::  Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey / Denizli :: 

Çetin BALn kütüphanesi... 5

 

Kolay, Kısa, Keyifli Bilim

Yayınevi: Carpe Diem Kitapları
Yazar: Çiğdem Can

Özellikler:
Türü: Kuramsal Kitaplar Hazırlayan: Çiğdem Can 1. Baskı Mayıs 2009 200 Sayfa 11,5 X 21 cm. 2.Hamur Kağıt Karton Kapak Türkçe

Açıklama:
"İzafiyet teorisi neydi?" diye sorulduğunda, "Soruyu tekrar alabilir miyim, biz daha o konuya gelmedik" gibi bahaneler bulmaya ARTIK SON!!! Bu kitabı okuduktan sonra, bilimle ilgili pek çok mevzuyu kolaylıkla anlayabilecek, hatta gerektiğinde tıkır tıkır anlatabileceksin "Schrödinger kimdir, neyi bulmuştur?" denildiğinde "O da kim be, futbolcu mu?" demek yerine "Ha şu, kedili bilim adamı" diye cevap vermen, bundan böyle işten bile değil Bilimsel bilgileri şakalaştırmadan, şakalanabilecek kısımlarını da bilimselleştirmeden, kıvamında bir üslupla, bilimi ve adamlarını en eğlencelisinden, en sıkılmadan öğrenilesi haliyle anlatan bu kitap, kendini sana keyifle okutmak üzere programlandı Bu nedenle, "Bütün bunları BİLyİM, ama birazcık da GÜLyİM" şeklindeki talebini memnuniyetle yerine getirecek ve sana, çok kuvvetle muhtemel ki, "Aa doğruymuş, bilim gerçekten de kolay, kısa, keyifliymiş" dedirtecek
 

Parçacıkların Dünyası

B.Southworth - G.Boizader

Arka Kapak

Bu soruların yanıtlarını tam olarak bilemiyoruz, fakat son yıllarda çevremizdeki evren hakkında pek çok bilgi edindik. Bu araştırmalar gözlerimizle görebildiğimizin ötesinde, minik parçacıklardan ve bunların arasında gidip gelen habercilerden oluşan bir dünya olduğunu gösterdi bize. Bu resimli kitap, sizi parçacıkların büyüleyici dünyasıyla ve onların şaşırtıcı davranışlarıyla tanıştıracak.

Parçacıklarla ilgili araştırmaların yapıldığı laboratuvarlardan biri Avrupa Nükleer Araştırma Konseyi CERN'in laboratuvarıdır. Burada CERN'in parçacıkların yaratıldığı ve incelendiği güçlü makinelerini, yani hızlandırıcıları ve dedektörleri tanıtacağız.

Öyleyse sözü daha fazla uzatmadan parçacıklara geçelim...

Yazar:B.Southworth - G.Boizader

Sayfa Sayısı: 62
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

 

Madde Eyewitness Matter
Christopher Cooper
Çeviri: İlhami Buğdaycı

Sayfa Sayısı: 64
Boyutları: 21,5 x 28 cm
ISBN 978-975-403-458-5
1. Basım - 10.000 adet

Katı madde ne kadar serttir? Yıldızlar hangi maddelerden oluşmuşlardır? Atom ne kadar büyüktür? Sıvılar neden akarlar? Bir bardak suda ne kadar atom vardır? Maddenin en büyük parçası nedir?

Tüm bu soruların ve daha fazlasının yanıtlarını burada, maddenin büyüleyici öyküsüne yeni bir bakışla keşfedin. Bilimsel deneyler, karmaşık bilimsel aletler, özgün deney düzeneklerinin renkli fotoğrafları ve üç boyutlu modellerin yer aldığı bu kitapta evrene bakışımızı değiştiren keşifler anlatılıyor.

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 278

 

THOMAS - ALVA EDISON ( HAYATI VE İCATLARI )

Hazırlayan: VAHDET GÜLTEKİN
Yayınevi: RADO YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1980
Dili: Türkçe

 

 

 MIKNATISLAR, AMPULLER VE PİLLER

Yazarı: F. E. NEWING, B. Sc ve RICHARD BOWOOD
Yayınevi: ARKIN KİTABEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1970
 

 



Zaman Makinesi Eğlenceli Bilgi - 56

Orjinal isim: The Terrible Truth About TimeNick Arnold
Timaş Yayınları


Zaman Makinesi size zamanla ilgili herşeyi öğretecek.

Kara bir deliğe yaklaşırsanız, ne olur?

Sinekler zamanı nasıl algılar?

Takvimler ve saatler nasıl icat edilmiştir?

Yaşlandıkça zaman niçin daha hızlı geçer?

Enlemler ve boylamlar ne işe yarar?

Eğlenceli bilgi dizisinin zamanla ilgili sırlarını topladığımız bu kitabını zevkle okuyacaksınız. Bir zaman makinesinin nasıl icat edilebileceğini keşfedecek, sizi sabah uyandıracak kendi saatinizi yapmayı öğreneceksiniz. Aklını kaçırmış zaman dehalarıyla buluşacak ve zamanda yolculuğun nasıl olacağını göreceksiniz. Muhteşem bilgi dosyaları, zihin açan soruları ve çılgın karikatürleriyle Zaman Makinesi beklemeye gelmez.

Öğrenmenin birçok yolu var, ama Eğlenceli Bilgi gibisi yok.
(Tanıtım Yazısından)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
144 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789752635081
2008
Kapak : Ebrar Çiçek
İllustrasyon : Tony De Saulles
Editör : Nefise Atçakarlar
Çeviri : Demet Küçük
 

 

   

Kozmik Kod 2 Maddenin İçine Gezi
Heinz R. Pagels
Sarmal Yayınevi
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1993
Dili: Türkçe
Özellikler: Birinci Baskı

Açıklama:MİKROKOZMOZU;ATOMU,ATOMALTI PARÇACIKLARI DÜNYASINI ANALMAK EVRENİ ANLAMANIN TEMEL TAŞI.KUANTUM FİZİĞİ BUGÜN ATOMALTI PARÇACIKLARLA İLGİLİ EVREN KONUSUNDAKİ ANLAYIŞIMIZ DEĞİŞTİRECEK BULGULAR SUNUYOR.

 

 

RÖLATİVİTE VE KOZMOLOJİ - William J. Kaufmann

Yazarı: William J. Kaufmann
Çeviren: Sacit Tameroğlu

Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL / 2. BASKI
ISBN NO: 975-7380-21-0
Yayın Yılı: 1994

 

Sıfırdan Sonsuza Bilimin Hayal Dünyası

"Sıfırdan Sonsuza Bilimin Hayal Dünyası" kitabı, eğlenceli ve kolay bir şekilde bilim literatürünüzdeki boşlukları dolduracaktır. Bu kitapta, son yüzyıldaki bilimsel çalışmalara ve sonuçlarına kısaca göz atılmaktadır.

En güç bilimsel konuları, anlaması kolay ve eğlenceli bir üslupla ele alan bu kitap, evrende neler olup bittiğini gösterecek ve bilimsel gerçekleri öğrenmeniz için sizi kışkırtacak!


Yazar: Ann Rae Jonas
Yayınevi: Timaş Yayınları
ISBN: 975-362-528-6
Basım tarihi: Mart 2000

 

Gökyüzü Atlası

Arka Kapak

Uzayın derinliklerinin benzersiz fotoğrafları, gezegenlere ve astronominin geçmişine yönelik etkileyici görüntüler,600’den fazla resim… Bu zengin görsel malzeme, astronomi ve uzay keşiflerinin tarihi ve astronomi konusunda tüm merak edilenleri kapsayan sade, kolay anlaşılabilir bir metne eşlik ediyor. Kitabın amacı, okuyanların hayal güçlerini resimler yoluyla harekete geçirip gökyüzünü keşfetmeye teşvik etmek. Kitabı okuyanlar bir yandan kendi burç kuşaklarını bulurken, diğer yandan Ay’ın ve Venüs’ün evrelerini keşfetmek için teleskopun nasıl kullanılması gerektiği de öğreniyor. Gökyüzü Atlası, siyah ve berrak göklerde yabancı, uzak ve sessiz görünen ama bizi de içeren ve bize her gün hayat veren bir dünyayı keşfetmek isteyenler için…

Yazar:Kolektif

Sayfa Sayısı: 240
Dili: Türkçe
Yayınevi: Boyut Yayıncılık


 

Gökyüzünü Tanıyalım
(2 Ses Kaseti Ve Gökyüzü Atlası İle)
Yazar: M. Emin Özel, Talat Saygaç
Yayıncı: Tübitak
Konu: Mühendislik ve Teknik Kitaplar
ISBN 975-403-072-3
Sayfa Sayısı: 228
Ebat: 200-220
Dil: Türkçe
Basım Yeri: Ankara
Basım Tarihi: 1997

Gökyüzündeki en parlak yıldız hangisidir?
Kendi başına bir "ada evren" sayılan, milyarlarda yıldızdan oluşan ve gökyüzünde çıplak gözle görülebilen en uzak gökcismi olan Andromeda Gökadası nerededir?
Kutup Yıldızı hangi yıldızdır?
Büyük Ayı´yı kullanarak, burç ve takımyıldızları nasıl bulabilirsiniz?
Samanyolu Gökadamızın merkezi nerededir?
"Yaz Üçgeni" hangi yıldızlardan oluşur?
13. Burç hangisidir?
"Gökyüzünü Tanıyalım", içerdiği astronomi bilgisi, renkli takımyıldız haritaları ve bağımsız Gökyüzü Atlası ile okuru gökyüzünü keşfetmeye çağırıyor. İki ses kaseti ile birlikte...
(Arka Kapak)

 

Biz Bu Evrenin Çocukları Varoluşumuzun Romanı
Hoimar Von Ditfurth

Arka Kapak

Ditfurth, bu 3. kitapta, 20 yüzyılın sonundaki evrene ilişkin standart bilgi ve verilerle, her türlü metafizikten uzak, gene de kendi içinde bütünlüklü, kapalı, algılarımızın ve düşünme alışkanlıklarımızın sınırlarını genişleten bir yapıt oluşturuyor. İngilizceye, İspanyolcaya, İtalyancaya, İsveççeye, Polonya diline ve Felemenkçeye çevrilen metin, evrene ilişkin çok sayıda bilgiyi değerlendirerek yepyeni bir astronomi, dolayısıyla kozmos tablosu sunuyor. Ditfurth, evvelki yüzyılın ve geçen yüzyılın başlarında benimsenmiş olan bir evren tablosunun; bu sonsuz büyüklükteki evrenin milyarlarca galaksisinden birinin (Samanyolumuzun) kenarına rastlayan bir Güneş sisteminin hayata elverişli 3. sıradaki gezegeniyle birlikte, orada unutulmuş ve terk edilmiş, yapayalnız dolanıp durduğu anlayışına dayalı tablonun yanıltıcılığını gözler önüne seriyor.Bir “uzay gemisine” benzettiği Dünya’nın ve gezegenleriyle birlikte Güneş sisteminin, hayata düşman, yaşamaya izin vermeyen, soğuk ve ürpertici bir kozmosun karanlığında sahipsiz olmadığını biliyoruz artık.

Yazar:Hoimar Von Ditfurth

Sayfa Sayısı: 504
Dili: Türkçe
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları

 

ASTRONOMİ
Yazarı: JOHN FARNDON
Yayınevi: BULUT YAYIN DAĞITIM
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 978-975-8295-57-9
Yayın Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Sayfa Sayısı : 144
Ebat : 13.5x19.5

Açıklama:Astronomi büyük zevk veren bir uğraş. Gökyüzünde milyarlarca kilometrelik derinliği izleyebilir, zamanda geriye doğru yolculuk yapabilir ve belki de Evren'in doğuşuna şahit olabilirsiniz. Bütün bunların nasıl olacağını öğrenmek için bu kitabı okumalısınız.

- Yıldızları izlemek
- Ay'ın ve Güneş'in gizemleri
- Uzak galaksiler ve nebulalar
- Teleskoplar
- Gezegenlerin kimliği
- Süpernovalar
- Pulsarlar
- Kara Delikler
(Arka Kapak)


Çevremizdeki Fizik
Naci Balkan, Ayşe Erol

TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları

En kısa tanımıyla fizik, çevremizdeki doğa olaylarını inceleyen bilim dalıdır.
İnsanlar doğdukları andan itibaren çevrelerini incelemeye ve sorular sormaya başlarlar. "Gökyüzü neden mavi?" gibi son derece basit bir soru bizi elektromanyetik dalgalara, parçacık- dalga ikilemine, atomların enerji düzeylerine ve nihayet kuantum mekaniğinin kurallarına ve uzayın yapısına kadar gider bir dizi yeni kavrama taşır.
Çevremizdek Fizik
Genç düşünürleri bu tür basit sorulara yönlendirmeyi ve geçmişte bu tür soruların yanıtlarını aramış olan bilim insanlarının uğraşlarından küçük örnekler vermeyi amaçlıyor.

222 sayfa, Karton Kapak, Kuşe, 1. hamur, ISBN: 9754033552; Boyut: 20,5x21,5cm; Baskı Tarihi: Kasım 2005 Özgün Dili: Türkçe

 

Otomobiller Önemli Buluşlar
David Corbett
Alkım Kitabevi


İlk atsız arabalardan, geleceğin karmaşık otomobillerine kadar, motorlu araçların tarihini keşfedin.

Dünyanın en sevilen başarılı taşıma aracı hakkındaki bu canlı ve kolay anlaşılır kitabın tadını çıkarın!

Keşfedin!

Buhar gücüyle çalışan ilk araçların neden kimse tarafından dikkate alınmadığını
Otomobilciliğin tarihini değiştiren mucitleri
"Otomobilciliğin Altın Çağı"nın toplumlarımızı nasıl etkilediğini
Ford'un ilk fabrikasından günümüzdekilere kadar gördüğümüz seri üretim banlarının nasıl değiştiğini
Geçmişte dünyanın en sevilen otomobilleri olan araçları
Hangi otomobillerin en yaşlı, en hızlı, en garip, en temiz olduğunu ve çok daha fazlasını keşfedin!

Karl Benz'in motorlu aracından, sesten hızlı giden otomobillere kadar gelen bütün araçların tarihini 80'den fazla renkli resimle öğrenebilirsiniz.
(Arka Kapak)


Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
32 s. -- Kuşe-- Ciltsiz -- 17 x 24 cm
ISBN : 9789753372022
2001
Yayıma Hazırlayan : Kerem Keskiner
Düzeltmen : Kamuran Toprak
Çeviri : Semih Aydın

 

Elektrik ve Manyetizma
Peter Adamczyk

Arka Kapak

Elektirik ve Manyetizma, elektiriğin şaşırtıcı doğasını ve mıknatısların yüzyıllar boyunca insanlara gizemli gelen özelliklerini ele alıyor.Tübitak Popüler Bilim Kitapları Gençlik Kitaplığı'nın bu yeni kitabında, teknolojinin seyrini değiştiren buluşlara ve 21. yüzyılda yaşamımızı kökten değiştirecek gelişmelere de yer veriliyor.
Elektrik ve Manyetizma, günümüz teknolojisinin dayandığı temel yasaları merak eden genç okurlar için..

Yazar:Paul-Francis Law
Çevirmen:Necmi Buğdaycı
Yazar:Peter Adamczyk

Sayfa Sayısı: 32
Baskı Yılı: 2007
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

 


Astronomy - 1990, 1994
Stuart Atkinson

Çeviri: Murat Alev

Sayfa Sayısı: 48 renkli
Boyutları: 20 x 25 cm
ISBN 975-403-098-7
24. Basım - 10.000 Adet

Gökyüzünü incelemek için bir teleskopunuzun olması gerektiğini düşünebilirsiniz; oysa biraz zaman ayırıp geceleyin gökyüzüne dikkatlice baktığınızda, çıplak gözle bile pek çok şeyin görülebildiğini fark edeceksiniz. TÜBİTAK Çocuk ve Gençlik Kitaplığı'nın ikinci kitabı olan Astronomi, yıldız haritalarından yararlanarak gökyüzünü incelemenize yardımcı olmanın yanı sıra amatör astronomluğa başlangıç için de önemli bir başvuru kaynağı olacaktır.

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 61

 


Uzay: Popüler Bilim Evren Dizisi 4
Yazar SEMA GÜL
Trilyonlarca yıldızdan oluşan galaksileri ve milyarlarca gezegeniyle Uzay...
Kuyrukluyıldızlar, asteroitler, meteorlar
Uzay araştırma merkezleri, teleskoplar
Türk astronotlar uzaya!



Güneş Sistemi: Popüler Bilim Evren Dizisi 3
Yazar SEMA GÜL
Boşlukta yüzen bir disk düşünün, ama bu diskin çapı tam 12 milyar kilometre...
Ayrıntıları duymak ister misiniz?
Güneş ve Güneş Sistemi hakkında bilmek istedikleriniz...
Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve eski dostumuz Plüton...



Dünya'nın Uydusu Ay: Popüler Bilim Evren Dizisi 2
Yazar SEMA GÜL
Dünyamızın uydusu Ay nasıl oluştu?
Ay'ın evreleri nelerdir? Ay neden tutulur?
Biz neden Ay'ın hep aynı yüzünü görüyoruz?
Uzay yolculukları nasıl başladı?
Beraber bir Ay yolculuğuna var mısınız

 


Evrenin Oluşumu ve Big Bang: Popüler Bilim Evren Dizisi 5
Yazar SEMA GÜL
Evrenin Oluşumu ve Big Bang
Sürekli genişleyen evrenin başlangıç anından resimler
Astronominin doğuşu, tarih boyunca evren bilim
Big Bang'in fosil kayıtları...
 


Dünya ve Uzay
Earth and Space - 1995
Susan Mayes - Sophy Tahta
Çeviri: Deniz Yurtören
Sayfa Sayısı: 144
Boyutları: 21 x 21 cm
ISBN 975-403-049-9
35. Basım - 10.000 Adet

Üzerinde yaşadığımız Dünya'yı her yönüyle biliyor muyuz' Ayaklarımızın ya da denizin altında nasıl bir dünya var' Gecelerimizi aydınlatan Ay'ı, bize uzaydan göz kırpan yıldızları veya Güneş'in çevresinde bizimle birlikte dönen diğer gezegenleri ne kadar tanıyoruz' Dünya ve Uzay'ın ele aldığı konuların çeşitliliği ve ele alış biçimindeki sadelikle her yaştan genç okur için büyük bir boşluğu dolduracağını düşünüyoruz.

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 31
Çocuk ve Gençlik Kitaplığı 5

 

 

 

Simetri ve Evrenin Görkemli Güzelliğini Anlamak
Christopher T. Hill, Leon M. Lederman

Güncel Yayıncılık

Bilim adamlarının çalışmaları sayesinde, değişmez fizik yasalarının evreni yönettiğini biliyoruz. Fizikçiler bu yasaları, evreni yöneten temel prensip olarak düşünülen simetri ile açıklıyorlar. Bu kavrayış, modern bilimin en büyük kavramsal ilerlemelerinden birisidir. Simetri ve Evrenin Görkemli Güzelliğinde, Nobel ödüllü Leon M. Lederman ve teorik fizikçi Christopher T. Hill, zarif simetri kavramını ve onun, sanatta, müzikte ve Dünya'daki yaşam üzerindeki yansımalarını, kuvarklardan evrene, geniş bir perspektif içinde ele alıyor.

"Bu kitapta, fiziksel dünyanın nasıl da birçok açıdan simetri ile şekillendiğini göreceksiniz.... Bu kitabı okuduktan sonra, simetrinin dünyamızdaki rolünü daha iyi kavrayacaksınız."
-Roald Hoffmann, Nobel Ödülü Sahibi. Cornell Üniversitesi

"Simetrinin önemi hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı. Yazarlar, bilimin en derin kavramlarından birisi olan simetriyi teknik zorluklarından kurtararak zarif bir şekilde okuyucuya sunuyor ve onun günlük yaşamla olan bağlantısını araştırıyor."
-Tom Siegfried, Bilim editörü. Dallas Morning News

"Simetrinin derinliğini ve yaygınlığını anlattıkları bu kitapla, yazarlar, bir şaheser ortaya koymuşlar. İster bir fizikçi, ister bir matematikçi, ister bir şair, isterse de bir sanatçı olun, Simetri ve Evrenin Görkemli Güzelliği'ni okuduktan sonra dünyaya daha farklı bir gözle bakacaksınız."
-Roger W. Bybee, Yönetici. Biological Sciences Cirriculum Study

"Kuvarklardan evrene, simetri tabiatı şekillendirir. Hill ve Lederman'ın yazdığı bu nefis kitap, zarif simetri kavramının evrenin tasarımında oynadığı derin rolü anlamak isteyen herkes için bir başyapıt niteliğinde."
—Rocky Kolb, Kozmolog. Permi Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvan

"Doğa simetri fikriyle mi başlamıştır? Yoksa o bir tesadüfi sonuç mudur? Estetikle bağlantısı bir yana, simetri temel bir ilke midir? Dünyanın önde gelen iki fizikçisi bu kitapta, simetriyi temel ilke olarak alıyorlar.
— Martinus Veltman, Fizikçi. Nobel Ödülü sahibi.


Çeviren: Barış Akalın - 430 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9756117079; Boyut: 13,5x21 cm; Baskı Tarihi: Mayıs 2005
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Symmetry and the Beatiful Universe

 


Paradokslar Kitabı
Yazar: Michael Clark
Yayınevi: Hil Yayınları


"Tırnak içindeki bu cümle yanlıştır" cümlesi yanlış mıdır?

Sonsuz sayıda odası olan fakat tümüyle dolu bir otel daha fazla müşteri kabul edebilir mi?

Kurguya dayanan yapıtlarda bizi duygulandıran durumların gerçek olmadığını bilmemize karşın, nasıl olup da bu yapıtlara duygusal tepkiler verebiliyoruz?

Ve tavukla yumurtadan oluşan şu çok bildik döngünün en başında hangisi var?

Michael Clark Paradokslar Kitabı'nda öldürmeyen çelişkilerin en ölümcül olanlarını inceliyor. Kitapta sunulan seksen üç paradoks ahlaki, sanatsal ve siyasal sorunlar kadar saf mantıksal ve matematiksel çıkmazları içeriyor. Zenon'un çağları katederek zamanımıza saplanan, hareket etmesi olanaksız 2.500 yıllık oku da, günümüzün siyasal-ekonomik kararlarının biçimlenmesinde etkili olan 40 yıllık Newcomb Problemi de Paradokslar Kitabı'nda kendine yer buluyor. Mantık ve felsefe tarihinin Zenon, Galileo, Lewis Carroll, Bertrand Russell gibi "saf" düşünürleri bu derlemeyle mantığa ve mantığı aşma iddiasındaki hayata meydan okuyorlar.

 

Uzay - İlk 50 Yıl

Arka Kapak

Dünya atmosferinin dışına çıkan ilk araç olan Sputnik 1'in fırlatılışının 50.yılını kutlamak için hazırlanan
Uzay: İlk 50 Yıl, uzayın keşfinin ilk 50 yılının öyküsünü Sir Patrick Moore'un anlatımıyla aktarıyor. Uzay fotoğrafçılığı konusunda uzman olan H.J.P Arnold'ın, son elli yıl içinde elde edilen en çarpıcı görüntülerden oluşturduğu seçkide; Apollo Ay inişleri, Voyager, Magellan, Galileo ve Cassini uçuşlarında elde edilen görüntülerin yanı sıra Hubble Uza, Teleskopu'nun çektiği muhteşem karelere de yer veriliyor. Önemli gelişme ve keşiflerin bir özetini sunan Uzay: İlk 50 Yıl, gelecekte gerçekleştirilecek araştırma ve keşiflere ışık tutuyor.

Yazar:Kollektif

Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: domingo

 

İnsanın Göklere Yükselişi - Sir Robert Saundby

Yazarı: Sir Robert Saundby
Çeviren: Mine Ünel
Yayınevi: Karacan
Yayın Yeri: İstanbul
Yayın Yılı: 1979
Dili: Türkçe

 

FEZA VE ÖTESİ
Yazarı: PROF. MELİH KOÇER
Yayınevi: HÜRRİYET GAZETESİ NEŞRİYATI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Dili: Türkçe

 

İnsanoğlunun Uzay Macerası
Ali Çimen

Arka Kapak

Gelin, yıldızlara dokunalım!

Jules Verne'in 'Ay'a Yolculuk' isimli eseri, annemin
bana aldığı ilk kitaptı. Yatılı okulun koridorlarında
kitabın siyah beyaz çizimlerine bakarak hayaller kurmaya
başladığımda on yaşındaydım. Gözümü gökyüzünden
alamıyor, bir yıldızdan diğerine sıçrıyor, gökyüzünün
eşsiz rengini temaşa ediyor, Ay'daki kraterlerin ürküten
ıssızlığından Güneş'e bakıp terliyordum...

Aradan yirmi dört yıl geçti, gözüm halen gökyüzünde ve
ötesinde. Bugün kadar atmosfer dışına çıkabilmiş dört
yüz küsur şanslı insandan biri olamadıysam da, bunun
hayalini kurmaktan geri durmuyor, bu satırları okuyan
sizlerin de, bu hayalimi paylaştığını tahmin
edebiliyorum. Yine de, Allah'ın bir lütfu olsa gerek,
astronot olamasam da, en az onun kadar heyecan verici ve
ufuk açıcı bir meslek olan gazeteciliğin renkli
dünyasına dahil oldum. Gazeteci kimliğinin açtığı
kapılardan, çocukluğumdan bu yana zihnimde canlandırmaya
çalıştığım uzay üslerine süzüldüm, ortak uzay
maceramızın isimli ve isimsiz kahramanları ile tanıştım,
haklarında yazıp çizdim. Astronot eğitimlerinin bir
parçası olup devasa roketlerin ateşlenmesine ilk elden
şahit oldum! Uzaya çıkamasam da, kapısını tıklattım!

Ülkemizin gelecekteki kâşif, bilim adamı ve belki de
astronotlarına küçük bir kılavuz, ama büyük bir ilham
kaynağı olabilmesi temennisiyle...

Yazar:Ali Çimen

Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Timaş Basım
 

UZAY BİLGİSİ - ASTRONOMİ ASTROFİZİK ASTRONOTİK
WILLIAM J. WEISER 1964

Yazarı: WILLIAM J. WEISER
Çeviren: ENDER GÜROL

Yayınevi: VARLIK YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1964

304 SAYFA 11*16 CM
Dili: Türkçe
 

 

Tesla - Anlaşılamamış DahiMargaret Chaney

Arka Kapak

Bugün filmlere bile konu olan Yıldız Savaşları'nın fikir babasının kim olduğunu biliyor musunuz?"Gezegenler arası iletişimin son derece önemli bir konu olduğuna inanıyorum, zira kesinlikle bir gün gelecek evrenin her yerinde dünyada olduğu gibi çalışan, acı çeken insanlar olduğu ve bunların evrende insan varoldukça sürecek bir kardeşliğin temelini attıkları görülecektir" diyen Sırp asıllı Hırvatistan doğumlu ve ABD vatandaşı Nikola Tesla.Sıradan insanlar arasında adı bir Edison veya Marconi kadar bilinmese de ilgililerin çok iyi bildikleri bir isim olan Nikola Tesla gelmiş geçmiş en büyük mucitlerden biri, hatta birincisi olarak kabul ediliyor. Geliştirdiği "alternatif akım" sayesinde bugün ışıl ışıl aydınlanan kentlerde yaşadığımız Tesla'ya insanlık çok fazla şey borçlu. 20. Yüzyılın başında itibaren gerçekleştirdiği buluşların bazıları günlük yaşamımızda yer alırken, örneğin radyo veya patentini daha önce Marconi'nin aldığı telsiz gibi, bazıları üzerinde ise hala çalışmalar sürüyor.Yaptığı inanılmaz icatları ticari metalara dönüştürme çabasında olmadığı için çok büyük servetleri elinin tersiyle itmiş, hatta kimi buluşları başkaları tarafından sahiplenmiş, öldüğünde araştırma notları FBI tarafından alınarak bugün hala incelenmekte olduğu ileri sürülen Tesla, gerçekten de kendi zamanının çok önünde yaşamış ve yeterince anlaşılamamış bir bilim insanıdır.Onun akıllara durgunluk veren yaşam öyküsünü okurken yer yer öfkelenecek, yer yer hüzünlenecek, yer yer heyecanlanacak ve hiç kuşkusuz sonunda hayran olacaksınız...

Yazar:Margaret Chaney
Çevirmen:Okhan Gündüz

Sayfa Sayısı: 286
Dili: Türkçe
Yayınevi: Aykırı Yayınları

 

ZAMAN MAKİNELERİ ( EİNSTEİN ) - LUCA NOVELLİ
Yazarı: LUCA NOVELLİ
Çeviren: SEBAHAT SÖYLEMEZ
Hazırlayan:

Yayınevi: MORPA YAYINCILIK
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 978-975-284-965-5
Yayın Yılı: 2008
Dili: Türkçe

 

Hemen Herşeyin Kısa Tarihi
Bill Bryson

Boyner Yayınları

Bill Bryson, tüm dünyada uzun süredir çok satanlar listesinden inmeyen Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi’nde, bilimin yanıtlamaya çalıştığı ilginç ve önemli soruların peşinde eşi görülmemiş bir yolculuğa çıkıyor. Öğrenmeye
doymayan bu meraklı yazar, Büyük Patlama (Big Bang) anından uygarlığın
doğuşuna kadar evrende meydana gelmiş olan her şeyi, yani hiç olduğumuz bir noktadan insan olduğumuz noktaya nasıl geldiğimizi ve o zamandan bu yana neler olup bittiğini ele aldığı kitabında son derece zorlu ve cesaret isteyen bir işe kalkışıyor.
Bu amaca ulaşmayı kafasına koyan Bill Bryson, kendini dünyanın yaşayan ve yaşamayan en değerli bilim adamlarının rehberliğine teslim ediyor. Jeoloji, kimya, paleontoloji, astronomi ve parçacık fiziği gibi konuları, öğrenciliğinde fen derslerinden fena halde
sıkılan (ya da ödü patlayan), kendisi gibi insanlar için anlaşılabilir kılmanın bir yolunu bulabileceğine inanıyor. Yalnızca ne bildiğimizi değil, bunları nasıl bildiğimizi de öğrenmek istiyor:
* Bilimadamları yerkürenin ağırlığını nasıl ölçerler?
* Arzın merkezini , okyanusların dibini , uzayın derinliklerini nasıl gözlemlerler?
* Evrenin nasıl ve ne zaman oluştuğunu nasıl bilirler?
* Bir atomun içinde neler olup bittiğini nasıl anlarlar?
Bill Bryson, uzay ve zamanda yaptığı yolculuklarda, aklındaki zor soruları yöneltebileceği bir sürü olağanüstü insanın yanı sıra, son derece eksantrik ve hırslı şahsiyetlerle de karşılaşıyor. Onlarla beraber, insanlığın bilgi âleminde bazen son derece derin, bazen komik, ama her zaman son derece anlaşılır ve eğlendirici bir maceraya atılıyor ve bu macerayı büyük bir akıcılıkla yorumluyor.
Bu kitabı okuduğunuzda bilimin hiç bu kadar sürükleyici, üstünde yaşadığımız dünyanın hiç bu kadar ilginç ve keyifli olmadığını
fark edeceksiniz.

Çeviren: Handan Balkara - 528 sayfa, 2. Hm.,Ciltli. hamur, ISBN: 9757004464; Boyut: 23,7x16
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: A Short History of Nearly Everything

 


 

Evreni Dokuyan İplikler

Zeynep Camat
Evrim Yayınevi
Aralık 2008 268 Sayfa


21.yy bilimkurgu ve
gerçeklik arasındaki sınırların ortadan kalkmasına neden olan yepyeni bir fizik
anlayışının doğumuna şahit oldu. Adına Süpersicim Kuramı denilen bu yaklaşım
kuantum fiziğini karmaşık ya da gerçeküstü bulanları bile hayrete düşürecek
devrimsel fikirler ve yeniliklerle doludur.

Bu kuram galaksilerden yıldızlara gezegenlere
ve biz insanlara kadar etrafımızda gördüğümüz her şeyi meydana getiren
temel yapıtaşlarının atomlar yerine farklı motifler çizerek titreşen birbirinin tıpatıp
aynı sicimlerden oluştuğunu ortaya koyuyor.

Süpersicimlerin kapısını araladığınız anda4 boyutlu
zannettiğiniz gerçekliğin aslında 11 boyutlu olduğunu veya hemen yanı başınızda
bir başka boyutta yer alan paralel evrenlerin de varolduğunu uzayın
dokusunun yırtılabileceğini ya da bu evrenden neden asla dışarı çıkamayacağımızı
öğreneceksiniz.

Süpersicim Kuramı size bugüne dek fiziğin tarif ettiği en
zengin gözalıcı ve inanılmaz varoluş hikayesini anlatıyor. Doğanın anadili olan
matematiği ustalıkla kullanırken Newton’dan Einstein’a kadar uzanan zaman içinde oluşmuş
uçurumların üzerine sağlam köprüler kurarak Her şeyin Kuramı olma yolunda
hızla ilerliyor.

 

 

 

Kuarkların BüyücüsüRobert Gilmore

Arka Kapak

“Kuarkların Büyücüsü” küçük bir kızın normal olarak görülemeyen ve tanımlanamayan atomaltı parçacıkların dünyasına yaptığı gerçeküstü yolculuğun kitabıdır. Dorothy, Kansas’a giden bir yer altı treninde yolculuk yaparken kendisini aniden başka bir dünyada bulur. Hem de bütünüyle farklı bir dünyada… Buradaki yolculuğunda kendisini bu yeni dünya hakkında bilgilendirecek yeni arkadaşlar edinir. Maddeyi oluşturan ve bir arada tutan dört cadı ile tanışır; Kütle Cadısı, Elektrik Yükü Cadısı, Renk Cadısı ve Zayıf Cadı. Maddenin en küçük ölçekte gerçekte ne olduğu hakkında bilgi sahibi olmak ve kendi dünyasına geri dönebilmek için durmaksızın soru sorar ve anlamaya çalışır. Modern fizik biliminin en karmaşık ve en az bilinen alanı olan Kuarklar, tanınmış fizikçi Robert Gilmore tarafından okuyucunun daha kolay anlayabilmesi için masalsı bir dille kaleme alınmış, konunun izin verdiği kadar açık bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır.

Yazar:Robert Gilmore

Sayfa Sayısı: 272
Dili: Türkçe
Yayınevi: Odtü
 

Bıg Bang'ın Romanı
Büyük Patlama Ve Evrenin Başlangıcı

ISBN: 9789754472554 Basım Yılı: 2009

Favori Yazarlarıma Ekle | Favori Yayınevlerime Ekle | Favori Kategorilerime Ekle
Hangi astronomun geyiği aşırı alkol almaktan ölmüştür?

Hangi bilim adamı Karadeniz´i bir kanoyla geçmeye çalışmıştır? Ve neden?!

Dünya´nın Güneş etrafında döndüğü iddiasını ilk ortaya atan kimdir aslında..?

Bu sorulara kayıtsız kalsanız bile, bilimin o en büyük sorusuna kayıtsız kalamazsınız:

Evren nasıl meydana gelmiştir?

İlk bakışta çok karmaşık görünen kavramları sadeleştirmekle ünlü olan Simon Singh, bu kitabında Big Bang teorisini ve ona gelinceye kadar astronomi ve bilim tarihini sade ve anlaşılabilir bir şekilde okuyucusuna açıklamakta. Popüler Bilim kitaplarında yeni bir sayfa açan yazar, Big Bang´i daha önce kimsenin anlatamadığı kadar sade bir şekilde romanlaştırmıştır.

Ayrıca birçok dahi ve tuhaf bilim adamının statükoya, baskıcı ve tehditkar bilim anlayışlarına karşı verdiği savaş, Bilimin ve Big Bang´in Romanının sayfalarında sizi beklemekte.

Simon Singh evrenin nasıl meydana geldiğini harika bir dille anlatıyor. Zamanda geçmişe ve ötesine, Pisagor, Kopernik ve Einstein gibi ünlü filozof ve bilim adamlarıyla birlikte bir yolculuğa çıktığınızı düşünün. Her şeyi anlayabilmeniz için ihtiyaç duyduğunuz rehber de bu kitap.

"Akıl Oyunları" kitabının yazarı Sylvia Nasar

Bu kitap muhteşemdi. Simon Singh´in zihin açıcı ve açıklayıcı olduğunu zaten biliyordum ama Big Bang´in bu kadar eğlenceli olabileceği hiç aklıma gelmezdi.

"Kaos" kitabının yazarı James Gleick


 

 

Einstein'in Kahramanları
Robyn Arianrhod

Arka Kapak

Albert Einstein çağdaş fiziğin babası olarak kabul edilmektedir. Onun denklemleri evrenin Büyük Paütlama olarak adlandırılan bir patlamayla yaratıldığını göstermektedir. Her ne kadar onun genel görecelik teorisi kara deliklerin ve Büyük Patlamanın varlığını öngörse de, fizikçiler kara deliklerin merkezinde neler olup bittiğini söyleyememektedir. Hiç kimse kara deliklerin varlığını ve Büyük Patlamanın gerçekliğini kesin olarak tanımlayamamaktadır çünkü bu aşamaya geri dönüş olanaksızdır.
Einstein, çok sayıda bilim adamı içinde en fazla saygıyı Isaac Newton , Michael Faraday ve James Clerk Maxwell'e göstermiştir. Onlar görecelik teorilerinin alt yapısını ortaya koymuşlardır. Onlar matematik dili aracılığıyla dünyayı kavramanın yolunu açmışlardır. Bu ortak dil yazar Arianrhod'u Einstein'ın Kahramanları çalışmasına zemin oluşturmuştur. Einstein kahramanlarının öyküsünü bir tarih, yaşamöyküsü ve matematik düzlemi içinde bir araya getiren yazar sizi mucizevi bir dilin hakkında arasındaki boşluğu doldurmaktadır ve dünyanın yeni bir bakış açısı ile görülmesinin ipuçlarını vermektedir. Kitapta matematik dili aracılığıyla renkli karakterler, tarihsel olaylar ve her şeyin ötesinde doğa gözler önüne serilmektedir.
Einstein'ın yaptıklarını daha iyi anlaka ve düşünce dünyasını kavramak için okunması gereken bu kitapta, dört bilim adamının bilim dünyasına olan katkıları veriliyor. Günümüz bilim dünyasının pek çok temel yapı taşı içinde onların izlerini bulabiliriz ve onların bilime katkılarının değirini daha iyi anlayabiliriz.
Büyük Matematik ve Fizik Dahisi Einstein'ın bu büyüleyici öyküsünü büyük bir keyifle okuyacaksınız.

Yazar:Robyn Arianrhod

Sayfa Sayısı: 272
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus

 

Büyük Fizikçiler
William H. Cropper

Arka Kapak
"Bu kitap bilime adanmış hayatları, daha kesin
birdeyişle 'fizik panteonunun otuzları'nın hayatlarını
anlatan bir hikayesidir. Adlardane bazıları (Newton,
Einstein, Crie, Heisenberg, Bohr) bildik olmakla
birlikte, bazıları (Clausius, Gibbs, Meitner, Dirac,
Chandrasekhar) tanıdık gelmeyebilir. Ama en azından
işledikleri konular kadar hayranlık uyandırıcı ve
olağanüstü insanlardı hepsi, ki hala da öyleler. Bu
kitaptaki kısa biyografiler hem insanların hem de
fiziğin hikayesini anlatıyor...

Yazar:William H. Cropper

Sayfa Sayısı: 567
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Oğlak Yayıncılık

 

Biraz Kuantum'dan Zarar Gelmez
Marcus Chown

Arka Kapak

Tüm insan ırkı, bir küp şekerin sahip olduğu hacme sığdırılabilir.
Zamanda yolculuk fizik kurallarına aykırı değildir.
Bir atom aynı anda birçok farklı yerde bulunabilir.
Tıpkı sizin aynı anda hem New York hem de Londra'da bulunmanız gibi...

Bu cümlelerin bir bilimkurgu filminden alındığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
Bilimin kendisi, bilimkurgudan çok daha çarpıcı bilgiler içeriyor.
Evren, bugüne kadar icat edilmiş her şeyden çok daha etkileyici.
Modern fiziğin iki büyük teorisi bizlere bu harikulade gösterinin kapılarını açıyor:
Kuantum Teorisi ve İzafiyet Teorisi.

Mikroskobik dünyadan zaman makinelerine, şizofren atomlardan kuantum bilgisayarlarına, kara deliklerden Evren'in ilk salisesine uzanan Marcus Chown, kullandığı basit dil ve verdiği pratik örneklerle, modern fiziğin temel fikirlerini sarmış olan sisi dağıtarak, başka bir illüzyona inanmaya gerek duymayacağımız ölçüde büyüleyici bir Evren'de bulunduğumuzu gösteriyor.

Biraz kuantum teorisi öğrenmekten kimseye zarar gelmeyeceği gibi, bu sayede yaşadığımız dünya ve kendimize dair çok daha geniş ölçekli bir bakış açısına da sahip olabiliriz. Yaklaşın, yaklaşın. Kuantum teorisi sizi ısırmaz!

