişme ve
başarılarını özellikle gizli tuttu.Dünyadaki ve hatta uzaydaki ileri
teknoloji sıradan sivil kişilerin hayal dahi edemeyeceği bir çok şeyi global
istihbaratın görmesi ve farkında olmasına olanak verdi.Özel uzmanlık
gerektiren işler olduğunda ordu birçok yetenekli sivili işe alıyor.

Sevk-itici güç sistemleri uzmanı
Bob Lazar bunlardan biri olduğunu iddia ediyor. Deniz Kuvvetleri İstihbarat
depatmanının S4 diye bilinen çok gizli tesislerindeki görevine dair detaylı
bir açıklama yaptı.
Bob uzaylıların uzay araçlarını
onarmakla görevli olduğunu iddia ediyor. S4 Las Vegas'ın 125 mil kuzeyinde
ve Groom Lake' in 15 mil güneyinde yer alıyor. Groom Lake, Nevada'daki artık
çokta gizli olmayan bu askeri üs ''51.Bölge'' ya da çalışanlarının
adlandırdığı gibi ''Hayal Ülkesi'' diye biliniyor.
1959 yılında Coral Gables,
Florida'da doğan Bob Lazar hayatının çoğunu Las Vegas, Nevada'da geçirdi.
MTI ve Caltech'ten fizik ve
elektronik diploması olan Bob sevk-itici güç sistemlerini en iyi şekilde
anlamak için kimyadan havai fişeklere kadar her şeyi araştırdı.Donanmaya ait
ve saatte 350 mile çıkabilen bir F3D Sky Knight'ın 2200 beygir gücündeki
motorunu bir arabaya takmak gibi..
1982 de New Mexico'daki Los
Alamos Ulusal Laboratuvarında atom bombasının mucitlerinden biri olan dr.
Edward Teller'in bir konferansına erken gelmesi ve Bob'un ünlü fizikçiyle
görüşme ve konuşma fırsatını yakalamasıyla beraber Bob'un kaderi ciddi bir
şekilde değişti. Dr.Teller tesadüfen yerel bir gazetenin birinci sayfasında
Bob'la ilgili çıkan bir makaleti okuyordu ve ikisi sohbet etmeye başladılar.
Bob daha sonra dr. Teller'e
özgeçmişini gönderdi ve kısa
zaman sonra Vob Los Alamos Ulusal Laboratuarında işe alındı.

Bu Los Alamos rehberi Bob'u
personelleri olarak gösteriyor. 1989 senesinde Bob S4'ün Project Galileo
olarak bilinen çok gizli programına alındı.
Röportajda Bob inanılmaz
deneyimine dair bir çok gerçeği açıklıyor.
Soru:
51. Bölge'de her hangi bir disk teknolojisine tanık
oldunuz mu?

Bob Lazar:
Hayır, kesinlikle hayır. 51.Bölge'de hiçbir dünya dışı teknoloji ya da araca
rastlamadım. S4 özellikle orada ayrı olarak bulunmasının sebebi bu. 51.
Bölge'dekiler bu geçiş iznine sahip değildi.
Soru:
S4'te ne kadar zaman çalıştın ve ne zaman işe alındın?
Bob Lazar:
Ne zaman işe alındım? Sanırım 1989 başında ve galiba
sadece 6 ay kadar çalıştım ve çok seyrek gidiyordum.
Soru:
İşe nasıl gidip geliyordun?
Bob Lazar:
Orda çalıştığım zamanlar Las Vegas'taki McCarran Uluslararası Havaalanında
EG&G Special Projects binası vardı.İşe gitmem söylendiğinde arabamla oraya
gidiyor, arabamı oraya park ediyor ve havalanından uçağa biniyordum. Groom
Lake uçuyor ve uçaktan indikten sonra oradan otobüsle S4'e gidiyordum. S4
tesisleri Papoose Dry Lake yatağının hemen yanında yer alıyor. 9 hangardan
oluşuyor ve hangarların ''eğimli'' kapıları vardı.
Hangarların arka tarafında
standar bir giriş var. Güvenlikten geçtikten sonra içeride küçük bir
kompleks, birkaç tane ofis alanı, bir kaç tane laboratuar ve hangarlar
tabi.Ve birkaç yer daha.Her istediğim yere gidemiyordum.Esasen her gittiğim
yere refakatçi eşliğinde gidiyordum.Gördüklerim hepsi bu.




Soru:
Tesisin içi nasıldı, ana düzen Yeraltında da katlar
var mıydı?
Bob Lazar:
Yeraltında katlar olduğunu sanmıyorum, olabilir de,
büyük bir yer altı tesisi olduğunu sanmıyorum. Sadece bir dağın yamacına
kurulmuş bir tesise benziyordu. Ve alt katlara inen bir merdiven ya da
asansörün varlığına dair bir şey görmedim.Genede dediğim gibi, olabilirdi ve
ben bu bölümlere girme iznine sahip değildim.
Ne kadar zamandır faaliyette
olduğunu tahmin etmek zor.Herşey oldukça yeni görünüyordu. Yani bu üssün
70'lerin başında var olduğunu düşünmüyorum.Hiçbir şey eskimemişti, eşyalar
oldukça yeni boyanmış görünüyordu.Kabaca tahmin etmem gerekirse, üssün
5-7-10 seneden eski olduğunu düşünmüyorum.
Soru:
S4'ü hangi kurum yönetiyor? Programı kim kontrol
ediyor?
Bob Lazar:
Maaşımı Deniz İstihbarat departmanı ödüyordu.Ve orada
ne yaptıkları, dünya dışı araç araştırmalarını artık geride kaldı ama
çeklerim onlardan geliyordu o yüzden onların yönetiminde olduğunu
varsayabilirim sadece.
Soru:
S4'te yüksek rütbeli devlet yada askeri personel
gördün mü?
Bob Lazar:
Hayır, S4'te görmedim.

Soru:
Tesisin genelinde gördün mü?
Bob Lazar:
51 Bölge'de askeri personel gördüm ama kimliğini yada rütbesini teşhis
edemem.
Soru:
Bu araştırma ABD Devletiyle sınırlı mı yoksa herhangi bir uluslararası
katılım gördün mü?
Bob Lazar:
Bir keresinde Ruslar katılmışlardı ve söylentilere göre bizimkiler büyük bir
buluş yaptılar. Ancak proje feshedildi ve bunun hemen sonrasında Rusların
tesise girmeleri yasaklandı.Bütün bildiğim bu. Ne keşfedildi, ne zaman
bizimle beraber çalışmaya başladılar bunların hiçbirini bilmiyorum.
Soru:
Projede ölen bilim insanlarının yerine işe alındın. Tam olarak ne oldu
orada?

Bob Lazar:
Açıkcası görmedim ve bilmiyorum.Bana söylenen bir
aracın reaktörlerinden birinde çalışırken ölen iki kişiden bir tanesinin
yerine alındım. Anlaşılan herhangi bir nedenden dolayı çalışan bir reaktörü
kesip açtılar. Ve aletin patlamasıyla ikisi de öldü.Anlaşılan patlamanın
etkileri oldukça büyüktü.Küçük bir atom bombası gibi.Nevada Test Sahasında
yapılmıştı ve daha önceden duyurusu yapılmamış bir nükleer deneme olarak
geçiştirildi.
Soru:
Uzaylılarla her hangi bir doğrudan bağlantın ya da iletişimin oldu mu?
Bob Lazar:
Hayır.
Soru:
Brifing dosyalarından bahset bize. Hangi şartlar altında onlara erişim
sağladın.

Bob Lazar:
121 ya da 122 brifing dosyasının olduğu bir odaya
götürüldüm ve oturmam baştan sona okumam söylendi. Sanırım daha çok orada
nelerin olduğu hakkında bilgilendirilmem içindi. Herşey tamamen
derinlemesine açıklanmıştı.Sadece orada yürütülen diğer projelerden
birkaçının kısa bir özetiydi.İddialara göre, benim tespit ettiğim bir şey
değil bu bana söylenen, cesetler Zeta Reticular Yıldız Sistemi'nden bir
gezegenden geliyordu. Zeta Retücular q ve Zeta Reticular2.

İki yıldızdan oluşan bir 'ikili
yıldız sistemi'. Cesetler iddialara göre oradan geliyordu. Gördüğüm bir iki
otopsi fotografı, vesikalık fotoğraf gibi uzaylının sadece başı, omuzları ve
göğsü görünüyordu.Göğsü açılmış ve içinden tek bir organ
çıkartılmıştı.Diğer resimde organ kesilmişti ve içindeki farklı kısımlar
görünüyordu.Bu benim yaptıklarımla tamamen ilgisizdi. Fotoğraftan görünen
tipik UFO yani boyunun uzunluğunu fotoğraftan gördüklerime dayanarak
söylemem zor.Çünkü sadece fotoğrafın bir parçasını gördüm.Herşey doğruysa
1-1.10 mt uzunluğunda diyebilirim.Ama dediğim gibi görebildiğim sadece bir
fotoğraftı ve yeterli şey yoktu.

Soru: Tarihte bu varlıkların insanlarla
etkileşime girdiğinden bahsetmiştin.Nasıl?
Bob Lazar:
İddialara göre bu etkileşim ''insana benzeyen maymun''(simian) zamanında
oluştu ve genetik değiştirmeler gerçekleşti.

Soru:
Uzaylıların asırlar boyunca genetiğimizi nasıl
manipüle ettiklerine dair detaylı açıklamalar var mı?
Bob Lazar:
Genetik olarak 65 ya da 63 tane düzeltme ya da ekleme
yapıldığı ve sonunda insan ırkının oluştuğundan bahsediyor.
Soru:
Daha önceki bir röportajında uzaylı olduğunu
düşündüğün bir şey gördüğünü söylemiştin. Uzaylı mıydı? Gördüğün neydi?

Bob Lazar:
Söylediğim ve olan şu; bir kapının önünden geçiyordum,
kapıda küçük bir cam vardı içinden tellerin geçtiği, geçerken içeri göz
attım. İçeri de teknisyen, bilim insanı yada herkimse iki kişi vardı. Ve
aşağıda bir şeye bakıyorlardı.Bu baktıkları şey dikkatimi çekti ama ne
olduğunu göremedim.Bir çok kişi orada uzaylıların olduğunu, uzaylıların
çalıştığını ve bu gibi şeyler iddia ederdi.Böyle olduğunu düşünmüyorum ama
kim bilir? Bütün bu fantastik şeyleri görüyorsunuz ve aklınız üretmeye
başlıyor.Göz ucuyla bir şeyi yakalıyorsunuz ve kim bilir aklınız neler
üretecek ve bu yüzden ben hiçbir şekilde gerçek olarak kabul etmem.
Soru:
Uzaylı değişim programının sonlanmasını sağlayan 1979
yılındaki kaza neydi?
Bob Lazar:
Buda gene bana anlatılan bir hikaye.. ve iddialara
göre 1979 bir nevi bilgi paylaşımı yapılıyormuş ve tesiste canlı uzaylılar
bulunuyormuş.. ve bir keresinde güvenlik personeli bir alana girmiş, ve
anladığıma göre güvenlik personelinin o alana girmesiyle, bildiğimiz belde
taşınan silahlar değil ama onların kurşunları patlamış.Ve söylendiğine göre
varlıklardan bir tanesi güvenlik personelinin alana girmesini engellemek
istemiş ve bir kavga başlamış, kaç kişinin kavgaya karıştığını bilmiyorum
ama hepsinin ölümüyle sonuçlanmış ve ölüm sebepleri başından aldıkları
yaralar.Hikaye ile ilgili duyduklarımın hepsi bu.
Soru:
S4'teki görev tanımın neydi?
Bob Lazar:
Resmi görev tanımım üst düzey fizikçiydi.Gerçekte bu
pozisyonda mıydım bilmiyorum.Çünkü çok seyrek orada bulunuyordum ve
yönettiğim elemanım yoktu.İşe alındığım resmi görev oydu ama bu görevi
uyguladım mı bilmiyorum.
Soru:
Galileo Projesinde çalışan kaç kişiydiniz?
Bob Lazar:
Toplamda 22 kişi.
Soru:
Sadece Galileo Projesi için mi?
Bob Lazar:
Hayır projenin tamamında.Majestik (özel, geniş) izni olan 22 kişi vardı.
Benim özel iznim vardı.Majestik(özel) izin Q izninin 38 derece üzerinde ve Q
izni sivillere verilen çok gizli izin.

Soru:
İlk diski (UFO) ne zaman gördün?
Bob Lazar:
İlk diskimi sanırım ikinci hafta üçüncü gidişimde
gördüm.Normalde otobüs ana girişin bulunduğu tesisin diğer tarafına
giderdi.Bu sefer hangarların yanında durdu, normalde bu kapılar kapalı
olurdu ama sonuncu kapı açıktı.Otobüsten indik ve hangarın içinde diski
gördüm. Görmemle beraber ''Tabi, bu bütün görülen UFO'ları açıklıyor'' diye
içimden geçirdim.
Dünya dışı bir araç değil de
senelerdir üzerinde çalıştığımız geliştirilmiş bir avcı uçağı olduğunu ve
insanlar bunu yeni test ediyorlar diye düşündüm... ve dünya dışı bir araca
bakmama rağmen, hiç insan yapımı olmadığı aklıma gelmedi.
Soru:
Aracı bizim yapmadığımızı ne zaman anladın?
Bob Lazar:
Hmm, muhtemelen aracın içine girdiğimde ve
incelediğimde aracın nasıl kullanıldığını anlamaya başladığım ve nihayet
projeyi bir bütün olarak kavradığımda. Bunu inşa etmeye çalışmıyorduk, nasıl
yapıldığını anlamaya çalışıyorduk.Tersine mühendislik yapıyorduk.

