| |
::
Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998
Cetin BAL -
GSM:+90 05366063183 -Turkey / Denizli ::
Çetin
BAL'ın
kütüphanesi...
5

Kolay, Kısa, Keyifli Bilim
Yayınevi: Carpe Diem Kitapları
Yazar: Çiğdem Can
Özellikler:
Türü: Kuramsal Kitaplar Hazırlayan: Çiğdem Can 1. Baskı Mayıs 2009 200 Sayfa
11,5 X 21 cm. 2.Hamur Kağıt Karton Kapak Türkçe
Açıklama:
"İzafiyet teorisi neydi?" diye sorulduğunda, "Soruyu tekrar alabilir miyim,
biz daha o konuya gelmedik" gibi bahaneler bulmaya ARTIK SON!!! Bu kitabı
okuduktan sonra, bilimle ilgili pek çok mevzuyu kolaylıkla anlayabilecek,
hatta gerektiğinde tıkır tıkır anlatabileceksin "Schrödinger kimdir, neyi
bulmuştur?" denildiğinde "O da kim be, futbolcu mu?" demek yerine "Ha şu,
kedili bilim adamı" diye cevap vermen, bundan böyle işten bile değil
Bilimsel bilgileri şakalaştırmadan, şakalanabilecek kısımlarını da
bilimselleştirmeden, kıvamında bir üslupla, bilimi ve adamlarını en
eğlencelisinden, en sıkılmadan öğrenilesi haliyle anlatan bu kitap, kendini
sana keyifle okutmak üzere programlandı Bu nedenle, "Bütün bunları BİLyİM,
ama birazcık da GÜLyİM" şeklindeki talebini memnuniyetle yerine getirecek ve
sana, çok kuvvetle muhtemel ki, "Aa doğruymuş, bilim gerçekten de kolay,
kısa, keyifliymiş" dedirtecek

Parçacıkların Dünyası
B.Southworth - G.Boizader
Arka Kapak
Bu soruların yanıtlarını tam olarak bilemiyoruz, fakat son yıllarda
çevremizdeki evren hakkında pek çok bilgi edindik. Bu araştırmalar
gözlerimizle görebildiğimizin ötesinde, minik parçacıklardan ve bunların
arasında gidip gelen habercilerden oluşan bir dünya olduğunu gösterdi bize.
Bu resimli kitap, sizi parçacıkların büyüleyici dünyasıyla ve onların
şaşırtıcı davranışlarıyla tanıştıracak.
Parçacıklarla ilgili araştırmaların yapıldığı laboratuvarlardan biri Avrupa
Nükleer Araştırma Konseyi CERN'in laboratuvarıdır. Burada CERN'in
parçacıkların yaratıldığı ve incelendiği güçlü makinelerini, yani
hızlandırıcıları ve dedektörleri tanıtacağız.
Öyleyse sözü daha fazla uzatmadan parçacıklara geçelim...
Yazar:B.Southworth - G.Boizader
Sayfa Sayısı: 62
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları
 
Madde Eyewitness Matter
Christopher Cooper
Çeviri: İlhami Buğdaycı
Sayfa Sayısı: 64
Boyutları: 21,5 x 28 cm
ISBN 978-975-403-458-5
1. Basım - 10.000 adet
Katı madde ne kadar serttir? Yıldızlar hangi maddelerden oluşmuşlardır? Atom
ne kadar büyüktür? Sıvılar neden akarlar? Bir bardak suda ne kadar atom
vardır? Maddenin en büyük parçası nedir?
Tüm bu soruların ve daha fazlasının yanıtlarını burada, maddenin büyüleyici
öyküsüne yeni bir bakışla keşfedin. Bilimsel deneyler, karmaşık bilimsel
aletler, özgün deney düzeneklerinin renkli fotoğrafları ve üç boyutlu
modellerin yer aldığı bu kitapta evrene bakışımızı değiştiren keşifler
anlatılıyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 278

THOMAS - ALVA EDISON ( HAYATI VE
İCATLARI )
Hazırlayan: VAHDET GÜLTEKİN
Yayınevi: RADO YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1980
Dili: Türkçe

MIKNATISLAR, AMPULLER VE
PİLLER
Yazarı: F. E. NEWING, B. Sc ve RICHARD BOWOOD
Yayınevi: ARKIN KİTABEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1970

Zaman Makinesi Eğlenceli Bilgi - 56
Orjinal isim: The Terrible Truth About TimeNick Arnold
Timaş Yayınları
Zaman Makinesi size zamanla ilgili herşeyi öğretecek.
Kara bir deliğe yaklaşırsanız, ne olur?
Sinekler zamanı nasıl algılar?
Takvimler ve saatler nasıl icat edilmiştir?
Yaşlandıkça zaman niçin daha hızlı geçer?
Enlemler ve boylamlar ne işe yarar?
Eğlenceli bilgi dizisinin zamanla ilgili sırlarını topladığımız bu kitabını
zevkle okuyacaksınız. Bir zaman makinesinin nasıl icat edilebileceğini
keşfedecek, sizi sabah uyandıracak kendi saatinizi yapmayı öğreneceksiniz.
Aklını kaçırmış zaman dehalarıyla buluşacak ve zamanda yolculuğun nasıl
olacağını göreceksiniz. Muhteşem bilgi dosyaları, zihin açan soruları ve
çılgın karikatürleriyle Zaman Makinesi beklemeye gelmez.
Öğrenmenin birçok yolu var, ama Eğlenceli Bilgi gibisi yok.
(Tanıtım Yazısından)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
144 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789752635081
2008
Kapak : Ebrar Çiçek
İllustrasyon : Tony De Saulles
Editör : Nefise Atçakarlar
Çeviri : Demet Küçük
Kozmik Kod 2 Maddenin İçine Gezi
Heinz R. Pagels
Sarmal Yayınevi
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1993
Dili: Türkçe
Özellikler: Birinci Baskı
Açıklama:MİKROKOZMOZU;ATOMU,ATOMALTI PARÇACIKLARI DÜNYASINI ANALMAK EVRENİ
ANLAMANIN TEMEL TAŞI.KUANTUM FİZİĞİ BUGÜN ATOMALTI PARÇACIKLARLA İLGİLİ
EVREN KONUSUNDAKİ ANLAYIŞIMIZ DEĞİŞTİRECEK BULGULAR SUNUYOR.

RÖLATİVİTE VE KOZMOLOJİ - William J. Kaufmann
Yazarı: William J. Kaufmann
Çeviren: Sacit Tameroğlu
Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL / 2. BASKI
ISBN NO: 975-7380-21-0
Yayın Yılı: 1994

Sıfırdan Sonsuza Bilimin Hayal Dünyası
"Sıfırdan Sonsuza Bilimin Hayal Dünyası" kitabı, eğlenceli ve kolay bir
şekilde bilim literatürünüzdeki boşlukları dolduracaktır. Bu kitapta, son
yüzyıldaki bilimsel çalışmalara ve sonuçlarına kısaca göz atılmaktadır.
En güç bilimsel konuları, anlaması kolay ve eğlenceli bir üslupla ele alan
bu kitap, evrende neler olup bittiğini gösterecek ve bilimsel gerçekleri
öğrenmeniz için sizi kışkırtacak!
Yazar: Ann Rae Jonas
Yayınevi: Timaş Yayınları
ISBN: 975-362-528-6
Basım tarihi: Mart 2000

Gökyüzü Atlası
Arka Kapak
Uzayın derinliklerinin benzersiz fotoğrafları, gezegenlere ve astronominin
geçmişine yönelik etkileyici görüntüler,600’den fazla resim… Bu zengin
görsel malzeme, astronomi ve uzay keşiflerinin tarihi ve astronomi konusunda
tüm merak edilenleri kapsayan sade, kolay anlaşılabilir bir metne eşlik
ediyor. Kitabın amacı, okuyanların hayal güçlerini resimler yoluyla harekete
geçirip gökyüzünü keşfetmeye teşvik etmek. Kitabı okuyanlar bir yandan kendi
burç kuşaklarını bulurken, diğer yandan Ay’ın ve Venüs’ün evrelerini
keşfetmek için teleskopun nasıl kullanılması gerektiği de öğreniyor. Gökyüzü
Atlası, siyah ve berrak göklerde yabancı, uzak ve sessiz görünen ama bizi de
içeren ve bize her gün hayat veren bir dünyayı keşfetmek isteyenler için…
Yazar:Kolektif
Sayfa Sayısı: 240
Dili: Türkçe
Yayınevi: Boyut Yayıncılık

Gökyüzünü Tanıyalım
(2 Ses Kaseti Ve Gökyüzü Atlası İle)
Yazar: M. Emin Özel, Talat Saygaç
Yayıncı: Tübitak
Konu: Mühendislik ve Teknik Kitaplar
ISBN 975-403-072-3
Sayfa Sayısı: 228
Ebat: 200-220
Dil: Türkçe
Basım Yeri: Ankara
Basım Tarihi: 1997
Gökyüzündeki en parlak yıldız hangisidir?
Kendi başına bir "ada evren" sayılan, milyarlarda yıldızdan oluşan ve
gökyüzünde çıplak gözle görülebilen en uzak gökcismi olan Andromeda Gökadası
nerededir?
Kutup Yıldızı hangi yıldızdır?
Büyük Ayı´yı kullanarak, burç ve takımyıldızları nasıl bulabilirsiniz?
Samanyolu Gökadamızın merkezi nerededir?
"Yaz Üçgeni" hangi yıldızlardan oluşur?
13. Burç hangisidir?
"Gökyüzünü Tanıyalım", içerdiği astronomi bilgisi, renkli takımyıldız
haritaları ve bağımsız Gökyüzü Atlası ile okuru gökyüzünü keşfetmeye
çağırıyor. İki ses kaseti ile birlikte...
(Arka Kapak)

Biz Bu Evrenin Çocukları Varoluşumuzun Romanı
Hoimar Von Ditfurth
Arka Kapak
Ditfurth, bu 3. kitapta, 20 yüzyılın sonundaki evrene ilişkin standart bilgi
ve verilerle, her türlü metafizikten uzak, gene de kendi içinde bütünlüklü,
kapalı, algılarımızın ve düşünme alışkanlıklarımızın sınırlarını genişleten
bir yapıt oluşturuyor. İngilizceye, İspanyolcaya, İtalyancaya, İsveççeye,
Polonya diline ve Felemenkçeye çevrilen metin, evrene ilişkin çok sayıda
bilgiyi değerlendirerek yepyeni bir astronomi, dolayısıyla kozmos tablosu
sunuyor. Ditfurth, evvelki yüzyılın ve geçen yüzyılın başlarında benimsenmiş
olan bir evren tablosunun; bu sonsuz büyüklükteki evrenin milyarlarca
galaksisinden birinin (Samanyolumuzun) kenarına rastlayan bir Güneş
sisteminin hayata elverişli 3. sıradaki gezegeniyle birlikte, orada
unutulmuş ve terk edilmiş, yapayalnız dolanıp durduğu anlayışına dayalı
tablonun yanıltıcılığını gözler önüne seriyor.Bir “uzay gemisine” benzettiği
Dünya’nın ve gezegenleriyle birlikte Güneş sisteminin, hayata düşman,
yaşamaya izin vermeyen, soğuk ve ürpertici bir kozmosun karanlığında
sahipsiz olmadığını biliyoruz artık.
Yazar:Hoimar Von Ditfurth
Sayfa Sayısı: 504
Dili: Türkçe
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları

ASTRONOMİ
Yazarı: JOHN FARNDON
Yayınevi: BULUT YAYIN DAĞITIM
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 978-975-8295-57-9
Yayın Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Sayfa Sayısı : 144
Ebat : 13.5x19.5
Açıklama:Astronomi büyük zevk veren bir uğraş. Gökyüzünde milyarlarca
kilometrelik derinliği izleyebilir, zamanda geriye doğru yolculuk yapabilir
ve belki de Evren'in doğuşuna şahit olabilirsiniz. Bütün bunların nasıl
olacağını öğrenmek için bu kitabı okumalısınız.
- Yıldızları izlemek
- Ay'ın ve Güneş'in gizemleri
- Uzak galaksiler ve nebulalar
- Teleskoplar
- Gezegenlerin kimliği
- Süpernovalar
- Pulsarlar
- Kara Delikler
(Arka Kapak)

Çevremizdeki Fizik
Naci Balkan, Ayşe Erol
TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları
En kısa tanımıyla fizik, çevremizdeki doğa olaylarını inceleyen bilim
dalıdır.
İnsanlar doğdukları andan itibaren çevrelerini incelemeye ve sorular sormaya
başlarlar. "Gökyüzü neden mavi?" gibi son derece basit bir soru bizi
elektromanyetik dalgalara, parçacık- dalga ikilemine, atomların enerji
düzeylerine ve nihayet kuantum mekaniğinin kurallarına ve uzayın yapısına
kadar gider bir dizi yeni kavrama taşır.
Çevremizdek Fizik
Genç düşünürleri bu tür basit sorulara yönlendirmeyi ve geçmişte bu tür
soruların yanıtlarını aramış olan bilim insanlarının uğraşlarından küçük
örnekler vermeyi amaçlıyor.
222 sayfa, Karton Kapak, Kuşe, 1. hamur, ISBN: 9754033552; Boyut:
20,5x21,5cm; Baskı Tarihi: Kasım 2005 Özgün Dili: Türkçe

Otomobiller Önemli Buluşlar
David Corbett
Alkım Kitabevi
İlk atsız arabalardan, geleceğin karmaşık otomobillerine kadar, motorlu
araçların tarihini keşfedin.
Dünyanın en sevilen başarılı taşıma aracı hakkındaki bu canlı ve kolay
anlaşılır kitabın tadını çıkarın!
Keşfedin!
Buhar gücüyle çalışan ilk araçların neden kimse tarafından dikkate
alınmadığını
Otomobilciliğin tarihini değiştiren mucitleri
"Otomobilciliğin Altın Çağı"nın toplumlarımızı nasıl etkilediğini
Ford'un ilk fabrikasından günümüzdekilere kadar gördüğümüz seri üretim
banlarının nasıl değiştiğini
Geçmişte dünyanın en sevilen otomobilleri olan araçları
Hangi otomobillerin en yaşlı, en hızlı, en garip, en temiz olduğunu ve çok
daha fazlasını keşfedin!
Karl Benz'in motorlu aracından, sesten hızlı giden otomobillere kadar gelen
bütün araçların tarihini 80'den fazla renkli resimle öğrenebilirsiniz.
(Arka Kapak)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
32 s. -- Kuşe-- Ciltsiz -- 17 x 24 cm
ISBN : 9789753372022
2001
Yayıma Hazırlayan : Kerem Keskiner
Düzeltmen : Kamuran Toprak
Çeviri : Semih Aydın

Elektrik ve Manyetizma
Peter Adamczyk
Arka Kapak
Elektirik ve Manyetizma, elektiriğin şaşırtıcı doğasını ve mıknatısların
yüzyıllar boyunca insanlara gizemli gelen özelliklerini ele alıyor.Tübitak
Popüler Bilim Kitapları Gençlik Kitaplığı'nın bu yeni kitabında,
teknolojinin seyrini değiştiren buluşlara ve 21. yüzyılda yaşamımızı kökten
değiştirecek gelişmelere de yer veriliyor.
Elektrik ve Manyetizma, günümüz teknolojisinin dayandığı temel yasaları
merak eden genç okurlar için..
Yazar:Paul-Francis Law
Çevirmen:Necmi Buğdaycı
Yazar:Peter Adamczyk
Sayfa Sayısı: 32
Baskı Yılı: 2007
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

Astronomy - 1990, 1994
Stuart Atkinson
Çeviri: Murat Alev
Sayfa Sayısı: 48 renkli
Boyutları: 20 x 25 cm
ISBN 975-403-098-7
24. Basım - 10.000 Adet
Gökyüzünü incelemek için bir teleskopunuzun olması gerektiğini
düşünebilirsiniz; oysa biraz zaman ayırıp geceleyin gökyüzüne dikkatlice
baktığınızda, çıplak gözle bile pek çok şeyin görülebildiğini fark
edeceksiniz. TÜBİTAK Çocuk ve Gençlik Kitaplığı'nın ikinci kitabı olan
Astronomi, yıldız haritalarından yararlanarak gökyüzünü incelemenize
yardımcı olmanın yanı sıra amatör astronomluğa başlangıç için de önemli bir
başvuru kaynağı olacaktır.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 61

Uzay: Popüler Bilim Evren Dizisi 4
Yazar SEMA GÜL
Trilyonlarca yıldızdan oluşan galaksileri ve milyarlarca gezegeniyle Uzay...
Kuyrukluyıldızlar, asteroitler, meteorlar
Uzay araştırma merkezleri, teleskoplar
Türk astronotlar uzaya!

Güneş Sistemi: Popüler Bilim Evren Dizisi 3
Yazar SEMA GÜL
Boşlukta yüzen bir disk düşünün, ama bu diskin çapı tam 12 milyar
kilometre...
Ayrıntıları duymak ister misiniz?
Güneş ve Güneş Sistemi hakkında bilmek istedikleriniz...
Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve eski dostumuz
Plüton...

Dünya'nın Uydusu Ay: Popüler Bilim Evren Dizisi 2
Yazar SEMA GÜL
Dünyamızın uydusu Ay nasıl oluştu?
Ay'ın evreleri nelerdir? Ay neden tutulur?
Biz neden Ay'ın hep aynı yüzünü görüyoruz?
Uzay yolculukları nasıl başladı?
Beraber bir Ay yolculuğuna var mısınız

Evrenin Oluşumu ve Big Bang: Popüler Bilim Evren Dizisi 5
Yazar SEMA GÜL
Evrenin Oluşumu ve Big Bang
Sürekli genişleyen evrenin başlangıç anından resimler
Astronominin doğuşu, tarih boyunca evren bilim
Big Bang'in fosil kayıtları...

Dünya ve Uzay
Earth and Space - 1995
Susan Mayes - Sophy Tahta
Çeviri: Deniz Yurtören
Sayfa Sayısı: 144
Boyutları: 21 x 21 cm
ISBN 975-403-049-9
35. Basım - 10.000 Adet
Üzerinde yaşadığımız Dünya'yı her yönüyle biliyor muyuz' Ayaklarımızın ya da
denizin altında nasıl bir dünya var' Gecelerimizi aydınlatan Ay'ı, bize
uzaydan göz kırpan yıldızları veya Güneş'in çevresinde bizimle birlikte
dönen diğer gezegenleri ne kadar tanıyoruz' Dünya ve Uzay'ın ele aldığı
konuların çeşitliliği ve ele alış biçimindeki sadelikle her yaştan genç okur
için büyük bir boşluğu dolduracağını düşünüyoruz.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 31
Çocuk ve Gençlik Kitaplığı 5

Simetri ve Evrenin Görkemli
Güzelliğini Anlamak
Christopher T. Hill, Leon M. Lederman
Güncel Yayıncılık
Bilim adamlarının çalışmaları sayesinde, değişmez fizik yasalarının evreni
yönettiğini biliyoruz. Fizikçiler bu yasaları, evreni yöneten temel prensip
olarak düşünülen simetri ile açıklıyorlar. Bu kavrayış, modern bilimin en
büyük kavramsal ilerlemelerinden birisidir. Simetri ve Evrenin Görkemli
Güzelliğinde, Nobel ödüllü Leon M. Lederman ve teorik fizikçi Christopher T.
Hill, zarif simetri kavramını ve onun, sanatta, müzikte ve Dünya'daki yaşam
üzerindeki yansımalarını, kuvarklardan evrene, geniş bir perspektif içinde
ele alıyor.
"Bu kitapta, fiziksel dünyanın nasıl da birçok açıdan simetri ile
şekillendiğini göreceksiniz.... Bu kitabı okuduktan sonra, simetrinin
dünyamızdaki rolünü daha iyi kavrayacaksınız."
-Roald Hoffmann, Nobel Ödülü Sahibi. Cornell Üniversitesi
"Simetrinin önemi hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı. Yazarlar, bilimin en
derin kavramlarından birisi olan simetriyi teknik zorluklarından kurtararak
zarif bir şekilde okuyucuya sunuyor ve onun günlük yaşamla olan bağlantısını
araştırıyor."
-Tom Siegfried, Bilim editörü. Dallas Morning News
"Simetrinin derinliğini ve yaygınlığını anlattıkları bu kitapla, yazarlar,
bir şaheser ortaya koymuşlar. İster bir fizikçi, ister bir matematikçi,
ister bir şair, isterse de bir sanatçı olun, Simetri ve Evrenin Görkemli
Güzelliği'ni okuduktan sonra dünyaya daha farklı bir gözle bakacaksınız."
-Roger W. Bybee, Yönetici. Biological Sciences Cirriculum Study
"Kuvarklardan evrene, simetri tabiatı şekillendirir. Hill ve Lederman'ın
yazdığı bu nefis kitap, zarif simetri kavramının evrenin tasarımında
oynadığı derin rolü anlamak isteyen herkes için bir başyapıt niteliğinde."
—Rocky Kolb, Kozmolog. Permi Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvan
"Doğa simetri fikriyle mi başlamıştır? Yoksa o bir tesadüfi sonuç mudur?
Estetikle bağlantısı bir yana, simetri temel bir ilke midir? Dünyanın önde
gelen iki fizikçisi bu kitapta, simetriyi temel ilke olarak alıyorlar.
— Martinus Veltman, Fizikçi. Nobel Ödülü sahibi.
Çeviren: Barış Akalın - 430 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9756117079; Boyut:
13,5x21 cm; Baskı Tarihi: Mayıs 2005
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Symmetry and the Beatiful Universe

Paradokslar Kitabı
Yazar: Michael Clark
Yayınevi: Hil Yayınları
"Tırnak içindeki bu cümle yanlıştır" cümlesi yanlış mıdır?
Sonsuz sayıda odası olan fakat tümüyle dolu bir otel daha fazla müşteri
kabul edebilir mi?
Kurguya dayanan yapıtlarda bizi duygulandıran durumların gerçek olmadığını
bilmemize karşın, nasıl olup da bu yapıtlara duygusal tepkiler
verebiliyoruz?
Ve tavukla yumurtadan oluşan şu çok bildik döngünün en başında hangisi var?
Michael Clark Paradokslar Kitabı'nda öldürmeyen çelişkilerin en ölümcül
olanlarını inceliyor. Kitapta sunulan seksen üç paradoks ahlaki, sanatsal ve
siyasal sorunlar kadar saf mantıksal ve matematiksel çıkmazları içeriyor.
Zenon'un çağları katederek zamanımıza saplanan, hareket etmesi olanaksız
2.500 yıllık oku da, günümüzün siyasal-ekonomik kararlarının biçimlenmesinde
etkili olan 40 yıllık Newcomb Problemi de Paradokslar Kitabı'nda kendine yer
buluyor. Mantık ve felsefe tarihinin Zenon, Galileo, Lewis Carroll, Bertrand
Russell gibi "saf" düşünürleri bu derlemeyle mantığa ve mantığı aşma
iddiasındaki hayata meydan okuyorlar.

Uzay - İlk 50 Yıl
Arka Kapak
Dünya atmosferinin dışına çıkan ilk araç olan Sputnik 1'in fırlatılışının
50.yılını kutlamak için hazırlanan
Uzay: İlk 50 Yıl, uzayın keşfinin ilk 50 yılının öyküsünü Sir Patrick
Moore'un anlatımıyla aktarıyor. Uzay fotoğrafçılığı konusunda uzman olan
H.J.P Arnold'ın, son elli yıl içinde elde edilen en çarpıcı görüntülerden
oluşturduğu seçkide; Apollo Ay inişleri, Voyager, Magellan, Galileo ve
Cassini uçuşlarında elde edilen görüntülerin yanı sıra Hubble Uza,
Teleskopu'nun çektiği muhteşem karelere de yer veriliyor. Önemli gelişme ve
keşiflerin bir özetini sunan Uzay: İlk 50 Yıl, gelecekte gerçekleştirilecek
araştırma ve keşiflere ışık tutuyor.
Yazar:Kollektif
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: domingo

İnsanın Göklere Yükselişi - Sir
Robert Saundby
Yazarı: Sir Robert Saundby
Çeviren: Mine Ünel
Yayınevi: Karacan
Yayın Yeri: İstanbul
Yayın Yılı: 1979
Dili: Türkçe

FEZA VE ÖTESİ
Yazarı: PROF. MELİH KOÇER
Yayınevi: HÜRRİYET GAZETESİ NEŞRİYATI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Dili: Türkçe

İnsanoğlunun Uzay Macerası
Ali Çimen
Arka Kapak
Gelin, yıldızlara dokunalım!
Jules Verne'in 'Ay'a Yolculuk' isimli eseri, annemin
bana aldığı ilk kitaptı. Yatılı okulun koridorlarında
kitabın siyah beyaz çizimlerine bakarak hayaller kurmaya
başladığımda on yaşındaydım. Gözümü gökyüzünden
alamıyor, bir yıldızdan diğerine sıçrıyor, gökyüzünün
eşsiz rengini temaşa ediyor, Ay'daki kraterlerin ürküten
ıssızlığından Güneş'e bakıp terliyordum...
Aradan yirmi dört yıl geçti, gözüm halen gökyüzünde ve
ötesinde. Bugün kadar atmosfer dışına çıkabilmiş dört
yüz küsur şanslı insandan biri olamadıysam da, bunun
hayalini kurmaktan geri durmuyor, bu satırları okuyan
sizlerin de, bu hayalimi paylaştığını tahmin
edebiliyorum. Yine de, Allah'ın bir lütfu olsa gerek,
astronot olamasam da, en az onun kadar heyecan verici ve
ufuk açıcı bir meslek olan gazeteciliğin renkli
dünyasına dahil oldum. Gazeteci kimliğinin açtığı
kapılardan, çocukluğumdan bu yana zihnimde canlandırmaya
çalıştığım uzay üslerine süzüldüm, ortak uzay
maceramızın isimli ve isimsiz kahramanları ile tanıştım,
haklarında yazıp çizdim. Astronot eğitimlerinin bir
parçası olup devasa roketlerin ateşlenmesine ilk elden
şahit oldum! Uzaya çıkamasam da, kapısını tıklattım!
Ülkemizin gelecekteki kâşif, bilim adamı ve belki de
astronotlarına küçük bir kılavuz, ama büyük bir ilham
kaynağı olabilmesi temennisiyle...
Yazar:Ali Çimen
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Timaş Basım

UZAY BİLGİSİ - ASTRONOMİ ASTROFİZİK ASTRONOTİK
WILLIAM J. WEISER 1964
Yazarı: WILLIAM J. WEISER
Çeviren: ENDER GÜROL
Yayınevi: VARLIK YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1964
304 SAYFA 11*16 CM
Dili: Türkçe

Tesla - Anlaşılamamış DahiMargaret Chaney
Arka Kapak
Bugün filmlere bile konu olan Yıldız Savaşları'nın fikir babasının kim
olduğunu biliyor musunuz?"Gezegenler arası iletişimin son derece önemli bir
konu olduğuna inanıyorum, zira kesinlikle bir gün gelecek evrenin her
yerinde dünyada olduğu gibi çalışan, acı çeken insanlar olduğu ve bunların
evrende insan varoldukça sürecek bir kardeşliğin temelini attıkları
görülecektir" diyen Sırp asıllı Hırvatistan doğumlu ve ABD vatandaşı Nikola
Tesla.Sıradan insanlar arasında adı bir Edison veya Marconi kadar bilinmese
de ilgililerin çok iyi bildikleri bir isim olan Nikola Tesla gelmiş geçmiş
en büyük mucitlerden biri, hatta birincisi olarak kabul ediliyor.
Geliştirdiği "alternatif akım" sayesinde bugün ışıl ışıl aydınlanan
kentlerde yaşadığımız Tesla'ya insanlık çok fazla şey borçlu. 20. Yüzyılın
başında itibaren gerçekleştirdiği buluşların bazıları günlük yaşamımızda yer
alırken, örneğin radyo veya patentini daha önce Marconi'nin aldığı telsiz
gibi, bazıları üzerinde ise hala çalışmalar sürüyor.Yaptığı inanılmaz
icatları ticari metalara dönüştürme çabasında olmadığı için çok büyük
servetleri elinin tersiyle itmiş, hatta kimi buluşları başkaları tarafından
sahiplenmiş, öldüğünde araştırma notları FBI tarafından alınarak bugün hala
incelenmekte olduğu ileri sürülen Tesla, gerçekten de kendi zamanının çok
önünde yaşamış ve yeterince anlaşılamamış bir bilim insanıdır.Onun akıllara
durgunluk veren yaşam öyküsünü okurken yer yer öfkelenecek, yer yer
hüzünlenecek, yer yer heyecanlanacak ve hiç kuşkusuz sonunda hayran
olacaksınız...
Yazar:Margaret Chaney
Çevirmen:Okhan Gündüz
Sayfa Sayısı: 286
Dili: Türkçe
Yayınevi: Aykırı Yayınları

ZAMAN MAKİNELERİ (
EİNSTEİN ) - LUCA NOVELLİ
Yazarı: LUCA NOVELLİ
Çeviren: SEBAHAT SÖYLEMEZ
Hazırlayan:
Yayınevi: MORPA YAYINCILIK
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 978-975-284-965-5
Yayın Yılı: 2008
Dili: Türkçe

Hemen Herşeyin Kısa Tarihi
Bill Bryson
Boyner Yayınları
Bill Bryson, tüm dünyada uzun süredir çok satanlar listesinden inmeyen Hemen
Her Şeyin Kısa Tarihi’nde, bilimin yanıtlamaya çalıştığı ilginç ve önemli
soruların peşinde eşi görülmemiş bir yolculuğa çıkıyor. Öğrenmeye
doymayan bu meraklı yazar, Büyük Patlama (Big Bang) anından uygarlığın
doğuşuna kadar evrende meydana gelmiş olan her şeyi, yani hiç olduğumuz bir
noktadan insan olduğumuz noktaya nasıl geldiğimizi ve o zamandan bu yana
neler olup bittiğini ele aldığı kitabında son derece zorlu ve cesaret
isteyen bir işe kalkışıyor.
Bu amaca ulaşmayı kafasına koyan Bill Bryson, kendini dünyanın yaşayan ve
yaşamayan en değerli bilim adamlarının rehberliğine teslim ediyor. Jeoloji,
kimya, paleontoloji, astronomi ve parçacık fiziği gibi konuları,
öğrenciliğinde fen derslerinden fena halde
sıkılan (ya da ödü patlayan), kendisi gibi insanlar için anlaşılabilir
kılmanın bir yolunu bulabileceğine inanıyor. Yalnızca ne bildiğimizi değil,
bunları nasıl bildiğimizi de öğrenmek istiyor:
* Bilimadamları yerkürenin ağırlığını nasıl ölçerler?
* Arzın merkezini , okyanusların dibini , uzayın derinliklerini nasıl
gözlemlerler?
* Evrenin nasıl ve ne zaman oluştuğunu nasıl bilirler?
* Bir atomun içinde neler olup bittiğini nasıl anlarlar?
Bill Bryson, uzay ve zamanda yaptığı yolculuklarda, aklındaki zor soruları
yöneltebileceği bir sürü olağanüstü insanın yanı sıra, son derece eksantrik
ve hırslı şahsiyetlerle de karşılaşıyor. Onlarla beraber, insanlığın bilgi
âleminde bazen son derece derin, bazen komik, ama her zaman son derece
anlaşılır ve eğlendirici bir maceraya atılıyor ve bu macerayı büyük bir
akıcılıkla yorumluyor.
Bu kitabı okuduğunuzda bilimin hiç bu kadar sürükleyici, üstünde yaşadığımız
dünyanın hiç bu kadar ilginç ve keyifli olmadığını
fark edeceksiniz.
Çeviren: Handan Balkara - 528 sayfa, 2. Hm.,Ciltli. hamur, ISBN: 9757004464;
Boyut: 23,7x16
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: A Short History of Nearly Everything

Evreni Dokuyan İplikler
Zeynep Camat
Evrim Yayınevi
Aralık 2008 268 Sayfa
21.yy bilimkurgu ve
gerçeklik arasındaki sınırların ortadan kalkmasına neden olan yepyeni bir
fizik
anlayışının doğumuna şahit oldu. Adına Süpersicim Kuramı denilen bu yaklaşım
kuantum fiziğini karmaşık ya da gerçeküstü bulanları bile hayrete düşürecek
devrimsel fikirler ve yeniliklerle doludur.
Bu kuram galaksilerden yıldızlara gezegenlere
ve biz insanlara kadar etrafımızda gördüğümüz her şeyi meydana getiren
temel yapıtaşlarının atomlar yerine farklı motifler çizerek titreşen
birbirinin tıpatıp
aynı sicimlerden oluştuğunu ortaya koyuyor.
Süpersicimlerin kapısını araladığınız anda4 boyutlu
zannettiğiniz gerçekliğin aslında 11 boyutlu olduğunu veya hemen yanı
başınızda
bir başka boyutta yer alan paralel evrenlerin de varolduğunu uzayın
dokusunun yırtılabileceğini ya da bu evrenden neden asla dışarı
çıkamayacağımızı
öğreneceksiniz.
Süpersicim Kuramı size bugüne dek fiziğin tarif ettiği en
zengin gözalıcı ve inanılmaz varoluş hikayesini anlatıyor. Doğanın anadili
olan
matematiği ustalıkla kullanırken Newton’dan Einstein’a kadar uzanan zaman
içinde oluşmuş
uçurumların üzerine sağlam köprüler kurarak Her şeyin Kuramı olma yolunda
hızla ilerliyor.

Kuarkların BüyücüsüRobert Gilmore
Arka Kapak
“Kuarkların Büyücüsü” küçük bir kızın normal olarak görülemeyen ve
tanımlanamayan atomaltı parçacıkların dünyasına yaptığı gerçeküstü
yolculuğun kitabıdır. Dorothy, Kansas’a giden bir yer altı treninde yolculuk
yaparken kendisini aniden başka bir dünyada bulur. Hem de bütünüyle farklı
bir dünyada… Buradaki yolculuğunda kendisini bu yeni dünya hakkında
bilgilendirecek yeni arkadaşlar edinir. Maddeyi oluşturan ve bir arada tutan
dört cadı ile tanışır; Kütle Cadısı, Elektrik Yükü Cadısı, Renk Cadısı ve
Zayıf Cadı. Maddenin en küçük ölçekte gerçekte ne olduğu hakkında bilgi
sahibi olmak ve kendi dünyasına geri dönebilmek için durmaksızın soru sorar
ve anlamaya çalışır. Modern fizik biliminin en karmaşık ve en az bilinen
alanı olan Kuarklar, tanınmış fizikçi Robert Gilmore tarafından okuyucunun
daha kolay anlayabilmesi için masalsı bir dille kaleme alınmış, konunun izin
verdiği kadar açık bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır.
Yazar:Robert Gilmore
Sayfa Sayısı: 272
Dili: Türkçe
Yayınevi: Odtü

Bıg Bang'ın Romanı
Büyük Patlama Ve Evrenin Başlangıcı
ISBN: 9789754472554 Basım Yılı: 2009
Favori Yazarlarıma Ekle | Favori Yayınevlerime Ekle | Favori Kategorilerime
Ekle
Hangi astronomun geyiği aşırı alkol almaktan ölmüştür?
Hangi bilim adamı Karadeniz´i bir kanoyla geçmeye çalışmıştır? Ve neden?!
Dünya´nın Güneş etrafında döndüğü iddiasını ilk ortaya atan kimdir
aslında..?
Bu sorulara kayıtsız kalsanız bile, bilimin o en büyük sorusuna kayıtsız
kalamazsınız:
Evren nasıl meydana gelmiştir?
İlk bakışta çok karmaşık görünen kavramları sadeleştirmekle ünlü olan Simon
Singh, bu kitabında Big Bang teorisini ve ona gelinceye kadar astronomi ve
bilim tarihini sade ve anlaşılabilir bir şekilde okuyucusuna açıklamakta.
Popüler Bilim kitaplarında yeni bir sayfa açan yazar, Big Bang´i daha önce
kimsenin anlatamadığı kadar sade bir şekilde romanlaştırmıştır.
Ayrıca birçok dahi ve tuhaf bilim adamının statükoya, baskıcı ve tehditkar
bilim anlayışlarına karşı verdiği savaş, Bilimin ve Big Bang´in Romanının
sayfalarında sizi beklemekte.
Simon Singh evrenin nasıl meydana geldiğini harika bir dille anlatıyor.
Zamanda geçmişe ve ötesine, Pisagor, Kopernik ve Einstein gibi ünlü filozof
ve bilim adamlarıyla birlikte bir yolculuğa çıktığınızı düşünün. Her şeyi
anlayabilmeniz için ihtiyaç duyduğunuz rehber de bu kitap.
"Akıl Oyunları" kitabının yazarı Sylvia Nasar
Bu kitap muhteşemdi. Simon Singh´in zihin açıcı ve açıklayıcı olduğunu zaten
biliyordum ama Big Bang´in bu kadar eğlenceli olabileceği hiç aklıma
gelmezdi.
"Kaos" kitabının yazarı James Gleick

Einstein'in Kahramanları
Robyn Arianrhod
Arka Kapak
Albert Einstein çağdaş fiziğin babası olarak kabul edilmektedir. Onun
denklemleri evrenin Büyük Paütlama olarak adlandırılan bir patlamayla
yaratıldığını göstermektedir. Her ne kadar onun genel görecelik teorisi kara
deliklerin ve Büyük Patlamanın varlığını öngörse de, fizikçiler kara
deliklerin merkezinde neler olup bittiğini söyleyememektedir. Hiç kimse kara
deliklerin varlığını ve Büyük Patlamanın gerçekliğini kesin olarak
tanımlayamamaktadır çünkü bu aşamaya geri dönüş olanaksızdır.
Einstein, çok sayıda bilim adamı içinde en fazla saygıyı Isaac Newton ,
Michael Faraday ve James Clerk Maxwell'e göstermiştir. Onlar görecelik
teorilerinin alt yapısını ortaya koymuşlardır. Onlar matematik dili
aracılığıyla dünyayı kavramanın yolunu açmışlardır. Bu ortak dil yazar
Arianrhod'u Einstein'ın Kahramanları çalışmasına zemin oluşturmuştur.
Einstein kahramanlarının öyküsünü bir tarih, yaşamöyküsü ve matematik
düzlemi içinde bir araya getiren yazar sizi mucizevi bir dilin hakkında
arasındaki boşluğu doldurmaktadır ve dünyanın yeni bir bakış açısı ile
görülmesinin ipuçlarını vermektedir. Kitapta matematik dili aracılığıyla
renkli karakterler, tarihsel olaylar ve her şeyin ötesinde doğa gözler önüne
serilmektedir.
Einstein'ın yaptıklarını daha iyi anlaka ve düşünce dünyasını kavramak için
okunması gereken bu kitapta, dört bilim adamının bilim dünyasına olan
katkıları veriliyor. Günümüz bilim dünyasının pek çok temel yapı taşı içinde
onların izlerini bulabiliriz ve onların bilime katkılarının değirini daha
iyi anlayabiliriz.
Büyük Matematik ve Fizik Dahisi Einstein'ın bu büyüleyici öyküsünü büyük bir
keyifle okuyacaksınız.
Yazar:Robyn Arianrhod
Sayfa Sayısı: 272
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus

Büyük Fizikçiler
William H. Cropper
Arka Kapak
"Bu kitap bilime adanmış hayatları, daha kesin
birdeyişle 'fizik panteonunun otuzları'nın hayatlarını
anlatan bir hikayesidir. Adlardane bazıları (Newton,
Einstein, Crie, Heisenberg, Bohr) bildik olmakla
birlikte, bazıları (Clausius, Gibbs, Meitner, Dirac,
Chandrasekhar) tanıdık gelmeyebilir. Ama en azından
işledikleri konular kadar hayranlık uyandırıcı ve
olağanüstü insanlardı hepsi, ki hala da öyleler. Bu
kitaptaki kısa biyografiler hem insanların hem de
fiziğin hikayesini anlatıyor...
Yazar:William H. Cropper
Sayfa Sayısı: 567
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Oğlak Yayıncılık

Biraz Kuantum'dan Zarar Gelmez
Marcus Chown
Arka Kapak
Tüm insan ırkı, bir küp şekerin sahip olduğu hacme sığdırılabilir.
Zamanda yolculuk fizik kurallarına aykırı değildir.
Bir atom aynı anda birçok farklı yerde bulunabilir.
Tıpkı sizin aynı anda hem New York hem de Londra'da bulunmanız gibi...
Bu cümlelerin bir bilimkurgu filminden alındığını düşünüyorsanız,
yanılıyorsunuz.
Bilimin kendisi, bilimkurgudan çok daha çarpıcı bilgiler içeriyor.
Evren, bugüne kadar icat edilmiş her şeyden çok daha etkileyici.
Modern fiziğin iki büyük teorisi bizlere bu harikulade gösterinin kapılarını
açıyor:
Kuantum Teorisi ve İzafiyet Teorisi.
Mikroskobik dünyadan zaman makinelerine, şizofren atomlardan kuantum
bilgisayarlarına, kara deliklerden Evren'in ilk salisesine uzanan Marcus
Chown, kullandığı basit dil ve verdiği pratik örneklerle, modern fiziğin
temel fikirlerini sarmış olan sisi dağıtarak, başka bir illüzyona inanmaya
gerek duymayacağımız ölçüde büyüleyici bir Evren'de bulunduğumuzu
gösteriyor.
Biraz kuantum teorisi öğrenmekten kimseye zarar gelmeyeceği gibi, bu sayede
yaşadığımız dünya ve kendimize dair çok daha geniş ölçekli bir bakış açısına
da sahip olabiliriz. Yaklaşın, yaklaşın. Kuantum teorisi sizi ısırmaz!
Yazar:Marcus Chown
Sayfa Sayısı: 240
Dili: Türkçe
Yayınevi: Alfa Yayıncılık

21.Yüzyıl "Ciltli"
Michael Tambini
Konu: Bilim-Bilim Tarihi
ISBN: 9789754031916
Çeviren: Zeynep Gürsoy
Sayfa: 58 Ebat: 22x28,5 cm Kuşe Kağıt Ciltli
Yeni bir yüzyıla girerken TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Başvuru Kitaplığı`ndan
yeni bir kitap: 21. Yüzyıl
Önümüzdeki yüzyılda neler olacak? Bütün sıkıcı ve tehlikeli işleri bizim
yerimize robotlar mı yapacak? Bilimkurgu filmlerinde hep gördüğümüz uzay
kolonileri bir gün gerçek olacak mı? Evren, geçmişi ve geleceği ile bir sır
olmaktan kurtulacak mı? Beynimizin işleyişini tam olarak anlayabilecek
miyiz? Bilgisayar insan zekâsının yerini alacak mı? 21. Yüzyıl bütün bu
sorulara yanıt verirken insanoğlunun tarih boyunca nasıl bir gelecek hayal
ettiğini de gözler önüne seriyor.

BEN BİR FİZİKÇİYİM
ALEKSANDR KITAYGORODSKI
ÇEVİREN - OSMAN GÜREL
BİLİM VE SANAT YAYINLARI
1984
167 SAYFA

Son Basamak
Evrenin tamamını oluşturan atomik düzeydeki parçacıkların her biri ve bunlar
arasında varolan olağanüstü derecedeki sıkı ilişkiler, matematik prensiplere
dayalı dantel gibi örülmüş düzenlemelerin, yasalaşmış örnekleri ile doludur.
Böylesine ahenkli, öylesine muhteşem ve öylesine harika bir sistemdir ki;
burada şans ya da tesadüflere, olasılık ya da olanaklara, seçenek ya da
rastlantılara yer yoktur. Her mekan ve zaman boyutunda olması gereken neyse,
o olur. Her şey ve her olay kendi yerinde; nerede ve nasıl bulunması ve
oluşması gerekiyorsa, oradadır ve o zamandadır. Talih, rastlantı, şans, zar
ve fal oyunları, evrensel bütünlük içinde yer almaz. Olayların kendi doğal
seyri içindeki akımı, üstün bir planlamanın bilimsel örnekleriyle doludur.
Orada, yani evrende, bir yaprak bile kendinliğinden kıpırdamaz. Bu insanın
ancak uzun ve derin bir iç serüvenle kavrayabileceği, şaşkınlık verici bir
olaydır. Belki de bunun için "Son Basamak" bir hayret ve hayranlık
vadisidir...
Yazar: Taşkın Tuna
Yayınevi: Şule Yayınları
Sayfa sayısı: 242
ISBN: 975644603-X
Basım tarihi: İstanbul / 2003 - Nisan

Yabancılar Dünya Dışı Zeki
Varlıklarla Temas Kurabilir miyiz?
Orjinal isim: AliensAndrew J. H. Clark, David H. Clark
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi
Eğer basit yaşam biçimleri evrenin her yanında genelse, başka yerlerde zeki
varlıklar gelişmiş olabilir mi ve onları arayıp bulabilir miyiz? İkisi de
astronomi ve fizik alanlarında bilgi ve araştırma deneyimine sahip, bir
baba-oğul bilim adamı ekibi, bize dünya dışı varlıklara ait uygarlıklar ve
bizim onları bulma girişimlerimiz hakkında en modern yanıtları veriyor. Eğer
varlarsa neden temas kuramıyoruz? Onlar çekingen mi davranıyorlar yoksa
kendilerini bildirmeye güçleri mi yetmiyor? Yabancılar tarihten önceki
devirde bizi ziyaret ettilerse şimdi biz bir iadeyi ziyaret için gecikmiş mi
oluyoruz? Onca çok UFO gözlemini yanlış diye dikkate almasak bile dört
milyon Amerikalının yabancılar tarafından kaçırılmış oldukları iddiasını
nasıl açıklarız? İlerisi için bilimsel bir UFO'lar incelemesi yapılmasını
gerektirecek bir durum var mıdır?
Bu sorulara yanıtlarında, Yabancılar bizi uzmanlaşmış olmayan bilginin
gerektirdiği dille bilimin çok uç noktalarına götürüyor. Yazarlar, "Drake
Denklemi"nin, başka gezengenlerdeki yaşamın gizlerini çözme araştırmasında
evrenbilimin nasıl da en güçlü aracı olmaya başladığını açıklarken, bize
ortaya konmuş araştırma sanatının durumu hakkında büyüleyici ve dengeli bir
rapor vermek için, konu ile ilgili bilimsel kanıtın tamamını titizlikle
inceliyorlar. Bu, elbette, astronomik bilgi ile, tüm zamanların en büyük
bilimsel araştırmasının en olduğu hakkıda düşünmeyi kışkırtan felsefi
yansımanın eşsiz bir birleşimidir.
"Dünya dışı yaşam için araştırma üzerine yürekli, iyimser bir konuşma...
Tamamıyla bilimsel bir perspektiften... Bu güzel kitabın yazarlarının zapt
edilemez ruhları en iyi kendi sözcülerinde betimlenmiş: 'Nasıl da olağanüstü
bir karşı çıkış! SETİ ne kadar soylu bir çaba."
- Kirkus Reviews
"Bu kitap 21. yüzyıl bilim adamları için Büyük Sorular'dan birinin ne
olacağı hakkında yeni ve işinin içyüzünü kavrayan bir analiz. Bu kitapta, bu
konu için onca yaygın olan yüzeysel ele alış biçiminin tersine, zihinsel
derinlik çok büyük. Baba ve oğul Clark, inanılabilir olandan çok daha
gizemli bir konuya dikkatle eğildikleri için kutlanmalıdır. Bu kitapta
Clark'lar bize, düş gücümüzün ne denli sınırlı olduğunu ve yaşadığımız
evrenin akla egzotik olabileceğini anımsatıyorlar."
- Frank Drake, Seti Enstitüsü Direktörü
(Arka Kapak)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
315 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13.5 x 19.5 cm
ISBN : 9789755030913
2000
315 s., 1. Basım
Çeviri : Celal Kapkın

Yörünge
NASA Astronotlarının Dünya Fotoğrafları
Jay Apt, Justin Wilkinson, Michael Helfert
Milliyet Yayınları
'Bu kitap, astronotlar yukardan dünyaya baktıklarında yüreklerini dolduran
olağandışı heyecanı, tam anlamıyla aktarabiliyor.' Senatör John Glenn Dünya
yörüngesinde dönen ve fotoğraf çeken ilk Amerikalı 'Uzaydan gördüklerimizin
ve hissettiklerimizin muhteşem bir ifadesi: Dünyamız öyle görkemli... ve
öyle kırılgan ki!' Frank Borman Ay çevresinde dönen ilk ekip olan Apollo
8'in komutanı
Çeviren: Belkıs Çorakçı Dişbudak - 223 sayfa, Ciltli. hamur, ISBN:
975-325-479-2; Boyut: 23cm x 29cm; Baskı Tarihi: 1998
Özgün Dili: Fransızca

Kitap Adı : Yapay Sinir Ağları
Yazar : Prof.Dr.Ercan Öztemel
Yayınevi : PAPATYA YAYINCILIK
ISBN : 9756797398
Basım Tarihi - Yeri: 2003 -
Sayfa Sayısı : 232
Boyutları : 16,5x24cm
Kitap Açıklaması :
Yapay sinir ağları, insan beyninin özelliklerinden olan öğrenme yolu ile
yeni bilgiler türetebilme, yeni bilgiler oluşturabilme ve keşfedebilme gibi
yetenekleri herhangi bir yardım almadan otomatik olarak gerçekleştirmek
amacı ile geliştirilen bilgisayar sistemleridir. Bu yetenekleri geleneksel
programlama yöntemleri ile gerçekleştirmek oldukça zor veya mümkün değildir.
O nedenle, yapay sinir ağlarının, programlanması çok zor veya mümkün olmayan
olaylar için geliştirilmiş adaptif bilgi işleme ile ilgilenen bir bilgisayar
bilim dalı olduğu söylenebilir.
Kitap içerisinde hem yapay sinir ağlarının felsefesi anlatılmış hem de bu
teknolojinin teknik ayrıntıları verilmiştir. Kitabın içerisinde bu
stratejilerin her birisi ile ilgili olarak bir yapay sinir ağının nasıl
oluşturulabileceği, nasıl eğitileceği, nasıl test edileceği anlatılmıştır.
Bu konuda okuyucunun dikkat etmesi gereken konularda açıklanmıştır. Bunun
yanı sıra günümüzde en çok kullanılan ve özellikle endüstriyel ve sosyal
hayatta kendisini göstermiş olan yapay sinir ağları da kısa kısa tanıtılmış
ve özellikleri belirtilmiştir.
Matematiksel olarak bağıntısı kurulamayan ve çözülmesi mümkün olmayan
problemler bile sezgisel yöntemler yolu ile bilgisayarlar tarafından
çözülebilmektedir. Bilgisayarları bu özellikler ile donatan ve bu
yeteneklerinin gelişmesini sağlayan çalışmalar ??yapay zeka?? çalışmaları
olarak bilinmektedir. İlk defa 1950?li yıllarda ortaya atılan yapay zeka
terimi zaman içinde oldukça yoğun ilgi görmüş ve 40-50 yıllık bir zaman
diliminde hayatın vazgeçilmez parçası olan sistemlerin doğmasına neden
olmuştur. Yapay sinir ağları yapay zeka çalışmalarının da ivmesini
artırmıştır.
Yapay sinir ağları, olayların örneklerine bakmakta, onlardan ilgili olay
hakkında genellemeler yapmakta, bilgiler toplamakta ve daha sonra hiç
görmediği örnekler ile karışılışınca öğrendiği bilgileri kullanarak o
örnekler hakkında karar verebilmektedir.
1990?lı yıllardan beri bilgisayarların öğrenmesini sağlayan Yapay Sinir
Ağları teknolojisinde oldukça hızlı bir gelişme görüldü. Yapay sinir ağları,
insan beyninin özelliklerinden olan öğrenme yolu ile yeni bilgiler
türetebilme, yeni bilgiler oluşturabilme ve keşfedebilme gibi yetenekleri
herhangi bir yardım almadan otomatik olarak gerçekleştirmek amacı ile
geliştirilen bilgisayar sistemler olduklarından hem yeni gelişmelere neden
oluyor hem de nasıl çalıştığı bilinmeyen insan beyni hakkında yapılan
araştırmalara da önemli katkılar sağlıyordu.