Yazar:Marcus Chown
Sayfa Sayısı: 240
Dili: Türkçe
Yayınevi: Alfa Yayıncılık

 

21.Yüzyıl "Ciltli"
Michael Tambini

Konu: Bilim-Bilim Tarihi
ISBN: 9789754031916
Çeviren: Zeynep Gürsoy
Sayfa: 58 Ebat: 22x28,5 cm Kuşe Kağıt Ciltli

Yeni bir yüzyıla girerken TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Başvuru Kitaplığı`ndan yeni bir kitap: 21. Yüzyıl

Önümüzdeki yüzyılda neler olacak? Bütün sıkıcı ve tehlikeli işleri bizim yerimize robotlar mı yapacak? Bilimkurgu filmlerinde hep gördüğümüz uzay kolonileri bir gün gerçek olacak mı? Evren, geçmişi ve geleceği ile bir sır olmaktan kurtulacak mı? Beynimizin işleyişini tam olarak anlayabilecek miyiz? Bilgisayar insan zekâsının yerini alacak mı? 21. Yüzyıl bütün bu sorulara yanıt verirken insanoğlunun tarih boyunca nasıl bir gelecek hayal ettiğini de gözler önüne seriyor.
 

BEN BİR FİZİKÇİYİM
ALEKSANDR KITAYGORODSKI
ÇEVİREN - OSMAN GÜREL
BİLİM VE SANAT YAYINLARI
1984
167 SAYFA

 

 

Son Basamak

Evrenin tamamını oluşturan atomik düzeydeki parçacıkların her biri ve bunlar arasında varolan olağanüstü derecedeki sıkı ilişkiler, matematik prensiplere dayalı dantel gibi örülmüş düzenlemelerin, yasalaşmış örnekleri ile doludur. Böylesine ahenkli, öylesine muhteşem ve öylesine harika bir sistemdir ki; burada şans ya da tesadüflere, olasılık ya da olanaklara, seçenek ya da rastlantılara yer yoktur. Her mekan ve zaman boyutunda olması gereken neyse, o olur. Her şey ve her olay kendi yerinde; nerede ve nasıl bulunması ve oluşması gerekiyorsa, oradadır ve o zamandadır. Talih, rastlantı, şans, zar ve fal oyunları, evrensel bütünlük içinde yer almaz. Olayların kendi doğal seyri içindeki akımı, üstün bir planlamanın bilimsel örnekleriyle doludur. Orada, yani evrende, bir yaprak bile kendinliğinden kıpırdamaz. Bu insanın ancak uzun ve derin bir iç serüvenle kavrayabileceği, şaşkınlık verici bir olaydır. Belki de bunun için "Son Basamak" bir hayret ve hayranlık vadisidir...

Yazar: Taşkın Tuna
Yayınevi: Şule Yayınları
Sayfa sayısı: 242
ISBN: 975644603-X
Basım tarihi: İstanbul / 2003 - Nisan

 

Yabancılar Dünya Dışı Zeki Varlıklarla Temas Kurabilir miyiz?
Orjinal isim: AliensAndrew J. H. Clark, David H. Clark
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi

Eğer basit yaşam biçimleri evrenin her yanında genelse, başka yerlerde zeki varlıklar gelişmiş olabilir mi ve onları arayıp bulabilir miyiz? İkisi de astronomi ve fizik alanlarında bilgi ve araştırma deneyimine sahip, bir baba-oğul bilim adamı ekibi, bize dünya dışı varlıklara ait uygarlıklar ve bizim onları bulma girişimlerimiz hakkında en modern yanıtları veriyor. Eğer varlarsa neden temas kuramıyoruz? Onlar çekingen mi davranıyorlar yoksa kendilerini bildirmeye güçleri mi yetmiyor? Yabancılar tarihten önceki devirde bizi ziyaret ettilerse şimdi biz bir iadeyi ziyaret için gecikmiş mi oluyoruz? Onca çok UFO gözlemini yanlış diye dikkate almasak bile dört milyon Amerikalının yabancılar tarafından kaçırılmış oldukları iddiasını nasıl açıklarız? İlerisi için bilimsel bir UFO'lar incelemesi yapılmasını gerektirecek bir durum var mıdır?

Bu sorulara yanıtlarında, Yabancılar bizi uzmanlaşmış olmayan bilginin gerektirdiği dille bilimin çok uç noktalarına götürüyor. Yazarlar, "Drake Denklemi"nin, başka gezengenlerdeki yaşamın gizlerini çözme araştırmasında evrenbilimin nasıl da en güçlü aracı olmaya başladığını açıklarken, bize ortaya konmuş araştırma sanatının durumu hakkında büyüleyici ve dengeli bir rapor vermek için, konu ile ilgili bilimsel kanıtın tamamını titizlikle inceliyorlar. Bu, elbette, astronomik bilgi ile, tüm zamanların en büyük bilimsel araştırmasının en olduğu hakkıda düşünmeyi kışkırtan felsefi yansımanın eşsiz bir birleşimidir.

"Dünya dışı yaşam için araştırma üzerine yürekli, iyimser bir konuşma... Tamamıyla bilimsel bir perspektiften... Bu güzel kitabın yazarlarının zapt edilemez ruhları en iyi kendi sözcülerinde betimlenmiş: 'Nasıl da olağanüstü bir karşı çıkış! SETİ ne kadar soylu bir çaba."
- Kirkus Reviews

"Bu kitap 21. yüzyıl bilim adamları için Büyük Sorular'dan birinin ne olacağı hakkında yeni ve işinin içyüzünü kavrayan bir analiz. Bu kitapta, bu konu için onca yaygın olan yüzeysel ele alış biçiminin tersine, zihinsel derinlik çok büyük. Baba ve oğul Clark, inanılabilir olandan çok daha gizemli bir konuya dikkatle eğildikleri için kutlanmalıdır. Bu kitapta Clark'lar bize, düş gücümüzün ne denli sınırlı olduğunu ve yaşadığımız evrenin akla egzotik olabileceğini anımsatıyorlar."
- Frank Drake, Seti Enstitüsü Direktörü
(Arka Kapak)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
315 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13.5 x 19.5 cm
ISBN : 9789755030913
2000
315 s., 1. Basım
Çeviri : Celal Kapkın
 

 

Yörünge
NASA Astronotlarının Dünya Fotoğrafları
Jay Apt, Justin Wilkinson, Michael Helfert

Milliyet Yayınları

'Bu kitap, astronotlar yukardan dünyaya baktıklarında yüreklerini dolduran olağandışı heyecanı, tam anlamıyla aktarabiliyor.' Senatör John Glenn Dünya yörüngesinde dönen ve fotoğraf çeken ilk Amerikalı 'Uzaydan gördüklerimizin ve hissettiklerimizin muhteşem bir ifadesi: Dünyamız öyle görkemli... ve öyle kırılgan ki!' Frank Borman Ay çevresinde dönen ilk ekip olan Apollo 8'in komutanı

Çeviren: Belkıs Çorakçı Dişbudak - 223 sayfa, Ciltli. hamur, ISBN: 975-325-479-2; Boyut: 23cm x 29cm; Baskı Tarihi: 1998
Özgün Dili: Fransızca

 

Kitap Adı : Yapay Sinir Ağları
Yazar : Prof.Dr.Ercan Öztemel
Yayınevi : PAPATYA YAYINCILIK
ISBN : 9756797398
Basım Tarihi - Yeri: 2003 -
Sayfa Sayısı : 232
Boyutları : 16,5x24cm

Kitap Açıklaması :

Yapay sinir ağları, insan beyninin özelliklerinden olan öğrenme yolu ile yeni bilgiler türetebilme, yeni bilgiler oluşturabilme ve keşfedebilme gibi yetenekleri herhangi bir yardım almadan otomatik olarak gerçekleştirmek amacı ile geliştirilen bilgisayar sistemleridir. Bu yetenekleri geleneksel programlama yöntemleri ile gerçekleştirmek oldukça zor veya mümkün değildir.

O nedenle, yapay sinir ağlarının, programlanması çok zor veya mümkün olmayan olaylar için geliştirilmiş adaptif bilgi işleme ile ilgilenen bir bilgisayar bilim dalı olduğu söylenebilir.

Kitap içerisinde hem yapay sinir ağlarının felsefesi anlatılmış hem de bu teknolojinin teknik ayrıntıları verilmiştir. Kitabın içerisinde bu stratejilerin her birisi ile ilgili olarak bir yapay sinir ağının nasıl oluşturulabileceği, nasıl eğitileceği, nasıl test edileceği anlatılmıştır. Bu konuda okuyucunun dikkat etmesi gereken konularda açıklanmıştır. Bunun yanı sıra günümüzde en çok kullanılan ve özellikle endüstriyel ve sosyal hayatta kendisini göstermiş olan yapay sinir ağları da kısa kısa tanıtılmış ve özellikleri belirtilmiştir.

Matematiksel olarak bağıntısı kurulamayan ve çözülmesi mümkün olmayan problemler bile sezgisel yöntemler yolu ile bilgisayarlar tarafından çözülebilmektedir. Bilgisayarları bu özellikler ile donatan ve bu yeteneklerinin gelişmesini sağlayan çalışmalar ??yapay zeka?? çalışmaları olarak bilinmektedir. İlk defa 1950?li yıllarda ortaya atılan yapay zeka terimi zaman içinde oldukça yoğun ilgi görmüş ve 40-50 yıllık bir zaman diliminde hayatın vazgeçilmez parçası olan sistemlerin doğmasına neden olmuştur. Yapay sinir ağları yapay zeka çalışmalarının da ivmesini artırmıştır.

Yapay sinir ağları, olayların örneklerine bakmakta, onlardan ilgili olay hakkında genellemeler yapmakta, bilgiler toplamakta ve daha sonra hiç görmediği örnekler ile karışılışınca öğrendiği bilgileri kullanarak o örnekler hakkında karar verebilmektedir.
1990?lı yıllardan beri bilgisayarların öğrenmesini sağlayan Yapay Sinir Ağları teknolojisinde oldukça hızlı bir gelişme görüldü. Yapay sinir ağları, insan beyninin özelliklerinden olan öğrenme yolu ile yeni bilgiler türetebilme, yeni bilgiler oluşturabilme ve keşfedebilme gibi yetenekleri herhangi bir yardım almadan otomatik olarak gerçekleştirmek amacı ile geliştirilen bilgisayar sistemler olduklarından hem yeni gelişmelere neden oluyor hem de nasıl çalıştığı bilinmeyen insan beyni hakkında yapılan araştırmalara da önemli katkılar sağlıyordu.
 

 


Einstein Yaratıcı ve Başkaldıran
Banesh Hoffmann
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi

Albert Einstein, son derece basit bir insan alçak gönüllüğüyle 'Benim özel bir yeteneğim yok; sadece tutku derecesinde meraklıyım' dedi. O - klasik, komik resimli öykünün dağınık saçlı çılgın dahisi görünümünü korurken, sorunları görmek için olağanüstü bir sezgiyle araştıran ve önemsiz olanları göz ardı eden, bağımsız akıl - eşsizdi.

Profesör Hoffman, Einstein'ın aklını ve bilimi özünden yakalıyor ve Einstein'a en önemli kuramları için yol açan fikirlerinin gelişmesini gösteriyor. Einstein, aydın ve siyasal bir başkaldırıcı ve bilimsel merakı "derin bir dinsel inanç ve bulunmayı bekleyen güzelliğin orada olduğu artistik kanısı" tarafından güdülenmiş gerçek bir yaratıcı olarak açıklanmış. Einstein'in otuz yıllık sekreteri, Helen Dukas, çok değerli kişisel izlenimleri ve ilk kez burada yeniden basılan belge ve fotoğraflar sağlamış.

Profesör Hooffmann güzel bir sadelikle ve kolay anlaşılır biçimde yazma yeteneğine sahip. Çalışmasının heyecanlandırıcı anlatımı ve üstü kapalı görünümü... Planc'ın, Lorentz, Dirac, de Broglie, Bohr, Schrodinger, Heisenberg, Fermi ve ötekilerin buluşlarıyla da uğraşıyor. Bu modern bilim devlerinin katkıda bulundukları bir bilgi panaromasına ulaşıyoruz.
- New Humanist-

Bu kitap bir boşluğu dolduruyor... Dahi ve insan, bilim adamı ve sorumluluk sahibi yurttaş Einstein'ı bütünüyle yakalamayı başarıyor.
- Physics Today-

"Kapsamlı ve aydınlatıcı... Rahat okunabilen bir yaşamöyküsü oluştururken görelilik, uzay-zaman ve öteki kavramların çok net açıklamalarını içeriyor.
- Morning Star-
(Arka Kapak)

Türkçe
247 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 13.5 x 19.5 cm
1995
247 s., 1. Basım

Katkıda Bulunan : Helen Dukas
Çeviri : Celal Kapkın
 

 

 

 

İki Dünya Savaşıyor
Poul Anderson
Özgün adı: War of Two Worlds

Türü: Bilimkurgu
Çeviri: Güzide Gürbüz
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen

Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Ocak 1995


Dünya ve Mars arasındaki savaş bitmiş, Dünya yenilmişti. Mars, Dünya'yı işgal etmiş, iletişimi, ulaşımı ve sanayii yavaş yavaş ortadan kaldırmaya başlamıştı. Bir Dünyalı ve bir Marslı, David Arnfeld ve Regelin dzu Koruthan, iki gezegeni de mahvolmanın kıyısına getiren savaşın göründüğü kadar "masum" olmadığından şüphelenmeye başladılar.
Neden iki taraf da bu kadar çok "hata" yapmıştı? Neden taraflardan biri zafere çok yaklaştığı halde bir türlü sonuca yönelik adımları atma kararlılığını gösterememişti? İki arkadaş bu soruların cevaplarını ararken iki gezegenin tüm güçlerini karşılarında bulurlar...
"Gözlerinde hüzün okunuyordu. 'Ekonomimiz kötü sarsıldı. Halkımız ağır vergiler altında kıvranıyor. Hepimiz fakirleştik ve ırkımız tarihin eski sayfalarına geri döndü. Kendimizi toparlamamız bir asır sürecek. Ne zafer!' Uzun bir süre konuşmadan oturduk. Sanırım ikimiz de aynı şeyleri düşünüyorduk. Sanki Dünya'nın ve Mars'ın içine şeytan girmişti. Nedeni ne olursa olsun sanki bir şey iki ırkı hem birbirlerinin hem de kendi yıkımlarına doğru itti. Bu savaş hiç gerekli değildi, sadece yıkım getirdi. Tam bir aptallık ve delilik örneği."


OKUMA PARÇASI


Açılış bölümü, s. 5-9

Güneş çabuk battı, gece Atlas Okyanusu'na hemen indi ve dünyanın öbür yakasına aktı. Birkaç lamba şehrin içinden göz kırptı; ama şehrin büyük kısmı karanlıktı. Yukarısı daha aydınlıktı, yıldızlar belirginleşmişti. Baş Bilge, Güneş Sistemi'nin lordu, pencereyi açtı ve öne eğildi, takımyıldızlarını seyrederken uçsuz bucaksız Brezilya topraklarından gelen sıcak havayı içine çekip soludu. "Güzel bir dünya, geniş, iyi bir gezegen, uğruna savaşılacak ve çok sevgili bir eş gibi sarıp sarmalanacak bir dünya," diye düşündü.
Camda görünmek onun için riskli değildi ve karanlık San Paulo'nun tepesindeki gizli dairesine gürültü ulaşmıyordu.
Orada, yukarıda, sadece yavaş ve kederli rüzgâr vardı. Her yerde sessizlik ve yalnızlık kol geziyordu.
İç çekti, ışıkların odayı otomatik olarak aydınlatmasıyla başını çevirdi. Yorgunluk, omuzlarına bir yük gibi çökmüştü...


Açılış bölümü, s. 5-9

Güneş çabuk battı, gece Atlas Okyanusu'na hemen indi ve dünyanın öbür yakasına aktı. Birkaç lamba şehrin içinden göz kırptı; ama şehrin büyük kısmı karanlıktı. Yukarısı daha aydınlıktı, yıldızlar belirginleşmişti. Baş Bilge, Güneş Sistemi'nin lordu, pencereyi açtı ve öne eğildi, takımyıldızlarını seyrederken uçsuz bucaksız Brezilya topraklarından gelen sıcak havayı içine çekip soludu. "Güzel bir dünya, geniş, iyi bir gezegen, uğruna savaşılacak ve çok sevgili bir eş gibi sarıp sarmalanacak bir dünya," diye düşündü.
Camda görünmek onun için riskli değildi ve karanlık San Paulo'nun tepesindeki gizli dairesine gürültü ulaşmıyordu.
Orada, yukarıda, sadece yavaş ve kederli rüzgâr vardı. Her yerde sessizlik ve yalnızlık kol geziyordu.
İç çekti, ışıkların odayı otomatik olarak aydınlatmasıyla başını çevirdi. Yorgunluk, omuzlarına bir yük gibi çökmüştü.
Av tamamlanmıştı. Evet, bu son perde de inmişti ama gerçekten öyle miydi? Ardından ne gelecekti? Yapılacak çok şey vardı, bunları yapabilecek kişilerse çok çok azdı. Kendisi, kendi insanlarının seçilmiş yöneticisi, fethettikleri mekânda bir köleydi. Acaba bundan sonra onları ne harekete geçirecekti ve bu ne kadar yakındı? Ne zaman dost yıldızların altında barış içinde yaşamayı öğreneceklerdi?
Masasına oturup bu garip umutsuzluğu zorlukla zihninden atmaya çalıştı. Aşırı çalışma ve gerginlik, başka bir şey değil diye düşündü. Bu yaşta fazla geliyordu. Eline birkaç kâğıt aldı – bunlar Mars'tan gelen raporlardı; çalışmaya koyuldu.
Bir zil sesi derin sessizliğin içinde sıçramasına neden oldu. Ne zaman işlerini tamamlamasına izin vereceklerdi? "Girin," dedi. Haber aygıtı sesini ön-odaya iletti ve kapı açıldı.
Baş Bilge, astsubayın girişiyle başını kaldırdı. "Ne istiyorsun?" diye sordu. "Meşgulüm."
Astsubay tedirgince ilerledi ve lastiksi bir hareketle kolunu kaldırıp selam verdi. "Arnfeld dosyası ile ilgili yeni bilgiler var lordum. Bu belgeler henüz getirildi," dedi.
"Peki öyleyse. Orada öyle ayakta durma. Lanet olsun, bu iş Exodus'dan beri başımıza gelen en kötü şey."
Astsubay yavaşça yürüyüp kitabı masanın üzerine koydu. "Kulübeyi ararken bulmuşlar lordum. Görünüşte Arnfeld'in hikâyesini kendi insanlarına anlatmak için son girişimi – bunu döşemenin altına saklamış."
"Acıklı," dedi Baş Bilge. "Bu yaratığa ve arkadaşlarına hayranlık duyabilirim. Cesur bir gruptular. En sonunda onları ele veren kadın bile bunu bencil olmayan bir nedenle yaptı."
Başını kitaba eğdiğinde tacının üzerindeki taşların soğuk ışığı parladı. Bu bir okul defteriydi, yırtık ve kirli. İlk birkaç sayfası çocuk karalamalarıyla doluydu; birkaç aritmetik hesabı, beceriksizce çizilmiş bir resim. Sonra bir yetişkin eli; kitabın geri kalan kısmı hep bu yazıyla doluydu – sabit, erkeksi bir yazı, küçük ve birbirine yakın harfler, aceleyle yazıldığı belli.
"Oldukça uzun," dedi Baş Bilge. "Tamamlamak Arnfeld'in en azından birkaç gününü almıştır."
"Kulübede birkaç günden fazla kaldılar, öyle değil mi?" diye sordu astsubay.
"Evet, sanırım öyle." Donuk gözlerle ilk cümleyi okudu: Bu yazı David Mark Arnfeld tarafından yazıldı. ABD vatandaşı, gezegen Dünya, yıl 2043, 21 Ağustos. Ruh ve bedenen sağlamım ve servisimin psikiyatri kayıtları incelendiğinde görülecektir ki çıldırma olasılığım, belirtildiği gibi, neredeyse hiç denecek düzeydedir. Tek isteğim, bütün ırkımı ve Mars'ı ilgilendiren mesele ile ilgili bütün gerçeği söylemek.
"Hım." Baş Bilge düşünceli düşünceli gözlerini kaldırdı. "Bu kayıtlar, başkaları tarafından tetkik edilmeleri ihtimaline karşı mutlaka değiştirilmeli." Sırıttı. "Bana hatırlattığından dolayı Arnfeld'e teşekkür borçluyum!"
"Bu defter Arnfeld'in hikâyesi gibi–"
"Bunu kendim de görebiliyorum. Bana kadını getirin, onu bu konuda sorgulamak istiyorum."
"Peki lordum, derhal." Astsubay yavaşça kapıya seyirtti.
Baş Bilge okumaya devam etti. Hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamak ve hikâyenin doğruluğunun kontrol edilmesi için herşeyi, konuşmalarımızı en ince ayrıntılarına kadar, kişisel izlenimlerimi mümkün olduğu kadar hatırlayarak ya da tekrar kurarak anlatacağım. Eğer bu çalışmam kurgu görünümü veriyorsa bu beni üzer, dileğim bunu okuyan her kimse bunu bir sır olarak tutması –gizliliğin önemini daha başka türlü vurgulayamam– ve gizlice, eskiden Birleşmiş Milletler Gizli Servisi'nde çalışan ve şimdi San Paulo, Brezilya'da bulunan emekli Albay Rafael Torreos'a eliyle teslim etmesidir.
Ve hoşgörünüze sığınıyorum. Bir zamanlar yazar olmak istemiştim ve uzunca bir süreyi karalamakla geçirdim. Bu, sanırım yazacağım son yazı ve kendi tarzımda yazmama izin verin.
"Torreos," diyerek düşünceye daldı Baş Bilge. "Kadın bu isimden hiç bahsetmedi… Hım, evet. Marslılar'la çalışmakta… Evet, ne olur ne olmaz, bu kişinin icabına bakalım."
Zil tekrar çaldı. Kapı açıldı, sessizce ve iki muhafızla birlikte astsubay içeri girdi. Aralarında kadın vardı. Daha iyi şartlarda güzel görünüşlü bir yaratık olabilirdi diye düşündü Baş Bilge. Şu haliyle bile, darmadağın saç örgüsü ışıl ışıl parlıyordu, fakat yüzü zayıf ve beyazdı, gözleri kızarmıştı. Sürekli titriyordu.
"Christine Hawthorne, bu kitabı daha önce gördünüz mü?" diye sordu hiçbir giriş yapmadan. Renksiz ve alçak bir sesle konuştu. Aksansız İngilizce konuşmak için ses tellerini değiştirdi.
Kadın, "Çocuğum nerede?" diye cevap verdi sertçe. "Ona ne yaptınız?"
"Çocuğa iyi bakılıyor. Eğer bizimle işbirliği yaparsanız size teslim edilecektir," dedi.
"Bunca yaptıklarım yetmedi mi? Yetmedi mi Dave'i ve Reggy'yi ve tüm ırkımı satmam?"
"Anlamadığın nokta şu gibi görünüyor," dedi Baş Bilge buz gibi bir sesle. "Bu bizim zaferimiz. David Arnfeld ve Regelin dzu Coruthan öldüler. Bedenleri ve geriye kalan ne varsa bize ait. Onları sen öldürdün."
"Biliyorum," dedi Christine.
"Hikâyelerinin zaten çok az bir bölümü duyuldu ve tümüyle yalanlandı, gömüldü, unutuldu. Sen, sağ kalan son kişi –bizim tutsağımız– resmi olarak ölüsün ve seni hiçbir zaman salıvermeyeceğiz. Buna göre davranman gerekiyor. Şimdi, bu kitabı daha önce gördün mü?"
Kadın yaklaşıp, kitaba baktı. "Evet," dedi sonunda. "Oraya vardığımızda kulübede bulduk. Dave, gün be gün yazdı ve sonumuz gelmeden hemen önce sakladı. Bizim canlı olarak yakalanmamız ihtimalini göz önüne alarak, nereye saklayacağını ne bana ne de Reggy'ye söyledi."
"Tepeden tırnağa her tarafı arayacağımızı biliyor olmalıydı. Öyle olmasına karşılık kaybedecek hiçbir şeyi yoktu." Baş Bilge başparmağını sinirlice oynattı. "Götürün onu." Grup kapıya vardığında ani bir nezaketle ekledi. "Çocuğunu da geri verebilirsiniz."
"Teşekkür ederim," diye fısıldadı kadın.
Kapı arkalarından kapandı. Baş Bilge içini çekti ve arkasına dayandı, tekrar üzerine yorgunluk çökmüştü. Çok uzun bir avdı.
Pekâlâ – kendisinin okuması daha doğruydu. Tüm olaylar düşman gözüyle kaleme alınmıştı, belki işe yarar ipuçları içermekteydi.
Arnfeld'in özgeçmişi ile ilgili paragrafı hızla gözden geçirdi. O ayrıntıları biliyordu. David Arnfeld 2017'de yukarı New York'ta doğmuştu. Köklü ve varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Savaş başladığında henüz beş yaşındaydı, on iki yaşında Ay Akademisi'ne seçildi, on altı yaşında uzay bilimleri bölümünden mezun oldu ve o zamandan beri zamanının büyük bir bölümü uzay gemilerinde ve gezegenlerarası üslerde subay olarak geçti. Yirmi beş yaşında Pallas üssünde yetkili kişiydi, daha sonra savaş bitti ve evine döndü.
Baş Bilge gözlerini kıstı, çok küçük ve sık yazılmış elyazısına söverek daha büyük bir ilgiyle okumaya devam etti.
 

 

 

Mars'ta Yaşam
Kızıl Gezegenin Gizemi
Charles Frankel

Güncel Yayıncılık

Evrende yalnız mıyız? Yaşam mucizevi ve yalnızca yeryüzüne mi ait? Yoksa yaşam, birbirinden ileri uygarlıklar ve sayısız gelişmişlik düzeyleri ve biçimleriyle bütün evrende yaygın olarak var mı? İnsanoğlu, kendine bu soruyu sorduğundan bu yana, bakışlarını Mars gezegenine yöneltti.

Bu kitap, Mars yüzeyinde yaşamın araştırılması çerçevesinde, ilk filozofların düşüncelerinden, Tycho ve Kepler'in ölçümlerine, Galileo, Huyens ve Lowell'in gözlemlerinden, kızıl gezegeni yakından fotoğraflayan otomotik Amerikan ve Rus sondalarına uzanan Mars keşfinin serüvenini anlatıyor.

Bir jeolog ve astronom olan, çeşitli yayın organlarında makaleleri yayınlanan Charles Frankel'in canlı, soluk kesici bu yapıtı olanaksızı başarıyor: Bilim tarihini, okurlara bir serüven öyküsü, bilimkurgu ve gerilimli bir cinayet romanı tadında sunuyor.


Çeviren: Rıfat Madenci - 287 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8020-93-5; Boyut: 13cm x 21cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: Fransızca; Özgün Adı: La vie sur Mars




Resimli Evren Atlası
Mark A. Garlick

Arka Kapak

Resimli Evren Atlası, hem evreni hem de evrendeki yerimizi anlamak için temel bir kılavuzdur. Özel olarak hazırlanmış yüzlerce harita, şema ve illüstrasyonla evrenin en yeni renkli fotoğraflarını biraraya getiren bu atlas, evrenimizi ayrıntılı bir biçimde belgeliyor. Bu muazzam çalışma evimizle, yani Dünya’nın ve onun doğal uydusu Ay’ın bir incelemesiyle başlıyor. Daha sonra her bölümde evrenin daha geniş bölgeleri gözler önüne seriliyor; son olarak da sekizinci bölümde görülebilir evrenin tamamı ortaya konuyor. Her bir aşamadaki şema ve haritalar, evrenin devasa ölçeği hakkında bir fikir edinmemizi sağlıyor. Güneş Sistemi’ndeki uyduların çoğu ve bütün gezegenler son derece ayrıntılı haritalarla gösteriliyor. Kitabın sonundaysa kuzey ve güney yarımküreler için ustalıkla hazırlanmış mevsimsel yıldız haritaları ve takımyıldızların eksiksiz haritaları bulunuyor. Bu kitap bir atlastan daha fazlasını sunuyor. Kitapta yıldızların, bulutsuların, gökadaların, karanlık maddenin vs. işleyişleri sade bir metin, şemalar ve fotoğraflarla açıklanıyor. Aynı zamanda evreni teori, gözlem ve keşif yoluyla nasıl anladığımızın öyküsü de yer alıyor. •Evrenin yeni hazırlanmış 100’den fazla harita ve grafiği •Güneş Sistemi’ndeki gezegen ve uyduların en yeni harita bilgileri •Kuzey ve güney yarımkürelerin göz kamaştırıcı ve ayrıntılı yıldız haritaları •Gece göğünde neye bakılacağına dair ipuçları •Yetkin ve açık metinler •Evrenin en yeni renkli fotoğraflarından yüzlercesi •Uzaya gönderilen sondalar •Astronomlardan, bilim eğitmenlerinden ve sanatçılardan oluşan uluslararası bir ekip tarafından tasarlandı, yazıldı ve resimlendi ...

Yazar:Mark A. Garlick

Sayfa Sayısı: 304
Dili: Türkçe
Yayınevi: NTV
 

Bir Matematikçinin Savunması

Matematik yalnızca araç mıdır? "Gerçek Matematik" nedir? Yaratıcılık dönemini geride bıraktığını ve artık matematik "yapmak" yerine onun hakkında yazmaktan başka çaresi olmadığını alçakgönüllülük ve hüzünle ifade eden İngiliz matematikçi Hardy, bu kitabıyla, belki de yaratıcılığının en sıcak ürünlerinden birini sunuyor!


Yazar: G. H. Hardy
Yayınevi: TÜBİTAK
Çevirmen: Nermin Arık
Sayfa sayısı: 117
ISBN: 9754030022
Basım tarihi: Şubat 2004

 

Matematik ve Gerçek

Felsefi Tatta Matematik Yazıları
Ali Nesin

Arka Kapak
Bu kitapta, matematikle gerçek, soyutla somut, teoriyle pratik, doğruya kanıtlanabilirlik arasındaki ilişkiyi, sonsuzluk kavramının getirdiği sorunları, var olmanın anlamını ve matematiğin sınırlarını irdeleyen, dolayısıyla kaçınılmaz olarak felsefi tadı olan matematiksel yazıları bulacaksınız..Yazıların düzeyi genellikle (her zaman değil ama) sayfa sayısıyla birlikte artacak ve kitap giderek matematikselleşecektir. Okur, ilk okuyuşta anlayamadığı yazıları daha sonra geri dönmek üzere atlayabilir.Matematiksel düzeyi fazla yükseltmemek için konunun hakkettiği derinliğe inmedim, Matematiksel olarak daha derin ve daha doyurucu yazıları, "Kümeler Kuramı" ve "Sayıların İnşası" adli kitaplarımda bulabilirsiniz.

Yazar:Ali Nesin

Sayfa Sayısı: 165
Dili: Türkçe
Yayınevi: Nesin Yayınevi

 

Dil Yönünden Fizik Felsefesi
Nermi Uygur

Remzi Kitabevi / Temel Dizisi

Prof. Dr. Nermi Uygur, Dil Yönünden Fizik Felsefesi adını taşıyan elinizdeki özgün yapıtta, çağdaş yaşamın en vazgeçilmez dayanaklarından biri olan fizik biliminin çok boyutlu ve aydınlık bir felsefesini sunuyor. Fiziğin dil yönünden iç kuruluşunu ve kültürdeki önemli yerini derinliğine inceleyen bir kitap bu. Kitap aynı zamanda: temel düşünce evrenini dokuyan doğa, madde, deney, kuram, matematik, değer, insan, toplum ve benzeri türden bazı kuşatıcı kavramlarla dil ve fizik arasındaki nesnel bağları toplu bir bakışla gün ışığına çıkarıyor.

197 sayfa, Ciltsiz. hamurBoyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1985
Özgün Dili: Türkçe
 

KAİNATIN YAPISI VE SONSUZ EVRENLER TEORİSİ

Yazarı: M.LAMİ YAZGAN
Yayın Yılı: 2002
Dili: Türkçe
152 Sayfa

 

ÜNLÜ BİLGİNLER
Yazarı: M.ÇAĞATAY ULUÇAY
Yayınevi: ÖZYÜREK YAYINEVİ
Yayın Yeri: İST.
Yayın Yılı: 2002
Dili: Türkçe
 

 

 

Entropi Dünyaya Yeni Bir Bakış

Jeremy Rıfkın

Arka Kapak

Rifkin'ın güçlü bir biçimde tartışılmış ve yazılmış eserinin başırısı, entropi kavramını fiziğin dar sınırlarından çıkarıp genellemesinde ve bu genellemeyi mantıki sonucuna götürmesinde yatmaktadır.
- New Scientist-

Yazar:Jeremy Rıfkın
Yazar:Ted Howard

Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2003
Dili: Türkçe
Yayınevi: İz Yayınları

Bilimin Arka Yüzü
Adrian Berry

Arka Kapak

"Bu kitap, dünyayı değiştiren buluş ve keşiflerle onları yapan insanların kimilerine ışık tutmaya çalışıyor. Bu, oldukça kişisel bir derleme; bilimin tarihindeki önemli olayların 'eksiksiz" bir dökümü olması hiç düşünülmedi. Öyle olsaydı, o kadar oylumlu olurdu ki onu yerinden kaldırmak için Arkhimedes'in makaralarından birine gereksinim duyulurdu. Niçin "şunu" değil de "bunu" seçtim? Çoğu durumda bunun yanıtı, hiçbir ilginç görgü tanığı ya da daha sonraki bir tarihsel anlatı bulamamış olmam. Örneğin kitapta, 1903'te ilk insanlı uçuşu yapan Wright kardeşler hakkında hiçbir şey yok. Neden? Çünkü yerel gazetenin -bilimi akıl almaz bulan kişilerden biri olan- editörü, bu gülünç hikayeyi haber yapması için bir muhabir göndermeyecekti."

Yazar:Adrian Berry
Çevirmen:Levent Aysever

Sayfa Sayısı: 310
Baskı Yılı: 1996
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları
 

Dünyayı Değiştiren Beş Denklem
Matematiğin Gücü ve Şiirselliği
Michael Guillen

TÜBİTAK Yayınları

Harvard Üniversitesi'nde fizik ve matematik dersleri veren, Amerikan ABC televizyonunda bilim editörü olarak görev yapan Michael Guillen, Dünyayı Değiştiren Beş Denklem'de, günlük hayatımızı kalıcı bir biçimde değiştiren beş denklemin hem matematiğini hem de öyküsünü anlatıyor. Bu denklemlerin öyküleri bir yandan beş büyük bilim adamının portresini çizerken bir yandan da okuyucuya 17. yüzyıldan günümüze değin bilimin ve bilim-insan ilişkisinin kesintisiz bir tarihsel kaydını sunuyor. Çok soyut gibi görünseler de, etkileri son derece somut olan bu beş denklem, aslında bilimin o meşhur elmadan kötü şöhretli atom bombasına doğru çıktığı yolculuğun beş önemli kilometre taşı...

283 sayfa, 2. hamur, ISBN: 975-403-206-8; Boyut: 13,6 x 21,5 cm; Baskı Tarihi: Nisan 2003
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Five Equations That Changed The World - 1995

Bir yorum :

Kitap, dünyamızı anlama yolundaki çabalarda önemli devrimleri temsil eden 5 fizik denkleminin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Bunlar Newton’un ve evrensel kütle-çekim yasası; Bernoulli’nin hidrodinamik basınç yasası; Faraday’ın elektromanyetik indüksiyon yasası; Clausius’un entropi yasası ve Einstein’in ünlü E=mc2’si, yani özel görelilik kuramı. Kitaptaki anlatım ve içerik gerçekten çok sürükleyici. Benim gibi matematikten çok az anlayan birisi bile bu formüllerin ne anlama geldiğini rahatlıkla anlayabiliyor. Bu formüllerin yanı sıra, Newton’un büyük teorilerinin ardında okulda yettiği dayakların yattığını, Faraday’ın içindeki bilimci ateşini her türlü koşulda nasıl canlı tuttuğunu, Einstein’in bilinmeyen özelliklerini ve Bernoulli’in üzücü ve sıkıntılı öyküsünü de öğreniyoruz. İşin insani yönünü ıskalamadan ve bilimsel gerçeklere bağlı kalarak yazılmış gerçekten güzel bir kitap. Boş vakitleri güzelce dolduracak önemli kitaplardan bir tanesi. Mutlaka okuyun.
 

Başka bir yorum:

Matematiksel bir şiir… Daha önce görmediyseniz, bu kitabı okumalısınız. Eski çağlarda haritacılığın karşılaştığı sorunları giriş bölümünde güzelce sunan yazar, buradan yola çıkarak evrenin (uzay-zamanın) eğriliğinden fraktallere kadar bir çok konuda, pek fazla kitapta rastlayamadığım kadar açıklayıcı ve rahat bir üslupla bizleri bilgilendiriyor. TÜBİTAK’ın zaten fiyat ve içerik oranı açısından oldukça cezbedici kitapları kütüphanemize kazandırmaya devam ettiği zaten malumunuzdur. İşte bu kitap da bu halkanın üyelerinden biri ve bence en iyilerinden bir tanesi. Özellikle yaklaşık 190′lı sayfalarda, fraktallerin kesirli boyutları (fractional dimensions) üzerine yaptığı kısa ve öz açıklama gerçekten uzun süredir merak ettiğim bir sorunun cevabını da bulmamı sağladı. Laf kalabalığı yapmadan derdini anlatabilen nadir kitaplardan. Çevirisi için de ayrıca 4 yıldız verilebilecek bir eser. Bu kitabı edinin; kütüphanenize yakışacaktır…

 

Kimyanın Öyküsü

Ann Newmark
Arka Kapak

'Kimyanın Öyküsü', maddeyi ve maddenin uğradığı dönüşümleri inceleyen bir bilim dalının, eski uygarlıklardan günümüze dek hayatımızı ve doğaya bakışımızı nasıl değiştirildiğini anlatıyor.
Kimya araştırmalarında kullanılan araç ve gereçlerin, oluşturulan üç boyutlu modellerin görsel malzemelerine ve önemli deneylerin anlatımlarına yer veren bu kitapta, bilim tarihine önemli katkılarda bulunmuş bilim adamları da tanıtılıyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitaplar Başvuru Kitaplığı'nın beşinci kitabı Kimyanın Öyküsü'nü okurken, her şeyin bir kimyası olduğunu fark edeceksiniz...

Yazar:Ann Newmark
Çevirmen:Pınar Arpaçay

Sayfa Sayısı: 64
Baskı Yılı: 2004
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

 

Marie Curie
Radyoaktivitenin Keşfi
Naomi Pasachoff

TÜBİTAK Yayınları / Yaşamöyküsü Dizisi

Radyumu bulan, uranyumla yaptığı deneylerin sonucunda radyoaktiviteyi keşfeden, iki Nobel Ödülü alan bilim adamı, kadın ve anne Marie Curie.. Yaşamöyküsü Dizisi, dünyayı kavrayışımızı biçimlendiren bilim adamlarının kişisel öykülerini tarihsel arka planlarıyla birlikte anlatan kitaplardan oluşuyor. Bilim adamlarının çalışmalarını ve bu çalışmaları kuşatan temel bilgileri de özetleyen yaşamöyküsü kitapları aynı zamanda sağlam birer başvuru kaynağı..

Çeviren: Zeynep Gürsoy - 123 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-403-253-X; Boyut: 16cm x 23cm; Baskı Tarihi: 2002
Özgün Dili: İngilizce
 

Feynman'ın Kayıp Dersi
David L. Goodstein; Judith R. Goodstein

TÜBİTAK Yayınları

Çok önemli bir konu, güzel anlatılmış bir öykü üzerine büyüleyici bir kitap bu. Goodstein'lar temel bir problem üzerine çok hoş biçimde yazılmış bir elkitabı üretmişler. Bu kitap, biraz temel matematik ile uğraşma cesareti gösterebilecek tüm okurlara ödüllendirici bir deneyim sağlayacaktır. Yazarlar, herşeyden önce, kayıp bir belge için heyecanlı bir kovalamaca sunmuşlar ve büyük fizikçi Richard Feynman'ın ve onun düşünme yönteminin çok sıcak ve ilginç bir resmini vermişler.

I. Bernard Cohen
Harvard Üniv. Bilim Tarihi
Emekli Profesörü

Çeviren: Zekeriya Aydın - 182 sayfa, 2. hamur, ISBN: 975-403-277-7; Boyut: 13,6 x 21,5 cm; Baskı Tarihi: Nisan 2003
Özgün Dili: İngilizce

 

Olağanüstü Buluşlar
Frank Ashall

TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları Dizisi

Bilim adamlarının temel bilimsel araştırmalarının insanlığa sağladığı ve sağlayabileceği yararlar konusumda toplumu bilgilendirmek ve doğanın olağanüstü işleyiş biçimi hakkında herkesi eğitmek gibi bir sorumluluğu vardır. Benim görüşüme göre, hiç kimsenin kuramsal araştırmanın ne gibi yararlar sağlayabileceğini bilemeyeceği, topluma anlatılması gereken son derece önemli bir nokta. Doğayı anlamaya yönelik temel çalışmalar defalarca öngörülemeyen ve son derece önemli uygulamalara yol açmıştır. Umarım bu kitap bu konuya dikkat çekmeyi biraz olsun başarır.
(Önsözden)

Doğanın işleyişi hakkında toplumu eğitmenin bilim adamlarının görevlerinden biri olduğunu düşünen Frank Ashall Olağanüstü Buluşlar'da dönemlerinden insanoğlunun dünyaya bakışını değiştiren buluşlardan bazılarının nasıl yapıldığını, temel bilimsel araştırmaların insanlığa sağladığı yararları sadece bir dille anlatıyor. Okuyucuyu bilim adamlarının ve kimi zaman tesadüf öğesi de içeren buluşların dünyasında bir yolculuğa çıkaran kitap, artık hayatımızın ufak birer ayrıntısı haline gelmiş pek çok gelişmenin aslında nasıl bilim adamlarının inatla işlerine sarılmaları, "tesadüfleri" değerlendirebilmeleri sayesinde ortaya çıktığını bize gösteriyor.