Soru:
Tersine mühendislik nedir?
Bob Lazar:
Tersine mühendislik bitmiş bir ürünü alıp ürünün nasıl üretildiğini bulmak
ve aynısını oluşturup oluşturamayacağımızı belirlemek.
Soru:
Şimdi, bilim adamı tarafınız bir yana, duygusal tepkin
neydi? Ne düşünüyordun? Bu açıklamaların genel olarak Dünya'ya ve insanlara
olacak etkilerini düşündünüz mü?
Bob Lazar:
Bu tarz etkilerini gerçekten düşünmüyordum. Duygusal
olarak ise ''Hayatının en heyecanlı dönemi olmalı'' diyen kişiler oldu ama
durum böyle değildi.
Aracın içine ilk girdiğimde,
diyebileceğim tek şey kaygı verici bir duygu olduğuydu.İçeri giriyorsunuz ve
orada olmamanız gerektiğini hissediyorsunuz.. ve bu gerçekten kaygı verici
bir duygu.Heyecanlandırıcı bir duygu değil, aklınıza bir sürü soru geliyor.
''Bu nereden geldi?'' gibi ve size bütün hikayenin cevaplarını
vermeyeceklerini biliyorsunuz.Sadece bu şekilde tanımlayabilirim.
Soru:
Kaç tane araç var? Ve hepsi gerçekten de disk şeklinde
mi?
Bob Lazar:
Dokuz tane var ve şekilleri değişiyor.Sadece bir tanesini yakından
inceleyebildim.Diğerlerini sadece kısaca gördüm. Oldukça farklılar.Orada her
şeye isim takıyordum.
Üzerinde çalıştığım disk parlak
görünümlüydü ve ona ''Sport Model'' ismini verdim. Jöle kalıbına benzeyen
bir tane vardı ''Jell-o Mold'' bir diğeri silindir bir şapkaya ''Top
Hat'' yan yatan ve tepesinde büyük bir projektör deliği olan disk de vardı.
Sanırım bir mermi delebilir mi diye test ediyorlardı, tabi bu sadece benim
tahminim.Ama çoğunlukla oldukça farklıydılar.
Soru:
Kaç kere bir diskin içine girdin ya da sadece Sport
Model'e mi girdin?
Bob Lazar:
Sadece ''Sport Model'e.Diğerlerinin çevresinde bulunmam ya da yaklaşmam
hatta bakmam dahi yasaktı.Bir keresinde hangardan geçerken hangarların
arasındaki kapıların hepsi açıktı ve koridor boyunca göz atabildim ve bu
kapıların açık olduğu tek zamandı.
Soru:
Yerçekimi jeneratörlerinin olduğu araçların alt
katından bahset bize.
Bob Lazar:
Aracın alt katında zemin altıgen.Ve uçak kapısı tabi uçak kapısı
denebilirse.İçeri giriş yerinin yapısı petek şeklinde dahiyane bir
montaj.Parmağınızı peteğin içine sokar ve iterseniz bütün petekler bir delik
oluşturacak şekilde birbiri içine çöküyor.Kullanabileceğimiz bir kapı bu, ne
için bilmiyorum ama, yani demek istediğim daha önce hiç görmediğim bir
şey.Yeni ve ilginç bir fikir ama çok efektif, çok güçlü bir giriş yolu.
Aslında içerdeyken alt katı
görebilmem için baş aşağıya sarkmam gerekiyordu...
ve içeride 3 tane büyük yerçekimi amplifikatörleri
vardı.Bu cihazlar üst kattan aşağıya küçük boru parçalarına asılı. Yaklaşık
olarak 60 cm çapında ve 120 cm uzunluğunda borular şeklindeydi.
Amplifikatörler bağımsız olarak
yerleştirilebiliyor... ve aracı hareket ettiren
yerçekimi dalgalarını yayıyorlar.Alt kat dışında 2.kata gidebildim. 2. kat
ana kattı. Reaktör, oturma yerleri, yerçekimi güçlendiricinin kendileri, alt
katta aşağı sarkan cihazlara da yerçekimi
güçlendirici dememize rağmen çünkü aynıydılar,
muhtemelen ''frekans yönlendirici''
ya da mikro dalga ile ilgili araçlar... 2.katta olanlar bunlardı.
Soru:
Yani, insan bir pilot için yapılmadığı düşünülebilir.
Bob Lazar:
İnsan bir pilot için aşırı rahatsızlık verici.Tavanın alçak oluşundan dolayı
insanlar orada rahat hareket edemezler.Koltuklar da çok küçüktü.İnsandan çok
daha küçük bir varlık için yapıldığı açık.

Soru:
Uzay aracı nasıl yükseliyor?
Bob Lazar:
Dünyanın ürettiği yerçekimi dalgasına benzer bir dalga üretiyor.Uzay
aracı dalga fazını kaydırıyor, başka bir deyişle, tam tersi kutupta olmasa
da ona benzer bir biçimde, Dünya'nın doğal
yerçekimi dalgasının aksine çalışarak faz kaydırıyor ve yükseliyor.
Soru:
Mürettebat için içeride koruma var mı? Araç, aracın
içinde bir yerçekimi alanı oluşturuyor mu?
Bob Lazar:
Araç kendi yerçekimi alanını oluşturuyor.Aslında
o çekim alanının içinde olmakla korunmuyorsunuz.Ve kötü bir ifade olacak ama
sanki farklı bir alemde gibisiniz.Çünkü şimdi sadece o yer çekiminin etkisi
altındasınız... mesela insanlar bunun gibi bir aracın yüksek hızlarda nasıl
bir 90 derece dönüş yapabildiğini merak ediyor, insanlar duvara
fırlayacağını ya da buna benzer bir şey düşünüyorlar ama aslında bu
gerçekleşmez, eylemsizliğin etkisi olmaz.Değişim
içindesiniz ve yerçekiminin zaman ve mekanı değiştirdiğini (büktüğünü)
unutmayın.Yani oradayken hiçbir şey gerçekte sizi etkileyemez.
Soru:
Yerçekimi amplifikatörlerini(güçlendirici) ve farklı işletim ayarlarından
bazılarını bize tarif et.
Bob Lazar:
3 tane amplifikatör var. Araç bir tanesiyle çalışabilir, yerden
yükselebilir. İki farklı şekilde hareket edebiliyor.Omicron konfigürastonu
denilen ve aracın sadece tek bir jeneratörü kullandığı ya da üçünüde
kullandığı Delta konfigürasyonu.Delta konfigürasyonu uzay için. Aslında araç
yana yatar. Bilim kurgu filimlerinde gördüğünüz gezinen uçan dairelerin
aksine araç yana yatar.Üç yerçekimi jeneratörünü tek bir noktaya odaklar ve
uzayda böylece hareket eder.
Bir yerçekimi kaynağının
çevresinde hareket etmek bir disk için proplem - parazit oluşturduğu için -
böylece paraziti çıkarları doğrultusunda kullanıyorlar.
Bir yerçekimi jeneratörünü uzay aracını yerden
kaldırmak için kullanıyorlar ve alıştığımızın
aksine - mesela bir uçak havalandıktan sonra arkasından onu iten bir güç
tasavvur ediyoruz - araç tamamen bunun aksine çalışıyor. Yaptıkları, havada
süzülürken, diğer iki yerçekimi jeneratörünü de devreye alıp, önden etki ile
aşağıya bir bükülme dönme oluşturuyorlar ve her zaman biraz bükülme ile araç
aşağıya doğru gidiyor. Bu yüzden alçak hızda uçarken biraz dengesiz
görünüyorlar.Çünkü ne zaman Dünya'nın çevresindeki yerçekimi alanının
üzerinden geçseniz - tamamen sabit olmadığı için - Dünya'daki mineral ve
yoğunluğa bağlı olarak değişiyor. Yerçekimi değiştiği için aracın
hareketleri değişiyor. Yani düşük hızda çoğu zaman sabit değil.
| |
 |
|
 |
|
Resmi olarak sadece bir tane
deneme uçuşuna tanık oldum.Hangardaydım, sanırım güneş batmak üzereydi.. ve
bir düşük performans testiydi. Sanırım araçta pilot yada test pilotları
vardı.Araç onlara uygun olarak yeniden uyarlanmış olmalı.Çünkü oturma
yerleri onlara uyumlu değildi.Araçla radyo haberleşme içindeydiler ve bu
şaşırtıcıydı.Çünkü aracın ürettiği yerçekimi
dalgaları radyo dalgalarını da bozuyor olmalıydı.Anlaşılan
bununla ilgili çözemediğim bir şey var.Araç adeta sessizce yerden
havalandı.. ve sonra yüksek voltajı gösteren
aracın altında küçük bir ışık halesi.
Yaklaşık olarak 10 metre
yükselince kayboldu ve tamamen sessizleşti. Sola ve sağa hareket etti ve
tekrar yere indi, denemenin hepsi buydu.Aşırı etkileyici bir denemeydi.Bilim
hakkında çok bilgisi olmayan birisi için çok fazla bir şey ifade etmeyebilir
ama anlamalısınız ki çapı 9 metre ve tam olarak
ağırlığını bilmiyorum ama çok ağır bir araç..
tamamen sessizce kontrol altında olması ve bu tarz bir manevra yapması epey
bilimsel bir şey.

Gemi tahminimce metal idi. Ancak
parlak olmayan, mat bir halde idi diyebilirim. Çok etkilenmiştim. Şu anda
nasıl hissettiğimi tam olarak ifade edemiyorum ancak çok
heyecanlıydı.Dışarıdan baktığınız zaman, bilirsiniz, böyle bir şeyi nasıl
sır olarak tutabileceğinizi düşünürsünüz, bu sanki insanlığa karşı işlenmiş
bir suç gibidir. Fakat bir kere bilginin kendisine yönelince, değişimi
hissediyorsunuz.İçeriye girdiğim zaman bu bir tür bencillik gibiydi.Bunu
pekala biliyorum ve bu gerçekten bildiğiniz gibi mükemmel.Bunu sır olarak
tutmalıyız ancak onun hakkında hepimiz bilgi sahibiyiz.İşte bu aklınızdan
geçiyor. Bir süre sonra, gidiyor ama bu bilgiye yakınlıktan dolayı insan
kendini özel hissediyor.
Soru:
Yerçekimini nasıl tanımlarsınız? Tanımı Layman'ın
terimleri ve temel prensipleri ile yapabilir misiniz?
Bob Lazar:Yerçekiminin
açıklaması zor çünkü aslında bizim anlamadığımız bir şeydir. Yerçekimini
gözlemleyebiliriz ancak yerçekimi hakkında çok fazla şey bilinmez. Yerçekimi
ile ilgili pek çok teori vardır. Ancak asıl olarak maddenin 2 parçası
arasındaki alış- verişi sağlayan yerçekimi gibi bir çekim gücü, kuvvet gibi
davranan atom altı parçacıklarını reaksiyona sokan gravition teorileridir. (Gravition:Kütleçekimini
ileten sanal parçacık)

Başka bir teoriye göre yerçekimi,
madenin bir özelliği bir başkasıyla karşılıklı çekim özelliği olarak
gözlenen elektromanyetik bir dalgadır.Basitçe bir kuvvettir, bir çekim dalga
formudur.Şu ana kadar basitçe bildiğimiz budur.Modern bilim, şu anki hali
ile yerçekimini doğada bir güç olarak tanımlıyor. Anlaşılan o ki, bunlar
yerinde araştırma yapan gemilerden alınmış bilgiler.Yerçekiminin 2 farklı
kuvveti varmış gibi gözüküyor.Bir form maddenin parçalarını, atomaltı
parçacıklarını atomik düzeyde bir arada tutuyor, atomları beraber
tutuyor.Diğer form ise daha büyük ölçekte çalışıyor.Mesela en bilineni:
Gezegenleri eksenlerinde tutuyor, bizim yerde durmamızı sağlıyor.

Yerçekimsel bir alan yarattığı
için, ben geminin gün içinde görünmez olduğunu söyleyemeyeceğim, ancak
geminin altındaysanız, yerçekiminin kullanılma şekli sebebiyle zamanı ve
uzayı büker, ışığı büker. Eğer geminin altından bakarsanız veya belirli üst
noktalardan, geminin üstünde ne olduğunu görürsünüz. Bu yerçekiminin
etkisinin altında ışığın bükülmesinin aldatmasıdır. Örneğin, biz güneşin
arkasında bulunan aslına görmemizi blokladığı yıldızları görebiliyoruz.
Bizim o yıldızları görebilmemizin
sebebi; güneşin çok büyük bir yerçekimsel alan olması ve çevresinde ışığı
yıldızları görebileceğimiz şekilde bükmesidir.
Uzay-zaman ve yerçekimi özden
birbirlerine bağlıdır ve birbirlerinden etkilenerek hareket
ederler.Yerçekimi uzayı büker, yerçekimi ayrıca zamanı da büker.Birini
değiştirince ikincisini de değiştirirsiniz.Mesela,
sizin bir bedensel kütleniz var veya bir gezegenin oldukça yerçekimi yaratan
bir kütlesi var, çokça yerçekimsel dalgalar üretiyor.
Uzayı büker, uzayı içine doğru
büker.Aynı zamanda zamanı yavaşlatır.Bunlar teori değildir, gerçek
olduklarını biliyoruz.Bunları yapay olarak yaratamayız çünkü biz yerçekimini
yaratamayız.Ama birbirleri ile ilgileri bu şekildedir.