Einstein Yaratıcı ve Başkaldıran
Banesh Hoffmann
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi
Albert Einstein, son derece basit bir insan alçak gönüllüğüyle 'Benim özel
bir yeteneğim yok; sadece tutku derecesinde meraklıyım' dedi. O - klasik,
komik resimli öykünün dağınık saçlı çılgın dahisi görünümünü korurken,
sorunları görmek için olağanüstü bir sezgiyle araştıran ve önemsiz olanları
göz ardı eden, bağımsız akıl - eşsizdi.
Profesör Hoffman, Einstein'ın aklını ve bilimi özünden yakalıyor ve
Einstein'a en önemli kuramları için yol açan fikirlerinin gelişmesini
gösteriyor. Einstein, aydın ve siyasal bir başkaldırıcı ve bilimsel merakı
"derin bir dinsel inanç ve bulunmayı bekleyen güzelliğin orada olduğu
artistik kanısı" tarafından güdülenmiş gerçek bir yaratıcı olarak
açıklanmış. Einstein'in otuz yıllık sekreteri, Helen Dukas, çok değerli
kişisel izlenimleri ve ilk kez burada yeniden basılan belge ve fotoğraflar
sağlamış.
Profesör Hooffmann güzel bir sadelikle ve kolay anlaşılır biçimde yazma
yeteneğine sahip. Çalışmasının heyecanlandırıcı anlatımı ve üstü kapalı
görünümü... Planc'ın, Lorentz, Dirac, de Broglie, Bohr, Schrodinger,
Heisenberg, Fermi ve ötekilerin buluşlarıyla da uğraşıyor. Bu modern bilim
devlerinin katkıda bulundukları bir bilgi panaromasına ulaşıyoruz.
- New Humanist-
Bu kitap bir boşluğu dolduruyor... Dahi ve insan, bilim adamı ve sorumluluk
sahibi yurttaş Einstein'ı bütünüyle yakalamayı başarıyor.
- Physics Today-
"Kapsamlı ve aydınlatıcı... Rahat okunabilen bir yaşamöyküsü oluştururken
görelilik, uzay-zaman ve öteki kavramların çok net açıklamalarını içeriyor.
- Morning Star-
(Arka Kapak)
Türkçe
247 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 13.5 x 19.5 cm
1995
247 s., 1. Basım
Katkıda Bulunan : Helen Dukas
Çeviri : Celal Kapkın
 
İki Dünya Savaşıyor
Poul Anderson
Özgün adı: War of Two Worlds
Türü: Bilimkurgu
Çeviri: Güzide Gürbüz
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Ocak 1995
Dünya ve Mars arasındaki savaş bitmiş, Dünya yenilmişti. Mars, Dünya'yı
işgal etmiş, iletişimi, ulaşımı ve sanayii yavaş yavaş ortadan kaldırmaya
başlamıştı. Bir Dünyalı ve bir Marslı, David Arnfeld ve Regelin dzu Koruthan,
iki gezegeni de mahvolmanın kıyısına getiren savaşın göründüğü kadar "masum"
olmadığından şüphelenmeye başladılar.
Neden iki taraf da bu kadar çok "hata" yapmıştı? Neden taraflardan biri
zafere çok yaklaştığı halde bir türlü sonuca yönelik adımları atma
kararlılığını gösterememişti? İki arkadaş bu soruların cevaplarını ararken
iki gezegenin tüm güçlerini karşılarında bulurlar...
"Gözlerinde hüzün okunuyordu. 'Ekonomimiz kötü sarsıldı. Halkımız ağır
vergiler altında kıvranıyor. Hepimiz fakirleştik ve ırkımız tarihin eski
sayfalarına geri döndü. Kendimizi toparlamamız bir asır sürecek. Ne zafer!'
Uzun bir süre konuşmadan oturduk. Sanırım ikimiz de aynı şeyleri
düşünüyorduk. Sanki Dünya'nın ve Mars'ın içine şeytan girmişti. Nedeni ne
olursa olsun sanki bir şey iki ırkı hem birbirlerinin hem de kendi
yıkımlarına doğru itti. Bu savaş hiç gerekli değildi, sadece yıkım getirdi.
Tam bir aptallık ve delilik örneği."
OKUMA PARÇASI
Açılış bölümü, s. 5-9
Güneş çabuk battı, gece Atlas Okyanusu'na hemen indi ve dünyanın öbür
yakasına aktı. Birkaç lamba şehrin içinden göz kırptı; ama şehrin büyük
kısmı karanlıktı. Yukarısı daha aydınlıktı, yıldızlar belirginleşmişti. Baş
Bilge, Güneş Sistemi'nin lordu, pencereyi açtı ve öne eğildi,
takımyıldızlarını seyrederken uçsuz bucaksız Brezilya topraklarından gelen
sıcak havayı içine çekip soludu. "Güzel bir dünya, geniş, iyi bir gezegen,
uğruna savaşılacak ve çok sevgili bir eş gibi sarıp sarmalanacak bir dünya,"
diye düşündü.
Camda görünmek onun için riskli değildi ve karanlık San Paulo'nun
tepesindeki gizli dairesine gürültü ulaşmıyordu.
Orada, yukarıda, sadece yavaş ve kederli rüzgâr vardı. Her yerde sessizlik
ve yalnızlık kol geziyordu.
İç çekti, ışıkların odayı otomatik olarak aydınlatmasıyla başını çevirdi.
Yorgunluk, omuzlarına bir yük gibi çökmüştü...
Açılış bölümü, s. 5-9
Güneş çabuk battı, gece Atlas Okyanusu'na hemen indi ve dünyanın öbür
yakasına aktı. Birkaç lamba şehrin içinden göz kırptı; ama şehrin büyük
kısmı karanlıktı. Yukarısı daha aydınlıktı, yıldızlar belirginleşmişti. Baş
Bilge, Güneş Sistemi'nin lordu, pencereyi açtı ve öne eğildi,
takımyıldızlarını seyrederken uçsuz bucaksız Brezilya topraklarından gelen
sıcak havayı içine çekip soludu. "Güzel bir dünya, geniş, iyi bir gezegen,
uğruna savaşılacak ve çok sevgili bir eş gibi sarıp sarmalanacak bir dünya,"
diye düşündü.
Camda görünmek onun için riskli değildi ve karanlık San Paulo'nun
tepesindeki gizli dairesine gürültü ulaşmıyordu.
Orada, yukarıda, sadece yavaş ve kederli rüzgâr vardı. Her yerde sessizlik
ve yalnızlık kol geziyordu.
İç çekti, ışıkların odayı otomatik olarak aydınlatmasıyla başını çevirdi.
Yorgunluk, omuzlarına bir yük gibi çökmüştü.
Av tamamlanmıştı. Evet, bu son perde de inmişti ama gerçekten öyle miydi?
Ardından ne gelecekti? Yapılacak çok şey vardı, bunları yapabilecek
kişilerse çok çok azdı. Kendisi, kendi insanlarının seçilmiş yöneticisi,
fethettikleri mekânda bir köleydi. Acaba bundan sonra onları ne harekete
geçirecekti ve bu ne kadar yakındı? Ne zaman dost yıldızların altında barış
içinde yaşamayı öğreneceklerdi?
Masasına oturup bu garip umutsuzluğu zorlukla zihninden atmaya çalıştı.
Aşırı çalışma ve gerginlik, başka bir şey değil diye düşündü. Bu yaşta fazla
geliyordu. Eline birkaç kâğıt aldı – bunlar Mars'tan gelen raporlardı;
çalışmaya koyuldu.
Bir zil sesi derin sessizliğin içinde sıçramasına neden oldu. Ne zaman
işlerini tamamlamasına izin vereceklerdi? "Girin," dedi. Haber aygıtı sesini
ön-odaya iletti ve kapı açıldı.
Baş Bilge, astsubayın girişiyle başını kaldırdı. "Ne istiyorsun?" diye
sordu. "Meşgulüm."
Astsubay tedirgince ilerledi ve lastiksi bir hareketle kolunu kaldırıp selam
verdi. "Arnfeld dosyası ile ilgili yeni bilgiler var lordum. Bu belgeler
henüz getirildi," dedi.
"Peki öyleyse. Orada öyle ayakta durma. Lanet olsun, bu iş Exodus'dan beri
başımıza gelen en kötü şey."
Astsubay yavaşça yürüyüp kitabı masanın üzerine koydu. "Kulübeyi ararken
bulmuşlar lordum. Görünüşte Arnfeld'in hikâyesini kendi insanlarına anlatmak
için son girişimi – bunu döşemenin altına saklamış."
"Acıklı," dedi Baş Bilge. "Bu yaratığa ve arkadaşlarına hayranlık
duyabilirim. Cesur bir gruptular. En sonunda onları ele veren kadın bile
bunu bencil olmayan bir nedenle yaptı."
Başını kitaba eğdiğinde tacının üzerindeki taşların soğuk ışığı parladı. Bu
bir okul defteriydi, yırtık ve kirli. İlk birkaç sayfası çocuk
karalamalarıyla doluydu; birkaç aritmetik hesabı, beceriksizce çizilmiş bir
resim. Sonra bir yetişkin eli; kitabın geri kalan kısmı hep bu yazıyla
doluydu – sabit, erkeksi bir yazı, küçük ve birbirine yakın harfler,
aceleyle yazıldığı belli.
"Oldukça uzun," dedi Baş Bilge. "Tamamlamak Arnfeld'in en azından birkaç
gününü almıştır."
"Kulübede birkaç günden fazla kaldılar, öyle değil mi?" diye sordu astsubay.
"Evet, sanırım öyle." Donuk gözlerle ilk cümleyi okudu: Bu yazı David Mark
Arnfeld tarafından yazıldı. ABD vatandaşı, gezegen Dünya, yıl 2043, 21
Ağustos. Ruh ve bedenen sağlamım ve servisimin psikiyatri kayıtları
incelendiğinde görülecektir ki çıldırma olasılığım, belirtildiği gibi,
neredeyse hiç denecek düzeydedir. Tek isteğim, bütün ırkımı ve Mars'ı
ilgilendiren mesele ile ilgili bütün gerçeği söylemek.
"Hım." Baş Bilge düşünceli düşünceli gözlerini kaldırdı. "Bu kayıtlar,
başkaları tarafından tetkik edilmeleri ihtimaline karşı mutlaka
değiştirilmeli." Sırıttı. "Bana hatırlattığından dolayı Arnfeld'e teşekkür
borçluyum!"
"Bu defter Arnfeld'in hikâyesi gibi–"
"Bunu kendim de görebiliyorum. Bana kadını getirin, onu bu konuda sorgulamak
istiyorum."
"Peki lordum, derhal." Astsubay yavaşça kapıya seyirtti.
Baş Bilge okumaya devam etti. Hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamak ve
hikâyenin doğruluğunun kontrol edilmesi için herşeyi, konuşmalarımızı en
ince ayrıntılarına kadar, kişisel izlenimlerimi mümkün olduğu kadar
hatırlayarak ya da tekrar kurarak anlatacağım. Eğer bu çalışmam kurgu
görünümü veriyorsa bu beni üzer, dileğim bunu okuyan her kimse bunu bir sır
olarak tutması –gizliliğin önemini daha başka türlü vurgulayamam– ve
gizlice, eskiden Birleşmiş Milletler Gizli Servisi'nde çalışan ve şimdi San
Paulo, Brezilya'da bulunan emekli Albay Rafael Torreos'a eliyle teslim
etmesidir.
Ve hoşgörünüze sığınıyorum. Bir zamanlar yazar olmak istemiştim ve uzunca
bir süreyi karalamakla geçirdim. Bu, sanırım yazacağım son yazı ve kendi
tarzımda yazmama izin verin.
"Torreos," diyerek düşünceye daldı Baş Bilge. "Kadın bu isimden hiç
bahsetmedi… Hım, evet. Marslılar'la çalışmakta… Evet, ne olur ne olmaz, bu
kişinin icabına bakalım."
Zil tekrar çaldı. Kapı açıldı, sessizce ve iki muhafızla birlikte astsubay
içeri girdi. Aralarında kadın vardı. Daha iyi şartlarda güzel görünüşlü bir
yaratık olabilirdi diye düşündü Baş Bilge. Şu haliyle bile, darmadağın saç
örgüsü ışıl ışıl parlıyordu, fakat yüzü zayıf ve beyazdı, gözleri
kızarmıştı. Sürekli titriyordu.
"Christine Hawthorne, bu kitabı daha önce gördünüz mü?" diye sordu hiçbir
giriş yapmadan. Renksiz ve alçak bir sesle konuştu. Aksansız İngilizce
konuşmak için ses tellerini değiştirdi.
Kadın, "Çocuğum nerede?" diye cevap verdi sertçe. "Ona ne yaptınız?"
"Çocuğa iyi bakılıyor. Eğer bizimle işbirliği yaparsanız size teslim
edilecektir," dedi.
"Bunca yaptıklarım yetmedi mi? Yetmedi mi Dave'i ve Reggy'yi ve tüm ırkımı
satmam?"
"Anlamadığın nokta şu gibi görünüyor," dedi Baş Bilge buz gibi bir sesle.
"Bu bizim zaferimiz. David Arnfeld ve Regelin dzu Coruthan öldüler.
Bedenleri ve geriye kalan ne varsa bize ait. Onları sen öldürdün."
"Biliyorum," dedi Christine.
"Hikâyelerinin zaten çok az bir bölümü duyuldu ve tümüyle yalanlandı,
gömüldü, unutuldu. Sen, sağ kalan son kişi –bizim tutsağımız– resmi olarak
ölüsün ve seni hiçbir zaman salıvermeyeceğiz. Buna göre davranman gerekiyor.
Şimdi, bu kitabı daha önce gördün mü?"
Kadın yaklaşıp, kitaba baktı. "Evet," dedi sonunda. "Oraya vardığımızda
kulübede bulduk. Dave, gün be gün yazdı ve sonumuz gelmeden hemen önce
sakladı. Bizim canlı olarak yakalanmamız ihtimalini göz önüne alarak, nereye
saklayacağını ne bana ne de Reggy'ye söyledi."
"Tepeden tırnağa her tarafı arayacağımızı biliyor olmalıydı. Öyle olmasına
karşılık kaybedecek hiçbir şeyi yoktu." Baş Bilge başparmağını sinirlice
oynattı. "Götürün onu." Grup kapıya vardığında ani bir nezaketle ekledi.
"Çocuğunu da geri verebilirsiniz."
"Teşekkür ederim," diye fısıldadı kadın.
Kapı arkalarından kapandı. Baş Bilge içini çekti ve arkasına dayandı, tekrar
üzerine yorgunluk çökmüştü. Çok uzun bir avdı.
Pekâlâ – kendisinin okuması daha doğruydu. Tüm olaylar düşman gözüyle kaleme
alınmıştı, belki işe yarar ipuçları içermekteydi.
Arnfeld'in özgeçmişi ile ilgili paragrafı hızla gözden geçirdi. O
ayrıntıları biliyordu. David Arnfeld 2017'de yukarı New York'ta doğmuştu.
Köklü ve varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Savaş başladığında henüz beş
yaşındaydı, on iki yaşında Ay Akademisi'ne seçildi, on altı yaşında uzay
bilimleri bölümünden mezun oldu ve o zamandan beri zamanının büyük bir
bölümü uzay gemilerinde ve gezegenlerarası üslerde subay olarak geçti. Yirmi
beş yaşında Pallas üssünde yetkili kişiydi, daha sonra savaş bitti ve evine
döndü.
Baş Bilge gözlerini kıstı, çok küçük ve sık yazılmış elyazısına söverek daha
büyük bir ilgiyle okumaya devam etti.

Mars'ta Yaşam
Kızıl Gezegenin Gizemi
Charles Frankel
Güncel Yayıncılık
Evrende yalnız mıyız? Yaşam mucizevi ve yalnızca yeryüzüne mi ait? Yoksa
yaşam, birbirinden ileri uygarlıklar ve sayısız gelişmişlik düzeyleri ve
biçimleriyle bütün evrende yaygın olarak var mı? İnsanoğlu, kendine bu
soruyu sorduğundan bu yana, bakışlarını Mars gezegenine yöneltti.
Bu kitap, Mars yüzeyinde yaşamın araştırılması çerçevesinde, ilk
filozofların düşüncelerinden, Tycho ve Kepler'in ölçümlerine, Galileo,
Huyens ve Lowell'in gözlemlerinden, kızıl gezegeni yakından fotoğraflayan
otomotik Amerikan ve Rus sondalarına uzanan Mars keşfinin serüvenini
anlatıyor.
Bir jeolog ve astronom olan, çeşitli yayın organlarında makaleleri
yayınlanan Charles Frankel'in canlı, soluk kesici bu yapıtı olanaksızı
başarıyor: Bilim tarihini, okurlara bir serüven öyküsü, bilimkurgu ve
gerilimli bir cinayet romanı tadında sunuyor.
Çeviren: Rıfat Madenci - 287 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8020-93-5;
Boyut: 13cm x 21cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: Fransızca; Özgün Adı: La vie sur Mars

Resimli Evren Atlası
Mark A. Garlick
Arka Kapak
Resimli Evren Atlası, hem evreni hem de evrendeki yerimizi anlamak için
temel bir kılavuzdur. Özel olarak hazırlanmış yüzlerce harita, şema ve
illüstrasyonla evrenin en yeni renkli fotoğraflarını biraraya getiren bu
atlas, evrenimizi ayrıntılı bir biçimde belgeliyor. Bu muazzam çalışma
evimizle, yani Dünya’nın ve onun doğal uydusu Ay’ın bir incelemesiyle
başlıyor. Daha sonra her bölümde evrenin daha geniş bölgeleri gözler önüne
seriliyor; son olarak da sekizinci bölümde görülebilir evrenin tamamı ortaya
konuyor. Her bir aşamadaki şema ve haritalar, evrenin devasa ölçeği hakkında
bir fikir edinmemizi sağlıyor. Güneş Sistemi’ndeki uyduların çoğu ve bütün
gezegenler son derece ayrıntılı haritalarla gösteriliyor. Kitabın sonundaysa
kuzey ve güney yarımküreler için ustalıkla hazırlanmış mevsimsel yıldız
haritaları ve takımyıldızların eksiksiz haritaları bulunuyor. Bu kitap bir
atlastan daha fazlasını sunuyor. Kitapta yıldızların, bulutsuların,
gökadaların, karanlık maddenin vs. işleyişleri sade bir metin, şemalar ve
fotoğraflarla açıklanıyor. Aynı zamanda evreni teori, gözlem ve keşif
yoluyla nasıl anladığımızın öyküsü de yer alıyor. •Evrenin yeni hazırlanmış
100’den fazla harita ve grafiği •Güneş Sistemi’ndeki gezegen ve uyduların en
yeni harita bilgileri •Kuzey ve güney yarımkürelerin göz kamaştırıcı ve
ayrıntılı yıldız haritaları •Gece göğünde neye bakılacağına dair ipuçları
•Yetkin ve açık metinler •Evrenin en yeni renkli fotoğraflarından yüzlercesi
•Uzaya gönderilen sondalar •Astronomlardan, bilim eğitmenlerinden ve
sanatçılardan oluşan uluslararası bir ekip tarafından tasarlandı, yazıldı ve
resimlendi ...
Yazar:Mark A. Garlick
Sayfa Sayısı: 304
Dili: Türkçe
Yayınevi: NTV

Bir Matematikçinin Savunması
Matematik yalnızca araç mıdır? "Gerçek Matematik" nedir? Yaratıcılık
dönemini geride bıraktığını ve artık matematik "yapmak" yerine onun hakkında
yazmaktan başka çaresi olmadığını alçakgönüllülük ve hüzünle ifade eden
İngiliz matematikçi Hardy, bu kitabıyla, belki de yaratıcılığının en sıcak
ürünlerinden birini sunuyor!
Yazar: G. H. Hardy
Yayınevi: TÜBİTAK
Çevirmen: Nermin Arık
Sayfa sayısı: 117
ISBN: 9754030022
Basım tarihi: Şubat 2004

Matematik ve Gerçek
Felsefi Tatta Matematik Yazıları
Ali Nesin
Arka Kapak
Bu kitapta, matematikle gerçek, soyutla somut, teoriyle pratik, doğruya
kanıtlanabilirlik arasındaki ilişkiyi, sonsuzluk kavramının getirdiği
sorunları, var olmanın anlamını ve matematiğin sınırlarını irdeleyen,
dolayısıyla kaçınılmaz olarak felsefi tadı olan matematiksel yazıları
bulacaksınız..Yazıların düzeyi genellikle (her zaman değil ama) sayfa
sayısıyla birlikte artacak ve kitap giderek matematikselleşecektir. Okur,
ilk okuyuşta anlayamadığı yazıları daha sonra geri dönmek üzere
atlayabilir.Matematiksel düzeyi fazla yükseltmemek için konunun hakkettiği
derinliğe inmedim, Matematiksel olarak daha derin ve daha doyurucu yazıları,
"Kümeler Kuramı" ve "Sayıların İnşası" adli kitaplarımda bulabilirsiniz.
Yazar:Ali Nesin
Sayfa Sayısı: 165
Dili: Türkçe
Yayınevi: Nesin Yayınevi

Dil Yönünden Fizik Felsefesi
Nermi Uygur
Remzi Kitabevi / Temel Dizisi
Prof. Dr. Nermi Uygur, Dil Yönünden Fizik Felsefesi adını taşıyan elinizdeki
özgün yapıtta, çağdaş yaşamın en vazgeçilmez dayanaklarından biri olan fizik
biliminin çok boyutlu ve aydınlık bir felsefesini sunuyor. Fiziğin dil
yönünden iç kuruluşunu ve kültürdeki önemli yerini derinliğine inceleyen bir
kitap bu. Kitap aynı zamanda: temel düşünce evrenini dokuyan doğa, madde,
deney, kuram, matematik, değer, insan, toplum ve benzeri türden bazı
kuşatıcı kavramlarla dil ve fizik arasındaki nesnel bağları toplu bir
bakışla gün ışığına çıkarıyor.
197 sayfa, Ciltsiz. hamurBoyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1985
Özgün Dili: Türkçe

KAİNATIN YAPISI VE SONSUZ EVRENLER
TEORİSİ
Yazarı: M.LAMİ YAZGAN
Yayın Yılı: 2002
Dili: Türkçe
152 Sayfa

ÜNLÜ BİLGİNLER
Yazarı: M.ÇAĞATAY ULUÇAY
Yayınevi: ÖZYÜREK YAYINEVİ
Yayın Yeri: İST.
Yayın Yılı: 2002
Dili: Türkçe

Entropi Dünyaya Yeni Bir Bakış
Jeremy Rıfkın
Arka Kapak
Rifkin'ın güçlü bir biçimde tartışılmış ve yazılmış eserinin başırısı,
entropi kavramını fiziğin dar sınırlarından çıkarıp genellemesinde ve bu
genellemeyi mantıki sonucuna götürmesinde yatmaktadır.
- New Scientist-
Yazar:Jeremy Rıfkın
Yazar:Ted Howard
Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2003
Dili: Türkçe
Yayınevi: İz Yayınları

Bilimin Arka Yüzü
Adrian Berry
Arka Kapak
"Bu kitap, dünyayı değiştiren buluş ve keşiflerle onları yapan insanların
kimilerine ışık tutmaya çalışıyor. Bu, oldukça kişisel bir derleme; bilimin
tarihindeki önemli olayların 'eksiksiz" bir dökümü olması hiç düşünülmedi.
Öyle olsaydı, o kadar oylumlu olurdu ki onu yerinden kaldırmak için
Arkhimedes'in makaralarından birine gereksinim duyulurdu. Niçin "şunu" değil
de "bunu" seçtim? Çoğu durumda bunun yanıtı, hiçbir ilginç görgü tanığı ya
da daha sonraki bir tarihsel anlatı bulamamış olmam. Örneğin kitapta,
1903'te ilk insanlı uçuşu yapan Wright kardeşler hakkında hiçbir şey yok.
Neden? Çünkü yerel gazetenin -bilimi akıl almaz bulan kişilerden biri olan-
editörü, bu gülünç hikayeyi haber yapması için bir muhabir göndermeyecekti."
Yazar:Adrian Berry
Çevirmen:Levent Aysever
Sayfa Sayısı: 310
Baskı Yılı: 1996
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

Dünyayı Değiştiren Beş Denklem
Matematiğin Gücü ve Şiirselliği
Michael Guillen
TÜBİTAK Yayınları
Harvard Üniversitesi'nde fizik ve matematik dersleri veren, Amerikan ABC
televizyonunda bilim editörü olarak görev yapan Michael Guillen, Dünyayı
Değiştiren Beş Denklem'de, günlük hayatımızı kalıcı bir biçimde değiştiren
beş denklemin hem matematiğini hem de öyküsünü anlatıyor. Bu denklemlerin
öyküleri bir yandan beş büyük bilim adamının portresini çizerken bir yandan
da okuyucuya 17. yüzyıldan günümüze değin bilimin ve bilim-insan ilişkisinin
kesintisiz bir tarihsel kaydını sunuyor. Çok soyut gibi görünseler de,
etkileri son derece somut olan bu beş denklem, aslında bilimin o meşhur
elmadan kötü şöhretli atom bombasına doğru çıktığı yolculuğun beş önemli
kilometre taşı...
283 sayfa, 2. hamur, ISBN: 975-403-206-8; Boyut: 13,6 x 21,5 cm; Baskı
Tarihi: Nisan 2003
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Five Equations That Changed The World -
1995
Bir yorum :
Kitap, dünyamızı anlama yolundaki
çabalarda önemli devrimleri temsil eden 5 fizik denkleminin nasıl ortaya
çıktığını anlatıyor. Bunlar Newton’un ve evrensel kütle-çekim yasası;
Bernoulli’nin hidrodinamik basınç yasası; Faraday’ın elektromanyetik
indüksiyon yasası; Clausius’un entropi yasası ve Einstein’in ünlü E=mc2’si,
yani özel görelilik kuramı. Kitaptaki anlatım ve içerik gerçekten çok
sürükleyici. Benim gibi matematikten çok az anlayan birisi bile bu
formüllerin ne anlama geldiğini rahatlıkla anlayabiliyor. Bu formüllerin
yanı sıra, Newton’un büyük teorilerinin ardında okulda yettiği dayakların
yattığını, Faraday’ın içindeki bilimci ateşini her türlü koşulda nasıl canlı
tuttuğunu, Einstein’in bilinmeyen özelliklerini ve Bernoulli’in üzücü ve
sıkıntılı öyküsünü de öğreniyoruz. İşin insani yönünü ıskalamadan ve
bilimsel gerçeklere bağlı kalarak yazılmış gerçekten güzel bir kitap. Boş
vakitleri güzelce dolduracak önemli kitaplardan bir tanesi. Mutlaka okuyun.
Başka bir yorum:
Matematiksel bir şiir… Daha önce
görmediyseniz, bu kitabı okumalısınız. Eski çağlarda haritacılığın
karşılaştığı sorunları giriş bölümünde güzelce sunan yazar, buradan yola
çıkarak evrenin (uzay-zamanın) eğriliğinden fraktallere kadar bir çok
konuda, pek fazla kitapta rastlayamadığım kadar açıklayıcı ve rahat bir
üslupla bizleri bilgilendiriyor. TÜBİTAK’ın zaten fiyat ve içerik oranı
açısından oldukça cezbedici kitapları kütüphanemize kazandırmaya devam
ettiği zaten malumunuzdur. İşte bu kitap da bu halkanın üyelerinden biri ve
bence en iyilerinden bir tanesi. Özellikle yaklaşık 190′lı sayfalarda,
fraktallerin kesirli boyutları (fractional dimensions) üzerine yaptığı kısa
ve öz açıklama gerçekten uzun süredir merak ettiğim bir sorunun cevabını da
bulmamı sağladı. Laf kalabalığı yapmadan derdini anlatabilen nadir
kitaplardan. Çevirisi için de ayrıca 4 yıldız verilebilecek bir eser. Bu
kitabı edinin; kütüphanenize yakışacaktır…

Kimyanın Öyküsü
Ann Newmark
Arka Kapak
'Kimyanın Öyküsü', maddeyi ve maddenin uğradığı dönüşümleri inceleyen bir
bilim dalının, eski uygarlıklardan günümüze dek hayatımızı ve doğaya
bakışımızı nasıl değiştirildiğini anlatıyor.
Kimya araştırmalarında kullanılan araç ve gereçlerin, oluşturulan üç boyutlu
modellerin görsel malzemelerine ve önemli deneylerin anlatımlarına yer veren
bu kitapta, bilim tarihine önemli katkılarda bulunmuş bilim adamları da
tanıtılıyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitaplar Başvuru Kitaplığı'nın beşinci kitabı Kimyanın
Öyküsü'nü okurken, her şeyin bir kimyası olduğunu fark edeceksiniz...
Yazar:Ann Newmark
Çevirmen:Pınar Arpaçay
Sayfa Sayısı: 64
Baskı Yılı: 2004
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

Marie Curie
Radyoaktivitenin Keşfi
Naomi Pasachoff
TÜBİTAK Yayınları / Yaşamöyküsü Dizisi
Radyumu bulan, uranyumla yaptığı deneylerin sonucunda radyoaktiviteyi
keşfeden, iki Nobel Ödülü alan bilim adamı, kadın ve anne Marie Curie..
Yaşamöyküsü Dizisi, dünyayı kavrayışımızı biçimlendiren bilim adamlarının
kişisel öykülerini tarihsel arka planlarıyla birlikte anlatan kitaplardan
oluşuyor. Bilim adamlarının çalışmalarını ve bu çalışmaları kuşatan temel
bilgileri de özetleyen yaşamöyküsü kitapları aynı zamanda sağlam birer
başvuru kaynağı..
Çeviren: Zeynep Gürsoy - 123 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-403-253-X;
Boyut: 16cm x 23cm; Baskı Tarihi: 2002
Özgün Dili: İngilizce

Feynman'ın Kayıp Dersi
David L. Goodstein; Judith R. Goodstein
TÜBİTAK Yayınları
Çok önemli bir konu, güzel anlatılmış bir öykü üzerine büyüleyici bir kitap
bu. Goodstein'lar temel bir problem üzerine çok hoş biçimde yazılmış bir
elkitabı üretmişler. Bu kitap, biraz temel matematik ile uğraşma cesareti
gösterebilecek tüm okurlara ödüllendirici bir deneyim sağlayacaktır.
Yazarlar, herşeyden önce, kayıp bir belge için heyecanlı bir kovalamaca
sunmuşlar ve büyük fizikçi Richard Feynman'ın ve onun düşünme yönteminin çok
sıcak ve ilginç bir resmini vermişler.
I. Bernard Cohen
Harvard Üniv. Bilim Tarihi
Emekli Profesörü
Çeviren: Zekeriya Aydın - 182 sayfa, 2. hamur, ISBN: 975-403-277-7; Boyut:
13,6 x 21,5 cm; Baskı Tarihi: Nisan 2003
Özgün Dili: İngilizce

Olağanüstü Buluşlar
Frank Ashall
TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları Dizisi
Bilim adamlarının temel bilimsel araştırmalarının insanlığa sağladığı ve
sağlayabileceği yararlar konusumda toplumu bilgilendirmek ve doğanın
olağanüstü işleyiş biçimi hakkında herkesi eğitmek gibi bir sorumluluğu
vardır. Benim görüşüme göre, hiç kimsenin kuramsal araştırmanın ne gibi
yararlar sağlayabileceğini bilemeyeceği, topluma anlatılması gereken son
derece önemli bir nokta. Doğayı anlamaya yönelik temel çalışmalar defalarca
öngörülemeyen ve son derece önemli uygulamalara yol açmıştır. Umarım bu
kitap bu konuya dikkat çekmeyi biraz olsun başarır.
(Önsözden)
Doğanın işleyişi hakkında toplumu eğitmenin bilim adamlarının
görevlerinden biri olduğunu düşünen Frank Ashall Olağanüstü Buluşlar'da
dönemlerinden insanoğlunun dünyaya bakışını değiştiren buluşlardan
bazılarının nasıl yapıldığını, temel bilimsel araştırmaların insanlığa
sağladığı yararları sadece bir dille anlatıyor. Okuyucuyu bilim adamlarının
ve kimi zaman tesadüf öğesi de içeren buluşların dünyasında bir yolculuğa
çıkaran kitap, artık hayatımızın ufak birer ayrıntısı haline gelmiş pek çok
gelişmenin aslında nasıl bilim adamlarının inatla işlerine sarılmaları,
"tesadüfleri" değerlendirebilmeleri sayesinde ortaya çıktığını bize
gösteriyor.
Çeviren: Gülgün Selamoğlu - 285 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9754033609; Boyut:
13,5x21cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Remarkable Discoveries

Atom ve Molekül
Phil Roxbee Cox, Max Parsonage
TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları
Atom adını verdiğimiz küçük parçacıkların araştırılması bilimin en heyecan
verici yanlarından biri; bunun nedeni de bilim adamlarının bu alanda sürekli
olarak yeni bilgilerle bizleri tanıştırmaları. Atom ve Molekül, atomların iç
yapısını ele almasının yanı sıra atom bombası gibi bazı önemli buluşların
bilinmeyen yönlerini de açıklığa kavuşturuyor. Tübitak Gençlik
Kitaplığı'ndan atomların gizemli dünyasını, bir başka deyişle bilimin
gizemli dünyasını anlatan bir kitap daha...
Çeviren: Feryal Halatçı - 1 sayfa, _Tanımsız. hamur, ISBN: 975-403-102-9;
Boyut: 20cm x 25cm; Baskı Tarihi: 2002
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Atoms and Molecules

Matematiğin Aydınlık Dünyası
Sinan Sertöz
Arka Kapak
Matematik, akademisyenlerin loş koridorlarda birbirlerinin kulağına
fısıldadığı anlaşılmaz kavramlardan oluşan bilgiler yumağı değildir.
Matematik, hayatı dolu dolu yaşamış insanların sevinçleri, üzüntüleri,
başarı ve yenilgileriyle oluşturdukları bir insanlık macerasıdır. Bu
kitapta, bir kısmı topraklarımızda geçen bu büyük insanlık macerasının
öyküsünü bulacaksınız. Halen Bilkent Üniversitesi, Matematik Bölümü'nde
öğretim üyesi olan Sinan Sertöz, "Matematiğin Aydınlık Dünyası"nı TRT için
hazırladığı aynı adlı belgeseli esas alarak kaleme almıştır.
Yazar:Sinan Sertöz
Yayına Hazırlayan:Özlem Özbal
Sayfa Sayısı: 118
Baskı Yılı: 1996
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

Dünyanın En Ünlü Denkleminin Biyografisi E=mc2
David Bodanis
Oğlak Yayıncılık / Bilimsel Kitaplar Dizisi
"B-29'dan bırakılan bombanın düşmesi 43 saniye sürdü. Hemen altındaki Shina
Hastanesi'ne radyo sinyalleri gönderiyordu. Sinyallerin çoğu yansıyıp göğe
geri döndü. Yere 580 metre kala sinyallerin sonuncusu alındı. Bomba daha
yüksekte patlarsa ısısının çoğunun açık havada dağılacağını, daha alçakta
patlarsa da yerde büyük bir krater açacağını hesaplamıştılar. Ani bir
elektrik akımı dumansız barut keseceklerini tutuşturdu. Sonra saf uranyumun
küçük bir kısmı bombanın içindeki bir top namlusundan öne itildi. Uranyum,
uranyumun geri kalanına çarptı. İçinde başıboş gezinen nötronlar dıştaki
elektron bariyerini geçtiler ve yolda birkaçı merkezdeki küçük çekirdeğe
çarptı. Gelen nötronlar çekirdeğe dalıp dengesini bozdu, onu titreştirmeye
başladı. Çekirdekteki titreşim şiddetlenince, protonlardaki elektrik onları
birbirinden ayırdı. Uranyumun yoğunluğu bir zincirleme tepkime başlatmaya
yeterliydi. Kısa süre sonra ortada yalnızca iki hızlanan uranyum çekirdeği
yoktu, dört, sonra sekiz, sonra on altı vb vardı. Atomların içindeki kütle
'ortadan kayboluyor', hızlanan çekirdek parçalarının enerjisine dönüşüyordu.
E=mc² faaliyetteydi. Bu bölünmelerin tamamı saniyenin milyonda birinden az
bir sürede olup bitti. Bomba hala nemli sabah havasında asılıydı. Üstü ince
bir çiğ tabakasıyla kaplıydı, çünkü 43 saniye önce 9500 metre
yükseklikteyken şimdi hastanenin 580 metre üstündeydi ve buradaki havanın
ısısı 26,6 derecedir. Tepkime tamamlanırken bomba bir iki santim daha düştü.
Dışarıdan anlaşılırdı. Zincirleme tepkime seksen "kuşak" bölünmeden sonra
sona erdi. Bunların son birkaçında, çevrelerindeki metali eritmeye
başladılar. Bu noktadan sonra E=m² sona ermişti. Ama c² yüzünden uranyum
parçaları hareketsiz metale büyük bir hızla sürtünüyordu. Sonunda ışık
hızına çok yaklaştılar. Bu yüzden ısı 5.000 derece, ardından da milyonlarca
dereceye ulaştı ve yükselmeyi sürdürdü. Havadaki o bombanın içinde kısa
süreliğine evrenin yaratılışının ilk anlarındakine benzer koşullar oluştu. O
tuhaf nesne yarım saniye boyunca bütün şiddetiyle yandıktan sonra solmaya
başlıyor. Tamamen sönmesi iki üç saniye sürüyor. Bu "sönmenin" nedeni büyük
ölçüde dışarı yayılan enerji. Neredeyse aynı anda alevler beliriyor,
aşağıdaki herkesin derilerinin büyük kısmı yırtılıp gövdelerinden ayrılıyor.
Hiroşima'da on binlerin ölmesiyle sonuçlanacak kıyım başlıyor. Zincirleme
tepkimenin enerjisinin en az üçte biri bu parıltıyla birlikte yayılıyor. O
tuhaf nesnenin ısısı adi havayı itiyor ve onu daha önce görülmemiş ölçüde
hızlandırıyor. Aslında öyle hızlı ki hiç ses çıkarmıyor, çünkü herhangi bir
sesten daha hızlı ilerliyor. Onu ikinci bir hava dalgası takip ediyor. Sonra
hava atmosferde açılan boşluğu doldurmak üzere geri dönüyor. Bu, havanın
yoğunluğunu sıfıra indiriyor. Patlamadan kurtulanlar kısa süreliğine dış
uzayın vakumuna maruz kaldıklarından dışa doğru patlıyor. Üretilen ısının
küçük bir kısmı ilerleyemiyor. Geride kalıyor. Birkaç saniye sonra
yükselmeye başlıyor. Yeterince yükselince yayılıyor. O büyük mantar bulutu
belirdiğinde, E=mc²'nin yeryüzündeki ilk işi tamamlanmış oluyor."
Genç bir adamın, yayımlandığında hiç ilgi toplamayan makalesi, yüzyıla ve
gelecek yüzyıllara damgasını vurdu. Kahramanları Faraday, Davy, Lavoisier,
Roemer, Maxwell, Du Chatelet, Rutferford, Meitner, Einstein Oppenheimer,
Payne, Hoyle ve Chandrasekhar olan denklemin öyküsü... Bir roman tadında.
(Arka Kapak)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
351 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9799753293630
2001
Çeviri : Dost Körpe

Robert Oppenheimer
Karanlık Prens
Jack Rummel
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi
Robert Oppenheimer: Karanlık Prens, atom bombasının gelişmesine yol açan
Manhattan Projesi'ne -20. yüzyılın en tartışmalı bilimsel girişimlerinden
biri- öncülük eden adamın yaşamı ve çalışmasını kayda geçiriyor. Robert
Oppenheimer'in öyküsü, sadece, çalışması ulusların her zamanki gidişini
değiştiren ve bu gezegende yaşam ve ölüm hakkındaki düşünüş biçimini altüst
eden korkunç bir gücü zircirlerinden boşalttığı için değil, aynı zamanda 20.
yüzyılda modern bilimle politikanın nasıl sıkı sıkıya birbiri içine girmeye
başladığını gösterdiği için de saygı uyandırıcıdır. Modern Bilimin
Kurucuları dizisi, on dokuzuncu yüzyılın sonuyla yirminci yüzyılda bilimsel
bilgiye büyük katkılarda bulunmuş erkek ve kadınların başarı ve yaşamlarının
porfillerini çiziyor. Açık, teknik terimlerden arıtılmış metinde, her bilim
adamının başarıları, çalışmalarının altında yatan bilimsel ilkeler de dahil
tümüyle gözden geçirilmiş. Her cilt birincil kaynak materyal üzerine bilimin
insanca dramını, araştırmanın heyecan ve gerilimini olduğu kadar buluşun
keyif ve ödüllerini de resmediyor. 'Bu yaşamöykülerinin her biri büyük bilim
adamlarının yalnız profesyonel yaşamlarını değil... öğrencileri kendi bilim
öğrenimlerinde esinlendirecek, kişisel yaşamlarını da anlatıyor. Tavsiye
edilir.' The Book Report '[Bu diziyi] Öğrencilere, bilim öğretmenlerine ve
çağdaş bilimin en büyüleyici, yaratıcı ve kışkırtıcı kişiliklerinden birine
ilgi duyan genel okuyuculara hararetle öneririz.' Book & Media Reviews
'...sevimli ve nesnel bir anlatım...Bu dizideki öteki yaşamöyküleri bunun
kadar güzelse, orta öğretim ve kolej kitaplıkları onları bulundurmakla iyi
bir hizmet görmüş olacaklardır. Science Books & Films
Çeviren: Celal Kapkın - 195 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-073-5;
Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Robert Oppenheimer - Dark Prince

Enrico Fermi
Atom Çağının Öncüsü
Ted Gottfried
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi
Nükleer Fizik 'Dul kalmaktan korkma, eğer Enrico havaya uçarsa siz de
birlikte uçarsınız.' Emilo Segre'den Laura Fermi'ye Enrico Fermi / Atom
Çağının Öncüsü. Çalışması doğrudan doğruya ilk nükleer zincir reaksiyonuna
ve atom bombasınnın yaratılmasına yol açan, İtalyan kökenli, Nobel Fizik
Ödülü sahibi fizikçinin yaşamını ve çalışmasını sunuyor. Fermi, atomun
doğasını, onun yaşındaki herhangi bir adam kadar çok kavradı ve enerjiye
üretmedeki uçsuz bucaksız potansiyelini sezgiyle anladı. Onun, insanın
atomik güç -ve bu gücü güvenle kullanıma koyma- bilgisinin sırlarını
genişletme çabası modern bilim adamlarına kalan bir esin. Bu, iyice
araştırılmış ve çekici biçimde yazılmış öykü 20. yüzyılın en önemli bilim
adamlarından birinin öyküsünü anlatıyor.
Çeviren: Celal Kapkın - 200 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-075-1;
Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Enrico Fermi - Pioneer of the Atomic Age

Özdek ve Devim
James Clerk Maxwell
İdea Yayınevi / Gençlik Arşivi
‘‘Onsekizinci yüzyılın sonuna dek kendini tam olarak doğal fenomenleri bir
cisim ve bir başkası arasında eylemde bulunan kuvvetlerin sonucu olarak
kavrama uğraşına veren fiziksel bilim, şimdi sessizce sonraki ilerleme
evresine girmiştir: Bundan böyle bir özdeksel dizgenin erkesi o dizgenin
betilenim ve devimi tarafından belirlenmiş olarak kavranır, ve bundan böyle
betilenim, devim ve kuvvet ideaları fiziksel tanımları tarafından aklanan en
yüksek düzeye dek genelleştirilir.
Bu temel idealar ile tanışmak, onları tüm yanları altında irdelemek, ve
düşünce akışını sağın dinamik uslamlama süreçlerinde ilerletme alışkanlığını
kazanmak Fizik Biliminin öğrencisinin eğitiminin temeli olmalıdır.
Öyleyse temel Özdek ve Devim öğretilerinin aşağıdaki bildirimi genel olarak
Fizik Biliminin incelenmesine bir giriş olarak görülmelidir.’’
F)iziksel bilimin birinci bölümü cisimlerin
göreli konum ve devimleri ile ilgilidir. (Konu 1'den) Saltık uzay her zaman
kendine benzer ve devimsiz kalan birşey olarak kavranır. Uzay parçalarının
düzenlenmesi zaman bölümlerinin sırasından daha öte değiştirilemez. Onları
yerlerinden deviniyor olarak tasarlamak bir yerin kendisinden uzaklaştığını
tasarlamaktır. Ama bir zaman bölümünü bir başkasından ayırdetmek için
onlarda yer alan ayrı olaylar dışında hiçbirşeyin olmaması gibi, bir uzay
parçasını bir başkasından ayırdetmek için de onun özdeksel cisimlerin yeri
ile ilişkisi dışında hiçbir şey yoktur. Bir olayın zamanını bir başka olaya
gönderme yoluyla olmanın dışında, ya da bir cismin yerini bir başka cisme
gönderme yoluyla olmanın dışında betimleyemeyiz. Hem zamana hem de yere
ilişkin tüm bilgimiz özsel olarak görelidir. (Konu 18'den) (Arka Kapak)
‘‘Physical science, which up to the end of the eighteenth century had been
fully occupied in forming a conception of natural phenomena as the result of
forces acting between one body and another, has now fairly entered on the
next stage of progress—that in which the enegry of a material system is
conceived as determined y the configuration and motion of that system, and
in which the ideas of configuration, motion, and force are generalised to
the utmost extent warranted by their physical definitions.
To become acquainted with these fundamental ideas, to examine them under all
their aspects, and habitually to guide the current of thought along the
channels of strict dynamical reasoning, must be the foundation of the
training of the student of Physical Science.
The following statement of the fundamental doctrines of Matter and Motion is
therefore to be regarded as an introduction to the study of Physical Science
in general.’’
Çeviren: Aziz Yardımlı - 168 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-397-061-7;
Boyut: 16cm x 21cm; Baskı Tarihi: 1997
Özgün Dili: İngilizce