Çeviren: Gülgün Selamoğlu - 285 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9754033609; Boyut: 13,5x21cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Remarkable Discoveries
 

 

Atom ve Molekül
Phil Roxbee Cox, Max Parsonage

TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları

Atom adını verdiğimiz küçük parçacıkların araştırılması bilimin en heyecan verici yanlarından biri; bunun nedeni de bilim adamlarının bu alanda sürekli olarak yeni bilgilerle bizleri tanıştırmaları. Atom ve Molekül, atomların iç yapısını ele almasının yanı sıra atom bombası gibi bazı önemli buluşların bilinmeyen yönlerini de açıklığa kavuşturuyor. Tübitak Gençlik Kitaplığı'ndan atomların gizemli dünyasını, bir başka deyişle bilimin gizemli dünyasını anlatan bir kitap daha...

Çeviren: Feryal Halatçı - 1 sayfa, _Tanımsız. hamur, ISBN: 975-403-102-9; Boyut: 20cm x 25cm; Baskı Tarihi: 2002
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Atoms and Molecules


 

Matematiğin Aydınlık Dünyası
Sinan Sertöz

Arka Kapak

Matematik, akademisyenlerin loş koridorlarda birbirlerinin kulağına fısıldadığı anlaşılmaz kavramlardan oluşan bilgiler yumağı değildir. Matematik, hayatı dolu dolu yaşamış insanların sevinçleri, üzüntüleri, başarı ve yenilgileriyle oluşturdukları bir insanlık macerasıdır. Bu kitapta, bir kısmı topraklarımızda geçen bu büyük insanlık macerasının öyküsünü bulacaksınız. Halen Bilkent Üniversitesi, Matematik Bölümü'nde öğretim üyesi olan Sinan Sertöz, "Matematiğin Aydınlık Dünyası"nı TRT için hazırladığı aynı adlı belgeseli esas alarak kaleme almıştır.

Yazar:Sinan Sertöz
Yayına Hazırlayan:Özlem Özbal

Sayfa Sayısı: 118
Baskı Yılı: 1996
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları

 

Dünyanın En Ünlü Denkleminin Biyografisi E=mc2
David Bodanis
Oğlak Yayıncılık / Bilimsel Kitaplar Dizisi


"B-29'dan bırakılan bombanın düşmesi 43 saniye sürdü. Hemen altındaki Shina Hastanesi'ne radyo sinyalleri gönderiyordu. Sinyallerin çoğu yansıyıp göğe geri döndü. Yere 580 metre kala sinyallerin sonuncusu alındı. Bomba daha yüksekte patlarsa ısısının çoğunun açık havada dağılacağını, daha alçakta patlarsa da yerde büyük bir krater açacağını hesaplamıştılar. Ani bir elektrik akımı dumansız barut keseceklerini tutuşturdu. Sonra saf uranyumun küçük bir kısmı bombanın içindeki bir top namlusundan öne itildi. Uranyum, uranyumun geri kalanına çarptı. İçinde başıboş gezinen nötronlar dıştaki elektron bariyerini geçtiler ve yolda birkaçı merkezdeki küçük çekirdeğe çarptı. Gelen nötronlar çekirdeğe dalıp dengesini bozdu, onu titreştirmeye başladı. Çekirdekteki titreşim şiddetlenince, protonlardaki elektrik onları birbirinden ayırdı. Uranyumun yoğunluğu bir zincirleme tepkime başlatmaya yeterliydi. Kısa süre sonra ortada yalnızca iki hızlanan uranyum çekirdeği yoktu, dört, sonra sekiz, sonra on altı vb vardı. Atomların içindeki kütle 'ortadan kayboluyor', hızlanan çekirdek parçalarının enerjisine dönüşüyordu. E=mc² faaliyetteydi. Bu bölünmelerin tamamı saniyenin milyonda birinden az bir sürede olup bitti. Bomba hala nemli sabah havasında asılıydı. Üstü ince bir çiğ tabakasıyla kaplıydı, çünkü 43 saniye önce 9500 metre yükseklikteyken şimdi hastanenin 580 metre üstündeydi ve buradaki havanın ısısı 26,6 derecedir. Tepkime tamamlanırken bomba bir iki santim daha düştü. Dışarıdan anlaşılırdı. Zincirleme tepkime seksen "kuşak" bölünmeden sonra sona erdi. Bunların son birkaçında, çevrelerindeki metali eritmeye başladılar. Bu noktadan sonra E=m² sona ermişti. Ama c² yüzünden uranyum parçaları hareketsiz metale büyük bir hızla sürtünüyordu. Sonunda ışık hızına çok yaklaştılar. Bu yüzden ısı 5.000 derece, ardından da milyonlarca dereceye ulaştı ve yükselmeyi sürdürdü. Havadaki o bombanın içinde kısa süreliğine evrenin yaratılışının ilk anlarındakine benzer koşullar oluştu. O tuhaf nesne yarım saniye boyunca bütün şiddetiyle yandıktan sonra solmaya başlıyor. Tamamen sönmesi iki üç saniye sürüyor. Bu "sönmenin" nedeni büyük ölçüde dışarı yayılan enerji. Neredeyse aynı anda alevler beliriyor, aşağıdaki herkesin derilerinin büyük kısmı yırtılıp gövdelerinden ayrılıyor. Hiroşima'da on binlerin ölmesiyle sonuçlanacak kıyım başlıyor. Zincirleme tepkimenin enerjisinin en az üçte biri bu parıltıyla birlikte yayılıyor. O tuhaf nesnenin ısısı adi havayı itiyor ve onu daha önce görülmemiş ölçüde hızlandırıyor. Aslında öyle hızlı ki hiç ses çıkarmıyor, çünkü herhangi bir sesten daha hızlı ilerliyor. Onu ikinci bir hava dalgası takip ediyor. Sonra hava atmosferde açılan boşluğu doldurmak üzere geri dönüyor. Bu, havanın yoğunluğunu sıfıra indiriyor. Patlamadan kurtulanlar kısa süreliğine dış uzayın vakumuna maruz kaldıklarından dışa doğru patlıyor. Üretilen ısının küçük bir kısmı ilerleyemiyor. Geride kalıyor. Birkaç saniye sonra yükselmeye başlıyor. Yeterince yükselince yayılıyor. O büyük mantar bulutu belirdiğinde, E=mc²'nin yeryüzündeki ilk işi tamamlanmış oluyor."

Genç bir adamın, yayımlandığında hiç ilgi toplamayan makalesi, yüzyıla ve gelecek yüzyıllara damgasını vurdu. Kahramanları Faraday, Davy, Lavoisier, Roemer, Maxwell, Du Chatelet, Rutferford, Meitner, Einstein Oppenheimer, Payne, Hoyle ve Chandrasekhar olan denklemin öyküsü... Bir roman tadında.
(Arka Kapak)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
351 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9799753293630
2001

Çeviri : Dost Körpe


 

Robert Oppenheimer
Karanlık Prens
Jack Rummel

Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi

Robert Oppenheimer: Karanlık Prens, atom bombasının gelişmesine yol açan Manhattan Projesi'ne -20. yüzyılın en tartışmalı bilimsel girişimlerinden biri- öncülük eden adamın yaşamı ve çalışmasını kayda geçiriyor. Robert Oppenheimer'in öyküsü, sadece, çalışması ulusların her zamanki gidişini değiştiren ve bu gezegende yaşam ve ölüm hakkındaki düşünüş biçimini altüst eden korkunç bir gücü zircirlerinden boşalttığı için değil, aynı zamanda 20. yüzyılda modern bilimle politikanın nasıl sıkı sıkıya birbiri içine girmeye başladığını gösterdiği için de saygı uyandırıcıdır. Modern Bilimin Kurucuları dizisi, on dokuzuncu yüzyılın sonuyla yirminci yüzyılda bilimsel bilgiye büyük katkılarda bulunmuş erkek ve kadınların başarı ve yaşamlarının porfillerini çiziyor. Açık, teknik terimlerden arıtılmış metinde, her bilim adamının başarıları, çalışmalarının altında yatan bilimsel ilkeler de dahil tümüyle gözden geçirilmiş. Her cilt birincil kaynak materyal üzerine bilimin insanca dramını, araştırmanın heyecan ve gerilimini olduğu kadar buluşun keyif ve ödüllerini de resmediyor. 'Bu yaşamöykülerinin her biri büyük bilim adamlarının yalnız profesyonel yaşamlarını değil... öğrencileri kendi bilim öğrenimlerinde esinlendirecek, kişisel yaşamlarını da anlatıyor. Tavsiye edilir.' The Book Report '[Bu diziyi] Öğrencilere, bilim öğretmenlerine ve çağdaş bilimin en büyüleyici, yaratıcı ve kışkırtıcı kişiliklerinden birine ilgi duyan genel okuyuculara hararetle öneririz.' Book & Media Reviews '...sevimli ve nesnel bir anlatım...Bu dizideki öteki yaşamöyküleri bunun kadar güzelse, orta öğretim ve kolej kitaplıkları onları bulundurmakla iyi bir hizmet görmüş olacaklardır. Science Books & Films

Çeviren: Celal Kapkın - 195 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-073-5; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Robert Oppenheimer - Dark Prince
 

Enrico Fermi
Atom Çağının Öncüsü
Ted Gottfried

Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi

Nükleer Fizik 'Dul kalmaktan korkma, eğer Enrico havaya uçarsa siz de birlikte uçarsınız.' Emilo Segre'den Laura Fermi'ye Enrico Fermi / Atom Çağının Öncüsü. Çalışması doğrudan doğruya ilk nükleer zincir reaksiyonuna ve atom bombasınnın yaratılmasına yol açan, İtalyan kökenli, Nobel Fizik Ödülü sahibi fizikçinin yaşamını ve çalışmasını sunuyor. Fermi, atomun doğasını, onun yaşındaki herhangi bir adam kadar çok kavradı ve enerjiye üretmedeki uçsuz bucaksız potansiyelini sezgiyle anladı. Onun, insanın atomik güç -ve bu gücü güvenle kullanıma koyma- bilgisinin sırlarını genişletme çabası modern bilim adamlarına kalan bir esin. Bu, iyice araştırılmış ve çekici biçimde yazılmış öykü 20. yüzyılın en önemli bilim adamlarından birinin öyküsünü anlatıyor.

Çeviren: Celal Kapkın - 200 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-075-1; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Enrico Fermi - Pioneer of the Atomic Age

 



Özdek ve Devim
James Clerk Maxwell

İdea Yayınevi / Gençlik Arşivi
‘‘Onsekizinci yüzyılın sonuna dek kendini tam olarak doğal fenomenleri bir cisim ve bir başkası arasında eylemde bulunan kuvvetlerin sonucu olarak kavrama uğraşına veren fiziksel bilim, şimdi sessizce sonraki ilerleme evresine girmiştir: Bundan böyle bir özdeksel dizgenin erkesi o dizgenin betilenim ve devimi tarafından belirlenmiş olarak kavranır, ve bundan böyle betilenim, devim ve kuvvet ideaları fiziksel tanımları tarafından aklanan en yüksek düzeye dek genelleştirilir.

Bu temel idealar ile tanışmak, onları tüm yanları altında irdelemek, ve düşünce akışını sağın dinamik uslamlama süreçlerinde ilerletme alışkanlığını kazanmak Fizik Biliminin öğrencisinin eğitiminin temeli olmalıdır.

Öyleyse temel Özdek ve Devim öğretilerinin aşağıdaki bildirimi genel olarak Fizik Biliminin incelenmesine bir giriş olarak görülmelidir.’’

F)iziksel bilimin birinci bölümü cisimlerin göreli konum ve devimleri ile ilgilidir. (Konu 1'den) Saltık uzay her zaman kendine benzer ve devimsiz kalan birşey olarak kavranır. Uzay parçalarının düzenlenmesi zaman bölümlerinin sırasından daha öte değiştirilemez. Onları yerlerinden deviniyor olarak tasarlamak bir yerin kendisinden uzaklaştığını tasarlamaktır. Ama bir zaman bölümünü bir başkasından ayırdetmek için onlarda yer alan ayrı olaylar dışında hiçbirşeyin olmaması gibi, bir uzay parçasını bir başkasından ayırdetmek için de onun özdeksel cisimlerin yeri ile ilişkisi dışında hiçbir şey yoktur. Bir olayın zamanını bir başka olaya gönderme yoluyla olmanın dışında, ya da bir cismin yerini bir başka cisme gönderme yoluyla olmanın dışında betimleyemeyiz. Hem zamana hem de yere ilişkin tüm bilgimiz özsel olarak görelidir. (Konu 18'den) (Arka Kapak) 


‘‘Physical science, which up to the end of the eighteenth century had been fully occupied in forming a conception of natural phenomena as the result of forces acting between one body and another, has now fairly entered on the next stage of progress—that in which the enegry of a material system is conceived as determined y the configuration and motion of that system, and in which the ideas of configuration, motion, and force are generalised to the utmost extent warranted by their physical definitions.

To become acquainted with these fundamental ideas, to examine them under all their aspects, and habitually to guide the current of thought along the channels of strict dynamical reasoning, must be the foundation of the training of the student of Physical Science.

The following statement of the fundamental doctrines of Matter and Motion is therefore to be regarded as an introduction to the study of Physical Science in general.’’


Çeviren: Aziz Yardımlı - 168 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-397-061-7; Boyut: 16cm x 21cm; Baskı Tarihi: 1997
Özgün Dili: İngilizce
 

 

Evrim Kuramı ve Bağnazlık
Cemal Yıldırım

Çetin BAL:  [ Genç araştırmacılara evrim  konusunda  söyleyebileceğim tek şey  insanların ve tüm canlı varlıkların tek hücreli canlılardan çoğalıp  çok hücreli canlılara doğru evrim geçirerek bugünkü durumlarına ulaştıkları bilgisidir. Bu  anlamda bu ''gerçek''  din kitaplarındaki adem ve havva  hikayesinin gerçek dışı olduğunu göstermez. Fakat din kitaplarındaki bir çok tanımlamanın sembolik ifadelerle insanlara sunulmuş olduğunu bilmeniz gerekir.Tanrısal ilahi iradi bilinç ve nur evrenin dışında bir güç değildir.Bu ilahi yaratıcı gücün krallığı ve evi  evrenin özsel yapısında saklıdır. Evren ilahi nurun bir yansımasıdır ama yine doğrudan kendisi değildir.Evren o ilahi bilincin yokluk duvarındaki (perdesindeki) gölgesi mertebesindedir. İlahi bilinç evrende her zerrede görünmekle birlikte hem evrenin bütününde evrenle birlikte hem de evrenden öte evrenden farklı bir şey olarak herşeyi kapsayıp kuşatan bir durumu bir hali ifade eder.Dindar insanlar olarak evrenin ve doğanın objektif  gözlemsel verilerini değerlendirken kendi inançlarımıza ne kadarda ters gelsede o veri ve gözlem sonuçlarını büyük bir vakarla kabul edip  'doğru yada yanlış'  görüneni olduğu gibi insanlığa aktarmak   insan aklının ve yüksek vicdanının bir gereği olmalıdır. İnançlarımız pek çok şey söyleyebilir ama bilimin  somut verilerinin söylediklerinide büyük bir sabır ve anlama gayreti içinde tarafsız bir alçak gönüllükle ortaya koymak gerekir. Evrim gerçeğini kısa zaman süreleri içinde deney tüplerinde test etmek mümkün değildir. Bu daha çok uzay ve zamanın kozmik laboratuvarında uzay gemileri ile zamanda ileri ve geri gidebilen uygarlıklar tarafından test edilebilir. Herkes bu konuda kendine göre somut kanıtlar istiyor.Bazen bir şey o kadar büyüktürki ona dokunamazsınız bazen de o kadar küçüktür ki yine dokunmazsınız yani bir şeyin varolmasının ölçütü sizlerin  yada benim dokunup görmemiz değildir! Bazı şeylere ancak akıl yürütümü ile dokunabiliriz.  Bazı durumlarda aklın gören gözü ve görünmeyen elleri o gerçeğe dokunabilir. Kimi yer vardır ki akıl oraya girip sığamayacak ölçüde   kaba ve mekaniktir. Aklın gözleride o noktada kör kalır. Ancak oraya  o derinliğe yada o uzaklığa sezgilerin mikroskobik büyüteci altında ulaşılabilir.Ve sezgilere ait gözlerinde kör kaldığı öyle derin gerçekler ve noktalar  vardır ki oraya ulaşmak ve orayı görebilmek içinde kalbin gören gözlerine ve letafetine ihtiyaç vardır. Fiziksel gözlerin göremediği noktada aklın gözleri devreye girer, aklın yetersiz kaldığı noktada sezgiler devreye girer ve sezgilerin yetersiz kaldığı yerde de  kalbin gören gözleri devreye girer. Gerçeklik ve hakikat görülenlerin bir toplamı kadarlık alanda kendine yer bulmakla birlikte görülenler değildir. Modern bilimi özümsemiş akademik ve maddeci düşünce boyutu içinde felsefik düşünen bir zihin  ''iç dıştır dışta iç'' söyleminin  tuzağına çok çabuk düşer. Oysaki biraz daha dikkatli bakıldığında için gerçekte dıştan tamamen farklı bir şey olduğunu farkederiz. ''Öz'' tümüyle maddenin bir görünüşü olmakla birlikte görünen maddenin kendisi değildir. Gerçek dediğimiz şey kullandığımızın dilin kuralları içinde ancak böyle bir paradokssal ifade biçimi içinde kendine yer bulabilir.]

Bilim ve Gelecek Kitaplığı

Yazarın kendi görüşü:

Hurafe erbabı, günümüzde evrim düşüncesini "bilimdışı bir saplantı" suçlamasıyla karalama çabasındadır. 16. yüzyıldan bu yana bilim karşısında sürekli gerileyen teolojinin şimdi evrim kuramını gözden düşürme, dahası evrim olgusunu yadsıma yolunda olduğunu görüyoruz. Bu çabada, oportünist iktidar tutkunlarıyla el ele veren bağnaz çevreler, halkın evrim konusundaki bilgi yetersizliğinden de yararlanmaktadır. Onlara bakılırsa, evrim kuramının Tanrıtanımazların' ortaya sürdüğü uydurma bir "hipotez" ya da düpedüz "havada kalan bir sav" olmaktan ileri bir anlamı yoktur. Gerçek, kutsal kitaplarda, hadis ve vahiylerde bildirilmiştir: Evrende her şey gibi canlılar da Tanrının eseridir.
Şimdi "yaratılışçılık"diye bilinen bu akım, son 30 yıl içinde küçümsenemeyecek bir güç kazanmıştır. Özellikle ABD'de yoğun etkinlik gösteren yaratılışçılığın ülkemize sıçramış olması bizi şaşırtmamalıdır. Türkiye'de son yıllarda kimi yabancı güçlerin parasal desteğinde militan canlılık gösteren dinsel bağnazlık bizim için yeni bir olay değildir. Üzücü olan, ilk aşamada laik eğitimi, daha sonra tümüyle çağdaşlaşma çabamızı çökertmeye yönelik bu hareketin, okul programlarını resmi kanaldan etkisi altına almış olmasıdır.
Elinizdeki kitap evrim düşüncesine, dolayısıyla bilime yöneltilen saldırının iç yüzünü ortaya çıkarmak, evrim kuramının bilimsel niteliğini belirtmek için yazılmıştır. Saldırının din görüntüsü altında totaliter ideolojik karakterini tanımak zorundayız. Hedef özgür düşünceyi yok etmek, teolojinin Ortaçağ egemenliğini kurmaktır.
Cemal Yıldırım

240 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9786050028010; Boyut: 13,5x18,5 cm; Baskı Tarihi: Kasım 2007
Özgün Dili: Türkçe

Değişik yorumlar konuya ait  malumatlar:

Önce şunu hatırlatayım, 'doğa yasaları' mutlak düşünce ürünü olmayıp, doğadan okunabilenlerden süzülen, 'yanlışlanabilmeye açık' özetlerdir.
Modern fen bilimi anlayışı, kuramların/yasaların doğruluğundan değil, geçerliliğinden söz eder. Kuram doğaya uygunluk gösterdiği çerçevede geçerlidir. Yeni bir olayın gözlenmesi, kuramın/yasanın geçersizliğini göstermişse artık geçerlilik sınırı belirlenmiştir. Daha kapsamlı, bu yeni olayı da açıklayabilecek, gözlenmemiş yenilerini de önsöyebilecek bir kuramın geliştirilmesi ile bir adım daha atılır. Eğer önsöyümler deneylerle gerçeklenirse Nobel ödülü gelebilir; yok gerçeklenemezse çöpe. Bunlar kimi zaman hemen, kimi zaman da sonraları yararlı ya da zararlı uygulanma alanı bulurlar; bu ise geçerliliği perçinler. Din ise mutlak ve kesin doğruları zorlar ve tam evrensellik gerektirir; tek dayanağı inançtır (ve tabii ki ölüm). Din hükümlerinin yanlışlanabileceğinin düşünülmesi bile hezeyandır.

Merak unsuru
Fen doğanın neden öyle olduğunu merakla araştırırken birçok olguya matematikle ifade edilecek yanıtlar buldu; bu yanıtların tümünü tek bir temel sebebe henüz bağlayamadı; ama bağlayabildikleri, varılabileceğine kuvvetli umut. Varılırsa buna 'Tanrı' denilebilir. Ama artık temel sorun da ortak: Bu tek temel sebep neden öyle?/Tanrı neden var, nasıl var oldu? Temel sebep bulunduğunda eğer kendi varlığını da açıklayabilecekse belki buna Tanrı denilebilir. Tanrı'nın nasıl var olabildiğine ilişkin, 'inanç' dışında bir dayanak ve nesnel kanıt göremiyorum. Bunu aşağıdaki sözler çok güzel ifade ediyor:
"Benim fene ilgim sadece âleme ilişkin bir şeyler bulmaktır... Bunları araştırmaya girişirken ne yapmaya uğraştığımızı, yanlızca daha çok şey bulmaktan öte önceden kararlaştırmamalıyız... Hasılı, evrenin bütünüyle olan ilişkilerimiz üzerine kurulan özel öykülere inanamıyorum, çünkü bunlar bana fazla basit, fazla ilişkilenmiş, fazla yerel, fazla taşralı görünüyor... Kuşku ve belirsizlikle yaşayabilirim. Bana öyle geliyor ki bilmeden yaşamak, yanlış olabilecek yanıtlardan çok daha ilginç."
Richard Feynman (Nobel-Fizik, 1964), The Pleasure of Finding Things Out.


Evrim ve Tanrı'yı anlamak

"Açıkça söylemek gerekirse yaradılışçılar Tanrı'yı hep karanlıklarda arayageldiler. Biz neyi bulamamışsak ve de neyi iyice anlamamışsak bu onların ilahi inançları için en iyi, hatta yegâne kanıt olmakta. Bir Hıristiyan olarak, bu mantıktaki kusuru özellikle sıkıntı verici buluyorum. Bu bize yalnızca bilgi edinmeden korkmayı öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda da Tanrı'nın yalnızca anlamanın gölgeliklerinde yerleşik olduğunu öneriyor.
...Bir fen bilimci olarak size yeni kanıtlarımın, devrimcil verilerimin, dengeyi şu ya da bu yöne doğru bozacak, doğaya yönelik nefes kesici bir sezgimin olduğunu söyleyemem; ama inançlı bir kimseye söyleyeceğim şeyler var: evrim biyolojisi en geleneksel anlamda bile çoğunlukla inanıldığı gibi bir engel değildir. Evrim pek çok bakımdan Tanrı'yla olan ilişkimizi anlamanın bir anahtarıdır.
Birinci sınıf öğrencilerine evrim biyolojisi dersi verdiğimde dersleri genellikle evrim kuramının ekonomiden dine kadar diğer alanlara olan etkisi üzerine birkaç sözle bitiririm. Bu sırada da gerektiği gibi anlaşıldığında evrimin ne dine ne de maneviyata karşı olduğunu anlatmanın bir yolunu bulurum. Öğrencilerin çoğu bu duygularımdan etkilenmiş görünürler... Her zaman birkaç öğrenci beni sıkıştırmak için dersten sonra dosdoğru sorar: 'Tanrı'ya inanıyor musunuz?' Ben de 'Evet!' derim. 'Peki, nasıl bir Tanrı'ya?' Yıllar içinde bu soruya tam bir yanıt bulmak için çok çabaladım. Ama en sonunda buldum: 'Darwin'in Tanrısı'na!'"
K. Miller (biyoloji profesörü)Finding Darwin's God/Darwin'in Tanrısı. Tam Çeviri: Çağdaş Fizik
e-Dergisi, 24, 2004.
www.tps.org.tr/dergiler/


Kurallar kitabı
"...Doğada keşfedebileceğimiz, bize Tanrı'nın becerilerine ilişkin özel bir seziş verebilecek bir şeyler olsaydı bunlar doğanın ötesi olmayan yasaları olurdu. Bu yasaları bilince de yıldızları, taşları ve başka her şeyi yöneten kurallar kitabı elimizde olacaktır. Dolayısıyla S. Hawking'in doğa yasalarına 'Tanrı'nın zihni' demesi çok doğal. Bir diğer fizikçi, C. Misner aynı dili fizik ve kimyanın bakış biçemlerini karşılaştırırken kullanmıştı: 'Organik kimyacı 'neden doksan iki element vardır ve bunlar ne zaman oluşmuştur?' sorusuna, 'Komşu ofisteki kişi bunu biliyor' diyebilir. Ama bir fizikçi, 'Neden evren belli fizik yasalarına uyuyor da başkalarına değil?' sorusu sorulduğunda 'Tanrı bilir' diye yanıtlayabilir." Einstein bir keresinde asistanı E. Strauss'a 'Bana asıl ilginç gelen şey âlemi yaratırken Tanrı'nın başka tercihi olup olmamasıdır' demişti. Bir başka seferinde ise, fizik etkinliklerindeki ereği 'Yalnızca doğanın nasıl olduğunu ve işlemlerinin nasıl yürütüldüğünü bilmek değil, aynı zamanda neden doğanın böyle olup da başka türlü olmadığını bilmek gibi ütopik ve görünüşe göre iddialı bir ereğin olabildiğince yakınına erişmek olarak betimlemişti... Böylelikle insan, Tanrı'nın kendisinin bu bağlantıları gerçekte var olandan hiçbir şekilde farklı olarak düzenleyemeyeceğini, söz gelişi deneyimleriyle anlar... Bu, bilimsel deneyimlerin Prometeusçul öğesidir... Benim için, bilimsel çabaların özel büyüsü buradadır.' Einstein'ın dini öylesine muğlâktı ki sanırım bunu 'söz gelişi' deyimiyle bir mecaz olarak ima ediyor. Hiç kuşkusuz, fizik çok temel olduğu için bu mecaz fizikçiler için doğaldır. Teolog P. Tillich bir keresinde bilim kişileri arasında yalnız fizikçilerin 'Tanrı' kelimesini utanç duymadan kullandıklarını belirtmişti. Kişinin dini ne olursa olsun ya da olmasın doğanın ötesi olmayan yasalarından Tanrı'nın zihni olarak söz etmek karşı koyulamaz bir benzetimdir.
...Bu hava içinde bana öyle geliyor ki 'Tanrı' sözünün bir yararı olacaksa bu bir ilgi gösteren, gözeten Tanrı; yaratıcı ve yasa verici, yalnızca doğanın ve evrenin yasalarını değil aynı zamanda iyinin ve kötünün de ölçütlerini ortaya koyan, eylemlerimizi gözeten, kısacası tapınmamıza uygun bir şey olmalı. . . Bilim kişileri ve başkaları kimi zaman 'Tanrı' sözünü öyle soyut ve ilişkilenmemiş şekilde kullanır ki O artık doğa yasalarından pek ayrılamaz. Einstein bir keresinde, 'Kendisini varlığın düzenli uyumluluğunda gösteren, Spinoza'nın Tanrı'sına inanıyorum, insanların eylem ve yazgılarını gözeten bir Tanrı'ya değil' demişti. ... Yaşam da gizemsizleştirildi... [Bu], dinsel duyarlılıklar üzerinde fen bilimlerindeki herhangi bir keşiften çok daha fazla etki yapıyor. En uzlaşmaz itirâzları doğurmayı, fizikteki ve astronomideki keşiflerin değil de biyolojideki indirgemecilikle evrim kuramının sürdürmesi şaşırtıcı değil.
...Modern evrim kuramı ile bir gözeten Tanrı'ya inanış arasındaki bağdaşmazlık bana pek mantık işi olarak görünmüyor insane, Tanrı'nın yasaları ortaya koyup evrim mekanizmasını harekete geçirdiğini hayal edebilir ama yaradılışın dengesinde gerçek bir bağdaşmazlık var. Ne de olsa din sonsuz derecede önbilinik ilk sebepler üzerinde kurmaca yapan erkek ve kadınların zihinlerinde değil, bir gözeten Tanrı'nın sürgit müdahalelerini özleyenlerin yüreklerinde doğdu.
...Doğada hâlâ, açıklayamadığımız sayısız şey var, ama onların işleyişini yöneten ilkeleri bildiğimizi sanıyoruz. Günümüzde gerçek bir gizem bulmak için kozmolojiye ve elemanter parçacıklar fiziğine bakmak gerekir. Bilimle din arasında bir uyuşmazlık görmeyenler bilmeli ki bilimin yerleştiği topraklardan dinin geri çekilişi neredeyse tamamlanmış durumda. Bu tarihsel deneyimden hükmederek tahminim, doğanın son yasalarında güzellik bulacağımız halde sanırım yaşam ya da akıllılık için özel bir konum bulamayacağız. Daha da kuvvetli olarak değer ya da ahlâk için hiçbir ölçüt bulamayacağız. Böylece, bu gibi şeyleri gözeten bir Tanrı için hiçbir ipucu da bulamayacağız. Bunları başka yerlerde bulabiliriz, ama doğa yasalarında değil.
...J. Wheeler şu olgudan etkilenmişti: kuantum mekaniğinin standart Kopenhag yorumuna göre bir fiziksel sistemin konum, enerji ya da momentum gibi niceliklerinin kesin değerleri olduğu, bu nicelikler bir gözlemcinin düzeneğinde ölçülene dek söylenemez. ... [F]izikçiler kuantum mekaniğine bir diğer bakışı, yani laboratuar ve gözlemcileri de -atomlar ve moleküller gibi ve hiç bir gözlemci olup olmamasına ciddî olarak dayanmayan yasaların güttüğü- bir dalga fonksiyonu cinsinden betimleyen gerçekçi bakışı yeğliyor.
...Tabii ki çoğu kişinin Tanrı hakkında bilgi edinme beklentileri her halde bilimdeki keşiflerden değil... Kendi dini deneyimleri olduğunu sananlar bu deneyimlerinin niteliğini kendileri tartmalıdır. Ama dünyadaki dinlere bağlı olanların büyük çoğunluğu kendi dînî deneyimlerine değil başkalarının deneyimi olduğu sanılan vahiylere dayanıyor. Bunun, bir kuram fizikçisinin, başkalarının yaptığı deneylere dayanmasıyla aynı şey olduğu düşünülebilir ama çok önemli bir ayrım var. Binlerce fizikçinin sezgileri, fiziksel gerçekliğin ortaklaşa anlaşılmasına doyurucu (ama tamamlanmamış) bir şekilde yakınsarken, Tanrıya ya da dînî vahiylerden türemiş başka her şeye ilişkin savlar ise olabildiğince farklı yönlere uzanırlar. Binlerce yıllık ilâhiyât analizlerinden sonra dînî vahiylerin derslerinin ortaklaşa anlaşılmasına şimdi daha yakın değiliz. ... Yaklaşık birbuçuk yüzyıl önce M. Arnold kıyılardan suların çekilmesini dînî inancın geri çekilmesine benzetmiş[ti]. Doğanın yasalarında bir gözeten yaratıcı tarafından hazırlanmış, içinde insanların bir özel rol oynadığı bir plan bulmak harikulade olurdu. ... Akıl ve hoşgörü Batı'nın laik devletlerinde bile güvende değil. Târihçi H. Trevor-Roper, Avrupada büyücü yakılmasını sona erdirenin, bilim ruhunun 17. ve 18. yüzyıllarda yayılması olduğunu söylemişti. Aklı başında bir dünyayı sakınmak için gene bilimin etkililiğine dayanmak zorunda kalabiliriz. Role uyum sağlayan ise bilimsel bilginin kesinliği değil kesinsizliğidir. Fencilerinin, doğrudan laboratuar deneyleriyle incelenebilen olgulara ilişkin olarak tekrar tekrar fikir değiştirdiklerini görünce insan dinsel geleneğin ya da kutsal yazıların, insan deneyiminin ötesine geçen bilgilerine ilişkin savlarını nasıl ciddîye alabilir?"
Weinberg (Nobel 1979), 'Dreams of a Final Theory'nin How About God?/Peki ya Tanrı? adlı bölümünden. Kitabın, TÜBİTAK'ın bana ısmarladığı çevirisi ('Bir Ötesi Olmayan Kuram' Düşleri) iki yıldır basılmayı beklemekte.

R. Ömür Akyüz: Fizik profesörü, Yeditepe ve Boğaziçi Üniversiteleri öğretim üyesi ve Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı
 

 

İnsanın YükselişiJakob Bronowski

Arka Kapak

Biz bir bilim uygarlığıyız, diyor Jacob Bronowski. Bu demektir ki, bizim uygarlığımızda bilgi ve bilginin doğruluğu asıldır. Bilim toplumunda, işleri uzmanlar yürütür. Ama doğanın nasıl işlediğini, örneğin ampulün nasıl yandığını, insanın nasıl evrildiğini uzman olmayan insanların da bilmesi gerekir.
Bronowski'ye göre, uzman olmayan insanlara doğanın nasıl işlediği öğretilmezse halkla iktidar arasındaki uzaklık büyür ve Babil'i, Mısır'ı, Roma'yı yıkan da bu uzaklıktır.

Yazar, diferansiyel hesap ya da canlıların evrimi gibi keşifler okul kitaplarında yerini almazsa, insanın yükselişi durur diyor ve ekliyor: Yarının okul kitaplarında sıradan sayılacak şey bugünün serüvenidir ve biz böyle olsun diye uğraşıyoruz.

Yazar:Jakob Bronowski

Sayfa Sayısı: 352
Dili: Türkçe
Yayınevi: Say Yayınları

 

İnsan Doğasının Geleceği

Günümüzün biyo-teknolojik ve genetik gelişmeleri, insan doğasının geleceğine ilişkin pek çok tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu biyo-teknolojik gelişmelerin felsefi, etik ve siyasal sonuçlarını ele alan Habermas'ın yönelttiği en çarpıcı soruların başında, insanın tasarımcısının Tanrı ya da başka bir yüce varlık değil, yine bir insan olmasının, insanın kendini tanıyıp bilmesi açısından nasıl bir sonuç doğuracağı geliyor.

İnsanı bir 'tür' varlığı olması gerçeğinden hareketle ele alan Habermas, 'iyi ve doğru hayat sürme'ye yönelik felsefi-metafizik söylemlerin tükendiği bir çağda biyo-teknolojinin ve onun temel tahrik gücü olan genetiğin sunduğu imkânların bir kez daha değer ve etik sorunlarını, ama bu sefer bambaşka bir boyutta sorgulamamız gerektiğini savunuyor. Onu en çok rahatsız eden durum ise, felsefenin bu sorular karşısındaki sessizliği.

Pratik felsefenin adalet kuramları tartışmaları içinde tıkanmasını eleştirip, ahlâkın 'tür-etiksel' bir anlayış içinde ele alınması gerektiğini savunan Habermas, doğal yollardan büyüyüp gelişen ile insan elinden çıkmak suretiyle var olan insan doğasına ilişkin son derece çarpıcı akıl yürütmelere yer verirken, insan doğasının araçsallaştırılmasına karşı çıkıyor, biyo-teknolojik tasarıma dayalı insan hayatı modelinin aczini gözler önüne seriyor ve çağımıza uygun bir 'kendi olma imkânı'nın hangi felsefi ve etik temeller üzerine oturması gerektiğini sorguluyor.

Insanın yaşam kalitesini arttırıcı genetik ve biyo-teknolojik gelişmelerin karşısında olmayıp, daha ziyade bu gelişmelerin felsefi ve etik açıdan dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulayan Habermas, bu son çalışmasıyla, bilim-felsefe ilişkisine yeni ve derinlikli bir boyut katmakta ve insanı yakın gelecekte bekleyen en ciddi varoluş sorunlarından biri karşısında uyanık olmaya çağırmaktadır.

Yazar: Jürgen Habermas
Yayınevi: Everest Yayınları
ISBN: 975289070-9
Basım tarihi: Nisan 2003
 

 

XX. Yüzyılda Fiziğe Yön Verenler
Ahmed Yüksel Özemre

Boğaziçi Yayınları

XX. Yüzyıl Fizik'de büyük atımıların hatta devrimlerin yüzyılı olmuştur. Kuvantum Teorisi, Rölativite Teorisi, İstatistiksel Mekanikler, Atom Fiziği, Nükleer Fizik, Katıhal Fiziği, Kuvantum Elektrodinamiği, Temel Tanecikler Fiziği, Kuvarklar, Birleşik Alan Teorileri, Yıldızların ve Evren'in Fiziği, nükleer reaktörler ve güçlü tanecik hızlandırıcıları bu yüzyıldaki bellibaşlı kilometre taşlarıdır. Bununla beraber, Fizik bu yönde ne kadar hızlı ve ne kadar geniş bir biçimde ilerlemiş olursa olszun hala kendi temelindeki epistemolojik meseleleri halledebilmiş değildir. Bu kitap XX. Yüzyıl Fiziğine yön vermiş olan üçü Türk 28 ilim adamının bu çerçevedeki harikulade maceralarını ve dolayısıyla da fiziğin sözü geçen yüzyıldaki kuş uçuşu bir tarihini gençlere takdim etmeyi amaçlamaktadır. Bu müstesna insanların birkaçı bazı gençlerimiz için ilmi açıdan benzemek isteyecekleri ideal kişiler olurlarsa kitap da hedefine ulaşmış olacaktır.

462 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9754512140; Boyut: 14cm x 21cm; Baskı Tarihi: Şubat 2005
Özgün Dili: Türkçe

 


Bilgi Büyücüsü Biruni
Emine Sonnur Özcan

Arka Kapak

Türkistan’ın Ceyhunötesi’nde başlayıp Afganistan’daki Gazne’de sona eren çarpıcı bir hayat hikâyesi

İlimlere karşı inanılmaz bir merak besliyen Ebû Reyhân el-Bîrûnî, muhteşem dehasıyla XI. Yüzyılın ilk yarısına damgasını vurmuştur. Bu dönem, onunla bir süreliğine aynı mekânı paylaşan ünlü bilgin İbn-i Sînâ başta olmak üzere, bir çok bilim adamının tarihi onurlandırdığı bir dönemdir.

Bîrûnî 150 civarında eser vermiştir ki, ele aldığı jeoloji, matematik, coğrafya, astronomi, farmakoloji, tarih gibi bilim dallarının çeşitliliği hayret vericidir. Pozitif bilimler yanında bugün batılı bilim adamlarını referans göstererek andığımız etnoloji, antropoloji, tarih felsefesi gibi beşerî bilim alanları ile objektif tarihçilik kaygısı, iktisadî tarih anlayışı gibi meseleleri ilk ortaya koyan da Bîrûnî olmalıdır.

Bîrûnî, barış ve adâlet yanlısıdır; aksi durumlarda karşısındaki kim olursa olsun mücadele etmeye çalışmıştır. Ona göre toplumsal barışı bozabilecek hastalıklardan biri, insanların kendi kavim ve dinlerini üstün görerek bu konularda bağnazlık sergilemeleridir. Bu bağlamda, Sanskritçe’den Arapça’ya tercüme ettiği Patanjali’ye yazdığı girişte şu aşkın değerlendirmeyi yapmaktadır: “İnsanların fikir ve yaklaşımları türlü türlüdür; ve dünyanın gelişmesi bu yaklaşımların çeşitliliği ile gerçekleşir.

Yazar:Emine Sonnur Özcan
Sayfa Sayısı: 160
Baskı Yılı: 2007
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ötüken Yayınları

 

Bilim ve Devrim Newton

ALEXANDRE KOYRE

Arka Kapak

Yunanlıların iki bin yıl önce kozmozu icadından bu yana, insan aklının başardığı ya da maruz kaldığı en köklü dönüşümlerden biri olan Newton Devrimi 18. yüzyılın bilimsel inancı olmuş, Newton ise çağdaşlarına ve özellikle gelecek kuşaklara, evren bulmacasını ilk ve son olarak çözmüş insan-üstü bir varlık olarak görünmüştür: "Tanrılara, hiçbir ölümlünün yaklaşamayacağı kadar yakın."Hiç kimse, düşüncesinin yanlış yorumlanmasından sorumlu tutulamaz. Ancak belirtmek gerek ki, Newton mantığına bu çılgınca tutkunluğun ve sözde-Newtoncu yöntemleri fizik dışında bambaşka alanlara düşünmeden uygulama çabasının sonuçları pek mutluluk verici olmamıştır.Ve genelde modern bilimin sorumlu tutulabileceği bir şey vardır aslında: evrenimizin, bilim ve yaşam dünyaları olarak ikiye bölünmesi. İki dünya iki gerçeklik anlamına gelir, ya da hiçbir gerçekliğin olmadığı anlamına.Bu trajedi "evren bulmacasını çözen" ama böyle yapmakla onun yerine bir başka bulmacayı, "kendi bulmacasını" koyan modern zihnin trajedisidir.