Soru:
Uzaydaki engin mesafelerde bir yerçekimsel alan
büyütülerek (yerçekimi amplifike edilerek/yükseltilerek) nasıl seyahat
ediliyor?
Bob Lazar:
Çünkü uzay-zaman ve yerçekimi birbirleri ile ilgilidir.Eğer yerçekimini
yapay olarak üretebilirseniz ve oldukça etkin bir yerçekimi alanı olursa
yapabileceğiniz şey 2 obje arasındaki mesafeyi bükmek ve sadece mesafeyi
bükmekle kalmadığınızdan emin olarak, ayrıca 2 yer arasındaki zamanı da
azaltmaktır.
Yani siz sanki bir uzay gemisi
ile A noktasından B noktasına doğrusal bir şekilde uçmuyorsunuz, siz aslında
seyahat ettiğiniz zaman ve uzayı modifiye ettiniz.
Yani siz kocaman bir mesafeyi
küçük bir zamanla yer değiştirmiyorsunuz. Aslında küçük mesafenin seyahatini
gerçekleştiriyoruz. Olan biten oldukça delice gözükebilir.
Soru:
Işık hızında seyahat etmenin içsel proplemlerinden
bazıları nelerdir?
Bob Lazar:
Işık hızında seyahat etmenin çeşitli proplemleri vardır.Bunlardan bazıları,
hızınız arttıkça oransal olarak kütleniz de artar.Başka bir deyişle, daha
hızlı gitmek için daha fazla enerji koydukça, bu kütleye dönüşeceği için
sizi yavaşlatmaya başlar. Aşırı hızda yolculuk etmek, navigasyonel sorunlar
gibi proplemleriniz de olabilir.Bu hızlarda, geminiz parçalanabilir, çok
çeşitli sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
Işık hızına erişmek için gereken
enerji miktarının tüyler ürperticiliği hariç...
Soru:
Bize kısaca Project Looking Glass'ı ve Project
Psychic'i anlatabilir misiniz?
Bob Lazar:
Project Psychic Galileo ile yürütülen bir başka proje
idi. Galileo da işin içinde olan bir proje idi. Geminin bir silahı vardı
veya silah gibi kullanılabilecek bir şey idi.
Fakat yerçekimi jeneratörü ile
konfigüre edildiğinde odaklanma için bir lens gibi kullanılabilen bir çeşit
parçacık ışını vardır.

Soru:
.. ve project looking glass?
Bob Lazar:
Project looking glass bükülme ile ilgiliydi.Zamanda
geriye bakıldığında aslında bir bükülme olması gerçeği ile ilgiliydi.Ancak
ben bunu söylerken, yıllar öncesine bakmaktan bahsetmiyorum. Zamanda
milisaniyeler olan bükülmelere bakılıyor.Tam olarak ne için olduğunu
bilmiyorum. Ama bu zaman bükülmesini incelemek ve zaman fenomeni idi gemi
operasyonunda.
Soru:
115 elementi nedir? Dünyada var mıdır veya dünya
dışında bulunan bir materyal midir?
Bob Lazar:
Element 115 dünya dışında bulunan bir materyaldir.Muhtemelen doğal olarak
başka yerdeler, belki başka yıldız sistemlerinde bulunabilir.Bilimle çok
haşır neşir olmayan insanlar buna saçma diyebilir, bütün elementlerin
dünyada varolduğunu söyleyebilir. Fakat bu doğru değildir.
Periyodik tabloda bulunan ancak
dünyada bulunmayan elementler vardır.Almanya'daki ION araştırma
laboratuarının 112 elementine ulaştığına inanıyorum.Bu nedenle 115 de çok
uzaklarda olmasa gerek.Sentezledikleri zamanda, birkaç ons yapmıyorlar. 1
veya 2 atomdan bahsediyorlar. Sanal olarak kullanılabilir miktarda yapmak
imkansız.115 elementi reaktörün tepesinde.. ve altında ise küçük, cycoletron (proton ve parçacık hızlandırıcı) a benzer bir şey var, bu bir
parçacık hızlandırıcısı.
Bir parçacık yüksek hıza kadar
hızlandırılıyor küçük bir boruya yönlendiriliyor. element 115 e doğru
fırlatılıyor.Bu element 115'i iletiyor, yayıyor.Normal parçacık
hızlandırıcılarda kullandığımız yönteme benzer bir yöntem.Bu bir reaksiyona
sebep oluyor, ışıma bizim daha önce görmediğimiz bir görevi var.
Anti-maddeyi yaratıyor.Bu anti madde ince bir borudan aşağıya doğru
yönlendiriliyor ve bir gaz ile tepkimeye giriyor. Madde ve anti madde
tepkimeye girince % 100 enerjiye dönüşüyorlar. Bu enerji ısı enerjisine
dönüşüyor. Reaktörün kendisinde ise elektriksel güce dönüşüyor. Bu bir
elektrik dönüştürücü aracılığı ile yapılıyor. Ve elektrik gücü gemideki
diğer alt sistemlere güç vermek için kullanılıyor.Bir elektrik tesisatı
mevcut değil.Neredeyse reaktörün bir yan ürünü gibi.
Reaktör ayrıca bombardımana tutulunca bir yerçekimi
dalgası oluşturuyor.
Bu yerçekimi dalgası reaktörün en
üstünde mevcut.. ve aslında mikrodalgalarla aynı şekilde çalışıyor..
ayarlanmış güdümlü tüplerden geçiyor.. ve bu genişleyen boşluklara gidiyor..
ve aracın altındaki projektörlerden geçiyor.

Soru:
Yerçekimi jeneratörlerin çalışmasıyla termik radyasyon
mürettebat için tehlike oluşturuyor mu?
Bob Lazar:
Reaktörler çalışırken termik radyasyon yok. Termik
jeneratör aslında termodinamiğin birinci yasasına % 100 aykırı ama
çalışıyor. Element 115 kararlı bir element. ..ve kimya bilgisi iyi olanlar
bilir, yüksek numaralı atomların yarılanma süresi gittikçe kısalır. Ancak
''kararlılık Adası'' denilen belli bir noktaya ulaştığınızda, 114 ve 116
arasında atomun çekirdeğinin proton ve nötronlarla geometrik olarak kararlı
olduğu bir yer olmalı radyoaktif olmadığı. Aslında bu 247 element civarında
tekrar oluyor. Elbette bunları karşılaştırabileceğimiz bir şey yok bunları
sadece öngörebiliyoruz. Bu element 115!
Soru:
Uzaylılar element 115'i bize çok miktarda mı verdiler?
Bob Lazar:
Bize verilip verilmediğine cevap veremem.Ancak bir iş
arkadaşım elimizde 226 kg olduğunu söylemişti. Nasıl elde ettiğimizi ve tam
olarak nerden geldiğini bilmiyorum. Araçların birinin içinde mi geldi yada
herhangi bir yerden ayrı bir kargoyla mı? Ama bana söylenen miktar bu.
Soru:
Element 115'den bir örnek almayı başardın. Ne kadar alabildin?
Bob Lazar:
Yorum yok.

Soru:
Gayri resmi olarak birkaç gece deneme uçuşuna tanık
oldun.Ne gördün?
Bob Lazar:
Aslında en iyi deneme uçuşuna oraya götürdüğüm
arkadaşlarım tanık oldu. Tam araç etrafta zıplayarak etkileyici manevralar
yaparken. Sanırım bir video kamera yada onun gibi bir şeyi aramak için
sırtımı dönmüştüm. Ve en etkileyici manevralardan bir kısmını kaçırdım.
Sıradağların üzerine çıkması, daha yüksek radyo hızında daha çok mesafe yol
almasının dışında daha önceden yakından gördüğümün aynısıydı.
Soru:
Deneme uçuşu programını nasıl öğrenebildin?
Bob Lazar:
Deneme uçuşları bana özellikle söylendi çünkü
muhtemelen o zamanlarda hazır bulunmam gerekecekti.. ve deneme uçuşlarının
gerçekleştiği çarşamba akşamları... ki bu dediklerine göre istatiksel
olarak trafiğin en az olduğu zamandı... ve tek endişelendikleri şey buydu.
Soru:
Sevk-itici güç sistemleri herhangi bir atık ya da egzoz bırakıyor mu?
Bob Lazar:
Aracın altında yüksek voltajlı bir deşarj vardı ama
egzoz hayır.
Soru:
Neden gece gökyüzünde parlayan ışık topları gibi
görünüyorlar?
Bob Lazar:
Neon yada floresan ışığının aydınlatmasıyla aşağı
yukarı aynı nedenden dolayı. Aslında bir yüksek enerji kaynağı, atmosferdeki
gaza oksijen, nitrojen ve bir gaz molekülüne yeterince enerji verdiğinizde
foton yayarlar, ışık yayarlar.Aslında aracın çalışmasına destek olacak bir
yan ürün. O kadar çok enerji yayılınca aracın çevresindeki gaz ışığı
yayıyor... yıldırımın görünmesiyle aynı nedenden dolayı.
Muazzam bir enerji boşaltımı gaz
ışığı bir yıldırım şeklinde yayıyor. Eğer bu araçlardan bir tanesini gece
çalışırken görseniz gerçekten de parlayan bir top gibi görünürler ya da
uzaktan sadece gökyüzünde parlak bir ışık gibi hatta yakından dahi görseniz
çevresinde parlayan bir hale görürsünüz. Normal bir UFO gözleminde tipik
olarak göreceğiniz bu.
Her neyse, gökyüzündeki ışıklara
uçan dairelerden daha çok olağan şeylerin neden olduğunu unutmayın.
Soru:
51. Bölge'den kalktığına tanık olduğun Aurora dan bahset bize biraz.
Bob Lazar:
51. Bölge tesislerinden S4'e doğru giderken muazzam
bir uğultu duydum sanki gökyüzü yarılıyormuş gibi.. ve otobüs
pencerelerinden dışarıyı göremiyordum sadece en önümüzü
görebiliyordum.Ulaştığımızda o zamanlar yöneticim ve o anda otobüste olan
Dennis'e onun ne olduğunu sordum. Ve bir Aurora yüksek irtifa araştırma
uçağı olduğunu söyledi.Büyük bir araçtı ve sadece arkadan bir kere
görebildim.. ve iki tane kocaman kare egzozu vardı ve bir jetten çok roketi
andırıyordu sesi.. bilmiyorum.. hatta yanılmıyorsam sıvı metanla
çalıştığından bahsetmişti.. tabi gene de disk teknolojisi üzerinde
çalıştığım için 51.Bölge'de dönen şeyler beni ilgilendirmiyordu ama bu
gözüme çarptı.
Soru:
Halka açılmanın sonucu olarak hayatına kastedildiği oldu mu?
Bob Lazar:
Bir gün Interstate 15'ten Charleston Boulevard'a
giderken yanıma bir araba yaklaştı ve sanırım beni otobana sokmaya
çalışıyordu.Projeden ayrıldıktan sonraydı.Beyaz kutu görünümlü bir arabaydı
markasını bilemiyorum.Otobana girmek ve hızlı gidebilmek için gaza bastım ve
ateş açıldı ve arabanın arkasına isabet etti ve ben savrularak refüje girdim
ve durdum.. korkmuştum çünkü adamın yanı başımda olduğunu ve beni vuracağını
düşünüyordum ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu.Korkudan hareket edemez
olmuştum ve orada beklşyordum ve sonra bir şey olmadı.

