| |
Uçuşun Kısa Tarihçesi


Uçabilmek
İnsanoğlunun ayaklarını
yerden kesmesi ve gökyüzüyle kavuşabilmesi için yüzyıllar geçmesi gerekti.
Kanatlar balonları, balonlar zeplinleri, zeplinler planörleri ve sonunda
uçaklar, insanlara özgürlüğü getirdi. Havacılık tarihi, özgürlüğün de tarihi
oldu aynı zamanda.

Karanlık bir gecede,
yıldızların arasından parlayarak giden bir uçağı işaret edip nereye
gittiğini sormamış, ufukta kaybolana kadar gözleriyle izlememiş ve o uçakla
uzaklara gitmeyi hayal etmemiş bir çocuk yoktur herhalde… Hepimizin düş
kaynağıdır gökyüzünde süzülerek giden uçaklar. Bazen özgürlük, bazen
bilinmezlik, bazen özlem ve bazen de kaçıştır; her defasında o anda yere
çakılı olmanın çaresizliğinden beslenen bir düştür. Bu yüzden yürümek
zorunluluksa, uçmak özgürlüktür. İnsanoğlu, yüzyıllar boyunca kuşları
gözlemlemiş, onların anatomik yapısını anlamaya, kanatlarıyla havayı itme
gücünü çözmeye çalışmış, yani ilham alabileceği tek canlıyı dikkatle
izlemişti. Ancak uçma özleminin önü sonu hesaplanabilir bir fikir haline
gelebilmesi için binlerce yıl geçmesi gerekiyordu ve bu konuda ilk ciddi
adımlar yüzyıllar sonra atılabildi.

BİZDE VE BATI’DA ÖNCÜLER
Yaşadığımız topraklar üzerinde uçma düşünü gerçeğe dönüştürme çabası, ilk
kez 11. yüzyılda ortaya çıkar. El-Gevheri adlı Türk bilim adamı, kendi
yaptığı kanatları kollarına bağlayarak uçmayı dener. Lagari Hasan Çelebi
ise, 17. yüzyılda Sarayburnu’nda yapılan şenlikler sırasında uçma hüneri
gösteren kişi olur. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde anlatıldığına göre;
Lagari Hasan Çelebi, kendi icadı olan, 50 okka barut macunu ile dolu yedi
kollu bir fişeğe biner ve ateşlenen fişekle gökyüzüne doğru fırlatılır.
Fişeğin barutu bitince de kendi yaptığı kanatları açarak Sinan Paşa Sarayı
önünde yumuşakça denize inmeyi başarır. Çelebi’nin 250-300 metre havalandığı
ve 20 saniye kadar havada kaldığı düşünülürse, onu roket çalışmalarının
atası olarak kabul etmek yanlış olmaz.
GALATA’DAN İLK UÇUŞ
Yine 17. yüzyılda ve IV. Murad zamanında yaşamış olan Hezarfen Ahmet Çelebi
ise, bir efsane olarak bugünlere kadar ulaşmış kişiliğiyle tarihimizin ilk
‘uçan insan’ı olarak kabul edilir. Bilimle uğraşmaktan zevk alan, çeşitli
araştırmalarını yılmadan usanmadan yaptığı deneylerle besleyen akıllı ve
yürekli bir kişi olan Ahmet Çelebi’ye ‘bin fenli’ anlamına gelen ‘hezarfen’
lâkabı halk tarafından verilmişti. Hezarfen Ahmet Çelebi, hava akımlarını ve
kuşların uçuşunu inceleyerek birtakım sonuçlara varmış, tarihi uçuşundan
önce, kanatlarının dayanıklılığını denemek amacıyla Okmeydanı’nda denemeler
yapmıştı. Bir sabah, kıyılarda biriken halkın gözleri önünde Galata
Kulesi’nden aşağıya atlamış ve rüzgârın etkisiyle uçarak Boğaz’ı aşmış,
Üsküdar dolaylarına inmeyi başarmıştı. Ancak, ilk uçuş başarısına yenilerini
ekleyememişti.
VİNCİ’NİN UÇUŞ MAKİNELERİ
Dünyanın geri kalanında da, uçma hayalinin peşine takılan ve bu konuda kafa
yoran insanlar vardı. 15. yüzyılda yaşayan ünlü ressam Leonardo da Vinci,
sanatçı olmasının yanı sıra bir filozof, bir mucit ve bilim adamıydı. Da
Vinci’nin bilim alanındaki en büyük hayallerinden biri, insanın gökyüzünde
bir kuş gibi süzülmesiydi. Martıların uçma sisteminden esinlenerek icat
ettiği kanatlı, uçan bisikleti, bugün hâlâ bilim dünyasını hayran bırakan
çizimlerle açıklamıştı. 20. yüzyılın sonlarında imal edilen planör,
Vinci’nin günümüze kadar ulaşan çizimlerine dayanılarak ve o dönemdeki
malzemeler kullanılarak ortaya çıkarılmıştı. Bu da ünlü ressamın, geleceğe
kadar uzanan dehasının kanıtıydı.
MONTGOLFIER KARDEŞLERİN BAŞARISI
İlk kez uçan ve havada uzun süre durabilen bir araç yapmayı Mongolfier
kardeşler başardı ve adları, her zaman modern havacılık tarihinin başlangıcı
ile birlikte anıldı.
Zeki, metotlu çalışan ve sakin bir insan olan Etienne Montgolfier ile
hayalci ve ateşli bir genç olan ağabeyi Joseph Mongolfier, elbirliğiyle
yaptıkları deneylerle uçabilen bir balon geliştirmeyi başarmışlardı. Bir
süre sonra, sıcak havanın yükselmesi esasına dayanarak yaptıkları dev
balonu, 5 Haziran 1783’te halka açık bir alanda denemeye karar verdiler.
Balon yükseldi ve iki bin metre kadar sonra durarak söndü. Herkesin nefesini
tutarak izlediği bu olay, tüm dünyada büyük bir heyecan yaratmıştı.

Mongolfier kardeşler, bu başarıyla yetinmediler ve bir süre sonra, canlı
denekler taşıyan bir balonu Paris semalarına uçurdular. Bir koyun, bir horoz
ve bir kaz koydukları balon, Versailles Sarayı önünde, görülmemiş bir
kalabalık eşliğinde havaya salıverildi. Balon, on dakika sonra yakındaki bir
bölgeye indiğinde yüzlerce insan, hayvanların ne durumda olduğunu görmek
üzere oraya koştu. Hedefe varan ilk kişi, Pilatre de Rozier, kafesin
kapısını açınca, sağ salim dışarıya fırlayan kaz, koyun ve horoz;
insanoğlunun önünde yepyeni bir ufkun belirdiğini müjdeliyordu.
Pilatre, insanın gökyüzünü keşfetmek için önünde bir engel kalmadığını
düşünerek, bu deneyin insanlarla yapılması gerektiğini düşünüyor ve ilk
gönüllü olarak da kendisini öne sürüyordu. Montgolfier kardeşler,
Pilatre’nin verdiği ölçüler üzerine bir balon imal ettiler. Deney günü,
halkın korkulu bakışları arasında yükselen balon, bir süre Paris semalarında
süzülerek yumuşak bir iniş yaptı. Balonun içinden çıkan Pilatre ve dostu
D’arlandes, krallara yaraşır bir şenlik alayını peşlerine takarak başkente
döndüler.