Yazar:ALEXANDRE KOYRE

Sayfa Sayısı: 484
Baskı Yılı: 2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: Salyangoz

 

Yapay Zeka
Blay Whitby

Arka Kapak

Bilişim teknolojisine, herkesin anlayabileceği bir dille yaklaşan Yapay Zekâ, bilgisayarların ve onları "düşünen makineler" yapmayı hedefleyen yapay zekâ araştırmalarının karmaşık dünyasına bir giriş kitabı niteliğinde. Yapay zekâ uygulamalarını, konuya yabancı ama meraklı okurları gözeterek inceleyen Blay Whitby, terminolojiyi sadeleştirerek ve gündelik hayattan verdiği örneklerle; kablolardan, çiplerden, devrelerden oluşan bilgisayarların soğuk dünyasına biraz daha ısınmamızı amaçlıyor. Ancak hiçbir zaman "makine merkezli" düşünmeyip, konuyu sosyal boyutlarıyla da ele alarak gelecekteki bir robot istilasına inanmadığını ifade etmekten de kaçınmıyor. Yapay Zekâ, makinelerin insan hayatını kolaylaştırırken nasıl bir yol izlediklerini, insanların makineleri mükemmelleştirmek için verdikleri çabayı, makinelerin sanatta, edebiyatta, uzay araştırmalarında, iş hayatında, kısaca hayatın tam içinde ne kadar işlevsel olabileceklerini daha yakından anlamak isteyenler için yazılmış bir başvuru kaynağı.

Yazar:Blay Whitby
Çevirmen:Çiğdem Karabağlı

Sayfa Sayısı: 180
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

 

Dün, Bugün,Yarın

Isaac Asimov

Arka Kapak

Dünyanın en seçkin bilim yorumcularından biri olan Isaac Asimov'un makalelerinden oluşan bu kitapta, yazarın bilimsel değerlendirmelerden hayal gücüne, geçmişin incelenmesinden geleceğin yorumuna dek pek çok ilginç konu yer almaktadır. Asimov bu kitabında, dünün en tartışmalı konusu Yıldız Savaşları projesini, günümüzün en tartışmalı konularından nükleer enerji ve yaratılış-evrim tartışmasını, milyonlarca okuyucuyu etkileyen akıcı üslubu, coşkusu ve ustalığıyla ele almaktadır. Asimov, sanayi üretiminde robot kullanımının yaratacağı sorunlardan, dünyadaki aşırı nüfus artışına, uzay yolculuklarından evrenin oluşumuna, uzaydaki enerji kaynaklarından fosil yakıtların yarattığı kirliliğe ve makalelerin yazıldığı günlerde henüz ortaya atılmamış bir kavram olan küresel ısınmaya dikkat çekerek, bizleri engin bilgisiyle aydınlatmaktadır. Küresel ısınma gibi, bu makalelerin henüz yazıldığı dönemde internetten adını koymadan bahsetmesi ise, Asimov'un makalelerindeki öngörülerin sağlamlığına işaret eder. Yazarın, kendi yaşamından ilginç anetdotlarla süslediği kitapta, geçirdiği baypas ameliyatının mizahi öyküsünü, "Hollywood"da yapamadığı kariyerinin hikâyesini de okuma fırsatı buluyoruz.

Yazar:Isaac Asimov

Sayfa Sayısı: 479
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Güncel Yayıncılık

 

Pi'nin Biyografisi
Alfred S. Posamentier

Arka Kapak

İnsanlık tarihi boyunca bütün düşünürleri etkileyen, bilim adamlarını büyüleyen bu gizemli akıl almaz Pi sayısı nedir? Gerçek değeri nasıl ifade ediliyor? Matematikçiler Pi'nin değerine nasıl karar veriyorlar? Pi'yi ne tür işlemlerde kullanıyoruz? Eski çağlarda Pi'nin değeri nasıl hesaplanıyordu, bugün nasıl hesaplanıyor?

Yazar:Alfred S. Posamentier

Sayfa Sayısı:
Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Güncel Yayıncılık

 

Genin Yüzyılı
Evelyn Fox Keller

Arka Kapak

Yaşam nedir? Keller'ın "genin yüzyılı" adını verdiği yirminci yüzyılda egemen paradigma, biyoloji biliminin temel derdi olagelmiş bu soruya genleri ve gen replikasyonunu merkez alan bir cevap vermişti: Kalıtsal özelliklerin kuşaklararası istikrarı ile evrim için zorunlu olan değişim arasındaki dengenin sırrı, adeta sihirli özellikler atfedilen "gen" kavramında aranıyordu. Keller, genetik ve moleküler biyoloji alanında gen kavramı sayesinde elde edilmiş olan kazanımların, tarihsel bir bakış açısıyla kapsamlı bir analizini yapıyor. Ama hepsi bu değil: Bizzat bu kazanımların yaşamın özünü salt gende arayan anlayışa nasıl meydan okuduğunu da gösteriyor. Hâlâ işe yarasa da, üzerine gereğinden fazla yük bindirilmiş olan gen kavramını yavaş yavaş geride bırakacak yeni bir sözcük dağarcığına ihtiyacımız olduğunu, öncelikle de şunu kavramamızın elzem olduğunu söylüyor: Bir sistemin bileşenlerini anlamak, bu bileşenler arasındaki etkileşimleri anlamaya yetmeyebilir. İnsan Genom Projesi'nin yakın tarihlerde tamamlanmış olmasının anlamı ve bilgisayarlarla canlı organizmalar arasında kurulan analojilerin ne ölçüde işe yaradığı gibi daha popüler meseleleri de değerlendiren kitap, bilimsel düşüncede kaydedilmiş aşamaları, pasif bir biçimde öğrenilip iman edilmesi gereken nihai hakikatler olarak sunmuyor. Eskileri sarsacak yeni hakikatler aramaya kılavuzluk eden ipuçlarının izini sürerek, bilimin bir donmuş doğrular deposu değil bitimsiz bir faaliyet olduğu gerçeğini vurguluyor.

Yazar:Evelyn Fox Keller
Çevirmen:Haluk Barışcan

Sayfa Sayısı: 184
Baskı Yılı: 2004
Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık

 

Genlerin Bilgeliği
Christopher Wills
Arka Kapak

Konuya ilgi duyan herkesin kolayca anlayabileceği bir dil ve açıklıkla yazılmış olan bu keyifli popüler bilim kitabı, süper genler gibi moleküler biyolojideki öbür parlak buluşlarla Darwin'in evrim teorisini aydınlatmaktadır.Evrimin akışını yüzyıllardır yapageldiğimiz gibi bitkilerin ve hayvanların çoğalmasıyla değil de doğrudan genlerin yönlendirmeleriyle kıvramak insanlığın yeni fakat soluk kesici bir adımıdır."Genlerin Bilgeliği" bilimin karşısında önyargıların ve yanlışların nasıl çürüdüğünün en yalın, her düzeyden okuyucunun anlayabileceği bir sunumdur.

Yazar:Christopher Wills

Sayfa Sayısı: 328
Baskı Yılı: 2004
Dili: Türkçe
Yayınevi: İzdüşüm Yayınları
 

Bir Ötesi Olmayan Kuram Düşleri
Stewen Weinberg

Arka Kapak

Steven Weinberg, doğanın iki temel kuvvetini birleştirici çalışmasından ötürü 1979 yılı Nobel Fizik Ödülünü iki arkadaşıyla paylaştı. 1991 yılında ise Beyaz Saray'da Ulusal Fen Madalyası ile ödüllendirildi. Daha önceki, ödüllü kitabı İlk Üç Dakika, evrenin başlangıcının modern kuramı olan "Büyük Patlama"nın klasikleşmiş bir anlatımıdır. Diğer kitapları arasında Principles and Applications of Theory of General Relativity (Genel Görelilik Kuramının İlkeleri ve Uygulamaları) ile Atomaltı Parçacıklar da bulunmaktadır. Steven Weinberg Royal Society of London (Londra Kraliyet Derneği) ve ABD Ulusal Bilimler Akademisi üyesi olup aralarında Columbia, Salamanca ve Padua Üniversiteleri de bulunan pek çok kurum tarafından fahrî derecelerle ödüllendirilmiştir.

Yazar:Stewen Weinberg
Orjinal isim: Dreams Of a Final Theory
Sayfa Sayısı: 311
Dili: Türkçe
Çeviri : Ömür Akyüz
Yayınevi: Evrim Yayınevi
 

 

Şaşırtan Varsayım
Francis Crick

Arka Kapak
"Francis Crick en canalıcı sorulara şaşırtıcı yanıt verme yeteneğini gösteriyor. Hücredeki onca molekülün içinde, hangileri tüm yaşamın kaynağı olabilir? Bu soruya verdiği yanıt biyolojide devrim yarattı. Peki beyindeki o kadar hücrenin içinde ruhumuzun kaynağı hangileri acaba? Onun bu arayışı, birinci sınıf bir polisiye roman, DNA'yı arayışı kadar soluk kesici. Şaşırtan Varsayım, her sayfasında olağanüstü yazarının düşünce duruluğunu ve espri gücünü yansıtan olağanüstü bir kitap."
-Terence J. Sejnowski-

Yazar:Francis Crick

Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 1997
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tübitak Yayınları
 

 Terrence J. Sejnowski Biyoloji ve sinirbilim Profesörü Kaliforniya Üniversitesi, San Diego Bundan kırk yıl önce, Francis Crick, James Watson ile birlikte DNA'nın yapısını keşfedince yaşamı kavrayışımızı kökünden değiştirerek tarihe geçti. Crick şimdi de dikkatini insan bilincinin gizemine yöneltmiş olarak yine bilimsel keşfin ön saflarında. Beynin karmaşıklığını çözmeye eğilen Crick, görmenin nörobiyolojik şemasını çıkarıyor. Sonuç, beynin nasıl 'gördüğü'nün inandırıcı, hazır cevap ve oldukça ayrıntılı bir analizi. İnsan varlığının en temel sorularından bazılarına bir yanıt arayışı: Özgür irademiz var mı? Bizi hayvanlardan ayıran, duygulu bir varlık yapan şey nedir? Ruh diye bir şey var mı, yoksa biz yalnızca korkunç karmaşıklıkta bir nöron yığını mıyız? Francis Crick bu yapıtıyla zamanımızın bilimsel ve felsefi düşünüşünün merkezinde tartışmayı başlatıyor. Francis Crick, James Watson ve DNA'nın molekül yapısını keşfederek 1962 Nobel Ödülü almış ingiliz fizikçisi ve biyokimyacısı. Kaliforniya'daki La Jolla Salk Enstitüsü'nde Ordinaryus Profesörlük görevini sürdürüyor.
 

 

Dünya'nın En Güzel Öyküsü

Hubert Reeves

Arka Kapak

Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz? İşte sorulmaya değer gerçek sorular. Herkes kendince yanıt aradı bunlara: Kimi biryıldızın göz kırpışında, kimi bir kadının bakışlarında, ya da yeni doğmuş bir bebeğingülücüklerinde...Niçin yaşıyoruz?Neden dünya var? neden buradayız?... Şimdiye kadar yalnızcadin, iman ve inanç çözüm önerebiliyordu bu soruna. Günümüzde artık bilim de bir görüş oluşturmuş bulunuyor. Bu belki de yüzyılımızın en büyük kazanımı: Bilimin elinde artık kökenlerimizin eksiksiz bir öyküsü var. Bilim, dünyanın tüm tarihini yeniden kurmayı başardı.

Yazar:Dominique Simonnet
Yazar:Hubert Reeves
Yazar:Joel De Rosnay
Yazar:Yves Coppens
Çevirmen:İsmet Birkan

Sayfa Sayısı: 161
Baskı Yılı: 1996
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yön Yayıncılık

 

Atom Öyküleri

Niels Bohr şöyle demişti: "Basit bir hakikat, tersi yanlış olan bir şeydir; ama derin bir hakikat tersi de derin bir hakikat olan bir şeydir". Temel araştırmanın getirdiği sonuçları geniş kitlelerle paylaşmak her zaman epey zordur!

Fizikçi olmayan okur, bu kitapta, biçemin çekiciliğe ve anlatının destansı yönüne kolaylıkla kapılacak, aynı zamanda da, sürükleyici öyküler boyunca fiziğe ilişkin pek çok şey öğrenecektir. Yunan felsefesinden Ortaçağ'ın simyacılarına, atomun yapısından protonun kuark tarzındaki yapısına kadar, maddenin ne'liği, yedi öykü boyunca, kendi Tarih'i tarafından sergilenmektedir.

Bu "Atom Öyküleri"nin orijinal bir çekiciliği var. Bilimsel olguların ve araştırmanın getirdiği yeni bilgilerin ötesinde, bilimsel araştırmanın derinlemesine bir şekilde insani olan niteliğine ve insan kültürü içinde oynadığı çok önemli role işaret ediyorlar.


Yazar: Pierre Radvanyi, Monique Bordry
Yayınevi: Kesit Yayıncılık
ISBN: 975800803X
Basım tarihi: Ocak 2000

 

Başlangıçta Hidrojen Vardı

Yaklaşık 14 milyar yıldan beri süregelmiş, kendi içinde tutarlı,
sebep-sonuç ilişkisi üzerinden yol almış bir sürecin belki de en
mutlu ilk kuşaklarını temsil ediyoruz. Çünkü bizler, sonucu
olduğumuz canlılar evriminin öyküsünü (tarihini), bu öykü
eksikliklerle, boşluklarla dolu olsa da, yeniden bilimsel düzlemde
kurgulayabilmiş ilk insanlar olma onuruna sahibiz; aynen bu
gezegeni üzerindeki hayatla birlikte yok etme suçuna da ortak
olabilecek ilk insanlar olabileceğimiz gibi.

Bu öykü (bu geniş anlamdaki tarih) akıllara durgunluk verecek evrimsel buluşların, var olan ve yok olan milyonlarca türün ve kuşağın, durmadan değişen, bizlerin amacını ve anlamını, ancak içten dışa, kendi aklımızın sınırlarıyla yorumlayabildiğimiz bir yolculuğun heyecan verici öyküsüdür.

Bu yol nerede biter, üzerinde yaşadığımız ve evrim geçirdiğimiz bu gezegenle sınırlı mıdır, yoksa kozmik bir yolculuğun bize, buraya düşmüş, kalmış bir parçası mıdır? Hoimar von Ditfurth, bir yandan evrimin ilke ve yasalarını bilimsel düşüncenin hiçbir ara müdahaleye yer vermeyen sebep-sonuç kategorisiyle bütünleyip büyük patlamadan günümüze kadar uzanagelmiş gelişmeyi anlatırken, bir yandan da polisiye tadında bir anlatı sunuyor.

Bu kitap, big-bang’den önce ne vardı?, "Niçin hidrojen dönüştü?", "Dönüşümün olmadığı bir evren olamaz mıydı?", "Kozmik bir bilincin hilesiyle mi karşıyayız?" gibi sayısız soru sorduruyor.

Bir dizinin ilk kitabı olan bu metne daha önce ulaşmış çok sayıda okurun "bu kitaplar hayatımı değiştirdi" itirafları, epey bir gerçeklik payı içeriyor olmalı.

Yazar: Hoimar von Ditfurth
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları
ISBN: 978-9944-150-17-0
Basım tarihi: Ocak 2008

 

Bilinç Gökten Düşmedi

Beynimiz, hazır, bitmiş bir şekilde gökten düşmedi.
Bakınca anlaşılıyor bu. Beynimiz yaklaşık bir milyon yıl önce, yavaş yavaş kendi varlığının bilincine varmaya başlarken, en azından 1 milyar yaşındaydı. Öznenin yaşantısında ilk kez dünyanın bir tür izdüşümü, bir tür kopyası ya da imgesi ortaya çıktığında, bu imgenin neyebenzeyeceği konusundaki kararlar evrimce çoktan alınmıştı... Her halükârda bunlar biyolojik kararlardı...”
Hoimar von DITFURTH

“Hoimar von Ditfurth, bilimsel bilgilerin içinden ilerleyerek dünyanın bütünsel bir resmini çıkartıyor
karşımıza. Burada bize aktarılan şey, ‘bilimin ne diyor’ oluşu değil. Bilimden yararlanarak ve bilimsel bilgiden en küçük bir ödün vermeyerek dünyayı kavrayışımıza ilişkin bir öykü, hatta bir roman yazıyor Ditfurth. Bu nedenle onun kitaplarına ‘popüler bilim’ sıfatının ne kadar uyduğunu sormadan edemiyorum. Ya da acaba, ‘asıl popüler bilim budur’ mu demek gerekiyor? ”
Turgay KURULTAY

Not: Bilinç Gökten Düşmedi, Hoimar von Ditfurth’un yayınevimiz tarafından yayımlanan Başlangıçta Hidrojen Vardı kitabının devamı niteliğindedir.

Yazar: Hoimar V. Ditfurth
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları
Sayfa sayısı: 528
ISBN: 9789944150224
Basım tarihi: Ekim 2007

 

Eisenstein Yaşamöyküsü ve Yapıtları

Sinema Kuramcısı ve Yönetmen Sergei M. Eisenstein'ın 'Potemkin Zırhlısı'ndan 'Korkunç Ivan'a Uzanan İlgi Çekici Film Serüveni

Yazar: Yon Barna
Yayınevi: İzdüşüm Yayınları
ISBN: 9758408224
Basım tarihi: Ekim 2000
 

Kesinliklerin Sonu Zaman, Kaos ve Doğa Yasaları

"20. Yüzyılın sonuna geldiğimizde, sıkça sorulan bir soru var: Bilimin geleceği ne olacak? Bana kalırsa, yeni bir serüvenin daha başındayız."
- Ilya Prigogine

Rus asıllı olann Ilya Prigogine (Moskova 1917), Brüksel Üniversitesi ve Austin'deki Texas Üniversitesi'nde profesördür. Rastlantısal olayların yaratıcı değerini gün ışığına çıkaran Prigogine, bilimsel yaklaşım için yeni bir metodoloji geliştirdi: "Yeni Birleşim." Onsager'in bulgularını geliştiren kuramsal çalışmalarıyla tersinmez tepkimelerin de termodinamiğinin gelişmesine katkıda bulundu.

1977 Nobel Kimya Ödülü'nün de sahibi olan Prigogine, özellikle bilimin geleceği ve muhtemel gelişme perspektifleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Yazar: Ilya Prigogine
Yayınevi: İzdüşüm Yayınları
ISBN: 9758408666
Basım tarihi: Şubat 2004
 

 

Bilim Dedikleri
(Bilimin Doğası, Statüsü ve Yöntemleri Üzerine Bir Değerlendirme)
Orjinal isim: What is This Thing Called Sciencel An Assessment of the Nature and Status of Science and its Methods

Alan F. Chalmers

Paradigma Yayınları / Felsefe Dizisi

Chalmersın bu harikulade metni Lawrence Durrellın şu özlü ifadesiyle açılıyor:

Bütün genç insanlar gibi ben de dahi olmak için yola çıktım, ama, acı dolu bir tebessüm engelledi.

Bilim Dedikleri bir bilim felsefesine giriş kitabı; hem bir el kitabı, hem bir ders kitabı olma özelliğine sahip. Bilimi merak edenler ve bilim hakkında düşünenler bu kitabı muhakkak kütüphenelerinde bulundurmalıdırlar. Kolay anlaşılır, akıcı, sistematik ve bilgi verici. Anglo-Sakson geleneği felsefe akımlarının bilim hakkındaki görüşlerini tartışıyor: pozitivizm, Popper, Lakatos, Kuhn, Feyerabend ve diğerleri. Ayrıca sosyal bilimlerde yönteme ilgi duyanlar için de vazgeçilemez bir metin.

Bilim günümüzde, büyük bir itibar görmekte. Açıkçası, bilim ve kullandığı yöntemlerde özel birşey bulunduğu yaygın biçimde kabullenilmiş bir inanç. Sözgelimi; bir iddiaya, bir akıl yürütme şekline ya da bir araştırmaya bilimsel ön nitelemesi, bir tür geçerlilik ima etmesi amacıyla kullanılmakta. Peki, bilimi böylesine özel kılan, bu denli hürmete layık, itimada şayan yapan ne?..

Alan Chalmers bu kitapta, Popper, Kuhn, Lacatos, Feyerabend ve Althusser'den hareketle, bilimin doğası, konumu ve yöntemleri üzerine değerlendirmelerde bulunuyor ve olabildiğince özgün sonuçlara ulaşıyor.


Bilimsel teoriler, gözlem ve deney sonuçlarından nasıl türetildikleri gösterilerek doğrulanabilir mi? Bilimin doğasıyla ilgili popüler görüş bu soruyu, "Evet, doğrulanabilir" diye cevaplandırır. Fakat bir zamanlar büyük bir rağbet görmüş olan bu görüşe, bilim felsefesinde ortaya çıkan son gelişmelerce meydan okunmuş ve yanlışlığı açıkça ortaya konulmuştur. Bilim Dedikleri öncelikle açık ve harikulade bir bilim ve bilim felfesi tartışması, bir "bilim felsefesine giriş", sosyal bilimler ya da doğa bilimleri olmasının hiçbir önemi bulunmaksızın bir "bilimlerde yönteme giriş" kitabı. Kitapta, bilimin naif tümevarımcı yorumunun kusurları gösterilerek tümevarımcı yoruma alternatif yorumların ana hatları çiziliyor ve eleştiriye tabi tutuluyor: Tümdengelim, doğrulama, yanlışlama, konsensus, realizm, enstrümantalizm, eleştirel rasyonalizm, yapısalcı Marksizm ve anarşizm. Bilim filozofları K. Popper, Thomas Kuhn, Imre Lakatos, Feyerabend ve Althusser bu kitapta bir çerçeve içinde bir arada ele alınıyor. Bu özelliğiyle Türkiye'de bir ilk. Elinizdeki kitap Türkiye'de, konusunda bir boşluğun doldurulmasına katkıda bulunacak ve her yeri geldiğinde bir referans ya da el kitabı olarak kullanılabilecek bir kitap.
(Tanıtım Yazısından)

Türkçe
246 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 22 cm
ISBN : 9789757819462

Mizampaj : Hülya Aşkın Bilen
Çeviri : Hüsamettin Arslan
 

 

Küçük Prens 3 Einstein 0 Ya Tanrı'nın Golünü Kim Atacak?
Ergun Y.

Akis Kitap / Yayınevi Genel Dizisi


Sağlık sorunları ve sıra dışı durumlarla karşılaşmış birinin, imkansızı başarması ve aradığı yanıtları sonunda bulmasının sürükleyici öyküsü. Bildik tüm kuramları yerle bir etmekle insanı şaşırtıyor ve rahatlattığı da kuşkusuz. Hiçbir şeyi boşlukta bırakmıyor. Fiziğe ilgiyi ve insanın kendi sıra dışı yeteneklerine cesaretini kışkırtıyor.
Aylin Üstündağ

Kitap romansı bir havayla yazılı. Yazarın çocukluk anılarıyla çocukluğumuza dönüyoruz. Ve o çocuk birden büyüyerek, bizleri kendimizle yüzleştiriyor. Sorulara açık yanıtlar veren bir baş ucu kitabı.
Gülcan Çakır

İnsana saygı uyandıran büyük bir emek. Mitolojiyi ve bilimselliği mizahi bir dil ve beceriyle inceliyor. Geçmiş bilgiyi geleceğe taşıyan ve evrensel sorularımıza gündelik hayattan eleştirel sempatiyle yeni cevaplar bulmamıza yardımcı olacak kuvvetli ve değerli bir başvuru kaynağı.
Devir Korkmazhan

Detaylı bir araştırma ve çok yoğun bir sorgulama. Er geç aralanacak Bilgi Kapısı bir açıldığında ardındaki YOL ne kadar uzun olsa da, çok eğlenceli bir yolculuk olacağını vurgulamakla başarılı. Bizden önceki birileri ve Ergun, bize kendi yolumuzu aydınlatan kanala bakmamız için güçlü bir fener tutuyor.
Güler Pınarbaşı

Yazar, bilinmeyene olan ilgiyi daha da arttırarak insanda araştırma merakı uyandırıyor. Çok cesurca yazılmış, enteresan ve bir o kadar da güzel bir eser.
- Petek Kitamura

Bu maç çok konuşulacak.
- Adem Özbay

(Tanıtım Yazısından)

Türkçe
560 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9786050052480
2008

 

“Küçük Prens 3 Einstein 0” Nedir?
Temel Tanım: Derlenmiş bilgiye değil, yazarının sıra dışı yaşam pratik örneklerinin açılımlarına dayanan sıra dışı ama, kullanabilir olduğun bilgidir.

Düşünsellik: Entelektüel bilgi birikimi fizik-kozmoloji, tarih ve ekonomi, mitoloji ve dinsellik, felsefe ve mantık özlerinde kökten eleştirir ve karşılık olarak yeni bir kuram, birleştirici bir mantık tezi ve dünya görüşü geliştirir.

Mitoloji ve Dinsellik: Dinsel öykünün örttüğü gerçekleri yeniden yorumlar. Tanrı fikrini yorumlar, açıklık getirir.

Fizik: Newton mekaniği, Genel ve Özel Görelilik kuramları, Quantum ve parçacık fiziği, anlaşılmaması olanaksız bir kolaylıkla anlatılır, yorumlanır ve yeni kuramlara bağlanır.

Sağlık: Belirtileri örtmeye değil, alt mekanizmaları çözmeye yönelik Yoga, Reiki ve Zhi Neng bağdaştırma önerisidir-ki, alt edilemeyen sağlık sorunuz kalmasın.

Ruhsal Sağlık: Ruhsal özdekle fizik bedenin sınırlı özellikleri arasındaki makasın kapatılması fikrini açıklar.

Farkındalık: Yaşam, yaşamlar biçiminde devresel ve sonsuzdur. Öğrenmeye ve öğrendiklerini tekrar kullanmaya gelmiş bir misyonersin. Yeteneklerin sınırsızdır. Belirleyeceğin her amaçta sınırın isteklerine ( kendinle yaptığın sözleşmeye ) bağlıdır. Yeter-ki kendini fark et, gerekiyorsa yeniden hazırla, kur ve yöntemi bil.

Evrensel Organizasyon ve Gökbilim: Evrenin birbiri çevresinde dönen gök cisimlerinden ibaret olmadığını, genel ve bireysel anlamda ileri uygarlıklar tarafından izlenir, gözetilir, korunur ve yardım görür olduğumuzu kanıtlar. Kendini, görevini ve evrensel organizasyonu anladığımızdan itibaren göksel yardımın gerçekliğini örnekler.

2012 ve Sen: Tüm fizik koşul ve yardımlarıyla, iyileşmeye doğru bir değişim ve dönüşüm süreci içindeyiz. Uyum için istek ve çaba gösterenler yükselecektir.



Dönüyordu

Bektaşilikte Zaman Kavrayışı

Reha Çamuroğlu

ISBN: 975-6719-56-7
Sayfa sayısı: 106
Ebat: 13,5x19,5 cm
Yayın tarihi: Kasım 2000


Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Ekim 1993

"Tüm dinsel düşünceler ve inançlar, iyiler ve kötüler üzerinde dururlar. İyileri ve kötüleri biriktirenler, sabit kılanlar, envanterini tutan ve ömürlük muhasebelerini yapanlar bir yanda dururlar; iyiyle kötünün dönüşücülüğünü, geçiciliğini, sabit anahtarları olmadığını, her yeni iyi ve kötünün kendine göre anahtarı olması gerektiğini bilenler ise öte yanda. Tüm yıldızlar ve gezegenlerin dünyanın etrafında dönmedikleri ileri sürüldüğünde Ortodoks Hıristiyanı onca sinirlendiren, her şeyin kendi etrafında dönmüyor olabileceğinin ima edilmiş olmasıydı. Tüm öteki'ler onun yüce Ben'i etrafında dönmek zorunda değiller miydi? Ben ve öteki'nin başka bir bilgisi mümkün müydü? Dünyayı tutmak, ona tutunmak'la ona kazık kakmak arasındaki fark da burada başlayacaktır. Ne demiştik, 'dönüyordu', hâlâ da öyledir." – Reha Çamuroğlu


İÇİNDEKİLER

Başlarken
Dinler ve Zaman
Kutsal Zaman, Tarihsel Zaman
Gnostik Zaman
Dem Bu Demdir Dem Bu Dem
Özgürlüğün Zamanı ya da Göçebe Zaman
Bitirirken

Genelde bilim ve felsefenin problematiği gibi anlaşılan zaman, yakından bakıldığında belki de en çok dinleri ilgilendirir. Çünkü kendisini zamandışı (ezelî ve ebedî, başlangıçsız ve sonsuz) sayan bütün dinler, olgusal olarak tek tek ele alındığında tarihseldir. Bir başka deyişle, ister kitaplı üç din, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, ister onlardan önce var olup birlikte yaşamını sürdüren diğer dinler, Hinduizm, Budizm, Taoizm vd., belli bir toplumsal yapının bir anından itibaren ortaya çıkar ve adım adım şekillenir. Bu tarihsel oluş özelliği, dinlerin kendisini tanımladığı zamandışılıkla çelişir. Tarihsel olan, bir gün ortadan kalkabilir, çünkü bir başkasıyla yer değiştirebilir. Öyleyse her din, kendisini bu açmazdan kurtarmak üzere zamanı yeniden tanımlamak zorundadır. Bu durum, özellikle vahiy yoluyla gelen, kendi sistematiğini kurup mutlak doğru adına dünyayı düzene sokmaya girişen kitaplı dinlerin ortodoks yorumları için kaçınılmazdır. Bir tutum olarak ortodoksinin zamanı sahiplenmesi ise ister istemez "öteki"ni dışarda bırakır. Burada kastedilen "öteki", dindışı veya din karşıtı herhangi bir (ideolojik) duruş olabileceği gibi, o dinin heterodoks biçimlerini de içerebilir.
Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu" adlı kitabında bu çetrefil sorunu, zamanın ortodoks-heterodoks kavranış biçimlerini karşılaştırarak çözümlemeye çalışır. Yazarın çabası bu kadarla sınırlı kalmaz. Özellikle ortodoks İslam’ı ideolojiye dönüştürerek radikalleşen akımların (fundamentalizm), zamanı tanımlama ekseninde, din karşıtı ideolojilerle (sosyalizm, komünizm) örtüşen yanlarını da sergiler. Kitabın sonuç hükmü ise Bektaşîliğin, Anadolu’da yüzyıllardır çeşitli baskı evrelerinden geçtiği halde, yayıldığı bütün alanlarda varlığını koruyabilmesinin, zamanı kavrayışından kaynaklandığı yolundadır.
Reha Çamuroğlu "Dönüyordu"da, başta üç dinin temel kitapları (Tevrat, İncil ve Kuran) olmak üzere, diğer dinlerin kaynakları ile din/inanç ve düşünce tarihi üzerine incelemelerden yararlanmış. Kitaptaki, Bektaşîliğin zamanı kavrayışına ilişkin değerlendirmeler ise kayda geçmiş (yayımlanmış) Bektaşî nefesleri kadar, tarikatın sözel olarak aktarılan bilgilerine de dayanıyor.
Reha Çamuroğlu, "Tarih, Heterodoksi ve Babaîler"de, dinin ortodoks yorumuyla oluşan dünyevî modelin, toplumların tarihinde nasıl bir tahakküm aracına dönüştüğünü göstermişti. Bektaşîliğin zamanı kavrayışının sergilendiği "Dönüyordu"da ise, ortodoksinin yeniden tanımladığı zamanı sahiplenmesini ve kendini anlamlandırma çabasını çözümlüyor.
Çamuroğlu’na göre, söz dinleri, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, zamanı çizgisel doğrultuda kavrayarak, tarihsel zamandan farklı bir kutsal zaman anlayışıyla, geçmiş-bugün-gelecek eksenine oturur. İçine doğduğu toplumun bugününden başlayarak dünü yeniden kurar, dolayısıyla yarını da belirleme çabasına girişince kendini mutlaklaştırır, ortodokslaşır ve geliştirdiği modelle, kaçınılmaz olarak bir tahakküm aracına dönüşür. Toplumsal düzeyde "kaos" olarak nitelenen durumdan, kentlere ve uygarlığa geçilir. Bu geçişin epistemolojik karşılığında ise ben ve öteki kavramları ortaya çıkar. Mutlak olan ben, farklı olanı da belirleme çabasına girerek yarattığı bu gerilimi sürekli kılar ve tahakkümünü yeniden üretir. Dolayısıyla, her ne kadar zaman zaman aksi dile getirilse de, her üç dinin şeriatı (doğru yol, Tanrı buyruğu), başka geleneklerin değerlerine kendini kapatır; zamanın hâkimi olmak istediğinden, "öteki"ne hayat hakkı tanımaz.
Genel anlamda heterodoksinin zaman anlayışı ise döngüseldir. Çizgisel olarak bütün zamana yayılan, bu yüzden de dünyevî olan zamanla ilgilenmez. Kutsal zaman ile dünyevî zaman arasında bir noktada, bugünü esas alır. Heterodokside dün yoktur; her şey bugün içinde olup biter. Dolayısıyla yarın da bir anlam taşımaz. Tanrı inancı ise ortodoksların başvurduğu dolayımı (Tanrı’nın ayetler aracılığıyla öğrenilmesini) dışlar. Heterodoks inanç sahipleri Tanrı’nın doğrudan, içte, kendinde, kendini bilmeyle algılanabilirliğini savunur. Bunun için bir araca, dile, dillere gerek yoktur. Bu yüzden de her üç dinin heterodoksileri, kendilerini tarihsel zamana bağlayan verili dil yerine, evrensel, insan için öncesiz ve sonrasız olduğuna inanılan iletişim kalıpları üzerine yoğunlaşmıştır. Matematik, resim, dans ve notaların evrenselliği vurgulanmış, etimolojik yapılarından soyutlanan harfler, bu amaç için kullanılan başlıca araçlar haline getirilmiştir.
Dinin bireyin özüyle ilgili olduğunu kabul eden heterodoksilerin bir diğer ayırıcı özelliği, bu noktada ortaya çıkar. Birbirleriyle sürekli çatışan ortodoksilerin aksine farklı dinlerin heterodoksileri, birbirlerine dil, kültür ve tarih dayatmasından uzak durduklarından, hemen hemen her zaman sıcak ve dostane ilişkiler içinde yaşarlar.
Bektaşîliğin "zaman konusunda oldukça özel, karmaşıklık kazanmış bir dizi kilit düşünce ve kavrama sahip olduğunu" belirten Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu"da bu inanç ve düşünce sistematiğinin yarattığı farklı anlam katmanlarını en ince noktalarına kadar irdeleyerek anlatır. Yazara göre Bektaşîlik, tarihteki biten zamanlara, olmuş bitmişlik duygusuyla yaklaşır; geçmiş değil bugünün içindeki şimdiyle ilgilenir. Bektaşîlerin zaman kavrayışı, tıpkı kanın beden içindeki devrini tamamlaması gibi döngüseldir. Bu özel anlamlı şimdi kavramı, bünyesinde bir imkân olarak geçmiş ve geleceği birlikte barındırır. Bütün değerler, dönüştürücü niteliğe de sahip olan bu sürekli tekrarlanan an üzerine kurulur. Tarihsel olandan kopuş, tarihsel zamanın olgusu olan din yerine imanı öne çıkartır. Böylece Tanrı üzerine düşünmek değil, Tanrı’ya varabilmek için önce "kendini bilmek", kişinin kendi üzerine (özünü) düşünmesi önem kazanır. Dolayısıyla da Tanrı’yı bilmek için engele dönüşen kişinin okuma yazma bilmesi, Arapça bilmesi gibi zorunluluklar ortadan kalkar. Çünkü döngüsel zaman içinde öz, belki şimdi çobandır ama dünyaya daha önce âlim olarak gelmiş olabilir; bundan sonra da ne olarak geleceği bilinmez. Şimdiki zamanın içinde her şeyi ve herkesi bir olanın parçası ve kendinin "akrabası" sayan Bektaşîlik, ortodoksinin yarattığı "iki"nin (ben ve öteki) gerilim ve çatışmasından da uzak durur.

 

 

Nesne ve Doğası

"Sürekli değişen bir evrende yaşıyoruz. Çevremizdeki varlıklarla birlikte, biz de bu süregiden akışın içindeyiz. Şimdi yüzeyi düz ve parlak olan bir nesne,daha sonra kırışıyor, sertliği yumuşaklığa dönüşüyor, rengini değiştiriyor. Öte yandan kimi nesneler de büyüyor. Hemen her şey deviniyor. Kendi büyüklüğündeki başka varlıklara göre devinmeyenler bile, içinde bulundukları yapı dizgisiyle birlikte yer değiştiriyorlar. Pek çok nesne, ardında başka nesneler bırakarak yok olurken, pek çok yeni nesne de varlık ortamına katılıyor.

Bütün bunlar biz gözlemlesek de, gözlemlemesek de bilsek de, bilmesek de, durmak bilmeden oluşumunu sürdürüyor. Gerçekten de, aynı 'akarsuya' iki kez girebilmek söz konusu değil. Nedir böyle bir ortamda var olmak? Nedir bu özdeş dediğimiz parça parça varlık, nesnelerin tümünün bir arada oluşturduğu, nesnenin fiziksellik dediğimiz doğası?"
-Arda DENKEL-

Yazar: Arda Denkel
Yayınevi: Doruk Yayınları
Sayfa sayısı: 217
ISBN: 9755534113
Basım tarihi: Ocak 2003

 

Mülksüzler

"...Vermediğimiz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiç bir yerde değildir." Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.


"Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla başlamıştı.


"Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal-Darwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm: eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin'in, Goldmann ve Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır."

Yazar: Ursula K. Le Guin
Yayınevi: Metis Yayıncılık
Çevirmen: Levent Mollamustafaoğlu
Sayfa sayısı: 313
ISBN:
Basım tarihi: Ocak 1999
 

Birinci bölüm, "Anarres - Urras", s. 11-19

Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama düşünce gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı.
       Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.
       Bir tarafından bakıldığında duvar, Anarres Limanı adı verilen yirmi beş hektar çorak alanı çevreliyordu. Limanda bir çift büyük servis vinci, bir roket fırlatma platformu, üç ambar, bir kamyon garajı ve bir yatakhane vardı. Yatakhane sağlam, pis ve yaslı görünüyordu, ne bahçesi vardı, ne de içinde çocukları; açıkçası orada ne kimse yaşıyor, ne de kimsenin uzun süre kalması düşünülüyordu. Aslında bir karantina bölgesiydi. Duvar yalnızca iniş alanını değil, uzaydan gelen gemileri, o gemilerle gelen insanları, geldikleri dünyaları ve evrenin geri kalan kısmını hapsediyordu. Evreni çevreliyor, Anarres'i dışarda, özgür bırakıyordu.
       Öteki tarafından bakıldığında duvar Anarres'i çevreliyordu: bütün gezegen içerideydi, diğer dünyalardan ve insanlardan yalıtılmış, karantinaya alınmış, dev bir esir kampıydı.
       Yoldan birkaç kişi iniş alanına doğru geliyor, birkaçı da yolla duvarın kesiştiği yerde bekliyordu.
       Çoğu kez yakındaki Abbenay kentinden insanlar, bir uzay gemisi görmek umuduyla, ya da yalnızca duvarı görmek için gelirlerdi. Ne de olsa dünyalarının tek sınırlayıcı duvarıydı o. Başka hiç bir yerde Girilmez levhasına rastlayamazlardı. Özellikle yeni yetmeler kapılıyordu duvarın çekiciliğine. Yanaşıp üstüne otururlardı. Ambarlardaki taşıyıcılardan sandıkları indiren, izlenecek bir ekip görmeyi umarlardı. Platformda bir yük gemisine bile rastlayabilirlerdi. Yük gemileri yılda yalnız sekiz kez gelirdi. Gelişleri limanda çalışanlar dışında kimseye duyurulmazdı. Onun için bu kez izleyiciler çalışan birilerini görünce, başlangıçta heyecanlandılar. Ama onlar bir uçta; hareketli vinçlerle çevrilmiş, alçak, kara kule alanın öbür ucunda duruyordu. Sonra ambar ekiplerinin birinden bir kadın gelip "Bugünlük kapatıyoruz kardeşler," dedi. Güvenlik kolluğu takıyordu, en az uzay gemisi kadar seyrek görülen bir şeydi bu. İşte bu biraz heyecan yaratmıştı. Kadının sesi yumuşaktı, ama bir kesinlik seziliyordu. Takımının ustabaşıydı; sorun çıkacak olursa yoldaşları ona arka çıkardı. Zaten görülecek pek bir şey de yoktu. Yabancılar, dış dünyalılar gemilerinde saklanıyorlardı. Gösteri yoktu.
       Savunma ekibi için de sıkıcı bir gösteriydi bu. Bazen ustabaşı birinin duvarı aşmaya çalışmasını diliyordu; gemiden atlayan bir yabancının veya gemiye yakından göz atmaya çalışan Abbenay'lı bir çocuğun. Ama bu hiç olmamıştı. Hiç bir zaman hiç bir şey olmuyordu. Olay gerçekten çıktığında da, o hazırlıklı değildi.
       Dikkatli'nin kaptanı "O kalabalık gemime mi saldıracak?" diye sordu.
       Ustabaşı baktı ve limanda gerçekten büyük, yüz ya da daha fazla kişiden oluşan bir kalabalık olduğunu gördü. Orada öylece duruyorlardı. Kıtlık sırasında ürün taşıyan trenleri istasyonlarda bekleyen insanların durduğu gibi. Ustabaşını korkutuyordu bu.
       "Hayır," dedi yavaş ve sınırlı İocası'yla. "Protesto ediyorlar. Şeyi protesto ediyorlar... Nasıl derler... Yolcuyu."
       "Şu gemiye binecek pezevengin mi peşindeler yani? Onu ya da bizi durdurmaya mı çalışacaklar?"
       Ustabaşının diline çevrilemeyen "pezevenk" kelimesi kendi halkı için yabancı bir terimden başka bir şey ifade etmiyordu ona, ama ne kelimenin söylenişi hoşuna gitmişti, ne kaptanın ses tonu, ne de kaptanın kendisi. "Başının çaresine bakabilir misin?" dedi.
       "Boşversene. Sen yalnızca geri kalan yükün boşaltılmasını sağla, çabuk olsun. Şu yolcu olacak pezevengi de gemiye getir. Hiç bir Odocu kalabalığı bize bir şey yapamaz." Beline taktığı, şekilsiz bir penise benzeyen madeni nesneyi okşadı ve silahsız kadına hor görerek baktı.