Beni öldürmeye çalışan bir devlet
ajanımıydı bilmiyorum, belki kişisel bir araç saldırısıydı... Canıma kast
etmişlerdi ama kim bilmiyorum.Gerçi ayrılmadan tehdit edilmiştim.Eşimin ve
benim hayatımla tehdit etmişlerdi. Bundan dolayı bana kızgın olduklarını
biliyordum.
Soru:
Daha önce bir röportajında başına silah dayadıklarını
söylemiştin. Anlatır mısın?
Bob Lazar:
Yakalandıktan sonraydı.Deneme uçuşu programını
öğrendikten sonra birkaç arkadaşımı diksleri göstermek için
götürmüştüm.Orada yakalandık ve ertesi gün Indian Springs Hava Kuvvetleri
Üssünde sorguya çekildim.. ve bizi yakalayan güvenlik görevlileri,
yöneticim ve bir takım başka kişiler ve başka güvenlik görevlileri ile bir
odadaydım.
Beni güvenlik ve nasıl oraya
birilerini götürebildiğim hakkında sorguluyorlardı. Ve sanırım onların
istediği gibi cevap vermiyordum ve beni sıkıştırmaya başladılar ve
içlerinden birisi tabancasını çıkardı..
Soru:
S4'teki iş arkadaşlarınla iletişiminiz devam ediyor
mu?
Bob Lazar:
Hayır, kısa bir süreliğine hariç hiçbirinden haber almadım.Ayrıldıktan sonra
yöneticim Dennis benimle bağlantıya geçmeyi denedi.Union Plaza Hotel'de
buluşacaktık ve arkadaşım Gene Huff ve Los Alamos'tan eski iş arkadaşı ve
bilim adamı olan bir arkadaşımla beraber gittik.Dennis'i gördük ayrıca
S4'ten birkaç güvenlik görevlisini orada olduğunu. Bir tuzak mıydı yoksa
benimle konuşmaya mı çalışıyordu, öğrenemedik ve oradan ayrıldık.Çok garip
bir durumu ve o olaydan sonra bir daha ondan haber almadım.
Soru:
21. yüzyıla girerken tecrübelerin inançlarını nasıl
değiştirdi.
Bob Lazar:
Soruyu düşüncelerini nasıl değiştirdi diye sorarsan,
önemli ölçüde derim. S4'den önce, devlet komploları, UFO'lar falan bunların
tamamen deli saçması olduğunu düşünüyordum. Hatta oraya başlamadan önce bir
arkadaşım bana John Lear'ın başka bir evrenden uzaylıların Dünya'ya
geldikleri ve 70 tane farklı tür olduğunu söylediği bir konferans verdiğini
bildiren bir gazete kupürünü göstermişti.Ve telefonda bu adam aklını
kaçırmış diye güldüğümü hatırlıyorum.Ayrıca devletin insanlar için var
olduğunu ve bizi korumak için olduğuna inanırdım.Yaşadıklarımdan sonra her
şey tamamen değişti.Devlet bizi korumak dışında her şeyi yapıyor yani sadece
kendilerini koruyorlar.
Uzay araçlarının var olduğu
apaçık ve bir şeyler bunları inşa etti bu yüzden uzaylılar var olmalı. ..ve
bir yerlerde bir üretim yerleri ve bir medeniyetleri olmalı. ve bu eğer
doğruysa ki anlaşılan doğru o zaman başkaları da olmalı.
Başka bir evrenden araç ve
teknoloji ve bu da belki en önemli bilinmeyen şey... Zihnimde bilim
kurgudan gerçeğe geçtik ve sanırım gözlerimi açtı. ..ve önemli olan
onların aynısını yapıp yapamayacağımız. Bir aygıtı anlamamız ya da bir şeyin
nasıl çalıştığını ya da oluştuğunu çözmemiz harika olur.Ama aynısını
yapamazsak bir işe yaramaz.Yani oradaki
projelerin iki safhası var, anlayabilmek ve anladıktan sonra dünyevi
maddeler ve dünyevi teknolojiyi kullanarak aynısını yapmak..
Eğer ikisini de başaramazsak bütün bu teknolojinin bize faydası olmaz.Bu
durumda yapmamız gereken sadece elimizdeki o tek değerli şeyin bakımını
yapmak.
Soru:
Bütün bu olanlardan sonra tekrar yapar mıydın? Neyi
daha farklı yapardın?
Bob Lazar:
Muhtemelen daha uzun süre işbirliği yapmaya devam ederdim.Bu teknoloji
hakkında daha çok şey bilmek isterdim. Ve muhtemelen imkanım olsa susardım
ve hiçbir şey söylemezdim.Bunu yapmış olmayı dilerdim. Aslında sadece
sıkıntı ve soruna neden oldu. Eğer yeniden bir fırsat verilse ve zamanda
geri gidebilseydim susar ve programa devam ederdim.
Bilim insanlarını seçen veya hain
kabul eden Deniz Kuvvetleri ya da her neresi ise bu işi daha kalifiye
kişilere vermelerini isterdim.İtici güç alanında en kalifiye kişi ben
değildim ben sadece sıradan birisiydim.Demek istediğim benden daha kalifiye
olan 10- 12 kişinin ismini verebilirdim. Ama eğer bunu sadece Amerika'daki
birkaç kişi yerine bilimsel topluluğa verselerdi yani orada olanları
araştırmak için kalabalık bir grup ve büyük bir laboratuara ihtiyaç var..
küçük sessiz bir kuruluş değil. Güvenlik sorunu ilerlemelerini engelliyor.
Asker zihniyetiyle olmaz.Bilimin iletişime ihtiyacı var, özgürce fikrinizi
paylaşabilmelisiniz. Çünkü bu şekilde ilerlenir.
İzole edilmiş gruplarla
çalıştığınız ve fikir paylaşımı olmadığında bir yere varamazsınız ve onların
sorunları da bu!
Soru:
Bob Lazar gelecekten neler bekliyor?
Bob Lazar:
Bu tarz işlerle artık ilgilenmiyorum ve geride bıraktım. Kendi işimi
yapıyorum, biraz bilgisayar grafiği, biraz danışmanlık... başka teknik
işler.. radyasyon dedektörleri ve bunun gibi bir iki şey daha.
Hayatıma devem ediyorum..
yaşadığım bir şeydi, olağanüstüydü. .. ve bitti ama bir bakıma üzerimden
atmak zor ama nihayetinde atacağım.
Beni izlemelerinin ve bunun gibi
şeylerin sona erdiğini düşünüyorum kimsenin beni izlemeyle uğraştığını
düşünmüyorum.Bildiklerimin hepsini anlattım ve her yere yayıldı ve bitti bu
iş.
Dışarıda hala uzay araçlarının
var olup olmadığına gelince 1989 sonu ya da 1990 başında gittiklerini ve
insanların şuan gördükleri şeylerin iniş için gelen uçaklar olduğunu
düşünüyorum.
Soru:
Küçükken uçan aireler ya da genel olarak bilim
kurguyla ilgileniyor muydun?
Bob Lazar:
Çocukken uçan daireler hiç ilgimi çekmiyordu bilim
kurgu ise o zamanlar çoğu zaman herkesle beraber Star Trek'i seyrediyordum.
S4'te çalışmaya başlayana kadar uçan dairelere inanmıyordum bile.
Ronald Regan (ABD eski başkanı)
: Genel sekreter Gorbaçov'la olan özel bir görüşmemde Dünya'nın neresinde
yaşarsak yaşayalım hepimiz de Tanrı'nın çocukları olduğunu düşününce bir
keresinde ona '' Evrende başka bir gezegenden başka varlıklar aniden bizi
tehdit etseler onun ve benim bu toplantılardaki görevimizin ne kadar kolay
olacağını'' söylemekten kendimi alamadım.Ülkelerimiz arasında olan bütün bu
yerel farklılıkları unutup aslında hepimizin bu Dünya'da yaşayan insanlar
olduğumuzu fark edeceğimizi... Uzaylıların buraya gelip bizi tehdit
etmelerini beklemiyorum ama bu farkındalığı oluşturabiliriz.Herkese
teşekkürler. Tanrı hepimizi korusun.
Bob Lazar Space Craft:

Bob Lazar ve 51.
Bölge
1989 yılında Bob Lazar adında bir fizik mühendisi, Las Vegas televizyon
istasyonlarından biri olan KLAS’da bir basın açıklaması yapmış ve S4
Bölgesi’nde UFO’ları yeniden oluşturmayla ilgili mühendislik projesinde
görev almış olduğunu iddia etmişti. Ufoların yerçekimini itici güç sistemine
dayalı motorları üzerinde çalışmalar yaptığını söyledi. Bunların güç
kaynakları bir anti-madde reaktörüydü.
Lazar orada kendisine gösterilen uzay aracın bizim medeniyetimizden binlerce
yıl daha gelişmiş seviyede bir teknolojiye sahip olduğunu ancak görünüşe
göre bizlerden daha kısa varlıklar için yapıldığını vurgulamıştır. Lazar
açıklamalarına ayrıca adı geçen bölgede dünya dışı varlıklara ait 9 adet
disk şeklinde uzay aracı olduğunu da eklemişti:
“Bu disklerden bir tanesi İsviçreli Eduard Billy Meier adındaki temasçının
1970 yılı ortalarında fotoğraflarını çekmiş olduğu ve Pleiades
takımyıldızından geldiği iddia edilen araca benziyordu.”
Lazar, takip eden aylarda kendisiyle yapılan röportajlarda, hikâyesini daha
ayrıntılı bir şekilde anlatmış, 51. bölgede bulunan birbirlerinden tamamen
farklı disk şeklindeki 9 araç için yakıt olarak 223 gramlık – o zamanlarda
henüz keşfedilmemiş bir element olan – element 155’in kullanıldığını
açıklamıştı:

“Bu element daha çok yanık turuncu renginde
olup çok yumuşaktır. Öyle ki tırnağınızla üstüne çentik bile atabilirsiniz.
Ancak çok ağırdır. Elementin bir parçasını kaldırdığınızda onun kurşun
olmadığını hemen söyleyebilirsiniz. Şaşırtıcı derecede ağırdır.”
Las Vegaslı bir araştırmacı-gazeteci olan George Knapp Lazar’ın geçmiş iş
yaşamı araştırmış ve önceden gerçekten de Los Alamos’ta yaşadığını ve
oradaki Las Alamos Ulusal Laboratuarı’nda fizikçi olarak çalıştığını
doğrulamıştır. Ayrıca Lazar’ın iddia ettiği dönemlerde 51. Bölge/S4’de
çalıştığını yasal olarak da onaylanan çalışma kayıtları, Donanma İstihbarat
Departmanı’ndan sağlanmıştır.
Lazar’ın fizik, elektrik mühendisliği ve itici güç sistemleri alanlarındaki
sağlam ve güvenilir geçmişi nedeniyle kendisiyle pek çok görüşmede
bulunulmuştur. Bugüne kadar işi, üssü, çalışma arkadaşları ve yapımı oldukça
zor olan uzaylı araçları hakkında çok detaylı tarifler ve bilimsel bilgiler
sunmuştur.
HAVA İSTİHBARAT MERKEZİ ÜYESİ ANLATIYOR:
51. Bölgede görülen disk şekilli cisimlerle ilgili diğer bir olay, bir Hava
Kuvvetleri emeklisi olan gazeteci Robert Dorr tarafından bildirilmiştir.
Dorr, 1953 yılı Nisan ayında Nellis test üssünde görev yapan Hava Teknik
İstihbarat Merkezi takımının bir üyesinin, kendisine, yeniden düzenlemesi
yapılmış bir uçan dairenin görgü şahidi olduğunu ihbar ettiğini belirtmişti.
Cismin tanzimi, söylendiğine göre, Doğu Kıyısında gerçekleştirilmişti.
“O, 8,5 m. çapında kusursuz bir diskti. Kalınlığı çemberin çevresinde 30
cm.den başlarken ortaya doğru 3,5 metreye ulaşıyordu. Savaş uçaklarınkine
benzer yükseltilmiş bir kokpiti, hemen altında da onu çevreleyen 150’ye 150
cm. uzunluğunda ve 2 metre yüksekliğinde bir alan vardı. İtici güç sistemi
tamamen mahvolmuştu, aygıtlar ve elektrik tertibatı tanıdık materyalleri
içermesine rağmen neredeyse anlaşılmaz görünüyordu. Cisim, dünyanın
yörüngesindeki bir ana gemi tarafından yönetilmek üzere dizayn edilmiş küçük
bir araç olduğu kanısını uyandırıyordu. Boyutlarından ve hasar görmüş oturma
yerlerinden anlaşılabileceği üzere, içinde görünüşe göre insan benzeri
uzuvlara sahip 2 mürettebatı taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştı, ancak
bunlar çok daha kısa boylu varlıklar olmalıydı. Bu aracı bir insan pilotun
sığabileceği şekilde tekrar dizayn etmek aylar sürmüştü.”
DAHA ÇOK TANIK:
Atomik Enerji Komisyonu’ndan ‘Q’ tipi [çok gizli bölgelere giriş izni] ve
servisler arası Top Secret (Çok Gizli) geçiş iznine sahip Mike Hunt 1960’lı
yıların başında 51. Bölge’de, radar bakımıyla meşgul olduğu sırada disk
şeklinde bir hava aracını gördüğünü itiraf etmiştir.
Yeminli ifadesinde “sadece bir kere UFO gördüm” diyen Hunt şöyle devam
etmiştir: “Araç, binaların arkasına yarı saklanmış bir şekilde yerde
duruyordu. İlk gördüğümde, kuyruğunun ve kanatlarının olmadığını fark edene
kadar onun küçük bir özel uçak olduğunu düşünmüştüm. Ondan yarım mil kadar
uzaklıktaydım ve bu uzaklıktan gördüğüm kadarıyla araç yaklaşık 6 ya da 9
metre çapındaydı ve cilalı parlak alüminyumdan ziyade kalay ve kurşun
karışımı gibi bir renkteydi.”
Hunt, birçok kere uçan daire kalkarken ya da inerken orada bulunduğunu,
fakat onu izlemesine hiçbir zaman izin verilmediğini kaydetti. Ayrıca,
Tonopah yakınlarındaki radar istasyonunun kuzey ucunda görev yapan radar
operatörü Richard Shakleford da Hunt’a, test alanının üzerinde sık sık
ufoları gördüğünü fakat kendisine onları görmezden gelmesi emredildiğinden
bahsetmiştir.
Mike Hunt, o sıralarda 51. Bölgede –‘Kırmızı Işık Projesi’ ya da ‘Kırmızı
Işık’ olarak bilinen- uçan dairelerle ilgili son derece gizli bir programın
yürütüldüğünü biliyordu. Hunt, ayrıca kendisinin etrafta herhangi bir şey
görüp görmediğine dair sorgulandığını da eklemiştir… “Her ne görmüş olursam
olayım, orada gördüklerimle ilgili en ufak bir şey dahi konuşursam başımın
büyük belaya gireceği sıkça hatırlatılıyordu. Oradaki güvenliğin ne kadar
sıkı olduğunu asla tarif edemem.”
1989 yılından beri, Japonya’dan da olmak üzere birçok uzak yerlerden gelen
pek çok kişi ve haber ekibi, 51. Bölge üzerinde yerçekimine karşı yaptıkları
hareketleri, manevraları ve kapasiteleri ile ordunun geleneksel araçlarının
çok ötesinde bir teknoloji sergileyen, garip, parlak araçları fotoğraflamış
ve kameraya almışlardır.
Yeni bir
element keşfedildi: Ununpentiyum