SÜRÜKLENMEK DEĞİL, YOL ALMAK
Semalarda rüzgârın etkisiyle sürüklenmek, insanın bir yerden bir yere planlı
olarak uçabilmesi anlamına gelmiyordu. Balonu, insanın istediği yere
yönlendirebilmesi için aradan uzun yıllar geçmesi, buhar gücünün ve
elektrikli motorun aşılarak, içten yanmalı motorun bulunması gerekiyordu.
Balonla içten yanmalı motorun uyumunu sağlayan ve böylece ilk güdümlü balonu
yapmayı başaran kişi, Brezilyalı Alberto Santos-Dumont oldu. 19 Ekim 1901’de
Numara 6 adlı zepliniyle Eyfel Kulesi’nin çevresini dolaşıp ödül kazandı ve
bir anda dünya çapında üne kavuştu. Ama hepsinden önemlisi, güdümlü balonla
birlikte Santos-Dumont adının havacılık tarihine geçmesiydi.
GÜDÜMLÜ BALON HAYALLERİ SÜSLEDİ
Güdümlü balon, uçakların henüz sadece hayal edilebildiği bir dönem boyunca
uçma tutkusunun gözdesi oldu. Almanya’da Graf von Zeppelin, imparatorun da
güçlü desteğini alarak yılmadan çalıştı ve ilk olarak 1906 yılında, kendi
adıyla anılan dev araçları yapmayı başardı. Zeplin, omurgalı bir balondu,
kirişlerden yapılmış hafif bir iskeleti vardı ve bu iskeletin içinde
hidrojen gazıyla doldurulmuş çok sayıda balon bulunuyordu, yükselmesini de
bu balonlar sağlıyordu. İlk örneği 128 metre boyunda olan ve 10,6 kw
gücündeki iki adet motora sahip olan zeplinler, ortalama 50 yolcu alıyor ve
saatte 30 kilometre hız yapabiliyorlardı. Havacılığın hızla geliştiği, önce
planörlere, ardından uçaklara geçildiği yıllara kadar yaşanan kısa sürede
havacılık tarihi, zeplinlerin muhteşem gösterilerine sahne oldu. Ancak,
zeplinin göklerdeki saltanatı çok uzun sürmedi ve motorlu hava taşıtı
alanındaki çalışmalar, kısa sürede bu görkemli aracın yerini aldı.
HAVACILIK TARİHİNDE HIZLI ADIMLAR
Balonla değil de, motorlu bir araç ile uçmayı bilimsel olarak ilk ele alan
kişi İngiliz George Cayley oldu. Kuşkusuz, Cayley’in başarısını hazırlayan
öncü çalışmalar, yerçekimine meydan okuyan yürekli insanlar vardı. Havacılık
konusunda basılı ilk belge olarak kabul edilen çizimi, Emanuel Swedenborg,
1716 yılında yapmıştı. Çizim, mekanik bilgisi alanındaki gelişmelerle
desteklenerek 18. yüzyılın sonunda Cayley’e uçuş fiziği alanındaki
çalışmaları için esin kaynağı oluşturdu. Cayley, ilk kez 1804 yılında,
tasarımını yaptığı bir planörü uçurdu. Uzun yıllar boyunca çalışmalarını
sürdüren Cayley, aerodinamiğin gelişimine büyük katkılarda bulundu.
Bu arada çalışmalar Cayley ile sınırlı değildi. Uçan makine için somut
adımlar hızla atılıyordu. John Stringfellow, ilk buhar motorlu uçağı,
insansız olarak İngiltere’de uçuruyor; Jean-Marie Le Bris, Albatros adlı
planörü, Fransa’da 100 metre yükseklikte 200 metre boyunca uçurmayı
başarıyor; yine Fransa’da Felix du Temple alüminyumdan yapılmış tek kanatlı
(monoplane) uçağını, kendi gücüyle kalkan, süzülerek uçan ve güvenli bir
biçimde yere inen ilk uçak haline getiriyordu. İngiliz Frank Wenham ise,
ince kanatların, o güne dek bilinenlerin aksine ağırlık taşımada daha uygun
olduğunu ortaya çıkarıyor, böylece uçabilen makine alanında çözümü zor bir
sorunun aşılmasını sağlıyordu.
PLANÖRLER DEVRİ
Özellikle 1880’li yıllarda hızlanan bu ateşli çalışma dönemi, kısa sürede
önemli adımların atılmasına yol açtı. Almanya’da Otto Lilienthal, Percy
Pilcher ve Octave Chanute gerçek anlamda bir planörü inşa ettiler. Chanute,
Lilienthal’in ölümünden sonra bayrağı devraldı ve çift kanatlı planör
tasarımını gerçekleştirdi. Uçuş sırasındaki denge Chanute’un çalışma
alanıydı ve bu alandaki bulguları sonucunda, planöre doğrultuyu düzeltmeye
yarayan bir kuyruk eklemenin doğru olacağına karar verdi. 1897 yılında, bu
aracı sırtına alıp bayır aşağı koşarak, 109 metre uçmayı başardı. 1890
yılında Clement Ader, ‘Eole’ adını verdiği, buhar gücüyle çalışan aracı ile
Paris yakınlarında ilk uzun mesafeli uçuşu gerçekleştirdi. Bunun ardından
inşası beş yıl süren, Avion III adlı uçağın tasarımına başladı, ancak uçak
ağırlığından dolayı güçlükle havalanabiliyordu.
Samuel Pierpont Langley ise aerodinamik alanında yaptığı başarılı
çalışmalarla ve 1891’de yayımladığı ‘Aerodinamik Deneyler’ adlı kitabıyla
tanınıyordu. 6 Mayıs 1896’da Aerodrome No.5 adlı aracı, saatte 40 kilometre
hızla iki kez uçarak kayda değer ilk havadan ağır uçuşu gerçekleştirdi. Bir
başka havadan ağır uçuş denemesi de, Percy Pilcher tarafından İngiltere’de
gerçekleştirildi. Pilcher, birçok planörü başarıyla uçurdu, ama motorla
güçlendirilmiş hava aracını deneyemeden, planör uçuşları sırasında geçirdiği
talihsiz bir kazada yaşamını kaybetti.
Uçak nasıl uçar ?

Nasıl oluyor da 400 ton ağırlığındaki bir Boeing 747 gökyüzünde çok hafifmiş
gibi süzülebiliyor?
İnanması güç de olsa bu sorunun cevabı uçak kanadının şeklinde gizlidir.
Kanada profilden bakarsak, üst kısım kavisli, alt kısım düzdür.
Kanadın hücum kenarı (uçağın uçuş istikametine göre ön tarafı/kenarı)
tarafından ikiye bölünen hava, kanadın üstünden geçerken daha hızlı yol alır
ve basıncı düşer.
Sonuçta kanadın altında oluşan, kanadın üstüne nispeten daha güçlü hava
basıncı kanadı/kanatları ve dolayısı ile uçağı havaya kaldırır. Buna
havacılık literatüründe kaldırma kuvveti “lift” denir.