Evrim Kuramı ve Bağnazlık
Cemal Yıldırım
Çetin BAL: [ Genç araştırmacılara evrim konusunda
söyleyebileceğim tek şey insanların ve tüm canlı varlıkların tek hücreli
canlılardan çoğalıp çok hücreli canlılara doğru evrim geçirerek
bugünkü durumlarına ulaştıkları bilgisidir. Bu anlamda bu ''gerçek''
din kitaplarındaki adem ve havva hikayesinin gerçek dışı olduğunu
göstermez. Fakat din kitaplarındaki bir çok tanımlamanın sembolik ifadelerle
insanlara sunulmuş olduğunu bilmeniz gerekir.Tanrısal ilahi iradi bilinç ve
nur evrenin dışında bir güç değildir.Bu ilahi yaratıcı gücün krallığı ve evi
evrenin özsel yapısında saklıdır. Evren ilahi nurun bir yansımasıdır ama
yine doğrudan kendisi değildir.Evren o ilahi bilincin yokluk duvarındaki
(perdesindeki) gölgesi mertebesindedir. İlahi bilinç evrende her zerrede
görünmekle birlikte hem evrenin bütününde evrenle birlikte hem de evrenden
öte evrenden farklı bir şey olarak herşeyi kapsayıp kuşatan bir durumu bir
hali ifade eder.Dindar insanlar olarak evrenin ve doğanın objektif
gözlemsel verilerini değerlendirken kendi inançlarımıza ne kadarda ters
gelsede o veri ve gözlem sonuçlarını büyük bir vakarla kabul edip
'doğru yada yanlış' görüneni olduğu gibi insanlığa aktarmak
insan aklının ve yüksek vicdanının bir gereği olmalıdır. İnançlarımız pek
çok şey söyleyebilir ama bilimin somut verilerinin söylediklerinide büyük
bir sabır ve anlama gayreti içinde tarafsız bir alçak gönüllükle ortaya
koymak gerekir. Evrim gerçeğini kısa zaman süreleri içinde deney tüplerinde
test etmek mümkün değildir. Bu daha çok uzay ve zamanın kozmik
laboratuvarında uzay gemileri ile zamanda ileri ve geri gidebilen uygarlıklar
tarafından test edilebilir. Herkes bu konuda kendine göre somut kanıtlar
istiyor.Bazen bir şey o kadar büyüktürki ona dokunamazsınız bazen de o kadar
küçüktür ki yine dokunmazsınız yani bir şeyin varolmasının ölçütü sizlerin
yada benim dokunup görmemiz değildir! Bazı şeylere ancak akıl yürütümü ile
dokunabiliriz. Bazı durumlarda aklın gören gözü ve görünmeyen elleri o
gerçeğe dokunabilir. Kimi yer vardır ki akıl oraya girip sığamayacak ölçüde
kaba ve mekaniktir. Aklın gözleride o noktada kör kalır. Ancak oraya o
derinliğe yada o uzaklığa sezgilerin mikroskobik büyüteci altında
ulaşılabilir.Ve sezgilere ait gözlerinde kör kaldığı öyle derin gerçekler ve
noktalar vardır ki oraya ulaşmak ve orayı görebilmek içinde kalbin
gören gözlerine ve letafetine ihtiyaç vardır. Fiziksel gözlerin göremediği
noktada aklın gözleri devreye girer, aklın yetersiz kaldığı noktada sezgiler
devreye girer ve sezgilerin yetersiz kaldığı yerde de kalbin gören
gözleri devreye girer. Gerçeklik ve hakikat görülenlerin bir toplamı
kadarlık alanda kendine yer bulmakla birlikte görülenler değildir. Modern
bilimi özümsemiş akademik ve maddeci düşünce boyutu içinde felsefik düşünen
bir zihin ''iç dıştır dışta iç'' söyleminin tuzağına çok çabuk
düşer. Oysaki biraz daha dikkatli bakıldığında için gerçekte dıştan tamamen
farklı bir şey olduğunu farkederiz. ''Öz'' tümüyle maddenin bir görünüşü
olmakla birlikte görünen maddenin kendisi değildir. Gerçek dediğimiz şey
kullandığımızın dilin kuralları içinde ancak böyle bir paradokssal ifade
biçimi içinde kendine yer bulabilir.]
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Yazarın kendi görüşü:
Hurafe erbabı, günümüzde evrim düşüncesini "bilimdışı bir saplantı"
suçlamasıyla karalama çabasındadır. 16. yüzyıldan bu yana bilim karşısında
sürekli gerileyen teolojinin şimdi evrim kuramını gözden düşürme, dahası
evrim olgusunu yadsıma yolunda olduğunu görüyoruz. Bu çabada, oportünist
iktidar tutkunlarıyla el ele veren bağnaz çevreler, halkın evrim konusundaki
bilgi yetersizliğinden de yararlanmaktadır. Onlara bakılırsa, evrim
kuramının Tanrıtanımazların' ortaya sürdüğü uydurma bir "hipotez" ya da
düpedüz "havada kalan bir sav" olmaktan ileri bir anlamı yoktur. Gerçek,
kutsal kitaplarda, hadis ve vahiylerde bildirilmiştir: Evrende her şey gibi
canlılar da Tanrının eseridir.
Şimdi "yaratılışçılık"diye bilinen bu akım, son 30 yıl içinde
küçümsenemeyecek bir güç kazanmıştır. Özellikle ABD'de yoğun etkinlik
gösteren yaratılışçılığın ülkemize sıçramış olması bizi şaşırtmamalıdır.
Türkiye'de son yıllarda kimi yabancı güçlerin parasal desteğinde militan
canlılık gösteren dinsel bağnazlık bizim için yeni bir olay değildir. Üzücü
olan, ilk aşamada laik eğitimi, daha sonra tümüyle çağdaşlaşma çabamızı
çökertmeye yönelik bu hareketin, okul programlarını resmi kanaldan etkisi
altına almış olmasıdır.
Elinizdeki kitap evrim düşüncesine, dolayısıyla bilime yöneltilen saldırının
iç yüzünü ortaya çıkarmak, evrim kuramının bilimsel niteliğini belirtmek
için yazılmıştır. Saldırının din görüntüsü altında totaliter ideolojik
karakterini tanımak zorundayız. Hedef özgür düşünceyi yok etmek, teolojinin
Ortaçağ egemenliğini kurmaktır.
Cemal Yıldırım
240 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9786050028010; Boyut: 13,5x18,5 cm; Baskı Tarihi:
Kasım 2007
Özgün Dili: Türkçe
Değişik yorumlar konuya ait malumatlar:
Önce şunu hatırlatayım, 'doğa yasaları' mutlak
düşünce ürünü olmayıp, doğadan okunabilenlerden süzülen, 'yanlışlanabilmeye
açık' özetlerdir.
Modern fen bilimi anlayışı, kuramların/yasaların doğruluğundan değil,
geçerliliğinden söz eder. Kuram doğaya uygunluk gösterdiği çerçevede
geçerlidir. Yeni bir olayın gözlenmesi, kuramın/yasanın geçersizliğini
göstermişse artık geçerlilik sınırı belirlenmiştir. Daha kapsamlı, bu yeni
olayı da açıklayabilecek, gözlenmemiş yenilerini de önsöyebilecek bir
kuramın geliştirilmesi ile bir adım daha atılır. Eğer önsöyümler deneylerle
gerçeklenirse Nobel ödülü gelebilir; yok gerçeklenemezse çöpe. Bunlar kimi
zaman hemen, kimi zaman da sonraları yararlı ya da zararlı uygulanma alanı
bulurlar; bu ise geçerliliği perçinler. Din ise mutlak ve kesin doğruları
zorlar ve tam evrensellik gerektirir; tek dayanağı inançtır (ve tabii ki
ölüm). Din hükümlerinin yanlışlanabileceğinin düşünülmesi bile hezeyandır.
Merak unsuru
Fen doğanın neden öyle olduğunu merakla araştırırken birçok olguya
matematikle ifade edilecek yanıtlar buldu; bu yanıtların tümünü tek bir
temel sebebe henüz bağlayamadı; ama bağlayabildikleri, varılabileceğine
kuvvetli umut. Varılırsa buna 'Tanrı' denilebilir. Ama artık temel sorun da
ortak: Bu tek temel sebep neden öyle?/Tanrı neden var, nasıl var oldu? Temel
sebep bulunduğunda eğer kendi varlığını da açıklayabilecekse belki buna
Tanrı denilebilir. Tanrı'nın nasıl var olabildiğine ilişkin, 'inanç' dışında
bir dayanak ve nesnel kanıt göremiyorum. Bunu aşağıdaki sözler çok güzel
ifade ediyor:
"Benim fene ilgim sadece âleme ilişkin bir şeyler bulmaktır... Bunları
araştırmaya girişirken ne yapmaya uğraştığımızı, yanlızca daha çok şey
bulmaktan öte önceden kararlaştırmamalıyız... Hasılı, evrenin bütünüyle olan
ilişkilerimiz üzerine kurulan özel öykülere inanamıyorum, çünkü bunlar bana
fazla basit, fazla ilişkilenmiş, fazla yerel, fazla taşralı görünüyor...
Kuşku ve belirsizlikle yaşayabilirim. Bana öyle geliyor ki bilmeden yaşamak,
yanlış olabilecek yanıtlardan çok daha ilginç."
Richard Feynman (Nobel-Fizik, 1964), The Pleasure of Finding Things Out.
Evrim ve Tanrı'yı anlamak
"Açıkça söylemek gerekirse yaradılışçılar Tanrı'yı hep karanlıklarda
arayageldiler. Biz neyi bulamamışsak ve de neyi iyice anlamamışsak bu
onların ilahi inançları için en iyi, hatta yegâne kanıt olmakta. Bir
Hıristiyan olarak, bu mantıktaki kusuru özellikle sıkıntı verici buluyorum.
Bu bize yalnızca bilgi edinmeden korkmayı öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda
da Tanrı'nın yalnızca anlamanın gölgeliklerinde yerleşik olduğunu öneriyor.
...Bir fen bilimci olarak size yeni kanıtlarımın, devrimcil verilerimin,
dengeyi şu ya da bu yöne doğru bozacak, doğaya yönelik nefes kesici bir
sezgimin olduğunu söyleyemem; ama inançlı bir kimseye söyleyeceğim şeyler
var: evrim biyolojisi en geleneksel anlamda bile çoğunlukla inanıldığı gibi
bir engel değildir. Evrim pek çok bakımdan Tanrı'yla olan ilişkimizi
anlamanın bir anahtarıdır.
Birinci sınıf öğrencilerine evrim biyolojisi dersi verdiğimde dersleri
genellikle evrim kuramının ekonomiden dine kadar diğer alanlara olan etkisi
üzerine birkaç sözle bitiririm. Bu sırada da gerektiği gibi anlaşıldığında
evrimin ne dine ne de maneviyata karşı olduğunu anlatmanın bir yolunu
bulurum. Öğrencilerin çoğu bu duygularımdan etkilenmiş görünürler... Her
zaman birkaç öğrenci beni sıkıştırmak için dersten sonra dosdoğru sorar:
'Tanrı'ya inanıyor musunuz?' Ben de 'Evet!' derim. 'Peki, nasıl bir
Tanrı'ya?' Yıllar içinde bu soruya tam bir yanıt bulmak için çok çabaladım.
Ama en sonunda buldum: 'Darwin'in Tanrısı'na!'"
K. Miller (biyoloji profesörü)Finding Darwin's God/Darwin'in Tanrısı. Tam
Çeviri: Çağdaş Fizik
e-Dergisi, 24, 2004.
www.tps.org.tr/dergiler/
Kurallar kitabı
"...Doğada keşfedebileceğimiz, bize Tanrı'nın becerilerine ilişkin özel bir
seziş verebilecek bir şeyler olsaydı bunlar doğanın ötesi olmayan yasaları
olurdu. Bu yasaları bilince de yıldızları, taşları ve başka her şeyi yöneten
kurallar kitabı elimizde olacaktır. Dolayısıyla S. Hawking'in doğa
yasalarına 'Tanrı'nın zihni' demesi çok doğal. Bir diğer fizikçi, C. Misner
aynı dili fizik ve kimyanın bakış biçemlerini karşılaştırırken kullanmıştı:
'Organik kimyacı 'neden doksan iki element vardır ve bunlar ne zaman
oluşmuştur?' sorusuna, 'Komşu ofisteki kişi bunu biliyor' diyebilir. Ama bir
fizikçi, 'Neden evren belli fizik yasalarına uyuyor da başkalarına değil?'
sorusu sorulduğunda 'Tanrı bilir' diye yanıtlayabilir." Einstein bir
keresinde asistanı E. Strauss'a 'Bana asıl ilginç gelen şey âlemi yaratırken
Tanrı'nın başka tercihi olup olmamasıdır' demişti. Bir başka seferinde ise,
fizik etkinliklerindeki ereği 'Yalnızca doğanın nasıl olduğunu ve
işlemlerinin nasıl yürütüldüğünü bilmek değil, aynı zamanda neden doğanın
böyle olup da başka türlü olmadığını bilmek gibi ütopik ve görünüşe göre
iddialı bir ereğin olabildiğince yakınına erişmek olarak betimlemişti...
Böylelikle insan, Tanrı'nın kendisinin bu bağlantıları gerçekte var olandan
hiçbir şekilde farklı olarak düzenleyemeyeceğini, söz gelişi deneyimleriyle
anlar... Bu, bilimsel deneyimlerin Prometeusçul öğesidir... Benim için,
bilimsel çabaların özel büyüsü buradadır.' Einstein'ın dini öylesine
muğlâktı ki sanırım bunu 'söz gelişi' deyimiyle bir mecaz olarak ima ediyor.
Hiç kuşkusuz, fizik çok temel olduğu için bu mecaz fizikçiler için doğaldır.
Teolog P. Tillich bir keresinde bilim kişileri arasında yalnız fizikçilerin
'Tanrı' kelimesini utanç duymadan kullandıklarını belirtmişti. Kişinin dini
ne olursa olsun ya da olmasın doğanın ötesi olmayan yasalarından Tanrı'nın
zihni olarak söz etmek karşı koyulamaz bir benzetimdir.
...Bu hava içinde bana öyle geliyor ki 'Tanrı' sözünün bir yararı olacaksa
bu bir ilgi gösteren, gözeten Tanrı; yaratıcı ve yasa verici, yalnızca
doğanın ve evrenin yasalarını değil aynı zamanda iyinin ve kötünün de
ölçütlerini ortaya koyan, eylemlerimizi gözeten, kısacası tapınmamıza uygun
bir şey olmalı. . . Bilim kişileri ve başkaları kimi zaman 'Tanrı' sözünü
öyle soyut ve ilişkilenmemiş şekilde kullanır ki O artık doğa yasalarından
pek ayrılamaz. Einstein bir keresinde, 'Kendisini varlığın düzenli
uyumluluğunda gösteren, Spinoza'nın Tanrı'sına inanıyorum, insanların eylem
ve yazgılarını gözeten bir Tanrı'ya değil' demişti. ... Yaşam da
gizemsizleştirildi... [Bu], dinsel duyarlılıklar üzerinde fen bilimlerindeki
herhangi bir keşiften çok daha fazla etki yapıyor. En uzlaşmaz itirâzları
doğurmayı, fizikteki ve astronomideki keşiflerin değil de biyolojideki
indirgemecilikle evrim kuramının sürdürmesi şaşırtıcı değil.
...Modern evrim kuramı ile bir gözeten Tanrı'ya inanış arasındaki
bağdaşmazlık bana pek mantık işi olarak görünmüyor insane, Tanrı'nın
yasaları ortaya koyup evrim mekanizmasını harekete geçirdiğini hayal
edebilir ama yaradılışın dengesinde gerçek bir bağdaşmazlık var. Ne de olsa
din sonsuz derecede önbilinik ilk sebepler üzerinde kurmaca yapan erkek ve
kadınların zihinlerinde değil, bir gözeten Tanrı'nın sürgit müdahalelerini
özleyenlerin yüreklerinde doğdu.
...Doğada hâlâ, açıklayamadığımız sayısız şey var, ama onların işleyişini
yöneten ilkeleri bildiğimizi sanıyoruz. Günümüzde gerçek bir gizem bulmak
için kozmolojiye ve elemanter parçacıklar fiziğine bakmak gerekir. Bilimle
din arasında bir uyuşmazlık görmeyenler bilmeli ki bilimin yerleştiği
topraklardan dinin geri çekilişi neredeyse tamamlanmış durumda. Bu tarihsel
deneyimden hükmederek tahminim, doğanın son yasalarında güzellik bulacağımız
halde sanırım yaşam ya da akıllılık için özel bir konum bulamayacağız. Daha
da kuvvetli olarak değer ya da ahlâk için hiçbir ölçüt bulamayacağız.
Böylece, bu gibi şeyleri gözeten bir Tanrı için hiçbir ipucu da
bulamayacağız. Bunları başka yerlerde bulabiliriz, ama doğa yasalarında
değil.
...J. Wheeler şu olgudan etkilenmişti: kuantum mekaniğinin standart Kopenhag
yorumuna göre bir fiziksel sistemin konum, enerji ya da momentum gibi
niceliklerinin kesin değerleri olduğu, bu nicelikler bir gözlemcinin
düzeneğinde ölçülene dek söylenemez. ... [F]izikçiler kuantum mekaniğine bir
diğer bakışı, yani laboratuar ve gözlemcileri de -atomlar ve moleküller gibi
ve hiç bir gözlemci olup olmamasına ciddî olarak dayanmayan yasaların
güttüğü- bir dalga fonksiyonu cinsinden betimleyen gerçekçi bakışı yeğliyor.
...Tabii ki çoğu kişinin Tanrı hakkında bilgi edinme beklentileri her halde
bilimdeki keşiflerden değil... Kendi dini deneyimleri olduğunu sananlar bu
deneyimlerinin niteliğini kendileri tartmalıdır. Ama dünyadaki dinlere bağlı
olanların büyük çoğunluğu kendi dînî deneyimlerine değil başkalarının
deneyimi olduğu sanılan vahiylere dayanıyor. Bunun, bir kuram fizikçisinin,
başkalarının yaptığı deneylere dayanmasıyla aynı şey olduğu düşünülebilir
ama çok önemli bir ayrım var. Binlerce fizikçinin sezgileri, fiziksel
gerçekliğin ortaklaşa anlaşılmasına doyurucu (ama tamamlanmamış) bir şekilde
yakınsarken, Tanrıya ya da dînî vahiylerden türemiş başka her şeye ilişkin
savlar ise olabildiğince farklı yönlere uzanırlar. Binlerce yıllık ilâhiyât
analizlerinden sonra dînî vahiylerin derslerinin ortaklaşa anlaşılmasına
şimdi daha yakın değiliz. ... Yaklaşık birbuçuk yüzyıl önce M. Arnold
kıyılardan suların çekilmesini dînî inancın geri çekilmesine benzetmiş[ti].
Doğanın yasalarında bir gözeten yaratıcı tarafından hazırlanmış, içinde
insanların bir özel rol oynadığı bir plan bulmak harikulade olurdu. ... Akıl
ve hoşgörü Batı'nın laik devletlerinde bile güvende değil. Târihçi H. Trevor-Roper,
Avrupada büyücü yakılmasını sona erdirenin, bilim ruhunun 17. ve 18.
yüzyıllarda yayılması olduğunu söylemişti. Aklı başında bir dünyayı sakınmak
için gene bilimin etkililiğine dayanmak zorunda kalabiliriz. Role uyum
sağlayan ise bilimsel bilginin kesinliği değil kesinsizliğidir.
Fencilerinin, doğrudan laboratuar deneyleriyle incelenebilen olgulara
ilişkin olarak tekrar tekrar fikir değiştirdiklerini görünce insan dinsel
geleneğin ya da kutsal yazıların, insan deneyiminin ötesine geçen
bilgilerine ilişkin savlarını nasıl ciddîye alabilir?"
Weinberg (Nobel 1979), 'Dreams of a Final Theory'nin How About God?/Peki ya
Tanrı? adlı bölümünden. Kitabın, TÜBİTAK'ın bana ısmarladığı çevirisi ('Bir
Ötesi Olmayan Kuram' Düşleri) iki yıldır basılmayı beklemekte.
R. Ömür Akyüz: Fizik profesörü, Yeditepe ve Boğaziçi Üniversiteleri öğretim
üyesi ve Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı

İnsanın YükselişiJakob Bronowski
Arka Kapak
Biz bir bilim uygarlığıyız, diyor Jacob Bronowski. Bu demektir ki, bizim
uygarlığımızda bilgi ve bilginin doğruluğu asıldır. Bilim toplumunda, işleri
uzmanlar yürütür. Ama doğanın nasıl işlediğini, örneğin ampulün nasıl
yandığını, insanın nasıl evrildiğini uzman olmayan insanların da bilmesi
gerekir.
Bronowski'ye göre, uzman olmayan insanlara doğanın nasıl işlediği
öğretilmezse halkla iktidar arasındaki uzaklık büyür ve Babil'i, Mısır'ı,
Roma'yı yıkan da bu uzaklıktır.
Yazar, diferansiyel hesap ya da canlıların evrimi gibi keşifler okul
kitaplarında yerini almazsa, insanın yükselişi durur diyor ve ekliyor:
Yarının okul kitaplarında sıradan sayılacak şey bugünün serüvenidir ve biz
böyle olsun diye uğraşıyoruz.
Yazar:Jakob Bronowski
Sayfa Sayısı: 352
Dili: Türkçe
Yayınevi: Say Yayınları

İnsan Doğasının Geleceği
Günümüzün biyo-teknolojik ve genetik gelişmeleri, insan doğasının geleceğine
ilişkin pek çok tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu biyo-teknolojik
gelişmelerin felsefi, etik ve siyasal sonuçlarını ele alan Habermas'ın
yönelttiği en çarpıcı soruların başında, insanın tasarımcısının Tanrı ya da
başka bir yüce varlık değil, yine bir insan olmasının, insanın kendini
tanıyıp bilmesi açısından nasıl bir sonuç doğuracağı geliyor.
İnsanı bir 'tür' varlığı olması gerçeğinden hareketle ele alan Habermas,
'iyi ve doğru hayat sürme'ye yönelik felsefi-metafizik söylemlerin tükendiği
bir çağda biyo-teknolojinin ve onun temel tahrik gücü olan genetiğin sunduğu
imkânların bir kez daha değer ve etik sorunlarını, ama bu sefer bambaşka bir
boyutta sorgulamamız gerektiğini savunuyor. Onu en çok rahatsız eden durum
ise, felsefenin bu sorular karşısındaki sessizliği.
Pratik felsefenin adalet kuramları tartışmaları içinde tıkanmasını
eleştirip, ahlâkın 'tür-etiksel' bir anlayış içinde ele alınması gerektiğini
savunan Habermas, doğal yollardan büyüyüp gelişen ile insan elinden çıkmak
suretiyle var olan insan doğasına ilişkin son derece çarpıcı akıl
yürütmelere yer verirken, insan doğasının araçsallaştırılmasına karşı
çıkıyor, biyo-teknolojik tasarıma dayalı insan hayatı modelinin aczini
gözler önüne seriyor ve çağımıza uygun bir 'kendi olma imkânı'nın hangi
felsefi ve etik temeller üzerine oturması gerektiğini sorguluyor.
Insanın yaşam kalitesini arttırıcı genetik ve biyo-teknolojik gelişmelerin
karşısında olmayıp, daha ziyade bu gelişmelerin felsefi ve etik açıdan
dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulayan Habermas, bu son çalışmasıyla,
bilim-felsefe ilişkisine yeni ve derinlikli bir boyut katmakta ve insanı
yakın gelecekte bekleyen en ciddi varoluş sorunlarından biri karşısında
uyanık olmaya çağırmaktadır.
Yazar: Jürgen Habermas
Yayınevi: Everest Yayınları
ISBN: 975289070-9
Basım tarihi: Nisan 2003

XX. Yüzyılda Fiziğe Yön Verenler
Ahmed Yüksel Özemre
Boğaziçi Yayınları
XX. Yüzyıl Fizik'de büyük atımıların hatta devrimlerin yüzyılı olmuştur.
Kuvantum Teorisi, Rölativite Teorisi, İstatistiksel Mekanikler, Atom Fiziği,
Nükleer Fizik, Katıhal Fiziği, Kuvantum Elektrodinamiği, Temel Tanecikler
Fiziği, Kuvarklar, Birleşik Alan Teorileri, Yıldızların ve Evren'in Fiziği,
nükleer reaktörler ve güçlü tanecik hızlandırıcıları bu yüzyıldaki
bellibaşlı kilometre taşlarıdır. Bununla beraber, Fizik bu yönde ne kadar
hızlı ve ne kadar geniş bir biçimde ilerlemiş olursa olszun hala kendi
temelindeki epistemolojik meseleleri halledebilmiş değildir. Bu kitap XX.
Yüzyıl Fiziğine yön vermiş olan üçü Türk 28 ilim adamının bu çerçevedeki
harikulade maceralarını ve dolayısıyla da fiziğin sözü geçen yüzyıldaki kuş
uçuşu bir tarihini gençlere takdim etmeyi amaçlamaktadır. Bu müstesna
insanların birkaçı bazı gençlerimiz için ilmi açıdan benzemek isteyecekleri
ideal kişiler olurlarsa kitap da hedefine ulaşmış olacaktır.
462 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9754512140; Boyut: 14cm x 21cm; Baskı Tarihi:
Şubat 2005
Özgün Dili: Türkçe

Bilgi Büyücüsü Biruni
Emine Sonnur Özcan
Arka Kapak
Türkistan’ın Ceyhunötesi’nde başlayıp Afganistan’daki Gazne’de sona eren
çarpıcı bir hayat hikâyesi
İlimlere karşı inanılmaz bir merak besliyen Ebû Reyhân el-Bîrûnî, muhteşem
dehasıyla XI. Yüzyılın ilk yarısına damgasını vurmuştur. Bu dönem, onunla
bir süreliğine aynı mekânı paylaşan ünlü bilgin İbn-i Sînâ başta olmak
üzere, bir çok bilim adamının tarihi onurlandırdığı bir dönemdir.
Bîrûnî 150 civarında eser vermiştir ki, ele aldığı jeoloji, matematik,
coğrafya, astronomi, farmakoloji, tarih gibi bilim dallarının çeşitliliği
hayret vericidir. Pozitif bilimler yanında bugün batılı bilim adamlarını
referans göstererek andığımız etnoloji, antropoloji, tarih felsefesi gibi
beşerî bilim alanları ile objektif tarihçilik kaygısı, iktisadî tarih
anlayışı gibi meseleleri ilk ortaya koyan da Bîrûnî olmalıdır.
Bîrûnî, barış ve adâlet yanlısıdır; aksi durumlarda karşısındaki kim olursa
olsun mücadele etmeye çalışmıştır. Ona göre toplumsal barışı bozabilecek
hastalıklardan biri, insanların kendi kavim ve dinlerini üstün görerek bu
konularda bağnazlık sergilemeleridir. Bu bağlamda, Sanskritçe’den Arapça’ya
tercüme ettiği Patanjali’ye yazdığı girişte şu aşkın değerlendirmeyi
yapmaktadır: “İnsanların fikir ve yaklaşımları türlü türlüdür; ve dünyanın
gelişmesi bu yaklaşımların çeşitliliği ile gerçekleşir.
Yazar:Emine Sonnur Özcan
Sayfa Sayısı: 160
Baskı Yılı: 2007
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ötüken Yayınları

Bilim ve Devrim Newton
ALEXANDRE KOYRE
Arka Kapak
Yunanlıların iki bin yıl önce kozmozu icadından bu yana, insan aklının
başardığı ya da maruz kaldığı en köklü dönüşümlerden biri olan Newton
Devrimi 18. yüzyılın bilimsel inancı olmuş, Newton ise çağdaşlarına ve
özellikle gelecek kuşaklara, evren bulmacasını ilk ve son olarak çözmüş
insan-üstü bir varlık olarak görünmüştür: "Tanrılara, hiçbir ölümlünün
yaklaşamayacağı kadar yakın."Hiç kimse, düşüncesinin yanlış yorumlanmasından
sorumlu tutulamaz. Ancak belirtmek gerek ki, Newton mantığına bu çılgınca
tutkunluğun ve sözde-Newtoncu yöntemleri fizik dışında bambaşka alanlara
düşünmeden uygulama çabasının sonuçları pek mutluluk verici olmamıştır.Ve
genelde modern bilimin sorumlu tutulabileceği bir şey vardır aslında:
evrenimizin, bilim ve yaşam dünyaları olarak ikiye bölünmesi. İki dünya iki
gerçeklik anlamına gelir, ya da hiçbir gerçekliğin olmadığı anlamına.Bu
trajedi "evren bulmacasını çözen" ama böyle yapmakla onun yerine bir başka
bulmacayı, "kendi bulmacasını" koyan modern zihnin trajedisidir.
Yazar:ALEXANDRE KOYRE
Sayfa Sayısı: 484
Baskı Yılı: 2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: Salyangoz

Yapay Zeka
Blay Whitby
Arka Kapak
Bilişim teknolojisine, herkesin anlayabileceği bir dille yaklaşan Yapay
Zekâ, bilgisayarların ve onları "düşünen makineler" yapmayı hedefleyen yapay
zekâ araştırmalarının karmaşık dünyasına bir giriş kitabı niteliğinde. Yapay
zekâ uygulamalarını, konuya yabancı ama meraklı okurları gözeterek inceleyen
Blay Whitby, terminolojiyi sadeleştirerek ve gündelik hayattan verdiği
örneklerle; kablolardan, çiplerden, devrelerden oluşan bilgisayarların soğuk
dünyasına biraz daha ısınmamızı amaçlıyor. Ancak hiçbir zaman "makine
merkezli" düşünmeyip, konuyu sosyal boyutlarıyla da ele alarak gelecekteki
bir robot istilasına inanmadığını ifade etmekten de kaçınmıyor. Yapay Zekâ,
makinelerin insan hayatını kolaylaştırırken nasıl bir yol izlediklerini,
insanların makineleri mükemmelleştirmek için verdikleri çabayı, makinelerin
sanatta, edebiyatta, uzay araştırmalarında, iş hayatında, kısaca hayatın tam
içinde ne kadar işlevsel olabileceklerini daha yakından anlamak isteyenler
için yazılmış bir başvuru kaynağı.
Yazar:Blay Whitby
Çevirmen:Çiğdem Karabağlı
Sayfa Sayısı: 180
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

Dün, Bugün,Yarın
Isaac Asimov
Arka Kapak
Dünyanın en seçkin bilim yorumcularından biri olan Isaac Asimov'un
makalelerinden oluşan bu kitapta, yazarın bilimsel değerlendirmelerden hayal
gücüne, geçmişin incelenmesinden geleceğin yorumuna dek pek çok ilginç konu
yer almaktadır. Asimov bu kitabında, dünün en tartışmalı konusu Yıldız
Savaşları projesini, günümüzün en tartışmalı konularından nükleer enerji ve
yaratılış-evrim tartışmasını, milyonlarca okuyucuyu etkileyen akıcı üslubu,
coşkusu ve ustalığıyla ele almaktadır. Asimov, sanayi üretiminde robot
kullanımının yaratacağı sorunlardan, dünyadaki aşırı nüfus artışına, uzay
yolculuklarından evrenin oluşumuna, uzaydaki enerji kaynaklarından fosil
yakıtların yarattığı kirliliğe ve makalelerin yazıldığı günlerde henüz
ortaya atılmamış bir kavram olan küresel ısınmaya dikkat çekerek, bizleri
engin bilgisiyle aydınlatmaktadır. Küresel ısınma gibi, bu makalelerin henüz
yazıldığı dönemde internetten adını koymadan bahsetmesi ise, Asimov'un
makalelerindeki öngörülerin sağlamlığına işaret eder. Yazarın, kendi
yaşamından ilginç anetdotlarla süslediği kitapta, geçirdiği baypas
ameliyatının mizahi öyküsünü, "Hollywood"da yapamadığı kariyerinin
hikâyesini de okuma fırsatı buluyoruz.
Yazar:Isaac Asimov
Sayfa Sayısı: 479
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Güncel Yayıncılık

Pi'nin Biyografisi
Alfred S. Posamentier
Arka Kapak
İnsanlık tarihi boyunca bütün düşünürleri etkileyen, bilim adamlarını
büyüleyen bu gizemli akıl almaz Pi sayısı nedir? Gerçek değeri nasıl ifade
ediliyor? Matematikçiler Pi'nin değerine nasıl karar veriyorlar? Pi'yi ne
tür işlemlerde kullanıyoruz? Eski çağlarda Pi'nin değeri nasıl
hesaplanıyordu, bugün nasıl hesaplanıyor?
Yazar:Alfred S. Posamentier
Sayfa Sayısı:
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Güncel Yayıncılık

Genin Yüzyılı
Evelyn Fox Keller
Arka Kapak
Yaşam nedir? Keller'ın "genin yüzyılı" adını verdiği yirminci yüzyılda
egemen paradigma, biyoloji biliminin temel derdi olagelmiş bu soruya genleri
ve gen replikasyonunu merkez alan bir cevap vermişti: Kalıtsal özelliklerin
kuşaklararası istikrarı ile evrim için zorunlu olan değişim arasındaki
dengenin sırrı, adeta sihirli özellikler atfedilen "gen" kavramında
aranıyordu. Keller, genetik ve moleküler biyoloji alanında gen kavramı
sayesinde elde edilmiş olan kazanımların, tarihsel bir bakış açısıyla
kapsamlı bir analizini yapıyor. Ama hepsi bu değil: Bizzat bu kazanımların
yaşamın özünü salt gende arayan anlayışa nasıl meydan okuduğunu da
gösteriyor. Hâlâ işe yarasa da, üzerine gereğinden fazla yük bindirilmiş
olan gen kavramını yavaş yavaş geride bırakacak yeni bir sözcük dağarcığına
ihtiyacımız olduğunu, öncelikle de şunu kavramamızın elzem olduğunu
söylüyor: Bir sistemin bileşenlerini anlamak, bu bileşenler arasındaki
etkileşimleri anlamaya yetmeyebilir. İnsan Genom Projesi'nin yakın
tarihlerde tamamlanmış olmasının anlamı ve bilgisayarlarla canlı
organizmalar arasında kurulan analojilerin ne ölçüde işe yaradığı gibi daha
popüler meseleleri de değerlendiren kitap, bilimsel düşüncede kaydedilmiş
aşamaları, pasif bir biçimde öğrenilip iman edilmesi gereken nihai
hakikatler olarak sunmuyor. Eskileri sarsacak yeni hakikatler aramaya
kılavuzluk eden ipuçlarının izini sürerek, bilimin bir donmuş doğrular
deposu değil bitimsiz bir faaliyet olduğu gerçeğini vurguluyor.
Yazar:Evelyn Fox Keller
Çevirmen:Haluk Barışcan
Sayfa Sayısı: 184
Baskı Yılı: 2004
Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık

Genlerin Bilgeliği
Christopher Wills
Arka Kapak
Konuya ilgi duyan herkesin kolayca anlayabileceği bir dil ve açıklıkla
yazılmış olan bu keyifli popüler bilim kitabı, süper genler gibi moleküler
biyolojideki öbür parlak buluşlarla Darwin'in evrim teorisini
aydınlatmaktadır.Evrimin akışını yüzyıllardır yapageldiğimiz gibi bitkilerin
ve hayvanların çoğalmasıyla değil de doğrudan genlerin yönlendirmeleriyle
kıvramak insanlığın yeni fakat soluk kesici bir adımıdır."Genlerin
Bilgeliği" bilimin karşısında önyargıların ve yanlışların nasıl çürüdüğünün
en yalın, her düzeyden okuyucunun anlayabileceği bir sunumdur.
Yazar:Christopher Wills
Sayfa Sayısı: 328
Baskı Yılı: 2004
Dili: Türkçe
Yayınevi: İzdüşüm Yayınları

Bir Ötesi Olmayan Kuram Düşleri
Stewen Weinberg
Arka Kapak
Steven Weinberg, doğanın iki temel kuvvetini birleştirici çalışmasından
ötürü 1979 yılı Nobel Fizik Ödülünü iki arkadaşıyla paylaştı. 1991 yılında
ise Beyaz Saray'da Ulusal Fen Madalyası ile ödüllendirildi. Daha önceki,
ödüllü kitabı İlk Üç Dakika, evrenin başlangıcının modern kuramı olan "Büyük
Patlama"nın klasikleşmiş bir anlatımıdır. Diğer kitapları arasında
Principles and Applications of Theory of General Relativity (Genel Görelilik
Kuramının İlkeleri ve Uygulamaları) ile Atomaltı Parçacıklar da
bulunmaktadır. Steven Weinberg Royal Society of London (Londra Kraliyet
Derneği) ve ABD Ulusal Bilimler Akademisi üyesi olup aralarında Columbia,
Salamanca ve Padua Üniversiteleri de bulunan pek çok kurum tarafından fahrî
derecelerle ödüllendirilmiştir.
Yazar:Stewen Weinberg
Orjinal isim: Dreams Of a Final Theory
Sayfa Sayısı: 311
Dili: Türkçe
Çeviri : Ömür Akyüz
Yayınevi: Evrim Yayınevi

Şaşırtan Varsayım
Francis Crick
Arka Kapak
"Francis Crick en canalıcı sorulara şaşırtıcı yanıt verme yeteneğini
gösteriyor. Hücredeki onca molekülün içinde, hangileri tüm yaşamın kaynağı
olabilir? Bu soruya verdiği yanıt biyolojide devrim yarattı. Peki beyindeki
o kadar hücrenin içinde ruhumuzun kaynağı hangileri acaba? Onun bu arayışı,
birinci sınıf bir polisiye roman, DNA'yı arayışı kadar soluk kesici.
Şaşırtan Varsayım, her sayfasında olağanüstü yazarının düşünce duruluğunu ve
espri gücünü yansıtan olağanüstü bir kitap."
-Terence J. Sejnowski-
Yazar:Francis Crick
Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 1997
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları
Terrence J. Sejnowski Biyoloji
ve sinirbilim Profesörü Kaliforniya Üniversitesi, San Diego Bundan kırk yıl
önce, Francis Crick, James Watson ile birlikte DNA'nın yapısını keşfedince
yaşamı kavrayışımızı kökünden değiştirerek tarihe geçti. Crick şimdi de
dikkatini insan bilincinin gizemine yöneltmiş olarak yine bilimsel keşfin ön
saflarında. Beynin karmaşıklığını çözmeye eğilen Crick, görmenin
nörobiyolojik şemasını çıkarıyor. Sonuç, beynin nasıl 'gördüğü'nün
inandırıcı, hazır cevap ve oldukça ayrıntılı bir analizi. İnsan varlığının
en temel sorularından bazılarına bir yanıt arayışı: Özgür irademiz var mı?
Bizi hayvanlardan ayıran, duygulu bir varlık yapan şey nedir? Ruh diye bir
şey var mı, yoksa biz yalnızca korkunç karmaşıklıkta bir nöron yığını mıyız?
Francis Crick bu yapıtıyla zamanımızın bilimsel ve felsefi düşünüşünün
merkezinde tartışmayı başlatıyor. Francis Crick, James Watson ve DNA'nın
molekül yapısını keşfederek 1962 Nobel Ödülü almış ingiliz fizikçisi ve
biyokimyacısı. Kaliforniya'daki La Jolla Salk Enstitüsü'nde Ordinaryus
Profesörlük görevini sürdürüyor.

Dünya'nın En Güzel Öyküsü
Hubert Reeves
Arka Kapak
Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz? İşte sorulmaya değer gerçek
sorular. Herkes kendince yanıt aradı bunlara: Kimi biryıldızın göz
kırpışında, kimi bir kadının bakışlarında, ya da yeni doğmuş bir
bebeğingülücüklerinde...Niçin yaşıyoruz?Neden dünya var? neden buradayız?...
Şimdiye kadar yalnızcadin, iman ve inanç çözüm önerebiliyordu bu soruna.
Günümüzde artık bilim de bir görüş oluşturmuş bulunuyor. Bu belki de
yüzyılımızın en büyük kazanımı: Bilimin elinde artık kökenlerimizin eksiksiz
bir öyküsü var. Bilim, dünyanın tüm tarihini yeniden kurmayı başardı.
Yazar:Dominique Simonnet
Yazar:Hubert Reeves
Yazar:Joel De Rosnay
Yazar:Yves Coppens
Çevirmen:İsmet Birkan
Sayfa Sayısı: 161
Baskı Yılı: 1996
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yön Yayıncılık

Atom Öyküleri
Niels Bohr şöyle demişti: "Basit bir hakikat, tersi yanlış olan bir şeydir;
ama derin bir hakikat tersi de derin bir hakikat olan bir şeydir". Temel
araştırmanın getirdiği sonuçları geniş kitlelerle paylaşmak her zaman epey
zordur!
Fizikçi olmayan okur, bu kitapta, biçemin çekiciliğe ve anlatının destansı
yönüne kolaylıkla kapılacak, aynı zamanda da, sürükleyici öyküler boyunca
fiziğe ilişkin pek çok şey öğrenecektir. Yunan felsefesinden Ortaçağ'ın
simyacılarına, atomun yapısından protonun kuark tarzındaki yapısına kadar,
maddenin ne'liği, yedi öykü boyunca, kendi Tarih'i tarafından
sergilenmektedir.
Bu "Atom Öyküleri"nin orijinal bir çekiciliği var. Bilimsel olguların ve
araştırmanın getirdiği yeni bilgilerin ötesinde, bilimsel araştırmanın
derinlemesine bir şekilde insani olan niteliğine ve insan kültürü içinde
oynadığı çok önemli role işaret ediyorlar.
Yazar: Pierre Radvanyi, Monique Bordry
Yayınevi: Kesit Yayıncılık
ISBN: 975800803X
Basım tarihi: Ocak 2000

Başlangıçta Hidrojen Vardı
Yaklaşık 14 milyar yıldan beri süregelmiş, kendi içinde tutarlı,
sebep-sonuç ilişkisi üzerinden yol almış bir sürecin belki de en
mutlu ilk kuşaklarını temsil ediyoruz. Çünkü bizler, sonucu
olduğumuz canlılar evriminin öyküsünü (tarihini), bu öykü
eksikliklerle, boşluklarla dolu olsa da, yeniden bilimsel düzlemde
kurgulayabilmiş ilk insanlar olma onuruna sahibiz; aynen bu
gezegeni üzerindeki hayatla birlikte yok etme suçuna da ortak
olabilecek ilk insanlar olabileceğimiz gibi.
Bu öykü (bu geniş anlamdaki tarih) akıllara durgunluk verecek evrimsel
buluşların, var olan ve yok olan milyonlarca türün ve kuşağın, durmadan
değişen, bizlerin amacını ve anlamını, ancak içten dışa, kendi aklımızın
sınırlarıyla yorumlayabildiğimiz bir yolculuğun heyecan verici öyküsüdür.
Bu yol nerede biter, üzerinde yaşadığımız ve evrim geçirdiğimiz bu gezegenle
sınırlı mıdır, yoksa kozmik bir yolculuğun bize, buraya düşmüş, kalmış bir
parçası mıdır? Hoimar von Ditfurth, bir yandan evrimin ilke ve yasalarını
bilimsel düşüncenin hiçbir ara müdahaleye yer vermeyen sebep-sonuç
kategorisiyle bütünleyip büyük patlamadan günümüze kadar uzanagelmiş
gelişmeyi anlatırken, bir yandan da polisiye tadında bir anlatı sunuyor.
Bu kitap, big-bang’den önce ne vardı?, "Niçin hidrojen dönüştü?", "Dönüşümün
olmadığı bir evren olamaz mıydı?", "Kozmik bir bilincin hilesiyle mi
karşıyayız?" gibi sayısız soru sorduruyor.
Bir dizinin ilk kitabı olan bu metne daha önce ulaşmış çok sayıda okurun "bu
kitaplar hayatımı değiştirdi" itirafları, epey bir gerçeklik payı içeriyor
olmalı.
Yazar: Hoimar von Ditfurth
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları
ISBN: 978-9944-150-17-0
Basım tarihi: Ocak 2008

Bilinç Gökten Düşmedi
Beynimiz, hazır, bitmiş bir şekilde gökten düşmedi.
Bakınca anlaşılıyor bu. Beynimiz yaklaşık bir milyon yıl önce, yavaş yavaş
kendi varlığının bilincine varmaya başlarken, en azından 1 milyar
yaşındaydı. Öznenin yaşantısında ilk kez dünyanın bir tür izdüşümü, bir tür
kopyası ya da imgesi ortaya çıktığında, bu imgenin neyebenzeyeceği
konusundaki kararlar evrimce çoktan alınmıştı... Her halükârda bunlar
biyolojik kararlardı...”
Hoimar von DITFURTH
“Hoimar von Ditfurth, bilimsel bilgilerin içinden ilerleyerek dünyanın
bütünsel bir resmini çıkartıyor
karşımıza. Burada bize aktarılan şey, ‘bilimin ne diyor’ oluşu değil.
Bilimden yararlanarak ve bilimsel bilgiden en küçük bir ödün vermeyerek
dünyayı kavrayışımıza ilişkin bir öykü, hatta bir roman yazıyor Ditfurth. Bu
nedenle onun kitaplarına ‘popüler bilim’ sıfatının ne kadar uyduğunu
sormadan edemiyorum. Ya da acaba, ‘asıl popüler bilim budur’ mu demek
gerekiyor? ”
Turgay KURULTAY
Not: Bilinç Gökten Düşmedi, Hoimar von Ditfurth’un yayınevimiz tarafından
yayımlanan Başlangıçta Hidrojen Vardı kitabının devamı niteliğindedir.
Yazar: Hoimar V. Ditfurth
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları
Sayfa sayısı: 528
ISBN: 9789944150224
Basım tarihi: Ekim 2007

Eisenstein Yaşamöyküsü ve Yapıtları
Sinema Kuramcısı ve Yönetmen Sergei M. Eisenstein'ın 'Potemkin Zırhlısı'ndan
'Korkunç Ivan'a Uzanan İlgi Çekici Film Serüveni
Yazar: Yon Barna
Yayınevi: İzdüşüm Yayınları
ISBN: 9758408224
Basım tarihi: Ekim 2000

Kesinliklerin Sonu Zaman, Kaos ve Doğa Yasaları
"20. Yüzyılın sonuna geldiğimizde, sıkça sorulan bir soru var: Bilimin
geleceği ne olacak? Bana kalırsa, yeni bir serüvenin daha başındayız."
- Ilya Prigogine
Rus asıllı olann Ilya Prigogine (Moskova 1917), Brüksel Üniversitesi ve
Austin'deki Texas Üniversitesi'nde profesördür. Rastlantısal olayların
yaratıcı değerini gün ışığına çıkaran Prigogine, bilimsel yaklaşım için yeni
bir metodoloji geliştirdi: "Yeni Birleşim." Onsager'in bulgularını
geliştiren kuramsal çalışmalarıyla tersinmez tepkimelerin de
termodinamiğinin gelişmesine katkıda bulundu.
1977 Nobel Kimya Ödülü'nün de sahibi olan Prigogine, özellikle bilimin
geleceği ve muhtemel gelişme perspektifleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Yazar: Ilya Prigogine
Yayınevi: İzdüşüm Yayınları
ISBN: 9758408666
Basım tarihi: Şubat 2004

Bilim Dedikleri
(Bilimin Doğası, Statüsü ve Yöntemleri Üzerine Bir Değerlendirme)
Orjinal isim: What is This Thing Called Sciencel An Assessment of the Nature
and Status of Science and its Methods
Alan F. Chalmers
Paradigma Yayınları / Felsefe Dizisi
Chalmersın bu harikulade metni Lawrence Durrellın şu özlü ifadesiyle
açılıyor:
Bütün genç insanlar gibi ben de dahi olmak için yola çıktım, ama, acı dolu
bir tebessüm engelledi.
Bilim Dedikleri bir bilim felsefesine giriş kitabı; hem bir el kitabı, hem
bir ders kitabı olma özelliğine sahip. Bilimi merak edenler ve bilim
hakkında düşünenler bu kitabı muhakkak kütüphenelerinde bulundurmalıdırlar.
Kolay anlaşılır, akıcı, sistematik ve bilgi verici. Anglo-Sakson geleneği
felsefe akımlarının bilim hakkındaki görüşlerini tartışıyor: pozitivizm,
Popper, Lakatos, Kuhn, Feyerabend ve diğerleri. Ayrıca sosyal bilimlerde
yönteme ilgi duyanlar için de vazgeçilemez bir metin.
Bilim günümüzde, büyük bir itibar görmekte. Açıkçası, bilim ve kullandığı
yöntemlerde özel birşey bulunduğu yaygın biçimde kabullenilmiş bir inanç.
Sözgelimi; bir iddiaya, bir akıl yürütme şekline ya da bir araştırmaya
bilimsel ön nitelemesi, bir tür geçerlilik ima etmesi amacıyla
kullanılmakta. Peki, bilimi böylesine özel kılan, bu denli hürmete layık,
itimada şayan yapan ne?..
Alan Chalmers bu kitapta, Popper, Kuhn, Lacatos, Feyerabend ve Althusser'den
hareketle, bilimin doğası, konumu ve yöntemleri üzerine değerlendirmelerde
bulunuyor ve olabildiğince özgün sonuçlara ulaşıyor.
Bilimsel teoriler, gözlem ve deney sonuçlarından nasıl türetildikleri
gösterilerek doğrulanabilir mi? Bilimin doğasıyla ilgili popüler görüş bu
soruyu, "Evet, doğrulanabilir" diye cevaplandırır. Fakat bir zamanlar büyük
bir rağbet görmüş olan bu görüşe, bilim felsefesinde ortaya çıkan son
gelişmelerce meydan okunmuş ve yanlışlığı açıkça ortaya konulmuştur. Bilim
Dedikleri öncelikle açık ve harikulade bir bilim ve bilim felfesi
tartışması, bir "bilim felsefesine giriş", sosyal bilimler ya da doğa
bilimleri olmasının hiçbir önemi bulunmaksızın bir "bilimlerde yönteme
giriş" kitabı. Kitapta, bilimin naif tümevarımcı yorumunun kusurları
gösterilerek tümevarımcı yoruma alternatif yorumların ana hatları çiziliyor
ve eleştiriye tabi tutuluyor: Tümdengelim, doğrulama, yanlışlama, konsensus,
realizm, enstrümantalizm, eleştirel rasyonalizm, yapısalcı Marksizm ve
anarşizm. Bilim filozofları K. Popper, Thomas Kuhn, Imre Lakatos, Feyerabend
ve Althusser bu kitapta bir çerçeve içinde bir arada ele alınıyor. Bu
özelliğiyle Türkiye'de bir ilk. Elinizdeki kitap Türkiye'de, konusunda bir
boşluğun doldurulmasına katkıda bulunacak ve her yeri geldiğinde bir
referans ya da el kitabı olarak kullanılabilecek bir kitap.
(Tanıtım Yazısından)
Türkçe
246 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 22 cm
ISBN : 9789757819462
Mizampaj : Hülya Aşkın Bilen
Çeviri : Hüsamettin Arslan

Küçük Prens 3 Einstein 0
Ya Tanrı'nın Golünü Kim Atacak?
Ergun Y.
Akis Kitap / Yayınevi Genel Dizisi
Sağlık sorunları ve sıra dışı durumlarla karşılaşmış birinin, imkansızı
başarması ve aradığı yanıtları sonunda bulmasının sürükleyici öyküsü. Bildik
tüm kuramları yerle bir etmekle insanı şaşırtıyor ve rahatlattığı da
kuşkusuz. Hiçbir şeyi boşlukta bırakmıyor. Fiziğe ilgiyi ve insanın kendi
sıra dışı yeteneklerine cesaretini kışkırtıyor.
Aylin Üstündağ
Kitap romansı bir havayla yazılı. Yazarın çocukluk anılarıyla çocukluğumuza
dönüyoruz. Ve o çocuk birden büyüyerek, bizleri kendimizle yüzleştiriyor.
Sorulara açık yanıtlar veren bir baş ucu kitabı.
Gülcan Çakır
İnsana saygı uyandıran büyük bir emek. Mitolojiyi ve bilimselliği mizahi bir
dil ve beceriyle inceliyor. Geçmiş bilgiyi geleceğe taşıyan ve evrensel
sorularımıza gündelik hayattan eleştirel sempatiyle yeni cevaplar bulmamıza
yardımcı olacak kuvvetli ve değerli bir başvuru kaynağı.
Devir Korkmazhan
Detaylı bir araştırma ve çok yoğun bir sorgulama. Er geç aralanacak Bilgi
Kapısı bir açıldığında ardındaki YOL ne kadar uzun olsa da, çok eğlenceli
bir yolculuk olacağını vurgulamakla başarılı. Bizden önceki birileri ve
Ergun, bize kendi yolumuzu aydınlatan kanala bakmamız için güçlü bir fener
tutuyor.
Güler Pınarbaşı
Yazar, bilinmeyene olan ilgiyi daha da arttırarak insanda araştırma merakı
uyandırıyor. Çok cesurca yazılmış, enteresan ve bir o kadar da güzel bir
eser.
- Petek Kitamura
Bu maç çok konuşulacak.
- Adem Özbay
(Tanıtım Yazısından)
Türkçe
560 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9786050052480
2008
“Küçük Prens 3 Einstein 0” Nedir?
Temel Tanım: Derlenmiş bilgiye değil, yazarının sıra dışı yaşam pratik
örneklerinin açılımlarına dayanan sıra dışı ama, kullanabilir olduğun
bilgidir.
Düşünsellik: Entelektüel bilgi birikimi fizik-kozmoloji, tarih ve ekonomi,
mitoloji ve dinsellik, felsefe ve mantık özlerinde kökten eleştirir ve
karşılık olarak yeni bir kuram, birleştirici bir mantık tezi ve dünya görüşü
geliştirir.
Mitoloji ve Dinsellik: Dinsel öykünün örttüğü gerçekleri yeniden yorumlar.
Tanrı fikrini yorumlar, açıklık getirir.
Fizik: Newton mekaniği, Genel ve Özel Görelilik kuramları, Quantum ve
parçacık fiziği, anlaşılmaması olanaksız bir kolaylıkla anlatılır,
yorumlanır ve yeni kuramlara bağlanır.
Sağlık: Belirtileri örtmeye değil, alt mekanizmaları çözmeye yönelik Yoga,
Reiki ve Zhi Neng bağdaştırma önerisidir-ki, alt edilemeyen sağlık sorunuz
kalmasın.
Ruhsal Sağlık: Ruhsal özdekle fizik bedenin sınırlı özellikleri arasındaki
makasın kapatılması fikrini açıklar.
Farkındalık: Yaşam, yaşamlar biçiminde devresel ve sonsuzdur. Öğrenmeye ve
öğrendiklerini tekrar kullanmaya gelmiş bir misyonersin. Yeteneklerin
sınırsızdır. Belirleyeceğin her amaçta sınırın isteklerine ( kendinle
yaptığın sözleşmeye ) bağlıdır. Yeter-ki kendini fark et, gerekiyorsa
yeniden hazırla, kur ve yöntemi bil.
Evrensel Organizasyon ve Gökbilim: Evrenin birbiri çevresinde dönen gök
cisimlerinden ibaret olmadığını, genel ve bireysel anlamda ileri uygarlıklar
tarafından izlenir, gözetilir, korunur ve yardım görür olduğumuzu kanıtlar.
Kendini, görevini ve evrensel organizasyonu anladığımızdan itibaren göksel
yardımın gerçekliğini örnekler.
2012 ve Sen: Tüm fizik koşul ve yardımlarıyla, iyileşmeye doğru bir değişim
ve dönüşüm süreci içindeyiz. Uyum için istek ve çaba gösterenler
yükselecektir.