       Kadın, silah olduğunu bildiği fallik nesneye soğuk bir bakış fırlattı. "Gemi 14'te yüklenmiş olacak," dedi. "Mürettebat içeride güvencede olur. Kalkış 14:40'ta. Yardım istersen Uçuş Kontrol'a teyp mesajı bırak." Kaptan bir şey diyemeden uzaklaştı. Kızınca adamlarına ve kalabalığa karşı daha sert davranıyordu. "Yolu açın!" dedi duvara yaklaşırken. "Kamyonlar geliyor, kaza çıkmasın. Kenara çekilin!"
       Kalabalıktaki erkek ve kadınlar onunla ve kendi aralarında tartışmaya başladılar. Yolu geçip duruyorlardı, bazıları duvarı geçti. Ama yine de yolu açtılar. Ustabaşı kalabalığı yola getirmekte ne kadar deneyimsizse, onlar da bir kalabalık oluşturmakta o kadar deneyimsizdiler. Bir kalabalığın öğeleri değil, bir topluluğun üyeleri olduklarından kitle psikolojisiyle hareket etmiyorlardı. Ne kadar insan varsa o kadar değişik duygu vardı. Ayrıca komutların rasgele olmasını beklemediklerinden, komutlara uymama deneyimleri de yoktu. Deneyimsizlikleri yolcunun hayatını kurtardı.
       Bazıları oraya bir haini öldürmeye gelmişlerdi. Bazıları ise onun gitmesini engellemeye veya ona hakaret etmeye, ya da yalnızca bakmaya gelmişlerdi. Bütün bu diğerleri, katillerin yolunu tıkıyordu. Hiç birinde ateşli silah yoktu, ancak birkaçı bıçak taşıyordu. Onlar için saldırının anlamı yalnızca bedensel saldırıydı, haini ellerine geçirmek istiyorlardı. Korunmuş olarak, bir araç içinde gelmesini bekliyorlardı. Mal taşıyan bir kamyonu incelemeye çalışır ve öfkeli sürücüsüyle tartışırken, aradıkları adam yalnız başına ve yürüyerek geldi. Farkına vardıkları zaman çoktan alanın yarısını geçmişti, arkasında beş savunma görevlisi onu izliyordu. Onu öldürmek isteyenler takibe –çok geçti– sonra da taş atmaya –pek de geç değildi– giriştiler. Hedefledikleri adamı tam gemiye binerken ıskaladılar, ama koca bir taş savunma görevlilerinden birinin tam kafasına geldi ve adamı anında öldürdü.
       Geminin kapakları kapandı. Savunma ekibindekiler geri dönüp ölü arkadaşlarını taşıdılar; gemiye doğru koşarak gelen kalabalığın önderlerini durdurmak için herhangi bir şey yapmıyorlardı, ama öfke ve şoktan yüzü bembeyaz olan ustabaşı onlar geçerken arkalarından küfretti. Kalabalık ise ustabaşına çarpmamak için kenardan geçti. Gemiye ulaştıklarında kalabalığın öncü kolu dağıldı ve kararsız, durdu. Geminin sessizliği, dev, iskeletsi servis kulelerinin ani hareketleri, toprağın garip yanık görüntüsü, insan boyutlarında herhangi bir şeyin olmaması zihinlerini karıştırıyordu. Gemiye bağlı bir aletten çıkan buhar veya gaz kaçağı bazılarını irkiltti, yukarıda kara tüneller gibi duran roketlere tedirginlikle baktılar. Limanın öte yanında bir uyarı sireni öttü. Önce biri, sonra bir başkası kapıya doğru yöneldi. Kimse onları durdurmadı. On dakika içinde liman boşalmış, kalabalık Abbenay'a giden yol boyunca dağılmıştı. Hiç bir şey olmamış gibiydi.
       Dikkatli'nin içinde ise bir sürü şey oluyordu. Yer Kontrol, fırlatma zamanını öne aldığı için bütün işlemler iki kat hızlı yapılmak zorundaydı. Kaptan, ayak altında dolaşmamaları için yolcuyla doktorun kemerlerinin bağlanıp mürettebat kamarasında kilitli tutulmalarını emretmişti. Kamarada bir ekran vardı, isterlerse kalkışı izleyebilirlerdi.
       Yolcu izliyordu. Limanı, limanın çevresindeki duvarı, duvarın ta dışında, Ne Thera dağlarının maki ve seyrek gümüşi aydikeniyle benekli uzak bayırlarını görüyordu.
       Bütün bunlar birdenbire parıldayarak akıp gitti ekrandan. Yolcu başının yastıklı arkalığa bastırıldığını hissettı. Dişçi koltuğuna benziyordu, baş geriye bastırılmış, çene zorla açılmış. Nefes alamıyordu, midesi bulanıyordu, korkudan barsaklarının gevşediğini duydu. Bütün bedeni onu ele geçiren güçlere haykırıyordu, şimdi değil, henüz değil, bekleyin!
       Onu kurtaran gözleri oldu. Görmekte ve aktarmakta ısrar ettikleri şey onu dehşetin donukluğundan çıkardı. Çünkü şimdi ekranda garip bir görüntü, soluk, taştan dev bir düzlük vardı. Büyük Vadi'nin üstündeki dağlardan görünen çöldü bu. Büyük Vadi'ye nasıl dönmüştü? Kendi kendine uçakta olduğunu söylemeye çalıştı. Yoo, uzay gemisinde. Düzlüğün kenarı suya yansıyan ışığın, uzak bir denizin ışığının parıltısıyla ışıldadı. O çöllerde hiç su yoktu. Gördüğü neydi o zaman? Taş düzlük artık düz değil, güneş ışığıyla dolu dev bir çanak gibi oyuktu. O izlerken çanak ışıklar saçarak düzleşti. Birdenbire üzerinde boylu boyunca bir çizgi belirdi, soyut, geometrik, bir çemberin mükemmel kesiti. Bu yayın ötesinde karanlık vardı. Bu karanlık bütün resmi tersine çevirdi, negatifini aldı. Gerçek, taş kısmı artık içbükey ve ışık dolu değil, dışbükey ve ışığı yansıtan, ışığı yadsıyan bir hal almıştı. Bir düzlük veya çanak değil, bir küre, karanlıkta düşen, ta uzaklara düşüp giden beyaz, taştan bir toptu. Onun dünyasıydı bu.
       "Anlamıyorum," dedi yüksek sesle.
       Birisi onu yanıtladı. Bir süre, iskemlesinin yanında oturan kişinin onunla konuştuğunu, onu yanıtladığını anlayamadı, çünkü artık bir yanıtın ne olduğunu anlayamıyordu. Yalnız bir tek şeyin açıkça farkındaydı, kendi mutlak yalıtılmışlığının. Dünya altından kaymış ve yalnız bırakılmıştı.
       Her zaman bunun olacağından korkmuştu, ölümden korktuğundan da çok. Ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır. O ise kendini kurtarmış, diğerlerini yitirmişti.
       En sonunda yanında duran adama bakmayı başardı. Bir yabancıydı kuşkusuz. Bundan sonra hep yabancılar olacaktı çevresinde. Adam yabancı bir dilde konuşuyordu: İoca. Kelimeler anlamlıydı. Bütün küçük şeyler anlamlıydı, yalnızca bütünü anlamsızdı. Adam onu iskemleye bağlayan kemerlerle ilgili bir şey söylüyordu. Kemerlerle oynadı. İskemle doğruldu; başı döndüğü ve dengesini yitirdiği için az daha düşüyordu. Adam herhangi birinin yaralanıp yaralanmadığını sorup duruyordu. Kimden bahsediyordu? "Yaralanmadığından emin mi?" İoca'da doğrudan hitabın kibar şekli üçüncü tekil şahıstı. Adam onu kastediyordu. Neden yaralanabileceğini bilmiyordu; adam taş atmayla ilgili bir şeyler söylüyordu. Ama taş hiç bir zaman çarpmayacak, diye düşündü. Taşı, karanlıkta düşen beyaz taşı görmek için yeniden ekrana baktı, ama ekran boştu.
       "İyiyim," dedi sonunda rasgele.
       Bu adamı tatmin etmedi. "Lütfen benimle gelin. Ben doktorum."
       "İyiyim."
       "Lütfen benimle gelin, Doktor Shevek!"
       "Sen doktorsun," dedi Shevek bir anlık duraklamadan sonra. "Ben değilim. Adım Shevek."
       Kısa, açık tenli, dazlak bir adam olan doktor kaygıyla yüzünü ekşitti. "Efendim, odanızda kalmalısınız– bulaşıcı hastalık tehlikesi– benden başka kimseyle ilişkide olmamanız gerekliydi, iki aylık dezenfektasyon süresinden boşuna geçtim, şu kaptanın Allah belasını versin! Lütfen benimle gelin, efendim. Beni sorumlu tutarlar–"
       Shevek küçük adamın tedirgin olduğunu algıladı. Vicdan azabı veya sempati duymuyordu, ama şu anda olduğu yerde, mutlak yalnızlıkta bile tek bir kural, tanıdığı tek kural geçerliydi. "Peki," dedi ve ayağa kalktı.
       Hâlâ başı dönüyor, sağ omuzu ağrıyordu. Geminin hareket ediyor olması gerektiğini biliyordu, ama hareket duygusu yoktu; yalnızca sessizlik, korkunç ve kesin bir sessizlik vardı duvarların dışında. Doktor sessiz madeni koridorlardan geçirerek bir odaya götürdü onu.
       Çok küçük, sıkıca kapalı bir odaydı bu, duvarları boştu. Oda, Shevek'i itiyordu, unutmak istediği bir yeri anımsatıyordu ona. Eşikte durdu. Ama doktor ısrar etti, yalvardı; o da içeriye girdi.
       Rafa benzeyen yatağa oturdu ve doktoru kayıtsızca izledi. Hâlâ sersem ve uyuşuk hissediyordu kendini. İlgilenmesi gerektiğini biliyordu; bu adam gördüğü ilk Urras'lıydı. Ama çok yorgundu. Arkasına yaslanıp uyuyabilirdi.
       Bir gece önce sabaha kadar oturup makalelerini karıştırmıştı. Üç gün önce Takver'le çocukları Barış-ve-Bolluk'a götürmüştü, o zamandan beri de hep meşguldü, radyo kulesine koşup Urras'takilerle son dakika görüşmeleri yapıyor, Bedap ve diğerleriyle tasarıları ve olanakları tartışıyordu. Bütün bu koşuşturma boyunca, Takver gittiğinden beri aslında onun işleri değil, işlerin onu yaptığını hissediyordu. Başkalarının elindeydi. Kendi iradesi işlememişti. İradesi harekete geçme gereği duymamıştı. Her şeyi başlatan, bu anı ve etrafındaki duvarları yaratan kendi iradesiydi. Ne kadar önce? Yıllar. Beş yıl önce, Chakar'da, dağlarda, gecenin sessizliğinde Takver'e "Abbenay'a gidip duvarları yıkacağım," dediği zaman. Hatta daha da önce, çok önce, Toz'da, kıtlık ve umutsuzluk yıllarında, bir daha asla kendi iradesi dışında hareket etmeme sözü verdiği zaman. O sözü tutarak buraya getirmişti kendini: bu zamansız ana, bu dünyasız yere, bu küçük odaya, bu hücreye.
       Doktor çürümüş omuzunu inceledi (çürük Shevek'i şaşırtmıştı; limanda ne olup bittiğini farkedemeyecek kadar gergin ve telaşlıydı, taşın çarptığını duymamıştı bile). Doktor elinde bir iğneyle ona dönmüş bekliyordu.
       "Bunu istemiyorum," dedi Shevek. Konuşurken İocası yavaştı, radyo konuşmalarından bildiği kadarıyla kötü de telaffuz ediyordu, ama dilbilgisi yeterince düzgündü. Anlamakta konuşmaktan daha fazla güçlük çekiyordu.
       "Bu kızamık aşısı," dedi doktor, her profesyonel gibi o da sağırdı.
       "Hayır," dedi Shevek.
       Doktor bir an dudağını ısırdı, sonra "Kızamığın ne olduğunu biliyor musunuz efendim?" dedi.
       "Hayır."
       "Bir hastalık. Bulaşıcı. Genellikle erişkinlerde şiddetlidir. Anarres'te yok; gezegene yerleşilirken alınan koruyucu önlemler hastalığın kökünü kazıdı. Urras'ta çok sık görülür. Sizi öldürebilir. Sık görülen birçok diğer viral enfeksiyon gibi. Bağışıklığınız yok. Sağ elinizi mi kullanıyorsunuz efendim?"
       Shevek otomatik olarak "hayır" anlamında başını salladı. Doktor bir sihirbaz zarafetiyle iğneyi sağ koluna batırdı. Shevek buna ve diğer iğnelere sessizce razı oldu. Kuşkulanmaya veya karşı çıkmaya hakkı yoktu. Kendini bu insanlara teslim etmişti; doğuştan kendinin olan karar hakkını devretmişti. Dünyasıyla birlikte, Vadedilmiş dünyasıyla, o çorak taşla birlikte bu hak da elinden kayıp düşmüş, ondan uzaklaşmıştı.
       Doktor konuşmaya devam etti, ama o dinlemiyordu.
       Saatler, günler boyunca bir boşlukta, geçmişsiz ve geleceksiz, kuru ve berbat bir boşlukta yaşadı. Dışarıda sessizlik vardı. Kolları ve kaba etleri iğnelerden sızlıyordu; ateşi çıktı, kendini kaybettirecek kadar yükselmeyen, ama onu bilinç ile bilinçsizlik arasındaki sınır bölgesinde bırakan bir ateşti bu. Zaman geçmiyordu. Zaman oydu: yalnız o. Irmak oydu, ok da, taş da o. Ama hareket etmiyordu. Atılan taş hâlâ orta yerde asılı duruyordu. Gündüz veya gece yoktu. Bazen doktor ışığı kapatıyor veya açıyordu. Yatağın yanındaki duvarda bir saat vardı, kolu anlamsızca göstergedeki yirmi şeklin birinden diğerine hareket ediyordu.
       Uzun, derin bir uykudan sonra uyandı ve yüzü saate dönük yattığı için uykulu gözlerle onu inceledi. Kolu 15'ten biraz ileride duruyordu, eğer gösterge 24 saatlik Anarres saati gibi geceyarısından başlayarak okunursa öğleden sonra sayılırdı. Ama uzayda iki dünya arasındayken nasıl öğleden sonra olabilirdi? Geminin de kendine ait bir zamanı olması gerekiyordu tabii. Bunu keşfetmek ona müthiş bir cesaret verdi. Doğrulduğunda başı dönmedi. Yataktan kalkıp dengesini bulmaya çalıştı; gerçi topuklarının yere tam yapışmadığını hissediyordu, ama fena değildi. Geminin yerçekimi çok zayıf olmalıydı. Bu duyguyu pek sevmemişti; sürekliliğe, sağlamlığa ve katı gerçeklere gereksinimi vardı. Bunları aramak için küçük odayı sistemli bir biçimde incelemeye başladı.
       Boş duvarlar, her biri panele bir dokunuşta ortaya çıkmaya hazır sürprizlerle doluydu: lavabo, bok taburesi, ayna, masa, iskemle, dolap, raflar. Lavaboyla ilgili bir sürü tümüyle gizemli elektronik aygıt vardı ve musluk kolunu bıraktığınızda su kesilmiyordu. Shevek bunun ya insan doğasına duyulan büyük güvenin, ya da bol miktarda sıcak suyun göstergesi olduğunu düşündü. İkincisinin doğru olduğunu varsayarak bol suyla yıkandı, havlu bulamadığı için de sıcak hava üfleyip gıdıklayan gizemli aygıtlardan biriyle kurulandı. Kendi elbiselerini bulamadığı için, uyandığında üstünde olan şeyleri giydi: İkisi de sarı üzerine küçük mavi benekli, gevşek tutturulmuş bir pantolon ve şekilsiz bir tünik. Aynada kendine baktı. Yarattığı etki olumsuzdu. Urras'ta böyle mi giyiniyorlardı? Boş yere bir tarak aradı, sonunda saçını eliyle arkaya yatırdı ve kendine çeki düzen vermiş olarak odadan çıkmaya hazırlandı.
       Çıkamadı. Kapı kilitliydi.

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Zühtü Bayar, “Ursula K. Le Guin’in Canıma Okuyuşunun Öyküsüdür”, Matbuat, Sayı 24, Mayıs 1997

Le Guin'i ve iki büyük ödüllü yapıtı Mülksüzler'i BK edebiyatı içinde yerli yerine oturtmak istersek, şunları da eklememiz gerekli: Mülksüzler, BK edebiyatı yapıtları sınıflandırmasında, "Bilimsel BK"nun "sosyo-politik BK" sınıfına girer. Her ne kadar yazarın kendisi, "İkircikli Bir Ütopya" altbaşlığını kullanmışsa da, bu tabir BK'yu derinlemesine tanımayan okur ve eleştirmenler için kullanılmış olsa gerektir. Mülksüzler'in sınıflandırmadaki yeri, George Orwell'in 1984'ü, Yevgeni İvanoviç Zamyatin'in Mıy-Bizler'i, Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sı ve nihayet bir Türk yazarının, Dr. V. Bilgin'in Rüya mı Hakikat mı?'sının yanıdır. Mülksüzler'in bir ütopya olarak gösterilmesi doğru değildir ve zaten kaotik bir durumda olan kuramsal Türk edebiyatında daha da büyük karışıklıklara yol açabilir. Hem unutmamak gerekir ki, her BK yapıtı temelde bir "utopia"dır.
       Son olarak Le Guin'in altı çizilmesi gereken bir başka özelliğine daha dokunalım. Bu yazar, diğer yetkin ürünler veren bilimkurgucu meslektaşları gibi özel bir yazınsal BK üslubu geliştirdikten başka, lenguistik sorunlarla da derinlemesine ilgilenir. Onun için Ursula'yı okurken, sentetik bir biçimde yarattığı sözcüklerin semantiği üstünde dikkatle durmak gerekir.
       "Nebula" ve "Hugo" ödüllerini kazanmış ve "SF Masterpiece" sıfatıyla taçlandırılmış Mülksüzler için başka ne diyebilirim ki? Okuyalım; dikkatle, zevkle, tümcelerin altını çize çize ve yazarın kurgulamadaki başarısına saygı duyarak...

Neval N. Şenci , Özgür K. Tekin, "Mülksüzler", İmlasız, Sayı 3, Eylül-Ekim 2003

"Anarşistiniz burada..."
Algımızı yerli yerine oturtan düşlerimiz, ne isteyip ne istemediğimiz hayatı ve insanı tanımlamamıza ayna tutarken, bakışın en önemli eksenlerinden birini iktidar ve iktidarla ilişkiyi nasıl anlamlandırdığımız oluşturur.
       Platondan Campenalla'ya bilinen bütün ütopyalar mükemmeliyetçi, idealize coğrafyası ve toplumuyla totaliter bir yapıdadır. Le Guin ise Mülksüzler’de anarşist dünya Anarres ve tam tersi Urras'ı anlatırken tuttuğu aynada görünenlerle, sırlı yanda duranları düşündürmesini, kısıtlayıcı bağlardan kurtulan aklın akıp gitmesini ve sorgulanmayanın sorgulanmasını yani yüzleşmeyi sağlar. İktidar ilişkilerine karşı duruş Le Guin'in yazısının debisini oluşturur.
       Mülksüzler romanı ikiz dünyaların –ancak yaşam biçimi ile birbirine tamamen zıt– karşıtlıklarının, anarşist dünya ile kapitalist, devletçi dünyanın ve bu dünyalar arasında ki yolculuğun anlatıldığı bir roman. Roman dünyalarını siyah ve beyazın iç içe geçtiği bir ying-yang metaforu olarak düşünebiliriz. Zaten roman metaforlar ve ironiler üzerine kurgulanmış. Anarres; çorak, kıtlık içinde yaşam sürmeye çalışan, devletsiz, hiyerarşisiz özgür ve Odocuların gezegeni (anarşist). Urras ise doğanın cömert davrandığı,bolluk içinde yaşayan sınıflı, hiyerarşik ve devletçi (arşist) bir gezegen. Gezegen isimleri dil oyunları ile kurgulanmış. Anarres adı anarşiyi çağrıştırıken. (Yunanca Anarşi: An-arche "arche"; baş, başat "an" takısı olumsuz iyelik -siz,-sız Başsız) diğer yandan mal mülk sahibi olmayan anlamına da geliyor.(Latince res: şey,nesne). Urras ise USA ve USSR harflerinden devşirilmiş.Ayrıca Ur Almanca ilk, başlangıç anlamına geliyor. Anarres Urras'tan gelen göçmenlerden oluşmuş. Urras ilk gezegen, eski dünya. Bu noktada bu metaforu; gelişimin,değişimin metaforu, Urras'tan Anarres'e evrim olarak yorumlamak mümkün.
       "Hiçbirşey senin değildir..."
       Roman Anarres'in Kuzeybatışı bölgesinde doğan fizikçi/devrimci Shevek'in Urras'tan gelenlerle birlikte Urras'a doğru yol almasıyla başlıyor. Roman Urras'ta ilerlerken, Anarres'e flashback (geri dönüş) yapıp bu yolculuğa çıkışın nasıl evrilmeye başladığını ve Anarres'i anlatıyor. Bu yolculuk iki gezegen arasındaki ilk ziyarettir. Shevek uzay gemisinden arkasında bıraktığı duvarlarla çevrili bir ironidir. Tüm duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu nereden baktığınıza bağlı.
       Bir zamanlar Urras'ta yaşayan Odo ve Odocular devrimden önce Anarres'e ihraç edilmişlerdi. Acaba Le Guin; özgürlükçü ütopyanın kapitalist totaliter bir dünya da varolmayacağını, kendisine yaşam alanı yaratamayacağını düşündüğü için mi her şeyin sıfırdan başlayacağı boş bir gezegeni seçti? Aslında Odocuların otoriter sistemi hedef alması ve varlıklarının diğer insanları da etkileyeceğini bilen hükümetler Shevek'in Urras'ı ziyaretinden yüz elli yıl önce Odocuları Anarres'e sürgüne göndermişti. Daha sonra Anarres gezegenine ne kadar çorakta olsa insanlar kendi istekleri ile gittiler.
       Anarres karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, paylaşma temelinde kendi yollarının efendileri ve özgür insanlar tarafından düşlenmişti. Urras'tan ayrılarak Anarres'de yerleşim alanlarına akıl anlamına gelen Abbenay adını veren Odocu toplum için merkezsizleşme ve bireylerin hükmetme güdüsüne hizmet eden hiçbir kuruluşun olmaması önemli ögeler olarak varolur. Kent öncesi, teknoloji öncesi kabile yaşamına dönmeden anarşizmlerini çok ileri bir uygarlığın, karmaşık çeşitlilik içeren bir kültürün dengesi içinde yaşatmaktır esas olan. Anarresliler başlangıçtan beri merkezileşmenin büyük bir tehdit olduğunun farkındadır. "Sahip olmak yanlıştır. Paylaşmak doğrudur. Tüm benliğinden, bütün o geceler ve günler boyunca tüm yaşamından başka neyi paylaşabilirsin ki?" (s. 52) Ancak belleğini yitiren toplumların üst şokları yaşayıp savrulması, ruhunun eylemsizleşmesini Anarres de kimi noktalarda içinde barındırır. Anarres de mükemmel bir dünya değil. Doğal yapı uygar bir toplumun devamı için elverişli olmaktan çok uzak. Hâlâ otorite olmak isteyen, bürokratik eğilimleri taşıyan insanlar mevcut. Zaten mükemmele ulaşma motivasyonu da içinde tekdüzeliği, robotlaşmayı barındıran tehlikeli bir motivasyon (Burada Chuck Palahnuik'in Fight Club romanındaki Tyler ile anlatıcı arasındaki bir diyaloğu hatırlıyorum: "Mükemmel olmaya çalışma, bence evrilelim ve bırakalım herşey düşeceği yere düşsün") Anarres'te kadınların yaşam boyu eşlik isteği sahiplenici, bebek sahibi olma isteği onların mülkiyetçi hisler taşımasına neden oluyor. Feminist/Anarşist bir yazar olan Le Guin'in anarşist bir dünyada bile kadını sahiplenmeye yatkın olarak betimlemesini;yaşam boyu eşlik isteğinin özünde mülkiyetçi olduğuna vurgu yapmak için mi, yoksa günümüz toplumundaki kadının edilgenliğine ironik bir atıf olarak mı okumalıyız? Ancak Odo'nunda bir kadın olduğunu ve evli olduğunu da bilerek. Le Guin'in sorguladığı bir başka şeyde tahakkümün ve hiyerarşinin ortadan kaldırıldığı, dayanışmanın ve karşılıklı yardımlaşmanın tek etik kural olduğu bir toplum;i nsanın ölüm ve yalnızlık gibi duygularının verdiği acıya yanıt bulabilirliği. Yoksa Shevek'in dediği gibi: "Gerçek kardeşlik paylaşılan acıdan mı başlıyor?" (s. 63) Anarres'in diğer açmazları ise; Çorak bir gezegen olmasından kaynaklanan kıt kaynaklarla ayakta durma zorunluluğu. Merkezileşmenin önüne geçmek isterken kıt kaynaklar nedeniyle üretim ve dağıtımın Abbaney'deki ÜDE (üretim ve dağıtım eşgüdümü) sendikalarından –merkezden– sağlanıyordu. ÜDE'de bir bilimciler bürokrasisi oluşuyordu. Anarres yeni bir toplum yaratmanın sancıları ile yüzleşmek zorundaydı.:
       "Ey yeni doğmuş anarşi,sonsuz vaad / sonsuz dikkat / dinliyorum,dinliyorum gecede | gece kadar derin beşiğin yanıbaşında | çocuk iyi mi diye" (Göç'ün ondördüncü yılında Pio Atean tarafından yazılmış bir şiir s.92)
       Toplumsal organizmanın en önemli etkinliği eğitim, katı, ahlakçı ve otoriter bir tutumla Odo'nun sözlerini yasaymışçasına ezberletmek istemesi.Yazdıklarıyla farklı olanlar algı dışına itilir Tirin karakterinde olduğu gibi. Tam bu noktada anarşist dünyaya özgü aklın özgürlüğü, yıkıcı tutkularıyla Shevek, Bedap, Takver gibiler devrim olarak farklılıklarını ortaya koyarlar. Urras'la iletişim kurmak isteyenlerin hain olarak damgalanmasına karşın otoriteye taviz vermeyerek kendi vicdan ve bilincinin inisiyatifi doğrultusunda Shevek,karşılıklı yardımlaşma-dayanışma kültürünü yani kendi gerçeğini, meselesini anlatmak paylaşmak, Urras gerçeğini görmek ve duvarları yıkmak için aslında geri dönüş olan yolculuğuna çıkar.
       "Siz bizim tarihimizsiniz. Belki biz sizin geleceğiniziz. Öğrenmek istiyorum, görmezlikten gelmek değil." Shevek Urras'ta ki bilim adamları ile bir süredir fizik alanında görüşlerini paylaşmaktadır. Ancak "satın almanın ve satmanın","güç'ün" dünyasında bilim bir takım güç dengelerini değiştirmek için bir araçtır. Shevek Urras'a görüşlerini paylaşmak, devrimi orada ateşlemek ve duvarları yıkmak amacıyla gider. Urras hakkında bildikleri Odo'nun yazdıkları ile sınırlıdır. Urras farklıdır. Çok verimli toprakları, okyanusları, Anarres’te olmayan ve bitkileri ve Anarres'tekilerin hiç görmediği hayvanları ile. Urras ayrıca "satın alma, satma, sahip olma, biriktirme, statü, ataerkillik, bencillik, konformizm ve devlet" gibi Shevek'in anlayamadığı bir yaşamdır. Her şeyi yüzeyselleştiren, tüketim diliyle konuşan bayağı yaşantılarından fazlasıyla memnun Urraslılar –yumuşakçalar– derinliğine ilerleyememenin böcekçe korkusuyla süslü ambalajlarında bir iktidar ucubesi olarak Shevek'in karşısına çıkarlar. Temel ahlaki varsayımının mülkiyet ve karşılıklı saldırganlık olduğu toplumda nesneler, duygular, aşklar, insanlar alınır satılabilir ve tüketilebilirdi. Zenginlik yani ekonomik iktidar, cinselliğin erkeğin iktidarı, hiyerarşik ilişkilerin kanıksanması ve güce tapınmanın izdüşümü özellikle kadınların konumunda dikkat çekicidir. Kadınların Urras'ta bir amacı ve yeri yoktur. "Mülk sahibi sınıfların erkek üyelerini cinsel kullanımı için saklanan kadınlar, mülksüz sınıfın insanları tarafından kendilerine akşam yemeği sunulana dek bütün gün kumsalda yatar" (s. 45) ya da Artonun Shevek'in savaş karşısındaki tutumuyla odocu görüşü eleştirmek için söylediği sözler statü ve aristokratik yaşam tarzının kadın ayrımcılığının simgeleşmesi: "Odoculuğun derdi ne biliyor musun dostum, biraz kadınsı olması. Yaşamın erkekçe yönlerini almıyor. Kan ve çelik, savaşın parıltısı..." (s. 256) Urras'ta herşey Devlet içindir ve Devlet her şeydir. Urras'ta yaşayanlar için "yönetmek-yönetilmek" kaçınılmaz ve doğaldır. Otoritenin dil'i ile düşünürler, konuşurlar, eylerler. Otoritesiz bir dünyayı tasavvur edemezler. Oysa Shevek oradaki varlığı ile "Devletin gereksizliğinin kanıtıdır". Urras'ta eşitlik ilişkileri hiyerarşi ile belirleniyorken ve yönetiliyorken Anarres'te yönetilen tek şey üretim ve organizasyonudur. Urras Anarres'in tarihidir, Anarres'te Urras'ın geleceği...
       Shevek İo'da Odocu düşünceleri yaymak Anarres ile Urras arasında bir dayanışma başlatmak istiyordu.Ancak kapitalist İo devletini sosyalist Thu devletine tercih etmişti (Urras'ta iki hükümet var Kapitalist İo, Sosyalist Thu). Shevek neden özgürlükçü idealin kapitalist toplumda, sosyalist toplumda olduğundan daha kolay yeşereceğini düşünüyordu? Shevek'in sosyalist Thu devletini daha totaliter ve yurtsever olduğunu, otoriter devlet aygıtının daha katı işlediğini bildiği için mi yoksa Le Guin'in tarihsel materyalizme, liberal marksizme sıcak bakması mı kapitalist toplumun daha rahat dönüşeceği düşüncesine etkili olmuştu. Belki her ikisi de...
       Anarres çok zor bir dönemden geçiyordu. Zaten kıt olan doğal kaynaklar gittikçe azalmış kış acımasızca Anarreslileri açlıkla yüz yüze bırakıyordu. Gönüllü çalışmalar ve dayanışma ne kadar artsa da açlık bir süre sonra kaçınılmaz olarak şiddete, mülkiyetçiliğe dönmeye başlıyordu. (s. 230)
       Ayrımcı ve mülkiyetçi dünyanın tam içinde bir o kadar da uzak olan Shevek konuşamamaktan, devrimden söz edememekten bıkmıştı. Shevek'i Urrasa getiren iletişim gereksinimi, duvarları yıkmak isteğiydi. Düşüncenin doğasında iletilmek yazılmak ve gerçekleştirilmek vardı. Bu konumunda Shevek ruhu gün ışığına koşan çocuk gibi cebinde bulduğu mesajın peşinden gider. "Haksızlık ve baskıdan bunaldık ve karanlık gecede özgürlük ışığını görmek için yüzümüzü kardeş dünyaya çevirdik. Bize kardeşlerine katıl!" (s. 175) Shevek notu cebine koyan Liberter Sendikalistlerle İo genel grev gösterisi ile hükümetini sarsmaya hazırlanmaktadır. Yönetim meydanında yüz binlerce insan özgürlüğü haykırır. Shevek'in kalabalığa: "...Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrimi satın alamazsınız. Devrimi yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzda ya hiçbir yerde..." sözleri İo hükümeti askerlerinin kalabalığa ateş açması ile kesilir... Binlerce insan az önce şarkıların, coşkunun yankılandığı meydanda acımasızlığın sessiz tanığı olarak yatmaktadır. İo hükümeti cadı avı başlatır... Shevek'in Urras'la Arz'la. Hain'le kardeşlik bağı oluşturma isteği, Urras'ta özgürlüğün yeşerebileceğine inancı yıkılmıştı. Anarres'e dönme vakti gelmişti. "Gerçek yolculuklar geri dönüşlerdir."
       Ursula K. Le Guin, Philip K. Dick ve Stanislaw Lem ile birlikte bilimkurgunun en yaratıcı ve özgün yazarlarındandır. Türkiye'de genellikle Yerdeniz serisi ile tanınsa da Mülksüzler ona bilimkurgunun oskarları sayılan Hugo ve Nebulay ödüllerin kazandırmıştı.
       Le Guin; marksizmden, anarşizmden, taoculuktan etkilenmiş feminist bir yazardır. Mülksüzler tüm dünyada pek çok eleştirmen ve okur tarafından okunmuş üzerine yazılar yazılmıştır. Hatta Samuel Delayn mülksüzlere karşı bir heteretopya olan Triton'u yazmıştır.
 Anarres gezegenini; doğal koşulları, kıtlığı, kötü iklim koşulları göz önüne alındığında ve anarşistleri arasında iktidar heveslileri, bürokrat özentileri de dikkate alındığında ütopya olarak kabul etmek zor. Ancak "müksüzler" ve "mülksüzlük" bir ütopya.
       Yazar; insanların bugünkü toplumda egemen olan acıların, eşitsizliklerin ve sömürünün kaynağında –romanın adı ile ilintili olarak– mülkiyeti görür ki çok haklıdır. Anarres'tekiler özgürdür çünkü hiçbir şeye sahip değildirler. Urras'taki sahipler ise sahiplidir ("Sahip oldukların bir süre sonra sana sahip oluyor"–Fight Club)
       Shevek hiçbir zaman kapitalizmi, mülkiyetini ve yaşam ahlakını anlayamıyordu,öğrenemiyordu. Sözgelimi bir bankadaki işlemler ona ilkel bir dinin ayinleri gibi anlamsız ve karmaşık geliyordu (s. 119) Roman iki yolculuk üzerine kurulu: Biri gidiş diğeri dönüş. Ama aslında "gidiş" eski dünyaya "dönüş" , "dönüş" ise farklı bir insan olarak farklı bir dünyaya ilk kez "gidiş" Le Guin bize mükemmel bir dünyayı tasvir etmiyor, olabilecek en iyi yaşamın içindeki tehlikeleri gösteriyor.
       "Bir hırsız yaratmak istiyorsanız sahip yaratın. Suç yaratmak istiyorsanız yasalar koyun"
       "Yeniden Anarres'te Doğalım...."

Bahar Muratoğlu, “Mülksüzler 30. Yılında”, Cumhuriyet Dergi, 28 Kasım 2004

Ursula K.Le Guin'le "Mülksüzler" romanıyla  tanıştık. Otoriter devlete karşı, işbirliğini öneriyordu. Kendini "Taocu, anarşist, feminist ve çevreci" diye tanımlayan Le Guin'e göre ütopyalar imkânsız, ama yazılabilir...
       Bir öyküyü, bir yolculuğu anlatmanın pek çok farklı yolu vardır. Yazar belki de en çok nasıl anlattığıyla farklılaşır diğerlerinden. Hayal gücüyle ve kelimeleriyle farklılaşır. Gerçeküstü diye nitelediğimiz öyküler de, gerçekliği anlatmanın farklı yollarıdır yalnızca. İçimizdekileri ve çevremizdekileri, hayal gücünü sınırlamadan anlatmanın kapılarını aralayan yollardır.
       Fantezi, bilimkurgu ve ütopya yazarı olarak bilinen Amerikalı yazar Ursula K. Le Guin de sonsuz hayal gücünü özgürce kâğıda aktardığı öykülerinde bize kendimizi, gerçekliğimizi ve dünyamızı; kendimizin, gerçekliğimizin ve dünyamızın kalıplarına sokmaya çalışmadan anlatır. Sınırsız bırakılan bu hayal gücüyle Le Guin, bilinçdışından gelen simge ve arketipleri doğrudan ve dolaysız olarak kullanır. Bir başka deyişle Le Guin bize gerçeklerden bahseder.
       Le Guin'in fantastik öykülerindeki simgelere bakabildiğimizde, onun bize ustalığı, birliği, dengeyi, bütünlüğü, iç yolculuğu, keşfetmeyi, büyümeyi, cinselliği, ölümü, insanın karanlık yönünü anlattığını görürüz. Bunları büyülü bir dille, ejderhaların kadim lisanıyla anlatır. Tıpkı takımadalardan oluşmuş "Yerdeniz" gibi. Tıpkı gölgesinden önce kaçan, sonra onun peşine düşen, büyüme ve bütünleşme yolundaki "Ged" gibi. Tıpkı yeraltındaki karanlık labirentlerinde bir ışık yanan ve kendini ve kadınlığını keşfeden "Tenar" gibi. Gerçekten gerekmedikçe hiçbir şeyin doğasını değiştirmeyen büyücüler ve yalnızca göz boyayabilen sihirbazlar gibi.
       Le Guin fantezi konusunda şöyle diyor: "...çünkü fantezi elbette hakikidir. Olgulara dayanmaz, ama hakikidir. Çocuklar bilir bunu. Yetişkinler de bilir, zaten çoğu bu yüzden fanteziden korkar. Fantezideki hakikatin, yaşamaya mecbur edildikleri ve kabullendikleri hayatın sahteliğine ve kofluğuna, gereksizliğine ve sıradanlığına karşı bir meydan okuma, hatta tehdit oluşturduğunu bilirler. Ejderhalardan korkarlar, çünkü özgürlükten korkarlar." Ve şöyle devam ediyor: "...Biz hayal gücü zengin insanlar, 'Evvel zaman içinde bir ejderha varmış' ya da 'Topraktaki delikte bir hobbit yaşarmış' gibi cümlelerle, böyle güzelim gerçekdışı şeylerle, kendi tuhaf tarzımızda hakikate ulaşabiliriz." (1)

Cinsiyetler Ortadan Kalkınca

Le Guin psikoloji alanında, kendi deyimiyle "sanat hakkındaki görüşleri sanatçılara en yakın gelen psikolog" Carl Gustav Jung'a dönük durur. "Yerdeniz Büyücüsü (
2)" isimli kitabında, Jung öğretisindeki bireyleşme, bütün bir insan olma sürecinin ilk arketipi, ilk aşaması olan "Gölge"yi kullanır.
       Le Guin'in bilimkurgu ve ütopyaları ise dünyamızı aktarır, dünyamızı sorgular, dünyamıza alternatifler üretir. Mülkiyet, cinsiyet, aidiyet, siyasal sistemler, doğanın tahribatı, baskı, özgürlük, ideoloji, doğduğumuzdan beri bize dayatılan değerler karşılaştırılır ve sorgulanır. Bunlar yaratılan alternatif toplum türleriyle ve yıldızlar arası seyahatlerle güzelleşir, canlanır. Tıpkı anarşist bir toplum kurmuş "Anarresliler" gibi. Tıpkı cinsiyetin olmadığı "kış gezegeni" gibi. Tıpkı zamanı çizgisel değil döngüsel yaşayan, doğayla bütün olan "Keş halkı" gibi.
       Ursula K. Le Guin kendini "Taocu, anarşist, feminist ve çevreci" olarak tanımlıyor. Taoculuk, doğanın ideal düzenine uyumla iyilik ve güzelliğin gerçekleştirileceğini, bir şey yapmamanın ve hareketsiz kalmanın insanı huzura ve sükûnete kavuşturacağını ifade eder ve insanın kendini bilmesinden, kendi içini okumasından bahseder. Le Guin'in pek çok yapıtında bu felsefenin "doğanın ideal düzenine uyma", "kendini bilme" ve "kendi içini okuma" gibi öğelerinin izleri görülebilir. Feminizm esas olarak, özel mülkiyet sonrası, kadının da bir mülk sayılması ve çocuğun babasının belli olması amacıyla eve kapatılması sonucunda doğan ve kadın haklarını savunan bir ideolojidir. Le Guin'in feminizmi "cinsiyetçilik" değildir. İnsan olma ve eşitlik üzerine kurulu bir yaklaşımdır. "Bağışlanmanın Dört Yolu" (
3) isimli kitabında bu temalar bulunabilir. Aynı zamanda "Karanlığın Sol Eli" (4) adlı kitabında Le Guin kendi deyimiyle cinsiyeti oradan kaldırır ve geride ne kaldığına bakar. Bu romanda, "Kış gezegeni"ndeki insanlar normal koşullarda cinsiyetsizdirler ve yalnızca yılın belirli dönemlerinde, o andaki hormonal durumlarına göre kadın veya erkek olurlar. Bu gezegende "aidiyet", "sahiplik", "sevgililik", "arkadaşlık" gibi kavramlar değişmiş; cinsiyet bir otorite aracı olmaktan çıkmıştır. Çevreciliği; doğaya saygı, doğanın çeşitliliğini koruma ve onu çıkar uğruna tahrip etmeye karşı olma olarak tanımlayabiliriz. Le Guin'in çevreciliği özellikle "Dünyaya Orman Denir" (5) ve "Hep Yuvaya Dönmek" (6) gibi kitaplarında ön plana çıkar.