Uçuşta bir uçağı dört (4) kuvvet etkiler. Bunlar kaldırma, sürükleme, itki
ve yerçekimidir (lift, drag, thrust, weight). İtkiyi, yani ileri çekici
kuvveti motorlar oluşturur. Kaldırma kuvvetinin yerçekimini, itki kuvvetinin
de sürüklemeyi alt etmesiyle uçuş denilen sihir gerçekleşir. 30 yıllık bir
kaptan pilotun “yeterli büyüklükte bir kanat ve motor takarsanız, en yüksek
gökdeleni New-York’dan Londra’ya uçururum” demesi boşuna değildir.

Uçağın hareketleri:
Uçak, havalandıktan hemen sonra dengede ve kontrol altında tutulmak
zorundadır. Kanada menteşeli kanatçıklar (aelerons), uçağın sağa ve sola
yatışını (yalpa-roll) temin ederken, kuyruktaki dikey stabilizeye bağlı
istikamet dümeni (rudder) uçağın burnunu sağa ve sola (sapma-yaw)
yönlendirir. Son olarak kuyruktaki yatay stabilizedeki (elevator) irtifa
dümeni uçağın gövdesini yukarı ve aşağı (yunuslama-pitch) hareket ettirir.
UÇMA, havadan ağır bir cismin havada belirli
bir yükseklikte tutunabilmesi ve hava içinde hareket edebilmesidir. Bir
uçakta tutunma kanat, hareket ise güç sistemleri sayesinde sağlanır. Bir
uçağın uçabilmesi için kendi AĞIRLIĞINI karşılayacak kadar TAŞIMA kuvveti
yaratması gerekir. Aynı zamanda havanın içinde hareket etmesini sağlayacak
ve bu hareketten kaynaklanan SÜRÜKLEME kuvvetini karşılayacak TEPKİ (ÇEKME)
kuvveti üretmelidir.
- Bir uçağın uçuşu sırasında o uçak üzerine 4
temel kuvvet etki eder. Bu kuvvetler; AĞIRLIK, TAŞIMA, SÜRÜKLEME ve TEPKİ (ya
da ÇEKME) kuvvetleridir. Yeterince taşıma kuvveti tutunmayı, yeterince tepki
kuvveti de hava içindeki hareketi sağlar. TAŞIMA kuvvetini üretebilmek için
kanatlara ve ileri doğru harekete ihtiyaç vardır.
- Bir kanadın üst yüzeyine alt yüzeyine göre
daha eğri bir şekil verilir. Kanadın alt yüzeyi hemen hemen düz bir
şekildedir. Bu şekilde biçimlendirilmiş bir kanat hava içinde hareket
ettirildiğinde üst yüzeyinden geçen hava alt yüzeyinden geçen havaya göre
daha hızlı hareket eder. Hava hızlandığı zaman basıncı azalır. Bu durumda
kanadın üst yüzeyinde alçak basınç alt yüzeyinde ise, yüksek basınç oluşur.
Bu basınç farkı kanadın yukarı doğru çekilmesini sağlar. Yani TAŞIMA kuvveti
elde edilir. Bu TAŞIMA kuvvetinin büyüklüğü çeşitli faktörlere bağlıdır.
Bunlar; kanadın şekli ve büyüklüğü, hücum açısı (kanadın havayı karşılama
açısı), kanadın hava içindeki hızı ve havanın yoğunluğudur.


Uçak Neden Uçar?
Uçak kanatlarının şeklini biliyorsunuz? Kanadın üstü önde kalın olup, arkaya
doğru incelir. Aynı zaman biriminde üstten geçen hava daha uzun bir mesafe
katetmek zorunda olacağından daha hızlı hareket eder.
Bahsedilen nedenden dolayı uçak kanadının üstündeki hava basıncı, kanadın
alt tarafındaki hava basıncından daha azdır. Bu da vakum etkisiyle kanadı
yukarı kaldırır.

şekilde görüldüğü gibi kanadın üstünden geçen hava daha hızlı ilerler ve
yukarı doğru bir tepki oluşur buda uçağın havalanmasını sağlar.


Akışkanlarda, akış hizi arttıkca ceperlere yapılan basınç azalır. Bunu,
molekullerin cepere dogru hareketlenmek yerine akış dogrultusunda hareket
etmeyi tercih etmelerinin bir sonucu olarak acıklasak ana fikri vermiş
oluruz sanırım. Hal boyle olunca, ucakta ust kanat ceperine etkiyen hava
basıncı daha az. İki taraftaki basınç farkı da ucağı kaldıran gücü
oluşturuyor.
Aradaki basınç farkı ucağın hızıyla orantılı; dolayısıyla ucak yerçekimini
yenecek kaldırma kuvvetine erişinceye kadar hızlanmak zorunda.
Bir cismin uçması için yerçekimine karşı gelerek onu yukarı doğru iten bir
güce gereksinim vardır. Bu güç çeşitli şekillerde sağlanabilir. Uçaklarda
kanatlara verilen özel şekilden dolayı öne doğru hareket edilirken çekim
gücüne karşı gelen itici bir güç elde edilir. Bu itici güç Bernoulli ilkesi
denen ve sıvılarla ilgili bir nitelikten kaynağını alır.
Bernoulli ilkesine göre akışkanlarda basıncın artması (düşmesi) her zaman
hızın azalması (çoğalması) ile sonlanacaktır. Tabii bunun tersi de doğrudur.
Sıvının akışkanlık hızı artar (azalır) ise, basıncı azalacak (artacak) dır.
Havayı da sıvı gibi davranan bir ortam olarak düşünebiliriz. Uçağın
kanatları o şekilde dizayn edilmişlerdir ki, birim zamanda kanadın üstünden
geçen havanın hızı, aynı zamanda daha uzun bir mesafe katedeceğinden,
artacaktır. Hızı artan havanın basıncı düşecektir. Kanadın altından geçen
havada ise göreli bir basınç artışı oluşacaktır. Bernoulli ilkesine göre
oluşan bu basınç farkı, uçağı yukarı doğru itecektir.
Helikopterlerde de itici güç oluşturulur. Helikopter pervanesi havayı aşağı
doğru hareket ettirerek oluşturduğu itici güçten yararlanır ve tonlarla
ağırlığı yüzlerce metre yukarıya kolaylıkla taşıyabilir. Helikopter
pervanesinin şeklini değiştirip, üstteki havayı emerek yükselmesi
sağlanırsa, helikopterin taşıma gücünün son derece sınırlı olduğu
görülecektir. Önemli olan kuvvetli bir itici güç yaratmaktır. Yalnız vaküm
oluşturularak bu güç elde edilemez. Dolayısıyla uçağın yukarı doğru
çekildiği şeklinde yapılan bir açıklama tam doğru değildir. Uçak yukarı
doğru itilmektedir.
Herşeyden önce bir vakum oluşturmuyoruz esasında. Basınç farkı
oluşturuyorsunuz. Bence emer demek anlamsız. Burada önemli olan itme
gücüdür. Emme gücü değil.. Vurgu itmede.. Çekmede değil... Yani vakumda
değil.
Yüksek basınç alçak basınca doğru hareket eder. Alçak basınç yüksek basıncı
çekmez. Bir bakıma aynıymış gibi olabilir ancak şuna benzetebiliriz: Hava sıcaklığı deriz hava soğukluğu değil. Enjektörün ağzını kapatıp
hacmini büyütürseniz, içeride emme dışarıda itme olur. Yani aslolan nasıl
sıcaklıksa burda da itmedir çünkü tekrar söylüyorum yüksek basınç alçak
basınca gider, alçak basınç yüksek basıncı çekmez.