Dönüyordu
Bektaşilikte Zaman Kavrayışı
Reha Çamuroğlu
ISBN:
975-6719-56-7
Sayfa sayısı: 106
Ebat: 13,5x19,5 cm
Yayın tarihi: Kasım 2000
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Ekim 1993
"Tüm dinsel düşünceler ve inançlar, iyiler ve kötüler üzerinde dururlar.
İyileri ve kötüleri biriktirenler, sabit kılanlar, envanterini tutan ve
ömürlük muhasebelerini yapanlar bir yanda dururlar; iyiyle kötünün
dönüşücülüğünü, geçiciliğini, sabit anahtarları olmadığını, her yeni iyi ve
kötünün kendine göre anahtarı olması gerektiğini bilenler ise öte yanda. Tüm
yıldızlar ve gezegenlerin dünyanın etrafında dönmedikleri ileri sürüldüğünde
Ortodoks Hıristiyanı onca sinirlendiren, her şeyin kendi etrafında dönmüyor
olabileceğinin ima edilmiş olmasıydı. Tüm öteki'ler onun yüce Ben'i
etrafında dönmek zorunda değiller miydi? Ben ve öteki'nin başka bir bilgisi
mümkün müydü? Dünyayı tutmak, ona tutunmak'la ona kazık kakmak arasındaki
fark da burada başlayacaktır. Ne demiştik, 'dönüyordu', hâlâ da öyledir." –
Reha Çamuroğlu
İÇİNDEKİLER
Başlarken
Dinler ve Zaman
Kutsal Zaman, Tarihsel Zaman
Gnostik Zaman
Dem Bu Demdir Dem Bu Dem
Özgürlüğün Zamanı ya da Göçebe Zaman
Bitirirken
Genelde
bilim ve felsefenin problematiği gibi anlaşılan zaman, yakından bakıldığında
belki de en çok dinleri ilgilendirir. Çünkü kendisini zamandışı (ezelî ve
ebedî, başlangıçsız ve sonsuz) sayan bütün dinler, olgusal olarak tek tek
ele alındığında tarihseldir. Bir başka deyişle, ister kitaplı üç din,
Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, ister onlardan önce var olup
birlikte yaşamını sürdüren diğer dinler, Hinduizm, Budizm, Taoizm vd., belli
bir toplumsal yapının bir anından itibaren ortaya çıkar ve adım adım
şekillenir. Bu tarihsel oluş özelliği, dinlerin kendisini tanımladığı
zamandışılıkla çelişir. Tarihsel olan, bir gün ortadan kalkabilir, çünkü bir
başkasıyla yer değiştirebilir. Öyleyse her din, kendisini bu açmazdan
kurtarmak üzere zamanı yeniden tanımlamak zorundadır. Bu durum, özellikle
vahiy yoluyla gelen, kendi sistematiğini kurup mutlak doğru adına dünyayı
düzene sokmaya girişen kitaplı dinlerin ortodoks yorumları için
kaçınılmazdır. Bir tutum olarak ortodoksinin zamanı sahiplenmesi ise ister
istemez "öteki"ni dışarda bırakır. Burada kastedilen "öteki", dindışı veya
din karşıtı herhangi bir (ideolojik) duruş olabileceği gibi, o dinin
heterodoks biçimlerini de içerebilir.
Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu" adlı kitabında bu çetrefil sorunu, zamanın
ortodoks-heterodoks kavranış biçimlerini karşılaştırarak çözümlemeye
çalışır. Yazarın çabası bu kadarla sınırlı kalmaz. Özellikle ortodoks
İslam’ı ideolojiye dönüştürerek radikalleşen akımların (fundamentalizm),
zamanı tanımlama ekseninde, din karşıtı ideolojilerle (sosyalizm, komünizm)
örtüşen yanlarını da sergiler. Kitabın sonuç hükmü ise Bektaşîliğin,
Anadolu’da yüzyıllardır çeşitli baskı evrelerinden geçtiği halde, yayıldığı
bütün alanlarda varlığını koruyabilmesinin, zamanı kavrayışından
kaynaklandığı yolundadır.
Reha Çamuroğlu "Dönüyordu"da, başta üç dinin temel kitapları (Tevrat, İncil
ve Kuran) olmak üzere, diğer dinlerin kaynakları ile din/inanç ve düşünce
tarihi üzerine incelemelerden yararlanmış. Kitaptaki, Bektaşîliğin zamanı
kavrayışına ilişkin değerlendirmeler ise kayda geçmiş (yayımlanmış) Bektaşî
nefesleri kadar, tarikatın sözel olarak aktarılan bilgilerine de dayanıyor.
Reha Çamuroğlu, "Tarih, Heterodoksi ve Babaîler"de, dinin ortodoks yorumuyla
oluşan dünyevî modelin, toplumların tarihinde nasıl bir tahakküm aracına
dönüştüğünü göstermişti. Bektaşîliğin zamanı kavrayışının sergilendiği "Dönüyordu"da
ise, ortodoksinin yeniden tanımladığı zamanı sahiplenmesini ve kendini
anlamlandırma çabasını çözümlüyor.
Çamuroğlu’na göre, söz dinleri, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık,
zamanı çizgisel doğrultuda kavrayarak, tarihsel zamandan farklı bir kutsal
zaman anlayışıyla, geçmiş-bugün-gelecek eksenine oturur. İçine doğduğu
toplumun bugününden başlayarak dünü yeniden kurar, dolayısıyla yarını da
belirleme çabasına girişince kendini mutlaklaştırır, ortodokslaşır ve
geliştirdiği modelle, kaçınılmaz olarak bir tahakküm aracına dönüşür.
Toplumsal düzeyde "kaos" olarak nitelenen durumdan, kentlere ve uygarlığa
geçilir. Bu geçişin epistemolojik karşılığında ise ben ve öteki kavramları
ortaya çıkar. Mutlak olan ben, farklı olanı da belirleme çabasına girerek
yarattığı bu gerilimi sürekli kılar ve tahakkümünü yeniden üretir.
Dolayısıyla, her ne kadar zaman zaman aksi dile getirilse de, her üç dinin
şeriatı (doğru yol, Tanrı buyruğu), başka geleneklerin değerlerine kendini
kapatır; zamanın hâkimi olmak istediğinden, "öteki"ne hayat hakkı tanımaz.
Genel anlamda heterodoksinin zaman anlayışı ise döngüseldir. Çizgisel olarak
bütün zamana yayılan, bu yüzden de dünyevî olan zamanla ilgilenmez. Kutsal
zaman ile dünyevî zaman arasında bir noktada, bugünü esas alır.
Heterodokside dün yoktur; her şey bugün içinde olup biter. Dolayısıyla yarın
da bir anlam taşımaz. Tanrı inancı ise ortodoksların başvurduğu dolayımı
(Tanrı’nın ayetler aracılığıyla öğrenilmesini) dışlar. Heterodoks inanç
sahipleri Tanrı’nın doğrudan, içte, kendinde, kendini bilmeyle
algılanabilirliğini savunur. Bunun için bir araca, dile, dillere gerek
yoktur. Bu yüzden de her üç dinin heterodoksileri, kendilerini tarihsel
zamana bağlayan verili dil yerine, evrensel, insan için öncesiz ve sonrasız
olduğuna inanılan iletişim kalıpları üzerine yoğunlaşmıştır. Matematik,
resim, dans ve notaların evrenselliği vurgulanmış, etimolojik yapılarından
soyutlanan harfler, bu amaç için kullanılan başlıca araçlar haline
getirilmiştir.
Dinin bireyin özüyle ilgili olduğunu kabul eden heterodoksilerin bir diğer
ayırıcı özelliği, bu noktada ortaya çıkar. Birbirleriyle sürekli çatışan
ortodoksilerin aksine farklı dinlerin heterodoksileri, birbirlerine dil,
kültür ve tarih dayatmasından uzak durduklarından, hemen hemen her zaman
sıcak ve dostane ilişkiler içinde yaşarlar.
Bektaşîliğin "zaman konusunda oldukça özel, karmaşıklık kazanmış bir dizi
kilit düşünce ve kavrama sahip olduğunu" belirten Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu"da
bu inanç ve düşünce sistematiğinin yarattığı farklı anlam katmanlarını en
ince noktalarına kadar irdeleyerek anlatır. Yazara göre Bektaşîlik,
tarihteki biten zamanlara, olmuş bitmişlik duygusuyla yaklaşır; geçmiş değil
bugünün içindeki şimdiyle ilgilenir. Bektaşîlerin zaman kavrayışı, tıpkı
kanın beden içindeki devrini tamamlaması gibi döngüseldir. Bu özel anlamlı
şimdi kavramı, bünyesinde bir imkân olarak geçmiş ve geleceği birlikte
barındırır. Bütün değerler, dönüştürücü niteliğe de sahip olan bu sürekli
tekrarlanan an üzerine kurulur. Tarihsel olandan kopuş, tarihsel zamanın
olgusu olan din yerine imanı öne çıkartır. Böylece Tanrı üzerine düşünmek
değil, Tanrı’ya varabilmek için önce "kendini bilmek", kişinin kendi üzerine
(özünü) düşünmesi önem kazanır. Dolayısıyla da Tanrı’yı bilmek için engele
dönüşen kişinin okuma yazma bilmesi, Arapça bilmesi gibi zorunluluklar
ortadan kalkar. Çünkü döngüsel zaman içinde öz, belki şimdi çobandır ama
dünyaya daha önce âlim olarak gelmiş olabilir; bundan sonra da ne olarak
geleceği bilinmez. Şimdiki zamanın içinde her şeyi ve herkesi bir olanın
parçası ve kendinin "akrabası" sayan Bektaşîlik, ortodoksinin yarattığı
"iki"nin (ben ve öteki) gerilim ve çatışmasından da uzak durur.

Nesne ve Doğası
"Sürekli değişen bir evrende yaşıyoruz. Çevremizdeki varlıklarla birlikte,
biz de bu süregiden akışın içindeyiz. Şimdi yüzeyi düz ve parlak olan bir
nesne,daha sonra kırışıyor, sertliği yumuşaklığa dönüşüyor, rengini
değiştiriyor. Öte yandan kimi nesneler de büyüyor. Hemen her şey deviniyor.
Kendi büyüklüğündeki başka varlıklara göre devinmeyenler bile, içinde
bulundukları yapı dizgisiyle birlikte yer değiştiriyorlar. Pek çok nesne,
ardında başka nesneler bırakarak yok olurken, pek çok yeni nesne de varlık
ortamına katılıyor.
Bütün bunlar biz gözlemlesek de, gözlemlemesek de bilsek de, bilmesek de,
durmak bilmeden oluşumunu sürdürüyor. Gerçekten de, aynı 'akarsuya' iki kez
girebilmek söz konusu değil. Nedir böyle bir ortamda var olmak? Nedir bu
özdeş dediğimiz parça parça varlık, nesnelerin tümünün bir arada
oluşturduğu, nesnenin fiziksellik dediğimiz doğası?"
-Arda DENKEL-
Yazar: Arda Denkel
Yayınevi: Doruk Yayınları
Sayfa sayısı: 217
ISBN: 9755534113
Basım tarihi: Ocak 2003

Mülksüzler
"...Vermediğimiz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i
satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim
ya ruhunuzdadır ya da hiç bir yerde değildir." Konuşmasını bitirirken,
yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.
"Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı
anlatıyor; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden
olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar
aslında onunla başlamıştı.
"Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi
saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal-Darwinist
ekonomik özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm: eski Taocu düşüncede
öngörülen, Shelley ve Kropotkin'in, Goldmann ve Goodman'ın geliştirdiği
biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun,
otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir
(dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist
olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır."
Yazar: Ursula K. Le Guin
Yayınevi: Metis Yayıncılık
Çevirmen: Levent Mollamustafaoğlu
Sayfa sayısı: 313
ISBN:
Basım tarihi: Ocak 1999
Birinci bölüm, "Anarres - Urras",
s. 11-19
Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca
sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine
tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin
geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama düşünce
gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir
şey olmamıştı.
Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin
dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.
Bir tarafından bakıldığında duvar, Anarres Limanı adı verilen yirmi
beş hektar çorak alanı çevreliyordu. Limanda bir çift büyük servis vinci,
bir roket fırlatma platformu, üç ambar, bir kamyon garajı ve bir yatakhane
vardı. Yatakhane sağlam, pis ve yaslı görünüyordu, ne bahçesi vardı, ne de
içinde çocukları; açıkçası orada ne kimse yaşıyor, ne de kimsenin uzun süre
kalması düşünülüyordu. Aslında bir karantina bölgesiydi. Duvar yalnızca iniş
alanını değil, uzaydan gelen gemileri, o gemilerle gelen insanları,
geldikleri dünyaları ve evrenin geri kalan kısmını hapsediyordu. Evreni
çevreliyor, Anarres'i dışarda, özgür bırakıyordu.
Öteki tarafından bakıldığında duvar Anarres'i çevreliyordu: bütün
gezegen içerideydi, diğer dünyalardan ve insanlardan yalıtılmış, karantinaya
alınmış, dev bir esir kampıydı.
Yoldan birkaç kişi iniş alanına doğru geliyor, birkaçı da yolla
duvarın kesiştiği yerde bekliyordu.
Çoğu kez yakındaki Abbenay kentinden insanlar, bir uzay gemisi görmek
umuduyla, ya da yalnızca duvarı görmek için gelirlerdi. Ne de olsa
dünyalarının tek sınırlayıcı duvarıydı o. Başka hiç bir yerde Girilmez
levhasına rastlayamazlardı. Özellikle yeni yetmeler kapılıyordu duvarın
çekiciliğine. Yanaşıp üstüne otururlardı. Ambarlardaki taşıyıcılardan
sandıkları indiren, izlenecek bir ekip görmeyi umarlardı. Platformda bir yük
gemisine bile rastlayabilirlerdi. Yük gemileri yılda yalnız sekiz kez
gelirdi. Gelişleri limanda çalışanlar dışında kimseye duyurulmazdı. Onun
için bu kez izleyiciler çalışan birilerini görünce, başlangıçta
heyecanlandılar. Ama onlar bir uçta; hareketli vinçlerle çevrilmiş, alçak,
kara kule alanın öbür ucunda duruyordu. Sonra ambar ekiplerinin birinden bir
kadın gelip "Bugünlük kapatıyoruz kardeşler," dedi. Güvenlik kolluğu
takıyordu, en az uzay gemisi kadar seyrek görülen bir şeydi bu. İşte bu
biraz heyecan yaratmıştı. Kadının sesi yumuşaktı, ama bir kesinlik
seziliyordu. Takımının ustabaşıydı; sorun çıkacak olursa yoldaşları ona arka
çıkardı. Zaten görülecek pek bir şey de yoktu. Yabancılar, dış dünyalılar
gemilerinde saklanıyorlardı. Gösteri yoktu.
Savunma ekibi için de sıkıcı bir gösteriydi bu. Bazen ustabaşı
birinin duvarı aşmaya çalışmasını diliyordu; gemiden atlayan bir yabancının
veya gemiye yakından göz atmaya çalışan Abbenay'lı bir çocuğun. Ama bu hiç
olmamıştı. Hiç bir zaman hiç bir şey olmuyordu. Olay gerçekten çıktığında
da, o hazırlıklı değildi.
Dikkatli'nin kaptanı "O kalabalık gemime mi saldıracak?" diye sordu.
Ustabaşı baktı ve limanda gerçekten büyük, yüz ya da daha fazla
kişiden oluşan bir kalabalık olduğunu gördü. Orada öylece duruyorlardı.
Kıtlık sırasında ürün taşıyan trenleri istasyonlarda bekleyen insanların
durduğu gibi. Ustabaşını korkutuyordu bu.
"Hayır," dedi yavaş ve sınırlı İocası'yla. "Protesto ediyorlar. Şeyi
protesto ediyorlar... Nasıl derler... Yolcuyu."
"Şu gemiye binecek pezevengin mi peşindeler yani? Onu ya da bizi
durdurmaya mı çalışacaklar?"
Ustabaşının diline çevrilemeyen "pezevenk" kelimesi kendi halkı için
yabancı bir terimden başka bir şey ifade etmiyordu ona, ama ne kelimenin
söylenişi hoşuna gitmişti, ne kaptanın ses tonu, ne de kaptanın kendisi.
"Başının çaresine bakabilir misin?" dedi.
"Boşversene. Sen yalnızca geri kalan yükün boşaltılmasını sağla,
çabuk olsun. Şu yolcu olacak pezevengi de gemiye getir. Hiç bir Odocu
kalabalığı bize bir şey yapamaz." Beline taktığı, şekilsiz bir penise
benzeyen madeni nesneyi okşadı ve silahsız kadına hor görerek baktı.
Kadın, silah olduğunu bildiği
fallik nesneye soğuk bir bakış fırlattı. "Gemi 14'te yüklenmiş olacak,"
dedi. "Mürettebat içeride güvencede olur. Kalkış 14:40'ta. Yardım istersen
Uçuş Kontrol'a teyp mesajı bırak." Kaptan bir şey diyemeden uzaklaştı.
Kızınca adamlarına ve kalabalığa karşı daha sert davranıyordu. "Yolu açın!"
dedi duvara yaklaşırken. "Kamyonlar geliyor, kaza çıkmasın. Kenara çekilin!"
Kalabalıktaki erkek ve kadınlar onunla ve kendi aralarında tartışmaya
başladılar. Yolu geçip duruyorlardı, bazıları duvarı geçti. Ama yine de yolu
açtılar. Ustabaşı kalabalığı yola getirmekte ne kadar deneyimsizse, onlar da
bir kalabalık oluşturmakta o kadar deneyimsizdiler. Bir kalabalığın öğeleri
değil, bir topluluğun üyeleri olduklarından kitle psikolojisiyle hareket
etmiyorlardı. Ne kadar insan varsa o kadar değişik duygu vardı. Ayrıca
komutların rasgele olmasını beklemediklerinden, komutlara uymama deneyimleri
de yoktu. Deneyimsizlikleri yolcunun hayatını kurtardı.
Bazıları oraya bir haini öldürmeye gelmişlerdi. Bazıları ise onun
gitmesini engellemeye veya ona hakaret etmeye, ya da yalnızca bakmaya
gelmişlerdi. Bütün bu diğerleri, katillerin yolunu tıkıyordu. Hiç birinde
ateşli silah yoktu, ancak birkaçı bıçak taşıyordu. Onlar için saldırının
anlamı yalnızca bedensel saldırıydı, haini ellerine geçirmek istiyorlardı.
Korunmuş olarak, bir araç içinde gelmesini bekliyorlardı. Mal taşıyan bir
kamyonu incelemeye çalışır ve öfkeli sürücüsüyle tartışırken, aradıkları
adam yalnız başına ve yürüyerek geldi. Farkına vardıkları zaman çoktan
alanın yarısını geçmişti, arkasında beş savunma görevlisi onu izliyordu. Onu
öldürmek isteyenler takibe –çok geçti– sonra da taş atmaya –pek de geç
değildi– giriştiler. Hedefledikleri adamı tam gemiye binerken ıskaladılar,
ama koca bir taş savunma görevlilerinden birinin tam kafasına geldi ve adamı
anında öldürdü.
Geminin kapakları kapandı. Savunma ekibindekiler geri dönüp ölü
arkadaşlarını taşıdılar; gemiye doğru koşarak gelen kalabalığın önderlerini
durdurmak için herhangi bir şey yapmıyorlardı, ama öfke ve şoktan yüzü
bembeyaz olan ustabaşı onlar geçerken arkalarından küfretti. Kalabalık ise
ustabaşına çarpmamak için kenardan geçti. Gemiye ulaştıklarında kalabalığın
öncü kolu dağıldı ve kararsız, durdu. Geminin sessizliği, dev, iskeletsi
servis kulelerinin ani hareketleri, toprağın garip yanık görüntüsü, insan
boyutlarında herhangi bir şeyin olmaması zihinlerini karıştırıyordu. Gemiye
bağlı bir aletten çıkan buhar veya gaz kaçağı bazılarını irkiltti, yukarıda
kara tüneller gibi duran roketlere tedirginlikle baktılar. Limanın öte
yanında bir uyarı sireni öttü. Önce biri, sonra bir başkası kapıya doğru
yöneldi. Kimse onları durdurmadı. On dakika içinde liman boşalmış, kalabalık
Abbenay'a giden yol boyunca dağılmıştı. Hiç bir şey olmamış gibiydi.
Dikkatli'nin içinde ise bir sürü şey oluyordu. Yer Kontrol, fırlatma
zamanını öne aldığı için bütün işlemler iki kat hızlı yapılmak zorundaydı.
Kaptan, ayak altında dolaşmamaları için yolcuyla doktorun kemerlerinin
bağlanıp mürettebat kamarasında kilitli tutulmalarını emretmişti. Kamarada
bir ekran vardı, isterlerse kalkışı izleyebilirlerdi.
Yolcu izliyordu. Limanı, limanın çevresindeki duvarı, duvarın ta
dışında, Ne Thera dağlarının maki ve seyrek gümüşi aydikeniyle benekli uzak
bayırlarını görüyordu.
Bütün bunlar birdenbire parıldayarak akıp gitti ekrandan. Yolcu
başının yastıklı arkalığa bastırıldığını hissettı. Dişçi koltuğuna
benziyordu, baş geriye bastırılmış, çene zorla açılmış. Nefes alamıyordu,
midesi bulanıyordu, korkudan barsaklarının gevşediğini duydu. Bütün bedeni
onu ele geçiren güçlere haykırıyordu, şimdi değil, henüz değil, bekleyin!
Onu kurtaran gözleri oldu. Görmekte ve aktarmakta ısrar ettikleri şey
onu dehşetin donukluğundan çıkardı. Çünkü şimdi ekranda garip bir görüntü,
soluk, taştan dev bir düzlük vardı. Büyük Vadi'nin üstündeki dağlardan
görünen çöldü bu. Büyük Vadi'ye nasıl dönmüştü? Kendi kendine uçakta
olduğunu söylemeye çalıştı. Yoo, uzay gemisinde. Düzlüğün kenarı suya
yansıyan ışığın, uzak bir denizin ışığının parıltısıyla ışıldadı. O çöllerde
hiç su yoktu. Gördüğü neydi o zaman? Taş düzlük artık düz değil, güneş
ışığıyla dolu dev bir çanak gibi oyuktu. O izlerken çanak ışıklar saçarak
düzleşti. Birdenbire üzerinde boylu boyunca bir çizgi belirdi, soyut,
geometrik, bir çemberin mükemmel kesiti. Bu yayın ötesinde karanlık vardı.
Bu karanlık bütün resmi tersine çevirdi, negatifini aldı. Gerçek, taş kısmı
artık içbükey ve ışık dolu değil, dışbükey ve ışığı yansıtan, ışığı yadsıyan
bir hal almıştı. Bir düzlük veya çanak değil, bir küre, karanlıkta düşen, ta
uzaklara düşüp giden beyaz, taştan bir toptu. Onun dünyasıydı bu.
"Anlamıyorum," dedi yüksek sesle.
Birisi onu yanıtladı. Bir süre, iskemlesinin yanında oturan kişinin
onunla konuştuğunu, onu yanıtladığını anlayamadı, çünkü artık bir yanıtın ne
olduğunu anlayamıyordu. Yalnız bir tek şeyin açıkça farkındaydı, kendi
mutlak yalıtılmışlığının. Dünya altından kaymış ve yalnız bırakılmıştı.
Her zaman bunun olacağından korkmuştu, ölümden korktuğundan da çok.
Ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır. O ise kendini kurtarmış,
diğerlerini yitirmişti.
En sonunda yanında duran adama bakmayı başardı. Bir yabancıydı
kuşkusuz. Bundan sonra hep yabancılar olacaktı çevresinde. Adam yabancı bir
dilde konuşuyordu: İoca. Kelimeler anlamlıydı. Bütün küçük şeyler
anlamlıydı, yalnızca bütünü anlamsızdı. Adam onu iskemleye bağlayan
kemerlerle ilgili bir şey söylüyordu. Kemerlerle oynadı. İskemle doğruldu;
başı döndüğü ve dengesini yitirdiği için az daha düşüyordu. Adam herhangi
birinin yaralanıp yaralanmadığını sorup duruyordu. Kimden bahsediyordu?
"Yaralanmadığından emin mi?" İoca'da doğrudan hitabın kibar şekli üçüncü
tekil şahıstı. Adam onu kastediyordu. Neden yaralanabileceğini bilmiyordu;
adam taş atmayla ilgili bir şeyler söylüyordu. Ama taş hiç bir zaman
çarpmayacak, diye düşündü. Taşı, karanlıkta düşen beyaz taşı görmek için
yeniden ekrana baktı, ama ekran boştu.
"İyiyim," dedi sonunda rasgele.
Bu adamı tatmin etmedi. "Lütfen benimle gelin. Ben doktorum."
"İyiyim."
"Lütfen benimle gelin, Doktor Shevek!"
"Sen doktorsun," dedi Shevek bir anlık duraklamadan sonra. "Ben
değilim. Adım Shevek."
Kısa, açık tenli, dazlak bir adam olan doktor kaygıyla yüzünü
ekşitti. "Efendim, odanızda kalmalısınız– bulaşıcı hastalık tehlikesi–
benden başka kimseyle ilişkide olmamanız gerekliydi, iki aylık
dezenfektasyon süresinden boşuna geçtim, şu kaptanın Allah belasını versin!
Lütfen benimle gelin, efendim. Beni sorumlu tutarlar–"
Shevek küçük adamın tedirgin olduğunu algıladı. Vicdan azabı veya
sempati duymuyordu, ama şu anda olduğu yerde, mutlak yalnızlıkta bile tek
bir kural, tanıdığı tek kural geçerliydi. "Peki," dedi ve ayağa kalktı.
Hâlâ başı dönüyor, sağ omuzu ağrıyordu. Geminin hareket ediyor olması
gerektiğini biliyordu, ama hareket duygusu yoktu; yalnızca sessizlik,
korkunç ve kesin bir sessizlik vardı duvarların dışında. Doktor sessiz
madeni koridorlardan geçirerek bir odaya götürdü onu.
Çok küçük, sıkıca kapalı bir odaydı bu, duvarları boştu. Oda,
Shevek'i itiyordu, unutmak istediği bir yeri anımsatıyordu ona. Eşikte
durdu. Ama doktor ısrar etti, yalvardı; o da içeriye girdi.
Rafa benzeyen yatağa oturdu ve doktoru kayıtsızca izledi. Hâlâ sersem
ve uyuşuk hissediyordu kendini. İlgilenmesi gerektiğini biliyordu; bu adam
gördüğü ilk Urras'lıydı. Ama çok yorgundu. Arkasına yaslanıp uyuyabilirdi.
Bir gece önce sabaha kadar oturup makalelerini karıştırmıştı. Üç gün
önce Takver'le çocukları Barış-ve-Bolluk'a götürmüştü, o zamandan beri de
hep meşguldü, radyo kulesine koşup Urras'takilerle son dakika görüşmeleri
yapıyor, Bedap ve diğerleriyle tasarıları ve olanakları tartışıyordu. Bütün
bu koşuşturma boyunca, Takver gittiğinden beri aslında onun işleri değil,
işlerin onu yaptığını hissediyordu. Başkalarının elindeydi. Kendi iradesi
işlememişti. İradesi harekete geçme gereği duymamıştı. Her şeyi başlatan, bu
anı ve etrafındaki duvarları yaratan kendi iradesiydi. Ne kadar önce?
Yıllar. Beş yıl önce, Chakar'da, dağlarda, gecenin sessizliğinde Takver'e "Abbenay'a
gidip duvarları yıkacağım," dediği zaman. Hatta daha da önce, çok önce,
Toz'da, kıtlık ve umutsuzluk yıllarında, bir daha asla kendi iradesi dışında
hareket etmeme sözü verdiği zaman. O sözü tutarak buraya getirmişti kendini:
bu zamansız ana, bu dünyasız yere, bu küçük odaya, bu hücreye.
Doktor çürümüş omuzunu inceledi (çürük Shevek'i şaşırtmıştı; limanda
ne olup bittiğini farkedemeyecek kadar gergin ve telaşlıydı, taşın
çarptığını duymamıştı bile). Doktor elinde bir iğneyle ona dönmüş
bekliyordu.
"Bunu istemiyorum," dedi Shevek. Konuşurken İocası yavaştı, radyo
konuşmalarından bildiği kadarıyla kötü de telaffuz ediyordu, ama dilbilgisi
yeterince düzgündü. Anlamakta konuşmaktan daha fazla güçlük çekiyordu.
"Bu kızamık aşısı," dedi doktor, her profesyonel gibi o da sağırdı.
"Hayır," dedi Shevek.
Doktor bir an dudağını ısırdı, sonra "Kızamığın ne olduğunu biliyor
musunuz efendim?" dedi.
"Hayır."
"Bir hastalık. Bulaşıcı. Genellikle erişkinlerde şiddetlidir.
Anarres'te yok; gezegene yerleşilirken alınan koruyucu önlemler hastalığın
kökünü kazıdı. Urras'ta çok sık görülür. Sizi öldürebilir. Sık görülen
birçok diğer viral enfeksiyon gibi. Bağışıklığınız yok. Sağ elinizi mi
kullanıyorsunuz efendim?"
Shevek otomatik olarak "hayır" anlamında başını salladı. Doktor bir
sihirbaz zarafetiyle iğneyi sağ koluna batırdı. Shevek buna ve diğer
iğnelere sessizce razı oldu. Kuşkulanmaya veya karşı çıkmaya hakkı yoktu.
Kendini bu insanlara teslim etmişti; doğuştan kendinin olan karar hakkını
devretmişti. Dünyasıyla birlikte, Vadedilmiş dünyasıyla, o çorak taşla
birlikte bu hak da elinden kayıp düşmüş, ondan uzaklaşmıştı.
Doktor konuşmaya devam etti, ama o dinlemiyordu.
Saatler, günler boyunca bir boşlukta, geçmişsiz ve geleceksiz, kuru
ve berbat bir boşlukta yaşadı. Dışarıda sessizlik vardı. Kolları ve kaba
etleri iğnelerden sızlıyordu; ateşi çıktı, kendini kaybettirecek kadar
yükselmeyen, ama onu bilinç ile bilinçsizlik arasındaki sınır bölgesinde
bırakan bir ateşti bu. Zaman geçmiyordu. Zaman oydu: yalnız o. Irmak oydu,
ok da, taş da o. Ama hareket etmiyordu. Atılan taş hâlâ orta yerde asılı
duruyordu. Gündüz veya gece yoktu. Bazen doktor ışığı kapatıyor veya
açıyordu. Yatağın yanındaki duvarda bir saat vardı, kolu anlamsızca
göstergedeki yirmi şeklin birinden diğerine hareket ediyordu.
Uzun, derin bir uykudan sonra uyandı ve yüzü saate dönük yattığı için
uykulu gözlerle onu inceledi. Kolu 15'ten biraz ileride duruyordu, eğer
gösterge 24 saatlik Anarres saati gibi geceyarısından başlayarak okunursa
öğleden sonra sayılırdı. Ama uzayda iki dünya arasındayken nasıl öğleden
sonra olabilirdi? Geminin de kendine ait bir zamanı olması gerekiyordu
tabii. Bunu keşfetmek ona müthiş bir cesaret verdi. Doğrulduğunda başı
dönmedi. Yataktan kalkıp dengesini bulmaya çalıştı; gerçi topuklarının yere
tam yapışmadığını hissediyordu, ama fena değildi. Geminin yerçekimi çok
zayıf olmalıydı. Bu duyguyu pek sevmemişti; sürekliliğe, sağlamlığa ve katı
gerçeklere gereksinimi vardı. Bunları aramak için küçük odayı sistemli bir
biçimde incelemeye başladı.
Boş duvarlar, her biri panele bir dokunuşta ortaya çıkmaya hazır
sürprizlerle doluydu: lavabo, bok taburesi, ayna, masa, iskemle, dolap,
raflar. Lavaboyla ilgili bir sürü tümüyle gizemli elektronik aygıt vardı ve
musluk kolunu bıraktığınızda su kesilmiyordu. Shevek bunun ya insan doğasına
duyulan büyük güvenin, ya da bol miktarda sıcak suyun göstergesi olduğunu
düşündü. İkincisinin doğru olduğunu varsayarak bol suyla yıkandı, havlu
bulamadığı için de sıcak hava üfleyip gıdıklayan gizemli aygıtlardan biriyle
kurulandı. Kendi elbiselerini bulamadığı için, uyandığında üstünde olan
şeyleri giydi: İkisi de sarı üzerine küçük mavi benekli, gevşek tutturulmuş
bir pantolon ve şekilsiz bir tünik. Aynada kendine baktı. Yarattığı etki
olumsuzdu. Urras'ta böyle mi giyiniyorlardı? Boş yere bir tarak aradı,
sonunda saçını eliyle arkaya yatırdı ve kendine çeki düzen vermiş olarak
odadan çıkmaya hazırlandı.
Çıkamadı. Kapı kilitliydi.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER
Zühtü Bayar, “Ursula K. Le Guin’in
Canıma Okuyuşunun Öyküsüdür”, Matbuat, Sayı 24, Mayıs 1997
Le Guin'i ve iki büyük ödüllü yapıtı Mülksüzler'i BK edebiyatı içinde yerli
yerine oturtmak istersek, şunları da eklememiz gerekli: Mülksüzler, BK
edebiyatı yapıtları sınıflandırmasında, "Bilimsel BK"nun "sosyo-politik BK"
sınıfına girer. Her ne kadar yazarın kendisi, "İkircikli Bir Ütopya"
altbaşlığını kullanmışsa da, bu tabir BK'yu derinlemesine tanımayan okur ve
eleştirmenler için kullanılmış olsa gerektir. Mülksüzler'in
sınıflandırmadaki yeri, George Orwell'in 1984'ü, Yevgeni İvanoviç
Zamyatin'in Mıy-Bizler'i, Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sı ve nihayet
bir Türk yazarının, Dr. V. Bilgin'in Rüya mı Hakikat mı?'sının yanıdır.
Mülksüzler'in bir ütopya olarak gösterilmesi doğru değildir ve zaten kaotik
bir durumda olan kuramsal Türk edebiyatında daha da büyük karışıklıklara yol
açabilir. Hem unutmamak gerekir ki, her BK yapıtı temelde bir "utopia"dır.
Son olarak Le Guin'in altı çizilmesi gereken bir başka özelliğine
daha dokunalım. Bu yazar, diğer yetkin ürünler veren bilimkurgucu
meslektaşları gibi özel bir yazınsal BK üslubu geliştirdikten başka,
lenguistik sorunlarla da derinlemesine ilgilenir. Onun için Ursula'yı
okurken, sentetik bir biçimde yarattığı sözcüklerin semantiği üstünde
dikkatle durmak gerekir.
"Nebula" ve "Hugo" ödüllerini kazanmış ve "SF Masterpiece" sıfatıyla
taçlandırılmış Mülksüzler için başka ne diyebilirim ki? Okuyalım; dikkatle,
zevkle, tümcelerin altını çize çize ve yazarın kurgulamadaki başarısına
saygı duyarak...
Neval N. Şenci , Özgür K. Tekin, "Mülksüzler", İmlasız, Sayı 3,
Eylül-Ekim 2003
"Anarşistiniz burada..."
Algımızı yerli yerine oturtan düşlerimiz, ne isteyip ne istemediğimiz hayatı
ve insanı tanımlamamıza ayna tutarken, bakışın en önemli eksenlerinden
birini iktidar ve iktidarla ilişkiyi nasıl anlamlandırdığımız oluşturur.
Platondan Campenalla'ya bilinen bütün ütopyalar mükemmeliyetçi,
idealize coğrafyası ve toplumuyla totaliter bir yapıdadır. Le Guin ise
Mülksüzler’de anarşist dünya Anarres ve tam tersi
Urras'ı anlatırken tuttuğu aynada görünenlerle, sırlı yanda duranları
düşündürmesini, kısıtlayıcı bağlardan kurtulan aklın akıp gitmesini ve
sorgulanmayanın sorgulanmasını yani yüzleşmeyi sağlar. İktidar ilişkilerine
karşı duruş Le Guin'in yazısının debisini oluşturur.
Mülksüzler romanı ikiz dünyaların –ancak yaşam biçimi ile birbirine
tamamen zıt– karşıtlıklarının, anarşist dünya ile kapitalist, devletçi
dünyanın ve bu dünyalar arasında ki yolculuğun anlatıldığı bir roman. Roman
dünyalarını siyah ve beyazın iç içe geçtiği bir ying-yang metaforu olarak
düşünebiliriz. Zaten roman metaforlar ve ironiler üzerine kurgulanmış.
Anarres; çorak, kıtlık içinde yaşam sürmeye çalışan, devletsiz, hiyerarşisiz
özgür ve Odocuların gezegeni (anarşist). Urras ise doğanın cömert
davrandığı,bolluk içinde yaşayan sınıflı, hiyerarşik ve devletçi (arşist)
bir gezegen. Gezegen isimleri dil oyunları ile kurgulanmış. Anarres adı
anarşiyi çağrıştırıken. (Yunanca Anarşi: An-arche "arche"; baş, başat "an"
takısı olumsuz iyelik -siz,-sız Başsız) diğer yandan mal mülk sahibi olmayan
anlamına da geliyor.(Latince res: şey,nesne). Urras ise USA ve USSR
harflerinden devşirilmiş.Ayrıca Ur Almanca ilk, başlangıç anlamına geliyor.
Anarres Urras'tan gelen göçmenlerden oluşmuş. Urras ilk gezegen, eski dünya.
Bu noktada bu metaforu; gelişimin,değişimin metaforu, Urras'tan Anarres'e
evrim olarak yorumlamak mümkün.
"Hiçbirşey senin değildir..."
Roman Anarres'in Kuzeybatışı bölgesinde doğan fizikçi/devrimci
Shevek'in Urras'tan gelenlerle birlikte Urras'a doğru yol almasıyla
başlıyor. Roman Urras'ta ilerlerken, Anarres'e flashback (geri dönüş) yapıp
bu yolculuğa çıkışın nasıl evrilmeye başladığını ve Anarres'i anlatıyor. Bu
yolculuk iki gezegen arasındaki ilk ziyarettir. Shevek uzay gemisinden
arkasında bıraktığı duvarlarla çevrili bir ironidir. Tüm duvarlar gibi iki
anlamlı, iki yüzlü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu nereden baktığınıza
bağlı.
Bir zamanlar Urras'ta yaşayan Odo ve Odocular devrimden önce
Anarres'e ihraç edilmişlerdi. Acaba Le Guin; özgürlükçü ütopyanın kapitalist
totaliter bir dünya da varolmayacağını, kendisine yaşam alanı
yaratamayacağını düşündüğü için mi her şeyin sıfırdan başlayacağı boş bir
gezegeni seçti? Aslında Odocuların otoriter sistemi hedef alması ve
varlıklarının diğer insanları da etkileyeceğini bilen hükümetler Shevek'in
Urras'ı ziyaretinden yüz elli yıl önce Odocuları Anarres'e sürgüne
göndermişti. Daha sonra Anarres gezegenine ne kadar çorakta olsa insanlar
kendi istekleri ile gittiler.
Anarres karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, paylaşma temelinde kendi
yollarının efendileri ve özgür insanlar tarafından düşlenmişti. Urras'tan
ayrılarak Anarres'de yerleşim alanlarına akıl anlamına gelen Abbenay adını
veren Odocu toplum için merkezsizleşme ve bireylerin hükmetme güdüsüne
hizmet eden hiçbir kuruluşun olmaması önemli ögeler olarak varolur. Kent
öncesi, teknoloji öncesi kabile yaşamına dönmeden anarşizmlerini çok ileri
bir uygarlığın, karmaşık çeşitlilik içeren bir kültürün dengesi içinde
yaşatmaktır esas olan. Anarresliler başlangıçtan beri merkezileşmenin büyük
bir tehdit olduğunun farkındadır. "Sahip olmak yanlıştır. Paylaşmak
doğrudur. Tüm benliğinden, bütün o geceler ve günler boyunca tüm yaşamından
başka neyi paylaşabilirsin ki?" (s. 52) Ancak belleğini yitiren toplumların
üst şokları yaşayıp savrulması, ruhunun eylemsizleşmesini Anarres de kimi
noktalarda içinde barındırır. Anarres de mükemmel bir dünya değil. Doğal
yapı uygar bir toplumun devamı için elverişli olmaktan çok uzak. Hâlâ
otorite olmak isteyen, bürokratik eğilimleri taşıyan insanlar mevcut. Zaten
mükemmele ulaşma motivasyonu da içinde tekdüzeliği, robotlaşmayı barındıran
tehlikeli bir motivasyon (Burada Chuck Palahnuik'in Fight Club
romanındaki Tyler ile anlatıcı arasındaki bir diyaloğu hatırlıyorum:
"Mükemmel olmaya çalışma, bence evrilelim ve bırakalım herşey düşeceği yere
düşsün") Anarres'te kadınların yaşam boyu eşlik isteği sahiplenici, bebek
sahibi olma isteği onların mülkiyetçi hisler taşımasına neden oluyor.
Feminist/Anarşist bir yazar olan Le Guin'in anarşist bir dünyada bile kadını
sahiplenmeye yatkın olarak betimlemesini;yaşam boyu eşlik isteğinin özünde
mülkiyetçi olduğuna vurgu yapmak için mi, yoksa günümüz toplumundaki kadının
edilgenliğine ironik bir atıf olarak mı okumalıyız? Ancak Odo'nunda bir
kadın olduğunu ve evli olduğunu da bilerek. Le Guin'in sorguladığı bir başka
şeyde tahakkümün ve hiyerarşinin ortadan kaldırıldığı, dayanışmanın ve
karşılıklı yardımlaşmanın tek etik kural olduğu bir toplum;i nsanın ölüm ve
yalnızlık gibi duygularının verdiği acıya yanıt bulabilirliği. Yoksa
Shevek'in dediği gibi: "Gerçek kardeşlik paylaşılan acıdan mı başlıyor?" (s.
63) Anarres'in diğer açmazları ise; Çorak bir gezegen olmasından kaynaklanan
kıt kaynaklarla ayakta durma zorunluluğu. Merkezileşmenin önüne geçmek
isterken kıt kaynaklar nedeniyle üretim ve dağıtımın Abbaney'deki ÜDE
(üretim ve dağıtım eşgüdümü) sendikalarından –merkezden– sağlanıyordu.
ÜDE'de bir bilimciler bürokrasisi oluşuyordu. Anarres yeni bir toplum
yaratmanın sancıları ile yüzleşmek zorundaydı.:
"Ey yeni doğmuş anarşi,sonsuz vaad / sonsuz dikkat /
dinliyorum,dinliyorum gecede | gece kadar derin beşiğin yanıbaşında | çocuk
iyi mi diye" (Göç'ün ondördüncü yılında Pio Atean tarafından yazılmış bir
şiir s.92)
Toplumsal organizmanın en önemli etkinliği eğitim, katı, ahlakçı ve
otoriter bir tutumla Odo'nun sözlerini yasaymışçasına ezberletmek
istemesi.Yazdıklarıyla farklı olanlar algı dışına itilir Tirin karakterinde
olduğu gibi. Tam bu noktada anarşist dünyaya özgü aklın özgürlüğü, yıkıcı
tutkularıyla Shevek, Bedap, Takver gibiler devrim olarak farklılıklarını
ortaya koyarlar. Urras'la iletişim kurmak isteyenlerin hain olarak
damgalanmasına karşın otoriteye taviz vermeyerek kendi vicdan ve bilincinin
inisiyatifi doğrultusunda Shevek,karşılıklı yardımlaşma-dayanışma kültürünü
yani kendi gerçeğini, meselesini anlatmak paylaşmak, Urras gerçeğini görmek
ve duvarları yıkmak için aslında geri dönüş olan yolculuğuna çıkar.
"Siz bizim tarihimizsiniz. Belki biz sizin geleceğiniziz. Öğrenmek
istiyorum, görmezlikten gelmek değil." Shevek Urras'ta ki bilim adamları ile
bir süredir fizik alanında görüşlerini paylaşmaktadır. Ancak "satın almanın
ve satmanın","güç'ün" dünyasında bilim bir takım güç dengelerini değiştirmek
için bir araçtır. Shevek Urras'a görüşlerini paylaşmak, devrimi orada
ateşlemek ve duvarları yıkmak amacıyla gider. Urras hakkında bildikleri
Odo'nun yazdıkları ile sınırlıdır. Urras farklıdır. Çok verimli toprakları,
okyanusları, Anarres’te olmayan ve bitkileri ve Anarres'tekilerin hiç
görmediği hayvanları ile. Urras ayrıca "satın alma, satma, sahip olma,
biriktirme, statü, ataerkillik, bencillik, konformizm ve devlet" gibi
Shevek'in anlayamadığı bir yaşamdır. Her şeyi yüzeyselleştiren, tüketim
diliyle konuşan bayağı yaşantılarından fazlasıyla memnun Urraslılar
–yumuşakçalar– derinliğine ilerleyememenin böcekçe korkusuyla süslü
ambalajlarında bir iktidar ucubesi olarak Shevek'in karşısına çıkarlar.
Temel ahlaki varsayımının mülkiyet ve karşılıklı saldırganlık olduğu
toplumda nesneler, duygular, aşklar, insanlar alınır satılabilir ve
tüketilebilirdi. Zenginlik yani ekonomik iktidar, cinselliğin erkeğin
iktidarı, hiyerarşik ilişkilerin kanıksanması ve güce tapınmanın izdüşümü
özellikle kadınların konumunda dikkat çekicidir. Kadınların Urras'ta bir
amacı ve yeri yoktur. "Mülk sahibi sınıfların erkek üyelerini cinsel
kullanımı için saklanan kadınlar, mülksüz sınıfın insanları tarafından
kendilerine akşam yemeği sunulana dek bütün gün kumsalda yatar" (s. 45) ya
da Artonun Shevek'in savaş karşısındaki tutumuyla odocu görüşü eleştirmek
için söylediği sözler statü ve aristokratik yaşam tarzının kadın
ayrımcılığının simgeleşmesi: "Odoculuğun derdi ne biliyor musun dostum,
biraz kadınsı olması. Yaşamın erkekçe yönlerini almıyor. Kan ve çelik,
savaşın parıltısı..." (s. 256) Urras'ta herşey Devlet içindir ve Devlet her
şeydir. Urras'ta yaşayanlar için "yönetmek-yönetilmek" kaçınılmaz ve
doğaldır. Otoritenin dil'i ile düşünürler, konuşurlar, eylerler. Otoritesiz
bir dünyayı tasavvur edemezler. Oysa Shevek oradaki varlığı ile "Devletin
gereksizliğinin kanıtıdır". Urras'ta eşitlik ilişkileri hiyerarşi ile
belirleniyorken ve yönetiliyorken Anarres'te yönetilen tek şey üretim ve
organizasyonudur. Urras Anarres'in tarihidir, Anarres'te Urras'ın
geleceği...
Shevek İo'da Odocu düşünceleri yaymak Anarres ile Urras arasında bir
dayanışma başlatmak istiyordu.Ancak kapitalist İo devletini sosyalist Thu
devletine tercih etmişti (Urras'ta iki hükümet var Kapitalist İo, Sosyalist
Thu). Shevek neden özgürlükçü idealin kapitalist toplumda, sosyalist
toplumda olduğundan daha kolay yeşereceğini düşünüyordu? Shevek'in sosyalist
Thu devletini daha totaliter ve yurtsever olduğunu, otoriter devlet
aygıtının daha katı işlediğini bildiği için mi yoksa Le Guin'in tarihsel
materyalizme, liberal marksizme sıcak bakması mı kapitalist toplumun daha
rahat dönüşeceği düşüncesine etkili olmuştu. Belki her ikisi de...
Anarres çok zor bir dönemden geçiyordu. Zaten kıt olan doğal
kaynaklar gittikçe azalmış kış acımasızca Anarreslileri açlıkla yüz yüze
bırakıyordu. Gönüllü çalışmalar ve dayanışma ne kadar artsa da açlık bir
süre sonra kaçınılmaz olarak şiddete, mülkiyetçiliğe dönmeye başlıyordu. (s.
230)
Ayrımcı ve mülkiyetçi dünyanın tam içinde bir o kadar da uzak olan
Shevek konuşamamaktan, devrimden söz edememekten bıkmıştı. Shevek'i Urrasa
getiren iletişim gereksinimi, duvarları yıkmak isteğiydi. Düşüncenin
doğasında iletilmek yazılmak ve gerçekleştirilmek vardı. Bu konumunda Shevek
ruhu gün ışığına koşan çocuk gibi cebinde bulduğu mesajın peşinden gider.
"Haksızlık ve baskıdan bunaldık ve karanlık gecede özgürlük ışığını görmek
için yüzümüzü kardeş dünyaya çevirdik. Bize kardeşlerine katıl!" (s. 175)
Shevek notu cebine koyan Liberter Sendikalistlerle İo genel grev gösterisi
ile hükümetini sarsmaya hazırlanmaktadır. Yönetim meydanında yüz binlerce
insan özgürlüğü haykırır. Shevek'in kalabalığa: "...Vermediğiniz şeyi
alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrimi satın alamazsınız. Devrimi
yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzda ya hiçbir
yerde..." sözleri İo hükümeti askerlerinin kalabalığa ateş açması ile
kesilir... Binlerce insan az önce şarkıların, coşkunun yankılandığı meydanda
acımasızlığın sessiz tanığı olarak yatmaktadır. İo hükümeti cadı avı
başlatır... Shevek'in Urras'la Arz'la. Hain'le kardeşlik bağı oluşturma
isteği, Urras'ta özgürlüğün yeşerebileceğine inancı yıkılmıştı. Anarres'e
dönme vakti gelmişti. "Gerçek yolculuklar geri dönüşlerdir."
Ursula K. Le Guin, Philip K. Dick ve Stanislaw Lem ile birlikte
bilimkurgunun en yaratıcı ve özgün yazarlarındandır. Türkiye'de genellikle
Yerdeniz serisi ile tanınsa da Mülksüzler ona bilimkurgunun oskarları
sayılan Hugo ve Nebulay ödüllerin kazandırmıştı.
Le Guin; marksizmden, anarşizmden, taoculuktan etkilenmiş feminist
bir yazardır. Mülksüzler tüm dünyada pek çok eleştirmen ve okur tarafından
okunmuş üzerine yazılar yazılmıştır. Hatta Samuel Delayn mülksüzlere karşı
bir heteretopya olan Triton'u yazmıştır.
Anarres gezegenini; doğal koşulları, kıtlığı, kötü iklim koşulları göz
önüne alındığında ve anarşistleri arasında iktidar heveslileri, bürokrat
özentileri de dikkate alındığında ütopya olarak kabul etmek zor. Ancak "müksüzler"
ve "mülksüzlük" bir ütopya.
Yazar; insanların bugünkü toplumda egemen olan acıların,
eşitsizliklerin ve sömürünün kaynağında –romanın adı ile ilintili olarak–
mülkiyeti görür ki çok haklıdır. Anarres'tekiler özgürdür çünkü hiçbir şeye
sahip değildirler. Urras'taki sahipler ise sahiplidir ("Sahip oldukların bir
süre sonra sana sahip oluyor"–Fight Club)
Shevek hiçbir zaman kapitalizmi, mülkiyetini ve yaşam ahlakını
anlayamıyordu,öğrenemiyordu. Sözgelimi bir bankadaki işlemler ona ilkel bir
dinin ayinleri gibi anlamsız ve karmaşık geliyordu (s. 119) Roman iki
yolculuk üzerine kurulu: Biri gidiş diğeri dönüş. Ama aslında "gidiş" eski
dünyaya "dönüş" , "dönüş" ise farklı bir insan olarak farklı bir dünyaya ilk
kez "gidiş" Le Guin bize mükemmel bir dünyayı tasvir etmiyor, olabilecek en
iyi yaşamın içindeki tehlikeleri gösteriyor.
"Bir hırsız yaratmak istiyorsanız sahip yaratın. Suç yaratmak
istiyorsanız yasalar koyun"
"Yeniden Anarres'te Doğalım...."
Bahar Muratoğlu, “Mülksüzler 30.
Yılında”, Cumhuriyet Dergi, 28 Kasım 2004
Ursula K.Le Guin'le "Mülksüzler" romanıyla tanıştık. Otoriter devlete
karşı, işbirliğini öneriyordu. Kendini "Taocu, anarşist, feminist ve
çevreci" diye tanımlayan Le Guin'e göre ütopyalar imkânsız, ama
yazılabilir...
Bir öyküyü, bir yolculuğu anlatmanın pek çok farklı yolu vardır.
Yazar belki de en çok nasıl anlattığıyla farklılaşır diğerlerinden. Hayal
gücüyle ve kelimeleriyle farklılaşır. Gerçeküstü diye nitelediğimiz öyküler
de, gerçekliği anlatmanın farklı yollarıdır yalnızca. İçimizdekileri ve
çevremizdekileri, hayal gücünü sınırlamadan anlatmanın kapılarını aralayan
yollardır.
Fantezi, bilimkurgu ve ütopya yazarı olarak bilinen Amerikalı yazar
Ursula K. Le Guin de sonsuz hayal gücünü özgürce kâğıda aktardığı
öykülerinde bize kendimizi, gerçekliğimizi ve dünyamızı; kendimizin,
gerçekliğimizin ve dünyamızın kalıplarına sokmaya çalışmadan anlatır.
Sınırsız bırakılan bu hayal gücüyle Le Guin, bilinçdışından gelen simge ve
arketipleri doğrudan ve dolaysız olarak kullanır. Bir başka deyişle Le Guin
bize gerçeklerden bahseder.
Le Guin'in fantastik öykülerindeki simgelere bakabildiğimizde, onun
bize ustalığı, birliği, dengeyi, bütünlüğü, iç yolculuğu, keşfetmeyi,
büyümeyi, cinselliği, ölümü, insanın karanlık yönünü anlattığını görürüz.
Bunları büyülü bir dille, ejderhaların kadim lisanıyla anlatır. Tıpkı
takımadalardan oluşmuş "Yerdeniz" gibi. Tıpkı gölgesinden önce kaçan, sonra
onun peşine düşen, büyüme ve bütünleşme yolundaki "Ged" gibi. Tıpkı
yeraltındaki karanlık labirentlerinde bir ışık yanan ve kendini ve
kadınlığını keşfeden "Tenar" gibi. Gerçekten gerekmedikçe hiçbir şeyin
doğasını değiştirmeyen büyücüler ve yalnızca göz boyayabilen sihirbazlar
gibi.
Le Guin fantezi konusunda şöyle diyor: "...çünkü fantezi elbette
hakikidir. Olgulara dayanmaz, ama hakikidir. Çocuklar bilir bunu.
Yetişkinler de bilir, zaten çoğu bu yüzden fanteziden korkar. Fantezideki
hakikatin, yaşamaya mecbur edildikleri ve kabullendikleri hayatın
sahteliğine ve kofluğuna, gereksizliğine ve sıradanlığına karşı bir meydan
okuma, hatta tehdit oluşturduğunu bilirler. Ejderhalardan korkarlar, çünkü
özgürlükten korkarlar." Ve şöyle devam ediyor: "...Biz hayal gücü zengin
insanlar, 'Evvel zaman içinde bir ejderha varmış' ya da 'Topraktaki delikte
bir hobbit yaşarmış' gibi cümlelerle, böyle güzelim gerçekdışı şeylerle,
kendi tuhaf tarzımızda hakikate ulaşabiliriz." (1)
Cinsiyetler Ortadan Kalkınca
Le Guin psikoloji alanında, kendi deyimiyle "sanat hakkındaki görüşleri
sanatçılara en yakın gelen psikolog" Carl Gustav Jung'a dönük durur.
"Yerdeniz Büyücüsü (2)"
isimli kitabında, Jung öğretisindeki bireyleşme, bütün bir insan olma
sürecinin ilk arketipi, ilk aşaması olan "Gölge"yi kullanır.
Le Guin'in bilimkurgu ve ütopyaları ise dünyamızı aktarır, dünyamızı
sorgular, dünyamıza alternatifler üretir. Mülkiyet, cinsiyet, aidiyet,
siyasal sistemler, doğanın tahribatı, baskı, özgürlük, ideoloji,
doğduğumuzdan beri bize dayatılan değerler karşılaştırılır ve sorgulanır.
Bunlar yaratılan alternatif toplum türleriyle ve yıldızlar arası
seyahatlerle güzelleşir, canlanır. Tıpkı anarşist bir toplum kurmuş "Anarresliler"
gibi. Tıpkı cinsiyetin olmadığı "kış gezegeni" gibi. Tıpkı zamanı çizgisel
değil döngüsel yaşayan, doğayla bütün olan "Keş halkı" gibi.
Ursula K. Le Guin kendini "Taocu, anarşist, feminist ve çevreci"
olarak tanımlıyor. Taoculuk, doğanın ideal düzenine uyumla iyilik ve
güzelliğin gerçekleştirileceğini, bir şey yapmamanın ve hareketsiz kalmanın
insanı huzura ve sükûnete kavuşturacağını ifade eder ve insanın kendini
bilmesinden, kendi içini okumasından bahseder. Le Guin'in pek çok yapıtında
bu felsefenin "doğanın ideal düzenine uyma", "kendini bilme" ve "kendi içini
okuma" gibi öğelerinin izleri görülebilir. Feminizm esas olarak, özel
mülkiyet sonrası, kadının da bir mülk sayılması ve çocuğun babasının belli
olması amacıyla eve kapatılması sonucunda doğan ve kadın haklarını savunan
bir ideolojidir. Le Guin'in feminizmi "cinsiyetçilik" değildir. İnsan olma
ve eşitlik üzerine kurulu bir yaklaşımdır. "Bağışlanmanın Dört Yolu"
(3)
isimli kitabında bu temalar bulunabilir. Aynı zamanda "Karanlığın Sol Eli"
(4)
adlı kitabında Le Guin kendi deyimiyle cinsiyeti oradan kaldırır ve geride
ne kaldığına bakar. Bu romanda, "Kış gezegeni"ndeki insanlar normal
koşullarda cinsiyetsizdirler ve yalnızca yılın belirli dönemlerinde, o
andaki hormonal durumlarına göre kadın veya erkek olurlar. Bu gezegende
"aidiyet", "sahiplik", "sevgililik", "arkadaşlık" gibi kavramlar değişmiş;
cinsiyet bir otorite aracı olmaktan çıkmıştır. Çevreciliği; doğaya saygı,
doğanın çeşitliliğini koruma ve onu çıkar uğruna tahrip etmeye karşı olma
olarak tanımlayabiliriz. Le Guin'in çevreciliği özellikle "Dünyaya Orman
Denir" (5)
ve "Hep Yuvaya Dönmek" (6)
gibi kitaplarında ön plana çıkar.
Ütopyolar İmkânsızdır...
Gelelim Le Guin'in anarşist yönüne ve en önemli romanlarından biri olan,
yayımlanışının otuzuncu yıldönümündeki anarşist ütopyası "Mülksüzler"e
(7). Anarşizm; baskının ve otoriter devletin yerine işbirliğini,
dayanışmayı, ahlakı, kolektif çalışmayı ve sevgiyi koyan bir sistemdir.
Devlet ortadan kalkar, yerine eşit ve işbirliği içinde çalışan kurumlar ve
federasyonlar gelir. İnsanlar korkuyla yönetilmez ve bireysel farklılıklar
yok edilmeye çalışılmaz. Kişiler, bireysel-toplumsal ahlak duygusu ve kendi
kararlarıyla yaşamlarını sürdürür, toplumlarının devamını sağlarlar.
Mülkiyet yok olur. Le Guin, Mülksüzler'de anlattığı anarşizmi şöyle tarif
ediyor: "...Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil:
kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin, bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı
sağın sosyal-Darwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil: düpedüz anarşizm:
eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kroptokin'in, Goldman ve
Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin başhedefi, ister kapitalist
isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel
teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar
içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen
kuramdır."
Mülksüzler, birbirinin uydusu olan Urras ve Anarres isimli iki
gezegenden bahsediyor. Urras dünyamıza benzeyen kapitalist bir gezegenken
Anarres kolektif çalışmanın ön planda olduğu; paranın, mülkiyetin ve dinin
olmadığı anarşist bir gezegendir. Bir gün Anarresli bilimci Shevek,
Urras'taki bilimcilerle görüşmek üzere kendi gezegeninden çıkar ve
karşılaştırma, sorgulama başlar. Anarres'te eşyalar ve topraklar üzerinde
mülkiyet hakkı olmadığı gibi, insanlar üzerinde de mülkiyet hakkı yoktur.
İlişkiler aidiyet üzerine değil, sevgi üzerine kuruludur. Urras'ın
insanlarının maddeler üzerindeki sahiplik iddiası, birbirleri üzerindeki
sahiplik iddiasına kadar varmaktadır. Anarres ışıltısızdır belki, ancak
Urras'ın ilk bakışta parlak görünen caddelerinin arka sokaklarındaki
karanlık Anarres'te yoktur.
Peki Anarres mükemmel midir? Bu bir ütopya olduğuna göre, orada
yanlış giden bir şeyler olamaz mı? Le Guin'in bu sorulara yanıtı kesin bir
"evet" değildir. İnsan doğasını ve Anarres'in çelişkilerini de anlatır Le
Guin. Ve şöyle der: "Ütopyalar imkânsızdır. Ama yazabiliriz."
Evet, ütopyaları yazabiliriz ve imkânsızı anlatmakla, Le Guin'in
yaptığı gibi gerçeğin yansımasını gözler önüne serebilir, kafamızı çevirerek
ondan kurtulamayacağımızı anlayabilir ve anlatabiliriz. l
Doğuş Sarpkaya, “Tamamlanmamış bir
düş: Mülksüzler”, BirGün Kitap Eki, Aralık 2009
Yirminci yüzyılın son çeyreği ütopya üretimi açısından kısır bir dönem oldu.
Belki de 68 hareketinin yenilgiye uğratılması, neoliberal politikaların
yürürlüğe girişi, sosyalizm deneylerinin yeni bir dünyayı işaret etmekten
çıkması ve postmodern ideolojinin sanat dünyasının damarlarına sızmasıyla
birlikte düş ülkeleri yaratmak anlamını yitirmeye başladı. Lakin akıntıya
karşı kürek çekmekten geri durmayan, başka bir dünyayı tasarlamaktan
vazgeçmeyen bazı yazarlar oldu. Bunların başında da Ursula K. Le Guin
geliyor. İnsan doğası, toplumsal yaşam, cinsiyet rolleri, kültür
politikaları, totalitarizm, ekoloji gibi konularda söz söylemede inatçı olan
Le Guin, ne kadar ikircikli olduğunu iddia etse de ütopya yazma konusunda
geri durmamış bir yazardır. Ütopyanın, yazarı daraltıcı bir tür olduğunun da
farkındadır. Mülksüzler’i yazdığı dönemde ütopik düşüncenin yaşadığı krizi :
“…on yıllardır hiç Ütopya yazılmadı; bu tarz, hiciv ve ikaz haline gelerek
içi dışına çıkmış gibi görünüyor” diyerek özetliyor. Mülksüzler’in de hiciv
ve ikaz olduğunu kabul edersek –özellikle Urras’ın 70’lerin bir hicvi ve
ikazı olduğunu düşünmek için pek çok nedene sahibiz- Le Guin’i ‘içi dışına
çıkmış’ bir tarzda yazmaya iten nedenleri araştırmak gerekir.
Romancıyı yazmaya iten dürtüler birçok eleştirmenin merak konusu
olmuştur. Le Guin’in yazma arzusunu öngören kişinin Lukacs olması ilginçtir.
Lukacs, Roman Kuramı’nda romancının yazma arzusunun, parçalanmış bir dünyayı
birleştirme çabası tarafından uyandırıldığını savunur. İdealize edilmiş Eski
Yunan’ın “bütünlüklü” toplumu, modernizm tarafından parçalanmış ve bu
dönemin dominant yazın türü roman olmuştur. Romancı “çivisi çıkmış dünyanın
ayna imgesi” ile uğraşır. Hayat ve öz arasındaki kopuşun farkında olan
yazar, bu ikisini bütünlemeye çalışır. Le Guin, Yerdeniz Serisi’ni bu
umutsuz çabanın epiği olarak kaleme alır. Tüm seri, parçalanmış dünyaları ve
insanları bir araya getirmeyi anlatır. Yerdeniz Büyücüsü’nde büyüme süreci,
insanın gölgesiyle birleşmesiyle tamamlanır. Atuan Mezarları’nda kadının
kendisiyle barışması öykülenir. Aynı zamanda Yerdeniz’in bölünmüşlüğünün
simgesi olan Erreth-Akbe’nin kırık halkası birleştirilir. En Uzak Sahil’de
ölüm ile yaşam arasındaki denge yeniden kurulur. Le Guin, fantastik bir
başyapıt olan üçlemesinin, Yerdeniz’in tüm bölünmüşlüklerine çare
olamadığını düşünmüş olmalı ki Tehanu, Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgâr’la
bütünleme çabasını sürdürür.
Bir üçleme olarak planlanan Yerdeniz Serisi, yaşama dair bütünlüklü
bir şey söyleme çabalarına rağmen özellikle cinsiyet rolleri noktasında
yetersizdir. Yerdeniz’in, kadınları geleneksel cinsiyet rollerine gömen ve
baskın erkek kahramanları kayıran yapısı, kadın merkezli bir tartışmayı
dışarıda bırakmıştır. Bu durumdan rahatsız olduğunu söyleyen Le Guin’in
çözümü Karanlığın Sol Eli olmuştur. Cinsiyetlerin tek vücutta
bütünleşmesiyle birlikte, eril iktidar ortadan kalkar. İnsanın gölgesiyle,
cinsiyetiyle, yaşamıyla, ölümüyle, doğayla ve toplumla eksiksiz
bütünleşmesi, belirli bir denge durumu yaratabilir Le Guin’e göre.
Fakat Yerdeniz Serisi ve Karanlığın Sol Eli, içinde barındırdıkları
tüm tartışmalara ve bütünleme çabalarına rağmen ütopyacı dürtüyü
hareketlendirmede Mülksüzler kadar başarılı olamamışlardır. Mülksüzler bir
bakıma birleştirme işlemini tersine çevirdiği oranda başarılı olmuştur. İkiz
gezegenler Urras ve Anarres’te geçen bir yolculuk hikâyesi anlatılır
Mülksüzler’de. Kahramanımız Shevek, hem Anarres’i çeviren duvarı aşmak hem
de bilimsel çalışmalarını ikiz dünyadaki bilim insanlarıyla paylaşmak için
Urras’a yolculuğa çıkar.
Anarres özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı, devletin olmadığı
anarşist bir gezegendir. Anarres’i bir ütopya adacığı olarak
tanımlayabiliriz. İnsanların yaşamasının çok mümkün olmadığı varsayılan
çorak gezegen Anarres, Urras’ta ayaklanan ve kendilerine Odocu diyen
anarşistler tarafından kolonileştirilmiş ve para hırsının, sahip olmanın,
tahakküm kurmanın, tabi olmanın olmadığı bir kara parçasına çevrilmiştir.
İnsanların hem kendini gerçekleştirmek hem de yaşamını devam ettirmek için
çalıştığı, kendini ifade edebildiği, özgür olduğu bir toplum, Anarres’in
çorak topraklarında oluşturulmuştur.
Le Guin’in, klasik ütopyaların tersine, çorak bir diyarı ütopya
mekânı olarak seçmesi ilginç ama işlevseldir. Amerikan rüyasının tüm dünyayı
sardığı, tüketim ve bolluk toplumu söyleminin arttığı, arzu politikalarının
bedensel zevkleri kışkırttığı bir dönemde, verimsiz topraklarda mutlu bir
toplum hayali, tüm bu söylemlerin kınanışı olarak okunabilir. Diğer taraftan
Le Guin’in kitaplarındaki antropolojik bakış burada da kendini gösterir.
Birçok antropologa göre yaşam şartlarının zor oluşu ilkin toplumları,
komünal bir yaşama sürüklemiştir. Gerçi ilkin topluluklar da bin yıllar
boyunca, sahip olmama ve biriktirmeme konusunda direnç göstermişlerdir. Yani
Le Guin çorak diyarları yaratırken, biraz da ilkin toplumların dayanışmacı
ve mülksüz yaşamına özlemi ifade etmiş olabilir. Jameson’a göre ise Le
Guin’in çorak diyarları seçişi, ütopya ile kıtlığı bir araya getirmesi,
dünyayı indirgeme oyunu olarak okunabilir. Ütopyacılar kendi içine kapanan
ve belirli noktalarda varolan dünyanın indirgenmiş bir karikatürüne dönüşen
dünyalar yaratarak, arzunun sınırsızlığı, tüketim dürtüsünün
engellenemezliği, zevkin ayartıcılığı gibi ütopik itkiyi soğuran olgulardan
kaçmayı hedeflemişlerdir. Karanlığın Sol Eli’nde cinselliğin indirgenişiyle
sağlanan bu süreç, Mülksüzler’de doğanın indirgenmesiyle kendisini gösterir.
Mülksüzler’i ikircikli bir ütopya olmaya iten şey, Anarres’in ütopik
bir ada olarak pek çekici bir mekan olmaması değildir. Le Guin’in
sorgulayıcı dili, ikircikli bir ütopyayla karşı karşıya olduğumuzu anımsatır
bize. Çünkü Anarres, yüz elli yıllık tarihe sahip bir toplum olsa da
tamamlanmış bir ideali yansıtmaz. Mülk, statü ya da güç elde etmek isteyen
insanlar hala yaşar Anarres’te. Ayrıca toplum, Odocu ilkeleri birer dogma
haline getirmeye başlamıştır. Shevek’in yolculuğu bir taraftan kişisel bir
dönüşümü yansıtırken, diğer taraftan katılaşmaya ve toplumsal acılar
üretmeye başlayan Anarres’i, yeni bir değişim çağına sürükleme girişimi
olarak da anlamlandırılabilir.
Le Guin’in Mülksüzler’i yaşamın katılaşmasına,
hareketsizleştirilmesine, tarihsizleştirilmesine, geleceksizleştirilmesine
bir cevap niteliği taşır. Anarres’in tamamlanmamış bir düş olması da tam da
bununla ilgilidir. Le Guin’in kendini yazmaya iten bütünleştirme tutkusuna
yenilmemesi de anlamlıdır. Çünkü böyle bir şey gerçekleşseydi Mülksüzler,
safi hiciv ve ikaz haline gelip didaktik bir saçmalığa dönüşebilirdi. Le
Guin’in ütopyasını kaleme alırken ustası Yevgeny Zamyatin’in sözlerini
aklından çıkarmadığı belli: “Eğer doğada sabit şeyler, sabit gerçekler
olsaydı, tüm bunlar yanlış olurdu. Ama şükür ki gerçekler hatalıdır.
Diyalektik sürecin özü tam da budur. Bugünün doğruları yarının
yanlışlarıdır; en son sayı yoktur... Devrim her yerde, her şeydedir.
Sınırsızdır. En son devrim, en son sayı yoktur”.
 