Ütopyolar İmkânsızdır...

Gelelim Le Guin'in anarşist yönüne ve en önemli romanlarından biri olan, yayımlanışının otuzuncu yıldönümündeki  anarşist ütopyası "Mülksüzler"e (7). Anarşizm; baskının ve otoriter devletin yerine işbirliğini, dayanışmayı, ahlakı, kolektif çalışmayı ve sevgiyi koyan bir sistemdir. Devlet ortadan kalkar, yerine eşit ve işbirliği içinde çalışan kurumlar ve federasyonlar gelir. İnsanlar korkuyla yönetilmez ve bireysel farklılıklar yok edilmeye çalışılmaz. Kişiler, bireysel-toplumsal ahlak duygusu ve kendi kararlarıyla yaşamlarını sürdürür, toplumlarının devamını sağlarlar. Mülkiyet yok olur. Le Guin, Mülksüzler'de anlattığı anarşizmi şöyle tarif ediyor: "...Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin, bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal-Darwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil: düpedüz anarşizm: eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kroptokin'in, Goldman ve Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin başhedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır."
       Mülksüzler, birbirinin uydusu olan Urras ve Anarres isimli iki gezegenden bahsediyor. Urras dünyamıza benzeyen kapitalist bir gezegenken Anarres kolektif çalışmanın ön planda olduğu; paranın, mülkiyetin ve dinin olmadığı anarşist bir gezegendir. Bir gün Anarresli bilimci Shevek, Urras'taki bilimcilerle görüşmek üzere kendi gezegeninden çıkar ve karşılaştırma, sorgulama başlar. Anarres'te eşyalar ve topraklar üzerinde mülkiyet hakkı olmadığı gibi, insanlar üzerinde de mülkiyet hakkı yoktur. İlişkiler aidiyet üzerine değil, sevgi üzerine kuruludur. Urras'ın insanlarının maddeler üzerindeki sahiplik iddiası, birbirleri üzerindeki sahiplik iddiasına kadar varmaktadır. Anarres ışıltısızdır belki, ancak Urras'ın ilk bakışta parlak görünen caddelerinin arka sokaklarındaki karanlık Anarres'te yoktur.
       Peki Anarres mükemmel midir? Bu bir ütopya olduğuna göre, orada yanlış giden bir şeyler olamaz mı? Le Guin'in bu sorulara yanıtı kesin bir "evet" değildir. İnsan doğasını ve Anarres'in çelişkilerini de anlatır Le Guin. Ve şöyle der: "Ütopyalar imkânsızdır. Ama yazabiliriz."
       Evet, ütopyaları yazabiliriz ve imkânsızı anlatmakla, Le Guin'in yaptığı gibi gerçeğin yansımasını gözler önüne serebilir, kafamızı çevirerek ondan kurtulamayacağımızı anlayabilir ve anlatabiliriz. l

Doğuş Sarpkaya, “Tamamlanmamış bir düş: Mülksüzler”, BirGün Kitap Eki, Aralık 2009

Yirminci yüzyılın son çeyreği ütopya üretimi açısından kısır bir dönem oldu. Belki de 68 hareketinin yenilgiye uğratılması, neoliberal politikaların yürürlüğe girişi, sosyalizm deneylerinin yeni bir dünyayı işaret etmekten çıkması ve postmodern ideolojinin sanat dünyasının damarlarına sızmasıyla birlikte düş ülkeleri yaratmak anlamını yitirmeye başladı. Lakin akıntıya karşı kürek çekmekten geri durmayan, başka bir dünyayı tasarlamaktan vazgeçmeyen bazı yazarlar oldu. Bunların başında da Ursula K. Le Guin geliyor. İnsan doğası, toplumsal yaşam, cinsiyet rolleri, kültür politikaları, totalitarizm, ekoloji gibi konularda söz söylemede inatçı olan Le Guin, ne kadar ikircikli olduğunu iddia etse de ütopya yazma konusunda geri durmamış bir yazardır. Ütopyanın, yazarı daraltıcı bir tür olduğunun da farkındadır. Mülksüzler’i yazdığı dönemde ütopik düşüncenin yaşadığı krizi : “…on yıllardır hiç Ütopya yazılmadı; bu tarz, hiciv ve ikaz haline gelerek içi dışına çıkmış gibi görünüyor” diyerek özetliyor. Mülksüzler’in de hiciv ve ikaz olduğunu kabul edersek –özellikle Urras’ın 70’lerin bir hicvi ve ikazı olduğunu düşünmek için pek çok nedene sahibiz- Le Guin’i ‘içi dışına çıkmış’ bir tarzda yazmaya iten nedenleri araştırmak gerekir.
       Romancıyı yazmaya iten dürtüler birçok eleştirmenin merak konusu olmuştur. Le Guin’in yazma arzusunu öngören kişinin Lukacs olması ilginçtir. Lukacs, Roman Kuramı’nda romancının yazma arzusunun, parçalanmış bir dünyayı birleştirme çabası tarafından uyandırıldığını savunur. İdealize edilmiş Eski Yunan’ın “bütünlüklü” toplumu, modernizm tarafından parçalanmış ve bu dönemin dominant yazın türü roman olmuştur. Romancı “çivisi çıkmış dünyanın ayna imgesi” ile uğraşır. Hayat ve öz arasındaki kopuşun farkında olan yazar, bu ikisini bütünlemeye çalışır. Le Guin, Yerdeniz Serisi’ni bu umutsuz çabanın epiği olarak kaleme alır. Tüm seri, parçalanmış dünyaları ve insanları bir araya getirmeyi anlatır. Yerdeniz Büyücüsü’nde büyüme süreci, insanın gölgesiyle birleşmesiyle tamamlanır. Atuan Mezarları’nda kadının kendisiyle barışması öykülenir. Aynı zamanda Yerdeniz’in bölünmüşlüğünün simgesi olan Erreth-Akbe’nin kırık halkası birleştirilir. En Uzak Sahil’de ölüm ile yaşam arasındaki denge yeniden kurulur. Le Guin, fantastik bir başyapıt olan üçlemesinin, Yerdeniz’in tüm bölünmüşlüklerine çare olamadığını düşünmüş olmalı ki Tehanu, Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgâr’la bütünleme çabasını sürdürür.
       Bir üçleme olarak planlanan Yerdeniz Serisi, yaşama dair bütünlüklü bir şey söyleme çabalarına rağmen özellikle cinsiyet rolleri noktasında yetersizdir. Yerdeniz’in, kadınları geleneksel cinsiyet rollerine gömen ve baskın erkek kahramanları kayıran yapısı, kadın merkezli bir tartışmayı dışarıda bırakmıştır. Bu durumdan rahatsız olduğunu söyleyen Le Guin’in çözümü Karanlığın Sol Eli olmuştur. Cinsiyetlerin tek vücutta bütünleşmesiyle birlikte, eril iktidar ortadan kalkar. İnsanın gölgesiyle, cinsiyetiyle, yaşamıyla, ölümüyle, doğayla ve toplumla eksiksiz bütünleşmesi, belirli bir denge durumu yaratabilir Le Guin’e göre.
       Fakat Yerdeniz Serisi ve Karanlığın Sol Eli, içinde barındırdıkları tüm tartışmalara ve bütünleme çabalarına rağmen ütopyacı dürtüyü hareketlendirmede Mülksüzler kadar başarılı olamamışlardır. Mülksüzler bir bakıma birleştirme işlemini tersine çevirdiği oranda başarılı olmuştur. İkiz gezegenler Urras ve Anarres’te geçen bir yolculuk hikâyesi anlatılır Mülksüzler’de. Kahramanımız Shevek, hem Anarres’i çeviren duvarı aşmak hem de bilimsel çalışmalarını ikiz dünyadaki bilim insanlarıyla paylaşmak için Urras’a yolculuğa çıkar.
       Anarres özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı, devletin olmadığı anarşist bir gezegendir. Anarres’i bir ütopya adacığı olarak tanımlayabiliriz. İnsanların yaşamasının çok mümkün olmadığı varsayılan çorak gezegen Anarres, Urras’ta ayaklanan ve kendilerine Odocu diyen anarşistler tarafından kolonileştirilmiş ve para hırsının, sahip olmanın, tahakküm kurmanın, tabi olmanın olmadığı bir kara parçasına çevrilmiştir. İnsanların hem kendini gerçekleştirmek hem de yaşamını devam ettirmek için çalıştığı, kendini ifade edebildiği, özgür olduğu bir toplum, Anarres’in çorak topraklarında oluşturulmuştur.
       Le Guin’in, klasik ütopyaların tersine, çorak bir diyarı ütopya mekânı olarak seçmesi ilginç ama işlevseldir. Amerikan rüyasının tüm dünyayı sardığı, tüketim ve bolluk toplumu söyleminin arttığı, arzu politikalarının bedensel zevkleri kışkırttığı bir dönemde, verimsiz topraklarda mutlu bir toplum hayali, tüm bu söylemlerin kınanışı olarak okunabilir. Diğer taraftan Le Guin’in kitaplarındaki antropolojik bakış burada da kendini gösterir. Birçok antropologa göre yaşam şartlarının zor oluşu ilkin toplumları, komünal bir yaşama sürüklemiştir. Gerçi ilkin topluluklar da bin yıllar boyunca, sahip olmama ve biriktirmeme konusunda direnç göstermişlerdir. Yani Le Guin çorak diyarları yaratırken, biraz da ilkin toplumların dayanışmacı ve mülksüz yaşamına özlemi ifade etmiş olabilir. Jameson’a göre ise Le Guin’in çorak diyarları seçişi, ütopya ile kıtlığı bir araya getirmesi, dünyayı indirgeme oyunu olarak okunabilir. Ütopyacılar kendi içine kapanan ve belirli noktalarda varolan dünyanın indirgenmiş bir karikatürüne dönüşen dünyalar yaratarak, arzunun sınırsızlığı, tüketim dürtüsünün engellenemezliği, zevkin ayartıcılığı gibi ütopik itkiyi soğuran olgulardan kaçmayı hedeflemişlerdir. Karanlığın Sol Eli’nde cinselliğin indirgenişiyle sağlanan bu süreç, Mülksüzler’de doğanın indirgenmesiyle kendisini gösterir.
       Mülksüzler’i ikircikli bir ütopya olmaya iten şey, Anarres’in ütopik bir ada olarak pek çekici bir mekan olmaması değildir. Le Guin’in sorgulayıcı dili, ikircikli bir ütopyayla karşı karşıya olduğumuzu anımsatır bize. Çünkü Anarres, yüz elli yıllık tarihe sahip bir toplum olsa da tamamlanmış bir ideali yansıtmaz. Mülk, statü ya da güç elde etmek isteyen insanlar hala yaşar Anarres’te. Ayrıca toplum, Odocu ilkeleri birer dogma haline getirmeye başlamıştır. Shevek’in yolculuğu bir taraftan kişisel bir dönüşümü yansıtırken, diğer taraftan katılaşmaya ve toplumsal acılar üretmeye başlayan Anarres’i, yeni bir değişim çağına sürükleme girişimi olarak da anlamlandırılabilir.
       Le Guin’in Mülksüzler’i yaşamın katılaşmasına, hareketsizleştirilmesine, tarihsizleştirilmesine, geleceksizleştirilmesine bir cevap niteliği taşır. Anarres’in tamamlanmamış bir düş olması da tam da bununla ilgilidir. Le Guin’in kendini yazmaya iten bütünleştirme tutkusuna yenilmemesi de anlamlıdır. Çünkü böyle bir şey gerçekleşseydi Mülksüzler, safi hiciv ve ikaz haline gelip didaktik bir saçmalığa dönüşebilirdi. Le Guin’in ütopyasını kaleme alırken ustası Yevgeny Zamyatin’in sözlerini aklından çıkarmadığı belli: “Eğer doğada sabit şeyler, sabit gerçekler olsaydı, tüm bunlar yanlış olurdu. Ama şükür ki gerçekler hatalıdır. Diyalektik sürecin özü tam da budur. Bugünün doğruları yarının yanlışlarıdır; en son sayı yoktur... Devrim her yerde, her şeydedir. Sınırsızdır. En son devrim, en son sayı yoktur”.


 

Dünyaya Orman Denir

Ursula K. Le Guin

Özgün adı: The Word for World is Forest

Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Eylül 1996
3. Basım: Ekim 2008

Ağaçlarda kardeş gibi yaşayan ve düşleri en az bizim gündelik yaşamımız kadar gerçek olan bir ırk, kendini "gerçekçi" Arzlılara karşı nasıl savunabilir?
       1970'lerin başlarında yazdığı Dünyaya Orman Denir'de Le Guin ABD'nin Vietnam savaşı politikasına doğrudan göndermeler yapar. Arz, Athshe'ye uygarlık götürüyordu. Silahlar, sanayi, şehirler ve fahişeler. Tüm bunlara yer açmak için Athshe'nin yüzeyini kaplayan ormanları kesmek gerekecekti; zaten Arz'ın da ahşaba ihtiyacı vardı. Herşey yolundaydı yani. Ancak Athshe'nin yerli halkı olan ufak tefek tüylü yaratıkların dilinde "Orman" ve "Dünya" eşanlamlı kelimelerdi; ikisi de "Athshe" demekti. O güne kadar şiddeti,savaşmayı ve öldürmeyi tanımamış olan Athshe insanları dünyalarını -ormanlarını- yok olmaktan korumak için savaşmayı ve öldürmeyi öğrenmek zorunda kalacaklardı artık. Dünya kurtulsa bile aynı dünya olabilecek miydi peki?
       Le Guin, Dünyaya Orman Denir için şunları söylüyor:
       "Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum; yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield'in ve Dement'in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. Oyun oynamak istemiyordu. Ahlak dersi vermek istiyordu. Ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değildir. Madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirim bir tek. Don Davidson olmak Raj Lyubov olmaktan daha da acı vericidir." – Ursula K. Le Guin

 

Açılış bölümü, s. 5-9

Aklında bir gün evvelinden kalma iki şeyle uyandı Yüzbaşı Davidson; karanlıkta uzanırken bir süre onları seyretti. İyi olan: yeni kadın yüklü gemi gelmişti. İnanılır gibi değil. Burada, Centralville'delerdi, NAFAL'a göre Arz'dan yirmi yedi ışıkyılı, kopterle Smith Kampı'ndan dört saat uzaklıkta, Yeni Tahiti Kolonisi için ikinci çiftleşgen kadın grubu, hepsi sağlam ve temiz, 212 baş kullanıma hazır insan stoku. Ya da, en azından, yeteri kadar kullanılabilir. Kötü olan: Çöplük Adası'ndan gelen mahsul kaybı ve erozyonla ilgili rapor; tam bir bozgun. 212 baş yatağa atılabilir memeli vücudun görüntüsü Yüzbaşı Davidson'un zihninde, yağmurun sürülmüş toprağı çamura çevirip kırmızı bulanık bir çorba gibi incelterek kayalardan aşağı, hızla dövdüğü denize döktüğünü gördüğünde belirsizleşti. Erozyon, Smith Kampı'nı yönetmek üzere Çöplük Adası'ndan ayrılmasından önce başlamıştı, tanrı vergisi olan olağanüstü görsel hafızası sayesinde herşeyi çok net olarak hatırlıyordu. Görünüşe bakılırsa Kocakafa Kees haklıydı, işlenmesi planlanan arazide bir sürü ağacı ayakta bırakmak gerekliydi. Yine de, toprağın bilimsel olarak işlendiği bir soya fasulyesi tarlasında, ağaçlar yüzünden niçin bu kadar çok yer harcamak gerektiğini anlamış değildi. Ohio'da böyle değildi; mısır istedin mi mısır ekersin ve de ağaç gibi şeyler için hiç mi hiç yer kaybetmezsin. Fakat o zamanlar Arz ehlileştirilmiş bir gezegendi, oysa Yeni Tahiti için aynı şey söylenemezdi. Zaten burada olma nedeni de buydu: ehlileştirmek. Madem Çöplük Adası sırf kaya ve çukurlardan oluşuyor, bırakın onu; başka bir adada yeniden başlayın ve daha iyisini yaratın. Bize boyun eğdiremezsin, biz İnsanoğlu'yuz. Bunun ne demek olduğunu çok yakında öğreneceksin, kahrolası lanet gezegen, diye düşündü Davidson ve barakasının karanlığında meydan okurcasına dişlerini gıcırdattı. İnsanoğlunu düşünürken aklına Kadın geldi ve gülümseyen, kırıtan küçük vücutlar yine zihninde dolaşmaya başladı.
       "Ben," diye bağırdı, doğrulup çıplak ayaklarını soğuk zemine sallandırırken. "Sıcak su hazırla, acele-et-çabuk!" Gürültüsünden iyice uyandı. Bir dizi rahat hareketle gerindi, göğsünü kaşıdı, şortunu çekti ve barakadan güneşin aydınlattığı meydana çıktı. İriyarı, sert kaslı bir adamdı, iyi geliştirdiği vücudundan hoşnuttu. Yaratıkçığı Ben, her zamanki gibi ateş üzerinde dumanlar çıkan sıcak suyunu hazırlamış, boşluğa bakmaktaydı. Yaratıkçıklar hiç uyumazlar, sadece oturur ve bakarlar. "Kahvaltı. Acele-et-çabuk!" dedi Davidson, yaratıkçığın havlu ve ayna ile beraber hazır ettiği jiletini kaba tahta masadan alırken.

       Kalkmadan önce son anda Merkez'e uçup kendisine yeni kadınlar bakmaya karar vermiş olduğundan bu gün yapacağı çok iş vardı. İki binden fazla erkek arasında 212 çok uzun dayanmazdı, ve ilk grup gibi muhtemelen bunların da çoğunluğu Koloni Gelini'ydi, sadece yirmi ya da otuzu Eğlence Personeli olarak gelmişti; ama o bebekler gerçekten çok arzulu kızlardı ve bu sefer en azından birini ilk olarak kapmaya kararlıydı. Sağ yanağını vızıldayan jilete doğru gergin tutarken, sol tarafıyla sırıttı.
       Yaşlı yaratıkçık sallanıyor, aşevinden kahvaltıyı getirmesi bir saat alıyordu. "Acele-et-çabuk!" diye bağırdı Davidson, Ben uğraşarak kemiksiz bedenin başıboş hareketlerini bir yürüyüşe çevirdi. Aşağı yukarı bir metre boyundaydı ve sırtındaki tüyler yeşilden çok beyazdı; yaşlıydı ve bir yaratıkçık için bile fazla kafasızdı, ancak Davidson onu nasıl idare edeceğini bilirdi. Adamların birçoğu bu beş para etmez yaratıkları idare edemiyorlardı ama Davidson'un hiç böyle bir problemi olmamıştı; eğer emeğine değecek olsa, hepsini evcilleştirebilirdi. Değmezdi gerçi. Getirin buraya yeteri kadar insan, yapın makinalarla robotları, kurun çiftliklerle şehirleri, bir daha kimsenin de yaratıkçıklara ihtiyacı kalmazdı. Ayrıca iyi de olurdu. Çünkü bu dünya, Yeni Tahiti, gerçek anlamıyla insanoğlu içindi. Temizlenip boşaltıldığı, karanlık ormanın hububat tarlalarına yer açmak üzere kesildiği, ilkel kasvet, yabanilik ve cehalet silinip süpürüldüğü zaman burası cennet, gerçek bir Aden olurdu. Yıpranmış Arz'dan daha iyi bir dünya. Ve bu onun dünyası olurdu. Çünkü Davidson'un içinde, çok derinlerinde bu vardı: dünya-terbiyecisi. Palavracı bir adam değildi, ölçüsünü bilirdi. Sadece bunun için yaratılmıştı. Ne istediğini biliyordu, nasıl elde edeceğini de. Ve istediğini her zaman elde etmişti.
       Gözleri mavi golf topları gibi dışarı fırlamış Kees Van Sten'in şişko, beyaz ve endişeli görüntüsünün yaklaştığını görmek bile keyfini kaçıramadı.
       "Don," dedi Kees selamlamadan, "ağaç kesimcileri Arazi' de yine kırmızı geyik avlamışlar. Salonun arka odasında on sekiz çift boynuz var".
       "Hiç kimse yasak avlananları yasak avlanmaktan alıkoyamamıştır, Kees."
       "Sen onları durdurabilirsin. Bunun için sıkıyönetim altında yaşıyoruz, bunun için bu Koloni'yi Ordu yönetiyor. Kurallar'ı uygulamak için".
       Şişko Kocakafa'dan cephe taarruzu! Bu neredeyse komikti. "Peki," dedi Davidson anlayışlı bir şekilde. "Onları durdurabilirdim. Ama bak, benim ilgilendiğim insanlar; benim işim onlar, senin de dediğin gibi. Ve önemli olan da onlar. Hayvanlar değil. Eğer küçük bir gayri resmi av partisi bu kahrolası hayata tahammül edebilmelerine yardım ediyorsa, o zaman görmezlikten gelirim. Biraz eğlenmeleri gerek".
       "Oyunları, sporları, hobileri, filmleri, geçen yüzyılın tüm önemli spor olaylarının teleteypleri, içkileri, marihuanaları, düşgördürücüleri ve Ordu'nun pek yaratıcı olmayan hijyenik eşcinsellik düzenlemelerinden memnun olmayanlar için Merkez'de bir sürü taze kadın var. Senin şımarık, kötü ahlaklı sınır kahramanlarının nadir bulunan yerli bir canlı türünü 'eğlence için' yok etmelerine gerek yok. Eğer harekete geçmezsen Yüzbaşı Gosse'ye bir Ekoloji İhlal Tutanağı rapor etmem gerekecek".
       "Eğer uygun görüyorsan yapabilirsin Kees," dedi sinirini hiç bozmayan Davidson. Kees gibi bir Avrupalı'nın duygularının kontrolünü kaybettiğinde yüzünün kıpkırmızı olması biraz dokunaklıydı. "Bu senin işin ne de olsa. Sana karşı koymayacağım; tartışmayı Merkez'de yapıp kimin haklı olduğuna karar verebilirler. Görüyor musun Kees, sen burayı, aslında nasılsa öyle korumak istiyorsun. Büyük bir Ulusal Orman gibi. Bakmak ve incelemek için. Harika, sen bir uz'sun. Fakat bak, işleri bitiren biz sıradan adamlarız. Arz'ın oduna ihtiyacı var, hem de feci şekilde. Odunu Yeni Tahiti'de buluyoruz. Bu yüzden ağaç kesimcisiyiz. Bak, ayrıldığımız nokta şu ki, senin için Arz önce gelmiyor aslında. Benim için ise önemli olan o."
       Kees o mavi golf-topu gözleriyle yan yan baktı. "Öyle mi? Bu dünyayı Arz'a mı benzetmek istiyorsun, ha? Beton çölüne?"
       "Arz dediğimde, Kees, insanları kastediyorum. İnsanoğlunu. Sen geyikler, ağaçlar ve fiberotu için endişeleniyorsun, çok güzel, senin bileceğin iş. Fakat ben olayları önem derecelerine göre görmek isterim, yukarıdan aşağıya, ve yukarıda, şimdiye kadar hep insan oldu. Şu anda buradayız, o zaman bu dünya bizim istediğimiz şekilde dönecek. İster beğen ister beğenme, bu yüzleşmen gereken bir gerçek; işler böyle yürüyor. Dinle Kees, Merkez'e inip kolonimizin yeni üyelerine bir göz atacağım. Gelmek ister misin?"
       "Hayır, sağolun Yüzbaşı Davidson," dedi uz laboratuvar barakasına doğru ilerlerken. Gerçekten deliydi. O kahrolası geyikler için üzüntü içindeydi. Gerçekten muhteşem hayvanlardı doğrusu. Davidson'un canlı hafızası ilk gördüğünü hatırladı, burada Smith Toprağı'nda, büyük kırmızı bir gölge, yerden omuza kadar iki metre, dar altın boynuz tacı, çevik, cesur bir hayvan, hayal edilebilecek en iyi av hayvanı. Arz'dayken, Yüksek Kayalık Dağlar'da ve Himalaya Parkları'nda bile robot geyikler kullanılıyordu, gerçekleri neredeyse yok olmuştu. Bunlar bir avcının rüyasıydılar. Bu yüzden de avlanılacaklardı. Hay kör şeytan, yabani yaratıkçıklar bile o iğrenç oklarıyla avlıyorlardı onları. Geyikler avlanılacaktı çünkü onların burada olma nedeni buydu. Fakat zavallı yufka yürekli Kees bunu göremiyordu. Aslında akıllı bir adamdı, ama gerçekçi değildi, yeteri kadar sert değildi. Kazanan tarafta oynamak gerektiğini, aksi takdirde kaybedeceğini görmüyordu. Ve kazanan her zaman İnsanoğlu'ydu. Fatih.

Arz’da ormanların tümü kesildiği ve hiç ağaç kalmadığı için, dünyanın kereste ihtiyacını karşılamak üzere 27 ışık yılı uzaktaki Athsheli gezegenine gidilmiş ve orası kolonileştirilmişti. Askeri ekipteki Yüzbaşı Davidson sert bir adamdı. Arz’lıydı ve Arz ehlileşmiş bir gezegendi, oysa burası için aynı şey söylenemezdi. Burada olma nedeni de buydu zaten, gezegeni ehlileştirmek. Kendisini bir dünya-terbiyecisi olarak görmekten hoşlanıyordu. Ekiptekiler de sıkı çocuklardı. Mühendisler, psikologlar, doktorlar gibi uzmanlar dışındakiler yani.
 

Bu gezegenin sakinlerine yaratıkçıklar diyorlardı, yaklaşık bir metre kadar boyları ve tüm vücutlarını kaplayan tüyleri vardı. İlkel canlılar oldukları her hallerinden belliydi. Emirleri uygulamada ve anlamada biraz yavaş olsalar da en iyi tarafları canlarının hiç yanmamasıydı. Onlara istediğiniz kadar vurabilirdiniz ama canları yanmazdı.

Ayrıca yaratıkçıklar şiddetten çok uzak canlılardı. Sadece bir keresinde Davidson’a saldıran bir tanesi dışında böyle bir örnek hiç görmemişlerdi. O da öylesine ölümüne saldırmıştı ki şaşırıp kalmışlardı. Dünyadan gelenler bilmeseler de, yaratıkçığı değiştiren karısının Davidson tarafından tecavüz edildikten bir gün sonra ölmesi olmuştu. Davidson’ın kendisine saldıran yaratıkçığı öldürmesine uzmanlardan biri olan Dr. Lyubov engel olmuştu. Hatta onu iyileştirip eğitmeye de gönüllü olmuştu.

Dr. Lyubov gerçek adı Selver olan Athsheli’yi iyileştirmiş, daha sonra da onun dilini öğrenmiş ve ona da kendi dilini öğretmişti. Athshelilerin dünyalarını tanımaya çalışmış, kendi dünyasını da Selver’e anlatmıştı. Ama Selver’in onu anlaması mümkün olmamıştı, ağaç olmayan doğadan uzak bir yaşamı bir Athsheli’nin anlaması mümkün değildi. Çöl kelimesinin dillerinde bir karşılığı bile yoktu Dr. Lyubov kendi türdeşleri tarafından hainlikle suçlanma pahasına Selver ile dost olmuştu. Bir kaç yaratıkçığın yaşam koşullarının iyileşmesine bazılarının da kaçmasına yardımcı olmuştu. Zaten Dr. Lyubov’ın çalışmaları ve raporları şiddetin bu gezegende asla olmadığını ve olamayacağını belirtiyordu. Öyle bir örnek (son olay dışında) hiç olmamıştı bu gezegende, asla birbirlerini öldürmemişler, asla yaralamamışlardı.

O yüzden diğer kampa saldırı düzenlenip, 200 insan öldürülüp tüm kamp ateşe verilince tam bir şok yaşandı. Saldırı sırasında kamp dışında olduğu için sadece Davidson kurtulmuştu Olayın bitiminde kamp yerine ulaştığında yaratıkçıklar tüten dumanlar arasında hala oradaydılar. Ama Davidson’ı öldürmediler, sadece yere yatırıp, üzerine şarkı söylediler.

Selver insanlar için yaratıkçıklardan biri idi ama kendi toplumunda o bir düşgörendi. Düşgörenler dünya-zaman ile düş-zaman arasında geçiş yapabilen, düşlerine söz geçirebilenlerdi. İnsanların düş görmek için uyumalarını hatta ilaçlar almalarını, içki içmelerini hiç anlayamıyorlardı, sonuç hastalık ve sarhoşluk oluyordu çünkü, düş görmek değil. Kendilerinin çocukken bile yapabildikleri şeyleri insanların yapamamaları inanılmazdı. Selver ise kampa yaptıkları saldırı sırasında yaralanmış ve yaşlı bir düş-görene rastlayıp, onun insanlarına sığınmıştı. Yaşlı düş-gören, olanları zaten düşünde görmüştü. Düşünde devler yürümüş, ağaçlar devlerin önünde devrilmişti. Bütün hepsi öldürülüyordu. Ama böyle şeyler sadece düş-zamanda olurdu, dünya-zamanda değil. Selver hiç bir zaman mümkün olmayacağını zannettiği çok daha kötü şeyler görmüştü. Selver; delirmediği sürece insan insanı öldürmez diyen Selver, kendisinin bir insanı öldürmesini görmüştü.

Bu arada merkez kampa gezegenler arası bir yolculukla gelen beklenmedik bir ziyaretçi grubu herkesi şaşırtmıştı. Ekipman ve erzak getirmek için gelen gemidekiler, kamptaki olaylar duyulunca gezegene inmeye karar vermiş ve yanlarında bir zamanlayıcı getiren ekip kampa iniş yapmıştı. Bu zamanlayıcı her şeyi değiştiriyordu. Artık 27 ışık yılı uzaktaki dünya ile haberleşmek ve dünyadan bir haber almak için 54 yıl beklemeleri gerekmiyordu. Dünya yılıyla 18 yıl önce Arz, Dünyalar Birliğine üye olmuştu ve Arz’ın yönetim anlayışı ve diğer gezegenlerle ilişki kurma biçimi onların bıraktıkları zamana göre tamamen değişmişti. Kolonideki dünyalıların ise bundan haberi bile yoktu.

Gemide tesadüfen bulunan ve tam yetkili olan Dünyalar Birliği yetkililerinin de katıldığı toplantı sonucunda, Yüzbaşı Davidson’ın gezegendeki diğer kampa sürülmesine ve Arz’dan gelen emirler doğrultusunda da yaratıkçıkların derhal bırakılmasına, onların gönüllü yardımcılar olarak kullanılmasının yasaklanmasına karar verildi.

Yüzbaşı Davidson sürgün gittiği kampta yönetimi devralmakta hiç zaman kaybetmedi. Zaten bu durumu hiç anlamıyordu, insan bile sayılmayacak, birer fareden farklı olmayan yaratıklar için bu kadar endişelenmeye ne gerek vardı ki? Kendisi dışında herkes korkaktı, askerlikten hiç anlamıyorlardı, erkek bile sayılmazlardı. Ne kadar erkek olduğunuz iki yerde belli olurdu, bir kadını becerirken ve öldürürken. Merkez Kamptaki korkak herifler emir vermiş olabilirdi ama o, istediği her şeyi yapabilirdi ve o yumuşak heriflerin ruhları bile duymazdı. Böylece bir kaç hafta sonra adamları ile ormanda gördükleri her yaratıkçık köyünü yakmaya başladılar. Görüntü Yüzbaşı’ya göre tam bir şenlikti, önce kulübelerini yakıyordunuz sonra da tam kurtulduklarını sandıkları sırada kaçanların üzerine ateşjölesi fırlatıyordunuz. Bir iki kez sefer yaptıktan sonra, çevrelerindeki ormanda bir tane bile yaratıkçık kalmadığına iyice emin olmuştu.

Bir akşam, herkes uyumak üzereyken Davidson’ın kampında keskin bir çığlık duyuldu ve her tarafı alevler sarmaya başladı. Görülen manzara korkunçtu. Binlerce yaratıkçık, dikenli tellerin üzerinden akın akın geliyor, sürünüyor, atlıyor öldürerek kampta ilerliyordu. Nereden çıkmış olabilirdi ki yine? Ormanda onların hepsini temizlememişler miydi? Kesin kampta bir hatta bir çok hain vardı. Aslında kendisi dışında herkes hain ve korkaktı. Kanları bozuktu bir kere. Sadece kendisinde bu renk bir deri vardı ne de olsa. Koptere atlayıp kaçmaya çalışırken, kopter düştü. Zorla ayağa kalkabildiğinde karşısında Selver duruyordu. Hayır Selver onu öldürmeyecekti. Yüzbaşı deli idi, zararlı bir deli. O zaman onu çöp adasına götürüp bırakacaklardı. İnsanlar orada ne ağaç bırakmışlardı, ne de sularında balık kalmıştı. Sandal yapacak bile ağaç bırakmadıklarına göre Yüzbaşı’nın kaçması mümkün değildi. Kendi yarattığı çöplükte yaşamaya mahkumdu Yüzbaşı.

Gezegende yaklaşık 3 milyon Athsheli vardı. Arz’lıların onlarla baş etmesi mümkün değildi. Zaten istilacıların yeterince silahları ve yiyecekleri de yoktu. En iyisi ateşkes yapmak, 3 yıl sonra kendilerini almaya gelecek olan geminin varışına kadar da barış içinde bir arada yaşamaktı.
3 yıl geçtikten sonra gemi geldi, içinden Dünyalar Birliği görevlileri de indi. 3 yılda bir sürü şey değişmiş, gezegenler arasında kurulan sistem daha da yetkinleşmişti. Gezegenler arası hukuk ve yönetim sistemi ileriye gitmiş, Selver’in gezegeni de Birlik Yasağına alınmıştı. Bu da bir daha asla gasp için hiç kimsenin gelmeyeceğini garantiliyordu. En fazla 1-2 kişi gelirdi belki, o da onları daha iyi tanımak için.

Peki, gemi gidince her şey eskisi gibi olacak mıydı? Dünyalar Birliği’nin Hain gezegeninden gelen yetkilisi asıl bunu merak ediyordu. Daha önce, bu istilaya kadar hiç bir öldürme olmamıştı gezegende, bundan sonra olacak mıydı?

Selver bilmiyordu. İstila boyunca hepsi korkuyordu. Çocuklar devler yüzünden ağlayarak uyanıyorlar, kadınlar ticaret için uzaklara gidemiyorlar, Locadaki erkekler şarkı söyleyemiyorlardı. Korkunun meyvası olgunlaşmıştı. Halkının bilmekten korktuğu her şeyi görmüş, bilmişti: sürgün, utanç, acı, ıstırap içinde ölmüş anne, eğitilmemiş, bağra basılmamış çocuklar. Selver hasatçıydı ve olgunlaşan meyvayı toplamak ona düşmüştü. Belki o öldükten sonra, insanlar Selver doğmadan ve insanlar gelmeden önceki gibi olabilirlerdi tekrar.
—————————————————————————————————
Avatar filminden çıkar çıkmaz bu kitabı hatırladım, okumuş olan pek çok insan gibi.Çok uzun yazdığımın farkındayım, ama tutamadım kendimi.  Konusu o kadar çok benziyordu ki. Benzerlerini defalarca gördüğümüz Süpermen/Son Samuray karışımı kahramanımız bir yana, 3D yardımıyla da olaylar ve aksiyon beni avucuna alıp, tam bir katarsis yaşatsa da, içimdeki huzursuzluğun ve tatminsizliğin sebebini bulamamıştım. (bu yazıyı okuyan arkadaşlarımın -filme değil, içine bak bulursun- demelerini göze alıyorum.) Ta ki Ursula K LeGuinn kitabını bir kez daha okuyana kadar. Bir kere filmde nihai bir mutlu son yoktu. İstilacı dünyalıların daha iyi silahlanmış ve daha kalabalık olarak geri dönmeyeceklerini nereden biliyorduk? Ursula’ya göre hem Pandora hem dünya değişmeliydi gerçek bir mutlu son için.

Ursula K LeGuinn bu kitabı 1972’de Vietnam savaşı sürerken yazmış. Hair filminde nefis bir şekilde söylendiği gibi, Beyaz insanların Kızılderili insanlardan çaldıkları toprakları güya savunmak için, siyah insanları, sarı insanları öldürmek üzere gönderdikleri savaş yani.

Ursula K LeGuinn benim bildiğim en iyi hikaye anlatıcı. (Aşağıda hikaye ile ilgili yazdıklarını sizinle de paylaşıyorum.) Ursula K LeGuinn’in tüm kitaplarında onunla ve onun hikayesini anlattığı kişiler ile bir yola çıkarsınız. Hikayesini anlattığı kişilerin ayak izlerini takip eder, onlarla beraber yürürsünüz. Her yaptıklarında ve yapmadıklarında, verdikleri her kararda onlarla beraber olursunuz. Zaman zaman hak verirsiniz zaman zaman da vermezsiniz. Ama hep anlarsınız. Çünkü onlarla yürümüşsünüzdür. Yol da başlangıçtaki yol değildir, siz de. Yol sizi,  siz de yolu değiştirmişsinizdir.

Selver, birlikte yürüyebileceğiniz biridir. Sevapları ve günahları ile. Aynı yoldan yürümeniz mümkündür Selver ile. Ama Avatar ile yürüyemezsiniz. O yürümez zaten, uçar. Onunla beraber olmak için uçmanız, onu görebilmek için başınız yukarı kaldırmanız gerekir. Oysa Selver’i görmek için yanınıza bakmanız yeterlidir.
 ————————————————————————————————–
“Bildiğimiz kadarıyla insansıların evrim geçirip insana dönüştüğü tropik bölgelerde, türün temel gıdası bitkilerdi. (…) o bölgelerdeki insanlar yüzde 65 ila 80 oranında toplayıcılık yaparak besleniyorlardı; yalnızca kutup iklimlerinde et başlıca gıda maddesi olarak kendini gösteriyordu. (…) Tarih öncesinin ortalama insanı, haftada on beş saat kadar çalışarak gül gibi geçinip gidiyordu. İnsan haftada on beş saat çalışmayla hayatı kazanabiliyorsa, başka şeyler için pek fazla zamanı kalıyor demektir. O kadar ki, belki de hayatlarını renklendirecek çocukları, el işçiliği, aşçılık, şarkı söylemek gibi yetenekleri ya da kafa yoracak pek enteresan düşünceleri olmayan huzursuz tipler, bu zaman bolluğu yüzünde şöyle bir dolanıp mamut avlamaya karar vermiş olabilirler. Sonra da becerikli avcılar sırtlarında bir ton et, bol bol fildişi ve bir hikâye taşıyarak yorgun argın geri dönüyorlardı. Hayatı değiştiren şey et değildi burada. Hikâyeydi. Yabani yulaf tohumlarını ellerimin bütün gücüyle asılıp kabuğundan kopardım, (…) sonra pirelerin ısırdığı yerlerimi kaşıdım. Ool komik bir şey anlattı, derken dereye gidip bir su içtik, biraz da kertenkeleleri seyrettik, sonra oralarda biraz daha yulaf görmeyeyim mi… diye devam eden bir macerayı şöyle gerçekten sürükleyici bir hikâye haline getirmek hiç kolay değil. Mızrağımı o kıllı, devasa gövdeye sapladım; o sırada canavar Oob’u kocaman dişlerinden birine geçirmiş havada savuruyor, Oob avaz avaz haykırarak kıvranıyor, kanı kıpkızıl yağmur gibi üstümüze boşanıyordu, neyse ki şaşmaz okumla mamutu tam gözünden vurdum, beyni dağılınca hayvan devrildi, Boob da onun altında kalıp un ufak oldu… gibi bir anlatıyla karşılaştırılamaz, klasmana bile girmez. Bu ikinci hikâyede yalnız eylem değil, bir de kahraman var. Kahramanlar güçlüdür. Siz neye uğradığınızı anlamadan bir de bakarsınız ki yabani yulaf çayırındaki adamlar ve kadınlar, onların çocukları, yapıcıların el becerisi, düşünenlerin düşünceleri ve şarkıcıların şarkıları o örgüye eklenmiş, hepsi kahramanın öyküsünde göreve koşulmuş. Ama hikâye onların değil kahramanın hikâyesi.”
Ursula K. Le Guin; Kadınlar, Rüyalar; Ejderhalar; s. 52-53; Metis Yayınları

 
 

Zaman Yolcusunun Karısı – Audrey Niffenegger

Orjinal isim: The Time Traveler's Wife

Amerika'da yayınladınğı günden beri Amazon'un en çok satanlar listesinden düşmeyen ve Amazon editörlerinin 2004 yılının en iyi kitabı seçtiği "Zaman Yolcusunun Karısı", çok katmanlı bir roman. Dokunaklı bir aşk hikayesini; gerçekçi karakter çözümlemelerinden vazgeçmeden, ilginç bir bilimkurgu dünyasına oturtan bu kitap için, 'son yılların en güzel aşk hikayesi' diyebiliriz.