Çok küçük bir hava taneciği düşünün küçük bir top gibi mesela;
Şimdi yukardaki şekle bakarsak üsten giden hava daha uzun yol alacak alttan
giden ise daha az. Bidiğimiz gibi Hız birim zamanda ki yerdeğiştimedir.Buna
göre üstten geçen hava birim zaman da daha çok yol aldığından hızı daha
fazla olacak.Daha önce yukarıda da belirtildiği gibi akışkanların hızının
arttığı yerde basınç azalır.Böylece bu kaldırma kuvveti oluşturur ( Lift
force ) ki bu kuvvet uçağın ağırlığını yenmek için ( yerçekimine karşı )
gereklidir. İtme(Thrust) kuvveti ise Drag kuvvetini yenmek için gereklidir.
Burada Lift ve Drag Force lar aerodinamik kuvvetler olarak geçerler ki
bunların var olması için UÇAĞIN HAREKET etmesi lazımdır.
Alt ve ust kanat yüzeyleri arasında basınç farkı var, bu farktan olusan
kuvvet de ucağı yukarı itiyor. Basınç farkının sebebi de akışkanların
davranışıyla ilgili, senin ve bizim söylediğimiz gibi. Bazıları bir vakumdan
bahsetselerde burada vakum sözkonusu değil. Helikoptere de değinmişsiniz,
oradaki ilke ucakta kullanılandan farklı, bildiğimiz vantilator ya da gemi
pervanesinin hava aracına uyarlanmış şekli. Yani helikopter pervanesinin alt
ve üst yüzeyleri arasındaki basınç farkı değil olay.
Burada sadece kanada uygulanan üst basıncın alt basınçtan daha az olduğunu
söylüyoruz; doğru! Ama şunu da unutmamak lazım ucağın pervaneleri var ve bu
pervaneler çalışınca hava akımını hızlandırıyor bu da uçaga uygulanan itme
kuvveti oluyor.Yanı alt basınç ve üst basıncın farkına itme kuvvetide
eklenince uçak uçuyor.
Üstteki alanın daha geniş olmasına rağmen daha az kuvvet uygulamasının
nedeni, daha geniş olmasıdır.
Uçağın bir yöne doğru hareket ettiğini düşünün... Uçak herşeyi ile o yöne
doğru ilerlemektedir. Kanadını üstü ve altı ile de.. Kanadın üstü daha geniş
bir alan içerdiğinden, oradan geçen hava daha hızlı hareket etmek zorunda
kalmaktadır. Kanadın üstünden ve altından geçen havanın geçme süreleri
aynıdır. Bu yüzden üstten daha hızlı geçmesi gerekir. Bu da orada basıncın,
alttakinden daha düşük olmasına neden olacaktır.

Uçaklar Nasıl Uçarlar?

Uçakların uçmasını, havada tutunmasını, ilerlemesini sağlayan unsurlar
vardır. Bunlar gerçekleşmezse uçaklar uçamazlar. Bunlar; - Lift (Kaldırma
kuvveti) - Center of Gravity& Weight. (Ağırlık merkezi &Ağırlık) - Drag
(Geri sürükleme) - Thrust (İtme). Bu kuvvetler biribirini tamamlayarak
uçakların uçmasını sağlar. Örneğin; kanatlar havada tutunmayı, motorlar
ileri geri hareket etmeyi sağlar. Uçakların uçması Bernoulli prensibine
dayanır. Bir akışkanın, (bu gaz veya sıvı olabilir) hızı arttıkça basıncı
düşer. Bu ilkeden yola çıkarak, uygun kanat yapısını da buna ilave edersek,
hava akımını kaldırma kuvvetine çevirmiş oluruz. Ancak bu kaldırmanın
olabilmesi için de hava akımını ve itmeyi sağlayacak motora ihtiyaç vardır.
Bunların yanısıra aerodynamic bir yapıya, kumanda yüzeylerine ve iniş
takımlarına da ihtiyaç vardır.
Şimdi gelelim kaldırma
kuvvetine (lift): Bir uçakta kanat yapısını
inceleyecek olursak, su damlasını andıran bir yapısı olduğunu görürüz.
Ancak, kanat üst yapısı daha kavisli, alt yapısı ise üste nazaran daha
düzdür. Bu da bir basınç farklılığı yaratır. Kanadın üstünde daha düşük bir
basınç, alt yüzeyinde ise daha fazla bir basınç oluşur ki, bu da, kaldırma
kuvveti sağlar. Şöyle ki; kanat yüzeyinin önüne çarpan hava akımı, kanadın
üst yüzeyi daha kavisli olduğu için, hızlı bir şekilde, alt yüzey ise daha
düz olduğu için, üste göre yavaş hareket eder. Bu da yüksek bir basınç
oluşumuna neden olur ve bir kaldırma kuvveti meydana gelir. Fakat bir uçağın
kanadında oluşan bu kaldırma kuvvetinde uçağı havada tutabilmesi için de,
uçak havalanma esnasında iken kaldırma kuvvetinin uçağın ağırlığından fazla
olması, düz uçuşta ise eşit olması gerekir. Kanat yapıları uçakların hızına
göre değişir. Örneğin; düşük süratli uçaklarda kanat kısmı daha kavisli ve
büyüktür. Çünkü kavis arttıkça drag (geri sürükleme) artar. Onun içindir ki
yüksek süratli uçaklarda drag’ı önlemek ve hızı azaltmamak için, kanat üst
yapısının kavisi daha azdır. Bu yüzden özellikle savaş uçaklarında kanattaki
kavisler ve kalınlıkları daha azdır... Onun içindir ki sürate ve amaca uygun
olarak her uçak için ayrı özellikte kanat yapıları geliştirilmektedir.
UÇMAK yada UÇMAMAK Bir uçak nasıl uçar ?
Sanılanın aksine bir uçağı havada tutan parçası motor değil kanadıdır.Motor
sadece öndeki havayı alır ve arkaya doğru iter.Bu bir itme gücü (thrust)
sağlar.Bu güç sayesinde uçak ileri doğru hareket eder.Uçak ileri doğru
hareket ederken kanadının kesit (Airfoil) yapısından dolayı kanadın alt
yüzeyinde yukarı doğru bir kaldırma kuvveti (Lift) doğar.Bu aradada hava ,
içinde ileri doğru hareket eden uçağa karşı bir direnç (drag)
gösterir.Uçağın sürati arttıkça kanadın kaldırma kuvveti artar.Bukaldırma
kuvveti yerçekimi (Gravity) ve hava direncinin (Drag) toplamından fazla
olduğunda uçak yerden havalanır.Kısacası uçak uçmaya başlar.