Dünyaya Orman Denir
Ursula K. Le Guin
Özgün adı: The Word for World is Forest
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Eylül 1996
3. Basım: Ekim 2008
Ağaçlarda kardeş gibi
yaşayan ve düşleri en az bizim gündelik yaşamımız kadar gerçek olan bir ırk,
kendini "gerçekçi" Arzlılara karşı nasıl savunabilir?
1970'lerin başlarında yazdığı Dünyaya Orman Denir'de Le Guin
ABD'nin Vietnam savaşı politikasına doğrudan göndermeler yapar. Arz,
Athshe'ye uygarlık götürüyordu. Silahlar, sanayi, şehirler ve fahişeler. Tüm
bunlara yer açmak için Athshe'nin yüzeyini kaplayan ormanları kesmek
gerekecekti; zaten Arz'ın da ahşaba ihtiyacı vardı. Herşey yolundaydı yani.
Ancak Athshe'nin yerli halkı olan ufak tefek tüylü yaratıkların dilinde
"Orman" ve "Dünya" eşanlamlı kelimelerdi; ikisi de "Athshe" demekti. O güne
kadar şiddeti,savaşmayı ve öldürmeyi tanımamış olan Athshe insanları
dünyalarını -ormanlarını- yok olmaktan korumak için savaşmayı ve öldürmeyi
öğrenmek zorunda kalacaklardı artık. Dünya kurtulsa bile aynı dünya
olabilecek miydi peki?
Le Guin, Dünyaya Orman Denir için şunları söylüyor:
"Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü
yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli
bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben
orman ve düş üzerine yazmak istiyordum; yani belirli bir ekolojiyi içeriden
bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield'in ve Dement'in uyku düşlerinin
işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama
patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin
reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. Oyun oynamak istemiyordu. Ahlak dersi
vermek istiyordu. Ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik
duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değildir. Madem bir kere
ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirim bir tek. Don Davidson
olmak Raj Lyubov olmaktan daha da acı vericidir." – Ursula K. Le Guin
Açılış bölümü, s. 5-9
Aklında bir gün evvelinden kalma iki şeyle uyandı Yüzbaşı Davidson;
karanlıkta uzanırken bir süre onları seyretti. İyi olan: yeni kadın yüklü
gemi gelmişti. İnanılır gibi değil. Burada, Centralville'delerdi, NAFAL'a
göre Arz'dan yirmi yedi ışıkyılı, kopterle Smith Kampı'ndan dört saat
uzaklıkta, Yeni Tahiti Kolonisi için ikinci çiftleşgen kadın grubu, hepsi
sağlam ve temiz, 212 baş kullanıma hazır insan stoku. Ya da, en azından,
yeteri kadar kullanılabilir. Kötü olan: Çöplük Adası'ndan gelen mahsul kaybı
ve erozyonla ilgili rapor; tam bir bozgun. 212 baş yatağa atılabilir memeli
vücudun görüntüsü Yüzbaşı Davidson'un zihninde, yağmurun sürülmüş toprağı
çamura çevirip kırmızı bulanık bir çorba gibi incelterek kayalardan aşağı,
hızla dövdüğü denize döktüğünü gördüğünde belirsizleşti. Erozyon, Smith
Kampı'nı yönetmek üzere Çöplük Adası'ndan ayrılmasından önce başlamıştı,
tanrı vergisi olan olağanüstü görsel hafızası sayesinde herşeyi çok net
olarak hatırlıyordu. Görünüşe bakılırsa Kocakafa Kees haklıydı, işlenmesi
planlanan arazide bir sürü ağacı ayakta bırakmak gerekliydi. Yine de,
toprağın bilimsel olarak işlendiği bir soya fasulyesi tarlasında, ağaçlar
yüzünden niçin bu kadar çok yer harcamak gerektiğini anlamış değildi.
Ohio'da böyle değildi; mısır istedin mi mısır ekersin ve de ağaç gibi şeyler
için hiç mi hiç yer kaybetmezsin. Fakat o zamanlar Arz ehlileştirilmiş bir
gezegendi, oysa Yeni Tahiti için aynı şey söylenemezdi. Zaten burada olma
nedeni de buydu: ehlileştirmek. Madem Çöplük Adası sırf kaya ve çukurlardan
oluşuyor, bırakın onu; başka bir adada yeniden başlayın ve daha iyisini
yaratın. Bize boyun eğdiremezsin, biz İnsanoğlu'yuz. Bunun ne demek olduğunu
çok yakında öğreneceksin, kahrolası lanet gezegen, diye düşündü Davidson ve
barakasının karanlığında meydan okurcasına dişlerini gıcırdattı. İnsanoğlunu
düşünürken aklına Kadın geldi ve gülümseyen, kırıtan küçük vücutlar yine
zihninde dolaşmaya başladı.
"Ben," diye bağırdı, doğrulup çıplak ayaklarını soğuk zemine
sallandırırken. "Sıcak su hazırla, acele-et-çabuk!" Gürültüsünden iyice
uyandı. Bir dizi rahat hareketle gerindi, göğsünü kaşıdı, şortunu çekti ve
barakadan güneşin aydınlattığı meydana çıktı. İriyarı, sert kaslı bir
adamdı, iyi geliştirdiği vücudundan hoşnuttu. Yaratıkçığı Ben, her zamanki
gibi ateş üzerinde dumanlar çıkan sıcak suyunu hazırlamış, boşluğa
bakmaktaydı. Yaratıkçıklar hiç uyumazlar, sadece oturur ve bakarlar.
"Kahvaltı. Acele-et-çabuk!" dedi Davidson, yaratıkçığın havlu ve ayna ile
beraber hazır ettiği jiletini kaba tahta masadan alırken.
Kalkmadan önce son anda
Merkez'e uçup kendisine yeni kadınlar bakmaya karar vermiş olduğundan bu gün
yapacağı çok iş vardı. İki binden fazla erkek arasında 212 çok uzun
dayanmazdı, ve ilk grup gibi muhtemelen bunların da çoğunluğu Koloni
Gelini'ydi, sadece yirmi ya da otuzu Eğlence Personeli olarak gelmişti; ama
o bebekler gerçekten çok arzulu kızlardı ve bu sefer en azından birini ilk
olarak kapmaya kararlıydı. Sağ yanağını vızıldayan jilete doğru gergin
tutarken, sol tarafıyla sırıttı.
Yaşlı yaratıkçık sallanıyor, aşevinden kahvaltıyı getirmesi bir saat
alıyordu. "Acele-et-çabuk!" diye bağırdı Davidson, Ben uğraşarak kemiksiz
bedenin başıboş hareketlerini bir yürüyüşe çevirdi. Aşağı yukarı bir metre
boyundaydı ve sırtındaki tüyler yeşilden çok beyazdı; yaşlıydı ve bir
yaratıkçık için bile fazla kafasızdı, ancak Davidson onu nasıl idare
edeceğini bilirdi. Adamların birçoğu bu beş para etmez yaratıkları idare
edemiyorlardı ama Davidson'un hiç böyle bir problemi olmamıştı; eğer emeğine
değecek olsa, hepsini evcilleştirebilirdi. Değmezdi gerçi. Getirin buraya
yeteri kadar insan, yapın makinalarla robotları, kurun çiftliklerle
şehirleri, bir daha kimsenin de yaratıkçıklara ihtiyacı kalmazdı. Ayrıca iyi
de olurdu. Çünkü bu dünya, Yeni Tahiti, gerçek anlamıyla insanoğlu içindi.
Temizlenip boşaltıldığı, karanlık ormanın hububat tarlalarına yer açmak
üzere kesildiği, ilkel kasvet, yabanilik ve cehalet silinip süpürüldüğü
zaman burası cennet, gerçek bir Aden olurdu. Yıpranmış Arz'dan daha iyi bir
dünya. Ve bu onun dünyası olurdu. Çünkü Davidson'un içinde, çok derinlerinde
bu vardı: dünya-terbiyecisi. Palavracı bir adam değildi, ölçüsünü bilirdi.
Sadece bunun için yaratılmıştı. Ne istediğini biliyordu, nasıl elde
edeceğini de. Ve istediğini her zaman elde etmişti.
Gözleri mavi golf topları gibi dışarı fırlamış Kees Van Sten'in
şişko, beyaz ve endişeli görüntüsünün yaklaştığını görmek bile keyfini
kaçıramadı.
"Don," dedi Kees selamlamadan, "ağaç kesimcileri Arazi' de yine
kırmızı geyik avlamışlar. Salonun arka odasında on sekiz çift boynuz var".
"Hiç kimse yasak avlananları yasak avlanmaktan alıkoyamamıştır, Kees."
"Sen onları durdurabilirsin. Bunun için sıkıyönetim altında
yaşıyoruz, bunun için bu Koloni'yi Ordu yönetiyor. Kurallar'ı uygulamak
için".
Şişko Kocakafa'dan cephe taarruzu! Bu neredeyse komikti. "Peki," dedi
Davidson anlayışlı bir şekilde. "Onları durdurabilirdim. Ama bak, benim
ilgilendiğim insanlar; benim işim onlar, senin de dediğin gibi. Ve önemli
olan da onlar. Hayvanlar değil. Eğer küçük bir gayri resmi av partisi bu
kahrolası hayata tahammül edebilmelerine yardım ediyorsa, o zaman
görmezlikten gelirim. Biraz eğlenmeleri gerek".
"Oyunları, sporları, hobileri, filmleri, geçen yüzyılın tüm önemli
spor olaylarının teleteypleri, içkileri, marihuanaları, düşgördürücüleri ve
Ordu'nun pek yaratıcı olmayan hijyenik eşcinsellik düzenlemelerinden memnun
olmayanlar için Merkez'de bir sürü taze kadın var. Senin şımarık, kötü
ahlaklı sınır kahramanlarının nadir bulunan yerli bir canlı türünü 'eğlence
için' yok etmelerine gerek yok. Eğer harekete geçmezsen Yüzbaşı Gosse'ye bir
Ekoloji İhlal Tutanağı rapor etmem gerekecek".
"Eğer uygun görüyorsan yapabilirsin Kees," dedi sinirini hiç bozmayan
Davidson. Kees gibi bir Avrupalı'nın duygularının kontrolünü kaybettiğinde
yüzünün kıpkırmızı olması biraz dokunaklıydı. "Bu senin işin ne de olsa.
Sana karşı koymayacağım; tartışmayı Merkez'de yapıp kimin haklı olduğuna
karar verebilirler. Görüyor musun Kees, sen burayı, aslında nasılsa öyle
korumak istiyorsun. Büyük bir Ulusal Orman gibi. Bakmak ve incelemek için.
Harika, sen bir uz'sun. Fakat bak, işleri bitiren biz sıradan adamlarız.
Arz'ın oduna ihtiyacı var, hem de feci şekilde. Odunu Yeni Tahiti'de
buluyoruz. Bu yüzden ağaç kesimcisiyiz. Bak, ayrıldığımız nokta şu ki, senin
için Arz önce gelmiyor aslında. Benim için ise önemli olan o."
Kees o mavi golf-topu gözleriyle yan yan baktı. "Öyle mi? Bu dünyayı
Arz'a mı benzetmek istiyorsun, ha? Beton çölüne?"
"Arz dediğimde, Kees, insanları kastediyorum. İnsanoğlunu. Sen
geyikler, ağaçlar ve fiberotu için endişeleniyorsun, çok güzel, senin
bileceğin iş. Fakat ben olayları önem derecelerine göre görmek isterim,
yukarıdan aşağıya, ve yukarıda, şimdiye kadar hep insan oldu. Şu anda
buradayız, o zaman bu dünya bizim istediğimiz şekilde dönecek. İster beğen
ister beğenme, bu yüzleşmen gereken bir gerçek; işler böyle yürüyor. Dinle
Kees, Merkez'e inip kolonimizin yeni üyelerine bir göz atacağım. Gelmek
ister misin?"
"Hayır, sağolun Yüzbaşı Davidson," dedi uz laboratuvar barakasına
doğru ilerlerken. Gerçekten deliydi. O kahrolası geyikler için üzüntü
içindeydi. Gerçekten muhteşem hayvanlardı doğrusu. Davidson'un canlı
hafızası ilk gördüğünü hatırladı, burada Smith Toprağı'nda, büyük kırmızı
bir gölge, yerden omuza kadar iki metre, dar altın boynuz tacı, çevik, cesur
bir hayvan, hayal edilebilecek en iyi av hayvanı. Arz'dayken, Yüksek Kayalık
Dağlar'da ve Himalaya Parkları'nda bile robot geyikler kullanılıyordu,
gerçekleri neredeyse yok olmuştu. Bunlar bir avcının rüyasıydılar. Bu yüzden
de avlanılacaklardı. Hay kör şeytan, yabani yaratıkçıklar bile o iğrenç
oklarıyla avlıyorlardı onları. Geyikler avlanılacaktı çünkü onların burada
olma nedeni buydu. Fakat zavallı yufka yürekli Kees bunu göremiyordu.
Aslında akıllı bir adamdı, ama gerçekçi değildi, yeteri kadar sert değildi.
Kazanan tarafta oynamak gerektiğini, aksi takdirde kaybedeceğini görmüyordu.
Ve kazanan her zaman İnsanoğlu'ydu. Fatih.
Arz’da
ormanların tümü kesildiği ve hiç ağaç kalmadığı için, dünyanın kereste
ihtiyacını karşılamak üzere 27 ışık yılı uzaktaki Athsheli gezegenine
gidilmiş ve orası kolonileştirilmişti. Askeri ekipteki Yüzbaşı Davidson
sert bir adamdı. Arz’lıydı ve Arz ehlileşmiş bir gezegendi, oysa burası
için aynı şey söylenemezdi. Burada olma nedeni de buydu zaten, gezegeni
ehlileştirmek. Kendisini bir dünya-terbiyecisi olarak görmekten
hoşlanıyordu. Ekiptekiler de sıkı çocuklardı. Mühendisler, psikologlar,
doktorlar gibi uzmanlar dışındakiler yani.
Bu gezegenin sakinlerine
yaratıkçıklar diyorlardı, yaklaşık bir metre kadar boyları ve tüm
vücutlarını kaplayan tüyleri vardı. İlkel canlılar oldukları her
hallerinden belliydi. Emirleri uygulamada ve anlamada biraz yavaş
olsalar da en iyi tarafları canlarının hiç yanmamasıydı. Onlara
istediğiniz kadar vurabilirdiniz ama canları yanmazdı.
Ayrıca yaratıkçıklar
şiddetten çok uzak canlılardı. Sadece bir keresinde Davidson’a saldıran
bir tanesi dışında böyle bir örnek hiç görmemişlerdi. O da öylesine
ölümüne saldırmıştı ki şaşırıp kalmışlardı. Dünyadan gelenler bilmeseler
de, yaratıkçığı değiştiren karısının Davidson tarafından tecavüz
edildikten bir gün sonra ölmesi olmuştu. Davidson’ın kendisine saldıran
yaratıkçığı öldürmesine uzmanlardan biri olan Dr. Lyubov engel olmuştu.
Hatta onu iyileştirip eğitmeye de gönüllü olmuştu.
Dr. Lyubov gerçek adı
Selver olan Athsheli’yi iyileştirmiş, daha sonra da onun dilini öğrenmiş
ve ona da kendi dilini öğretmişti. Athshelilerin dünyalarını tanımaya
çalışmış, kendi dünyasını da Selver’e anlatmıştı. Ama Selver’in onu
anlaması mümkün olmamıştı, ağaç olmayan doğadan uzak bir yaşamı bir
Athsheli’nin anlaması mümkün değildi. Çöl kelimesinin dillerinde bir
karşılığı bile yoktu Dr. Lyubov kendi türdeşleri tarafından hainlikle
suçlanma pahasına Selver ile dost olmuştu. Bir kaç yaratıkçığın yaşam
koşullarının iyileşmesine bazılarının da kaçmasına yardımcı olmuştu.
Zaten Dr. Lyubov’ın çalışmaları ve raporları şiddetin bu gezegende asla
olmadığını ve olamayacağını belirtiyordu. Öyle bir örnek (son olay
dışında) hiç olmamıştı bu gezegende, asla birbirlerini öldürmemişler,
asla yaralamamışlardı.
O yüzden diğer kampa
saldırı düzenlenip, 200 insan öldürülüp tüm kamp ateşe verilince tam bir
şok yaşandı. Saldırı sırasında kamp dışında olduğu için sadece Davidson
kurtulmuştu Olayın bitiminde kamp yerine ulaştığında yaratıkçıklar tüten
dumanlar arasında hala oradaydılar. Ama Davidson’ı öldürmediler, sadece
yere yatırıp, üzerine şarkı söylediler.
Selver insanlar için
yaratıkçıklardan biri idi ama kendi toplumunda o bir düşgörendi.
Düşgörenler dünya-zaman ile düş-zaman arasında geçiş yapabilen,
düşlerine söz geçirebilenlerdi. İnsanların düş görmek için uyumalarını
hatta ilaçlar almalarını, içki içmelerini hiç anlayamıyorlardı, sonuç
hastalık ve sarhoşluk oluyordu çünkü, düş görmek değil. Kendilerinin
çocukken bile yapabildikleri şeyleri insanların yapamamaları
inanılmazdı. Selver ise kampa yaptıkları saldırı sırasında yaralanmış ve
yaşlı bir düş-görene rastlayıp, onun insanlarına sığınmıştı. Yaşlı
düş-gören, olanları zaten düşünde görmüştü. Düşünde devler yürümüş,
ağaçlar devlerin önünde devrilmişti. Bütün hepsi öldürülüyordu. Ama
böyle şeyler sadece düş-zamanda olurdu, dünya-zamanda değil. Selver hiç
bir zaman mümkün olmayacağını zannettiği çok daha kötü şeyler görmüştü.
Selver; delirmediği sürece insan insanı öldürmez diyen Selver,
kendisinin bir insanı öldürmesini görmüştü.
Bu arada merkez kampa
gezegenler arası bir yolculukla gelen beklenmedik bir ziyaretçi grubu
herkesi şaşırtmıştı. Ekipman ve erzak getirmek için gelen gemidekiler,
kamptaki olaylar duyulunca gezegene inmeye karar vermiş ve yanlarında
bir zamanlayıcı getiren ekip kampa iniş yapmıştı. Bu zamanlayıcı her
şeyi değiştiriyordu. Artık 27 ışık yılı uzaktaki dünya ile haberleşmek
ve dünyadan bir haber almak için 54 yıl beklemeleri gerekmiyordu. Dünya
yılıyla 18 yıl önce Arz, Dünyalar Birliğine üye olmuştu ve Arz’ın
yönetim anlayışı ve diğer gezegenlerle ilişki kurma biçimi onların
bıraktıkları zamana göre tamamen değişmişti. Kolonideki dünyalıların ise
bundan haberi bile yoktu.
Gemide tesadüfen bulunan ve
tam yetkili olan Dünyalar Birliği yetkililerinin de katıldığı toplantı
sonucunda, Yüzbaşı Davidson’ın gezegendeki diğer kampa sürülmesine ve
Arz’dan gelen emirler doğrultusunda da yaratıkçıkların derhal
bırakılmasına, onların gönüllü yardımcılar olarak kullanılmasının
yasaklanmasına karar verildi.
Yüzbaşı Davidson sürgün
gittiği kampta yönetimi devralmakta hiç zaman kaybetmedi. Zaten bu
durumu hiç anlamıyordu, insan bile sayılmayacak, birer fareden farklı
olmayan yaratıklar için bu kadar endişelenmeye ne gerek vardı ki?
Kendisi dışında herkes korkaktı, askerlikten hiç anlamıyorlardı, erkek
bile sayılmazlardı. Ne kadar erkek olduğunuz iki yerde belli olurdu, bir
kadını becerirken ve öldürürken. Merkez Kamptaki korkak herifler emir
vermiş olabilirdi ama o, istediği her şeyi yapabilirdi ve o yumuşak
heriflerin ruhları bile duymazdı. Böylece bir kaç hafta sonra adamları
ile ormanda gördükleri her yaratıkçık köyünü yakmaya başladılar. Görüntü
Yüzbaşı’ya göre tam bir şenlikti, önce kulübelerini yakıyordunuz sonra
da tam kurtulduklarını sandıkları sırada kaçanların üzerine ateşjölesi
fırlatıyordunuz. Bir iki kez sefer yaptıktan sonra, çevrelerindeki
ormanda bir tane bile yaratıkçık kalmadığına iyice emin olmuştu.
Bir akşam, herkes uyumak
üzereyken Davidson’ın kampında keskin bir çığlık duyuldu ve her tarafı
alevler sarmaya başladı. Görülen manzara korkunçtu. Binlerce yaratıkçık,
dikenli tellerin üzerinden akın akın geliyor, sürünüyor, atlıyor
öldürerek kampta ilerliyordu. Nereden çıkmış olabilirdi ki yine? Ormanda
onların hepsini temizlememişler miydi? Kesin kampta bir hatta bir çok
hain vardı. Aslında kendisi dışında herkes hain ve korkaktı. Kanları
bozuktu bir kere. Sadece kendisinde bu renk bir deri vardı ne de olsa.
Koptere atlayıp kaçmaya çalışırken, kopter düştü. Zorla ayağa
kalkabildiğinde karşısında Selver duruyordu. Hayır Selver onu
öldürmeyecekti. Yüzbaşı deli idi, zararlı bir deli. O zaman onu çöp
adasına götürüp bırakacaklardı. İnsanlar orada ne ağaç bırakmışlardı, ne
de sularında balık kalmıştı. Sandal yapacak bile ağaç bırakmadıklarına
göre Yüzbaşı’nın kaçması mümkün değildi. Kendi yarattığı çöplükte
yaşamaya mahkumdu Yüzbaşı.
Gezegende yaklaşık 3 milyon
Athsheli vardı. Arz’lıların onlarla baş etmesi mümkün değildi. Zaten
istilacıların yeterince silahları ve yiyecekleri de yoktu. En iyisi
ateşkes yapmak, 3 yıl sonra kendilerini almaya gelecek olan geminin
varışına kadar da barış içinde bir arada yaşamaktı.
3 yıl geçtikten sonra gemi geldi, içinden Dünyalar Birliği görevlileri
de indi. 3 yılda bir sürü şey değişmiş, gezegenler arasında kurulan
sistem daha da yetkinleşmişti. Gezegenler arası hukuk ve yönetim sistemi
ileriye gitmiş, Selver’in gezegeni de Birlik Yasağına alınmıştı. Bu da
bir daha asla gasp için hiç kimsenin gelmeyeceğini garantiliyordu. En
fazla 1-2 kişi gelirdi belki, o da onları daha iyi tanımak için.
Peki, gemi gidince her şey
eskisi gibi olacak mıydı? Dünyalar Birliği’nin Hain gezegeninden gelen
yetkilisi asıl bunu merak ediyordu. Daha önce, bu istilaya kadar hiç bir
öldürme olmamıştı gezegende, bundan sonra olacak mıydı?
Selver bilmiyordu. İstila
boyunca hepsi korkuyordu. Çocuklar devler yüzünden ağlayarak
uyanıyorlar, kadınlar ticaret için uzaklara gidemiyorlar, Locadaki
erkekler şarkı söyleyemiyorlardı. Korkunun meyvası olgunlaşmıştı.
Halkının bilmekten korktuğu her şeyi görmüş, bilmişti: sürgün, utanç,
acı, ıstırap içinde ölmüş anne, eğitilmemiş, bağra basılmamış çocuklar.
Selver hasatçıydı ve olgunlaşan meyvayı toplamak ona düşmüştü. Belki o
öldükten sonra, insanlar Selver doğmadan ve insanlar gelmeden önceki
gibi olabilirlerdi tekrar.
—————————————————————————————————
Avatar filminden çıkar çıkmaz bu kitabı hatırladım, okumuş olan pek çok
insan gibi.Çok uzun yazdığımın farkındayım, ama tutamadım kendimi.
Konusu o kadar çok benziyordu ki. Benzerlerini defalarca gördüğümüz
Süpermen/Son Samuray karışımı kahramanımız bir yana, 3D yardımıyla da
olaylar ve aksiyon beni avucuna alıp, tam bir katarsis yaşatsa da,
içimdeki huzursuzluğun ve tatminsizliğin sebebini bulamamıştım. (bu
yazıyı okuyan arkadaşlarımın -filme değil, içine bak bulursun-
demelerini göze alıyorum.) Ta ki Ursula K LeGuinn kitabını bir kez daha
okuyana kadar. Bir kere filmde nihai bir mutlu son yoktu. İstilacı
dünyalıların daha iyi silahlanmış ve daha kalabalık olarak geri
dönmeyeceklerini nereden biliyorduk? Ursula’ya göre hem Pandora hem
dünya değişmeliydi gerçek bir mutlu son için.
Ursula K LeGuinn bu kitabı
1972’de Vietnam savaşı sürerken yazmış. Hair filminde nefis bir şekilde
söylendiği gibi, Beyaz insanların Kızılderili insanlardan çaldıkları
toprakları güya savunmak için, siyah insanları, sarı insanları öldürmek
üzere gönderdikleri savaş yani.
Ursula K LeGuinn benim
bildiğim en iyi hikaye anlatıcı. (Aşağıda hikaye ile ilgili yazdıklarını
sizinle de paylaşıyorum.) Ursula K LeGuinn’in tüm kitaplarında onunla ve
onun hikayesini anlattığı kişiler ile bir yola çıkarsınız. Hikayesini
anlattığı kişilerin ayak izlerini takip eder, onlarla beraber
yürürsünüz. Her yaptıklarında ve yapmadıklarında, verdikleri her kararda
onlarla beraber olursunuz. Zaman zaman hak verirsiniz zaman zaman da
vermezsiniz. Ama hep anlarsınız. Çünkü onlarla yürümüşsünüzdür. Yol da
başlangıçtaki yol değildir, siz de. Yol sizi, siz de yolu
değiştirmişsinizdir.
Selver, birlikte yürüyebileceğiniz biridir.
Sevapları ve günahları ile. Aynı yoldan yürümeniz mümkündür Selver ile.
Ama Avatar ile yürüyemezsiniz. O yürümez zaten, uçar. Onunla beraber
olmak için uçmanız, onu görebilmek için başınız yukarı kaldırmanız
gerekir. Oysa Selver’i görmek için yanınıza bakmanız yeterlidir.
————————————————————————————————–
“Bildiğimiz kadarıyla insansıların evrim geçirip insana dönüştüğü tropik
bölgelerde, türün temel gıdası bitkilerdi. (…) o bölgelerdeki insanlar
yüzde 65 ila 80 oranında toplayıcılık yaparak besleniyorlardı; yalnızca
kutup iklimlerinde et başlıca gıda maddesi olarak kendini gösteriyordu.
(…) Tarih öncesinin ortalama insanı, haftada on beş saat kadar çalışarak
gül gibi geçinip gidiyordu. İnsan haftada on beş saat çalışmayla hayatı
kazanabiliyorsa, başka şeyler için pek fazla zamanı kalıyor demektir. O
kadar ki, belki de hayatlarını renklendirecek çocukları, el işçiliği,
aşçılık, şarkı söylemek gibi yetenekleri ya da kafa yoracak pek
enteresan düşünceleri olmayan huzursuz tipler, bu zaman bolluğu yüzünde
şöyle bir dolanıp mamut avlamaya karar vermiş olabilirler. Sonra da
becerikli avcılar sırtlarında bir ton et, bol bol fildişi ve bir hikâye
taşıyarak yorgun argın geri dönüyorlardı. Hayatı değiştiren şey et
değildi burada. Hikâyeydi. Yabani yulaf tohumlarını ellerimin bütün
gücüyle asılıp kabuğundan kopardım, (…) sonra pirelerin ısırdığı
yerlerimi kaşıdım. Ool komik bir şey anlattı, derken dereye gidip bir su
içtik, biraz da kertenkeleleri seyrettik, sonra oralarda biraz daha
yulaf görmeyeyim mi… diye devam eden bir macerayı şöyle gerçekten
sürükleyici bir hikâye haline getirmek hiç kolay değil. Mızrağımı o
kıllı, devasa gövdeye sapladım; o sırada canavar Oob’u kocaman
dişlerinden birine geçirmiş havada savuruyor, Oob avaz avaz haykırarak
kıvranıyor, kanı kıpkızıl yağmur gibi üstümüze boşanıyordu, neyse ki
şaşmaz okumla mamutu tam gözünden vurdum, beyni dağılınca hayvan
devrildi, Boob da onun altında kalıp un ufak oldu… gibi bir anlatıyla
karşılaştırılamaz, klasmana bile girmez. Bu ikinci hikâyede yalnız eylem
değil, bir de kahraman var. Kahramanlar güçlüdür. Siz neye uğradığınızı
anlamadan bir de bakarsınız ki yabani yulaf çayırındaki adamlar ve
kadınlar, onların çocukları, yapıcıların el becerisi, düşünenlerin
düşünceleri ve şarkıcıların şarkıları o örgüye eklenmiş, hepsi
kahramanın öyküsünde göreve koşulmuş. Ama hikâye onların değil
kahramanın hikâyesi.”
Ursula K. Le Guin; Kadınlar, Rüyalar; Ejderhalar; s. 52-53; Metis
Yayınları

Zaman Yolcusunun Karısı –
Audrey Niffenegger
Orjinal isim: The Time
Traveler's Wife
Amerika'da yayınladınğı
günden beri Amazon'un en çok satanlar listesinden düşmeyen ve Amazon
editörlerinin 2004 yılının en iyi kitabı seçtiği "Zaman Yolcusunun Karısı",
çok katmanlı bir roman. Dokunaklı bir aşk hikayesini; gerçekçi karakter
çözümlemelerinden vazgeçmeden, ilginç bir bilimkurgu dünyasına oturtan bu
kitap için, 'son yılların en güzel aşk hikayesi' diyebiliriz.
"Artık aşk hikayeleri yazılmıyor diyenlere, 'Zaman Yolcusunun Karısı'nı
ısrarla öneririm. Baş döndürecek kadar romantik olmasının yanında, hayran
olunacak bir yaratıcılık ve ustalıkla işlenmiş büyüleyici bir roman"
- Scott Turow -
"Bu kitap ürkütücü bir şekilde kusursuz"
- Scotland on Sunday -
"Nifenegger büyük bir içtenlik ve cesaretle, kendi zaman tünelindeki
aynalarla oynuyor."
- The New Yorker -
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
541 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 21 cm
ISBN : 9789753317283
2009
Genel Yayın Yönetmeni : Meltem Erkmen
Çeviri : Elvan Umur
Kitap okurundan bir
yorum:
Kitap bitti, sonlarına doğru çok ağladım. Utanmasam masalara kapanıp
ağlayacaktım. Kitap bittiğinde, altmışlı yıllarda, ellerinde mendilleri,
ağlamaktan kızarmış gözleriyle, yazlık sinemalardan çıkan ve “ay çok güzel
filmdi, görsen nasıl da acıklıydı, bir ağladık, bir ağladık, sorma” diyen
tombul teyzeler tadındaydım.
Kitap 26 Ekim 1991’ de kahramanlarımız Henry ve Clare’in, Henry 28, Clare
20 yaşındayken karşılaşmasıyla başlıyor. Öykünün gerçek zaman başlangıç
noktası (GZBN) bu tarih. Ne acayip bir ifade oldu değil mi? Ama böyle bir
nirengiye ihtiyacımız var, siz de biraz sonra niye lazım olduğunu
anlayacaksınız.
Henry genlerindeki bir dizilim bozukluğu nedeniyle -genetik krono bozukluğu-
kazandığı bir özellik sonucunda, istemi dışında oluşan ataklarla, zamanda
ileri ve geriye doğru yolculuklar yapmaktadır. GZBN noktasında Henry, Clare
ile yeni tanışıyorken, Clare Hanry’i 14 yıldır tanımaktadır ve tüm
çocukluğunu ve genç kızlığını Henry’nin 32 yaşı ve daha ileri zamanlardan
kendisini ziyarete gelen “ötekileri” ile geçirmiştir. Hayatlarını birlikte
geçirirlerken, Clare’in sahip olduğu çocukluk anılarına, Henry yıllar
geçtikçe ve geçmişe yolculuk yaptıkça sahip olacaktır ve her yolculuk
sonrası Henry, Clare’e daha fazla bağlanacaktır. Aralarında her an
zenginleşen ve gelişen, zamanlara, yıllara yayılmış vazgeçilmez bir aşk
vardır.
Kitabın bölüm başlıkları, zaman kırılmalarının daha iyi anlaşılabilmesi
için, olayın hangi zamanda geçtiği ve Clare ile Henry’ nin kaç yaşında
olduğu bilgisi ile belirtilmiş.
29 Eylül 1977, Perşembe (Clare 6, Henry 35)
9 Şubat 2000, Çarşamba (Clare28, Henry 36)
27 Ekim 1984, Cumartesi (Clare 13, Henry 43)
7 Haziran 1973, Perşembe (Henry 27 ve 9) (Büyük Henry Küçük Henry’i ziyarete
gitmiş)
Her bölümde kitabın anlatıcısı değişiyor, kimi zaman Clare oluyor, kimi
zaman da Henry. Yazar anlatıcı değişikliklerini paragraf başlarında isim
belirterek okuyucuya bildiriyor. Clare ve Henry, her ne kadar aynı zamanı
paylaşarak, birlikte yaşasalar da, dağarcıklarında hep birbirlerinden farklı
anılara sahip oluyorlar ve geçen zaman bu anıları birbirine yaklaştırıyor.
Henry’ nin yaptığı zaman yolculuklarının seyahat koşulları, bizim bu güne
kadar okuduğumuz bilim kurgu kitaplarındaki zaman yolculuklarına pek
benzemiyor. Henry zamanda yolculuklarında yanında hiç bir şey götüremediği
için, gittiği yerde, çırılçıplak, parasız, kimi zaman olumsuz iklim
koşullarına maruz kalarak ve yolculuğun bedeninde yarattığı tahribat
nedeniyle bitkin ve aç, birdenbire beliriveriyor. Gittiği zamanda, diğer
insanların dikkatini çok fazla çekmeden, giyecek ve para çalması gerekiyor,
çoğu zamanda polisle ve halkla başı belaya giriyor, kovalanıyor, dayak
yiyor, tutuklanıyor.
Henry bazen 10 dakikalığına yok oluyor, bazen de günlerce görünmeyebiliyor.
Henry yokken, Clare onun başına neler gelmiş olabileceğini düşünerek
endişeleniyor. Henry’ nin kendisine yaptığı ziyaretlerde onun zarar
görmemesi için elinden geleni yaptığını biliyor ama diğer seyahatlerde
başına gelebilecekleri düşündükçe, hiç bir şey yapamamanın çaresizliğini
yaşıyor.
CLARE: Geride bırakılmak çok kötü. Henry’i bekliyorum. İyi olup,
olmadığını, nerede olduğunu bilmeden. Geride bırakılan olmak zor. Kendimi
oyalıyorum, böylece zaman daha çabuk geçiyor. O, elinde olmadan ve hiç
istemeden, habersizce ortadan kayboluyor. Ben de onu bekliyorum. Beklemekle
geçirdiğim her an bir yıl kadar uzun geliyor. Her dakika, çok yavaş ve cam
gibi saydam sanki. Her dakikada, art arda sıralanmış bekleyen sonsuz
dakikaları görebiliyorum. Neden onun peşinden gidemeyeceğim bir yere gitti?
HENRY: Ne hisseder insan? Ne hisseder?
Bazen, dikkatiniz bir an için dağılmış gibi gelir. Sonra, başlangıçta,
elinizde tuttuğunuz kitap, pamuklu ekose beyaz düğmeli kırmızı bluz, en
sevdiğiniz siyah blucin, bir topuğu neredeyse delinmiş kahverengi çoraplar,
oturma odası, mutfaktaki çaydanlıkta kaynamakta olan çay, hepsi yok olur.
Kendinizi, bilinmeyen bir kır yolundaki bir hendekte, ayak bileklerinize dek
buz gibi suyun içerisinde bir alakarga gibi çırçıplak buluveririsiniz. Acaba
tekrar kitabınıza, evinize vs. Dönebilir misiniz diye, bir an beklersiniz.
Yaklaşık beş dakikayı küfredip titreyerek ve ortadan yok olmak için deli
gibi dua ederek geçirdikten sonra, herhangi bir yöne doğru yürümeye
başlarsınız.
Kitabı, hep içimde şimdi kötü bir şey olacak hissiyle tedirginlik içerisinde
okudum. Henry’ nin çaresiz yolculuklarında yoruldum. Allahtan o hep geri
geldi. Ben de Clare’le birlikte sevindim. Kitap, bu güne kadar edindiğim
“zaman yolculuğu kavramı” hakkındaki ezberimi bozdu. Zaman yolculuğu, bu
sefer teknolojik bir buluş, arzulanan bilimsel bir hedef değil, tehlikelere
açık bir hastalık, kendi isteğinizle seçemediğiniz bir yere doğru yapılan
bir savrulma olarak karşıma çıktı. Anıları, özellikle de kötü anıları,
tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalmak ne kadar yıpratıcı. “Sizin hiç
anneniz öldü mü?” diye sormak yerine “Sizin hiç anneniz defalarca kez aynı
şekilde öldü mü?” diye sormak. Sonra aşk. Siz bu zamanda uyurken,
geleceğinizle birlikte, geçmişte filizlenen aşk. Ya da, şimdiki zamanda
sevgilinizle dans ederken, uzaklardan bir yerlerden sizi seyreden, size
gülümseyerek bakan, ve küçükken sizinle birlikte dondurma yemiş olan, 15 yaş
daha büyük sevgiliniz. İfade etmesi bile zor değil mi?
Kitap, uzun zamandır okuduğum, en sıra dışı aşk hikayesiydi. Size de
şiddetle tavsiye ederim.