"Artık aşk hikayeleri yazılmıyor diyenlere, 'Zaman Yolcusunun Karısı'nı ısrarla öneririm. Baş döndürecek kadar romantik olmasının yanında, hayran olunacak bir yaratıcılık ve ustalıkla işlenmiş büyüleyici bir roman"
- Scott Turow -

"Bu kitap ürkütücü bir şekilde kusursuz"
- Scotland on Sunday -

"Nifenegger büyük bir içtenlik ve cesaretle, kendi zaman tünelindeki aynalarla oynuyor."
- The New Yorker -
(Tanıtım Bülteninden)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
541 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 21 cm
ISBN : 9789753317283
2009

Genel Yayın Yönetmeni : Meltem Erkmen
Çeviri : Elvan Umur
 

Kitap okurundan bir yorum:

Kitap bitti,  sonlarına doğru çok ağladım. Utanmasam masalara kapanıp ağlayacaktım. Kitap bittiğinde, altmışlı yıllarda, ellerinde mendilleri, ağlamaktan kızarmış gözleriyle, yazlık sinemalardan çıkan ve “ay çok güzel filmdi, görsen nasıl da acıklıydı, bir ağladık, bir ağladık, sorma” diyen tombul teyzeler tadındaydım.

Kitap 26 Ekim 1991’ de  kahramanlarımız Henry ve Clare’in, Henry 28, Clare 20 yaşındayken karşılaşmasıyla başlıyor. Öykünün gerçek zaman başlangıç noktası (GZBN) bu tarih. Ne acayip bir ifade oldu değil mi? Ama böyle bir nirengiye ihtiyacımız var, siz de biraz sonra niye lazım olduğunu anlayacaksınız.

Henry genlerindeki bir dizilim bozukluğu nedeniyle -genetik krono bozukluğu- kazandığı bir özellik sonucunda, istemi dışında oluşan ataklarla, zamanda ileri ve geriye doğru yolculuklar yapmaktadır.  GZBN noktasında Henry, Clare ile yeni tanışıyorken, Clare Hanry’i 14 yıldır tanımaktadır ve tüm çocukluğunu ve genç kızlığını Henry’nin 32 yaşı ve daha ileri zamanlardan kendisini ziyarete gelen “ötekileri” ile geçirmiştir. Hayatlarını birlikte geçirirlerken, Clare’in sahip olduğu çocukluk anılarına, Henry yıllar geçtikçe ve geçmişe yolculuk yaptıkça sahip olacaktır ve her yolculuk sonrası Henry, Clare’e daha fazla bağlanacaktır. Aralarında her an zenginleşen ve gelişen, zamanlara, yıllara yayılmış vazgeçilmez bir aşk vardır. 

Kitabın bölüm başlıkları, zaman kırılmalarının daha iyi anlaşılabilmesi için, olayın hangi zamanda geçtiği ve Clare ile Henry’ nin kaç yaşında olduğu bilgisi ile belirtilmiş.

29 Eylül 1977, Perşembe (Clare 6, Henry 35)
9 Şubat 2000, Çarşamba (Clare28, Henry 36)
27 Ekim 1984, Cumartesi (Clare 13, Henry 43)
7 Haziran 1973, Perşembe (Henry 27 ve 9) (Büyük Henry Küçük Henry’i ziyarete gitmiş)

Her bölümde kitabın anlatıcısı değişiyor, kimi zaman Clare oluyor, kimi zaman da Henry. Yazar anlatıcı değişikliklerini paragraf başlarında  isim belirterek okuyucuya bildiriyor. Clare ve Henry, her ne kadar aynı zamanı paylaşarak, birlikte yaşasalar da, dağarcıklarında hep birbirlerinden farklı anılara sahip oluyorlar ve geçen zaman bu anıları birbirine yaklaştırıyor. 

Henry’ nin yaptığı zaman yolculuklarının seyahat koşulları, bizim bu güne kadar okuduğumuz bilim kurgu kitaplarındaki zaman yolculuklarına pek benzemiyor.  Henry zamanda yolculuklarında yanında hiç bir şey götüremediği için, gittiği yerde, çırılçıplak, parasız, kimi zaman olumsuz iklim koşullarına maruz kalarak ve yolculuğun bedeninde yarattığı tahribat nedeniyle bitkin ve aç, birdenbire beliriveriyor. Gittiği zamanda, diğer insanların dikkatini çok fazla çekmeden, giyecek ve para çalması gerekiyor, çoğu zamanda polisle ve halkla başı belaya giriyor, kovalanıyor, dayak yiyor, tutuklanıyor. 

Henry bazen 10 dakikalığına yok oluyor, bazen de günlerce görünmeyebiliyor. Henry yokken, Clare onun başına neler gelmiş olabileceğini düşünerek endişeleniyor. Henry’ nin kendisine yaptığı ziyaretlerde onun zarar görmemesi için elinden geleni yaptığını biliyor ama diğer seyahatlerde başına gelebilecekleri düşündükçe, hiç bir şey yapamamanın çaresizliğini yaşıyor.

CLARE: Geride bırakılmak çok kötü. Henry’i bekliyorum. İyi olup, olmadığını, nerede olduğunu bilmeden. Geride bırakılan olmak zor. Kendimi oyalıyorum, böylece zaman daha çabuk geçiyor. O, elinde olmadan ve hiç istemeden, habersizce ortadan kayboluyor. Ben de onu bekliyorum. Beklemekle geçirdiğim her an bir yıl kadar uzun geliyor. Her dakika, çok yavaş ve cam gibi saydam sanki. Her dakikada, art arda sıralanmış bekleyen sonsuz dakikaları görebiliyorum. Neden onun peşinden gidemeyeceğim bir  yere gitti?

HENRY: Ne hisseder insan? Ne hisseder?
Bazen, dikkatiniz bir an için dağılmış gibi gelir. Sonra, başlangıçta, elinizde tuttuğunuz kitap, pamuklu ekose beyaz düğmeli kırmızı bluz, en sevdiğiniz siyah blucin, bir topuğu neredeyse delinmiş kahverengi çoraplar, oturma odası, mutfaktaki çaydanlıkta kaynamakta olan çay, hepsi yok olur. Kendinizi, bilinmeyen bir kır yolundaki bir hendekte, ayak bileklerinize dek buz gibi suyun içerisinde bir alakarga gibi çırçıplak buluveririsiniz. Acaba tekrar kitabınıza, evinize vs. Dönebilir misiniz diye, bir an beklersiniz. Yaklaşık beş dakikayı küfredip titreyerek ve ortadan yok olmak için deli gibi dua ederek geçirdikten sonra, herhangi bir yöne doğru yürümeye başlarsınız.

Kitabı, hep içimde şimdi kötü bir şey olacak hissiyle tedirginlik içerisinde okudum. Henry’ nin çaresiz yolculuklarında yoruldum. Allahtan o hep geri geldi. Ben de Clare’le birlikte sevindim. Kitap, bu güne kadar edindiğim “zaman yolculuğu kavramı” hakkındaki ezberimi bozdu. Zaman yolculuğu, bu sefer teknolojik bir buluş, arzulanan bilimsel bir hedef değil, tehlikelere açık bir hastalık, kendi isteğinizle seçemediğiniz bir yere doğru yapılan bir savrulma olarak karşıma çıktı. Anıları, özellikle de kötü anıları, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalmak ne kadar yıpratıcı. “Sizin hiç anneniz öldü mü?” diye sormak yerine “Sizin hiç anneniz defalarca kez aynı şekilde öldü mü?” diye sormak. Sonra aşk. Siz bu zamanda uyurken, geleceğinizle birlikte, geçmişte filizlenen aşk. Ya da, şimdiki zamanda sevgilinizle dans ederken, uzaklardan bir yerlerden sizi seyreden, size gülümseyerek bakan, ve küçükken sizinle birlikte dondurma yemiş olan, 15 yaş daha büyük sevgiliniz. İfade etmesi bile zor değil mi?

Kitap, uzun zamandır okuduğum, en sıra dışı aşk hikayesiydi. Size de şiddetle tavsiye ederim.

 

Kuşdili Kılavuzu
Simyanın Ayak İzleri
Mehmet Saltık


Bu kitapta, her biri başlı başına ciltler alacak derinlikte olan ve başlangıçtan beri insanlığı biçimlendiren, yönlendiren ve yöneten öğretilerin, birbirleri üzerindeki şaşırtıcı yansımaları ve örtüştükleri konular ele alındı. Mitoloji, Simya, Gülhaçlar, Masonluk, Templierler, Eski Mısır, Tevrat, İncil ve Kur'an arasındaki bu kısa gezinti ile, okurların bu öğretilerle tanışması; çoğu bugün artık pek ilgi görmeyen, bir kısmı unutulmuş, bir kısmı sadece belli kalıplar içinde ele alınan bu konular üzerinde, farklı ve yeni bakış açıları kazanmaları amaçlandı.

166 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9756130040; Boyut: 13,5x19,5 cm; Baskı Tarihi: Mayıs 2005
Özgün Dili: Türkçe

 “Simya gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı bir çok süreçten geçirerek, arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.”  Simya öğretisinin, saygınlığını modern bilimin gelişimi ve aydınlanma ile kaybettiği düşünülse de, simya, Newton gibi bir bilim adamının bile ilgilisini çeken, bu konuda kitaplar yazdıran bir öğretidir. Kökleri çok eskiye dayanmakta,  felsefesi neredeyse tüm dinlerde yankısını bulmaktadır. Sembolleri bir çok sanatçının eserinde kendine yer bulmuş ve günlük hayatta kullanılan ikonlara dönüşmüştür. Bu kitap ile, eski, köklü ve antik Yunan’dan Hurifiliğe kadar bir çok düşünce sisteminde önemli yer tutan simyaya, bilimsel bir araştırmacı gözü ile bakabiliyoruz. Bu kitapta  aslında binlerce sayfada ve birbirinden farklı dinler için yazılan yüzlerce kitapta bulunabilecek izler toplanarak bir yol oluşturulmaya, sembollerle insanlara anlatılmaya çalışılan bir giz olduğuna dikkat çekilmeye çalışılmaktadır. Yazara göre bu giz aslında bir çok eserde bizlere açıklanmaktadır, ancak alışık olmayan gözlerden gizlenmek  ve alışık olmayan akılları korumak için şifrelenmiş, ancak belli bir olgunluktaki dimağların alabileceği şekilde şifrelenmiş bir dilde yazılmıştır. İşte bu dil “kuş dili”dir.

“Açıklanmış sırlar değersizleşir, basitleştirilen, asaletini kaybeder. Bu nedenle domuzların önüne inci atıp, eşeğe gül vermeyin.” Cristian Rosenkreuz,1459

“Dil mektebi içre okuduk mantık-u tayr-ı

Guftarımızı dehre Süleyman olan anlar.” Cesari

(Gönül okulunda kuş dilini öğrendik, sözümüzü sonsuzlukta Süleyman olan anlar.)

Felsefe taşı, herşeyi altına dönüştüren, simyacıların yaratmaya uğraştıkları bir malzemedir. Fiziksel dünyada altın üretimi ile sonsuz bir zenginlik sahibi olan simyacı, ruhani dünyada ürettiği felsefe taşı ile de içsel mükemmelliğe kavuşur, içindeki herşey saflaşır, tanrılaşır ve sonuçta simyacı sonsuz hayata sahip olur. İşte bu yüzden simya gizleri hem servet düşkünlerinin, hem de sonsuz hayatın hayalini kuran her inanıştan insanın peşinde olduğu sırlar olmuştur. Tapınakçıların ve masonların servetleri ve şifreli sembollü ritüelleri simya ile örtüşmektedir.

Peki bu sırların, bu sonsuz hayat bilgisinin kaynağı nedir? Tanrısal bilgi insanlara yine tanrı katından verilmiştir. “Ancak, eski bir simya yazıtında, kendini İsis olarak adlandıran bir rahibe, bilgilerini melek Amanel’e borçlu olduğunu açıklar. İsis, bu bilgileri cinsel ilişki karşılığında mükafat olarak aldığını söylemekten çekinmez.”  Düşmüş melekler insanlara bazı sanatlar öğretirler ve karşılığında evlilikler yaparlar. Bu düşünceyi destekleyen bir de Kuran ayeti bulunmaktadır. “… Oysa ki, o iki melek ‘biz bir imtihan aracıyız, sakın küfre sapma’ demedikçe, hiç kimseye birşey öğretmiyorlardı. İnsanlar, onlardan erkekle eşinin arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı.” denmektedir. Aynı ayetin sonlarında ise bu yasak bilgiye ulaşan kişilerin nasıl cezalandırılacağı anlatılmaktadır.

“Düşmüş melekler konusunun, Türk tasavvuf tarihinde yer alışı, sadece Mesnevi ile sınırlı değildir; bir çok tarikatın bünyesinde farklı biçimlerde gözlerden gizlenerek yer almaktadır. …Firdevsi’nin Kuşdili’nde bahsedilen, Kaf Dağı’nda yaşayan efsanevi akbaba Simurg, bir düşmüş melektir….Simurg da bir köpek - kuştur. Eski Türk geleneklerinde, akbaba ölmeden önce iki yumurta yumurtlar. Bunlardan birinden uzun tüylü kutsal köpek Barak; diğerinden ise kutsal kuş Tuğrul doğar. Eski şamanlara göre kamlar, Barak ve Tuğrul’a binerek gökyüzüne çıkmışlardır.”  Tuğrul zaman içinde çift başlı kartal olarak Osmanlı’da bir ikon, tuğra olarak bir güç sembolu haline gelmiştir. Hatta günümüzde spor külüplerinde bir güç ifadesi olarak kartalın seçilmesi de tesadüfi değildir.

Beni gerçekten heyecanlandıran bu kitap sonrasında bir çok kitabı peşinden sürükledi, sanat tarihine ve  ilkel dinlere, simyaya daha başka bir açıdan bakmaya başladım. Ufuk açıcı bulduğum bu kitabı, yazarın bu alanlardaki bilgi birikimi ve tarafsız olduğunu düşündüğüm yaklaşımı açısından da tavsiye ederim.

 

 

 

Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce

Giysilerimizde, soluduğumuz havada, damarlarımızda gezinen teknolojik cüceler... İnsanın hilafetine göz diken mikro-robotlar... Ölüme kafa tutan "zerreler"... Atomlarıyla oynandığı için "seçkinleşen" materyaller... İşte binyılın en büyük olayı nanoteknoloji.

Hayykitap'tan çıkan "Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce", Türkiye'de nanoteknoloji hakkında yayınlanan ilk ve tek kitap. Kısa, kolay okunur, herkesin anlayabileceği sade bir dile sahip. Nanoteknolojinin dünya ve Türkiye'deki serüvenini özetliyor. Hayata geçmiş ilginç uygulamalardan örnekler veriyor ve okuyucuyu potansiyel risklere karşı uyarıyor.

Kitap, nanoteknolojinin ne olduğu, getireceği müstakbel yenilik ve köklü değişimler, riskleri, zararları ve tehditleri üzerine. Konu başlı başına renkli olduğundan, açılım ve analizleri bolca heyecan sosu barındırdığından ama bir o kadar "bilimsel not" da içerdiğinden iddialı bir söylemle ülkemizde bu konuda çekilen "temel" bilgi açlığını bastırma iddiasında.

"Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce" okuyucuyu teknolojik cücelerden oluşan "zerreler" dünyasında kısa bir gezintiye çıkarıyor: Onların ne giremeyecekleri ne de çıkamayacakları bir yer var... Kendilerinden ürüyor, kendi yaralarını sarıyorlar... Kömürden elmas, kırıntıdan hamburger, lağım suyundan içecek yapıyorlar... Kanseri içinden çökertip, damar denizaltılarıyla by-pass yapıyorlar. Dünyanın tüm bilgilerini bir küp şekere sığdırıp, bilgisayarların hızını binlerle çarpıyorlar. Kendiliğinden çoğalan silahlar yaratıyor, bedeninize "bulunmaz ve görülmez" casus olarak sızıyorlar.

İnsanoğlunun en büyük devrimi kapımızı çalıyor... Maddi dünyanın bütün sütunları sarsılıyor. Manevi dünyanın kıyamet senaryoları çağrılıyor. Nanoteknoloji, sınırsız ve sonsuz dünyanın kapılarını açıyor... Ama... Aması var. Çünkü nanoteknoloji kimisine göre tarihteki en büyük devrim, kimisine göreyse üçüncü dünya savaşının nedeni ve kıyametin habercisi...

"Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce" nanoteknolojinin "nimetleri" yanında ölümcül risklerini de anlatıyor. Aslında nanoteknolojinin Yaratıcı'ya bir meydan okuma olduğunu da tespit ediyor.

Nanoteknoloji Nedir?

Nano Yunanca'da (nanos) cüce demek. "Nanometre" metrenin milyarda birine tekabül eden ölçü birimi. Nanoteknoloji ise metrenin milyarda biri büyüklüğündeki "zerre"ler kullanılarak geliştirilen üretim teknolojisinin adı. Bu üretimin konusu kendini temizleyen bir cam da olabiliyor, kanserli bir hücre ile savaşan nano-robot da...

Nanoteknolojik Dünyada Neler Olacak?

Dünyaya yeni bir düzen geliyor. Devrimsel ve radikal bu dönüşüm, önümüzdeki 20-25 yıl içinde zirveye ulaşacak ve bildiğimiz, inandığımız, kullandığımız tüm maddi değerler yerle bir olacak. Manevi değerlerimizi de peşinden sürükleyerek!

Teknolojik "cüceler" evreni, insanoğluna devasa sorunlar ve çözümler sunacak.

Nanoteknoloji, zerreler dünyasıyla insanoğluna "sonsuz" gücü vaat edecek.

Bizi "geleceğe zıplatacak" nanoteknoloji, yediklerimizden giydiklerimize, iletişimden ulaşıma, uzaydan okyanusun derinliklerine, ekonomiden sosyolojiye, refahtan savaşa kadar sınırsız bir alanda yerleşik düzenin tüm ilkelerini sarsacak.

Nanoteknoloji, ekmek kırıntısından mükellef bir sofra, kömürden elmas, damar açan vücut içi denizatlılar ve kendi kendini tamir edip kendi kendine üreyen makineler üretecek. İnsanlığı mutlu son ve sadece son arasında seçime sürükleyecek!

Sağlıkta ölümsüzlük, bilgisayar teknolojisinde sınırsızlık, üretim ve zenginlikte tükenmezlik, istihbaratta yanılmazlık, savaşta yıkım getirecek nanoteknolojiye milyarlarca dolar yatırıldı... Birkaç yıl içinde trilyon dolar olarak geri almak üzere!

Nanoteknoloji, kişisel ilaçlar, tükenmeyen enerji, bitmeyen su yaratırken, atomlarla hatta atomlardan daha küçük zerrelerle uğraşıyor... Dünyamızı atomlarla ve baştan tasarlıyor.

Ama kusursuz değil! Şimdilik sadece kirlenmeyen cam, kendini temizleyen duvar boyası, ıslanmayan ve kirlenmeyen elbiselerle hayatımıza giren nanoteknoloji, insan hırsının esiri olduğunda yerküreyi "çamurdan bir kabusa" çevirecek güce de sahip... Seçim sizin!

Yazar: Hasan Tevfik
Yayınevi: HayyKitap
Sayfa sayısı: 90
ISBN: 9759059061
Basım tarihi: Aralık 2005





Prodeterminizm Yaşar-Kalma Olasılığı ve Zamanın Doğası Prodeterm

Prodeterminist teorinin ayırt edici özelliği, nesnel açıdan Yaşar-Kalma Olasılığıdır. Bu olasılık, bilgi teorisi açısından Güvenilirlik anlamına gelir. Fiziksel evrende mikro (elemanter)-maddenin, uğradığı Arızalar karşısında Yaşar-Kalma Olasılığı, (a) "maksimal düzeyde" olan madde Aktüel (Fiili) gerçekliği oluştururken, (b) "daha alt düzeyde" olan madde Virtüel (Fillileşme Öncesi, ama Fiilleşmeye Hazır) gerçekliği oluşturuyor. Prodeterminizm açısından maddesel evren böylece, aktüel ve virtüel gerçekliklerin birlikte yürüdüğü bir Evrim boyunca, mikro-maddenin uğradığı Arızaların Yolunu Açtığı maddesel Devrimleri yaşıyor.

Die Grundcharakteristik der prodeterminischen Theorie ist die Überlebenswahrscheinlichkeit im objektiven Sinne, also die Zuverlaessigkeit im erkenntnistheoretischen Sinne. Diese besondere wahrscheinlichkeit für Elemanterteilschen, welche sich im Weltall den Defekten aussetzen, ermöglicht der Materie (a) die Aktuelle Wirklichkeit zu bilden, wenn sie aber maximal ist und (b) zu bilden die Virtuelle Wirklichkeit, wenn sie submaximal ist, also die Wirklichkeit, welche objektiv noch nicht aktuel, aber bereit, ist aktuel zu werden.
Aus dieser pro(babilistich)-deterministischen Perspektive gesehen erlebt die Materiewelt mehrere materielle Revolutionen, die von Defekten ausgelöst werden, in welche die Elementarteilchen im Laufe einer von aktuellen und virtuellen Wirklichkeiten zusammengelaufen Evolution der Natur eingehen.

Yazar: M. Yılmaz Öner
Yayınevi: Belge Yayınları
ISBN: 975-344-223-8
Basım tarihi: Ağustos 2000

 

 

Dinozorların Sessiz Gecesi 6 Biz Evrenin Çocukları
 
Kategorisi :  Genel > Bilim-Bilimsel Kitaplar   
Yazarı :  Hoimar von Ditfurth   
Çeviren :  Veysel Atayman   
Yayınevi : Alan Yayıncılık   
Basım Yeri/Tarihi : İstanbul / / 1996   

Bu evren, bu uçsuz bucaksız kozmos, bilimin son birkaç on yılda gösterdiği gibi, o büyüklüğüyle ve içerdiği tüm maddeyle bizim gezegenimizi, onun üstündeki hayatı ve bilinci hazırlayan vazgeçilmez önkoşulu oluşturmaktadır. Kozmosun sonsuz büyüklüğüyle bu minicik yerküre arasındaki şaşırtıcı ilintiler, dizinin son kitabının konusunu oluşturuyor.(Alan Yayıncılık Kitap Kataloğu) 
 

Evren Bilim Teknik Serisi -1Kolektif

Perspektif Multimedya

Oluşumun etkileyici hikayesi, şaşırtıcı boyutlarıyla; Evren... Gezegenler, yıldızlar, gökadalar... Güneş sistemi ve Samanyolu'muz... Evren'in doğası... Bütün merak ettiklerimiz... Karadelik nedir? Uzayda hayat var mı? Evren'in ötesinde ne var? Gökyüzünde cisimlerin yerleri nasıl belirlenir? Evren'in neresindeyiz? Bir yıldıza kendi ismimi verebilirmiyim?.. sorularının cevapları ve daha fazlası bu CD'de...
(Arka Kapak)

Türkçe
13 s. -- Kuşe-- Ciltsiz -- 16 x 22.5 cm
1999
1 adet CD, 13 s. tanıtım kitapçığı ile birlikte, özel kutuda.


Tasarım : Sevgi Tuncer, Rabia Cebeci
Müzik : Fatih Ihlamur
Danışman : Mehmet Emin Özel
Arşiv Çalışması : Soner Dinçer
 




Sonsuzluk Yolculuğu

Uzay/zaman, yokluktan nasıl doğuyor? Evren nasıl yönetiliyor? Madde duvarının arkasında hangi paralel evrenler gizlendi? Evren nasıl başladı ve nasıl sonlanacak? Dünyanın ne kadar ömrü kaldı?

İnsan neden önemlidir? Geleceğimizi ne tür maceralar bekliyor? Gerçek mutluluğun sırrı nedir?...

Yazar: Muhammed Bozdağ
Yayınevi: Nesil Yayınları
ISBN: 9752690823
Basım tarihi: Nisan 2005


Bilimde En Büyük Beş Fikir
Arthur W. Wiggins, Charles M. Wynn

Palme Yayıncılık / Zirvedeki Beyinler Dizisi


Bilimdeki En Büyük Beş Fikrin bu insanı düşünmeye sevk eden ve eğlendirici incelenmesinde, yazarlar Charles Wynn ve Arthur Wiggins bilim adamlarının doğal dünyaya dair cevaplamaya çalıştıkları sorulara geniş bir bakış açısı sunuyorlar:

Maddenin temel yapı taşları var mı?
Eğer varlarsa neye benziyorlar?
Büyük Fikir 1: Fiziğin Atom Modeli

Farklı atom türleri, evrenin farklı yağı taşları, arasında nasıl bir ilişki var, ya da var mı?
Büyük Fikir 2: Kimyanın Periyodik Tablosu

Evrendeki atomlar nereden geldi ve kaderleri ne?
Büyük Fikir 3: Astronominin Büyük Patlama Kuramı

Evrendeki maddeler Dünya'da nasıl düzenlenmiştir?
Büyük Fİkir 4: Jeolojinin Levha Tektoniği Modeli

Dünya'da yaşam nasıl başladı ve gelişti?
Büyük Fikir 5: Biyolojinin Evrim Kuramı

Bu ve başka bilimsel fikirlerin de olası uygulamalarını öğreneceğiniz heyecanlı ve bilgilendirici bir tartışmaya hazırlanın.

Doğu Connecticut Eyalet Üniversitesinde Kimya Profesörü, Charles M. Wynn ve Michigan Eyaleti'nin Oakland Halk Üniversitesinde Fizik Profesörü olan Arthur W. Wiggins bir çok bilim ders kitabının ve sayısız bilimsel makalenin yazarlarıdırlar. Her biri En İyi Eğitmen ödülüne layık görülmüştür. Sidney Haris "Amerika'nın bir numaralı bilimsel karikatürcüsüdür."

200 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9786055829742; Boyut: 15 x 23 cm; Baskı Tarihi: Aralık 2009
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: The Five Biggest Ideas In Science

 


Felsefece Düşünmenin Yolları
J. M. Bochenski

Bilgesu Yayıncılık / Felsefe Dizisi

Yasa, Bilgi, Doğruluk, Değer, İnsan, Varlık, Toplum, Mutlak... Bu başlıklar felsefe dediğimiz düşünsel uğraşın en temel sorunları. Bochenski'nin Felsefece Düşünmenin Yolları adlı kitabı işte bu temel sorunları ve bu sorunların tarih boyunca nasıl işlendiğini karşıt görüşleri yan yana getirerek tanıtıyor bize. Felsefece Düşünmenin Yolları bir çırpıda okunabilecek bir kitap olmasına karşın okuyucuya uzun ve zahmetli bir yolun, felsefenin kapılarını açıyor; yalnızca kimi görüşlerine değinerek tanıttığı filozofların yapıtlarına, dünyalarına yönlendiriyor onu, böylece okumasını, daha da önemlisi düşünmesini, okuyarak düşünmesini, düşünerek okumasını istiyor ondan.


96 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789944795166; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi: Ağustos 2009
Özgün Dili: Almanca; Özgün Adı: Wege Zum Philosophischen Denken Einführung in die Grundbegriffe
 




Felsefenin Öyküsü
Will Durant

İz Yayıncılık / Felsefe Dizisi

Felsefenin Öyküsü, Platon'dan başlayarak, Aristo, Bacon, Spinoza, Voltaire, Kant, Schopenhauer, Spencer, Nietzsche, Bergson, Croce, Russell, Santayana, James ve nihayet Dewey gibi büyük filozofları inceleyen bir felsefe tarihidir. Aynı zamanda medeniyet tarihçisi olan Durant bu kitabında ünlü filozofların yaşam öykülerini belli bir tarih, beşerî durum ve uygarlık fikri içinde ele almakta, felsefî düşünceleri kendi engin birikimiyle bütünlük taşıyacak şekilde yorumlamaktadır. Yazar konusunu parlak, renkli ve çekici bir üslup izleyerek metne dökmüş, felsefe tarihi bilgisini zevkle okunur ve kolay anlaşılır bir şekilde okuyucuya ulaştırmıştır. Onun okuyucuya ulaşmakta gösterdiği başarı, bu kitabın çıktığı ilk birkaç ay içinde yaklaşık iki milyon nüsha satmış olmasından da anlaşılabilir. Nitekim yayınlanışı üzerinden seksen küsur yıl geçmiş olmasına rağmen Felsefenin Öyküsü, alanında hala türünün en iyi örneklerinden biri sayılmaktadır. Kitabın çevirisi ise usta çevirmen Ender Gürol'un imzasını taşımakla, özel bir değere sahiptir.


520 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789753555036; Boyut: 14 x 21 cm; Baskı Tarihi: Temmuz 2009
Özgün Dili: İngilizce

 


İnsanın Kosmostaki Yeri
Max Scheler
Ayraç Yayınevi / Felsefe Dizisi

"Bugün biri doğabilimsel, biri felsefi, biri de teolojik olmak üzere, birbiriyle hiç ilgisi olmayan üç antropolojimiz var. Ama hala insanın ne olduğuna ilişkin üzerinde birleşilen bir düşünceden yoksunuz. İnsanla ilgilenen bilimlerin sayısı sürekli artmış olmasına karşın, bu bilimler -ne kadar değerli olurlarsa olsunlar- insanın ne olduğunu aydınlatmaktan çok karartmışlardır.
Bu nedenle en geniş temel üzerinde yeni bir 'Felsefi Antropoloji' geliştirmeye karar verdim. Bu yazı, insanın neliğini bitki ve hayvanla ilişkisinde ele almakta, aynı zamanda insanın kosmostaki kendine özgü metafizik yerine değinmekte; yeni 'Felsefi Antropoloji'yi ana çizgileriyle ortaya koymaktadır."
Max Scheler, bu küçük hacimli kitapta ortaya konan düşünceleriyle, yüzyılımızda ortaya çıkan bir felsefe dalı olan "İnsan Felsefesi"nin ya da "Felsefi Antropoloji"nin kurucusu sayılmaktadır.
(Arka Kapak)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
127 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789758087143
1998
127 s., 1. Basım

Giriş : Harun Tepe
Çeviri : Harun Tepe

 


YERYÜZÜ GÖKYÜZÜ
Yazarı: FAİK SABRİ DURAN
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: KANAAT YAYINLARI
Yayın Yeri: İstanbul
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1962
Dili: Türkçe
 

Varoluş ve Bilgi
Onto-Epistemolojik Sanat
Fuat Bozer

Akçağ Yayınları / Popüler Kitaplar Dizisi

Siz ve Evrenle İlgili Her şey
"İnsan ve evren niçin ve nasıl var oldu? Bir otomobili, bir çiçeği veya bizleri oluşturan atomların kaynağı nedir? İnsan beyni ve zihni nasıl gelişip ortaya çıktı? 'Canlı ve cansız, ya da doğal ve yapay' nesnelerin varoluşları neye dayanır? Bizler niçin doğar, niçin yaşar ve niçin ölürüz? Bitkilerin, hayvanların veya insanların varlıkları için herhangi bir amaç veya hedeften söz edilebilir mi? Ölüm, mutlak bir yok oluş mudur?.." ...bilinçli bir şekilde yaşamak isteyen her bireyin, bu temel sorulara geçerli ve güvenli karşılıklar bulması gerekir. Bu; mantıksal, bilimsel, vicdani ve entelektüel bir zorunluluktur.

Bizzat Yapmanız Gereken Çok Önemli Bir Şeyi Yetkin Bir Araştırma Ekibi Tarafından 30 Yılda Hazırlanan Bu Kitap Sizin Yerinize Yapıyor...

Varoluşun Sırları İle İlgili Tüm Bilgi Birikimi

Bu kitapta insanlık için özel bir önem ve değer taşıyan "varlık ve varoluş ile ilgili temel sorular"a en eski geleneksel kültür kaynaklarında bulunanlardan; belli başlı bilge, filozof ve bilim adamlarının vermiş olduklarına kadar uzanan çok geniş bir yelpazede yer alan dikkate değer bütün karşılıklar derlenip, tasnif edilerek bir araya getirilmiştir.

Böylelikle bu temel "sorun"un bugün bulunduğumuz noktadaki görünümü ve genel özellikleri tasvir ve analiz edilerek; "neyi, ne kadar" bildiğimiz, "neleri" ise bilemediğimiz ortaya konduktan sonra, bilinmeyenlerin "nerelerden ve nasıl öğrenilebileceğine" dair bir araştırma programı önerilmiştir.

"Cennete Uçabilmek İçin Bilgiden Kanatlar Takmak Gerekir..."
-Shakespeare-

792 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789753389211; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi: Mayıs 2009
Özgün Dili: Türkçe

 


Felsefenin ABC'si
Önay Sözer

Say Yayınları / A B C Dizisi

Felsefe nedir? İnsandaki "bilme arzusu"nun felsefeye bir katkısı olmuş mudur? Varlık mı özden önce gelir, öz mü varlıktan? Felsefe metafiziğe karşı mı yoksa metafiziğin yanında mı? "Ben"in evrendeki yeri ne?

Prof. Dr. Önay Sözer, Felsefenin Abc'sinde bu ve benzeri soruların yanıtlarını vermekle kalmıyor, aynı zamanda "felsefe" denince okuru ürküten anlatımdan uzak, yalın bir dil ve üslup kullanarak felsefeyi üniversite sınırlarının dışına çıkarıyor. Sözer, bir yandan felsefenin abc'sini ele alırken bir yandan da okurun içindeki filozofu uyandırıyor.
 

Felsefeye Giriş
İsmail Tunalı

Altın Kitaplar / Felsefe Dizisi

Felsefeye Giriş kitabı, çok uzun bir çalışmanın ve İsmail Tunalı'nın yıllarca üniversitelerde verdiği felsefe derslerinin sistematik bir formla hazırlanmış ürünüdür. Çağdaş felsefe sorunlarını, çağdaş felsefe disiplinleri içerisinde ele almaktadır. Ve bu niteliğiyle eser, sadece ülkemiz açısından değil, diğer kültür ulusları açısından da özgülüğü ifade etmektedir. Nitekim kitabın yıllar önceki ilk versiyonları Rusçaya ve Azericeye çevrilmiş ve diğer Türk Cumhuriyetleri de dahil olmak üzere kitap okunup, sürekli basılmıştır. Bu son versiyonuyla Felsefeye Giriş ülkemizde de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşacaktır.

224 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789752110366; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi: Ocak 2009

 



SİBERNETİK YARATICILIK
Yazarı: TOYGAR AKMAN
Yayınevi: BİLGİ YAY
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1984
Dili: Türkçe

Açıklama:20nci yüzyıl bilginleri, insan ve makinenin karşılıklı bilgi alışverişini ve kontrol sistemini sağlayarak Sibernetik bilimini oluşturdular ve elektronik beyin makinelerini yarattılar. Oysa, İBN AL-RAZZAZ CESARİ (Cizreli Eb - Ül - İz) adlı bir Türk bilgini, bu buluşu 800 yıl önce gerçekleştirmişti! Dr. Toygar Akmanın bu kitabı, sadece Türk okurlarınca değil, evrensel boyutlarda da ilgi görecektir.

metin içerisinde çok sayıda renkli çizim siyah beyaz fotoğraf..

338 shf, 13x19 cm, 3. hm..

 

ATOMDAN HÜCREYE
Yazarı: PROF. DR. MÜNİP YEĞİN
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: YENİ ASYA YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1980
Dili: Türkçe

 

Golem Bilim Hakkında Bilmemiz Gereken Her Şey

Bilim ve bütünüyle iyi ne de bütünüyle kötüdür. Nükleer kazalara ya da hastalıkların sağaltılmasına, daha iyi beslenmemizi sağlayacak tarımsal gelişmelere ya da uzay uçuşlarında ölümlere neden olan hep bilimdir. Harry Collins ve Trevor Pinch, bilimi "Golem"e benzetmektedirler. Golem Yahudi mitolojisinde ne zaman ne yapacağı belli olmayan olağanüstü gücü nedeniyle potansiyel bir tehlike oluşturan ama aynı zamanda nazik, sevecen, yardımsever bir yaratıktır. Yazarlar izafiyetten soğuk füzyona, solucanların hafızasından dinazorların seks yaşamına bir dizi ilginç bilimsel olayı inceleyerek, bilimin doğrudan kuramsallaştırma, gözlem ve deneyselliğin sonucu olduğu düşüncesinin maskesini indiriyor. Daha doğrusu yazarlar, bilimsel kesinliğin doğmasının bilimcilerin muğlak sonuçları kendilerinin koyduğu bir düzen içinde yorumlamalarıyla gerçekleştiğini öne sürmektedirler. Bu yaklaşım okuyucuya toplumda bilimin yeri konusunda yeni bir açılım getirecektir.

Yazar: Harry Collins, Trevor Pinch
Yayınevi: Sarmal Yayınevi
ISBN: 975-7380-80-6
Basım tarihi: Ağustos 1997
 

 

Yaşam Nedir? Erwin Schrödinger
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi


Nobel ile taçlandırılmış Erwin Schrödinger'in Yaşam Nedir?'i yirminci yüzyılın büyük bilim klasiklerinden biridir. Seçkin bir fizikçinin biyolojinin yüreğinde yatan sorunu açıklaması, meslekten olmayanlar için yazılmıştı, ama moleküler biyolojinin doğumunu ve arkasından DNA'nın yapısının keşfini kışkırtan dürtülerden birini sağladı. Filozof Karl Popper onu 'güzel ve önemli kitap' olarak selamladı. O burada, onun, filozofları ilk çağlardan beri uğraştıran ve kafaları karıştıran bir ilişkiyi araştırdığı Akıl ve Madde makalesiyle birlikte veriliyor. Bu iki klasik, Schrödinger'in bilimsel yazılarına zemin oluşturan, yaşamının parçalar halinde büyüleyici bir öyküsünü sunan özyaşamöyküsel eskizleriyle ilk kez burada, biraraya getirildi çevirildi ve yayımlandı. "Bu kitap birçok yüzlü bir mücevher... İnsan onu birkaç saatte okuyabilir; bir ömür boyu unutamaz."
- Scientific American-

"Erwin Schrödinger, put kırıcı bir fizikçi, fizik, yeni bilim moleküler biyolojinin ebesi olduğu sırada tarihin eksenel noktasında bulunuyordu. Bu küçük kitapta, yaşamın gizlerini çözmeye girişen bilim adamının karşılaştığı kavramsal konuların çoğunu açık ve özlü olarak ortaya koyuyor.

Bu birleştirilmiş kitap, bilimin gerçekten derin konularıyla ciddi olarak ilgilenen bütün öğrenciler için okunması zorunlu olmalıydı."
- Paul Davies-
(Arka Kapak)

Türkçe
223 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 13.5 x 19.5 cm
ISBN : 9789755030760
1999
223 s., 1. Basım
Çeviri : Celal Kapkın

 


Evrenin Oluşumu
Henri Laborit

Payel Yayınları / Bilim Kitapları

Madde dünyası, taşların, ağaçların, yaprakların, dalların, hayvanlarla insanların, gördüğümüz, dokunduğumuz, kokusunu aldığımız, sesini işittiğimiz her şeyin dünyası nedir acaba? Neden yapılmıştır? Ve insanların yüzyıllarca, yıldızlarıyla birlikte tepelerine asılı sandıkları, Dünya çevresinde döndüğüne inandıkları gökyüzü nereden geliyor? Ve bütün bunların ortasındaki insan nedir?

Bu gibi en yalın sorulardan en karmaşık sorunlara geçen Henri Laborit, okurunu çağdaş bilimsel kuramların evreninde masalsı bir yolculuğa çıkarıyor. Bizi alıp dünyanın yaratılışından deney odasındaki bir farenin tepkisine, 'küçük yeşil adamlar'ın düşleminden insan bedeninin güzelliğine götüren olağandışı bir yapıt bu. Evrenin Oluşumu Büyük Patlama'dan hücrenin gelişmesine, nicemsel boşluktan kara deliklere, oradan da elektronlara dek uzanan çarpıcı bir çalışma... Ayrıca bilgiyle düşü, bilimle şiiri birleştirebilen aydınlatıcı bir kitap.

Çeviren: Bertan Onaran - 134 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-388-104-5; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1998
Özgün Dili: Fransızca; Özgün Adı: Dieu ne joue pas aux dés

 

 

Hayatın Kökleri
Mahlon B. Hoagland

TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları

'Bilimle uğraşmayanlar, bilimin, özellikle de biyolojinin çok ince eleyip sık dokuduğundan, ayrıntılarda çok ince eleyip sık dokuduğundan, ayrıntılarda çok karmaşık olduğundan ve konu dışındakiler tarafından zor kavrandığından yakınırlar. Diğer yandan bilim insanları, toplumun, temel araştırma bulgularının değerini çok az takdir ettiğinden, çok az ilgilendiğinden söz ederler.

Dr. Hoagland'ın kitabıyla aradaki duvarın iki yüzü de onarılacaktır.'
Lewis Thomas

Çeviren: Şen Güven - 168 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-403-001-4; Boyut: 11cm x 18cm; Baskı Tarihi: 2002
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Roots of Life


 

107 Kimya Öyküsü
Orjinal isim: 107 Stories About ChemistryL. Vlasov, D. Trifonov
TÜBİTAK Yayınları / Popüler Bilim Kitapları


107 Kimya Öyküsü'nde Periyodik Çizelgenin yapısı, okurken kendinizi bir tür kimya müzesinde bulacağınız ilginç örneklerle anlatılmaktadır. Elinizdeki kitabın, kimyanın rol oynadığı çeşitli meslek dallarıyla tanışmanıza ve büyüleyici bir bilim dalı olan kimyayı daha yakından tanımanıza yardımcı olacağını umuyoruz.
(Arka Kapak)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
220 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9789754030440
1999
1. Basım: Mayıs 1996

Çeviri : Nihal Sarıer

 

Stephen Hawking'in Evreni
Hawking'in Kuramına Giriş
John Boslough

Sarmal Yayınevi / Bilim Kitaplığı Dizisi

Küçük bir galaksideki önemsiz bir yıldızın etrafında dönen ufacık bir gezegende yaşayan bir avuç insanın tüm evreni anlama amaçlarını ve bu minicik yaratıkların evreni bütünüyle kavrama yeteneğinde olduklarına inanmalarını hayal etmek oldukça zordur. Evreni, nasıl işlediğini ve nereden geldiğini anlamak için yapılan bu araştırma, insanlık tarihinin en uzun süreli ve en büyük macerasıdır. Bu maceranın en önemli kilometre taşlarından biri de kuşkusuz çağımızın en parlak bilim adamı Stephen Hawking'dir.