Alman ve İsveçli bilim insanları "süper-ağır" olarak niteledikleri bir
element bulduklarını ve kısa bir süre içinde periyodik cetvelin 115'inci
kutusunu da doldurmaya hazır olduklarını açıkladı.
Henüz resmen isimlendirilmeyen bu elemente şimdilik Latince ve Yunanca
“bir-bir-beş” anlamına gelen “ununpentiyum” deniyor.
Lund Üniversitesi'nden dün yapılan açıklamada bulguların ABD'li ve Rus bilim
insanlarınca 10 yıl kadar önce ortaya konan ancak kanıtlanamayan yeni
element iddialarını desteklediği belirtildi.
Nükleer fizik profesörü Dirk Rudolph, “Çok başarılı ve bu alanda son
yılların en önemlileri arasında yer alan bir deney gerçekleştirdik” diye
konuştu.
Uzmanlar ‘ununpentiyum’u elde etmek için Almanya'da bulunan GSI araştırma
tesislerinde çok hızlı bir kalsiyum ışınını ince bir amerikyum filmin
içinden geçirdi. İki maddenin çarpışmasıyla ortaya 115 protonlu atomlar
çıktı.
Şimdilik ununpentium olan bu yeni elementin adı Uluslararası Saf ve
Uygulamalı Fizik ve Kimya Birliği uzmanlarınca onaylandıktan sonra büyük
ihtimalle değişecek.
Ununpentiyumun periyodik cetveldeki komşuları ise iki insan eliyle üretilmiş
element; 114 kütle numarasıyla flerovyum ve 116 kütle numarasıyla
livermoryum.
ABD İLE UZAYLILAR ANLAŞMA
iMZALADI !
Burada bilgileri veren kaynaklara göre, tüm anlatılanlar ABD Hükümeti
tarafından "Çok Gizli" olarak tanımlanıyor. Ve yine aynı kaynaklara göre,
ABD'de geçerli olan "Bilgi Özgürlügü Kanununun" kapsamına alınmadığı gibi,
ABD Hükümeti aşağıda anlatılan olayların hiçbirisinin doğruluğunu kabul
etmemekte. Fakat, anlatılanların tümünün gerçek olduğu iddia edilirken,
sadece ABD'nin değil daha birçok hükümetin benzeri gerçekleri sakladıklarını
ve daha da ötede bu konularda konuşanların susturuldukları da belirtiliyor.
Anlatılanlar ve kimliği saklanan tanıklarla yapılan görüşmeler büyük bir
gizlilik içinde gerçekleştirilmiş, ses ve video bantlarından isimler
özellikle silinirken, konuşanların kimlikleri titizlikle saklanmış. Öyleyse,
bu durumda anlatılanların doğruluğundan nasıl emin olunabilir? Buna verilen
cevap ise şöyle; "Bu tanıklar, Amerikan Hükümeti'nin 'Çok Gizli' düzeyi ile
olan ilişkileri, verdikleri isimler ve kaynaklar bakımından inanılır ve
güvenilirdir. Tanıklar, görev yaptıkları dönemin istihbarat
işlerindeki personelin adlarını ve rütbelerini doğru olarak biliyor ve
anlatıyorlardı ve bunlar en ciddi düzeyde araştırılarak doğrulandı."
Gizemli bir grup
Birkaç yıl öncesine dönelim, UFO Araştırmacısı William Moore "Dünyadışı
Canlıların Biyolojik Varlıkları" adlı bir radyo programı yapıyordu, ikinci
programın sonrasında, bir telefon aldı. Arayan eski bir istihbarat
görevlisiydi, 9 arkadaşı adına konuşurken, "Dünyadaki Yabancı Varlıklarla
ilgili dökümanları Moore'a verebileceğini söylüyordu. Moore, ikna olarak
konuşmayı kabul etti ve konuşmalara ve konuşmacılara "Faicon" kod adı
verildi. Bu arada Moore, Jamie Sanders adlı bir TV yapımcısı ve
yönetmeninden yardım isteyerek, görüşmelerin videoya kaydedilmesini
planladı. Bu aşamanın ardından, Faicon kod adlı ama gerçek adı "MJ 12" olan
grupla çalışmalara geçildi. Peki, "MJ 12" neydi? Bu özel grup, ABD içindeki
UFO faaliyetlerini araştırırken, "Dünyadaki Yabancı Varlıklar"la da
ilişkileri yönlendirmekle görevliydi.
Yani resmen, insanlık ile "Dünyadaki Yabancı Varlıklar' arasındaki
politikayı belirliyorlardı. Çalışmalar sürdürülüyor, kararlar veriliyor,
Başkan'ın onayına sunuluyor ve politika uygulanıyordu. Yani ABD Başkanı'nın
"Dünyadaki Yabancı Varlıklardan haberi vardi... Faicon'a göre, "MJ 12"
1950'lerde bizzat Başkan Truman'un emriyle kurulmuştu ve bu emrin belgesi de
vardı. Faicon bu belgeyi gösteriyordu. Ek o" larak da, 1947'de, New Mexico
Roswell'e düsen UFO'nun ve içindeki dünya dışı canlıların cesetleri
hakkından bilgi veren "MJ 12" dökümanları bulunuyordu. Bu dökümanlarda
dönemin Başkan'ı Eisenhovver'in imzası bulunuyordu. Aşağıdaki satırlar teyp
kasetinden aynen alınan bir bölümdür.
Bu incil başka bir incil
Faicon'un sesi: "MJ 12, 1950'lerde, hükümetin içinden seçilen bir grup
insanla oluşturuldu. Görevleri, UFO'larla ilgili araştırmalar yaparak, elde
edilen bilgileri derlemekti. En önemli amaçları, UFO'tarla ilgili bilgileri,
bilimsel olarak geliştirmek ve teknolojimize yardım sağlayacak şekilde
analiz etmekti. "MJ 12 'nin üyeleri arasında, ABD Başkanı, Başkan
Yardımcısı, Merkezi istihbarat Örgütü "CIA" Başkanı ve Ulusal Güvenlik
Danışmanı da dahildiler. "MJ 12"nin yönetim merkezi ise. Washington DC'deki
Deniz Kuvvetleri Gözlemevi'ydi ve ABD Deniz Kuvvetleri "MJ 12"
politikalarıyla ilgili faaliyetlerin tümünde öncelikli sorumluluğa sahipti.
Deniz Kuvvetleri personeli tarafindan derlenen tüm bilgiler, analiz edilmek
üzere "Aquarius" kod adıyla komutanlık merkezine aktarılıyordu."
Falcon devam ediyor; "MJ 12'nin kendi arasında 'incil' adıyla tanınan bir
kitap veya basılı bir dosya vardı. Bu kitapta, Truman döneminde, ABD'nin
misafiri olan üç dünya dışı yabancı anlatılıyor ve tüm ayrıntılar
veriliyordu. Ayrıca kitapta, dünya dışı canlılardan alınan teknolojik ve
tıbbi bilgiler, onların kendi gezegenlerindeki sosyal yaşamları, Roswell'de
bulunan cesetlere yapılan otopsilerin sonuçları ve evren ile ilgili bilgiler
de yer alıyordu. Ama bu kadar değildi, devamı da vardı, 1988 yılında gelen
ve yine ABD'nin konuğu olan ve dev bir gizlilik perdesi altında saklanan
ikinci bir dünya dışı canlı grup daha anlatılıyor."
"Dünyaya bugüne kadar üç ayrı dünya dışı canlı türü geldi.."
Faicon sürdürüyor; " Bir diğer kitap daha var, adı "Yellow Book". Bu ise son
olarak gelen iki dünya dışı canlı tarafından yazılmış. Kitapta, geldikleri
gezegeni, Güneş Sistemi'ni, diğer güneşleri, kültürlerini, kendi
toplumlarını ve dünyada nasıl yaşamlarını sürdürdüklerini anlatıyorlar." Bu
noktada Falcon'a önemli bir soru soruluyor, dünya dışı canlıların
kökenlerinin neresi olduğu soruluyor: Faicon açıklıyor; " Zeta Reticuli
takımyıldızından geliyorlar. Bu takımyıldız onların ilk evi değil." Bu
noktada hemen akla gelen biri var, bir dönem hükümet adına çalısan fizikçi
Bob Lazar da bu takım yıldızından bahsetmişti.. ve dünya dışı
canlılar tarafından kaçırıldığını iddia eden ünlü Betty Hill'de hipnoz
altında Zeta Reticuli takımyıldızından bahsettiler... Hili 1961
yılında yapılan bir seansta hipnoz altındayken Zeta Reticuli yıldız
sistemini tıpatıp tarif etmişti. Ama dünyalı astronomlar bu takımyıldızı
ancak 1969 yılında ilk kez gözlemleyebildiler ve buldular. Öyleyse, arada
kesin ama garip ilişkiler vardı ama bu ilişkilerin arasındaki bağ açıkça
görülemiyordu.
Şimdi Faicon grubundan bir başka kişiye geçelim, onun kod adı "Condor".
Condor, ABD Hükümeti ile dünya dışı canlılar arasında yapılan anlaşmalardan
söz ediyor; "ABD Hükümeti ile dünya dışı canlılar arasında imzalanan
anlaşmaya göre, ABD Hükümeti dünyadışı canlıların varlığını açıklamamayı
kabul ederken, onlar da insan toplumuna yani dünyaya karışmamaya söz
veriyorlar. Ayrıca ABD, dünya dışı canlılara özel bir bölgede, çok gizli
tutulmak kaydıyla bir üs de veriyor. Söz konusu yer Nevada'daki 51.Bölge ya
da öteki adıyla "Dreamland / Rüya Ülkesi" olabilir." Şimdi söz yine
Falcon'da; "Dünya dışı canlılar bu bölgede üslendiler yani Nevada'da. Benim
bildiğime göre 1948 veya 1949'dan günümüze kadar üç ayrı dünya dışı canlı
türü dünyamızı ziyaret etti veya konakladı, dünyada ilk dünya dışı bir canlı
New Mexico Çölü'ndeki kazadan sonra ele geçirildi. Dünya dışı canlının adı
EBE'idi. Hükümet tarafından üç yıl konuk edildi ve bakıldı. Ondan
kültürleri, ırkı ve araçları hakkında çok şey öğrenildi. Diğer bir dünya
dışı canlı ise, bir değişim programının parçası olarak, ABD Hükümeti'nin
1982 yılından bu yana konuğu oldu."
"400 yıl yaşıyorlar ve çok zekiler..."
Birçok görgü tanığının çizdikleri resimlerin yani sıra, Falcon dünya dışı
canlıları şöyle tanımlıyor; "Boyları yaklaşık bir metre ile bir metre on
santim arasında değişiyor. Böcek gözüne benzer çok büyük gözleri var ayrıca
birer iç gözkapakları bulunuyor. Yaşadıkları gezegende, gündüzleri güneş
ışığı bizimkinden iki veya üç kez daha fazla. Onlar da dişi ve erkek olarak
iki cinsiyetteler. Bizim burnumuzun olduğu yerde iki küçük delik var ve
küçük bir ağıza sahipler. Bildiğimiz türde dişleri yok, dişlerin yerinde çok
sert kauçuğa benzeyen bir alan bulunuyor, iç organları çok basit, kalbin ve
ciğerlerin görevini tek bir organ yapıyor. Yine çok basit bir sindirim
sistemleri ve büyük olasılıkla gezegenlerindeki çok güçlü güneş ısısı
nedeniyle sertleşmiş ama son derece elastiki bir deriye sahipler. Beyinleri
ise, bizimkinden çok daha karmaşık ve çok daha fazla kıvrım görülüyor.
Bizim görme sistemimiz beynimizin arka tarafından yönetilirken, onlarınki
beyinlerinin önündeki bir merkezden yönleniyor. Duyma yetileri bizlerden
hatta köpeklerden bile çok ötede. Böbrek ve mesane sistemi de tek bir organ
halinde, onlar da atıkları vücutlarından atıyorlar ama katı atıkları sıvıya
dönüştüren ve bilimcilerimizin bir türlü tam olarak çözümleyemedikleri
ekstra bir organları daha var. Ellerinde baş parmak yok, dört parmakları
bulunuyor, ayakları küçük ve parmak araları perdeli. Yaşamları ortalama
olarak bizim zaman ölçümüze göre 350-400 yıl arasında. Aslında genel olarak
sürüngenlere benziyorlar. Bilindiği gibi dünyada bazı sürüngen türleri 500
yıl yaşayabiliyorlar. Bir timsahın 850 yaşında olduğu resmen açıklanmıştı.
Ve tabii çok zekiler, eğer IQ ölçüsünü alacak olursak, IQ dereceleri 200'ü n
üzerinde." Falcon dünya dışı canlıların sosyal yaşamları hakkında da bilgi
vererek konuşmasına devam ediyor;
"Onların da bir dini var, evrensel bir dine sahipler. Evreni Tanrı olarak
kabul ediyorlar. Sevdikleri müzik türü eski Tibet müzigine çok benziyor.
Genelde sebzeleri severek yiyorlar, dünyada en çok dondurmayı sevmişler, en
çok da çilekli dondurmayı..." Şimdi Faicon'u bırakıp, adını saklamayan
birine geçiyoruz;

Çok gizli bir üs...
Robert veya Bob Lazar yukarda adi geçen Nevada'daki ünlü 51.Bölge'de
bulunmuştu. Aslında bir fizik uzmanı olan Lazar, ABD Hükümeti tarafından
resmen görevlendirilmişti. Lazar, hiç çekinmeden birkaç ayrı UFO tipini
tarif etti. Lazar, ayrıca Las Vegas'in 15 mil kuzeyindeki Pagose Gölü
yakininda gizli bir araştırma merkezi bulunuyordu. Burada U2, SR71, F-117A
ve SR75 gibi çeşitli uçaklar geliştirildi. Üste çok ciddi ve inanılmaz
derecede bir gizlilik uygulanıyordu. Ölüm cezası bile vardı. Pagose Dagi'nin
içine 9 hangar inşa edilmişti. Hangar kapıları öylesine doğaya uydurulmuştu
ki, birkaç yüz metre yakından bile fark edilemiyordu. Lazar'a göre, bu
hangarların içinde UFO benzeri uçan disklerin deneyleri yapılıyor ve uçuş
prensipleri deneniyordu.