Kuşdili Kılavuzu
Simyanın Ayak İzleri
Mehmet Saltık
Bu kitapta, her biri başlı başına ciltler alacak derinlikte olan ve
başlangıçtan beri insanlığı biçimlendiren, yönlendiren ve yöneten
öğretilerin, birbirleri üzerindeki şaşırtıcı yansımaları ve örtüştükleri
konular ele alındı. Mitoloji, Simya, Gülhaçlar, Masonluk, Templierler, Eski
Mısır, Tevrat, İncil ve Kur'an arasındaki bu kısa gezinti ile, okurların bu
öğretilerle tanışması; çoğu bugün artık pek ilgi görmeyen, bir kısmı
unutulmuş, bir kısmı sadece belli kalıplar içinde ele alınan bu konular
üzerinde, farklı ve yeni bakış açıları kazanmaları amaçlandı.
166 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9756130040; Boyut: 13,5x19,5 cm; Baskı Tarihi:
Mayıs 2005
Özgün Dili: Türkçe
“Simya
gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı bir çok süreçten
geçirerek, arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.” Simya
öğretisinin, saygınlığını modern bilimin gelişimi ve aydınlanma ile
kaybettiği düşünülse de, simya, Newton gibi bir bilim adamının bile
ilgilisini çeken, bu konuda kitaplar yazdıran bir öğretidir. Kökleri çok
eskiye dayanmakta, felsefesi neredeyse tüm dinlerde yankısını bulmaktadır.
Sembolleri bir çok sanatçının eserinde kendine yer bulmuş ve günlük hayatta
kullanılan ikonlara dönüşmüştür. Bu kitap ile, eski, köklü ve antik
Yunan’dan Hurifiliğe kadar bir çok düşünce sisteminde önemli yer tutan
simyaya, bilimsel bir araştırmacı gözü ile bakabiliyoruz. Bu kitapta
aslında binlerce sayfada ve birbirinden farklı dinler için yazılan yüzlerce
kitapta bulunabilecek izler toplanarak bir yol oluşturulmaya, sembollerle
insanlara anlatılmaya çalışılan bir giz olduğuna dikkat çekilmeye
çalışılmaktadır. Yazara göre bu giz aslında bir çok eserde bizlere
açıklanmaktadır, ancak alışık olmayan gözlerden gizlenmek ve alışık olmayan
akılları korumak için şifrelenmiş, ancak belli bir olgunluktaki dimağların
alabileceği şekilde şifrelenmiş bir dilde yazılmıştır. İşte bu dil “kuş
dili”dir.
“Açıklanmış sırlar
değersizleşir, basitleştirilen, asaletini kaybeder. Bu nedenle domuzların
önüne inci atıp, eşeğe gül vermeyin.” Cristian Rosenkreuz,1459
“Dil mektebi içre okuduk
mantık-u tayr-ı
Guftarımızı dehre Süleyman
olan anlar.” Cesari
(Gönül okulunda kuş dilini
öğrendik, sözümüzü sonsuzlukta Süleyman olan anlar.)
Felsefe taşı, herşeyi altına
dönüştüren, simyacıların yaratmaya uğraştıkları bir malzemedir. Fiziksel
dünyada altın üretimi ile sonsuz bir zenginlik sahibi olan simyacı, ruhani
dünyada ürettiği felsefe taşı ile de içsel mükemmelliğe kavuşur, içindeki
herşey saflaşır, tanrılaşır ve sonuçta simyacı sonsuz hayata sahip olur.
İşte bu yüzden simya gizleri hem servet düşkünlerinin, hem de sonsuz hayatın
hayalini kuran her inanıştan insanın peşinde olduğu sırlar olmuştur.
Tapınakçıların ve masonların servetleri ve şifreli sembollü ritüelleri simya
ile örtüşmektedir.
Peki bu sırların, bu sonsuz
hayat bilgisinin kaynağı nedir? Tanrısal bilgi insanlara yine tanrı katından
verilmiştir. “Ancak, eski bir simya yazıtında, kendini İsis olarak
adlandıran bir rahibe, bilgilerini melek Amanel’e borçlu olduğunu açıklar.
İsis, bu bilgileri cinsel ilişki karşılığında mükafat olarak aldığını
söylemekten çekinmez.” Düşmüş melekler insanlara bazı sanatlar öğretirler
ve karşılığında evlilikler yaparlar. Bu düşünceyi destekleyen bir de Kuran
ayeti bulunmaktadır. “… Oysa ki, o iki melek ‘biz bir imtihan aracıyız,
sakın küfre sapma’ demedikçe, hiç kimseye birşey öğretmiyorlardı. İnsanlar,
onlardan erkekle eşinin arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı.”
denmektedir. Aynı ayetin sonlarında ise bu yasak bilgiye ulaşan kişilerin
nasıl cezalandırılacağı anlatılmaktadır.
“Düşmüş melekler konusunun,
Türk tasavvuf tarihinde yer alışı, sadece Mesnevi ile sınırlı değildir; bir
çok tarikatın bünyesinde farklı biçimlerde gözlerden gizlenerek yer
almaktadır. …Firdevsi’nin Kuşdili’nde bahsedilen, Kaf Dağı’nda yaşayan
efsanevi akbaba Simurg, bir düşmüş melektir….Simurg da bir köpek - kuştur.
Eski Türk geleneklerinde, akbaba ölmeden önce iki yumurta yumurtlar.
Bunlardan birinden uzun tüylü kutsal köpek Barak; diğerinden ise kutsal kuş
Tuğrul doğar. Eski şamanlara göre kamlar, Barak ve Tuğrul’a binerek
gökyüzüne çıkmışlardır.” Tuğrul zaman içinde çift başlı kartal olarak
Osmanlı’da bir ikon, tuğra olarak bir güç sembolu haline gelmiştir. Hatta
günümüzde spor külüplerinde bir güç ifadesi olarak kartalın seçilmesi de
tesadüfi değildir.
Beni gerçekten
heyecanlandıran bu kitap sonrasında bir çok kitabı peşinden sürükledi, sanat
tarihine ve ilkel dinlere, simyaya daha başka bir açıdan bakmaya başladım.
Ufuk açıcı bulduğum bu kitabı, yazarın bu alanlardaki bilgi birikimi ve
tarafsız olduğunu düşündüğüm yaklaşımı açısından da tavsiye ederim.

Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce
Giysilerimizde, soluduğumuz havada, damarlarımızda gezinen teknolojik
cüceler... İnsanın hilafetine göz diken mikro-robotlar... Ölüme kafa tutan
"zerreler"... Atomlarıyla oynandığı için "seçkinleşen" materyaller... İşte
binyılın en büyük olayı nanoteknoloji.
Hayykitap'tan çıkan "Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce", Türkiye'de
nanoteknoloji hakkında yayınlanan ilk ve tek kitap. Kısa, kolay okunur,
herkesin anlayabileceği sade bir dile sahip. Nanoteknolojinin dünya ve
Türkiye'deki serüvenini özetliyor. Hayata geçmiş ilginç uygulamalardan
örnekler veriyor ve okuyucuyu potansiyel risklere karşı uyarıyor.
Kitap, nanoteknolojinin ne olduğu, getireceği müstakbel yenilik ve köklü
değişimler, riskleri, zararları ve tehditleri üzerine. Konu başlı başına
renkli olduğundan, açılım ve analizleri bolca heyecan sosu barındırdığından
ama bir o kadar "bilimsel not" da içerdiğinden iddialı bir söylemle
ülkemizde bu konuda çekilen "temel" bilgi açlığını bastırma iddiasında.
"Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce" okuyucuyu teknolojik cücelerden
oluşan "zerreler" dünyasında kısa bir gezintiye çıkarıyor: Onların ne
giremeyecekleri ne de çıkamayacakları bir yer var... Kendilerinden ürüyor,
kendi yaralarını sarıyorlar... Kömürden elmas, kırıntıdan hamburger, lağım
suyundan içecek yapıyorlar... Kanseri içinden çökertip, damar
denizaltılarıyla by-pass yapıyorlar. Dünyanın tüm bilgilerini bir küp şekere
sığdırıp, bilgisayarların hızını binlerle çarpıyorlar. Kendiliğinden çoğalan
silahlar yaratıyor, bedeninize "bulunmaz ve görülmez" casus olarak
sızıyorlar.
İnsanoğlunun en büyük devrimi kapımızı çalıyor... Maddi dünyanın bütün
sütunları sarsılıyor. Manevi dünyanın kıyamet senaryoları çağrılıyor.
Nanoteknoloji, sınırsız ve sonsuz dünyanın kapılarını açıyor... Ama... Aması
var. Çünkü nanoteknoloji kimisine göre tarihteki en büyük devrim, kimisine
göreyse üçüncü dünya savaşının nedeni ve kıyametin habercisi...
"Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce" nanoteknolojinin "nimetleri" yanında
ölümcül risklerini de anlatıyor. Aslında nanoteknolojinin Yaratıcı'ya bir
meydan okuma olduğunu da tespit ediyor.
Nanoteknoloji Nedir?
Nano Yunanca'da (nanos) cüce demek. "Nanometre" metrenin milyarda birine
tekabül eden ölçü birimi. Nanoteknoloji ise metrenin milyarda biri
büyüklüğündeki "zerre"ler kullanılarak geliştirilen üretim teknolojisinin
adı. Bu üretimin konusu kendini temizleyen bir cam da olabiliyor, kanserli
bir hücre ile savaşan nano-robot da...
Nanoteknolojik Dünyada Neler Olacak?
Dünyaya yeni bir düzen geliyor. Devrimsel ve radikal bu dönüşüm, önümüzdeki
20-25 yıl içinde zirveye ulaşacak ve bildiğimiz, inandığımız, kullandığımız
tüm maddi değerler yerle bir olacak. Manevi değerlerimizi de peşinden
sürükleyerek!
Teknolojik "cüceler" evreni, insanoğluna devasa sorunlar ve çözümler
sunacak.
Nanoteknoloji, zerreler dünyasıyla insanoğluna "sonsuz" gücü vaat edecek.
Bizi "geleceğe zıplatacak" nanoteknoloji, yediklerimizden giydiklerimize,
iletişimden ulaşıma, uzaydan okyanusun derinliklerine, ekonomiden
sosyolojiye, refahtan savaşa kadar sınırsız bir alanda yerleşik düzenin tüm
ilkelerini sarsacak.
Nanoteknoloji, ekmek kırıntısından mükellef bir sofra, kömürden elmas, damar
açan vücut içi denizatlılar ve kendi kendini tamir edip kendi kendine üreyen
makineler üretecek. İnsanlığı mutlu son ve sadece son arasında seçime
sürükleyecek!
Sağlıkta ölümsüzlük, bilgisayar teknolojisinde sınırsızlık, üretim ve
zenginlikte tükenmezlik, istihbaratta yanılmazlık, savaşta yıkım getirecek
nanoteknolojiye milyarlarca dolar yatırıldı... Birkaç yıl içinde trilyon
dolar olarak geri almak üzere!
Nanoteknoloji, kişisel ilaçlar, tükenmeyen enerji, bitmeyen su yaratırken,
atomlarla hatta atomlardan daha küçük zerrelerle uğraşıyor... Dünyamızı
atomlarla ve baştan tasarlıyor.
Ama kusursuz değil! Şimdilik sadece kirlenmeyen cam, kendini temizleyen
duvar boyası, ıslanmayan ve kirlenmeyen elbiselerle hayatımıza giren
nanoteknoloji, insan hırsının esiri olduğunda yerküreyi "çamurdan bir
kabusa" çevirecek güce de sahip... Seçim sizin!
Yazar: Hasan Tevfik
Yayınevi: HayyKitap
Sayfa sayısı: 90
ISBN: 9759059061
Basım tarihi: Aralık 2005

Prodeterminizm Yaşar-Kalma Olasılığı ve Zamanın Doğası Prodeterm
Prodeterminist teorinin ayırt edici özelliği, nesnel açıdan Yaşar-Kalma
Olasılığıdır. Bu olasılık, bilgi teorisi açısından Güvenilirlik anlamına
gelir. Fiziksel evrende mikro (elemanter)-maddenin, uğradığı Arızalar
karşısında Yaşar-Kalma Olasılığı, (a) "maksimal düzeyde" olan madde Aktüel
(Fiili) gerçekliği oluştururken, (b) "daha alt düzeyde" olan madde Virtüel
(Fillileşme Öncesi, ama Fiilleşmeye Hazır) gerçekliği oluşturuyor.
Prodeterminizm açısından maddesel evren böylece, aktüel ve virtüel
gerçekliklerin birlikte yürüdüğü bir Evrim boyunca, mikro-maddenin uğradığı
Arızaların Yolunu Açtığı maddesel Devrimleri yaşıyor.
Die Grundcharakteristik der prodeterminischen Theorie ist die
Überlebenswahrscheinlichkeit im objektiven Sinne, also die Zuverlaessigkeit
im erkenntnistheoretischen Sinne. Diese besondere wahrscheinlichkeit für
Elemanterteilschen, welche sich im Weltall den Defekten aussetzen,
ermöglicht der Materie (a) die Aktuelle Wirklichkeit zu bilden, wenn sie
aber maximal ist und (b) zu bilden die Virtuelle Wirklichkeit, wenn sie
submaximal ist, also die Wirklichkeit, welche objektiv noch nicht aktuel,
aber bereit, ist aktuel zu werden.
Aus dieser pro(babilistich)-deterministischen Perspektive gesehen erlebt die
Materiewelt mehrere materielle Revolutionen, die von Defekten ausgelöst
werden, in welche die Elementarteilchen im Laufe einer von aktuellen und
virtuellen Wirklichkeiten zusammengelaufen Evolution der Natur eingehen.
Yazar: M. Yılmaz Öner
Yayınevi: Belge Yayınları
ISBN: 975-344-223-8
Basım tarihi: Ağustos 2000

Dinozorların Sessiz Gecesi 6 Biz Evrenin Çocukları
Kategorisi : Genel > Bilim-Bilimsel Kitaplar
Yazarı : Hoimar von Ditfurth
Çeviren : Veysel Atayman
Yayınevi : Alan Yayıncılık
Basım Yeri/Tarihi : İstanbul / / 1996
Bu evren, bu uçsuz bucaksız kozmos, bilimin son birkaç on yılda gösterdiği
gibi, o büyüklüğüyle ve içerdiği tüm maddeyle bizim gezegenimizi, onun
üstündeki hayatı ve bilinci hazırlayan vazgeçilmez önkoşulu oluşturmaktadır.
Kozmosun sonsuz büyüklüğüyle bu minicik yerküre arasındaki şaşırtıcı
ilintiler, dizinin son kitabının konusunu oluşturuyor.(Alan Yayıncılık Kitap
Kataloğu)
Evren Bilim Teknik Serisi
-1Kolektif
Perspektif Multimedya
Oluşumun etkileyici hikayesi, şaşırtıcı boyutlarıyla; Evren... Gezegenler,
yıldızlar, gökadalar... Güneş sistemi ve Samanyolu'muz... Evren'in doğası...
Bütün merak ettiklerimiz... Karadelik nedir? Uzayda hayat var mı? Evren'in
ötesinde ne var? Gökyüzünde cisimlerin yerleri nasıl belirlenir? Evren'in
neresindeyiz? Bir yıldıza kendi ismimi verebilirmiyim?.. sorularının
cevapları ve daha fazlası bu CD'de...
(Arka Kapak)
Türkçe
13 s. -- Kuşe-- Ciltsiz -- 16 x 22.5 cm
1999
1 adet CD, 13 s. tanıtım kitapçığı ile birlikte, özel kutuda.
Tasarım : Sevgi Tuncer, Rabia Cebeci
Müzik : Fatih Ihlamur
Danışman : Mehmet Emin Özel
Arşiv Çalışması : Soner Dinçer

Sonsuzluk Yolculuğu
Uzay/zaman, yokluktan nasıl doğuyor? Evren nasıl yönetiliyor? Madde
duvarının arkasında hangi paralel evrenler gizlendi? Evren nasıl başladı ve
nasıl sonlanacak? Dünyanın ne kadar ömrü kaldı?
İnsan neden önemlidir? Geleceğimizi ne tür maceralar bekliyor? Gerçek
mutluluğun sırrı nedir?...
Yazar: Muhammed Bozdağ
Yayınevi: Nesil Yayınları
ISBN: 9752690823
Basım tarihi: Nisan 2005

Bilimde En Büyük Beş Fikir
Arthur W. Wiggins, Charles M. Wynn
Palme Yayıncılık / Zirvedeki Beyinler Dizisi
Bilimdeki En Büyük Beş Fikrin bu insanı düşünmeye sevk eden ve eğlendirici
incelenmesinde, yazarlar Charles Wynn ve Arthur Wiggins bilim adamlarının
doğal dünyaya dair cevaplamaya çalıştıkları sorulara geniş bir bakış açısı
sunuyorlar:
Maddenin temel yapı taşları var mı?
Eğer varlarsa neye benziyorlar?
Büyük Fikir 1: Fiziğin Atom Modeli
Farklı atom türleri, evrenin farklı yağı taşları, arasında nasıl bir ilişki
var, ya da var mı?
Büyük Fikir 2: Kimyanın Periyodik Tablosu
Evrendeki atomlar nereden geldi ve kaderleri ne?
Büyük Fikir 3: Astronominin Büyük Patlama Kuramı
Evrendeki maddeler Dünya'da nasıl düzenlenmiştir?
Büyük Fİkir 4: Jeolojinin Levha Tektoniği Modeli
Dünya'da yaşam nasıl başladı ve gelişti?
Büyük Fikir 5: Biyolojinin Evrim Kuramı
Bu ve başka bilimsel fikirlerin de olası uygulamalarını öğreneceğiniz
heyecanlı ve bilgilendirici bir tartışmaya hazırlanın.
Doğu Connecticut Eyalet Üniversitesinde Kimya Profesörü, Charles M. Wynn ve
Michigan Eyaleti'nin Oakland Halk Üniversitesinde Fizik Profesörü olan
Arthur W. Wiggins bir çok bilim ders kitabının ve sayısız bilimsel makalenin
yazarlarıdırlar. Her biri En İyi Eğitmen ödülüne layık görülmüştür. Sidney
Haris "Amerika'nın bir numaralı bilimsel karikatürcüsüdür."
200 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9786055829742; Boyut: 15 x 23 cm; Baskı Tarihi:
Aralık 2009
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: The Five Biggest Ideas In Science
Felsefece Düşünmenin Yolları
J. M. Bochenski
Bilgesu Yayıncılık / Felsefe Dizisi
Yasa, Bilgi, Doğruluk, Değer, İnsan, Varlık, Toplum, Mutlak... Bu başlıklar
felsefe dediğimiz düşünsel uğraşın en temel sorunları. Bochenski'nin
Felsefece Düşünmenin Yolları adlı kitabı işte bu temel sorunları ve bu
sorunların tarih boyunca nasıl işlendiğini karşıt görüşleri yan yana
getirerek tanıtıyor bize. Felsefece Düşünmenin Yolları bir çırpıda
okunabilecek bir kitap olmasına karşın okuyucuya uzun ve zahmetli bir yolun,
felsefenin kapılarını açıyor; yalnızca kimi görüşlerine değinerek tanıttığı
filozofların yapıtlarına, dünyalarına yönlendiriyor onu, böylece okumasını,
daha da önemlisi düşünmesini, okuyarak düşünmesini, düşünerek okumasını
istiyor ondan.
96 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789944795166; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi:
Ağustos 2009
Özgün Dili: Almanca; Özgün Adı: Wege Zum Philosophischen Denken Einführung
in die Grundbegriffe

Felsefenin Öyküsü
Will Durant
İz Yayıncılık / Felsefe Dizisi
Felsefenin Öyküsü, Platon'dan başlayarak, Aristo, Bacon, Spinoza, Voltaire,
Kant, Schopenhauer, Spencer, Nietzsche, Bergson, Croce, Russell, Santayana,
James ve nihayet Dewey gibi büyük filozofları inceleyen bir felsefe
tarihidir. Aynı zamanda medeniyet tarihçisi olan Durant bu kitabında ünlü
filozofların yaşam öykülerini belli bir tarih, beşerî durum ve uygarlık
fikri içinde ele almakta, felsefî düşünceleri kendi engin birikimiyle
bütünlük taşıyacak şekilde yorumlamaktadır. Yazar konusunu parlak, renkli ve
çekici bir üslup izleyerek metne dökmüş, felsefe tarihi bilgisini zevkle
okunur ve kolay anlaşılır bir şekilde okuyucuya ulaştırmıştır. Onun
okuyucuya ulaşmakta gösterdiği başarı, bu kitabın çıktığı ilk birkaç ay
içinde yaklaşık iki milyon nüsha satmış olmasından da anlaşılabilir. Nitekim
yayınlanışı üzerinden seksen küsur yıl geçmiş olmasına rağmen Felsefenin
Öyküsü, alanında hala türünün en iyi örneklerinden biri sayılmaktadır.
Kitabın çevirisi ise usta çevirmen Ender Gürol'un imzasını taşımakla, özel
bir değere sahiptir.
520 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789753555036; Boyut: 14 x 21 cm; Baskı Tarihi:
Temmuz 2009
Özgün Dili: İngilizce

İnsanın Kosmostaki Yeri
Max Scheler
Ayraç Yayınevi / Felsefe Dizisi
"Bugün biri doğabilimsel, biri felsefi, biri de teolojik olmak üzere,
birbiriyle hiç ilgisi olmayan üç antropolojimiz var. Ama hala insanın ne
olduğuna ilişkin üzerinde birleşilen bir düşünceden yoksunuz. İnsanla
ilgilenen bilimlerin sayısı sürekli artmış olmasına karşın, bu bilimler -ne
kadar değerli olurlarsa olsunlar- insanın ne olduğunu aydınlatmaktan çok
karartmışlardır.
Bu nedenle en geniş temel üzerinde yeni bir 'Felsefi Antropoloji'
geliştirmeye karar verdim. Bu yazı, insanın neliğini bitki ve hayvanla
ilişkisinde ele almakta, aynı zamanda insanın kosmostaki kendine özgü
metafizik yerine değinmekte; yeni 'Felsefi Antropoloji'yi ana çizgileriyle
ortaya koymaktadır."
Max Scheler, bu küçük hacimli kitapta ortaya konan düşünceleriyle,
yüzyılımızda ortaya çıkan bir felsefe dalı olan "İnsan Felsefesi"nin ya da
"Felsefi Antropoloji"nin kurucusu sayılmaktadır.
(Arka Kapak)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
127 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789758087143
1998
127 s., 1. Basım
Giriş : Harun Tepe
Çeviri : Harun Tepe

YERYÜZÜ GÖKYÜZÜ
Yazarı: FAİK SABRİ DURAN
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: KANAAT YAYINLARI
Yayın Yeri: İstanbul
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1962
Dili: Türkçe

Varoluş ve Bilgi
Onto-Epistemolojik Sanat
Fuat Bozer
Akçağ Yayınları / Popüler Kitaplar Dizisi
Siz ve Evrenle İlgili Her şey
"İnsan ve evren niçin ve nasıl var oldu? Bir otomobili, bir çiçeği veya
bizleri oluşturan atomların kaynağı nedir? İnsan beyni ve zihni nasıl
gelişip ortaya çıktı? 'Canlı ve cansız, ya da doğal ve yapay' nesnelerin
varoluşları neye dayanır? Bizler niçin doğar, niçin yaşar ve niçin ölürüz?
Bitkilerin, hayvanların veya insanların varlıkları için herhangi bir amaç
veya hedeften söz edilebilir mi? Ölüm, mutlak bir yok oluş mudur?.."
...bilinçli bir şekilde yaşamak isteyen her bireyin, bu temel sorulara
geçerli ve güvenli karşılıklar bulması gerekir. Bu; mantıksal, bilimsel,
vicdani ve entelektüel bir zorunluluktur.
Bizzat Yapmanız Gereken Çok Önemli Bir Şeyi Yetkin Bir Araştırma Ekibi
Tarafından 30 Yılda Hazırlanan Bu Kitap Sizin Yerinize Yapıyor...
Varoluşun Sırları İle İlgili Tüm Bilgi Birikimi
Bu kitapta insanlık için özel bir önem ve değer taşıyan "varlık ve varoluş
ile ilgili temel sorular"a en eski geleneksel kültür kaynaklarında
bulunanlardan; belli başlı bilge, filozof ve bilim adamlarının vermiş
olduklarına kadar uzanan çok geniş bir yelpazede yer alan dikkate değer
bütün karşılıklar derlenip, tasnif edilerek bir araya getirilmiştir.
Böylelikle bu temel "sorun"un bugün bulunduğumuz noktadaki görünümü ve genel
özellikleri tasvir ve analiz edilerek; "neyi, ne kadar" bildiğimiz, "neleri"
ise bilemediğimiz ortaya konduktan sonra, bilinmeyenlerin "nerelerden ve
nasıl öğrenilebileceğine" dair bir araştırma programı önerilmiştir.
"Cennete Uçabilmek İçin Bilgiden Kanatlar Takmak Gerekir..."
-Shakespeare-
792 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789753389211; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi:
Mayıs 2009
Özgün Dili: Türkçe

Felsefenin ABC'si
Önay Sözer
Say Yayınları / A B C Dizisi
Felsefe nedir? İnsandaki "bilme arzusu"nun felsefeye bir katkısı olmuş
mudur? Varlık mı özden önce gelir, öz mü varlıktan? Felsefe metafiziğe karşı
mı yoksa metafiziğin yanında mı? "Ben"in evrendeki yeri ne?
Prof. Dr. Önay Sözer, Felsefenin Abc'sinde bu ve benzeri soruların
yanıtlarını vermekle kalmıyor, aynı zamanda "felsefe" denince okuru ürküten
anlatımdan uzak, yalın bir dil ve üslup kullanarak felsefeyi üniversite
sınırlarının dışına çıkarıyor. Sözer, bir yandan felsefenin abc'sini ele
alırken bir yandan da okurun içindeki filozofu uyandırıyor.

Felsefeye Giriş
İsmail Tunalı
Altın Kitaplar / Felsefe Dizisi
Felsefeye Giriş kitabı, çok uzun bir çalışmanın ve İsmail Tunalı'nın
yıllarca üniversitelerde verdiği felsefe derslerinin sistematik bir formla
hazırlanmış ürünüdür. Çağdaş felsefe sorunlarını, çağdaş felsefe
disiplinleri içerisinde ele almaktadır. Ve bu niteliğiyle eser, sadece
ülkemiz açısından değil, diğer kültür ulusları açısından da özgülüğü ifade
etmektedir. Nitekim kitabın yıllar önceki ilk versiyonları Rusçaya ve
Azericeye çevrilmiş ve diğer Türk Cumhuriyetleri de dahil olmak üzere kitap
okunup, sürekli basılmıştır. Bu son versiyonuyla Felsefeye Giriş ülkemizde
de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşacaktır.
224 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789752110366; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi:
Ocak 2009

SİBERNETİK YARATICILIK
Yazarı: TOYGAR AKMAN
Yayınevi: BİLGİ YAY
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1984
Dili: Türkçe
Açıklama:20nci yüzyıl bilginleri, insan ve makinenin karşılıklı bilgi
alışverişini ve kontrol sistemini sağlayarak Sibernetik bilimini
oluşturdular ve elektronik beyin makinelerini yarattılar. Oysa, İBN AL-RAZZAZ
CESARİ (Cizreli Eb - Ül - İz) adlı bir Türk bilgini, bu buluşu 800 yıl önce
gerçekleştirmişti! Dr. Toygar Akmanın bu kitabı, sadece Türk okurlarınca
değil, evrensel boyutlarda da ilgi görecektir.
metin içerisinde çok sayıda renkli çizim siyah beyaz fotoğraf..
338 shf, 13x19 cm, 3. hm..

ATOMDAN HÜCREYE
Yazarı: PROF. DR. MÜNİP YEĞİN
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: YENİ ASYA YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1980
Dili: Türkçe

Golem Bilim Hakkında Bilmemiz
Gereken Her Şey
Bilim ve bütünüyle iyi ne de bütünüyle kötüdür. Nükleer kazalara ya da
hastalıkların sağaltılmasına, daha iyi beslenmemizi sağlayacak tarımsal
gelişmelere ya da uzay uçuşlarında ölümlere neden olan hep bilimdir. Harry
Collins ve Trevor Pinch, bilimi "Golem"e benzetmektedirler. Golem Yahudi
mitolojisinde ne zaman ne yapacağı belli olmayan olağanüstü gücü nedeniyle
potansiyel bir tehlike oluşturan ama aynı zamanda nazik, sevecen,
yardımsever bir yaratıktır. Yazarlar izafiyetten soğuk füzyona, solucanların
hafızasından dinazorların seks yaşamına bir dizi ilginç bilimsel olayı
inceleyerek, bilimin doğrudan kuramsallaştırma, gözlem ve deneyselliğin
sonucu olduğu düşüncesinin maskesini indiriyor. Daha doğrusu yazarlar,
bilimsel kesinliğin doğmasının bilimcilerin muğlak sonuçları kendilerinin
koyduğu bir düzen içinde yorumlamalarıyla gerçekleştiğini öne
sürmektedirler. Bu yaklaşım okuyucuya toplumda bilimin yeri konusunda yeni
bir açılım getirecektir.
Yazar: Harry Collins, Trevor Pinch
Yayınevi: Sarmal Yayınevi
ISBN: 975-7380-80-6
Basım tarihi: Ağustos 1997

Yaşam Nedir? Erwin Schrödinger
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi
Nobel ile taçlandırılmış Erwin Schrödinger'in Yaşam Nedir?'i yirminci
yüzyılın büyük bilim klasiklerinden biridir. Seçkin bir fizikçinin
biyolojinin yüreğinde yatan sorunu açıklaması, meslekten olmayanlar için
yazılmıştı, ama moleküler biyolojinin doğumunu ve arkasından DNA'nın
yapısının keşfini kışkırtan dürtülerden birini sağladı. Filozof Karl Popper
onu 'güzel ve önemli kitap' olarak selamladı. O burada, onun, filozofları
ilk çağlardan beri uğraştıran ve kafaları karıştıran bir ilişkiyi
araştırdığı Akıl ve Madde makalesiyle birlikte veriliyor. Bu iki klasik,
Schrödinger'in bilimsel yazılarına zemin oluşturan, yaşamının parçalar
halinde büyüleyici bir öyküsünü sunan özyaşamöyküsel eskizleriyle ilk kez
burada, biraraya getirildi çevirildi ve yayımlandı. "Bu kitap birçok yüzlü
bir mücevher... İnsan onu birkaç saatte okuyabilir; bir ömür boyu unutamaz."
- Scientific American-
"Erwin Schrödinger, put kırıcı bir fizikçi, fizik, yeni bilim moleküler
biyolojinin ebesi olduğu sırada tarihin eksenel noktasında bulunuyordu. Bu
küçük kitapta, yaşamın gizlerini çözmeye girişen bilim adamının karşılaştığı
kavramsal konuların çoğunu açık ve özlü olarak ortaya koyuyor.
Bu birleştirilmiş kitap, bilimin gerçekten derin konularıyla ciddi olarak
ilgilenen bütün öğrenciler için okunması zorunlu olmalıydı."
- Paul Davies-
(Arka Kapak)
Türkçe
223 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 13.5 x 19.5 cm
ISBN : 9789755030760
1999
223 s., 1. Basım
Çeviri : Celal Kapkın

Evrenin Oluşumu
Henri Laborit
Payel Yayınları / Bilim Kitapları
Madde dünyası, taşların, ağaçların, yaprakların, dalların, hayvanlarla
insanların, gördüğümüz, dokunduğumuz, kokusunu aldığımız, sesini işittiğimiz
her şeyin dünyası nedir acaba? Neden yapılmıştır? Ve insanların yüzyıllarca,
yıldızlarıyla birlikte tepelerine asılı sandıkları, Dünya çevresinde
döndüğüne inandıkları gökyüzü nereden geliyor? Ve bütün bunların ortasındaki
insan nedir?
Bu gibi en yalın sorulardan en karmaşık sorunlara geçen Henri Laborit,
okurunu çağdaş bilimsel kuramların evreninde masalsı bir yolculuğa
çıkarıyor. Bizi alıp dünyanın yaratılışından deney odasındaki bir farenin
tepkisine, 'küçük yeşil adamlar'ın düşleminden insan bedeninin güzelliğine
götüren olağandışı bir yapıt bu. Evrenin Oluşumu Büyük Patlama'dan hücrenin
gelişmesine, nicemsel boşluktan kara deliklere, oradan da elektronlara dek
uzanan çarpıcı bir çalışma... Ayrıca bilgiyle düşü, bilimle şiiri
birleştirebilen aydınlatıcı bir kitap.
Çeviren: Bertan Onaran - 134 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-388-104-5;
Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1998
Özgün Dili: Fransızca; Özgün Adı: Dieu ne joue pas aux dés

Hayatın Kökleri
Mahlon B. Hoagland
TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları
'Bilimle uğraşmayanlar, bilimin, özellikle de biyolojinin çok ince eleyip
sık dokuduğundan, ayrıntılarda çok ince eleyip sık dokuduğundan,
ayrıntılarda çok karmaşık olduğundan ve konu dışındakiler tarafından zor
kavrandığından yakınırlar. Diğer yandan bilim insanları, toplumun, temel
araştırma bulgularının değerini çok az takdir ettiğinden, çok az
ilgilendiğinden söz ederler.
Dr. Hoagland'ın kitabıyla aradaki duvarın iki yüzü de onarılacaktır.'
Lewis Thomas
Çeviren: Şen Güven - 168 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-403-001-4; Boyut:
11cm x 18cm; Baskı Tarihi: 2002
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Roots of Life

107 Kimya Öyküsü
Orjinal isim: 107 Stories About ChemistryL. Vlasov, D. Trifonov
TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları
107 Kimya Öyküsü'nde Periyodik Çizelgenin yapısı, okurken kendinizi bir tür
kimya müzesinde bulacağınız ilginç örneklerle anlatılmaktadır. Elinizdeki
kitabın, kimyanın rol oynadığı çeşitli meslek dallarıyla tanışmanıza ve
büyüleyici bir bilim dalı olan kimyayı daha yakından tanımanıza yardımcı
olacağını umuyoruz.
(Arka Kapak)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
220 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9789754030440
1999
1. Basım: Mayıs 1996
Çeviri : Nihal Sarıer

Stephen Hawking'in Evreni
Hawking'in Kuramına Giriş
John Boslough
Sarmal Yayınevi / Bilim Kitaplığı Dizisi
Küçük bir galaksideki
önemsiz bir yıldızın etrafında dönen ufacık bir gezegende yaşayan bir avuç
insanın tüm evreni anlama amaçlarını ve bu minicik yaratıkların evreni
bütünüyle kavrama yeteneğinde olduklarına inanmalarını hayal etmek oldukça
zordur. Evreni, nasıl işlediğini ve nereden geldiğini anlamak için yapılan
bu araştırma, insanlık tarihinin en uzun süreli ve en büyük macerasıdır. Bu
maceranın en önemli kilometre taşlarından biri de kuşkusuz çağımızın en
parlak bilim adamı Stephen Hawking'dir.
Hawking'in aklı, onun en güçlü silahıdır. O aynı zamanda onun işi, oyunu,
dinlencesi, eğlencesi ve hayatıdır da. Tekerlekli sandalyesi, o aklın en
büyük uğraşında (içinde yaşadığımız evren nasıl oluştu, nasıl işliyor ve
nasıl sona erecek?) özel bir üstünlük aracı oluyor. Tümüyle akılsal bir kişi
olan Hawking serbest bırakıldığında, durmak bilmeyen insan aklının, evrenin
tüm niteliklerini anlamaya nasıl yetenekli olduğunu gösterdi.
Çeviren: Osman Bahadır - 140 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN:
975-7380-48-2; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1995
Özgün Dili: İngilizce

ZAMANIN KISA TARİHİ - STEPHAN W. HAWKING - / Büyük Patlamadan Kara
Deliklere
Yazarı: STEPHAN W. HAWKING
Çeviren: DR.SABİT SAY - MURAT URAZ
Yayınevi: MİLLİYET GAZETESİ ( PROMOSYON )
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1989
Dili: Türkçe
Açıklama:12.5 X 18 CM / 237 SAYFA... Bedeni, tekerlekli sandalyesinin
tutsağı. Ama beyni o denli hareketli ki evrenin gizlerini gün ışığına
çıkarabilmek için zamanın ve uzayın uçsuz bucaksızlığında sanki dörtnala
koşuyor.' Time 'XX.yüzyılın fizikçilerinin elde ettikleri sonuçlar nesnel
bir biçimde değerlendirildiğinde, Stephen Hawking'inkiler bilim dağarcığında
en önemli yeri alacaktır. Astronomy 'Stephen Hawking fizik dünyasının
'süpernova'sı olabilmek için amansız bir hastalığı yenmeyi başardı.
Yazamamasına, hatta doğru dürüst konuşmamasına karşın, görecelik kuramından
kuantum mekaniğine, Bing Bang'den (Büyük Patlama) evreni yaratan
'geometrinin dansına' sıçrayıp duruyor.' Timothy Ferris, Vanity Fair

Zamanın Daha Kısa Tarihi
Stephen William Hawking
Çeviren: Selma Öğünç
Orijinal adı ve dili:
A Briefer History of Time - İngilizce
Orijinal yayın yılı:
2005
Türkçe'de
ISBN: 978-975-293-499-3
Sayfa sayısı: 132
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Ekim 2006
Evrenin bilinmezlerini hangimiz merak etmeyiz ki?.. Yalnızca
bilinmezlerini değil, hakkında bildiklerimiz bile hâlâ bir merak konusu
değil midir?.. Evren nereden gelip nereye gidiyor? Onun hakkındaki bilgileri
nereden ve nasıl elde ediyoruz? Ya da gerçekten neyi ne kadar biliyoruz?
Bütün bu soruların yanıtını almak için çağımızın en önemli fizikçisi Stephen
Hawking’den daha yetkili bir başvuru düşünülemez herhalde. Hawking, bu
konuda yazdığı ilk kitabı Evrenin Kısa Tarihi yayımlandığında gördüğü büyük
ilgi yanında bir o kadar da yeni bir talebi karşılamak zorunda kaldı.
Stephen Hawking bu kez "Zamanın Daha Kısa Tarihi"ni yazarak
evrenle ilgili tüm kuramları yeniden ele aldı. Bilimsel olarak kanıtlar ile
sonuçlar elbette yeni kitabında da aynı. Ama bu kitabın en önemli farkı,
önemli kavramları daha rahat anlaşılacak biçimde açıklamış olması. "Zamanın
Daha Kısa Tarihi", çağdaş fiziğin en zor konularından söz eden ancak sıradan
birine bile anlatmayı başarabilen bir kitap.
Stephen William Hawking
Hawking, University College'da fizik okudu ve okulu birincilikle bitirdi.
Cambridge Üniversitesi'nde kozmoloji araştırmaları yaptı. Daha sonra bu
alanda doktorasını bitirdi. 1973'te uygulamalı matematik ve teorik fizik
bölümüne geçti. Kuvantum teorisini yarattı ve evrenin sonsuz olmadığını
buldu. Dünyanın önde gelen bilim adamlarından olan ve dâhi diye anılan
Hawking'in on iki tane onur derecesi var. NASA tarafından da ödüllendirilen
Hawking halen bu kurumun üyesidir.

Diyalektiğin Dansı
Marx'ın Yönteminde Adımlar
Bertell Ollman
Yordam Kitap / Felsefe Dizisi
Kapitalizm üzerine fikir yürüten çoğu düşünürün görüntülere takılıp
kalmasına karşılık Marx'ın tüm üstü örtük ilişkileri kavramasını sağlayan
şey, onun diyalektik yöntemidir.
Bertell Ollman bu kitapta Marksizm’de vazgeçilmez bir rol üstlenen
diyalektiğin Marx'ın kendi eserlerinde nasıl çalıştırıldığını ve bugün
dünyayı anlamak ve değiştirmek için bizim diyalektiği nasıl kullanmamız
gerektiğini ortaya koyuyor. Marksist külliyatı yine Marksist araçlarla
soyutluyor; Marksizm’in bizzat kendisini diyalektiğin ışığında inceliyor.
Kısacası Ollman'ın yaptığı şey Marx'ın düşünsel dünyasının Marksist bir
analizidir. Marx kapitalizmi anlamak, Ollman da Marx'ı anlamak için
diyalektiğin dansındaki adımları takip eder.
Çeviren: Cenk Saraçoğlu - 256 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9944-5688-7-2; Boyut:
13x19,5 cm; Baskı Tarihi: Kasım 2006
Özgün Dili: İngilizce

Diyalektik Materyalizm
Henri Lefebvre
Kanat Kitap / Kuram Dizisi
Felsefenin kimi temel kavramları, tekrar tekrar, her yeni dönemde üzerinde
kafa yormayı hak ediyor. Diyalektik ve materyalizm kavramları da böyle.
Eleştirel düşüncenin ve özellikle Marksizmin özünü oluşturan bu kavramlar
hep uzun tartışmalara konu oldu ve maalesef ülkemizde, dogmatik ve ezberci
kitaplarla, sık sık da hatalı çevirilerle tartışıldı.
İşte Henri Lefebvre'in Diyalektik Materyalizm kitabı da, Marksizmin
şablonlaştırılmasına verilen bir yanıt. Stalin'in Tarihsel ve Diyalektik
Materyalizm kitabının hemen ardından yayımlanması tesadüf değildir. Lefebvre,
Marx'ın 1844 El Yazmalarına, dolayısıyla Hegel'e dönerek geliştirir
eleştirisini: Marksizmi bir tür şematik doğa bilimine çeviren dogmatiklere
karşı, diyalektik materyalizmin insan pratiğinden sürekli beslenen, açık
uçlu bir yöntem olduğunu söyler. Marksizmin, felsefenin sonunu ilan eden
pozitivist tavırla da, salt felsefi bir sistematikleştirmeyle da ilgisi
yoktur. Eski dogmatizmin dağıldığı ama yerine yeni kabalaştırmaların geçtiği
günümüzde, Marksizmi ve problematiğini yeniden kurma çabası hâlâ sürüyor.
Bu kitap okuyucusunu yeni bir tartışma alanına çekecek; bazı sorulara
verdiği yanıtları değiştirecek, yeni sorulara vesile olacak. Dogmatiklerin
hep tek bir kitabı, tek adamı, tek doğrusu vardır; oysa birileri sürekli
yeni kitaplar okumak ve yeni yazarlarla beraber tekrar düşünmek ihtiyacı
hisseder. Bu kitap, işte "o birileri" için.
"Sosyoloji ve tarihi, diyalektik materyalizm çerçevesinde birleştiren
duru ve eksiksiz bir yöntem sunan kişi bence Henri Lefebvre oldu."
Jean-Paul Sartre,
Diyalektik Aklın Eleştirisi
Çeviren: Barış Yıldırım - 136 sayfa, 2. hamur, ISBN: 975-8859-33-1; Boyut:
13,5x19,5cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: Fransızca
Yazar Hakkında
(1901-91), Fransa'da doğdu. Sorbonne'da felsefe eğitimi gördü. Fransız
Komünist Partisinde uzun süre bulundu, ancak partinin Stalinci çizgisine
aykırı bir Marksizm yorumu üretti. Nazilere karşı Direniş'e katıldı. Marx'ın
1844 Elyazmaları'nı Fransızcaya çevirdi ve Marksizmin popülerleşmesine
öncülük etti. Özellikle gündelik hayat ve kent sosyolojisi üstüne
yazdıklarıyla bu disiplinlerin temelini attı. 1956 Macar Devriminin SSCB
tanklarıyla bastırılmasından sonra Stalinciliğe şiddetle karşı çıktı.
1960'larda yapısalcılığa ve Althusser'e ağır eleştiriler yöneltti, onu
Stalinci dogmatizmi yeniden üretmekle suçladı. 1970'lerdeki Marksist
canlanmada temel referanslardan biri haline geldi. Kent yaşamının devrimci
dönüşümüyle modern toplumda doğrudan demokratik ilişkilerin yeniden
kurulabileceğini savundu. Lefebvre altmış kadar kitap yazdı.
Başlıca eserleri:
Marksizm (1948) [çev. Vedat Günyol, 1975]
Critique de la vie quotidienne, 2 cilt (1958-61) [Gündelik Hayatın
Eleştirisi]
Marx'ın Sosyolojisi (1966) [çev. Selahattin Hilav, 1968]
Modern Dünyada Gündelik Hayat (1968) [çev. Işın Gürbüz, 1998]
La revolution urbaine (1971) [Kent Devrimi]

Bilim İş Başında /
Science in Action
John Lenihan
Resimleyen: John B. Fleming
Çeviri: Barış Bıçakçı
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları no: 113
İlk Yayın tarihi: 1979
TÜBİTAK yayın tarihi: 1999
İçindekiler
Önsöz
I. Bölüm
Neden Böyle?
Donma, Genleşme ve Ardından Sürtünme
İşitilmeyen Sesler
Su, Su Her taraf Su
Aynanın Diğer Tarafı
İnsan Döşemeye Karşı
Sıcak ve Soğuk
Çarpıcı Bir Hikaye
En İyisi İki Tekerleklisi
Bilim ve Gayda
Sol ve Sağ
II. Bölüm
Tarih
İşe Yaramayan Deney
Uçuşun Öncüleri
Dalgalar
Rum Ateşi
Bilim Nasıl Gerçekleşmez
Jodell Bank Teleskopu
Zamanı Ölçmek
Kazı mı Kasıt mı?
Cavendish Labaratuvarı
III. Bölüm
Bilim ve Toplum
Trafik Kuralları
Şiir Bilim İlişkisi
Haritacı Melvyn
Radyoaktif Serpinti ve Sağlık
Disko Sağırlığı -Aslında Hiç Var Olmamış Bir Tehlike
Savaşta Atom Enerjisi
Bilim ve Toplum
IV. Bölüm
Dünya, Güneş ve Yıldızlar
Büyük Mıknatıs
Volcanus Şenliği
Güneş Saatleri Sadece Zamanı Göstermiyor
Başlangıca Dönüş
Dünya Kadar Eski Bir Tehlike
Denizi Ekip Biçmek
Gezen Kıtalar
V. Bölüm
Dört İşlem
Sayılarla Oynamak
Rasgele Sayılar
Blaise Pascal ve Olasılık
Herkesin Bildiği Çarpı İşareti
Bilmeceler ve Paradokslar
Aritmetik Bilgisi
VI. Bölüm
Yaşayan Dünya
Sahildeki Yabancı
Burun Kıvrılamayacak Bir Duyu
Kalorileri Hesaplamak
Yapay ve Doğal Besin
Tıbbın Sesi
Beyindeki Elektrotlar
Alışkanlık Tiryakilik Olduğunda
Ot İyidir
Kanlı Bir Hikaye
İnsan ve Molekül
Dinazorların Sonu
VII. Bölüm
İnsanlar
Dehanın İlk İşaretleri
Borgiaların Zehirli Sanatı
Kafa Adamı
Doktor Livingstone
Elektrikli Sandalye
John Dee ve Donanma
Wittgenstein'a Ders Verdim
VIII. Bölüm
Bazı Tuhaflıklar
Tanrısal Geometri
Bilimsel Yeraltı Araştırması
Gün Işığında Yıldızlar
Büyülü Hava
Azalan Verim
Bulanık Kristal
Gerçek ve Kurgu
Bilim ve Doğaüstü Olaylar

Evrenin Çocukları "Yaratılışın Öyküsü"
Ali Demirsoy
· Meteksan A. Ş.
· Basım Tarihi : 03 - 2007
· ISBN : 9757746061
· Sayfa Sayısı : 296

DİNOZORLARIN SESSİZGECESİ İLK 3 KİTAP
HOIMAR VON DITFURTH
Yazarı: HOIMAR VON DITFURTH
Çeviren: VEYSEL ATAYMAN
Yayınevi: ALAN YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1999
Açıklama:DİNOZORLARIN SESSİZGECESİ İLK 3 KİTAP
HOIMAR VON DITFURTH
ÇEVİREN: VEYSEL ATAYMAN
272 + 252 + 184 SAYFA 13*19 CM,
ALAN YAYINLARI , İSTANBUL 1999
Dinsel söylemin mitoslarına inatla akılsal destek arayanların ya din ya
bilim ikilemini bilerek ya da bilmeyerek sürdürenlerin, bilimin attığı her
adımla biraz daha köşeye sıkışmak istemiyorlarsa, mucizeyi bilinemeyende
değil de bilinende aramaları gerektiğini söyleyen bu kitap ve dizi, yıllarca
sürecek tartışmaları başlatmaya aday olan bir başyapıt olacak.
DİNOZORLARIN SESSİZ GECESİ 2. KİTAP
Açıklama:1989 yılında ölmüş olan tanınmış Alman bilim adamı ve yazarı Hoimar
von Ditfurth bilim karşısında doğru kuşkunun ne olduğu, bilimin
yaşamımızdaki anlamı ve sınırları üzerinde tümüyle bilimsel verilere dayanan
açıklamalar getiriyor... kendi yaşamımızı da gözden geçirebileceğimiz
güvenilir bir temel sunuyor böylece...
Dünyada ve özel olarak Türkiye'de geleneğin ve dinin yeni toplumsal roller
üstlenmeye doğru gittikleri bir dönemde, bu dizi daha da güncelleşiyor.
İster inanç sistemlerinin tarihsel rollerinin gerilerde kaldığını düşünelim
ister dini rönesansa umut bağlayalım, bilim ile Ditfurth'ta bulduğumuz
türden bir hesaplaşmadan geçmeden edemeyiz.
-Turgay Kurultay; Cumhuriyet 8.9.1994-
(Arka Kapak) 252 s.

MODERN BİLİMİN OLUŞUMU
Yazarı: RICHARD S. WESTFALL
Çeviren: İSMAİL HAKKI DURU
Yayınevi: TÜBİTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1994
Dili: Türkçe
Açıklama:"Bilimsel devrim, doğa konusundaki düşünce kategorilerinin yeniden
yapılanmasından öte bir şeydi. Bilimsel araştırma etkinliklerinde gittikçe
artan sayıda kişinin yer almasını ve modern yaşamda gittikçe daha etkin rol
oynayan yeni bir kuramlar kümesinin yayılmasını da ifade eden toplumsal bir
olguydu" Richard S. Westfall, modern bilimin oluşmasındaki esas ögenin,
düşüncelerin kendi iç mantıkları uyarınca gelişmeleri olduğu kanısındadır.
Onun deyimiyle bu kitap, bilimsel devrim tarihinde ağırlık merkezinin,
düşünce tarihi olduğuna dair inancın bir ifadesidir.
(Arka Kapak

Tarihi Değiştiren
Bilginler
Ali Çimen
Timaş Yayınları
Ocak 2008, ISBN: 975-263-691-0
İngiltere'deki bilge cisimlerin yere düşmesinin ardındaki sırrı çözerken,
Polonya'daki gezegenlerin rotasını tespit ediyor; İran'daki sayıların dilini
keşfederken, İtalya'daki cisimlerin neden suya batmadığına kafa yoruyor;
eski Yunan'daki tıbbın temellerini atmakla meşgulken; Fransa'daki
insanoğlunu ölümcül kuduz mikrobundan kurtarmak için ter döküyordu…
'Yerçekimi kaşifi' Newton'dan 'gezegenler hakimi' Kopernik'e, 'matematiğin
prensi' Ömer Hayyam'dan 'suyun gizli gücünü' ortaya çıkaran Arşimet'e,
'tıbbın babası' Hipokrat'tan 'kuduzun belalısı' Pasteur'e varıncaya dek,
onlarca bilim adamı, yer kürenin dört bir yanında günümüz dünyasının
bilimsel çatısını örmek için dinmek bilmez bir iştahla çalıştı. Kah
Atomları, kah gezegenleri; bazen mikropları bazen de sayıları konuşturdular;
tarihi değiştirdiler…

KAİNATIN SIRLARI
Yayınevi: MİLLİYET GAZETESİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1989
Dili: Türkçe

Teknolojinin Başyapıtları -Yaratıcı Mühendisliğin Mimarlığın ve Tasarımın
Tarihi
Masterworks Of Technology
Yayınevi: Güncel
G. Yayın Yönetmeni : Aysel Akdaş
Grafiker : Talip Aktaş
Kategori: Bilim-Teknik / Çeviri
Yayın Tarihi: Haziran 2005
ISBN: 9756117109
Sayfa Sayısı : 366
Ebat : 14x20
Açıklama:Mühendislik alanındaki olağanüstü bilgi birikiminin, harika
araçların, akıllı makinelerin ve insanı hayrete düşüren yapıların güzelliği
ve karmaşıklığının heyecan verici hikâyesi...
İnsanlar, her zaman yaşamı daha da kolaylaştıracak yollar bulmaya
çalışmışlardır. Eski çağlarda ayrıcalıklı bir azınlık dışında kalan herkes,
uyanık oldukları saatlerin büyük bir bölümünde ağır, çetin bir bedensel
çalışmaya bel bağlamak zorundaydı. Bununla birlikte insana bahşedilen en
büyük becerilerden biri de yenilik yapma ve zihninde canlandırmadır. Bu
yetenekleri sayesinde insan daha kolay, daha hızlı, daha güvenli, daha tam
ve daha uyumlu teknolojileri yaratabilmektedir..
Teknolojinin Başyapıtlarında. E. E. Lewis, modern teknolojik olgunluğa giden
yol boyunca bu adımların izini ustaca sürmektedir. Lewis kitabında, eski
Mısır'da piramitlerin inşası; tekerlekçi ustalarının zanaatının hayranlık
verici gelişimi; Leonardo da Vinci'nin defterlerinden de görülebileceği gibi
görselleştirmeden giderek daha fazla yararlanılması: Galileo'nun bilim ve
mühendisliği bir araya getirmeye yönelik öncü çalışmaları; temel bilimin,
mühendisliğin ve tasarım yeniliklerinin fideliği olarak giderek artan önemi;
uzay uçuşlarında örneklen görülebileceği gibi riskleri en aza indirmeye
çalışılırken eşi benzeri görülmedik kahramanlıklara girişilmesinin yarattığı
zorluklar ve diğerleri gibi pek çok konuyu aydınlatmaktadır.