UÇAĞIN PERFORMANSINA ve GÖRÜNÜŞÜNE ETKİ EDEN
FAKTÖRLER Kanat yerleşim yeri (Wing Location) :
Kanat yeri bir uçağın görünüşüne ve uçuş karekteristiğine etki eden önemli
faktörlerden birisidir.Genel olarak iki tür kanat yerleşim yeri vardır.Biri
uçağın üst tarafı (High Wing), diğeri uçağın alt tarafıdır.(Low Wing) Bazı
modellerde kanat gövdenin tam ortasındada olabilir.Üstten kanatlı modellerde
uçağın ağırlığı kanadın altında asılı bulunmaktadır.Bu yüzden havada uçarken
daha dengelidir.Dengeli ve kontrolü kolay olduğundan,eğitim modelleri ve
yeni başlayanlar için çok uygundur.Alttan kanatlı bir model ise bunun tam
tersidir. Ağırlık uçağın kanadının üzerindedir.Bu yüzden havada daha
dengesiz uçmaktadır. Yeni başlayanlar için uygun değildir.Ancak ileri
seviyedeki pilotlar için özellikle akrobasi için uygundur.
Kanat kesidi (Airfoil) :
Kanat ucundan bakınca, kanadı önden arkaya doğru kestiğinizde ortaya çıkan
alan kanat kesitidir.(airfoil)Çok küçük görünmesine rağmen uçağın uçuş
kalitesine etki eden ana faktörlerdendir.Yüzlerce şekilde olabilir.



UÇAKLAR
Boeing 767 uçağı: Havada uçabilen bir araç. Diğer
uçucu araçlardan olan balon, zeplin ve helikopterden ayrılan en önemli
tarafı kaldırma kuvvetinin kanatları aracılığıyla sağlanmasıdır.
Konu başlıkları
1 Giriş
2 Uçuş Mekaniği
3 Alt sistemler
3.1 Kanatlar:
3.2 Gövde:
3.3 Kuyruk:
3.4 İniş takımları:
4 Uçak motorları:
5 Yardımcı sistemler:
6 Uçakların sınıflandırılması:
İnsanlarda, kuşlar gibi uçmak
arzusunun başladığı çok eski tarihlerden beri yapılan çeşitli uçma
girişimleri bir tarafa bırakılırsa asıl anlamda ilk uçuşlar 20. yüzyılda
gerçekleştirildi. Yerçekimi kuvvetini mekanik enerjiyle yenme prensibine
dayanan uçaklar kısa zamanda hızla gelişti. Planör, helikopter ve otojir
tipi uçuş araçları da uçağın havada kalma prensibine dayanır. Kaldırma
kuvveti uçan aracın sahip olduğu mekanik enerji vasıtasıyla kanat denilen
kaldırma yüzeylerinde meydana gelir. Balon ve zeplinlerdeyse kaldırma
kuvveti, havadan hafif gazların hava içinde yükselmesiyle oluşur.
İlk uçuşlarda ancak saatte 20-25 km, 1935’lerden sonra ise yüzlerce km
hızlara çıkılabildi. Uçağın havada kat edebildiği mesafe, yani menzili ve
çıkabildiği maksimum yükseklik (irtifa) ilk zamanlarda çok düşüktü. Gelişen
teknolojiye paralel olarak menzil yirmi bin km’nin üstüne, irtifa ise on bin
metreye kadar çıktı. Bunlara paralel olarak uçakların ağırlığı da süratle
arttı. İlk zamanlar kg’la ifâde edilirken artık tonlarla ifade edilmektedir.
Uçuş Mekaniği
Bir cismin havada uçabilmesi için uçuş anında cisme çarpan hava en az cismin
ağırlığına eşit bir kaldırma kuvveti meydana getirmesi gerekir. Uçak kanadı
düz bir plaka olarak düşünülürse bu kaldırma kuvvetinin meydana gelmesi
için, plakanın hareket düzlemiyle (hücum açısı denen) bir açı yapması, yâni
hareket yönünde ön kısmının biraz kalkmış olması gerekir. Kanat hareket
hâlindeyken eğik pozisyonundan dolayı alt kısmına çarpan hava aynı
doğrultuda akışına devam edemeyeceği için kanadın alt kısmında yönünü
değiştirir. Hava akımının yönünün değişmesi kanadın ona bir kuvvet
uyguladığını gösterir. Newton’un üçüncü kuralına göre hava akımı da kanada
eşit ve zıt bir kuvvet uygular. Bu kuvvet hem kanadı kaldırmaya hem de
geriye doğru itmeye çalışır. Kanadın geriye itilmesi istenmeyen bir
durumdur, çünkü uçağın hızını keser. Bu nedenle kanatlar, kaldırma kuvveti
minimum olacak şekilde tasarlanır ve üretilirler. Hem kaldırma kuvveti, hem
de sürüklenme kuvveti uçak hızına ve havanın yoğunluğu gibi faktörlerin
tesiriyle birlikte hücum açısına bağlı olarak değişir. Bu kuvvetlerin kanada
tesir ettikleri nokta, hücum açısı arttıkça kanadın hücum kenarına (uçağın
ön tarafındaki kenar) doğru kayar. Bu kayma ise hücum açısının daha da
artmasına sebep olur. Bu durumda kanat dengesiz bir hâl alır. Hücum açısının
belli bir değerinden sonra kaldırma kuvveti birden azalmaya başlar. Kanat
artık uçağı havada tutmaz hale gelir. Bu hadiseye uçak "stall" veya “pert
dövites” oldu denir.
İstenmeyen sürüklenme kuvvetinin yanında bir de uçağı kanat ekseni etrafında
döndürmeye çalışan bir moment meydana gelir ki, bu momenti uçağın burnunu ya
yukarı veya aşağı itmek sûretiyle döndürmeye zorlar. Uçağın havada yatay
olarak uçabilmesi için bunun önlenmesi gerekir. Bu gâyeyle uçağın arka
kısmında yatay kuyruklar bulunur. Bu kuyruklarda meydana gelen kuvvetler bu
momenti karşılayarak uçağın dengesini sağlar. Uçan kanat diye adlandırılan
uçaklarda ise bu moment, kanadın arka kısmına hareketli bir kısım ekleyerek
karşılanmaya çalışılır. Fakat uçaklarda ihtiyaç duyulan motor, iniş
takımları ve yük taşıma kısımları gibi sebeplerden dolayı uçan kanat tipi
uçaklar gelişmedi. Bunun yerine kuyrukları kanada bağlayan ve motor gibi
sistemleri taşıyan gövdeli tip uçaklar gelişti. Ayrıca uçağın inip
kalkabilmesi için tekerlekleri taşıyan iniş takımları ve uçağın dengesinin
sağlanması ve manevra yapabilmesi için düşey kuyruklar eklendi. Neticede
uçakta gövde, kanat, iniş takımları, yatay ve düşey kuyruk gibi ana
elemanlar meydana geldi.
Ana elemanların yanında uçağın sevk ve idâresini sağlamak için çeşitli
yardımcı sistemler ve teçhizatlar eklendi. Bunlar uçağın manevra yapmasını
ve dengelenmesini sağlayan kumanda yüzeyleri ve bunun kumanda sistemi; yakıt
sistemi; uçak hızının yüksekliğini vs. ölçen gösterge ve âletler, yük ve
yolcular için döşeme ve koltuklar gibi genel sistemler ve diğer bazı özel
sistemlerdir. Kumanda için kullanılan hidrolik, pnömatik sistemler, muhâbere
ve seyrüsefer için kullanılan elektrik ve elektronik sistemler diğer bir
deyişle aviyonikler, askeri amaçlar için geliştirilen silâh ve nişangah
sistemleri özel sistemlerin başlıcalarıdır. Günümüzde hava araçlarının en
pahalı ve önemli bileşenleri aviyoniklerdir. Uçaklar ebat, hız, menzil
bakımından geliştikçe yardımcı sistemleri de gelişti ve daha mükemmel hâle
geldi.