Lazar, disklerin uçabilmesi için adına "Yerçekimi
Amplifikatörü" denen bir aygıt geliştirilmişti.
Aygıtın planları dünya dışı canlılar tarafından hazırlanmıştı. iki tür UFO
vardı, birisi "Omicron" adı verilen bir gezegen veya bir yıldız çevresinde
kısa yolculuklar yapabilen diskti. "Delta" adlı diğer tip ise, uzay-zaman
alanı içinde hareket edebilen, ve bu şekilde yıldızlar ve galaksiler arası
yolculuk yapabilen olağanüstü bir araçtı. Araçların üçüncü ve bir başka tipi
ise, hem Omicron, hem de Delta konumuna geçebilen bir modeldi. Bu diskler
veya araçlarla ilgili tüm bilgi vardı ve uygulanıyordu.

Lazar, üsten ayrıldıktan sonraki yıllarda çalışmaların bitirilmiş olacağını
ve dünyada 80'li yıllardan sonra görülen UFO'ların hemen hemen tamamının
dünya yapısı olduklarını iddia ediyordu. Ve bu araçlar gizli tutuluyordular.
Lazar, dünya dışı canlıların sadece güney yarımküreden gözlemlenebilen Zeta
Reticuli yıldız sisteminden geldiklerini vurgularken, Faicon grubunun
söylediklerini onaylıyor. Bu yıldız sistemi dünyaya 38 ışık yılı uzaklıkta
ve bir ve iki diye numaralandırılan ikili bir yıldız sisteminden oluşuyor,
dünyadışı canlılar Reticulum 4 planetinden, yani Zeta 2 Reticuli yıldızının
dördüncü planetinden geliyorlar. Galaksimizi ve yıldız sistemlerini doğal
olarak kendilerine göre isimlendirmişler. Örneğin bizim güneşimize "Sol",
dünyamıza ise. güneşin üçüncü gezegeni olduğu için "Sol 3" diyorlar.
Yaşadıkları gezegende yani Reticulum 4'te bir gün, dünya zamanıyla 90 saat
sürüyor. Lazar ın dünya dışı canlıları tarifi, Falcon'dan çok farklı değil,
hatta aynı gibi. Boyları bir birbuçuk metre arasında, ağırlıkları 15 ile 30
kg arasında, hemen hemen yeni yürümeye başlayan bir çocuk görünümündeler,
başları büyük, her yönü görebilen badem şeklinde kocaman gözleri var ve
genelde saçsızlar. Daha çok mavi gri renkte tek parça tayt benzeri bir giysi
ile görülmüşler.

UFO'lar nasıl çalışıyor (!)
Sonuç olarak gerek Faicon'un gerekse de Lazar'ın anlattıkları gerçekten
ilginç; Örneğin Lazar, disklerin reaktörlerinin benzinle çalıştıklarını
söylerken önce şaşırtıyor ama sonra bu benzinin bizimkinden çok farklı
olduğunu anlıyorsunuz. Çok yüksek oktanlı ve petrolden değil, atom sayısı
115 olan bir elementten üretiliyor. Bu element ise bizim elementler için
kullandığımız periyodik kartımızda bulunmuyor.
Lazar Element 115'in dünyadaki elementler gibi tek yönlü değil, iki ayrı
amaçla kullanılabilen bir element olduğunu belirtiyor
ve açıklıyor; "Dünya biliminin henüz bilmedigi ve özelliğini tanımlayamadığı
Yerçekimi Enerjisi'ni Element 115 sağlıyor ki
bunun adı A Enerjisi, bu enerji Element 115'in
çekirdeğinden kaynaklanıyor ve yayılıyor,
ikinci olarak da, Element 115 antimadde radyasyonunun kaynağı, bu da gereken
hareket gücünü oluşturuyor." Lazar'ın bu sözcüklerinden şu anlam çıkıyor;
Her disk, kendi içinde birer minik gezegen olarak kabul edilebilirler.

Lazar'in anlatımına göre, yukarda adı geçen
Çekim veya Uçuş Amplifikatörü'nün sistemi A
enerjisini bir yere odaklayarak, uzay-zamanın bükülmesini sağlıyor,
uzay-zaman bükülümü ise, bir astrofizik deyimi, basit bir anlatımla ışık
hızından çok daha fazla bir süratle zamanın ve üç boyutlu uzayın dışında
mekan değişimi olarak düşünülebilir. Uzay-zaman bükülmesi yine bir
astrofizik tanımıyla bir Kara Delik'in çekim alanı kadar bir güç alanını
.oluşturuyor. Böylece elde edilen dev enerji, ışık yılı gibi çok büyük
uzaklıkların aşılmasını sağlıyor. Lazar ekliyor;
"Bir uzay-zaman bükülümü içinde yolculuk yapılırken, Element 115, Element
116 denen bir başka elemente dönüşerek bir antimadde alanını da yaratıyor.
Antimadde alanında oluşan zıt alan ise, Element 116'nin sayesinde % 100
enerjiye dönüşebiliyor. Reaksiyonun ISISI sonucunda,
ortaya çıkan elektriksel enerji
yeterli olduğu gibi, bir tür
termo elektrik jeneratörü
oluşturuyor. Sözünü ettiğim A Enerjisi, böyle sağlanırken, Delta durumuna
geçildiginde A Enerjisi, uzay-zaman bükülümünü
sağlayınca bir tür Kara Delik ortaya çıkınca,
ışıkyılları aşılabiliyor..."

Bütün bunlar saçmalık mı yoksa?..
Lazar'ın anlattıklarını anlamak çok zor, sadece örneklemek istedik. Çok daha
uzun anlatımları var ama aslında konu sadece bilim çevrelerini
ilgilendiriyor.
Sorular ve kuşkular sonsuz, tüm bu bilimsel ama amatörce gözüken iddiaların
resmen kanıtlanması gerek ama öte yandan da Robert Lazar'in da bir fizikçi
olduğu biliniyor. Bilimsel çevreler ilginçtir, susuyorlar hatta Lazar'ı
yalanlayan veya karşı çıkan kimseye de rastlanmıyor, iki şey olabilir Ya
Lazar veya Faicon öylesine saçmalıyorlar ki, yetkililerin hiçbirisi onlara
cevap vermeye tenezzül dahi etmiyor, kısacası ilgilenmiyorlar ya da Lazar
veya Faicon doğru söylüyorlar ve konunun daha fazla karıştırılmaması için
yetkililer seslerini çıkartmayı, yorumsuz kalmayı tercih ediyorlar. En iyi
çözüm, dünya dışı canlıların ortaya çıkması, o zaman tartışacak bir şey
kalmayacak.. Ama onlar da resmen ortada yoklar. Bu arada akla yukarda geçen
bir söz de ister istemez geliyor; dünyadışı canlıların IQ dereceleri
gerçekten 200'ün üzerindeyse, o zaman onları anlamamız hiç de kolay değil,
hatta imkansız gibi...
Her şeyi bir yana bırakıp, bir an düşünelim. Eğer Falcon ve Lazar doğru
söylüyorlarsa ve ABD ile dünya dışı canlılar arasında böylesine gizli
tutulan bir ilişki varsa, hatta ABD dünya dışı bir zekanın temsilcileriyle
özel bir anlaşma imzaladıysa ve bunu dünya insanlarından saklıyorlarsa çok
iyi düşünmemiz gerekiyor. Böyle bir olasılık, tüm siyasi, etnik, dinsel ve
hatta ekonomik sorunlardan daha önemlidir çünkü göründüğü kadarıyla çok
uzakta değil, kısa bir dönem içinde dünyada ciddi bir değişimin, belki bir
bölünmenin ama en önemlisi insanlığın bir bölümü için bir tehdidin ortaya
çıkması olasıdır. Neden mi? Eğer anlatılanlar gerçekse, ABD neyin
karşılığında dünya dışı canlıları saklamak ve hatta korumak için milyarlar
harcıyor? Bunun bedeli nedir? Fakat önemli bir soru daha var, dünya dışı
canlılar bu işbirliğinden ne elde ediyorlar ve neden saklanmak istiyorlar?
İhtiyatlı olmak isteyen çevrelere göre, eğer bizlerden çok ötede bir zekaya
sahipseler. korkmamız gerekir çünkü onların gerçek amacını anlamamız asla
mümkün olamayacaktır, çünkü bizler onların yanında resmen geri zekalı
sayılabiliriz...Ya öyleyse..?

Başka bir
kaynakta BOB LAZAR ve Area 51 / S4 (Farklı bir çeviri)
1989 senesinde Bob Lazar adlı bir fizikçi 51. bölgede bulundurulan uzay
gemilerinin mühendislik sırlarını çözmesi için görevlendirilmişti. Lazar,
yaptığı çalışmaların ardından üzerinde çalıştığı uzay gemileri hakkında
açıklamalarda bulundu ve 51. bölgede uzaylılara ait olan uçan dairelerin
test uçuşlarının yapıldığını açıkladı. Devlet ile arasında yaşanan
olumsuzluklar üzerine kendini güvenceye almak için Lazar tüm bildiklerini
açıklamaya başladı. Lazar, Las Vegas Klas televizyonu muhabirine 51.
bölgenin S-4 olarak bilinen test alanında uzay gemileri üzerinde çalışan bir
ekipte görevlendirildiğini ve uzay aracının itici kuvvetini çözmek için
çalıştığını anlattı. Lazar belgeselde şunları söylüyor:

“Çok kaygan ve ince yapılı, uçan daire şeklinde bir araç. Toplam 9 tane var.
Ben sadece bir tanesi üzerinde çalışmalar yaptım. Çok sade, tek ve katı bir
renge sahip, aracın içi ile dışı gri, hiç bir
yerde sivri bir köşe yok, araç içindeki her cihaz, koltuklar, amplifikatör
yuvaları, her şey yuvarlak köşelere sahip. Sanki herşey balmumundan
eritilerek yapılmış gibi. Tavan ile yer birleşiyor ve her şey buna göre
orantılanmış. Çok çok sade, çok geniş alana
sahip, alan çok pratik kullanılmış. 3 tane
seviye mevcut. En alt seviye amplifikatör
yuvalarının olduğu yer, burada üç tane bulunmakta. Orta seviye araca giriş
yaptığınız kısım. Burada koltuklar ve amplifikatörler var. En üst kısım ise
küçük bir oda ama oraya erişim yoktu bu yüzden orada ne olduğunu
bilmiyorum.”
“Kesinlikle bir uzaylı aracı, bu konuda hiç bir şüphe olamaz.”
“İlk olarak projenin amacı tersine mühendislik ile ( back engineering )
aracı deşifre etmekti. Eğer Amerikan yapımı iseler bunu geriye dönerek
araştıracak ve insan yapımı olup olmadıklarını anlayacaktık. İkinci olarak
boyut, içerideki teçhizat, koltukların boyutu, kullanılan materyaller
tamamen bize uzaylı kalıyor. Ayrıca kullanılan petrol, “115” adlı element
bizde yok. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde oluşturulan açıklamanın
birifingi bu araçların kesinlikle uzaylı aracı olduğu idi.”

Lazar’ın bahsettiği 115 elementi Ununpentium olarak adlandırılan ve “Uup”
sembolüne sahip olan element. Bu madde partikül bombardımanı ile enerji
kaynağı haline dönüşen Ununhexium maddesine dönüşüyor. Daha sonra ana
partikül ile karşıt partiküller oluşan nükleer reaksiyonu sonlandırmak için
çözülerek yok oluyorlar. Ayrıca Uup elementinin yarattığı nükleer güç ile
uzay aracının dış ortam ile arasındaki yerçekimi uyumunu sağladığı öne
sürülüyor(wikipedia.org).
Bob Lazar 51. Bölgede uzaylı teknolojisine tanık olmuş isimlerden sadece
biri. Bir başka isim David Adair. Adair 51. Bölgede uzaylılara ait olan bir
motorun incelenmesi için görevlendirilmiş. Dedikleri ise şunlar:
“Bizim kökenlerimizden gelen bir şey değil. Bunu görmeme izin vermemeleri
gerekirdi. Sonuçları iyi olmadı. Beni bir odaya kilitlediler. Bunun sebebi
onlara motorun nasıl çalıştığı konusunda daha fazla bilgi vermeyeceğimi
zannetmeleri idi ve bu konuda kararsızlaştılar.”
NASA ve başka uzay araştırmaları firmalarına danışmanlık yapmış olan Adair,
1971 senesinde dünyaya çakılmış olan bir uçan dairenin motorunu araştırmak
için görevlendirildiğini anlatıyor.