BİLİME YÖN VERENLER / 12 KİTAPTAN
OLUŞAN DİZİ
Yayınevi: İLKKAYNAK KÜLTÜR VE SANAT ÜRÜNLERİ
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1996
Dili: Türkçe
Açıklama:Dizide 12 kitap yer almakta 1) Isaac Newton, 2)Alexander Graham
Bell, 3)Charles Darwin, 4)Thomas Edison, 5)Albert Eınstein, 6)Alexander
Fleming, 7)Galileo Galilei, 8)Johann Gutenberg, 9)Guglielmo Marconi, 10)Margaret
Mead, 11)James Watt, 12)Wright Kardeşler. Kitaplar, 15.5x22 cm ebadında 64
sayfa..

MODERN ÇAĞ ÖNCESİ FİZİK
Yazarı: J. D. BERNAL
Çeviren: DENİZ YURTÖREN
Yayınevi: TÜBİTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1995
Dili: Türkçe
Açıklama:"Fizik alanındaki ilerlemenin büyük bir bölümü eski görüşlerin
tekrar ele alınması, eleştirilmesi ve böylelikle geçmişteki yanılgıların
düzeltilmesinden yola çıkılarak sağlandığı bu görüşlerin-yanılgıya düşmeleri
durumunda bile-doğrulara varmada önemli bir rol oynamış oldukları
yadsınamaz."
Bu bağlamda elinizdeki kitap, "başlangıçtan" klasik fiziğin sona erdiği 19.
yüzyıl sonlarına kadar uzanan süre içerisindeki fiziğin ilgi çekici ve
önemli gelişimini tanıtırken, bilimin kültürle ortak bir payda altında
toplanabildiği bir döneme de ışık tutmaktadır...
(Arka Kapak) 15.5x21.5 cm 343 sayfa,

SONSUZLUĞUN KIYILARI " BİLİM DÜNYASINDAN ŞAŞIRTICI AMA GERÇEK ÖYKÜLER "
Yazarı: ADRIAN BERRY
Çeviren: ASLI BİÇEN
Yayınevi: TÜBİTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI
Yayın Yeri: ANKARA
14x22 cm 347 sayfa
Yayın Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Açıklama:Tarihin sahibi kim? Fransız Devrimi'nin nedeni 1783'teki bir volkan
patlaması olabilir mi? Bilgisayar programları edebiyat uzmanı olabilir mi?
Evimizin bir odasında bir evren yaratabilir miyiz? Bir koridor hem eğri hem
düz olabilir mi? Londra'da yayımlanan Daily Telegraph gazetesinde 1977
yılından beri popüler bilim yazıları yazan Adrian Berry'nin makalelerinin
derlendiği Sonsuzluğun Kıyıları ele aldığı konuların çeşitliliğiyle
okuyucuyu bilimin dünü, bugünü ve yarını üzerinde düşünmeye çağırıyor.
( Arka kapak )

DNA DOKTRİNİ - İDEOLOJİ OLARAK BİYOLOJİ
Yazarı: PROF. DR. R. D. LEWONTIN
Çeviren: MELİKE ÇAKIRER
Hazırlayan:
Yayınevi: BİLİM KİTAPLIĞI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1994
Dili: Türkçe
Özellikler: Birinci Baskı
Cildi: Karton Kapaklı
Durum: İkinci El
Kondisyon: (Temiz)
Açıklama:120 sayfa, 13.5x19.5 ebatında
Sinan Canan:
Üzerinde hiç kafa yormadan büyük bir çoğunluğun kabul ettiği bir varsayım
var: Yaşamın ve canlı biçimlerin temeli genler veya DNA dır. Bu varsayım,
günümüz biyolojisine yön veren en önemli temel taşlarından bir tanesi.
Özellikle insan genom projesinin ilk sonuçlarının gündemlere oturmasını
takip eden günlerde, belki biz pek haberdar olamadık ama, DNAnın bu
kutsiyetini sorgulayan tartışmalar da hız kazandı. Bu kitap, genom
projesinin henüz yeni başladığı dönemlerde kaleme alınmış bir yapıt ve DNAya
atfettiğimiz o yüce özelliklerin aslında nereden kaynaklandığını açıklama
çalışıyor. O saf ve temiz görünen bilimin nasıl para ve ideoloji kıskacında
biçim bozukluğuna uğradığını hayretle bir kez daha görebiliyorsunuz. Konuyu
gerçekçi bir zemine oturtmaya çalışan yazar, bunda kanaatimce oldukça
başarılı ve ikna edici bir tutum sergiliyor. Kısacası bu kitap, küçücük
hacmine rağmen çok kapılar açabilen o önemli kitaplardan bir tanesi. Genler
konusunda bir şeyler söylemeden veya bir yargıya varmadan önce muhakkak
okumalısınız.
Bu arada kitapta bir minicik bölüm var ki, konu dışı da olsa alıntılamadan
edemeyeceğim:
Bir keresinde İtalyan radyo televizyonu tarafından İngilizce konuşan bilim
adamlarıyla bir söyleşi yapılmış ve yapımcının sorularına verilen cevaplar
İtalyancaya çevrilmiştir, böylece dinleyiciler bilim adamının
İngilizcesinden bir kaç saniye sonra esas tercümeyi dinliyorlardı.
Yapımcılara programı niye bir İtalyan bilim adamı ile yapmadıkları
sorulduğunda, İtalyanların bilim hakkında İtalyanca yapılan iddialara
inanmadıklarını, eğer bu iddiaların gerçek olduğuna inanacaklarsa onu
İngilizce duymaları gerektiğini söylemişlerdir. (Sayfa 85)

KANITI OLMAYAN GERÇEKLER
Çeviren: DUYGU AKIN
Hazırlayan: JOHN BROCKMAN
Yayınevi: NTV YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Açıklama:Dünyanın önde gelen düşünürleri, somut kanıtları olmamasına rağmen
hangi şeylere neden inandıklarını yazdı.
Bilimsel teoriler, kimi zaman, cüretkâr varsayımlardan, birbirleriyle
bağlantısız kanıtların dağınık parçalarından ve sezgilere dayanan eğitimli
atılımlardan doğar. Parlak beyinlerin kimi güçlü inançları sadece varsayıma
dayalıdır ve bu varsayım, teoriyi uygulanabilir kılmak için o parlak
beyinleri teşvik etmeye yeter. Ünlü bilim yazarı ve editörü John Brockman,
önde gelen bilimcilere şu soruyu sordu: Kanıtlayamazsanız bile doğru
olduğuna inandığınız şey nedir?
Bu kitap, günümüzün en seçkin beyinlerinin bu soruya verdikleri en iyi
cevapları bir araya getiriyor. Düşünmeye kışkırtan ve zorlayıcı bu cevaplar,
daha çok bilimcilerin haşır neşir olduğu teknik-teorik alanlarda değil,
sıradan insanların kafasını yoran, gündelik hayatını sarmalayan,
maneviyatını belirleyen konularda da etkileyici, zihin açıcı bakış açılarını
sunuyor.
13X20 cm 258 sayfa, kondisyonu yeni gibidir.

EVREN VE DÖNÜŞÜMLER
Yazarı: ROLAND OMNES
Çeviren: SACİT TAMEROĞLU
Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1994
Dili: Türkçe
Açıklama:"Evren ve Dönüşümleri" evrenin evriminin anladığımızı sandığımız
biçimindeki başlıca aşamalarını gözden geçirerek, evrende fizik yasalarının
nasıl işlediklerini göstermeyi amaçlamaktadır. Kitapta iki bölüm vardır.
Birincisi Evrenin başlangıcına, ikincisi galaksilerden yıldızlara giden
başlıca cisimleri kuş bakışı gözden geçirmeye ayrılmıştır. Açıktır ki bu
ikinci bölüm hakkında bilgilerimiz daha çok sağlam ve kesindir... Arka
kapaktan.

GÖDEL KANITLAMASI-MATEMATİĞİN
SINIRLARI
Yazarı: ERNEST NAGEL-JAMES R. NEWMAN
Çeviren: BÜLENT GÖZKAN
Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1994
Dili: Türkçe
Açıklama:"Gerçek" matematikçilerin uğraştığı "gerçek" matematiğin neredeyse
tamamen yararsız olduğu söylense de saf matematikle uğraşan Gottlob Frege,
Georg Cantor ve Richard Dedekind herhangi bir yararlı makine icat etmemişler
ama Batıda yeni bir düşünme tarzının temellerini atan bir araç
sağlamışlardır.
Çağlar boyunca matematiğin kesinlik, tutarlılık, tamlık gibi ideal
beklentileri eksiksizce karşılayan bir bilim olduğu düşünüldü. Kesinlik,
tutarlılık, tamlık gibi niteliklerin matematiğe yüklenmesinin en önemli
nedeni, matematiğin aksiyomlardan türetilen doğru önermelerinin, yani
teoremlerin kesin olarak kanıtlanabilir olmasıydı. Matematiğin teoremlerinin
doğru iseler, doğrulukları kesinlikle kanıtlanabilen, doğru değilseler de,
yine doğru olmadıkları kesin olarak kanıtlanabilen önermeler oldukları,
dolayısıyla matematikte kesinlik ve tutarlılığın tam olarak egemen olduğı
kabul edilmişti.
Gödel'in kanıtlaması bu kabullerin ve beklentilerin doğru olmadığını yine
matematikten yola çıkarak kesin olarak kanıtlamıştır. Whitehead ve
Russell'ın matematiğin mantıksal temelleri konusundaki dev çalışması olan
Principia Mathematica'yı ele alarak temellerin hep eksik kalacağını
göstermiştir. Yani doğal sayılar aritmetiğini kapsayan bir biçimsel dizgede
öyle önermeler vardır ki, bunların ne doğru ne de yanlış oldukları
kanıtlanabilir. Ayrıca Gödel, doğal sayılar aritmetiğini kapsayan bir
biçimsel dizgenin tutarlılığının, bu dizgenin kendi içinde
kanıtlanamayacağını da kanıtlamıştır. Gödel kanıtlamasının sonuçları
matematiğin kendi içsel sınırlılıkları olduğunu ortaya koymuştur.
Gödel kanıtlaması mantık ve matematiğin dışına taşan felsefi sonuçlara da
sahiptir. Matematiğin ve matematiksel nesnelerin aslî doğası, matematikle
mantığın ilişkisi, vb. felsefi meseleleri yeni bir tartışma zeminine
taşımıştır. Ayrıca postmodernite üzerine düşünce üreten felsefeciler de
Gödel'e sık sık gönderme yapmakta ve bütünselci yaklaşımlara yöneltilen
eleştirilerde Gödel'in çalışmalarından da destek bulduklarını düşünmekteler.

ARŞİMED'İN HAMAMI BİR BİLİM SÖYLENCELERİ KİTAPÇIĞI SVEN ORTOLİ-NİCOLAS
WİTKOWSKİ
Yazarı: SVEN ORTOLİ-NİCOLAS WİTKOWSKİ
Çeviren: ÖMER AYGÜN
Yayınevi: YAPI KREDİ YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 2001
Dili: Türkçe
154 SAYFA
YAPI KREDİ YAYINLARI, İSTANBUL 2001
Bilgiden uzak olunca hamamları, elmaları ve matematik formüllerini vahiyle
inmiş bir hakikatin araçları gibi baş köşeye koyarız. İnsan işi kuramları
ayrıntılarıyla kavrayamayınca görünürdeki belli başlı imgeleri alıp kendi
küçük müzemize kutsal bir emanet gibi kaldırırız. Ve biliriz ki Einstein dil
çıkarır, Arşimed hamamdan çığlık çığlığa fırlar, Leonardo her şeyi bilir ve
yapabilir. Barbarca bir tutum mudur bu? Yoksa doğanın karmaşık yapısıyla,
sıradan bir yol izleyerek, ancak karmaşık bir dil benimseyerek diyalog kuran
kuramların, bağlı oldukları gerçekliğe pek de sıkı tutunamadan kayıp
gittiğinin bilinciyle geliştirdiğimiz mizahi ve kırıcı bir alaycılık mı?
Öyle ya da böyle bilimsel söylenceler bir inancın ifadesine dönüşür. Eureka,
E=mc2, ufolar, Nobel'in metresi, Big Bang ya da Shrödinger'in kedisi ya da
kara delikler ve söylencenin alanına sürüklenen klasik bilimsel anlatıların
daha nice örnekleri bu kitapta putları yıkmaya yönelik alçakgönüllü bir
girişimle ele alınıyor. Astrofizikçi, kuvantum fiziği uzmanı, gençlik bilim
dergisi yöneticisi Sven Ortoli ve fizik bilimleri profesörü, bilim
gazetecisi, televizyoncu Nicholas Witkowski bu popüler bilim kitabında
herkese ulaşabilen yalın ve eğlenceli bir dille, ilginç konu başlıklarıyla
kitlelerin bilimsel gerçekleri algılayışına ilişkin kısa bir tarihçe
sunuyor.

KEŞİFLER ve BULUŞLAR (The
Discoverers)
Daniel J. BOORSTIN
Çeviren: Fatoş Dilber
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1994; ISBN: 975-458-056-1; 659 sayfa.
Bir Yorum:
Bir yazar ve
tarihçi olan Boorstin bu muhteşem kitapta, dünya tarihinin gidişini
etkileyen önemli keşifleri ve buluşları, bilinmeyen arka planları ile
açıklıyor. Kitap hem bilgi yüklü, hem de heyecanlı bir macera romanı
tadında. Hem siz hem de çocuklarınız için bu eser kitaplığınızda muhakkak
bulunmalı derim ben.
(Sinan Canan)
Atomların Dünyasında 10 Üzeri Eksi 11
Saniye
Yazar: Orhan Akaçağ
Basım yeri: İzmir
Basım Tarihi: 2003
Sayfa Sayısı: 74 s.
Ebat: 15x21
Açıklama:
İçindekiler:
James Clerk Maxwell (1864 Elektro Manyetik Teori)
Max Planck (1900 Planck Teorisi)
Ernest Rutherfort (1911 Rutherfort Atom Teorisi)
Niels Bohr (1913 Bohr Atom Teorisi)
Albert Einstein (1905 Özel Görelilik Kuramı)
Louis de Broglie (1924 Madde Dalgaları)
Wernwr Heisenberg (1825 Belirsizlik İlkesi)
H. Yukawa (1932 Mezonların Varlığı)
Enrico Fermi (1932 Zayıf Çekirdek Kuvvetleri)
Wolfgang Pauli (1932 Zayıf Çekirdek Kuvvetleri)

HAYATIN KÖKLERİ MAHLON B. HOAGLAND
Yazarı: MAHLON B. HOAGLAND
Çeviren: ALEV SERİN - ŞEN GÜVEN
Yayınevi: YAZKO YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1982
Dili: Türkçe

Bilincin Evrimi
Theodore Roszak
İnsan Yayınları
Roszak, herşeyin ötesinde aslımıza dönmek için önümüze açılan potansiyel
dolu yolu onaylamaktadır. Bu potansiyel, içimize dönük doğal yanımızın
yeniden keşfidir ki, bu olmadan dışa dönük yanlarımızda da gerçek bir
gelişme olmayacaktır. Bilincin Evrimi, tam anlamıyla tahrik edici bir kitap:
Söylediklerini kabul de edebilirsiniz de, de... Ama Roszak zihninizi
değiştirmeyi, olaylara taze ve yeni bir bakış açısından bakmayı, moderniteyi
çözmek ve yıkmak konusunda romantik şeyler yapmayı, 'yeni bir paket'
oluşturmayı, bir buğday tanesinde ebediyeti görmemizi bize salık vermekte.
Çeviren: Bedirhan Muhip - 272 sayfa, 2. hamurBoyut: 13,5x19,5cm; Baskı
Tarihi: 1995
Özgün Dili: İngilizce

DESCARTES'İN YANILGISI
Yazarı: ANTONIO R. DAMASIO
Çeviren: BAHAR ATLAMAZ
Yayınevi: VARLIK YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 9789754342000
Yayın Yılı: 1999
Dili: Türkçe
1999 14 x 20 cm Türkçe 292 s. 2. Basım İstanbul
Açıklama:
Okuyucuyu insan beyninde bir keşif gezisine çıkaran ve akılla hislerin
zihinde nasıl bir araya geldiğini irdeleyen bu kitap, on dokuzuncu yüzyılda
beyin zedelenmesi sonucu davranış tarzı kökten değişime uğrayan Phineas
Gage'in öyküsüyle başlayıp Damasio'nun dünyaca tanınmış laboratuarında
incelediği çağdaş vakalarla devam ederek, duyguların akılcı insan
davranışındaki rolü üzerinde duruyor.
Beyin hasarlı hastalardan edindiği deneyimlerden yola çıkan nöroloji uzmanı
Dr. Damasio, duygu ve his yoksunluğunun aklın çalışmasını ve sosyal
davranışları nasıl aksattığını açıklıyor.
Zihinle beden arasındaki ilişkiyi algılayış tarzımızı sonsuza dek
değiştirecek olan Descartes'ın Yanılgısı, "Duygusal Zeka" kavramını
geliştiren psikologların esin kaynaklarından biri olmuştur.
(Arka Kapak)

Tanrı'nın Ağzından Evrenin Hikayesi
Orjinal isim: Il Mondo CreatoFranco Ferrucci
Ayrıntı Yayınları / Edebiyat Dizisi
Evrenin ve insanlığın akıl almaz serüvenini, yaratılışın ilk anından
başlayarak, Yaratıcı'nın kendisinden dinlediğinizi hayal edin. İşte Franco
Ferrucci bunu yapmış ve ortaya büyüleyici bir roman çıkmış...
Ferrucci'nin şefkatli ve unutkan Tanrısı, kendini evrenin muazzam boşluğunda
yapayalnız bulduğu anda başlayan bir yazgıyı, bütün iniş çıkışlarıyla
birlikte, unutulmaz bir hikayeye dönüştürüyor. Bir bakıma herkesin, her
canlının, bütün yeryüzünün hikayesi bu... Evrenin Hikayesi her şeyden önce
bir yalnızlık destanı; çünkü yalnızlıkların en katlanılmaz olanını,
Tanrı'nın mutlak ve aşılmaz yalnızlığını anlatıyor. Bu kahredici
yalnızlıktan bir çıkış yolu arayan Tanrı sonunda yerküreye hayat verir,
"evrenin doğurduğu umut çiçeği"ne...
Yaratacısının tutkuyla sevdalandığı bu yeşil ve mavi gezegenin, aynı zamanda
dizginlenemez bir yıkım enerjisiyle dolu olduğu çok geçmeden anlaşılacaktır:
Söz dinlemez yerküre, yaratıcısının şaşkın bakışları altında kendi yoluna
gider.
İnsanoğlu doğduğu zaman, Tanrı'nın umutları bir kere daha canlanır: "Zulüm"
ve "vahşeti" yeryüzünden silmesine yardım edecek belki de odur!.. Bundan
sonrası ne yazık ki hüsran hikayesidir. En sevdiği varlığıyla Tanrı
arasındaki ilişki, hüzün, ve hayal kırıklığıyla gölgelenmeye mahkumdur, hem
de sonsuza kadar. İnsanlığın etkili çoğunluğu, Tanrı'nın "sevgi" ve "iyilik"
dolu bir dünya özleminin gerektirdiği sorumlulukları üstlenmenin sıkıntısına
girmeyecek, "zulüm" ve "vahşet" üretmeye devam edecektir. Üstelik Tanrı'nın
başka bir yaratığına vermediği "aşk" yetisine rağmen... Böylece binlerce
yıllık arayış sonuçsuz kalacak, "kötülüğün" ve acının" kaynağı
bulunamayacak, "bilgi" ve "güzelliğin" hüküm sürdüğü bir dünya
yaratılamayacaktır...
Tanrı'yla kişisel ilişkiniz ne olursa olsun, iyiliğe ve geleceğe gizli gizli
inanmak isteyenlerdenseniz, bu hazin hikayenin aklınızda ve yüreğinizde
derin bir iz bırakacağına hiç kuşku yok. Bu hikaye, kendi
sorumsuzluklarımızın hikayesi çünkü...
"Evrenin Hikayesi, binlerce yıllık dinsel ve felsefi düşünceyi bir araya
toplayan, büyük ilgi ve övgü uyandırmış, oyuncul, harikulade ve karşı
konulmaz bir kitap. Ne mutlu okura, çünkü Tanrı'nın uzun uykusuzluğunun
öyküsü olan bu kitap ona uykuyu unutturacak... Olağanüstü."
- Umberto Eco
(Arka Kapak)
Kitap, İngilizce'den çevrilmiştir.
Türkçe (Orjinal Dili:İtalyanca)
286 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9789755392998
2000
286 s., 1. Basım
Çeviri : Elif Özsayar

Sonsuz Değişim
Doğa ve İnsan Fizik ve Doğu Düşüncesi
Yayınevi: Yaba Yayınları
Yazar: Abdullah Rıza Ergüven
Kategoriler: Felsefe, Doğu Felsefeleri
Özellikler:
1. Basım Türkçe İstanbul 276 s. Aralık 1985 13.5 x 19.5 cm
Açıklama:
Fikir hayatımıza kazandırdığı eserleriyle de tanınan Abdullah Rıza Ergüven,
bu üçlemesinde hayatın ve dünyanın geleceğini sorgulamaktadır. Sonsuz
Değişim, Doğa ve İnsan, Fizik ve Doğu Düşüncesi üç kitaptan oluşan bir
bütündür. Akıcı, şiirsel. pırıl pırıl bir türkçe ile anlatılan bu eseri
beğeneceğinizi umuyoruz.
(Arka Kapak)

Felsefenin Kısa Tarihi
Otfried Höffe
Arka Kapak
Felsefenin Kısa Tarihi Almanya'nın en ünlü ve saygın düşünürlerinden biri
tarafından kaleme alınmıştır. Otfried Höffe açık ve herkes tarafından
kolaylıkla anlaşılabilecek bir biçimde felsefenin antik Yunan'dan başlayarak
günümüze kadar aldığı yolu bizlere aktarmaktadır. Felsefenin bitmez tükenmez
zenginliğinden en önemli konuları, kişileri, ekolleri ve yapıtları seçip
çıkartmak suretiyle felsefi düşüncenin gelişimini canlı bir biçimde
anlatmaktadır. Kitap aynı zamanda felsefeye giriş niteliğinde olup büyük
düşünürlerin rehberliğinde okurların kendi kendilerine felsefe yapmayı
öğrenmelerine yardımcı olacaktır.
Yazar:Otfried Höffe
Sayfa Sayısı: 392
Dili: Türkçe
Yayınevi: İnkılap Kitapevi

Felsefeye Giriş
Yayınevi: Say Yayınları
Yazar: Kazimierz Ajdukiewicz
Kategoriler: Felsefe, Genel ve Referans
Açıklama:
Kazimierz Ajdukiewicz... Dünyaca ünlü Polonyalı mantıkçı ve felsefeci...
Dilden mantığa, felsefeden öğretime, bilimden sosyal konulara dek neredeyse
her alanda kalem oynatmış, çağımızın en önemli yazar ve düşünürlerinden...
Ajdukiewicz'in Felsefeye Giriş kitabı, bir dizi yanıtın savunuculuğunu
yapmak yerine, okuyucuyu felsefede sorulan temel sorularla ve bu sorulara
verilen yanıtlarla tanıştırmayı amaçlamakta. Güçlü ve açık bir zihin kitabın
her sayfasında işbaşında. Elinizdeki kitap yalnızca kolay anlaşılır bir
felsefeye giriş kitabı olmakla kalmayıp, birkaç satır içinde okuyucuya bir
argümanın ya da öğretinin özüne nüfuz etme olanağı sağlayan olağanüstü bir
eser. Kitabın İngilizce'de yayınlanmış diğer felsefeye giriş kitapları
karşısındaki bir başka avantajı da, Ada Avrupası'nın felsefe geleneğine
yabancı kalmış olan diyalektik materyalizm ve fenomenoloji gibi öğretilere
öncelik vermesidir.
(Tanıtım Bülteninden)

SİBERNETİK
Yazarı: NORBERT WIENER
Çeviren: YÜK. MÜH. İBRAHİM KESKİN
Yayınevi: SAY YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1982
Sibernetik (Yönetimbilim, Güdümbilim)
Bir insanın veya otomatik bir makinenin, modern tekniğin kaynakları
çerçevesinde herhangi bir işi yönetmesini veya belli bir amaca ulaşmasını
sağlayan bilim. Makina ve canlılarda, kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve
kanunlarını tespit eden bir bilim dalı. Yaşayan organizmalarla ve
makinalarda kontrol ve haberleşme ile ilgili bilimlerin karmaşıklığını ifade
etmek için kullanılmıştır. Kökü, eski Yunanca “Kubernetes” Latince
“Gobernare”den gelmektedir. Her iki kelime de “sevk ve idare” anlamına
gelir. İlk defa Amerikalı ilim adamı Norbert Wiener (1948) tarafından
kullanılmıştır.
Makineler, sistemin durumu hakkında bilgi toplayabilecek ve bu bilgileri
değerlendirerek, sistemin yönetilmesine yarayan emirleri hazırlayabilecek
duruma geldiği andan itibaren, yönetim sanatı makinelerin işi olup çıkar. Bu
anlamda, sibernetik, kim yönetir ve nasıl yönetilir sorularını sormaksızın
yönetmenin ne olduğunu akla dayanarak açıklayabildiği ölçüde mantıki bir
bilimdir.
Bu yoldan hareket ederek, sistemler ve makineler için, bugüne kadar hiç ele
alınmamış geniş ve teorik bir sınıflandırmaya imkân verir. Üstelik, bu
sınıflandırmanın sonuçlarından yararlanmakla her çeşit yönetim makinesinin
yapımı mümkün olduğuna göre, sibernetik önemli uygulamaların hareket
noktasıdır da, yönetim makinelerinden bazıları (uçaklardaki otomatik
pilotlar) daha şimdiden geniş bir uygulama alanı bulmuştur ve bu makinelerin
her alanda kullanılmaya başlaması otomasyon sanayiinin sistemli olarak
gelişmesini sağlayacaktır.
Yunanlılar eskiden yönetme sanatını biliyorlardı, hattâ Eflatun'un birçok
diyalogunda «sibernetik» terimine rastlanır. Ünlü filozof, «yönetmek»
fiilinin derin anlamına dikkati çekti ve bir geminin idare edilmesinden veya
bir arabanın sürülmesinden insanların yönetilmesine kadar çok çeşitli
örneklerle bu anlamı açıkladı. Ksenofon da, kendi payına, yönetmek sanatını
siyasi anlamda sistemli olarak inceledi.
1834'te Ampere, bilimlerin sınıflandırmasını yaparken bu terimi kullandı.
Fakat sibernetiğin gerçek anlamda ilerlemesi ancak çok yakın bir geçmişe,
modern tekniğin yardımıyla insanoğlu «yönetilen işin sentezi»ni makineler
sayesinde yapabileceğini anladığı ana rastlar. Dünkü makineler bir kastan
başka birşey olmadığı halde, bugünün imkânları, özellikle elektrik tekniği
sayesinde günümüzün makineleri, kendilerinden beklenen işi aldıkları
emirlere uygun olarak hakkıyla yerine getirebilecek şekilde bilgi-işlem
organlarıyla donatılmış birer beyin vazifesi görebiliyor.
Sibernetiğin iyiden iyiye gelişmesi İkinci Dünya savaşı sırasında, özellikle
hava taşıtlarına karşı savunma problemini halletmek için, ağır gözetleme
kulelerini hızla ve hassasiyetle istenen yöne çevirmek veya yalnız insan
kontrolüyle yönetilmesi imkânsız olan radar antenlerini hedefe çevirmek
zorunluluğundan doğdu.
Böylece servomekonizma'lar kullanılmaya başladı ve uzun araştırmalardan
sonra teknisyenler, radarların düşman uçaklarını takip etmesini ve aldıkları
bilgileri (açıklık, yükseklik, uzaklık, uçağın hızı) elektronik bir hesap
makinesine iletmesini, böylece elektronik makinenin topu doğrudan doğruya
hedefe yönelterek mermiyi otomatik olarak fırlatmasını sağlayan tertibatlar
yapmayı başardılar.
Bu âlet ve tertibatların gerçekleştirilebilmesi için, çok çeşitli alanlarda
uzmanlaşmış teknisyenlerin, özellikle olayların incelenmesinde fizikçilerin,
dengeyle ilgili hesapların (karmaşık fonksiyonlardan yararlanan ve matris
hesabının büyük ölçüde gelişmesinde yardımcı olan, Laplace dönüşümünün
başlangıcı olan hesaplar) yapılabilmesinde matematikçilerin ve kullanılan
çeşitli malzemenin incelenmesinde mekanikçilerin birlikte çalışması gerekti.
Hattâ sırasında biyoloji bilginlerine bile danışıldı; çünkü «yönetilen için
sentezi» denilen o mahut eylem insandaki refleks eylemini andırdığına göre,
bu yeni makinelerin davranışıyla canlı varlıkların davranışı arasında bir
benzerlik akla yakın gelebilirdi: incelemeler daha derinleştirildiğinde,
gerek makinelerde gerek canlı varlıklarda aynı şema ile karşılaşıldığından
bu benzerliğin gerçekten var olduğu anlaşıldı.
Bu gerçeğin anlaşılmasından sonra, Amerikalı Norbert Wiener 1947'de otomatik
kumandalı sistemlerin tekniği üstüne Cybernetics adlı ilk eseri yayımladı;
Wiener bu eserinde sibernetiği bir kavşak bilim olarak tanımladı ve yönetim
yapabilecek mekanizmalarla ilgili genel kavramları verdi. Bu görüşler, üstün
yapılı canlıların hayati fonksiyonları ve bu fonksiyonların suni olarak
yaratılmasına imkân veren süreçleri mantık analizine vurmakla, gerçek bir
akıl devrimi sayılabilecek büyük bir akımın başlangıç noktası oldu.
Bazı sibernetikçiler, sosyal olayların bilgi alışverişinden doğduğunu öne
sürerek bu olayları sibernetik metotlarıyla incelemenin mümkün olduğunu
savunurlar; bu tez, oldukça aşırı bir hayalgücü çerçevesinde, gelecek
toplulukların düşünme ve yönetme makineleriyle idare edileceğini akla
getirebilir.
Sibernetiğin Tarihçesi
Sibernetik makina ve canlılarda, kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve
kânunlarını tespit eden bir ilim dalı. Yaşayan organizmalarla ve makinalarda
kontrol ve haberleşme ile alâkalı ilimlerin karmaşıklığını ifâde etmek için
kullanılmıştır. Kökü, eski Yunanca “Kubernetes” ve Lâtince “Gobernare”den
gelmektedir. Her iki kelime de “sevk ve idâre” anlamına gelir. İlk defâ
Amerikalı ilim adamı Norbert Wiener (1948) tarafından kullanılmıştır.
Çeşitli sahalarda çalışan ilim adamları, aynı olaylar karşısında farklı
isimler kullanmaktaydılar. İlimde aşırı ihtisaslaşma dolayısıyla, ilim
adamları birbirinin dilinden anlamaz hâle gelmişlerdi. Bu durumdan yakınan
bâzı ilim adamları özellikle Matematikçi Norbert Wiener ve Biyolog Arturo
Resenblueth, ilim adamları arasında ortak noktaları bulup, çıkarmaya
başladılar.
Bu sıralarda İkinci Dünyâ Savaşı başladı. Hedefini kendi kendine bulan, bir
uçaksavar topunun yapılmasının mümkün olup olmadığı husûsunda yapılan
araştırmalar, evvelce felsefenin işgâl ettiği yere tâlip bir “disiplin ilmi”
olan “Sibernetik”in ortaya çıkmasına sebep oldu.
Sibernetik, canlılarla kendi kendini düzenleyen makinalar arasındaki çalışma
benzerliklerini araştırır. Sibernetikte makina durum değiştirme, yâni
transformasyon kâbiliyetinde olan her türlü dinamik sistem anlamına gelir.
Transformasyon bir halden diğer bir hâle geçiştir. Gerek makinaların gerekse
canlıların bütün faaliyetleri birer transformasyondan ibârettir.
Organize bir sistemdeki transformasyona sebep olan her türlü tesire
informasyon denir. Bu sistemlerin kendilerinden ve dış ortamdaki
değişikliklerden haberdar olmaları için, informasyon, yâni bilgi almaları
gerekir. Organize sistemler aldıkları bu bilgi sonucunda çeşitli durum
değişikliklerinden geçerek bir denge durumuna varmaya çalışırlar. Buna
“homeostasis” adı verilir.
Organize sistemlerin elde ettikleri sonuçlar onlar için tekrar bir bilgidir.
İşte, yapılan işin sisteme tekrar bağlanmasına geri-besleme (feed-back)
denir. Kendi kendini ayarlayan bütün sistemlerde, meselâ vücud harâretini,
sâbit tutan canlılarda, kan şekerinin belli sınırlar içinde tespit
edilmesini sağlayan mekanizmada, göz bebeğinin ışığın şiddetine göre büyüyüp
küçülmesi gibi olaylarda geri beslemeler söz konusudur.
İlk sibernetik âlimi Cizreli Ebü’l-İz el-Cezerî’dir. 1969 yılında İbrâhim
Hakkı Konyalı tarafından, Kara-Amid Dergisinde (cilt 2, sayı 2) yayınlanan
bir makaleden sonra, Türkiye’de tanınan bu âlim sekiz asır önce Türk
saraylarının makinalaşmasını sağlamıştır. Diyarbakır’da hüküm süren Artuk
Türkleri arasında yetişen Ebü’l-İz otomatik makinalar hakkında kitap
yazmıştır. Kitabın orijinal ismi Kitâb-ül-Câmi-i Beyn-el-İlm-i vel-Amel en-Nafî-i
fî Sınat-il-Hiyel’dir.
Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmed Kütüphânesinde de bir nüshası bulunan bu eşsiz
kitabı hangi sebeple yazdığını Ebü’l-İz şöyle açıklamaktadır:
“Ben bu kitabı, Artukoğullarından Diyarbakır hükümdarı Ebü’l-Feth Mahmûd
ibni Karaaslan adına yazdım. Bu değerli hükümdarın babasına ve kardeşine 25
yıl hizmet ettim. Birgün, yaptığım makinalardan birini göstermiştim. O, bu
işimi büyük bir ilgiyle tetkik etti. Bana; “Dünyâda eşi bulunmayan bir şey
yaptın. Emeğin boşa gitmeyecektir. Bana bütün yaptıklarını gösteren bir
kitap yaz!” dedi. Ben de bu kitabı yazarak, kendisine sundum. Kitabımı bir
önsöz, 50 şekil ve 6 kısım üzerine kurdum.”
Bu kıymetli eserde Ebü’l-İz sekiz asır önce “Sibernetik’te denge durumu”
veya “Elektronikteki ayarlama sistemleri” gibi, birçok ilgi çekici konuyu
ele almıştır.
Her millet, Sibernetik târihinde kendi yetiştirdikleri bilginlerle
övünmüşlerdir. Fransızlar bu konuda ünlü matematikçi Paskal ve ünlü düşünür
Descartes ile öğünmektedirler. İngilizler ise aynı konuya bilgisayar
biliminin babası sayılan Charles Babbage’in öncülük ettiğini ileri
sürmektedirler. Almanlar ise Leibniz’i bu konuda en büyük önder olarak
tanırlar.
Halbuki Ebü’l-İz bundan sekiz asır önce Otomatik Kontrol Bilimini kurmuş ve
sistemler arasında denge durumları sağlamıştır. Genellikle hidro-mekanik
güçten faydalanılmış, şamandıra ve palangalar arasında karşılıklı tesirde
bulunma yoluyla çok ilgi çekici otomatik kontrol mekanizmaları
geliştirmiştir.
Ebü’l-İz’in otomatik makinalar kitabındaki düzenlerden birisi otomatik
abdest alma makinası’dır. Hükümdar Mahmud için geliştirilen bu düzende,
abdest suyu otomatik olarak dökülmekte ve aynı şekilde durmaktadır. Ebü’l-İz’in
kitabında, “Sultan Mahmûd’un hizmetçilerin abdest suyu dökmelerinden
hoşlanmadığı için” kendisinin bu işi yapmak üzere makina adamlar ve makina
tavus kuşları yaptığı, sultanın bu robotların döktüğü sudan abdest aldığını
yazmaktadır.
Böyle bir kimse Türkiye’de pek az tanınmışken, hattâ kitabı Türkçeye bile
tercüme edilmemişken, yabancılar bu kitabı bulmuş, incelemiş Donald Hill,
“Al-Jaz’ari’s Book of Ingenious Mechanical Devices” Mekanik Hareketler
Mühendisliği Bilgisi adıyla İngilizceye çevirmiştir. Donald Hill’in kitabı
hakkında bilgi veren bir kaynak Ebü’l-İz için, “...On ikinci yüzyıl Müslüman
mühendisliğinin doruğuna erişmiş kişi.” sözünü etmektedir.
Sibernetik konusunda çeşitli üniversite ve tıp fakültelerinde çalışmalar
yapılmaktadır. Bu çalışmalar sonunda, artık sibernetik ilim çevrelerinin
olduğu kadar halkın da ilgilendiği bir ilim dalı hâline gelmiştir. Meselâ,
günümüzde bilgisayar işlemleriyle beynin çalışmaları arasındaki ilgi her
kesimin yakından bilgi sâhibi olduğu bir konu hâline gelmiştir.
20. yüzyılın ikinci yarısında
doğan ve canlı ya da cansız bütün karmaşık sistemlerin denetlenip
yönetilmesini inceleyen bir bilim dalıdır. Sibernetik terimi, "yönetmek"
anlamındaki Eski Yunanca bir sözcükten kaynaklanmıştır. Eski Yunan
toplumunun günlük konuşma dilinde bu sözcük, dümen tutarak bir gemiyi ya da
dizginleri ele alarak bir at arabasını yönetmek anlamında kullanılırdı. Daha
o çağda Platon, bir toplumun ya da ülkenin yönetimini de bu sözcüğün
kapsamına alarak terime ilk kez "yönetimbilim" ya da "güdümbilim" anlamını
kazandırmıştı. Ama, 1948'de yayımladığı bir kitabının başlığında sibernetik
sözcüğünü kullanarak terimi bugünkü anlamda ortaya atan ABD'li matematikçi
Norbert Wiener oldu. Bu kitabın yayım tarihi, sibernetiğin bağımsız bir
bilim dalı olarak doğuşu kabul edilir. Wiener bu yapıtında sibernetiği
"canlılarda ve makinelerde denetim ve iletişimin incelenmesi" olarak
tanımlamıştı. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi, sibernetik bilimi her şeyden
önce otomatik denetim kuramıyla ve canlıların fizyolojisiyle, özellikle de
sinir sistemi fizyoloj isiyle yakından bağlantılıdır.
Hayvan ya da insan vücudu ile makinelerin çalışması arasındaki benzerliklere
dikkati çeken Wiener'a göre, bu karmaşık doğal ve yapay sistemlerin en
önemli ortak özelliği geribesleme ya da geribildirim sürecidir.
İngilizce'deki feedback teriminden dilimize aktarılan geribesleme, bir
sistemin kendi işleyişini otomatik olarak denetleyebilmesi için, çıktıların
girdi olarak yeniden sisteme verilmesi demektir. Daha basit bir anlatımla,
herhangi bir sistemin denetleme organı, o anda yapılan işin sonucuna ilişkin
bilgileri almadıkça ne yapılan işteki yanlışları bilebilir, ne de bunları
engelleyecek önlemler alabilir. Gözlerinizi kapatıp, ellerinizle çevreyi
yoklamadan bir odada yürümeye çalışırsanız geribeslemenin önemini kolayca
anlayabilirsiniz. Göz ve el gibi duyu organlarından ya da alıcılardan
kendisine bilgi aktarılmadığı için beyniniz gerekli komutları veremez;
örneğin sağa ya da sola dönmeniz gerektiğini bildiremeyeceği için odadaki
eşyalara çarpmanızı engelleyemez. Oysa gözlerimiz açıkken, örneğin yolumuzun
üzerindeki bir hendeği atlayarak aşmamız gerektiğinde, hendeğin genişliğini
gözlerimizle "ölçeriz". Bu bilgi duyu sinirleri aracılığıyla beyne iletilir;
beyin de, hendeği aşacak kadar uzağa atlayabilmemiz için, hangi kaslarımızın
ne zaman ve ne kadar kasılıp gevşemesi gerektiğini hareket sinirleri
aracılığıyla ilgili kaslara bildirir. Yarasaların yankıyla yön bulmasında
ise beyne geri beslenen bilgi, bir engele çarparak geri dönen ve o engelin
uzaklığını belirten ses dalgalarıdır. Canlılarda duyu organları, beyin-sinir
sistemi ve kaslar arasında gerçekleşen bu geribesleme ve bilgi akışı, bir
uçaktaki otomatik pilotun mekanik ve elektronik sistemleri arasındaki
iletişimle aynı temele dayanır.
Canlılarda ve otomatik denetimli makinelerde geribeslemenin sayısız örneği
vardır. Sözgelimi, sıcakkanlı hayvanlarda vücut sıcaklığının, insanda ve
gelişmiş hayvanlarda hormon salgılarının ya da kandaki karbon dioksit
oranının belirli bir düzeyde tutulmasında geribesleme süreçlerine büyük
görevler düşer. Canlılardaki biyokimyasal tepkimelerin geribeslemeyle
denetlenmesinde sisteme girdi olarak yüklenen çıktı, belirli bir tepkimenin
son ürününe ilişkin bilgilerdir. Tepkime ürünü belirli bir madde olabileceği
gibi ısı da olabilir. Böyle bir madde, örneğin pankreasta üretilen ensülin
hormonu olağan düzeyi aştığında, hücredeki ribozomlar ensülin üretim
tepkimesini katalizleyen enzimin yapımına ara verir. Böylece tepkime
gerçekleşemez ve ensülin üretimi durur. Şeker metabolizmasında kullanılan
ensülin yavaş yavaş tükenerek olağan düzeyin altına düştüğünde enzim yeniden
üretilir ve ensülin bireşimi başlar. Aynı biçimde, vücut sıcaklığı olağandan
yüksek ya da düşük olduğunda bu bilgi özel alıcılarla beyne aktarılır. Beyin
de vücuttaki ısı üretimi ile ısı kaybının azaltılmasına ya da çoğaltılmasına
ilişkin komutları gerekli organlara ileterek vücut sıcaklığının belirli
sınırlar içinde kalmasını sağlar. Kalorifer, şofben gibi ısıtma
aygıtlarında, elektrikli ütülerde ve buzdolaplarında kullanılan
termostatlann çalışma ilkesi de geribeslemeye dayanır. Bu aygıtlardaki
sıcaklığa duyarlı alıcı, biri az, öbürü çok genleşen iki ayn metalden
yapılmış çift metalli bir çubuktur. Örneğin kalorifer termostatlarında, oda
sıcaklığı belirli bir derecenin üstüne çıktığında bu metallerden biri
genleşerek uzadığı için çubuk bükülür ve kalorifer kazanını ateşleyen
brülörün çalışmasını durdurur. Oda sıcaklığı tanımlanan değerin alt sınırına
düştüğünde metal çubuk yeniden düzleşir ve brülörü devreye sokarak kazanın
yanmasını sağlar.
Geribeslemenin en iyi bilinen örneklerinden biri de, kaydedilen ve üretilen
sesin niteliklerini hiç değiştirmedikleri için "aslına çok sadık"
anlamındaki İngilizce high-fidelity sözcüklerinin kısaltmasıyla "hi-fi"
olarak adlandırılan üstün nitelikli ses aygıtlanndaki elektron lambaları ya
da transistörlerdir. Elektron lambaları ya da transistörler yükselteçlerde
tek başına kullanıldığında sesin niteliklerinde istenmeyen bozulmalara (distorsiyona)
yol açar. Oysa bu aygıtlar geribeslemeli bir denetim sisteminin içine
yerleştirildiğinde, sesin niteliklerinin olabildiğince bozulmadan kalması
sağlanabilir.
Birçok bilim adamına göre sibernetik ikinci bir sanayi devrimini
başlatmıştır. Çünkü, veri çözümlemesi yaparak ve koşullara uygun "kararlar
vererek" insanın yapabileceği işlerin birçoğunu üstlenen bilgisayarlar ve
robotlar gibi karmaşık makineler bu gelişmenin ürünüdür. Bunun dışında, jet
uçaklarının yönetilmesi, bir uzay aracının fırlatılması, fabrikalarda
otomasyona geçilmesi, bir enerji santralının, bir petrol rafinerisinin ya da
bir kimya fabrikasının 24 saat aralıksız çalışabilmesi, büyük bir havaalanı
çevresindeki yoğun hava trafiğinin denetlenmesi sibernetiğin başarılarından
yalnızca birkaçıdır. Üstelik sibernetik modelleri 1950'lerden bu yana
yalnızca sanayi ve teknolojiyi değil biyoloji, psikoloji, ekonomi ve öbür
toplum bilimleri gibi çok değişik alanları da derinden etkilemiştir.
Sibernetiği ilk kuran
alim İsmail-El GEZERİ'dir...Sibernetik yeni Türkçe Güdümbilim, (Yunanca
kybernétes, "dümenci"), makine ve canlılarda geçerli olan kontrol ve
iletişim teorisi. İnsanlara ait ve mekanik sistemlerin çalışma tarzı ve
fonksiyonlarını daha iyi anlatabilmek amacıyla bilgi-işlem sistemleri ve
canlı varlıkların kontrol ve iş haberleşme yöntemlerinin karşılaştırmalı
araştırması. Sibernetik birden fazla disiplin oluşturmakla ilgili olup,
bilim dallarının herbiriyle tam bir uygunluk içinde olan bir dizi kavram
yardımıyla bu dallar arasında tam bir ilişki kurulmasını sağlar.
'Sibernetik' Enerjiye açık, enformasyon ve kontrole kapalı sistemleri
inceleyen bilim dalıdır.
SİBERNETİK İLETİŞİM MODELİ
Bu model, Wiener'ın (1947) çalışmalarından doğan sibernetik (cybernetics)
kavramının, Moles (1971) tarafından iletişim alanına uyarlanmasına
dayanmaktadır. 'Hayvan veya makinelerde, kendi kendini kontrol edebilen
karmaşık sistemler teorisi' olarak tanımlanan sibernetik teori, çeşitli
dilleri, kodları ve sinyalleri kapsayan belirli bir enformasyon anlayışı
taşımaktadır. Buna göre tüm enformasyonlar, genellikle bir dilin öğeleri
tarafından oluşan bir taşıyıcıya sahiptirler. Söz konusu dil öğeleri
sözcükler ve bunlar da bir takım sinyal veya göstergelerden oluşurlar.
İletişimin incelenmesi, iletişim şemasının temel öğeleri olan alıcı, verici,
kanal ve işaretler repertuvarının incelenmesi demektir: Bu kapsamda alıcı ve
vericinin betimsel özelliklerinin, kim olduklarının; repertuvarın
karakteristiklerinin ve kanalın doğasının bilinmesi önem taşımaktadır.
Sibernetik iletişim teorisine göre;
• Mesaj, her şeyden önce, verici tarafından işaretler repertuvarından alınan
öğelerin düzenlenmiş bir dizisidir (sequency). Verici, repertuvar öğelerini,
mesaja içrel yasalara göre düzenler. Alıcı mesaj öğelerini tanır,
anlamlandırır, vb.
• Mesaj, bir yenilik taşıyıcıdır; burada yenilik, belirli bir öngörülemezlik
derecesinin, bu da orijinallik miktarının (orijinallik düzeyi, mesaj veya
öğelerinin görülme, ortaya çıkma olasılığıyla ters orantılıdır) ifadesidir
ve mesaj, bunu taşıdığı ölçüde bir değere sahiptir.
• Enformasyon, belirsizliği azalttığı ölçüde, anlaşılabilir ya da
okunabilir. Anlaşılabilirlik, mesaj öğelerinin tekrar sıklığına, yani
artıklık (redundancy) derecesine paralel olarak artar ve dolayısıyla mesajın
orijinalliğiyle ters orantılıdır. Pratikte mesajın, orijinallik ile
anlaşılabilirlik, öngörülemezlik ile öngörülebilirlik arasında
dengelenmesine çalışılır. Bu noktada, alıcının maksimal orijinallik debisi
önem taşır.
• İletişimde bir diğer önemli faktör, iletişimin pahasıdır. Mesajın
olabildiğince ekonomik olması gerekir. Bu gereklilik, mesaj öğelerinin
miktarının sınırlanmasında somutlasın Anlaşılabilirlik, dolayısıyla artıklık
(bir mesajda, zorunlu minimum öğe sayısından fazlalığın oranı), pahayı
artırdığından dengelenmesi zorunludur.
• Mesajlar, alıcı üzerindeki etkileri bakımından farklı özellikler
gösterirler. Verici ve alıcının ortak gösterge repertuvarının kullanımı ve
mesajın kodlanmasına bağlı olarak mesajın zenginliği farklı özellikler
gösterir. Bu noktada denotatif ve konotatif mesajlar, bir başka deyişle
semantik ve estetik mesajlar ayırdedilir.
Bu boyutlardan hareket ederek iletme sürecini formelleştirmeye ağırlık veren
sibernetik iletişim teorisi, mesajın semantik özelliklerinden ziyade,
mantıksal özelliklerine odaklasan bir yaklaşım olarak görünmektedir.

Felsefenin İlkeleri
Descartes
Arka Kapak
Descartes (Rene) 1596-1650 yıllarında yaşamış ünlü Fransız filozof ve
matematikçidir. Metafizik bakımından idealisttir, metodik bir şüpheden yola
çıkar. Bu metod yanılgı ve önyargıları önlemek, eleme yoluyla şüphe etmeye
dayanır. Bu yolla şüphe ettiğinden şüphe edemeyeceği gerçeğine varır.
Bununla birlikte ona göre şüphe çok dolaylı yoldan da olsa ispatlandı mı dış
dünyanın varlığı, "Düşünüyorum o halde varım" ın varlığı kadar kesinlik
kazanır.Descartes, filozof olarak ne kadar büyükse, bilgin olarak da o kadar
büyüktür.
Yazar:Descartes
Çevirmen:Mesut Akın
Sayfa Sayısı: 156
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: Say Yayınları

Yaşamın Örgüsü "Zihnin ve Maddenin
Yeni Bir Sentezi"
Fritjof Capra
Konu: Bilim-Genel
ISBN: 9789759739102
Çeviren: Beno Kuryel
Sayfa: 327 Ebat: 13,5*19,5 cm
Baskı Yeri: İstanbul
Basım Tarihi: 1.1.2000
`Bilimsel manzaraya ilişkin engin ve kapsamlı bir görüş`
Lynn Margulis-
Fritjof Capra, Descartes ve Newton`ın düşüncelerine dayalı geleneksel
mekanik dünya görüşüne meydan okuyan çağdaş bilimdeki devrimin ön saflarında
yer almaktadır ve bizleri bütünselci, çevrebilimsel bir görüşe doğru
taşımıştır.
Capra burada, son zamanların bilimsel buluşlarına ait parlak ve köklü bir
sentez sunmaktadır. Bunlar arasında, karmaşıklığın kuramı, Gaia kuramı, kaos
kuramı ve organizmaların, toplumsal sistemlerin ve ekosistemlerin diğer
özellikleriyle ilgili açıklamalar bulunmaktadır. On yıllık bir araştırmaya
ve tüm dünyadan bilim insanlarıyla yaptığı tartışmalara dayanan buluşları;
bizlere, gelecek kuşakların fırsatlarını yok etmeden toplumlar kurup
sürekliliklerini sağlama olanağını verecek çevrebilim politikaları için
olağanüstü yeni bir temel sağlamaktadır. Ve de bizi, `Yaşam nedir?`
sorusunun yanıtına, eskisine göre daha yakın kılmaktadır.
`Esin dolu bir bilim insanının bu enfes sentezi; bilim insanlarını,
uzmanları, karar vericileri ve ilgili yuttaşları, insanlığın gelişmesi ve
yeryüzündeki tüm yaşamın geleceğiyle ilgili oldukça geniş çok disiplinli bir
ağ ortamına ve düşünsel paylaşıma çekmektedir.`
Hazel Henderson-
(Güneş Çağının Politikası ve Gelişmekte Olan Paradigmalar eserlerinin
yazarı)
`Capra`nın şimdiye kadar yazdığı herhangi bir şeyden, kavramsal olarak çok
daha olağanüstü... Dr. Capra, gerçekten, yeryüzünün bir fizikçisidir`
Jay Griffiths-
(Guardian)
`Önemli bir kitap, hatta Dr. Capra`nın konumunda olan birisi için de...
sistem düşüncesinin bilimsel, felsefi ve tinsel boyutlarının bir sentezi.`
Graham Lawton-
(Times Yüksek Öğrenim Yayının Eki)

Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı
Caner Taslaman
İstanbul Yayınevi
» Felsefe
Ekim 2007, ISBN: 975-8727-04-4
Evrim Teorisi bilimselliğin kriterlerini karşılamakta mıdır? Platon'un,
Aristoteles'in, Leibniz'in, Hume'un, Kant'ın, Popper'ın, Kuhn'ıın
felsefeieriyle bu teorinin nasıl bir bağlantısı vardır? Evrirn Teorisi'nin
felsefî ve teolojik sonuçları nelerdir,,? Tanrı'nın var olup olmadığı
meselesiyle Evrirn Teorisi'nin nasıl bir ilişkisi bulunmaktadır? Tanrı'nın
varlığını rasyonel olarak ternellendirmeye çalışan tasarım deliline, Evrim
Teorisi tehdit oluşturmakta mıdır? Evren, doğa yasaları, evrensel tüm
oluşumlar, bütün canlılar ve biz tesadüfen mi oluştuk, yoksa bilinçle ve
kudretle oluşturulmuş bir tasarımın ürünleri miyiz? islarniyetin,
Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin teolojileri gerçekten de Evrim Teorisi'nin
reddedilmesini gerektiriyor mu? Bunlar ve bunlar gibi daha pek çok soruya bu
kitapta cevap veriliyor. Farklı disiplinler arasında çalışmalar yapılması
gerektiği, farklı alanların bilgisinin birleştirilmesinin verimli sonuçlar
doğuracağı sıkça dile getirilir ama bu dileği yerine getiren çalışma sayısı
gerçekten de çok azdır. Söz konusu olan Evrim Teorisi ve onun bilimsel,
felsefî ve teolojik açıdan ele alınması ise, bu sorun iyice kendini
gösterir. Bu kitapta bu sorunlu konu, farklı disiplinler açısından bilimsel
ciddiyet ve felsefî derinlikle ele alınıyor ve biyolojiyle ilgilenenler
kadar felsefe ve teolojiyle ilgilenenlerin de sorularına cevap veriliyor.