Alt sistemler
Kanatlar:
Uçakların en önemli ana elemanıdır. Uçağın kaldırma kuvveti bunlarla
sağlanır. Ayrıca iç kısımlarının yakıt deposu olarak kullanılması, motor,
silâh ve iniş takımlarının ve küçük kanatçıkların bunlar üzerine
yerleştirilmesi kanadın diğer görevlerini teşkil eder.
Uçağa üstten bakınca, kanadın uçağın ön tarafındaki kısmına hücum kenarı,
arka kısmına firar kenarı denir. Uçağın en sağ ve en sol uç noktalarını
teşkil eden kısmına ise kanat ucu denir. Uçak boyuna paralel olarak kanat
kesilirse mekik şeklinde bir kesit elde edilir. Kanat profili olarak
adlandırılan bu kesit kanadın şeklini belirleyen en önemli faktördür.
Günümüzde pekçok ülke tarafından geliştirilmiş çok çeşitli kanat profilleri
vardır. Bu profilleri belirtmek için hücum kenarından firar kenarına kadar
kanat kalınlığının ne şekilde değiştiğini gösteren tanıtma işâretleri
bulunur. Meselâ Amerikan Havacılık Komitesinin (NASA) geliştirdiği kanat
profilleri NASA 4415, NASA 23012 gibi işâretlerle belirtilir.
Kanatların üstten bakıldığındaki şekilleri de değişik değişiktir. Bunlar
trapez, eliptik, delta şeklinde veya gövde tarafı dikdörtgen, uç kısım
trapez olabilir. Hatta uçağın arka kısmına doğru ok açısı denen bir açı
yaparak eğik olan kanatlar da vardır. Tecrübî ve teorik çalışmalar en iyi
kanat şeklinin eliptik olduğunu göstermesine rağmen imâli zor olduğundan
fazla kullanılmamaktadır. Uçakların hızları arttıkça kanatların geriye doğru
ok açısı yapması ve neticede bir üçgen veya delta şekline yaklaşması
lâzımdır. Bu noktadan hareketle günümüzde kanat şekli uçuş esnâsında pilot
tarafından değiştirilebilen süpersonik (ses hızının üstünde bir hızla uçan)
uçaklar geliştirildi. Amerikan F-111, Fransız Mirage G8, Rus Mikoyen MİG-23
ve Sukhoi Su-7B ve Avrupa Birliği PANAVIA’nın MRCA Tornado uçakları bu
tipten uçaklardır. Bunlara rağmen uçağın dengesini sağlamak için kanatlar
öne doğru eğik de yapılır.
Kanatların diğer bir husûsiyeti gövdeye bağlama şekillerinin değişik
olmasıdır. Kanatlar gövdenin alt, orta ve üst kısmına bağlanabildiği gibi
gövdeye irtibatı kanat dikmeleriyle sağlanacak şekilde gövdeden yukarıda da
olabilir. Kanadın kaldırma kuvvetini meydana getirmesi için kanat alanının
belirli bir değerde olması gerekir. İlk zamanlar kanatlarda fazla dayanıklı
olmayan ağaç iskelet ve bez kaplama kullanıldığından kanatlar yanlara doğru
fazla uzun yapılamıyordu ve lüzumlu kanat alanını elde etmek için alt alta
iki üç tabaka hâlinde kanatlar yapılıyordu. 1930’lara kadar bu tip kanatlar
kullanıldı. Sonradan çelik ve alüminyum malzemelerin kullanılmasıyla pekçok
dezavantajı olan bu katlı kanatlar târihe karıştı. Günümüzde tek kat kanat
kullanılmaktadır. Kanatların gövdeye bağlama yerinin seçimi pekçok faktöre
bağlıdır. Meselâ kanadın gövdeye göre yukarda olması, gövdenin yere yakın
olmasına bu da yolcu ve yük indirme bindirme işinin kolaylaşmasını sağlar.
Ayrıca motor pervanelerinin toprak, taş ve (deniz uçaklarında) sudan zarar
görmesine mâni olur. Kanadın gövdeye, gövdenin orta kısmından bağlanması,
özellikle avcı uçakları için sağlam ve uygun bir yapıyı teşkil eder. Kanadın
gövde altından geçmesi, iniş takımlarının kısa olarak yapılabilmesi,
kalkışta kaldırma kuvvetinin daha fazla olması, kanat yere yakın olduğundan
yere vurma gibi hâllerde yolcuları koruması ve yolcu kabininden geçmediği
için özellikle yolcu uçaklarında kullanılan bir kanat yerleştirme şeklidir.
Uçağın iki tarafındaki yarı kanatlar aşağı veya yukarı eğik olabilir. Hatta
kanat önce aşağı veya yukarı, sonra orta kısmından tekrar ters yöne belli
bir açıyla eğik olabilir ve uçağa önden veya arkadan bakıldığında kanatlar
komple “M”, “W”, “V” veya ters “V” şeklinde olabilir. Kanadın yatay düzlemle
yaptığı bu açılara “Dihedral” denir.
Kanatların diğer bir görevi de kanatçık, slat, flap, aerodinamik fren,
spoyler ve kanat ucu plakası gibi uçağın manevra kâbiliyetini ve kaldırma
kuvvetini arttırmaya yarayan yüzeyleri üzerinde taşımaktır. Kanatçıklar,
sağa sola yatışları sağlarlar ve kanadın firar kenarında bulunurlar ve kanat
açıklığı boyunca uzanmayıp sâdece az bir kısmını işgâl ederler. Kanadın
hücum kenarında bulunan slatlar hava akışını düzenlerler. Flaplar, uçağın
iniş ve kalkış anlarında hızı düşünce havada tutunabilmesi için ek bir
kaldırma sağlarlar. Aerodinamik frenler ve spoylerler, inişe geçmek ve
inişten sonra kısa bir mesâfede durmak için hızın düşürülmesi gerektiği
durumlarda açılarak frenleme yaparlar. Kanat ucu plâkaları, kanadın alt ve
üstündeki basınç farkından dolayı meydana gelebilecek hava akımlarına mâni
olur ve kaldırma kuvveti kaybını azaltır.
Kanatların içi dolu olmayıp tesir eden kuvvetleri karşılamak için lonjeron
denen kiriş ve profili şekillendiren sinirlerin meydana getirdiği bir
iskeletten ibarettir. Bu iskeletin dışı profile uygun bir şekilde kaplanarak
içi yakıt deposu olarak kullanılır.
Gövde:
Gövde esas olarak kanatla kuyruğu birbirine birleştirmesi görevi yanında
çeşitli yardımcı sistemleri ve pilotu, bâzı uçaklarda iniş takımlarını,
yolcuları, motorları ve silâhları taşımak gibi görevleri de vardır. Uçağın
kullanıldığı yere ve şartlara göre değişik gövde şekilleri kullanılır.
Meselâ deniz uçaklarının gövdesi denize inip kalkmaya elverişli bir şekilde
yapılır. Yüksek irtifalarda uçabilen uçakların gövdeleri meydana gelebilecek
basınç farkına dayanacak şekildedir. Eğitim uçaklarında pilot ve öğrenci
kabininin yan yana veya arka arkaya olması gövdenin şekline tesir eder.