“Baktığım şey teknolojik olarak olağanüstü bir şeydi. Böyle bir şeyi görmek
muhteşem bir olaydı. O durumda olmak ise beni her zamankinden çok daha
sinirli bir hale getirdi. Çünkü elinizde bu tür inanılmaz bir teknoloji
bulunduruyorsunuz ve insanlara bunu açıklamıyorsunuz. Biz halen benzinle
çalışan motorlar ve NASA’da bu şekilde çalışan roketler üretiyoruz
ama ellerinde öyle bir motor varki, bizim teorimizle
büyük olasılıkla ışık hızına ulaşabiliyor, hatta daha da fazlası.”
Ufolojist Sean Morton ise Lazar’ın açıklamarına kendi bilgileri ve bakış
açısı ile yorum yapıyor:
“Bob Lazar’ın bize dediğine göre eğer biz çarşamba akşamları saat 18.30’da
siyah bir posta kutusunun yanına gidersek uçan daireler görebiliriz. Çünkü
bunlar askeriye tarafından belirlenmiş olan zamanlar. Akam 18.30–21.30 arası
ve sabah saat 03.00 ile 06.00 arası.”
Bob Lazar’ın açıklamalarının ardından söylediklerinin üzerini örtebilmek ve
onu susturabilmek için devlet tarafından birçok girişimde bulunuldu. Bu
olayların ardından 51. bölge hakkındaki spekülasyonlar doruğa ulaştı.
Buradaki temel görüş, Amerikan hükümetine bağlı yetkililerin uzaylılar ile
gizli görüşmeler yaptığıydı. Morton, 51. bölge hakkında çıkan uzaylılarla
pazarlık yapılması spekülasyonları hakkında şunları söylüyor:
“Yürütülen projelerdeki ana amaç Amerikan devleti ile uzaylılar arasında
pazarlık yapmaktı. 1947’deki Roswell kazasının ardından Majestic 12 adı
verilen bir organizasyon kurulmuştu. Ardından 1953’te bu olaylara dönemin
başkanı Eisenhower’da karıştı. Devlet-askeriye-uzaylılar arasında görüşmeler
olduğu spekülasyonları ortaya çıktı. Görünüşe bakılırsa bizde uzaylıların
istediği bir kaç şey vardı. Birincisi, askeriyenin donanıma ihtiyacı vardı.
Biz silah teknolojisi, itici kuvvet teknolojisi, metalurji teknolojisi
istiyorduk. Bunun karşılığında uzaylılar donanımları karşılığında bizim
yazılımlarımızı almak için ticarete sıcak bakıyorlardı. Buradaki yazılımlar
ise bizden başkası değil, yani insanlar. Başlıca istedikleri şeyler genetik
materyaldi. Bunun karşılığında ise bize teknolojik ilerleme sağlamakta
istekliydiler. Buna bir kaç uçan dairenin insanlara verilmesini örnek
gösterebiliriz.”
***
26 Temmuz 1996 tarihinde, televizyon programı çeken ve dağıtımı yapan Rocket
Pictures adlı şirketi “Victor” takma adında kimliği belirsiz bir kişi aradı.
Elinde bir uzaylı ile yapılan röportajın görüntülerini içeren bir kaset
olduğunu iddia ediyordu. Şirketin sahibi Tom Coleman ilk başta bunu bir şaka
zannetti. Ancak konuşma devam ettikçe Coleman telefonun ucundaki kişinin çok
ciddi biri olduğuna inandı. Victor adlı şahış Coleman’a elinde Nevada’daki
askeri üste(51. Bölge) tutulan bir uzaylıya ait olan bir video olduğunu
belirtti.
Amerika’da uzaylılara ait olan video spekülasyonları tabii ki ilk olarak
1947’deki Roswell kazası ile ortaya atılıyor. Enkazdan çıkarılan
uzaylılardan bir tanesinin yaşadığının ortaya atılması ile meraklar artıyor
ancak her şey bununla bitmiyor. Anlatılanlara göre kazadan iki sene sonra,
1949 senesinde Roswell kazasından ikinci bir uzaylının daha kurtarıldığı
iddia ediliyor. EBE–1(Extraterrestrial Biological Entity, Uzaylı Biyolojik
Varlık–1) adı konulan uzaylı gözaltına alınıyor. Ancak uzaylı o zamanın
doktorları tarafından çaresi bulunamayan kronik hastalıklara sahip. Jimy
Carter’ın başkan olduğu döneme ait olan, 14 Ağustos 1977 tarihli bir
birifingte yazanlara göre, hasta durumda olan EBE–1 ayağının tozu ile
getirildiği bir askeri üste sorgulanıyor. Sorgulamada piktograf(harf yerine
resim kullanılan yazı türü) kullanılıyor. EBE–1, Zeta Reticuli yıldız
sisteminden geldiğini anlatıyor. EBE–1 ile yapılan araştırmaların asıl amacı
ise, hem uzaylılar, hem de insanlar tarafından anlaşılan resimlerle ortak
bir dil yaratmaktı. Eğer bu iddia edilenler doğru ise, dilbiliminde
devrimsel bir ilerleme 1950’lerin ilk senelerinde gerçekleştirilmiş oldu.
Ancak en önemli şey Amerika ile Rusya’nın soğuk savaşa ilerlediği bu dönemde
böyle bir bilginin tamamen insanlıktan ayrı tutulmasıydı. Devletin o
zamandan beri aklında bulundurduğu ana strateji %100 gizlilikti.
Eldeki bilgilere göre EBE–1 belirlenemeyen bir hastalıktan dolayı 18 Haziran
1952 tarihinde Allah’ın rahmetine kavuştu. En ilginç şeylerden biri, EBE–1
gibi çok ileri bir yaşam formunun daha kendi hastalıklarına tedavi bulamayan
bir ırkın ellerinde hayatını kaybetmesiydi. Ancak daha sonraki
araştırmalarda birçok uzmanın yaptığı açıklamaya göre uzaylılar için ölümün
hiç korku yaratmayan bir şey olduğu ortaya çıktı. Onlar için ölüm bir nevi
son değil, bir geçiş süreciydi.
1940’ların sonlarında ve 1950’lerin başlarında Amerika’nın uzaylı politikası
belirlenmişti. Her şey çok gizli tutulacaktı. “Blue book” adı verilen bir
dosyada her türlü olay kaydediliyordu ama açıklamaya gelince her şey
yalanlanıyor, bataklık gazları ya da doğal ışınlar gibi şeylerle olaylar
geçiştiriliyordu. Ancak daha sonradan ortaya çıktı ki Amerikan hükümetinin
tek bir stratejisi yoktu.
14 Eylül 1947 tarihinde hükümet tarafından “Majestic 12” adlı bir araştırma
grubu yaratıldı. Bu grubun amacı uzaylılarla ve UFO’larla alakalı her türlü
bilgiye ve dökümana ulaşmak ve bu bilgileri hem yabancılardan, hem de
Amerikan halkından tamamen gizli tutmaktı. Mj–12 dönemin başkanı Truman’ın
savunma bakanı olan James V. Forrestal tarafından yürütülüyordu. Çok kısa
bir süre içinde Mj–12 örgütü Forrestal’ın tahmininden çok farklı boyutlara
ulaştı. 1949 senesinde depresyon nedeniyle hastaneye kaldırılan Forrestal
hastane odasında intihar etmiş olarak bulundu ama bunu birçok araştırmacı
kabul etmedi. Söylenenlere göre Forrestal %100 gizlilik yerine eldeki
bilgilerin halka açıklanmasından yanaydı.
Çok ilginç bir başka nokta, 51. Bölgede 1989 senesinde uzay araçlarını
incelemiş olan Bob Lazar’ın anlattıklarıydı. Dediğine göre üsteki her
görevli üzerinde “MAJ” yazan kimlik kartları taşımak zorundaydılar. Bu ise
“Majestic” kelimesinin kısaltmasıydı. Yani kurulduktan sadece bir kaç sene
sonra Mj–12 örgütü tüm 51. bölge kontrolünü ele mi geçirmişti?
1994 senesinin aralık ayında bir UFO araştırmacısının eline Majestic 12
örgütünün el kitabından bir döküman ele geçti. Bu dökümanda nezaret
altındaki uzaylılara nasıl davranılacağı hakkında maddeler vardı. Buna göre:
- EBE’ler her ne gerekirse gözaltında tutulacaklardır.
- En kısa zamanda güvenli bir alana sevk edileceklerdir.
- Her ne kadar EBE yaşam formlarını fiziksel olarak iyi durumda elde
bulundurmak avantajlı olacaksa da, yürütülen operasyonların güvenliği ile
uyuştuğu sürece bu varlıkların alıkonulmasının ertelenmesi ya da
kaybedilmeleri(ölmeleri) kabul edilebilir.
Son ve rahatsız edici maddeden de anlaşıldığı üzere gizlilik başından beri
devletin ana amacı olmuştu.
1988 senesinde hükümete ait olan ve kod ismi “Falcon” olan başka bir kaynak
ele geçirildi(internetteki kaynaklara göre bir adam). Elde edilen bilgiler
ikinci bir uzaylı yaratıktan bahsediyordu, yani EBE–2. Bilgilere göre EBE–2
devlete araştırılması ve röportaj yapılması için gönüllü olarak başvuran bir
uzaylıydı! Bu olay gerçek ise, 51. bölge uzaylılarla insanlar arasında
diplomasinin gerçekleştiği ilk yer olmuştu. Falcon kaynağında belirtilen
bilgiler 1950’nin ortalarında gerçekleşen EBE–2 röportajının EBE-1’den
oldukça farklı olduğunu ortaya koyuyordu. Normalde uzaylılar insanlarla
resimli figürler ya da konuşma dili ile iletişim kurmakta hiç ilgili
olmuyorlar. Ancak EBE–2 gönüllü olmasının yanında bu sefer onun için
geliştirilmiş olan bir konuşma cihazını kullandığından bahsediliyor. Hatta
EBE-2’nin İngilizceyi kısa sürede söktüğü ve yetkililerle İngilizce
konuştuğu anlatılıyor.
Bu saçma sapan(ya da gerçek) açıklamaları yalanlayan diğer kaynaklar ise
uzaylıların insanlarla konuşarak falan değil, telepati yöntemi ile iletişim
kurduklarını belirtiyorlar. Eğer bu doğru ise uzaylıların telepati
yetenekleri olduğu nerden biliniyordu, ayrıca devletin iletişim kurabilmek
adına telepatlar tutması gerekiyordu. Ya da uzaylıların konuşma yeteneği hiç
mi yoktu?
Bob Lazar’a çalıştığı uzay araçlarının sahiplerinin nerede olduğu, 51.
bölgede uzaylı olup olmadığı soruluyor. Lazar bu soruyu yanıtlamaktan
çekindiğini belirtiyor ancak bir keresinde iki yetkilinin kısa boylu ve uzun
kollu biri ile konuştuklarını gördüğünü, başka bir sefer de uzaylı
medeniyetler hakkında bilgi içeren dökümanlara rastladığını anlatıyor.
Ayrıca Lazar 1970’lerin sonlarında gerçekleşen ilginç bir olaydan
bahsediyor. Son 40 sene içinde 51. bölgede uzaylı sayısı o kadar artıyor ki,
üs bir nevi uzaylı tatil kampına dönüyor. 1970’lerde yetkililer üsteki bir
alanı uzaylıların kontrolüne sevk ediyor.
Bir gün güvenlik görevlileri ile uzaylılar, büyük olasılıkla muhabbet
ederlerken, uzaylıların yarattıkları bir çeşit alan yüzünden görevlilerin
tabancalarındaki kurşunlar tepki veriyor ve orada bulunan tüm insanlar
başlarından aldıkları yaralar ile nalları dikiyorlar. Bu saçma sapan
hikâyelerden daha ne kadar var bilinmezken, UFO araştırmaları üzerindeki en
ilginç şeylerden biri 1987 senesinde yaşanıyor.
21 Eylül 1987’de, dönemin başkanı Ronald Reagan, Birleşmiş Milletler’de
konuşmasında çok ilginç şeylerden bahsediyor. Reagan, konuşmasında “Eğer
dünya dışı bir tehdit ile karşı karşıya kalsaydık, eminim ki bizi ayrı tutan
tüm engelleri unutur ve birlik kurmayı başarabilirdik” diyor ve uzaylıların
yaratacağı bir tehditten söz ediyor. Onun bu açıklaması, Lazar’ın anlattığı
ve uzaylıların kafası kızdığı anda neler yapabileceklerini gözler önüne
seren olaydan sonraki döneme rastlıyor.
Tüm bu acayip ve fazlaca saçma duyumlar bir şeyi akıllara getirmeye
başlamıştı. Acaba bunlar devlet tarafından insanların aklını karıştırmak
için bilerek ortaya atılan şeyler miydi?
Bu düşünce içinde Rocket Pictures sahibi Tim Coleman, “Victor” adlı şahsı
güvenilirlik konusunda uyarıyor. Victor ise her soruyu yanıtlayacağını ve
kaset üzerinde her türlü testin yapılabileceğini, uzmanlara
danışılabileceğini belirtiyor. Ayrıca kendisi belgeselde yer almayı maske
kullanarak ve sesi elektronik yöntemlerle değiştirilmek suretiyle kabul
ediyor.
Röportaj esnasında Victor 51. bölgedeki görevini açıklamıyor, sadece orada
olması için geçerli bir sebebi olduğunu belirtiyor. Teslim ettiği kasetin
orjinalinden kopya olduğunu ve 51. bölgede çok olağan dışı şartlar altında,
yasak olmasına rağmen kopyalandığını açıklıyor. Victor kasette görülen
uzaylıyı gördüğünü ama röportaj esnasında orda olup olmadığı konusunda bir
açıklama yapmayacağını belirtiyor. Uzaylı ile yapılan röportajın uzaylının
ele geçirildiği 1989’dan beri sürdüğünü, her ay iki tane yapıldığını ve her
seansın 3 ila 5 saat civarında olduğunu anlatıyor. Uzaylının uçan daireler