Tanrıların Şifresi : Einstein ve
Evrim
R. Zülfü Mandal
486 Sayfa
"İnsanlar ölümlü tanrılardır. Tanrılar ise ölümsüz insanlardır."
Cansız atomdan canlı atoma geçtiğimizde bir genetik şifremiz var mıydı?
İnsanın sahip olduğu genetik şifreler gökten gelmediğine göre nasıl oldu?
Canlı evrimi hangi zorunluluğun zorunluluğuydu?
Şu anda neden yeni canlılar oluşmuyor?
Hayvanlarla ortak genetik kodlarımızın olmasının sebebi nedir?
Ölümsüz - tanrı olma genetik kodu nerden geliyor?
İnsan - varlık - enerji zaten sonsuzdur, ölümsüzdür.
Aynı atomlar başka varlıklarda ve insanlarda başka mı davranıyorlar?
Vücudunuzun %70 su kısmı ne istiyorsa doğadaki su da aynı şeyi ister.
İnsanlığın ilk küresel düşüncesi, yaşasın kölelik!..
Laik, Müslüman Türkiye. Kölelik 1950'lerde hâlâ vardı.

EINSTEIN BİR DAHİ
Yazarı: JOSEPH SCHWARTZ - MİCHAEL MCGUİNNESS
Çeviren: MEHMET HARMANCI
Yayınevi: MİLLİYET YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1994
Dili: Türkçe

EINSTEIN ve EVREN Einstein kuramlarının kolay anlaşılır açıklaması
The Universe and Dr.EINSTEIN
LINCOLN BARNETT
Çeviren: H.AYDIN
İlk Basım: 1959

KAYIP KEŞİFLER " MODERN BİLİMİN ANTİK
KÖKENLERİ "
Yazarı: DICK TERESI
Çeviren: İBRAHİM ŞENER
Yayınevi: İZDÜŞÜM YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 2005
Dili: Türkçe
13.5x19.5 cm 400 sayfa
Açıklama:Bilim yazarı Dick Teresi, Kayıp Keşifler kitabında modern bilimin
antik kökeninin izini sürerek, şaşırtıcı saptamalarda bulunuyor. Bu
yenilikçi tarih modern bilimin kökeninin birkaç yüzyılda kurulmadığını,
Kopernik, Galileo ve Newton'un doğumlarından binlerce yıl öncesine
dayandığını kanıtlamaktadır. Teresi, bu aydınlatıcı, eğlendirici ve önemli
kitabında Batılı olmayan dünyanın -Sümer, Babil, Mısır, Hindistan, Çin,
Afrika, Arap Ulusları, Mezoamerikanlar ve Pasifik Okyanusunda yaşayanlar-
Yunan ve Avrupalıları matematik, astronomi, evrenbilim, fizik, jeoloji,
kimya ve teknoloji alanlarında genellikle geçtiklerini anlatmaktadır. Kayıf
Keşifler kitabı bilimsel, kültürel ve entellektüel tarih içinde kritik bir
boşluğu doldurarak kendi alanında bir klasik yaratmayı amaçlamıştır. ( Arka
kapak 'tan )

Genlerimizle Yaşamak / Kişiliğin,
Davranışın ve Genetik Yazgının Bilimiyle İlgili Temelleri Atan Kitap
Yazarı: Dean Hamer & Peter Copeland
Çeviren: Fatih Özbay
Yayınevi: Evrim Yayınları
Yayın Yeri: İstanbul
Yayın Yılı: 2000
Dili: Türkçe Sayfa Sayısı : 364
Ebadı : 13x19,5
Açıklama : 'İnsan'ı anlamak için ideoloji ve fantezi yerine 'gerçeklik'le
ilgilenenler için istisnai sayılabilecek ölçüde ilginç ve kullanışlı bir
kitap bu. Açık ve sade diliyle, insan davranışının temelleriyle ilgili
psikoloji, moleküler biyoloji ve genetik araştırmalarını tarıyor. Alanındaki
lider laboratuvar araştırmacılarından biri olan Hamer, tam bir otorite gibi
konuşuyor.(E.O.Wilson, Pellegrino Üniversitesi, ordinaryüs Profesör, Harvard
Üniversitesi)

DÜNYANIN SİBERNETİK OLUŞUMU
Yazarı: TOYGAR AKMAN
Yayınevi: KARACAN YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1982
Dili: Türkçe

KARA DELİK : EVRENİN SONU MU ?
Yazarı: JOHN TAYLOR
Çeviren: DR. FADIK AKGÜN, DR. HARUN MUTLUAY
Yayınevi: E YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1983
Dili: Türkçe
Sayfa Sayısı : 158
Kara delikler, uzayın ve zamanın nerede sonlandığını belirleyen, böylece
doğanın en kutsal yasalarını hiçe sayan ürkütücü olgu.
Kara delikler, bilimin bile inanılmaz düşe dönüştüğü doğada,
karşılaşabileceğimiz her şeyden ayrı, her şeyden farklı ve herşeyden
korkunç.
Kara delikler, saniyenin yirmi milyonda birine sığacak korkunç bir kıyametin
simgeleri. Nasıl ortaya çıktılar. Güçlerinin kaynağı nedir, nereden geliyor,
nereye gidiyorlar?...
Yıldızların nasıl patladığı, yerçekimsel güçleriyle nasıl kendi içlerinde
çöktüklerini, çağdaş fiziğin üzerinde durduğu bu ürkünç olayı açıklayan ilk
kitap.

Fiziksel Realite Meselesine Giriş
Yazar: Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre
Yayınevi: Açılım Kitap
Dil : Türkçe
Yayın Yılı : 2005
Sayfa Sayısı : 140
Kapak Türü : Karton
Ebat : 13,5x21 cm
- Tabiat İlimleri'nin yansıttığı "Fiziksel Realite"yi kavramak için nelere
ihtiyaç vardır? - Pozitif İlimlerin kriterleri nelerdir? - Fiziksel
Realite"yi nasıl bir filtrenin ardından algılamaktayız? - Kuvantum
Mekaniği'ne göre "Fiziksel Realite" neden klasik "Fiziksel Realite"den
farklıdır? - Görünen ya da algılanan "Fiziksel Realite"nin ardında bir başka
realite yani "Fiziksel Realite"nin bir de batını vechesi var mıdır? Tabiat
İlimleri'nin sihrine kapılan, ama bunlar hakkındaki bilgileri çoğu kere avam
için yazılmış olan vülgarize kitapların düzeyini aşmayan ve Tabiat
İlimleri'nin:1) tanımı, 2) içeriği, 3) yapısı, 4) nitelikleri, 5) sınırları,
6) dayandığı dogmalar, 7) metodolojisi, 8) stratejisi, 9) paradigmaları, 10)
diyalektiği, 11) araçları, 12) gelişim evreleri, 13) deontolojisi,l4)
kendine özgü mitos'ları, ve özellikle de 15) epistemoloji'si hakkında sağlam
bir bilgiye sâhip olmayan kimselerin:l) Tabiat İlimlerinin realitesi
hakkında da 2) Tabîat İlimleri aracılığıyla idrak ettiğimiz Fiziksel Realite
hakkında da kendi vehimlerinden kaynaklanan isâbetsiz hükümlere varmaları
doğaldır. Bu kitabın amacı:l) söz konusu realitenin idrâkini mümkün kılan ve
ama aynı zamanda da sınırlandıran kavramları ve araçları ve 2) bunların
ihdâs ettikleri bazı spesifik meseleleri takdîm etmekten ibarettir. Bu
amaçla Tabiat İlimlerini karakterize eden: "Nedensellik (İllîyet) İlkesi",
"Belirlilik (Determinizm) İlkesi", "Ölçülebilirlik İlkesi" "Tutarlılık (ya
da Çelişmezlik) İlkesi" ve "Yanlışlaşabilirlik (ya da K.R. Popper) İlkesi"
de irdelenmekte ve Kuvantum Mekaniği'nin klasik "Fiziksel Realite"yi deforme
eden vecheleri tartışılmaktadır.

Felsefeye İhtiyaç Var mı?
Yayınevi: İkarus
Yayınları
Yazar: Werner Schneider
Türü: Felsefe
Açıklama:
Bu kitap, bir cep felsefesi ya da fast-food felsefe değildir. Bütün hakikati
tek cümlede özetlemek, gerçekleşmeyecek bir hayaldir.
Hepimiz iyi ve mutlu yaşamak isteriz. […] İyi yaşamak demek, öncelikle ve en
çok: Belli bir ölçüde parasal ya da düşünsel varlıklı olmak demektir; ama şu
da demektir: Bu hayatı namus ve saygınlık yoksulu olarak yaşamamak. […]
"Mutluluk nedir?" gibi basit bir soru, bizi hakiki mutluluk nedirin zor
sorusuna götürür. Çünkü hakikaten mutlu olan kim ki? […] İş, kazanç,
araştırma! Hepsi kendi başına amaç olabilir. Sonunda unuttuk, aslında ne
istediğimizi. Kendi hayatımızın kendi yüzümüzden oluşan düzensizliğinin ya
da hedefsizliğinin kurbanı olduk. Bildiğimizi sandığımız nesnelerin düzeni
bile alt üst oluyor. […] Belki de ölüm açısından hiçbir şey gerçekten önemli
değildir. […] Felsefe yapmak eylemdir, oysa felsefe, meselâ "bilimsel" bir
disiplin olarak, felsefi soruların ve cevapların belli nesnelleştirilişini
sunar. Aslında önemli, yine de özensiz dil kullanımında üstünde durulmayan
bir farktır bu. […] Ama herkesinkabul ettiği bir felsefe tanımı yoksa ne
yapmalı?
"Böyle bir mini felsefe, inancın ya da bilginin bolluk ülkesinde yaşayan
kimseler için bir hiçtir. Bu felsefe, yanlış yönlendirilmişler ve
uyandırılmışlar için, özgürce soru sormak ve akla yatkın tahminler için bir
düşünme ve yön bulma desteğidir. Yani, bir çeşit felsefi geçici hizmettir."
Werner Schneiders

Kaostan Düzene
İnsanın Tabiatla Yeni Diyaloğu
Ilya Prigogine, Isabelle Stengers
İz Yayıncılık
Kaostan Düzene,
bilimin yapısını değiştirmeye; amacını, metodolojisini, dünya görüşünü
tekrar gözden geçirmeye yönelik bir çağrı yapıyor. Bilimdeki tarihî
değişmenin sembolü olacak temel bir kitap.
'İnsan ve evren üzerine tutkulu bir tefekkür denemesi.'
Italo Calvino
'...ışıklar saçan kavrayışlarla dolu bir kitap; bu kavrayışlar en temel
kabullerimizin çoğunu alt üst ediyor ve onları tekrar düşünmek için yeni
yollar öneriyorlar.'
'Kaostan Düzene sıradan bir kitap değil; bilimin bizzat kendisini
değiştirmeye yarayan, onun amaçlarını, metodlarını, epistemolojisini ?dünya
görüşünü? tekrar gözden geçirmemiz için bizi zorlayan bir anahtar. Hiçbir
aydının bîgâne kalamayacağı günümüzde bilimdeki tarihî değişmenin bir
sembolü olarak görev yapabilir.'
Alvin Toffler
'Sadece fizik ve kimya teorilerinde değil; aynı zamanda tarih ve bilim
felsefesi sahalarında da derinleşen zengin bir içeriğe sahip son derece
heyecan verici bir kitap.'
Observer
'Kaos kuramcıları, her şeyin sonunda bir doğal dengeye varacağını söyleyen
yaygın varsayımı sorguluyor. Kaos teorisinin öncülerinden biri Belçikalı
biyokimyacı Ilya Prigogine'in Kaostan Düzene adlı kitabındaki fikirler,
şirketlerin yönetiminden trafiğin çözümlenmesine kadar uzanan pek çok alana
uygulanmıştır.'
Milliyet, 4 Aralık 1995
Kitabın Adı: Kaostan Düzene
Alt Başlık: İnsanın Tabiatla Yeni Diyaloğu
Orijinal Adı: Order out of Chaos ?Man's New Dialogue with Nature-
Yazarı: Ilya Prigogine ve Isabelle Stengers
Çevirmeni: Senai Demirci
Bir yorum:
Nobel ödüllü
kimyacı Prigogine ile bilim tarihçisi Stengers’ın ortak yapıtı olan bu
kitap, “insanın tabiatla olan yeni diyaloğu” üzerine. Kaos ve karmaşıklık
bilimlerinin ortaya çıkışından sonra, artık hiç bir şey eskisi gibi
olmayacaktır. Evrene, insana, diğer canlılara, kısacası her şeye bakışımızı
kökten değiştirecek, özellikle batının ikiyüz yıldır temel kabul ettiği (ve
bizim de yaklaşık bir asırdır yakalamaya uğraştığımız) “doğruların” ne kadar
“doğru” olduğunu sorgulamaya neden olacak bir anlayış biçimi vardır artık.
İşte bu bilimin önemli isimlerinden olan Prigogine, bu kitapta, bu bilimin
sırlarını ifşa ediyor. İlk kısım eski bilimsel paradigmayla yapılan kısa bir
muhasebenin ardından, yerini, kaosun şiirsel özelliklerinin anlatıldığı
bölümlere bırakıyor. Bu ktiapta ayrıca meraklıları için, Prigogine’in ününü
sağlayan kuramı dissipative structures (dağılıcı yapılar)’ın açıklamaları da
mevcut. Hemen edinilmesi gereken bir yapıt. Tabii ki meraklısına…

İnsan Aklının Sınırları "Dianetics"
Orjinal isim: DianeticsL. Ron Hubbard
Altın Kitaplar / Toplum ve İnsan Dizisi
İnsan Aklının Sınırları "Dianetics"
Dianetics bir serüvendir. İnsan aklının bilinmeyen bölgelerinde yaşanacak
bir keşif serüveni...
L. Ron Hubbard iddia ediyor: İnsanlar akıllarını gerektiği kadar
kullanamıyorlar..
(Arka Kapak)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
336 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789754050875
1998
1. Basım: 1989
Çeviri : Gönül Suveren

Olanaksızlık Bilimin Sınırları ve Sınırların Bilimi
John D. Barrow
Sabancı Üniversitesi Yayınları
Orijinal adı: Impossibility The Limits
of Science and The Science of Limits
Çeviri: Nermin Arık
İstanbul, Mayıs 2002
İstanbul, Şubat 2009
400 sayfa
23 x 15.5 cm.
ISBN :
9789758362165
Bilinmesi olanaksız şeyler var mı? Varsa neler?..
İnsanın aklı, bilgisi, bilinci sınırlı mı? Niçin ve nereye kadar?.. En büyük
başarı öykümüz olan bilimin sınırı olabilir mi? Sınır nedir?.. Bilimin
sınırlarını dayatan, evrenin karmaşıklığı ve gelişmenin maliyeti mi?
Yoksa, evrim yeterince donatamadı mı insan aklını?...
Bilgi, kendi sınırlarını dayatıyor olabilir mi? Bunun özgür irade ve
bilinçle bağlantısı ne?..
Barrow, bilginin sınır boylarında geziniyor...
Olanaksızlığın, düşüncelerimizi nasıl belirlediğini araştırıyor... 'Alim-i
mutlak' hakkındaki teolojik spekülasyonlardan, gerçeküstücülüğün olanaksız
figürlerine; Gödel'in ünlü teoreminin bilimdeki izdüşümlerinden, zaman
yolculuğa uzanıyor...
(Tanıtım Yazısı'ndan Alıntı)

AKILLAR, BEYİNLER ve BİLİM
John SEARLE
Çeviren: Kemal Bek
SAY Yayınları, 1996; ISBN:975-468-203-8; 144 sayfa.
Searle, özellile “Çin odası” kavramıyla, bilgisayar bilinci konusuna yeni
bir kavrayış getirmiştir. Bu kitapta, özgür irade, bilinç, insan-bilgisayar
ilişkisi, bilimin sorunları, bilgisayarlar ve beyin üzerine felsefi bir
takım sorgulamalarını sıralayan Searle, insanların neden yaptıkları
makinaların bilinci olup olamayacağı sorunuyla ilgilendiklerini de
irdeliyor. Bilincin tanımı yine biraz boşlukta kalsa da, zihin üzerine bir
zihin jimnastiği için kısa ve iyi bir kitap.

Fikirler ve TercihlerAlbert Einstein
Arka Kapak
Albert Einstein bilimsel çalışmalarıyla dünya tarihine geçmiş bir bilim
insanıdır. Bilimsel başarılarının dışında toplumsal konulara ilişkin çok
sayıda yazı, mektup ve konuşmaları bulunmaktadır. Aslında her bilim
insanının sahip olması gereken toplumsal duyarlılık ve sorunlara bilimsel
çözümler öneren bakış açısı Einstein'da oldukça gelişkin bir şekilde
görülür. Bu gelişkinlik kendi sosyal konumundan o günkü dünyanın durumuna
değin bir çok sebebe bağlanabilir. Ancak Einstein'in toplumsal konulardaki
bakış açısı önemine rağmen genellikle arka plana itilmiştir. Bu kitapta
dünya barışı, Nazizim, Sosyalizm ve Yahudilik gibi pek çok konuda yaptığı
konuşmaların, yazdığı makale, mektup gibi belgelerin belirli bir düzen
içerisinde bir araya getirilmiş halini bulacaksınız. Einstein'in
fikirlerinin hala ne kadar önem taşıdığını, bu fikirlerden yola çıkarak
yaptığı pratik tercihlerin doğruluğunu sorgulayabilirsiniz. Her bilim
insanının taşıması gereken duyarlılığı ve toplumsal bilinci göstermesi
açısından da son derece önemli bir kitap.
Yazar:Albert Einstein
Çevirmen:Z. Elif Çakmak
Sayfa Sayısı: 239
Baskı Yılı: 1999
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arion Basım Yayın
Bir Yorum:
Sinan Canan
Bir başka muhteşem
beyinden çıkan “tuhaf” görüşler. Einstein, dünya biliminin en büyük
isimlerinden biri. Uzay ve zamnın doğası üzerine getirdiği yeni yorum ve
anlayış, tüm bildiklerimizi kökünden değiştirdi. Peki bu büyük bilimci,
toplumsal olaylar, savaşlar, uluslararası ilişkiler ve bilimin kendisi
hakkında, yani yaşam hakkında neler düşünüyordu? Yanıtın büyük kısmı kendi
ağzından bu kitapta. Okuyunca bir çok yerde şaşıracağınızı garanti
edebilirim. En az fizikteki görüşleri kadar radikal bir dünya görüşüne de
sahip. Belki de düşünce devrimciliğinin temeli budur? Şimdi henüz okumamış
olanları “uyarmak” amacıyla bir kaç küçük alıntı:
“Bulunmuş bir şeyi
uygulamak için bir araya gelinebilir, bir şey bulmak için değil. Yalnızca
özgür insan bir şeyler keşfedebilir. (sayfa 138)”
“Bu gün
milliyetçiliğin her yerde ürkütücü bir gelişme göstermesinin bence mecburi
askerlik hizmetiyle veya daha sevimli ismiyle ulusal ordularla çok yakından
ilişkisi vardır. Vatandaşlarından askeri hizmet isteyen bir devlet onları
askeri açıdan kullanabilmek için gerekli psikolojik tabanı yerleştirebilmek
amacıyla bu insanlara milliyetçiliği işleyecektir. Okullarda dinle beraber
gençliğin kafasında kaba kuvvet aracını yüceltmelidir. (sayfa. 112)”
“Güçlükle edinilmiş
bu (bilimsel ve teknolojik) başarılar, şu anki neslimizin ellerinde aynen üç
yaşındaki bir çocuğun jilet kullanmasına benziyor. Mükemmel üretim
imkanlarına sahip olmak, özgürlük yerine tasa ve açlık getirdi. (sayfa 113)”
“Gerçekten bilimsel
kafalara sahip olan insanlar arasında, dini duygular taşımayan bir kişiye
çok zor rastlarsınız. Fakat bu herhangi bir insanın dindarlığından çok
farklıdır. Böyleleri için Tanrı, şefkatinden yararlanmayı umduğu ve
cezalandırılmasından korktuğu için çocuğun babasına beslediği duygulara
benzeyen yüce duygular beslediği, her ne kadar korkuyla karışmış olsa da
varlığını dayandırdığı kişsel bir ilişkidir (sayfa 52).”
“Bu konu başlığı
bana, sürü hayatının en kötü belirtisini hatırlattı; iğrendiğim orduyu. Bir
insanın dörtlü sıra halinde bando eşliğinde yürümekten zevk alması, ona
acımam için yeterlidir. O büyük beyin ona yanlışlıkla verilmiştir, sadece
bir omurilik ona yetecektir. (Sayfa 19)”
“Emirle gelen
kahramanlık, duygusuz barbarlık ve yurt sevgisi adı altında giden her türlü
saçmalıktan şiddetle nefret ediyorum (sayfa 19)”

Modern Doğa
Anlayışı ve Kuantum Teorisine Giriş
Max Planck
Belge Yayınları
Kuantum teorisi ile fizikte devrim yapan Planck 1858'de Kiel'de doğdu. 4
Ekim 1947'de Göttingen'de öldü. 1892'de Berlin Üniversitesinde fizik
profesörlüğüne getirilen Planck, aynı zamanda yeni kurulan Kuramsal Fizik
Enstitrüsünü yönetmeye başladı. 1918'de Kuantum Teorisiyle Nobel Ödülü alan
Planck, 1926'da Londra'daki Royal Society üyeliğine, 1930'da Berlin'de
Kaiser Wilhelm Kurumu başkanlığına getirildi. Nazilerin İktidara geçmesinden
sonra Almanya'da kalmayı seçmesine karşın, Hitler'in birçok uygulamasına
karşı çıkan Planck 1933'de yedi öğretim üyesinin üniveristeden atılmasını 22
arkadaşıyla birlikte bir bildiri yayınlayarak prostesto etti.
Oğlu Erwin 1942de Hitler'e düzenlenen suikast nedeniyle kurşuna dizildi.
Aynı yıl bombardımanlar sırasında eviyle birlikte bütün kitapları, belge ve
notları yok oldu. Savaştan sonra Göttingen'e yerleşen Planck'ın tek
avuntusu, Kaiser Wilhelm Kurumunun bu kez Max Planck Kurumu adıyla yeniden
kuruluşunu ve ilki kendine verilen "Max Planck" madalyasının bir fizik ödülü
olarak doğuşunu görmek oldu.
Kuantum teorisi fizikte öylesi bir temel değişime yol açtı, ki bugün fiziği
"klasik" (kuantum öncesi) ve "modern" (kuantum sonrası) diye ikiye ayırmak
geleneksel bir tutum oldu.
(Arka Kapak)
Türkçe
228 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9799753443691
2007
1. Basım: Ocak 1987
Yayına Hazırlayan : Attila Tuygan
Kapak Tasarımı : Alparslan Tuygan
Çeviri : Yılmaz Öner

İzafiyet Teorisi
Orjinal isim: Relativity: The Special and General TheoryAlbert Einstein
Say Yayınları / Bilim Dizisi
1916'da Nobel Fizik Ödülü'nü alan Einstein'in adıyla özdeşleşen İzafiyet
Teorisi geçerliliğini kanıtlamış en temel fizik kuramlarından biridir.
Einstein'ın sözleriyle, "bir lise mezununun anlayabileceği düzeyde" kaleme
alınan kitap, kuramsal fiziğin matematiksel yönünü pek tanımayan
okuyucuların İzafiyet Teorisi'ni tam olarak anlayabilmelerini sağlamak
amacıyla yazılmıştır.
Ölünceye dek nükleer silah üreticileriyle mücadele eden ünlü fizikçinin
düşüncelerini -hiç kuşkusuz- sıkılmadan, kurmaca metinlerden aldığınız hazza
eşdeğer bir hazla okuyacaksınız.
"Fizikle pek uğraşmamış olan okuyucuların ayrıntılara boğulup ağaçlardan
ormanı göremez hale gelmesini istemedim. Umarım kitap okuyucuya düşünce dolu
birkaç nefis saat geçirtebilir!"
A. EINSTEIN
Say Yayınları'ndan Çıkan Diğer Bilim Dizisi Kitapları
"Akıllar Beyinler ve Bilim - J. E. Searle
"İnsan Nasıl İnsan Oldu? - M. İlin-S. Segal
"İnsanın Yükselişi - J. Bronowski
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
144 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789754680119
2009
1. Basım 1989 4. Basım 1996
Çeviri : Gülen Aktaş

EVRENİN SIRLARI - PAUL HALPERN
Yazarı: PAUL HALPERN
Çeviren: PROF.DR.FATMA ESİN
Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ / 1. BASKI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 975-8304-37-2
Yayın Yılı: 1999
Dili: Türkçe
Açıklama:13.5 X 19.5 CM / 134 SAYFA..Evren kaç yaşındadır?
Evren kadar yaşlı oldukları tahmin edilen yıldızları ve galaksileri nasıl
açıklarız?
Evren bizim sandığımızdan daha fazla mı yapı içeriyor?
Evren genişlemeye devam edecek mi, yoksa günün birinde yok mu olacak?
Hubble Uzay Teleskobu gibi yeni teknolojik mucizeler uzayın en derin
köşelerine ilişkin çok zengin bilgiler ortaya çıkarıyor. Onyıllar süren
araştırmanın ardından, bilim insanları, "kayıp madde"yi, Büyük Patlama'dan
arta kalan ve evrenin kaderini belirleyecek gözle görünmez maddeyi
keşfetmeye artık yakın olduklarına inanıyorlar.
Paul Halpern, kozmolojinin ve teorik fiziğin dilini parçalayarak her
meraklının anlayabileceği hale getiriyor. Ortaya çıkan sonuç, mevcut evren
bilgimiz ve gelecek öngörülerimiz ışığında muhteşem bir gezintidir.
Paul Halpern, teorik fizikçi ve Philadelphia College of Pharmacy and
Science'de profesör. Astronomi ve bilim üzerine çok sayıda kitabın yazarı.
Önsözü hazırlayan Bruce Gregory ise Harvard-Smithsonian Center of
Astrophysics yöneticisi ve bilimsel eğitim uzmanıdır.

Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar
Quantum
Leaps in the Wrong Direction - 2001
Charles M. Wynn - Arthur W. Wiggins
Çeviri: Aykut Kence
Sayfa Sayısı: 212
Boyutları: 13,6 x 21,5 cm
ISBN 975-403-347-1
ISBN 975-403-346-3 (Ciltli)
Baskıda
Baskıda (Ciltli)
Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar, sözdebilimin bizi götürmeye
çalıştığı sonuçların tam tersine, bilimin bize sunduğu gerçeklerle, aldatıcı
görüşlerden uzaklaşarak, önce toplumları, sonra da tüm dünyayı saran
gericiliğe ve bilim yoksunluğuna karşı, fikirlerin özgürce ifade
edilebildiği, sorgulayıcı yaklaşımlarla ortak bilim dilinin kullanıldığı bir
dünyanın tanımını yapıyor ve bilimsel gerçeklerin, sözdebilim
taraftarlarınca sadece ticari kazanımlar amacıyla yok sayılmasının nelere
mal olabileceğini gösteriyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, bir kez daha bilimi ve bilimsel düşünceyi
desteklemek, anlatmak, yaymak için Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar
adlı yayınıyla kitaplıklarınıza konuk oluyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları - 202

Özel ve Genel Görelilik Kuramı
Albert Einstein
Çevirmen : Aziz Yardımlı
Yayınevi: İdea
Kategori: Bilim-Teknik / Çeviri
Özellikler: Boyut: 13,5x19,5 / 152 Sayfa
Yayın Tarihi: Mayıs 2009
ISBN: 9789753970259

Bilimin Büyük Soruları
Harriet Swain
Güncel Yayıncılık /
Zaman zaman kendimize hayata dair sorular sorup dururuz, oysa bilim adamları
bu soruların peşinde bir ömür harcarlar. Acaba cevapları bulmaya yaklaştılar
mı?
Bu kitapta kendi alanlarının öncüsü bilim adamları, bilim dünyasının ve
insanların asırlardır kendi kendilerine sordukları yirmi büyük soruya
cevaplar arıyor. Kitaba katkıda bulunanlar arasında, İnsan Genomu
Projesi'nin İngiltere ayağını yöneten John Sulston'dan, bir düşüncenin ne
olduğu hakkında kendi fikirlerini açıklayan Oxford Üniversitesi Profesörü
Susan Greenfield, bize zamanın ne olduğunu anlatan Cambridge'li Profesör
John Barrow ve neden aşık olup, aşkımızın neden bittiğini betimleyen David
M. Buss'a kadar, birçok dünyaca ünlü isim bulunmaktadır.
Bu bilim adamlarının cevapları, okuyucuya öncü bilimsel düşünceleri ve
tartışmaları aktaran bir giriş yazısıyla birlikte sunulmaktadır. Soruç,
yüzyılları kat eden bilimsel düşüncenin nefes kesici bir serüveni. Hayatın
büyük sorularına bilimin verdiği cevaplarla zihnimizi aydınlatan bu kitap,
merak duygunuzu şimdiye kadar yaşamadığınız şiddette artıracak...
Çeviren: Murat Sağlam - 261 sayfa, 2.HAMUR,KARTON KAPAK, ISBN: 9758621408;
Boyut: 13,5x21
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Big Questions in Science

Bilimin Ötesi
Daha Geniş Bir İnsani Bakış Açısından
John Polkinghorne
Evrim Yayınevi
John Polkinghorne hem bir parçacık fizikçisi, hem de bilim ve din temalarını
araştıran kitapların yazarı olarak çok önemli bir kariyere sahiptir. Bilimin
Ötesi isimli bu eserinde Polkinghorne bilmsel sorgulamanın kendisini ve
bilimsel faaliyetlerin işletildiği insani bakış açısını incelemektedir.
Kitap, bilimsel yarışmalar ve amaçlılık gibi anlam ve değer konularına
değinmek kadar, konferans çevresi ve yeni araştırmaların beslenmesi gibi,
kendi konusunun daha pratik öğelerine ve değinmektedir. Polkinghome ayrıca,
Stephen Hawking, Murray Gell-Mann, Richard Feynman, Abdus Slama ve Paul
Dirac gibi nüfuzlu bilim adamlarının görüşlerini de açmakta, ve hayvan
hakları, nüfus artışı ve çevre gibi güncel tartışma konularına da hitap
etmektedir. Kitap boyunca, Polkinghorne, bilim ve bilimin insan ruhuna olan
ilişkisi konusundaki kişisel fikrini yalın bir şekilde sunmaktadır. "Polkinghorne'un
büyüleyici zenginliği olan konulardaki edebi muhteşemliği her sayfada
parlamaktadır..." - Nature- "Polkinghome enteresan, düşünce-provoke eden bir
kitap yazmış... Büyüleyici açıklamalar." - The Times Higher Education
Supplement-
Çeviren: Ersan Devrim - 175 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-086-7;
Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Beyond Science The Wider Human Context

Kırılma Madde ve Zaman
Ahmet Zeki Dervişoğlu
Devir Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 58 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9944201629
'Evren ve evrendeki herşey bir zamandan ibarettir.'
'Evrenin zamanı değişmez ve değiştirilemez.'
'Enerji, maddenin çekim gücü alanının değişiminden açığa çıkan zamandır.'
'E=mc2 durağan maddenin gücünü gösteren denklemdir.'



ENERJİ
Yazarı: MITCHELL WILSON
Çeviren: NEJAT AYBERS-AZİZ ERGİN
Yayınevi: TERCÜMAN TIME LIFE KİTAPLARI
Yayın Yılı: 1970

İLMİN ROMANI : Einstein ve Kainat :
Olayların Esrarından Bir Işık
Yazarı: Charles Nordmann
Çeviren: Saim Suner
Yayınevi: Halk Basımevi
Yayın Yeri: İstanbul
Yayın Yılı: 1959

21. YÜZYILIN SİLAHI
: LASER H. R. GISEL
Yazarı: HEINZ R. GISEL
Yayınevi: CEP KİTAPLARI
Yayın Yılı: 1986
Dili: Türkçe

Fen Bilgisi ve Fizik Öğretmenliği
Programları İçin Modern Fiziğe Giriş Problem Çözümlü Kitabı Hakkında
Bir ülkenin kalkınabilmesi ve özellikle modern bir toplum olabilmesi, her
şeyden önce bilimsel ve teknik insan gücüne sahip olmasıyla mümkündür.
Günümüzde bilimsel çalışmalar sonucunda ortaya çıkan teknolojik
gelişmelerin, bireyler tarafından sağılıklı bir şekilde algılanıp
yorumlanabilmesi için temel fen bilimleri eğitiminin alınmış olması gerekir.
Ancak bu durumda bireyler bilimin önemini anlayıp onun yaşam üzerine
etkilerini görüp geliştirebilirler. Bu anlamda, fen eğitimcilerine önemli
görevler düşmektedir.
Bu kitapta, yirminci yüzyılın başlarında klasik fiziğin cevap veremediği
problemlere cevap veren, uygulamaları ile bugün yaşantımızı yakından
ilgilendiren, pek çok gelişmeye zemin hazırlayan ve serüvenini henüz
tamamlamamış olan "Modern Fizik" konularının sade bir şekilde anlatılması
amaçlanmıştır.
Bu kitapta yer alan konular 2006-2007 akademik yılından itibaren Eğitim
Fakülteleri programlarında yapılan değişiklikler göz önüne alınarak, Fen
Bilgisi ve Fizik Öğretmenliği bölümlerinde ve Fen-Edebiyat Fakültelerinin
Fizik Bölümlerinin dördüncü döneminde okutulmakta olan "Modern Fiziğe Giriş"
dersinin kur tanımına bağıl kalınarak oluşturulmuştur. Kitapta verilen
kavramların kalıcılığının sağlanabilmesi için her bölüm sonunda çözümlü
problemlere yer verilmiştir.
Modern Fiziğe Giriş Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Modern Fiziğin Doğuşu
Özel Rölativite Teorisi
Kuantum Fiziğine Giriş
Laserler
X - Işınları
Çekirdek Fiziği ve Bazı Uygulamaları
Yarı İletkenlik
Süper İletkenlik

Genel Fizik II Klasik Elektrik ve
Manyetizma Teorisine Giriş Kitabı Hakkında
Antik çağlardan beri üzerinde çalışmaların yapıldığı bilinen "Elektrik" ve
"Manyetizma" konuları, günümüzde sonuçlan itibari ile yaşantımızı doğrudan
etkilemektedir. 19. yüzyıla kadar "Elektrik" ve "Manyetizma" başlıkları
altında ayrı ayrı çalışılan bu konular, H. Oersted., M. Faraday, J.
Henry,... gibi bilim insanlarının yapmış oldukları deneysel çalışmalar ile
birbirleriyle doğrudan ilişkili oldukları gözlemlenmiştir ve C. Maxwell?in
çalışmalarıyla ise "Elektromanyetizma" başlığı altında birleştirilmiştir.
Özellikle, son yıllarda elektromanyetizma konularına dayalı olarak gelişen
teknolojik ürünler, sanayiden, tıbba, ulaşımdan haberleşmeye kadar pek çok
alanda kendisini göstermektedir.
Bu kitap içerisinde, fiziğin önemli dallarından olan "Elektrik ve
Manyetizma" konularının temel kavram ve konuları verilmiştir
Genel Fizik II Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Elektrik Yüklü
Elektrik Alan
Gauss Kanunu
Elektriksel Potansiyel
Kondansatörler ve Dielektrik
Elektrik Akımı
Doğru Akım Devreleri
Manyetik Alan ve Etkileri
Elektromanyetik Dalgalar..

Kuantum Mekaniği 1
Yazar: L. D. Landau - E. M. Lifshitz
Kuantum Mekaniği 1 Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Kuantum Mekaniğinde Temel Kavramlar
Enerji ve Momentum
Schrödinger Denklemi
Açısal Momentum
Merkezcil Alanda Hareket
Pertürbasyon Teorisi
Yarı Klasik Durum
Spin
Özdeş Parçacıklar
Atom

Kuantum Fiziği, Berkeley Fizik Dersleri
/Cilt 4
Yazar: Eyvind H. Wichmann
Kuantum Fiziği, Berkeley Fizik Dersleri Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Kuantum Fiziğinde Fiziksel Niceliklerin Büyüklükleri
Enerji Düzeyleri
Fotonlar
Maddesel Parçacıklar
Belirsizlik İlkesi ve Ölçümler Teorisi
Schrödinger'in Dalga Mekaniği
Durağan Durumlar Teorisi
Temel Parçacıklar ve Etkileşmeleri

Katıhal Fiziğine Giriş
Yazar: Tahsin Nuri Durlu
Katıhal Fiziğine Giriş Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Katıhal Fiziği Nedir?
Kristalografiye Giriş
Kristalde Kırınım
Kristal Bağlanma
Örgü Dinamiği
Isısal Özellikler
Metallerde Elektronlar
Katıların Band Teorisi
Yarı İletken Kristaller
Fermi Yüzeyleri ve Metaller
Dielektrik Özellikler
Süperiletkenlik
Magnetik Özellikler
Ferromagnetiklik ve Antiferromagnetiklik
Magnetik Rezonans

Kuantum Mekaniğine Giriş (6. Baskı)
Yazar: Bekir Karaoğlu
Kuantum Mekaniğine Giriş (6. Baskı) Kitabı Hakkında
Yirminci yüzyılın başlarında, mikroskopik sistemlerin incelenmesinde klasik
fiziğin yetersiz kaldığı ortaya çıktı. Schrödinger, Bohr,Heisenberg ve Dirac
gibi bilim adamları tarafından yeni bir fiziğin temelleri atıldı. Kuantum
Mekaniği denilen bu yeni fizikle beraber klasik kavramların çoğu değişmek
zorunda kaldı. Belirsizlik ilkesi, kuantalama ve olasılık yorumu gibi
anlaşılması zor yeni kavramlar fiziğe girdi. Bu kitap Kuantum Mekaniğini en
temel düzeyde ve modern bir yaklaşımla ele almaktadır.
Kuantum Mekaniğine Giriş Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Madde ve Dalga
Schrödinger Denklemi
Tek Boyutlu Sistemler
Kuantum Mekaniğinin Genel Formalizmi
3 Boyutlu Problemler
Yaklaşık Yöntemler ve Pertürbasyon Teorisi
Açısal Momentum ve Spin
Simetri ve Dönüşümler
Özdeş Parçacıklar
Saçılma
50 Çözümlü Örnek
138 Problem
Bu Baskıda Yeni Konu Eklenmiştir

Atom ve Molekül Fiziği
Yazar: B. H. Bransden - C. J. Joachain
Yayın Yılı : 1999
Atom ve Molekül Fiziği Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Elektron, Foton ve Atomlar
Kuantum Mekaniğinin Temelleri
Bir Elektronlu Atomlar
İki Elektronlu Atomlar
Çok Elektronlu Atomlar
Moleküler Yapı
Moleküler Spektrumlar
Elektronlarla -Atonların Çarpışması
Atom-Atom Çarpışmaları
Atom Fiziğinin Bazı Uygulamaları

Atomlar Moleküller
Yazar: M. Ayhan Zeren
Yayın Yılı : 1998

Atom ve Kuantum Fiziği
Yazar : Çeviren: İbrahim Okur
Yayın Yılı : 2001

Fen ve Mühendislikte
Modern Fizik
(Güncellenmiş 2. Baskı)
Yazar: John R. Taylor - Chris D. Zafiratos - Michael A. Dubson Çeviri: Bekir
Karaoğlu
Yayın Yılı : 2008
Modern Fizik Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Görelilik Teorisi
Kuantum Mekaniği
Molekül ve Katıhal Fiziği
Çekirdek ve Parçacık Fiziği

İlköğretim Bölümleri İçin
Modern Fizik
Yazar: Ali Yıldız
Yayın Yılı : 2005
Modern Fizik Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları
Özel Rölativite Teorisi
Kuantu Fiziğine Giriş
Atomun Kuantumlu Yapısı
Çegirdek Fiziğine Giriş

Emilio Segrè
X-Işınlarından Kuarklara, Çağdaş Fizikçiler ve Buluşları
Türkçesi: Çağlar Tuncay, 1. baskı, Sarmal Yayınevi, İstanbul, Ocak
1995, IX+332 s. Kendisi de
Nobel ödüllü bir fizikçi olan Segre, yirminci yüzyıla damgasını vuran fizik
biliminin son yüzyıldaki gelişimini çarpıcı bir tarzla, insani ayrıntıları
unutmadan anlatıyor. Hem kronolojik bir kitap, hem de fizik biliminin bu
günkü durumuna ne şekilde geldiği üzerine ilginç bir kaynak. Özellikle Madam
Curie’nin öyküsünü dikkatli bir biçimde okumanızı öneririm. Ve bir küçük
alıntı:
“Akıl hazır değilse, göz göremez…”
İÇİNDEKİLER
|
Önsöz |
IX |
|
1. Giriş: 1895'de fizikçilerin dünyası. Yeni
ufuklar |
1 |
|
Pieter Zeeman. Joseph John Thomson. Wilhelm
Conrad Röntgen. |
|
|
|
|
|
Bölüm 2: H. Becquerel, Curieler ve Işımaetkinliği
Bulunuşu |
25 |
|
Becquerel'in "yazgısal" keşfi. Curieler ve
ileri doğru büyük bir adım. |
|
|
|
|
|
Bölüm 3: Rutherford Yeni Dünya'da: Ögelerin
Dönüşümü |
45 |
|
Rutherford'un ilk uğraşları. Işımaetkinlik
araştırmaları. Müritler ve dönüşümün bulunuşu. |
|
|
|
|
|
Bölüm 4: Planck, Arzulanmamaış Devrim: Paketçik
Düşüncesi |
54 |
|
Fiziğin kuramsal dayanakları. Kuşatıcı bir
sorun: karacisim. Max Planc. |
|
|
|
|
|
Bölüm 5: Einstein-Düşünmenin Yeni Yolları: Uzay,
Zaman, Görelilik ve Paketçikler |
75 |
|
Uzlaşmasız bir gençlik. Görelilik. Işık
tanecikleri ve molekül çarpışmaları. Patent ofisinden evrensel üne.
Dünyanın düzeni çöküyor ve uzay bükülüyor. Einstein'ın son yıllar ve
yalnızlığı. |
|
|
|
|
|
Bölüm 6: Sir Ernest ve Nelson'lu Lord Rutherford |
98 |
|
İngiltere'ye dönüş. Alfa parçacığına yeni
aydınlatma. Atom çekirdeği. Gezegensel atom. Aynı ama ayrı: eşillik
kavramı. Çekirdeğin bozunumu. Cavendish İşliği'nin Yöneticisi.
|
|
|
|
|
|
Bölüm 7: Bohr ve Atom Modelleri |
116 |
|
Genç Bohr ve hidrojen atomu. X-ışınlarının
kökeni. Paketçil atomun kurulması. Weimar ve Kopenhag fiziği. Dışında
tutma ilkesi. |
|
|
|
|
|
Bölüm 8: Sonunda Doğru Paketçik Devinbilimi |
145 |
|
Louis de Broglie: madde dalgaları. Werner
Heisenberg ve Wolfgang Pauli: gizemli matrisler. Paul Adrien Maurice
Dirac: soyutlama ve matematiksel güzellik. Erwin Schrödinger.
Eşitliklerin anlamı. Gerçeğe yeni bir bakış: bütünleyicilik. Gizemler
açıklanır, ama kuşkular kalır. |
|
|
|
|
|
Bölüm 9: Harika Yıl 1932: Nötron, Pozitron,
Döteryum ve Diğer Buluşlar |
171 |
|
Nötronun bulunuşu. Döteryumun bulunuşu.
Pozitron. Yeni çekirdek fiziği. |
|
|
|
|
|
Bölüm 10: Enrico Fermi ve Çekirdek Enerjisi |
195 |
|
Romadaki buluşlar. Parçalanmanın bulunuşu.
Atom bombasına doğru. Uranötesi ögeler. Gezgin fizik. Bombanın
sonuçları. Fermi'nin son çalışması. |
|
|
|
|
|
Bölüm 11: E. O. Lawrence ve Parçacık
İvmelendiricileri |
218 |
|
Büyük ölçekli fizik. İlk ivmelendiriciler.
Lawrence ve siklotron. Politikalar ve kişilikler. Erişilmemiş yüksek
enerjiler için yarış. |
|
|
|
|
|
Bölüm 12: Çekirdeğin Ötesi |
236 |
|
Temel parçacıklar. Japonya'da yeni bilim.
Piyon'un bulunuşu. Yeni parçacıkların soykütüğü. Karşıt çekirdekler.
Eşdeğerliğin çöküşü. Kabarcık odası. Vahşilikteki düzen.
|
|
|
|
|
|
Bölüm 13: Yaşlı Gövdenin Yeni Dalları |
265 |
|
Paketçik elektrodinamiği. Lazer ve mazer.
Çekirdek fiziği. Mössbauer etkisi. Üstüniletkenlik. Gözle görülür öteki
paketçik etkileri. Fiziğin sınırlarında; gökfiziği, yaşambilim. Şaşkın
bilimci. |
|
|
|
|
|
Bölüm 14: Sonuçlar |
286 |
|
Geleceğin eğilimleri. Fiziğin içgizleri.
|
|
|
|
|
|
Ekbilgiler: |
|
|
1. Stefan yasası. Wien yasası. |
295 |
|
2. Planck'ın karacisim ışınması formülü için
avlanması |
297 |
|
3. Einstein'ın ışık paketçiğinin varlığını
öngörmeye yol açan varsayımları |
300 |
|
4. Browncil devinim |
302 |
|
5. Einstein'a göre karacisim enerji değişimleri |
304 |
|
6. Einstein'a göre katıların özısıları |
307 |
|
7. Einstein'ın A ve B'si |
308 |
|
8. J.J. Thomson'un iyonların e/m'sini bulmak için
parabol yöntemi |
310 |
|
9. Bohr'un hidrojen atomu |
311 |
|
10. Fındık kabuğundaki paketçik fiziği |
315 |
|
|
|
|
Kaynakça |
319 |
|
Sözlükçe |
329 |

ELEKTROMANYETİK ALAN TEORİSİ
Doç. Dr. Osman GÜRDAL
Elektromanyetik alan teorisi, elektrik mühendisliği müfredatının en önemli
temel derslerinden biridir. Diğer teorilerin aksine, karmaşık elektrik
mühendisliği problemlerinin açıklaması ve çözümünü veren en iyi tesis
edilmiş genel teorilerden biridir. Bu kitap, elektromanyetik alanları temel
olarak kavramak isteyen lisans öğrencileri için iki sömestir okuyacakları
temel ders kitabı olarak hazırlanmış ve aynı zamanda ileri elektromanyetik
alanlara hazırlanan öğrenciler için de bir kaynak teşkil etmektedir.
Bu kitap temel prensiplerden geliştirilmiş ve bir öğreticinin minimum
yardımı ile vektör analizi hakkında yeterli bilgi verilmeye çalışılmış ve
aynı zamanda uygun konunun akabinde çok sayıda çözümlü problemleri de
barındırmaktadır.
Kitapta Yer Alan Önemli Konu Başlıkları:
Vektör Analizi
Statik Elektrik Alanları
Kararlı Elektrik Akımları
Statik Manyetik Alanlar
Zamanla Değişen Manyetik Alanlar
Manyetikte Sayısal Metotlar
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zaman Döngüleri
Kuantum Evreninin Olağanüstü Macerası
Roger Penrose
çev: Kerem Cankoçak, Murat Metehan Türkoğlu
1931 doğumlu İngiliz matematiksel fizikçi Sir Roger Penrose ülkemizde
''Kralın Yeni Usu'' ve Hawking'le beraber yazdıkları ''Zamanın ve Uzayın
Doğası'' kitapları ile tanınmaktadır. Dünyanın en tanınmış fizikçileri
arasında yer alan Penrose, Oxford Üniversitesi’nde, Rouse Ball kürsüsünde
Emeritus Matematik Profesörülüğü ve Wadham Koleji'nde Emeritus Öğretim
Üyeliği görevlerini sürdürmektedir. 1988 Wolf Fizik ödülünü Stephen Hawking
ile paylaşan Penrose'un çok önemli bilimsel çalışmalarının yanı sıra, ödüllü
ve çok satan popüler fizik kitapları bulunmaktadır.
Zaman Döngüleri
Dünyaca ünlü fizikçü Roger Penrose son kitabında Büyük Patlama üzerine inşa
edilen yanlış varsayımları yıkıyor. “Zamanın Döngüsü” Kozmolojiye yeni bir
bakış açısı getirerek, sıklıkla sorulan “Büyük Patlamadan önce ne vardı?”
sorusuna oldukça beklenilmedik bir cevap veriyor: Döngüsel Evrenler
Termodinamiğin İkinci Yasası evrende “düzensizliğin” sürekli artması
gerektiğini söyler. Öte yandan 1917'den bu yana uzayzamanın geometrisini
biliyoruz. Penrose bu iki ana temayı birleştirerek, ivmelenen ve genişleyen
evrenimizin beklenilen kaderinin aslında yeni bir ‘Büyük Patlama’ olarak
yeniden nasıl yorumlanabileceğini göstermektedir. Büyük Patlamadan sonraki
bir anda entropi maksimum olmalıdır. Bu yüzden entropi nasıl artmaktadır?
Penrose şu yanıtı verir: evrenin doğumunda entropinin düşük olmasını garanti
eden bir büyük patlama öncesi bir çağ olmalıdır. Evrenimiz sonsuz ardıl
Eon'lardan bir tanesidir.
Zaman Döngülerinde, “kozmik mikrodalga ardalan ışınımının” anlaşılmasını
sağlayacak standart ve standart-olmayan kozmolojik modeller sunulur. Ayrıca
kritik öneme sahip olan galaksimizin merkezindeki büyük kütleli karadelikler
ve gizemli “Hawking Buharlaşması” süreci sayesinde nasıl yok oldukları
tartışılır.
''Evrenin kökeni hakkında yepyeni bir fikir [...] teorik olarak tutarlı
[...] ciddiye alınmalı"
--Scotsman
''Yazarın önceki kitaplarında olduğu gibi harika bir metin...'' --The Sunday
Times, Christopher Potter
"müthiş bir düşünce...provakatif" --Sky At Night Magazine
'Zaman Döngüleri, kozmolojistlerin nasıl imkansızı düşünebildiklerine çok
iyi bir örnek...' --Literary Review
Kitaplığım: Sayfa-1
Sayfa-2
Sayfa-3
Sayfa-4
Sayfa-5 Sayfa-6
Hiçbir
yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca
bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden
alıntı yapılabilir.
© 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli
Ana Sayfa /
Index
/
Roket bilimi /
E-Mail /
Rölativite Dosyası
Time Travel Technology / UFO
Galerisi / UFO Technology/
Kuantum Teleportation /
Kuantum Fizigi
/ Uçaklar(Aeroplane)
New World Order(Macro Philosophy) /
Astronomy
|
|