Büyük yolcu uçaklarında gövde, yolcuların rahat edebilecekleri şekilde büyük
bir silindir gibi yapılır. Savaş avcı uçaklarında ise gövde sadece kanat,
motor ve pilot kabinini biraraya getirecek ve sürtünmeyi en düşük seviyede
tutacak şekildedir. Ayrıca kanatların gövdeye bağlanış şekli ve yolcu
indirme-bindirme gibi faktörler de gövde şekline tesir eder.
Gövdenin yapısı taşıdığı yük, kanat, motor, silâh, iniş takımı ve kuyruk
gibi kısımların ağırlığını ve basınç farklarını taşıyabilecek mukavemette
olmalıdır. Bu noktadan hareketle üç çeşit gövde yapısı geliştirildi. Bunlar
kafes-kiriş, mono-kok ve yarı mono-kok gövdelerdir. Kafes-kiriş yapı hafif
uçaklarda kullanılır. Gövdenin kuvvetleri taşıması için bir kafes-kiriş
iskeleti yapılır ve bunun üzeri bez, plastik veya hafif maddeden saçlarla
kaplanarak aerodinamik şekli verilir. Mono-kok gövdelerde iskelet yoktur,
bütün kuvvetleri kaplama saç taşır. Yarı mono-kok gövdedeyse yükleri hem
iskeleti meydana getiren kirişler hem de kaplama taşır.
Kuyruk:
Kuyruk düşey ve yatay stabilize denen yüzeylerden ibârettir. Uçağın
dengesini sağladığı gibi sağa sola dönme, burun aşağı veya yukarı gelecek
şekilde yunuslama ve dalış, tırmanış hareketlerini de sağlar. Uçağın boyuna,
enine ve düşey eksenler etrâfında dönme hareketleri özel adlar taşırlar.
Sağa veya sola yatış şeklinde neticelenen boyuna eksen etrâfındaki dönme
hareketine yalpa, uçağın burnunun aşağı veya yukarı dönmesi şeklinde
neticelenen enine eksen etrafındaki dönmeye yunuslama, dikey eksen
etrâfındaki sağa veya sola dönme hareketine ise dönme denir. Uçağın vida
gibi döne döne alçalması şeklinde olan diğer bir hareket vril hareketidir.
Yalpa hareketini kanadın firar kenarındaki kanatçıklar sağlar. Bunun için
kanatçığın biri aşağı diğeri yukarı açılır. Kanatçıklardan biri kaldırma
kuvvetini arttırırken, diğeri azaltır. Neticede yukarı açılan kanatçık
tarafına, yâni taşımanın azaldığı tarafa uçak yalpa yapar.
Uçağa yunuslama, dolayısıyla kabre denen tırmanış ve pike denen dalış
hareketini yatay kuyruk sağlar. Kuyruk yukarı çekilirse kuyruk kısmında
kaldırma artar ve uçağın burnu aşağı çevrilir. Aksi durumda burun yukarı
çevrilir. Yatay kuyruk tek parça olabildiği gibi bir sâbit stabilize bir de
hareketli yükseklik dümeni olmak üzere, parçalı da olabilir. Ayrıca hızlı
büyük uçaklarda yükseklik dümeninin hareket ettirilmesinde yardımcı olan
fletner denen yüzeyler de yükseklik dümeninin firar kenarında bulunurlar.
Düşey kuyruk dümeni uçağın sağa sola dönmesini sağlayarak istikâmetini
ayarlar. Bu sebeple buna istikâmet dümeni de denir. Uçağın dengesinin
kararlılığını sağlamak için düşey ve yatay kuyruğun firar kenarlarında
kompanzatör denen küçük yüzeyler kullanılır. Yatay kuyruk düşey kuyruğun
üstüne yerleştirilebildiği gibi düşey kuyruk iki tâne olup, yatay kuyruğun
uçlarına da eklenebilir.
İniş takımları:
Uçağın yere inmesini, yerden kalkmasını ve yerdeki hareketlerini sağlamak
için iniş takımları kullanılır. Deniz, kara ve hem denize hem karaya inip
kalkabilen anfibi uçakların iniş takımları farklılık gösterirler. Uçağın
kara ile irtibatı tekerlek ile, denizleyse kayık ve uçak gövdesiyle
sağlanır. İkisi ana, biri yardımcı olmak üzere iniş takımları üç tekerlekli
yapılır. Yardımcı iniş takımı uçağın burun veya kuyruk kısmında bulunur ve
uçağa yerde yön vermede ve ana iniş takımlarının yüklerini taşımada yardım
eder. Pilot bu tekerleği sağa sola döndürmek sûretiyle uçağın yerdeki
istikâmetini ayarlar. İnişte uçak hızının yatay ve düşey iki bileşeni
vardır. Pilot inişte daha yere değmeden önce uçağı olduğu kadar yatay uçuş
pozisyonuna getirerek düşey hız bileşenini en aza indirmeğe çalışır. Yatay
hızın sebep olduğu kinetik enerji uçak frenlenerek yutulurken, düşey
bileşenden ileri gelen enerji iniş takımları tarafından yutularak ısıya
çevrilir. Bunu sağlamak için iniş takımlarında yay, amortisör ve tekerleğin
lastiği gibi elemanlardan faydalanılır.
Üç tekerlekli iniş takımlarında ana tekerlekler kanatlarda, yardımcı
tekerlek ya burunda veya kuyruk kısımda olabildiği gibi çok tekerlekli ağır
nakliye ve yolcu uçaklarında ana tekerlekler dört grup hâlinde gövdenin
içine arka arkaya yerleştirilir. Meselâ Boeing 747 yolcu uçağının 16 ana, 2
yardımcı olmak üzere 18 tekerleği vardır. İniş takımlarının diğer bir
husûsiyeti sâbit veya katlanabilir olmalarıdır. Sâbit iniş takımları düşük
hızlı, basit uçaklarda kullanılır. Uçakların hızı ve iniş takımlarının ebadı
arttıkça aerodinamik dirençleri de çok artar. Bu durumda iniş takımları uçuş
esnâsında katlanarak kanat veya gövde içine saklanır. Bunu sağlamak için de
elektrikî, hidrolik veya pnömatik güç sistemlerinden faydalanılır. İçeri
alındıktan sonra iniş takımları kapaklarıyla kapanır. İniş takımının kapalı
ve açıkken olduğu gibi kalabilmesi için kilit ve emniyet mekanizmaları
kullanılır. Ayrıca iniş takımlarının kapalı veya açık olup olmadığını pilota
bildiren ikaz sistemleri vardır.
Uçak motorları:
Uçaklarda, uçağın havalanmasını ve havada uçuşunu sağlayan motorların hafif,
güvenilir, gürültüsüz ve ekonomik olması aranan özelliklerdir. Hafiflik
motorun birim tepki kuvveti veya beygir gücü başına düşen ağırlığıyla ifâde
edilir. Motorun arıza yapmadan ve az yakıt harcayarak çalışması gerekir.
Ayrıca bakımının, sökülüp takılmasının kolay olması da aranan
özellikleridir. Uçak motorlarının tipleri şöyledir:
1) Pistonlu (pervaneli), 2) Türboprop (pervaneli), 3) Türbojet, 4) Türbofan,
5) Ram-jet ve Püls-jet, 6) Roket motoru.