hakkında temel teknik bilgiler verdiğini, bunun dışında ruhsal kavramlardan
bahsettiğini anlatıyor. Uzaylının ruhsal konular hakkında konuşurken daha
rahat olduğunu belirtiyor ve bahsettiği şeylerin şunlar olduğunu söylüyor:
“İnsan vücudu bir cihaz, daha çok bir araç, tekne, iletişim/ulaşım kanalı.
Bu araç ruha hizmet için sahip olunan bir şey ve maksimum verimlilik ile
kullanılması gerekiyor. Araç kırıldığında ya da bozulduğunda ise
değiştirilmesi gerekiyor. Ruh, birden çok araca sahip olabiliyor. Teknoloji
ise bu süreçte aracın kendini yenilemesi için kullanılan şey(yani araçtan
araca geçen bir ruh transferi söz konusu). Ruh araçtan araca geçebiliyor.
Yani reankarnasyon gibi şeyler gerçek.”
Victor ise uzaylının araç olarak kullandığı sözün ruhun kendisine kılıf
olarak kullandığı vücut olduğunu belirtiyor.
Bu görüşün bir benzerini savunan ve araçlar için “konteyner” tanımını
kullanan “Heavens Gate” adlı bir örgüt üyeleri ruhun bir konteynerden başka
bir konteynere geçebildiğini kabul ediyorlardı. 1997 senesinde liderlerinin
arkasından 38 grup üyesi yataklarında her birinin ayağında spor ayakkabı ve
şık giyinmiş bir halde toplu intihar ettiler. Victor ise uzaylıların ruhani
konulardaki bilgilerinin kesinlikle intihara sevk edici olmağını belirtiyor.
Yapılan röportaj ise intihar olayından tam 7 ay öncesi.
Daha sonra belgeselde uzaylı röportajı gösteriliyor. Karanlık bir mekânda
gerçekleştirilen röportajda uzaylı bir masanın ucunda oturuyor. Gövdesi
gözükmüyor. Bir adamın rahatça üstünde durabileceği kadar devasa bir kafası
var. İncecik boynu görülebiliyor. Uzaylı yaklaşık 1,5 dakika sonra şiddetli
baş sarsıntıları ile öksürürmüş gibi hareketler yapmaya başlıyor. Bu esnada
yanına 2–3 tane sağlık görevlisi geliyor. Bir tanesi elindeki fener ile
uzaylıyı kotrol ederken, ara sıra uzaylının gövdesi görülebiliyor. Bir
görevli kafasını tutarken diğeri ağzını siliyor. Bu esnada uzaylının ağzı
açılıp kapanıyor. Görevlilerin hareketleri ise çok doğal, ne yapacaklarını
planladıkları ya da rol yaptıkları hakkında kesin bir şey söylemek mümkün
değil.
Youtube.com’daki yorumlardan bir tanesinde bir kişi görüntüleri çok büyük
ekranda izlediğini, uzaylı öksürür gibi hareket yaparken ağzından tükürükler
saçtığını söylüyor. Bu da özellikle sahte olması ihtimalinde çok ince bir
detay olan ağız hareketleri hakkında iyice şüphe uyandırıyor.
Victor görüntülerdeki kişilerin güvenliği için filmdeki sesi çıkarttığını ve
bu filmi ortaya çıkarmasının en büyük amacının uzaylıların varlığından
insanları haberdar etmek olduğunu söylüyor. Röportaj esnasında ortamın
karanlık olmasının uzaylının rahatını sağlamak için yapıldığını söylüyor.
Uzaylının oturduğu taraftaki masanın üzerinde inip kalkan yeşil ışığın
telepat sinyali, arka planda görülen kare açıklıkların gözlemciler için olan
kameralar olduğunu belirtiyor. Röportaj esnasında odada telepat dışında
askeri sıhhiye görevlilerinin bulunduğunu söylüyor.
Uzaylı en alt seviyede ve en güvenli yer olan 2. güvenlik seviyesinde
tutuluyor. Uzaylıların en güvenli seviyede tutulmalarının sebebi ise
insanların içinde bulunduğu çevreden, doğadan korunmalarının amaçlanması.
Normalde uzaylıların insan doğasında olan hastalıklardan direkt olarak
etkilenmedikleri anlaşılmış ancak özellikle solunum sistemlerine yerleşen ve
onları hasta eden bakterilerin mevcut olduğu ortaya çıkmış. Röportajda
uzaylının rahatsızlanması hakkında Victor röportajın iyi ilerlemediğini,
telepatın önceki seanstan arta kalan bilgileri elde etmeye çalıştığını ve
uzaylının büyük stres altında olduğunu söylüyor. Uzaylı ağzı sıkça açılıp
kapanırken ve öksürür gibi hareketler yaparken Victor onun diğer uzaylılarla
iletişim kurmaya çalıştığını, ancak hiç bir sinyal alamadığını belirtiyor.
Bu esnada telepat sıhhıye görevlilerini çağırıyor...
İlk olarak kasetin geçerliliği test ediliyor. Kaset Phoenix’te çalışan
görüntü uzmanı Jim Dilettoso’ya gönderiliyor. Görüntü dijital biçime
aktarıldığında oldukça sağlam bir tablo veriyor. Görüntü kaydırıldığında
hareketli filmin kalitesi bozulmuyor, en önemlisi filmin orjinalinden
kopyalandığını belirten bir şerit beliriyor. Bu da Victor’un dediğine
uyuyor.
Diğer görüşü sorulan uzman ise Hollywood makyaj uzmanı John Criswell.
Criswell eğer sahte ise uzaylı kuklasının çok titiz yapıldığını söylüyor.
Videonun sahte olduğunu öne süren Criswell şunları söylüyor: “Dizayn çok iyi
ve tasarım çok iyi gerçekleştirilmiş. Bunu her kim yaptıysa Hollywood’ta 1
dakika da iş bulabilir. Bunu eğer birileri yaptıysa çok akıllı oldukları
belli çünkü birçok detayı saklamasını bilmişler. Bu da inanmanızı
güçleştiriyor. Ancak hareketler çok gerçekçi gözüküyor ve küçük detayları
nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Karar vermek zor.”
Diğer bir uzman akademi ödülü sahibi olan makyaj efekt uzmanı Rick Baker.
Baker filmin sahte olduğunu belirtiyor. Baker masa ve karanlık ortam ile
uzaylıya ait birçok detayın saklandığını söylüyor. Uzaylının öksürme tarzı
hareketleri ile başını sallamasını, birisinin kafasını arkadan eliyle kukla
gibi hareket ettirmesine bağlıyor. Görüntülerin çok ilginç olmasına rağmen
birçok detayın saklanmaya çalışılmasının inandırıcılığı bozduğunu
belirtiyor.
Ancak birçok ufolojistin ve internet kaynaklarının belirttiği şey,
uzaylıların ışığa çok duyarlı oldukları ve rahat olmaları için karanlık bir
ortamda tutulmaları gerektiği. Hatta çok büyük ve kapkara olan gözlerinin
esrarı da bu. Bu gözler çok sayıda siyah katman içeriyor ve gün ışığına
karşı gözü korumayı amaçlıyor.
En kıdemli uzmanlardan biri olan Robert Dean görüntüleri görür görmez
şunları söylüyor: “Bu çok güçlü bir şey(kanıt) ve bu bir tiyatro olayı
değil, bu gerçek.” Robert Dean 1960’larda Avrupa NATO üssünde görev yapmış
ve o dönemde ilk gerçek uzaylı hayatına ait kanıtlar ve eşyalar görmüş olan
bir kişi. Dean gördüklerinden çok etkileniyor ve çok üzüldüğünü belirtiyor.
Filmde görülen uzaylının çok hassas ve nazik bir varlık olduğunu ve çok
dikkat edilmesi gereken bir şey olduğunu, devletin bu tür bir şeye en büyük
önemi verdiğini ve bulundurulan filmin devletin bir nevi tepkisini
çekeceğini belirtiyor.
Ufolojist Sean Morton teknik bilgiler ile ilgileniyor. Görüntünün sol alt
köşesindeki “DNI/27” yazısının, “Department Name of Intelligence”, yani
istihbarat bölümü ismi anlamına gelebileceğini belirtiyor. 27 rakamı ise bu
bölümün güvenlik kodunu, seviyesini belirtiyor. İnip kalkan telepat ışığını
kalp atışı olarak öngören Morton, kalp atışının çok düşük olduğunu, dakikada
yaklaşık 30 civarında olduğunu belirtiyor.
Morton uzaylıların ışığa çok duyarlı olduklarını, bu yüzden röportajların
çok karanlık odalarda gerçekleştirildiğini belirtiyor.
Uzaylının devasa kafasını tutan boynunun insanlardaki
gibi kafanın arkasında değil, ortasında olduğunu, bu yüzden de kafa
hareketlerini birinin kontrol etmesinin zor olduğunu belirtiyor. Son olarak,
eğer sahte ise çok iyi bir iş çıkarıldığını söylüyor.
Avrupalı UFO araştırmacısı Michael Hesemann ise bu olayın gerçekte yaşanmış
başka bir olay ile bağlantısı olduğunu düşünüyor. Uzaylının 1989 yılında ele
geçirildiği bilgisinden yola çıkarak, Hesemann 1989 senesinde Kalahari
Çölünde Güney Afrika hava gücüne ait savaş uçaklarının vurarak düşürdüğü bir
UFO olayından bahsediyor. UFO enkazından iki tane uzaylı çıkarılıyor.
Seneler sonra Güney Afrika ordusunda bulunan bir albayın dediklerine göre
Amerika UFO, ya da UFO’lar karşılığında Güney Afrika’ya teknoloji veriyor.
Bu takas sonucu uzaylılardan bir tanesi Ohio’daki Wright-Patterson hava
üssüne, diğeri ise 51. Bölgeye getiriliyor. Victor’un sağladığı kasette
görüntüleri bulunan uzaylının tanımı, Kalahari çölündeki enkazda bulunan
uzaylı tanımına tıpatıp uyuyor. Hesemann Kalahari olayında elde edilen
uzaylılara ait çizimler ile dökümanlardaki bilgilerin filmdeki uzaylı ile
uyuştuğunu, filmdeki uzaylının eldeki bilgileri büyük olasılıkla doğrulayan
bir kanıt olduğunu söylüyor.
Whitley Strieber “Communion” adlı kitabın yazarı. Birçok defa uzaylılarla
temasta bulunduğunu öne süren ve uzaylılar tarafından kaçırılan insanların
temsilcisi olan Strieber, görüntüleri görünce şok geçiriyor. Dedikleri ise
şunlar: “Ne kadar tanıdık olabileceklerine bu görüntüleri görene kadar
inanmamıştım. Eğer bu sahte ise, gerçekten çok iyi yapılmış. Bunu izlemek
çok zor, çünkü bunu yapan kişi onların nasıl hareket ettiklerine dair şeyler
biliyor. Tanrı’ya sahte olması için dua ediyorum, eğer değilse insanlık
adına çok utanıyorum.”
Victor neden devletin bu tür bilgileri bilimsel keşifler için kullanmadığına
dair sorulan soruya şunu söyleyerek cevap veriyor ve çarpıcı şeyler
söylüyor: “Devletin amacı kontroldür, bedava enerji, kanser tedavisi gibi
şeyler eğer devlet insanlığı düşünüyor olsaydı gerçekleşebilirdi. Devlet
kontrol istiyor ve ne kadar kontrol yaratmaya çalışırlarsa onu kaybetmekten
o kadar korkuyorlar. Bu projelerle ilgilenen insanlar bilgi bakımından çok
ortalama insanlar. Ellerindeki bilgi ile ve onunla ne yapacakları hakkında
tam olarak bir şey bilmiyorlar. Niyetleri belli değil. Ayrıca şu da var ki,
uzaylıların kendi amaçları için devleti yönlendirmesi gibi bir durum da söz
konusu olabilir.”
Robert Dean ise şunları söylüyor: “1949’tan beri devletimiz uzaylı
teknolojisi, bilgisi ile uğraşıldığını biliyordu. Her geçen sene de elde
edilen bilgiler, kavramlar, sonuçlar arttı. Şurası da belli ki biz onlara
ait donanım elde ettik, mühendislik bilgilerini deşifre ettik ve hatta
onları uçurduk. Devlet başta olmak üzere araştırmacılar, NASA çalışanları
güvenliğin azaltılması ile insanlara bilgi sunmalıdır. İnsanların bu
konularda bilgi elde etmeye hakları ve ihtiyaçları vardır. Kongrenin
insanlara karşı sorumlulukları var ve bunları yerine getirmeli.”
Victor görüntüdeki uzaylının yaşayıp yaşamadığına dair bilgi vermiyor.
Sadece uzaylıların ölmek konusunda rahat olduklarını ve onları diğer tarafta
bekleyen bir araç, gemi bulunduğunu söylüyor. Diğer taraf ise ilk geldikleri
yer, yani Zeta Reticuli gibi bir yer. Ayrıca bir başka boyuttan,
gerçeklikten gelmiş olabilirler. Victor uzaylıların bir nevi şeytan ya da
melek gibi güçleri ile baş edilemez varlıklar olabileceklerini ima ediyor...
Bir önceki
sayfaya dön
Hiçbir
yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca
bu bir suçtur..! Tüm hakları
Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden
alıntı yapılabilir.
© 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli
Ana Sayfa /
Index
/
Roket bilimi /
E-Mail /
Rölativite Dosyası
Time Travel Technology /
UFO
Galerisi /
UFO Technology /
Kuantum Teleportation /
Kuantum Fizigi
/ Uçaklar(Aeroplane)
New World Order(Macro Philosophy) /
Astronomy
|