Pistonlu motorlar, hızı saatte 500 km’ye varmayan pervaneli uçaklarda
kullanılır. Pistonların motordaki düzeni karşılıklı veya yıldız şeklinde
olmak üzere 36 silindire kadar olanları vardır. Su veya hava
soğutmalıdırlar. Yüksek oktanlı benzin kullanırlar. Uçak yükseldikçe motor
veriminin azalmasını önlemek için süberşarj denen aşırı besleme yapılır.
Ayrıca pervâne veriminin en üst düzeyde olması için pervane paleleri kendi
eksenleri etrafında dönecek şekilde değişken hatveli yapılır. Neticede yine
de pistonlu, motorlu ve pervaneli uçakların hızları ve yükselişleri
sınırlıdır.
Türboprop sistemlerde pervâneyi gaz türbinleri çevirir. Pistonlu motorlardan
daha yükseklerde ve daha hızlı uçuşa elverişlidir. Umûmiyetle nakliye ve
yolcu uçaklarında kullanılır. Helikopterlerde de aynı sistem vardır; pervâne
yerine helikopter motoru çalıştırılır. Gaz türbinlerinin gücü günümüzde 500
şaft beygir gücünün üzerinde yapıldığından hafif uçaklarda pek
kullanılmamaktadır. Türbinle pervâne arasında verimin üst düzeyde olması
için devir düşüren bir dişli kutusu bulunur. Güçleri on bin şaft beygir
gücüne kadar çıkar ve jet yakıtı kullanılır.
Türbojet sistemler, yâni jet motorlarında da gaz türbini kullanılır. Motor
egzostundan çıkan hızlı sıcak gazların tepkisiyle uçuş gücü elde edilir.
Pistonlu ve türboprop motorlarda sınırlı olan uçuş hızı jet motorlarıyla
aşılarak ses hızının üstünde uçan süpersonik uçaklar yapılması mümkün hâle
geldi. Uzun menzilli yolcu uçakları, avcı ve bombardıman uçaklarında jet
motorları kullanılmaktadır.
Türbofan ve Baypass sistemleri de jet motorlarının bir çeşididir. Motorun ön
veya arka kısmında bulunan ve pervâneye benzer fan kısmı motorun içinden
geçen havayı arttırıp tepki kuvvetinin artmasını sağlar. Baypass jet
motorlarında da kompresörde sıkışan havanın bir kısmı yanma için yanma
odalarına girerken bir kısmı motorun dış çeperlerini soğutarak egzosta
gider. Her iki çeşit motorun da gâyesi düşük hızlarda yakıt sarfiyatının
azaltılmasıdır.
Ram-jet ve Puls-jet motorlar uçaklarda pek kullanılmaz. Pilotsuz bomba ve
uçaklarda kullanılır. Türbin, kompresör gibi dönen bir kısmı yoktur. Önden
giren hava yanma neticesinde hızla egzosttan atılarak tepki sağlanır.
Roket motorlarının diğerlerinden en önemli farkı çalışmak için havaya
ihtiyaç duymamasıdır. Çünkü yakıtla birlikte yanmayı sağlayan oksijen de
motorun bulunduğu sistemde berâber bulunur. Bu sebepten roket motorları
bulundukları çevreye bağlı kalmadan denizaltında ve uzayın hava olmayan
boşluklarında kullanılabilmektedir. Yakıt olarak katı veya sıvı kimyevî
yakıtla birlikte nükleer ve güneş enerjisi de kullanılır. Roketli mermiler,
güdümlü mermiler, pilotlu ve pilotsuz uçaklar, uzay araçları başlıca
kullanıldığı yerlerdir.
Yardımcı sistemler:
Uçağın hız, yükseklik, yatış, dönüş, yükselme, alçalma gibi çeşitli
pozisyonlarının yönünü pilota bildiren ve uçaklarda standart hâle gelen ana
uçuş sistemleri yanında pekçok yardımcı sistem de vardır. Gelişen
teknolojiye paralel olarak uçuş yükseklik ve mesafelerinin artması gece ve
bulut gibi değişik hava şartlarında uçma mecburiyetini; bu da bu şartlarda
uçuşun sağlanabilmesi için çeşitli yardımcı sistemleri elzem hale getirdi.
Bu sistemler çeşitli elektronik cihazlardan ibârettir. Muhabereyi sağlayan
telsizler, seyrüsefer cihazları, iniş kontrol sistemleri, atış kontrol
cihazları, radarlar, otomatik pilot, kompüter ve değişik gâyeli elektronik
cihazlar belli başlılarıdır.
Yüksek irtifalarda uçarken pilot ve yolcuların normal şartlarda yaşamasını
sağlaması için elzem olan basınçlandırma, havalandırma ve ısıtma ve soğutma
da önemli yardımcı sistemlerdendir.
Uçakların sınıflandırılması:
Uçakları belirli bir kritere göre sınıflandırmak mümkün değildir.
Kullanıldıkları yerlere, gâyelere göre üzerinde taşıdığı motorlara göre,
şekillerine göre ve daha pekçok kritere göre uçakları tiplere ayırmak
mümkündür. Kullanılma yeri açısından ana olarak askerî ve sivil uçaklar
olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Askerî uçaklar da gâyelerine göre avcı,
bombardıman, önleme, keşif, nakliye uçağı gibi tiplere sâhiptir. Her tipteki
uçağın kendine has yapı, ebat ve manevra özellikleri vardır. Sivil uçaklar
da kendi aralarında yolcu, nakliye, ilâçlama, araştırma uçağı vb. gibi
çeşitli gâyelerde kullanılacak şekilde değişik ebat ve özelliklerde yapılır.
Uçakları dizayn edenler uçağın şeklini, motorunu vb. yapı elemanlarını
seçerken pekçok faktörü gözönüne almak mecburiyetindedir. Meselâ süratin
önemli olduğu bir avcı uçağında pervâneli motor yerine jet motorunu tercih
edecektir.
Son zamanlarda gelişen savaş teknolojisi neticesinde ortaya çıkan bir uçak
tipi de pilotsuz uçaklar yani insansız hava araçlarıdır. Elektronik
haberleşme cihazlarıyla ya yerden pilot kontrolünde veya otomatik kontrol
sistemleri yardımıyla kendi kendine uçarak, maliyeti pilotlu uçaklara göre
düşürmektedir. Bu sebeple gelecekte pilotlu uçakların yerini alabileceği
düşünülmektedir. Bunun yanında yerden pilot kontrolü olan çeşitlerinde
kumanda eden pilotun geniş bir görüş açısı olmaması ve görevini tamamlayan
uçağın tekrar üsse dönmesinin hava şartlarına bağlı olması gibi
dezavantajları da vardır.
Hiçbir
yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca
bu bir suçtur..! Tüm hakları
Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden
alıntı yapılabilir.
© 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli
Ana Sayfa /
Index
/
Roket bilimi /
E-Mail /
Rölativite Dosyası
Time Travel Technology /
UFO
Galerisi /
UFO Technology /
Kuantum Teleportation /
Kuantum Fizigi
/ Uçaklar(Aeroplane)
New World Order(Macro Philosophy) /
Astronomy
|
|