Hawking'in aklı, onun en güçlü silahıdır. O aynı zamanda onun işi, oyunu, dinlencesi, eğlencesi ve hayatıdır da. Tekerlekli sandalyesi, o aklın en büyük uğraşında (içinde yaşadığımız evren nasıl oluştu, nasıl işliyor ve nasıl sona erecek?) özel bir üstünlük aracı oluyor. Tümüyle akılsal bir kişi olan Hawking serbest bırakıldığında, durmak bilmeyen insan aklının, evrenin tüm niteliklerini anlamaya nasıl yetenekli olduğunu gösterdi.

Çeviren: Osman Bahadır - 140 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-7380-48-2; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1995
Özgün Dili: İngilizce

 

 

ZAMANIN KISA TARİHİ - STEPHAN W. HAWKING - / Büyük Patlamadan Kara Deliklere

Yazarı: STEPHAN W. HAWKING
Çeviren: DR.SABİT SAY - MURAT URAZ
Yayınevi: MİLLİYET GAZETESİ ( PROMOSYON )
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1989
Dili: Türkçe

Açıklama:12.5 X 18 CM / 237 SAYFA... Bedeni, tekerlekli sandalyesinin tutsağı. Ama beyni o denli hareketli ki evrenin gizlerini gün ışığına çıkarabilmek için zamanın ve uzayın uçsuz bucaksızlığında sanki dörtnala koşuyor.' Time 'XX.yüzyılın fizikçilerinin elde ettikleri sonuçlar nesnel bir biçimde değerlendirildiğinde, Stephen Hawking'inkiler bilim dağarcığında en önemli yeri alacaktır. Astronomy 'Stephen Hawking fizik dünyasının 'süpernova'sı olabilmek için amansız bir hastalığı yenmeyi başardı. Yazamamasına, hatta doğru dürüst konuşmamasına karşın, görecelik kuramından kuantum mekaniğine, Bing Bang'den (Büyük Patlama) evreni yaratan 'geometrinin dansına' sıçrayıp duruyor.' Timothy Ferris, Vanity Fair
 

 

Zamanın Daha Kısa Tarihi
Stephen William Hawking

Çeviren: Selma Öğünç

Orijinal adı ve dili:
A Briefer History of Time - İngilizce
Orijinal yayın yılı:
2005

Türkçe'de
ISBN: 978-975-293-499-3
Sayfa sayısı: 132
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Ekim 2006

Evrenin bilinmezlerini hangimiz merak etmeyiz ki?.. Yalnızca
bilinmezlerini değil, hakkında bildiklerimiz bile hâlâ bir merak konusu değil midir?.. Evren nereden gelip nereye gidiyor? Onun hakkındaki bilgileri nereden ve nasıl elde ediyoruz? Ya da gerçekten neyi ne kadar biliyoruz? Bütün bu soruların yanıtını almak için çağımızın en önemli fizikçisi Stephen Hawking’den daha yetkili bir başvuru düşünülemez herhalde. Hawking, bu konuda yazdığı ilk kitabı Evrenin Kısa Tarihi yayımlandığında gördüğü büyük ilgi yanında bir o kadar da yeni bir talebi karşılamak zorunda kaldı.
Stephen Hawking bu kez "Zamanın Daha Kısa Tarihi"ni yazarak
evrenle ilgili tüm kuramları yeniden ele aldı. Bilimsel olarak kanıtlar ile sonuçlar elbette yeni kitabında da aynı. Ama bu kitabın en önemli farkı, önemli kavramları daha rahat anlaşılacak biçimde açıklamış olması. "Zamanın Daha Kısa Tarihi", çağdaş fiziğin en zor konularından söz eden ancak sıradan birine bile anlatmayı başarabilen bir kitap.


Stephen William Hawking
Hawking, University College'da fizik okudu ve okulu birincilikle bitirdi. Cambridge Üniversitesi'nde kozmoloji araştırmaları yaptı. Daha sonra bu alanda doktorasını bitirdi. 1973'te uygulamalı matematik ve teorik fizik bölümüne geçti. Kuvantum teorisini yarattı ve evrenin sonsuz olmadığını buldu. Dünyanın önde gelen bilim adamlarından olan ve dâhi diye anılan Hawking'in on iki tane onur derecesi var. NASA tarafından da ödüllendirilen Hawking halen bu kurumun üyesidir.
 

 

 

Diyalektiğin Dansı
Marx'ın Yönteminde Adımlar
Bertell Ollman

Yordam Kitap / Felsefe Dizisi

Kapitalizm üzerine fikir yürüten çoğu düşünürün görüntülere takılıp kalmasına karşılık Marx'ın tüm üstü örtük ilişkileri kavramasını sağlayan şey, onun diyalektik yöntemidir.

Bertell Ollman bu kitapta Marksizm’de vazgeçilmez bir rol üstlenen diyalektiğin Marx'ın kendi eserlerinde nasıl çalıştırıldığını ve bugün dünyayı anlamak ve değiştirmek için bizim diyalektiği nasıl kullanmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Marksist külliyatı yine Marksist araçlarla soyutluyor; Marksizm’in bizzat kendisini diyalektiğin ışığında inceliyor. Kısacası Ollman'ın yaptığı şey Marx'ın düşünsel dünyasının Marksist bir analizidir. Marx kapitalizmi anlamak, Ollman da Marx'ı anlamak için diyalektiğin dansındaki adımları takip eder.


Çeviren: Cenk Saraçoğlu - 256 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9944-5688-7-2; Boyut: 13x19,5 cm; Baskı Tarihi: Kasım 2006
Özgün Dili: İngilizce
 

Diyalektik Materyalizm
Henri Lefebvre

Kanat Kitap / Kuram Dizisi

Felsefenin kimi temel kavramları, tekrar tekrar, her yeni dönemde üzerinde kafa yormayı hak ediyor. Diyalektik ve materyalizm kavramları da böyle. Eleştirel düşüncenin ve özellikle Marksizmin özünü oluşturan bu kavramlar hep uzun tartışmalara konu oldu ve maalesef ülkemizde, dogmatik ve ezberci kitaplarla, sık sık da hatalı çevirilerle tartışıldı.

İşte Henri Lefebvre'in Diyalektik Materyalizm kitabı da, Marksizmin şablonlaştırılmasına verilen bir yanıt. Stalin'in Tarihsel ve Diyalektik Materyalizm kitabının hemen ardından yayımlanması tesadüf değildir. Lefebvre, Marx'ın 1844 El Yazmalarına, dolayısıyla Hegel'e dönerek geliştirir eleştirisini: Marksizmi bir tür şematik doğa bilimine çeviren dogmatiklere karşı, diyalektik materyalizmin insan pratiğinden sürekli beslenen, açık uçlu bir yöntem olduğunu söyler. Marksizmin, felsefenin sonunu ilan eden pozitivist tavırla da, salt felsefi bir sistematikleştirmeyle da ilgisi yoktur. Eski dogmatizmin dağıldığı ama yerine yeni kabalaştırmaların geçtiği günümüzde, Marksizmi ve problematiğini yeniden kurma çabası hâlâ sürüyor.

Bu kitap okuyucusunu yeni bir tartışma alanına çekecek; bazı sorulara verdiği yanıtları değiştirecek, yeni sorulara vesile olacak. Dogmatiklerin hep tek bir kitabı, tek adamı, tek doğrusu vardır; oysa birileri sürekli yeni kitaplar okumak ve yeni yazarlarla beraber tekrar düşünmek ihtiyacı hisseder. Bu kitap, işte "o birileri" için.

"Sosyoloji ve tarihi, diyalektik materyalizm çerçevesinde birleştiren
duru ve eksiksiz bir yöntem sunan kişi bence Henri Lefebvre oldu."
Jean-Paul Sartre,
Diyalektik Aklın Eleştirisi

Çeviren: Barış Yıldırım - 136 sayfa, 2. hamur, ISBN: 975-8859-33-1; Boyut: 13,5x19,5cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: Fransızca

Yazar Hakkında
(1901-91), Fransa'da doğdu. Sorbonne'da felsefe eğitimi gördü. Fransız Komünist Partisinde uzun süre bulundu, ancak partinin Stalinci çizgisine aykırı bir Marksizm yorumu üretti. Nazilere karşı Direniş'e katıldı. Marx'ın 1844 Elyazmaları'nı Fransızcaya çevirdi ve Marksizmin popülerleşmesine öncülük etti. Özellikle gündelik hayat ve kent sosyolojisi üstüne yazdıklarıyla bu disiplinlerin temelini attı. 1956 Macar Devriminin SSCB tanklarıyla bastırılmasından sonra Stalinciliğe şiddetle karşı çıktı. 1960'larda yapısalcılığa ve Althusser'e ağır eleştiriler yöneltti, onu Stalinci dogmatizmi yeniden üretmekle suçladı. 1970'lerdeki Marksist canlanmada temel referanslardan biri haline geldi. Kent yaşamının devrimci dönüşümüyle modern toplumda doğrudan demokratik ilişkilerin yeniden kurulabileceğini savundu. Lefebvre altmış kadar kitap yazdı.

Başlıca eserleri:

Marksizm (1948) [çev. Vedat Günyol, 1975]

Critique de la vie quotidienne, 2 cilt (1958-61) [Gündelik Hayatın Eleştirisi]

Marx'ın Sosyolojisi (1966) [çev. Selahattin Hilav, 1968]

Modern Dünyada Gündelik Hayat (1968) [çev. Işın Gürbüz, 1998]

La revolution urbaine (1971) [Kent Devrimi]
 

 

Bilim İş Başında / Science in Action

John Lenihan

Resimleyen: John B. Fleming
Çeviri: Barış Bıçakçı

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları no: 113
İlk Yayın tarihi: 1979
TÜBİTAK yayın tarihi: 1999

İçindekiler

Önsöz

I. Bölüm
Neden Böyle?
Donma, Genleşme ve Ardından Sürtünme
İşitilmeyen Sesler
Su, Su Her taraf Su
Aynanın Diğer Tarafı
İnsan Döşemeye Karşı
Sıcak ve Soğuk
Çarpıcı Bir Hikaye
En İyisi İki Tekerleklisi
Bilim ve Gayda
Sol ve Sağ

II. Bölüm
Tarih
İşe Yaramayan Deney
Uçuşun Öncüleri
Dalgalar
Rum Ateşi
Bilim Nasıl Gerçekleşmez
Jodell Bank Teleskopu
Zamanı Ölçmek
Kazı mı Kasıt mı?
Cavendish Labaratuvarı

III. Bölüm
Bilim ve Toplum
Trafik Kuralları
Şiir Bilim İlişkisi
Haritacı Melvyn
Radyoaktif Serpinti ve Sağlık
Disko Sağırlığı -Aslında Hiç Var Olmamış Bir Tehlike
Savaşta Atom Enerjisi
Bilim ve Toplum

IV. Bölüm
Dünya, Güneş ve Yıldızlar
Büyük Mıknatıs
Volcanus Şenliği
Güneş Saatleri Sadece Zamanı Göstermiyor
Başlangıca Dönüş
Dünya Kadar Eski Bir Tehlike
Denizi Ekip Biçmek
Gezen Kıtalar

V. Bölüm
Dört İşlem
Sayılarla Oynamak
Rasgele Sayılar
Blaise Pascal ve Olasılık
Herkesin Bildiği Çarpı İşareti
Bilmeceler ve Paradokslar
Aritmetik Bilgisi

VI. Bölüm
Yaşayan Dünya
Sahildeki Yabancı
Burun Kıvrılamayacak Bir Duyu
Kalorileri Hesaplamak
Yapay ve Doğal Besin
Tıbbın Sesi
Beyindeki Elektrotlar
Alışkanlık Tiryakilik Olduğunda
Ot İyidir
Kanlı Bir Hikaye
İnsan ve Molekül
Dinazorların Sonu

VII. Bölüm
İnsanlar
Dehanın İlk İşaretleri
Borgiaların Zehirli Sanatı
Kafa Adamı
Doktor Livingstone
Elektrikli Sandalye
John Dee ve Donanma
Wittgenstein'a Ders Verdim

VIII. Bölüm
Bazı Tuhaflıklar
Tanrısal Geometri
Bilimsel Yeraltı Araştırması
Gün Işığında Yıldızlar
Büyülü Hava
Azalan Verim
Bulanık Kristal
Gerçek ve Kurgu
Bilim ve Doğaüstü Olaylar

 

Evrenin Çocukları "Yaratılışın Öyküsü"

Ali Demirsoy

· Meteksan A. Ş.
· Basım Tarihi : 03 - 2007
· ISBN : 9757746061
· Sayfa Sayısı : 296

 

  

DİNOZORLARIN SESSİZGECESİ İLK 3 KİTAP HOIMAR VON DITFURTH

Yazarı: HOIMAR VON DITFURTH
Çeviren: VEYSEL ATAYMAN

Yayınevi: ALAN YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1999

Açıklama:DİNOZORLARIN SESSİZGECESİ İLK 3 KİTAP

HOIMAR VON DITFURTH

ÇEVİREN: VEYSEL ATAYMAN

272 + 252 + 184 SAYFA 13*19 CM,
ALAN YAYINLARI , İSTANBUL 1999

Dinsel söylemin mitoslarına inatla akılsal destek arayanların ya din ya bilim ikilemini bilerek ya da bilmeyerek sürdürenlerin, bilimin attığı her adımla biraz daha köşeye sıkışmak istemiyorlarsa, mucizeyi bilinemeyende değil de bilinende aramaları gerektiğini söyleyen bu kitap ve dizi, yıllarca sürecek tartışmaları başlatmaya aday olan bir başyapıt olacak.

DİNOZORLARIN SESSİZ GECESİ 2. KİTAP

Açıklama:1989 yılında ölmüş olan tanınmış Alman bilim adamı ve yazarı Hoimar von Ditfurth bilim karşısında doğru kuşkunun ne olduğu, bilimin yaşamımızdaki anlamı ve sınırları üzerinde tümüyle bilimsel verilere dayanan açıklamalar getiriyor... kendi yaşamımızı da gözden geçirebileceğimiz güvenilir bir temel sunuyor böylece...
Dünyada ve özel olarak Türkiye'de geleneğin ve dinin yeni toplumsal roller üstlenmeye doğru gittikleri bir dönemde, bu dizi daha da güncelleşiyor. İster inanç sistemlerinin tarihsel rollerinin gerilerde kaldığını düşünelim ister dini rönesansa umut bağlayalım, bilim ile Ditfurth'ta bulduğumuz türden bir hesaplaşmadan geçmeden edemeyiz.
-Turgay Kurultay; Cumhuriyet 8.9.1994-
(Arka Kapak) 252 s.

 


MODERN BİLİMİN OLUŞUMU

Yazarı: RICHARD S. WESTFALL
Çeviren: İSMAİL HAKKI DURU

Yayınevi: TÜBİTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1994

Dili: Türkçe

Açıklama:"Bilimsel devrim, doğa konusundaki düşünce kategorilerinin yeniden yapılanmasından öte bir şeydi. Bilimsel araştırma etkinliklerinde gittikçe artan sayıda kişinin yer almasını ve modern yaşamda gittikçe daha etkin rol oynayan yeni bir kuramlar kümesinin yayılmasını da ifade eden toplumsal bir olguydu" Richard S. Westfall, modern bilimin oluşmasındaki esas ögenin, düşüncelerin kendi iç mantıkları uyarınca gelişmeleri olduğu kanısındadır. Onun deyimiyle bu kitap, bilimsel devrim tarihinde ağırlık merkezinin, düşünce tarihi olduğuna dair inancın bir ifadesidir.
(Arka Kapak

 

Tarihi Değiştiren Bilginler

Ali Çimen
Timaş Yayınları

Ocak 2008, ISBN: 975-263-691-0

İngiltere'deki bilge cisimlerin yere düşmesinin ardındaki sırrı çözerken, Polonya'daki gezegenlerin rotasını tespit ediyor; İran'daki sayıların dilini keşfederken, İtalya'daki cisimlerin neden suya batmadığına kafa yoruyor; eski Yunan'daki tıbbın temellerini atmakla meşgulken; Fransa'daki insanoğlunu ölümcül kuduz mikrobundan kurtarmak için ter döküyordu… 'Yerçekimi kaşifi' Newton'dan 'gezegenler hakimi' Kopernik'e, 'matematiğin prensi' Ömer Hayyam'dan 'suyun gizli gücünü' ortaya çıkaran Arşimet'e, 'tıbbın babası' Hipokrat'tan 'kuduzun belalısı' Pasteur'e varıncaya dek, onlarca bilim adamı, yer kürenin dört bir yanında günümüz dünyasının bilimsel çatısını örmek için dinmek bilmez bir iştahla çalıştı. Kah Atomları, kah gezegenleri; bazen mikropları bazen de sayıları konuşturdular; tarihi değiştirdiler…



KAİNATIN SIRLARI

Yayınevi: MİLLİYET GAZETESİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1989
Dili: Türkçe

 

 

Teknolojinin Başyapıtları -Yaratıcı Mühendisliğin Mimarlığın ve Tasarımın Tarihi
Masterworks Of Technology

Yayınevi: Güncel
G. Yayın Yönetmeni : Aysel Akdaş
Grafiker : Talip Aktaş
Kategori: Bilim-Teknik / Çeviri
Yayın Tarihi: Haziran 2005
ISBN: 9756117109
Sayfa Sayısı : 366
Ebat : 14x20

Açıklama:Mühendislik alanındaki olağanüstü bilgi birikiminin, harika araçların, akıllı makinelerin ve insanı hayrete düşüren yapıların güzelliği ve karmaşıklığının heyecan verici hikâyesi...

İnsanlar, her zaman yaşamı daha da kolaylaştıracak yollar bulmaya çalışmışlardır. Eski çağlarda ayrıcalıklı bir azınlık dışında kalan herkes, uyanık oldukları saatlerin büyük bir bölümünde ağır, çetin bir bedensel çalışmaya bel bağlamak zorundaydı. Bununla birlikte insana bahşedilen en büyük becerilerden biri de yenilik yapma ve zihninde canlandırmadır. Bu yetenekleri sayesinde insan daha kolay, daha hızlı, daha güvenli, daha tam ve daha uyumlu teknolojileri yaratabilmektedir..

Teknolojinin Başyapıtlarında. E. E. Lewis, modern teknolojik olgunluğa giden yol boyunca bu adımların izini ustaca sürmektedir. Lewis kitabında, eski Mısır'da piramitlerin inşası; tekerlekçi ustalarının zanaatının hayranlık verici gelişimi; Leonardo da Vinci'nin defterlerinden de görülebileceği gibi görselleştirmeden giderek daha fazla yararlanılması: Galileo'nun bilim ve mühendisliği bir araya getirmeye yönelik öncü çalışmaları; temel bilimin, mühendisliğin ve tasarım yeniliklerinin fideliği olarak giderek artan önemi; uzay uçuşlarında örneklen görülebileceği gibi riskleri en aza indirmeye çalışılırken eşi benzeri görülmedik kahramanlıklara girişilmesinin yarattığı zorluklar ve diğerleri gibi pek çok konuyu aydınlatmaktadır.

 

BİLİME YÖN VERENLER / 12 KİTAPTAN OLUŞAN DİZİ

Yayınevi: İLKKAYNAK KÜLTÜR VE SANAT ÜRÜNLERİ
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1996
Dili: Türkçe

Açıklama:Dizide 12 kitap yer almakta 1) Isaac Newton, 2)Alexander Graham Bell, 3)Charles Darwin, 4)Thomas Edison, 5)Albert Eınstein, 6)Alexander Fleming, 7)Galileo Galilei, 8)Johann Gutenberg, 9)Guglielmo Marconi, 10)Margaret Mead, 11)James Watt, 12)Wright Kardeşler. Kitaplar, 15.5x22 cm ebadında 64 sayfa..
 

MODERN ÇAĞ ÖNCESİ FİZİK

Yazarı: J. D. BERNAL
Çeviren: DENİZ YURTÖREN

Yayınevi: TÜBİTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI
Yayın Yeri: ANKARA
Yayın Yılı: 1995
Dili: Türkçe


Açıklama:"Fizik alanındaki ilerlemenin büyük bir bölümü eski görüşlerin tekrar ele alınması, eleştirilmesi ve böylelikle geçmişteki yanılgıların düzeltilmesinden yola çıkılarak sağlandığı bu görüşlerin-yanılgıya düşmeleri durumunda bile-doğrulara varmada önemli bir rol oynamış oldukları yadsınamaz."
Bu bağlamda elinizdeki kitap, "başlangıçtan" klasik fiziğin sona erdiği 19. yüzyıl sonlarına kadar uzanan süre içerisindeki fiziğin ilgi çekici ve önemli gelişimini tanıtırken, bilimin kültürle ortak bir payda altında toplanabildiği bir döneme de ışık tutmaktadır...
(Arka Kapak) 15.5x21.5 cm 343 sayfa,


 

SONSUZLUĞUN KIYILARI " BİLİM DÜNYASINDAN ŞAŞIRTICI AMA GERÇEK ÖYKÜLER "

Yazarı: ADRIAN BERRY
Çeviren: ASLI BİÇEN

Yayınevi: TÜBİTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI
Yayın Yeri: ANKARA
14x22 cm 347 sayfa
Yayın Yılı: 2005

Dili: Türkçe

Açıklama:Tarihin sahibi kim? Fransız Devrimi'nin nedeni 1783'teki bir volkan patlaması olabilir mi? Bilgisayar programları edebiyat uzmanı olabilir mi? Evimizin bir odasında bir evren yaratabilir miyiz? Bir koridor hem eğri hem düz olabilir mi? Londra'da yayımlanan Daily Telegraph gazetesinde 1977 yılından beri popüler bilim yazıları yazan Adrian Berry'nin makalelerinin derlendiği Sonsuzluğun Kıyıları ele aldığı konuların çeşitliliğiyle okuyucuyu bilimin dünü, bugünü ve yarını üzerinde düşünmeye çağırıyor.
( Arka kapak )
 


DNA DOKTRİNİ - İDEOLOJİ OLARAK BİYOLOJİ

Yazarı: PROF. DR. R. D. LEWONTIN
Çeviren: MELİKE ÇAKIRER
Hazırlayan:

Yayınevi: BİLİM KİTAPLIĞI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1994

Dili: Türkçe
Özellikler: Birinci Baskı
Cildi: Karton Kapaklı
Durum: İkinci El
Kondisyon: (Temiz)

Açıklama:120 sayfa, 13.5x19.5 ebatında

Sinan Canan:

Üzerinde hiç kafa yormadan büyük bir çoğunluğun kabul ettiği bir varsayım var: Yaşamın ve canlı biçimlerin temeli genler veya DNA dır. Bu varsayım, günümüz biyolojisine yön veren en önemli temel taşlarından bir tanesi. Özellikle insan genom projesinin ilk sonuçlarının gündemlere oturmasını takip eden günlerde, belki biz pek haberdar olamadık ama, DNAnın bu kutsiyetini sorgulayan tartışmalar da hız kazandı. Bu kitap, genom projesinin henüz yeni başladığı dönemlerde kaleme alınmış bir yapıt ve DNAya atfettiğimiz o yüce özelliklerin aslında nereden kaynaklandığını açıklama çalışıyor. O saf ve temiz görünen bilimin nasıl para ve ideoloji kıskacında biçim bozukluğuna uğradığını hayretle bir kez daha görebiliyorsunuz. Konuyu gerçekçi bir zemine oturtmaya çalışan yazar, bunda kanaatimce oldukça başarılı ve ikna edici bir tutum sergiliyor. Kısacası bu kitap, küçücük hacmine rağmen çok kapılar açabilen o önemli kitaplardan bir tanesi. Genler konusunda bir şeyler söylemeden veya bir yargıya varmadan önce muhakkak okumalısınız.

Bu arada kitapta bir minicik bölüm var ki, konu dışı da olsa alıntılamadan edemeyeceğim:
Bir keresinde İtalyan radyo televizyonu tarafından İngilizce konuşan bilim adamlarıyla bir söyleşi yapılmış ve yapımcının sorularına verilen cevaplar İtalyancaya çevrilmiştir, böylece dinleyiciler bilim adamının İngilizcesinden bir kaç saniye sonra esas tercümeyi dinliyorlardı. Yapımcılara programı niye bir İtalyan bilim adamı ile yapmadıkları sorulduğunda, İtalyanların bilim hakkında İtalyanca yapılan iddialara inanmadıklarını, eğer bu iddiaların gerçek olduğuna inanacaklarsa onu İngilizce duymaları gerektiğini söylemişlerdir. (Sayfa 85)
 


KANITI OLMAYAN GERÇEKLER

Çeviren: DUYGU AKIN
Hazırlayan: JOHN BROCKMAN
Yayınevi: NTV YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 2008

Dili: Türkçe

Açıklama:Dünyanın önde gelen düşünürleri, somut kanıtları olmamasına rağmen hangi şeylere neden inandıklarını yazdı.

Bilimsel teoriler, kimi zaman, cüretkâr varsayımlardan, birbirleriyle bağlantısız kanıtların dağınık parçalarından ve sezgilere dayanan eğitimli atılımlardan doğar. Parlak beyinlerin kimi güçlü inançları sadece varsayıma dayalıdır ve bu varsayım, teoriyi uygulanabilir kılmak için o parlak beyinleri teşvik etmeye yeter. Ünlü bilim yazarı ve editörü John Brockman, önde gelen bilimcilere şu soruyu sordu: Kanıtlayamazsanız bile doğru olduğuna inandığınız şey nedir?

Bu kitap, günümüzün en seçkin beyinlerinin bu soruya verdikleri en iyi cevapları bir araya getiriyor. Düşünmeye kışkırtan ve zorlayıcı bu cevaplar, daha çok bilimcilerin haşır neşir olduğu teknik-teorik alanlarda değil, sıradan insanların kafasını yoran, gündelik hayatını sarmalayan, maneviyatını belirleyen konularda da etkileyici, zihin açıcı bakış açılarını sunuyor.
13X20 cm 258 sayfa, kondisyonu yeni gibidir.

 

 

EVREN VE DÖNÜŞÜMLER

Yazarı: ROLAND OMNES
Çeviren: SACİT TAMEROĞLU

Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1994

Dili: Türkçe

Açıklama:"Evren ve Dönüşümleri" evrenin evriminin anladığımızı sandığımız biçimindeki başlıca aşamalarını gözden geçirerek, evrende fizik yasalarının nasıl işlediklerini göstermeyi amaçlamaktadır. Kitapta iki bölüm vardır. Birincisi Evrenin başlangıcına, ikincisi galaksilerden yıldızlara giden başlıca cisimleri kuş bakışı gözden geçirmeye ayrılmıştır. Açıktır ki bu ikinci bölüm hakkında bilgilerimiz daha çok sağlam ve kesindir... Arka kapaktan.

 

GÖDEL KANITLAMASI-MATEMATİĞİN SINIRLARI

Yazarı: ERNEST NAGEL-JAMES R. NEWMAN
Çeviren: BÜLENT GÖZKAN
Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1994
Dili: Türkçe

Açıklama:"Gerçek" matematikçilerin uğraştığı "gerçek" matematiğin neredeyse tamamen yararsız olduğu söylense de saf matematikle uğraşan Gottlob Frege, Georg Cantor ve Richard Dedekind herhangi bir yararlı makine icat etmemişler ama Batıda yeni bir düşünme tarzının temellerini atan bir araç sağlamışlardır.

Çağlar boyunca matematiğin kesinlik, tutarlılık, tamlık gibi ideal beklentileri eksiksizce karşılayan bir bilim olduğu düşünüldü. Kesinlik, tutarlılık, tamlık gibi niteliklerin matematiğe yüklenmesinin en önemli nedeni, matematiğin aksiyomlardan türetilen doğru önermelerinin, yani teoremlerin kesin olarak kanıtlanabilir olmasıydı. Matematiğin teoremlerinin doğru iseler, doğrulukları kesinlikle kanıtlanabilen, doğru değilseler de, yine doğru olmadıkları kesin olarak kanıtlanabilen önermeler oldukları, dolayısıyla matematikte kesinlik ve tutarlılığın tam olarak egemen olduğı kabul edilmişti.

Gödel'in kanıtlaması bu kabullerin ve beklentilerin doğru olmadığını yine matematikten yola çıkarak kesin olarak kanıtlamıştır. Whitehead ve Russell'ın matematiğin mantıksal temelleri konusundaki dev çalışması olan Principia Mathematica'yı ele alarak temellerin hep eksik kalacağını göstermiştir. Yani doğal sayılar aritmetiğini kapsayan bir biçimsel dizgede öyle önermeler vardır ki, bunların ne doğru ne de yanlış oldukları kanıtlanabilir. Ayrıca Gödel, doğal sayılar aritmetiğini kapsayan bir biçimsel dizgenin tutarlılığının, bu dizgenin kendi içinde kanıtlanamayacağını da kanıtlamıştır. Gödel kanıtlamasının sonuçları matematiğin kendi içsel sınırlılıkları olduğunu ortaya koymuştur.

Gödel kanıtlaması mantık ve matematiğin dışına taşan felsefi sonuçlara da sahiptir. Matematiğin ve matematiksel nesnelerin aslî doğası, matematikle mantığın ilişkisi, vb. felsefi meseleleri yeni bir tartışma zeminine taşımıştır. Ayrıca postmodernite üzerine düşünce üreten felsefeciler de Gödel'e sık sık gönderme yapmakta ve bütünselci yaklaşımlara yöneltilen eleştirilerde Gödel'in çalışmalarından da destek bulduklarını düşünmekteler.

 

ARŞİMED'İN HAMAMI BİR BİLİM SÖYLENCELERİ KİTAPÇIĞI SVEN ORTOLİ-NİCOLAS WİTKOWSKİ

Yazarı: SVEN ORTOLİ-NİCOLAS WİTKOWSKİ
Çeviren: ÖMER AYGÜN

Yayınevi: YAPI KREDİ YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 2001
Dili: Türkçe
154 SAYFA
YAPI KREDİ YAYINLARI, İSTANBUL 2001

Bilgiden uzak olunca hamamları, elmaları ve matematik formüllerini vahiyle inmiş bir hakikatin araçları gibi baş köşeye koyarız. İnsan işi kuramları ayrıntılarıyla kavrayamayınca görünürdeki belli başlı imgeleri alıp kendi küçük müzemize kutsal bir emanet gibi kaldırırız. Ve biliriz ki Einstein dil çıkarır, Arşimed hamamdan çığlık çığlığa fırlar, Leonardo her şeyi bilir ve yapabilir. Barbarca bir tutum mudur bu? Yoksa doğanın karmaşık yapısıyla, sıradan bir yol izleyerek, ancak karmaşık bir dil benimseyerek diyalog kuran kuramların, bağlı oldukları gerçekliğe pek de sıkı tutunamadan kayıp gittiğinin bilinciyle geliştirdiğimiz mizahi ve kırıcı bir alaycılık mı? Öyle ya da böyle bilimsel söylenceler bir inancın ifadesine dönüşür. Eureka, E=mc2, ufolar, Nobel'in metresi, Big Bang ya da Shrödinger'in kedisi ya da kara delikler ve söylencenin alanına sürüklenen klasik bilimsel anlatıların daha nice örnekleri bu kitapta putları yıkmaya yönelik alçakgönüllü bir girişimle ele alınıyor. Astrofizikçi, kuvantum fiziği uzmanı, gençlik bilim dergisi yöneticisi Sven Ortoli ve fizik bilimleri profesörü, bilim gazetecisi, televizyoncu Nicholas Witkowski bu popüler bilim kitabında herkese ulaşabilen yalın ve eğlenceli bir dille, ilginç konu başlıklarıyla kitlelerin bilimsel gerçekleri algılayışına ilişkin kısa bir tarihçe sunuyor.
 


KEŞİFLER ve BULUŞLAR (The Discoverers)
Daniel J. BOORSTIN
Çeviren: Fatoş Dilber
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1994; ISBN: 975-458-056-1; 659 sayfa.

Bir Yorum:

Bir yazar ve tarihçi olan Boorstin bu muhteşem kitapta, dünya tarihinin gidişini etkileyen önemli keşifleri ve buluşları, bilinmeyen arka planları ile açıklıyor. Kitap hem bilgi yüklü, hem de heyecanlı bir macera romanı tadında. Hem siz hem de çocuklarınız için bu eser kitaplığınızda muhakkak bulunmalı derim ben. (Sinan Canan)

 

 


Atomların Dünyasında 10 Üzeri Eksi 11 Saniye

Yazar: Orhan Akaçağ
Basım yeri: İzmir
Basım Tarihi: 2003
Sayfa Sayısı: 74 s.
Ebat: 15x21
Açıklama:
İçindekiler:
James Clerk Maxwell (1864 Elektro Manyetik Teori)
Max Planck (1900 Planck Teorisi)
Ernest Rutherfort (1911 Rutherfort Atom Teorisi)
Niels Bohr (1913 Bohr Atom Teorisi)
Albert Einstein (1905 Özel Görelilik Kuramı)
Louis de Broglie (1924 Madde Dalgaları)
Wernwr Heisenberg (1825 Belirsizlik İlkesi)
H. Yukawa (1932 Mezonların Varlığı)
Enrico Fermi (1932 Zayıf Çekirdek Kuvvetleri)
Wolfgang Pauli (1932 Zayıf Çekirdek Kuvvetleri)

 

HAYATIN KÖKLERİ MAHLON B. HOAGLAND

Yazarı: MAHLON B. HOAGLAND
Çeviren: ALEV SERİN - ŞEN GÜVEN

Yayınevi: YAZKO YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1982
Dili: Türkçe

 

Bilincin Evrimi
Theodore Roszak

İnsan Yayınları

Roszak, herşeyin ötesinde aslımıza dönmek için önümüze açılan potansiyel dolu yolu onaylamaktadır. Bu potansiyel, içimize dönük doğal yanımızın yeniden keşfidir ki, bu olmadan dışa dönük yanlarımızda da gerçek bir gelişme olmayacaktır. Bilincin Evrimi, tam anlamıyla tahrik edici bir kitap: Söylediklerini kabul de edebilirsiniz de, de... Ama Roszak zihninizi değiştirmeyi, olaylara taze ve yeni bir bakış açısından bakmayı, moderniteyi çözmek ve yıkmak konusunda romantik şeyler yapmayı, 'yeni bir paket' oluşturmayı, bir buğday tanesinde ebediyeti görmemizi bize salık vermekte.

Çeviren: Bedirhan Muhip - 272 sayfa, 2. hamurBoyut: 13,5x19,5cm; Baskı Tarihi: 1995
Özgün Dili: İngilizce

 

DESCARTES'İN YANILGISI

Yazarı: ANTONIO R. DAMASIO
Çeviren: BAHAR ATLAMAZ
Yayınevi: VARLIK YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 9789754342000
Yayın Yılı: 1999
Dili: Türkçe
1999 14 x 20 cm Türkçe 292 s. 2. Basım İstanbul

Açıklama:
Okuyucuyu insan beyninde bir keşif gezisine çıkaran ve akılla hislerin zihinde nasıl bir araya geldiğini irdeleyen bu kitap, on dokuzuncu yüzyılda beyin zedelenmesi sonucu davranış tarzı kökten değişime uğrayan Phineas Gage'in öyküsüyle başlayıp Damasio'nun dünyaca tanınmış laboratuarında incelediği çağdaş vakalarla devam ederek, duyguların akılcı insan davranışındaki rolü üzerinde duruyor.
Beyin hasarlı hastalardan edindiği deneyimlerden yola çıkan nöroloji uzmanı Dr. Damasio, duygu ve his yoksunluğunun aklın çalışmasını ve sosyal davranışları nasıl aksattığını açıklıyor.
Zihinle beden arasındaki ilişkiyi algılayış tarzımızı sonsuza dek değiştirecek olan Descartes'ın Yanılgısı, "Duygusal Zeka" kavramını geliştiren psikologların esin kaynaklarından biri olmuştur.
(Arka Kapak)
 

 

Tanrı'nın Ağzından Evrenin Hikayesi
Orjinal isim: Il Mondo CreatoFranco Ferrucci
Ayrıntı Yayınları / Edebiyat Dizisi

Evrenin ve insanlığın akıl almaz serüvenini, yaratılışın ilk anından başlayarak, Yaratıcı'nın kendisinden dinlediğinizi hayal edin. İşte Franco Ferrucci bunu yapmış ve ortaya büyüleyici bir roman çıkmış...

Ferrucci'nin şefkatli ve unutkan Tanrısı, kendini evrenin muazzam boşluğunda yapayalnız bulduğu anda başlayan bir yazgıyı, bütün iniş çıkışlarıyla birlikte, unutulmaz bir hikayeye dönüştürüyor. Bir bakıma herkesin, her canlının, bütün yeryüzünün hikayesi bu... Evrenin Hikayesi her şeyden önce bir yalnızlık destanı; çünkü yalnızlıkların en katlanılmaz olanını, Tanrı'nın mutlak ve aşılmaz yalnızlığını anlatıyor. Bu kahredici yalnızlıktan bir çıkış yolu arayan Tanrı sonunda yerküreye hayat verir, "evrenin doğurduğu umut çiçeği"ne...

Yaratacısının tutkuyla sevdalandığı bu yeşil ve mavi gezegenin, aynı zamanda dizginlenemez bir yıkım enerjisiyle dolu olduğu çok geçmeden anlaşılacaktır: Söz dinlemez yerküre, yaratıcısının şaşkın bakışları altında kendi yoluna gider.

İnsanoğlu doğduğu zaman, Tanrı'nın umutları bir kere daha canlanır: "Zulüm" ve "vahşeti" yeryüzünden silmesine yardım edecek belki de odur!.. Bundan sonrası ne yazık ki hüsran hikayesidir. En sevdiği varlığıyla Tanrı arasındaki ilişki, hüzün, ve hayal kırıklığıyla gölgelenmeye mahkumdur, hem de sonsuza kadar. İnsanlığın etkili çoğunluğu, Tanrı'nın "sevgi" ve "iyilik" dolu bir dünya özleminin gerektirdiği sorumlulukları üstlenmenin sıkıntısına girmeyecek, "zulüm" ve "vahşet" üretmeye devam edecektir. Üstelik Tanrı'nın başka bir yaratığına vermediği "aşk" yetisine rağmen... Böylece binlerce yıllık arayış sonuçsuz kalacak, "kötülüğün" ve acının" kaynağı bulunamayacak, "bilgi" ve "güzelliğin" hüküm sürdüğü bir dünya yaratılamayacaktır...

Tanrı'yla kişisel ilişkiniz ne olursa olsun, iyiliğe ve geleceğe gizli gizli inanmak isteyenlerdenseniz, bu hazin hikayenin aklınızda ve yüreğinizde derin bir iz bırakacağına hiç kuşku yok. Bu hikaye, kendi sorumsuzluklarımızın hikayesi çünkü...

"Evrenin Hikayesi, binlerce yıllık dinsel ve felsefi düşünceyi bir araya toplayan, büyük ilgi ve övgü uyandırmış, oyuncul, harikulade ve karşı konulmaz bir kitap. Ne mutlu okura, çünkü Tanrı'nın uzun uykusuzluğunun öyküsü olan bu kitap ona uykuyu unutturacak... Olağanüstü."
- Umberto Eco
(Arka Kapak)

Kitap, İngilizce'den çevrilmiştir.

Türkçe (Orjinal Dili:İtalyanca)
286 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9789755392998
2000
286 s., 1. Basım
Çeviri : Elif Özsayar

 


Sonsuz Değişim Doğa ve İnsan Fizik ve Doğu Düşüncesi
Yayınevi: Yaba Yayınları

Yazar: Abdullah Rıza Ergüven

Kategoriler: Felsefe, Doğu Felsefeleri

Özellikler:
1. Basım Türkçe İstanbul 276 s. Aralık 1985 13.5 x 19.5 cm

Açıklama:
Fikir hayatımıza kazandırdığı eserleriyle de tanınan Abdullah Rıza Ergüven, bu üçlemesinde hayatın ve dünyanın geleceğini sorgulamaktadır. Sonsuz Değişim, Doğa ve İnsan, Fizik ve Doğu Düşüncesi üç kitaptan oluşan bir bütündür. Akıcı, şiirsel. pırıl pırıl bir türkçe ile anlatılan bu eseri beğeneceğinizi umuyoruz.
(Arka Kapak)
 

Felsefenin Kısa Tarihi

Otfried Höffe

Arka Kapak

Felsefenin Kısa Tarihi Almanya'nın en ünlü ve saygın düşünürlerinden biri tarafından kaleme alınmıştır. Otfried Höffe açık ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek bir biçimde felsefenin antik Yunan'dan başlayarak günümüze kadar aldığı yolu bizlere aktarmaktadır. Felsefenin bitmez tükenmez zenginliğinden en önemli konuları, kişileri, ekolleri ve yapıtları seçip çıkartmak suretiyle felsefi düşüncenin gelişimini canlı bir biçimde anlatmaktadır. Kitap aynı zamanda felsefeye giriş niteliğinde olup büyük düşünürlerin rehberliğinde okurların kendi kendilerine felsefe yapmayı öğrenmelerine yardımcı olacaktır.

Yazar:Otfried Höffe

Sayfa Sayısı: 392
Dili: Türkçe
Yayınevi: İnkılap Kitapevi

 

Felsefeye Giriş

Yayınevi: Say Yayınları

Yazar: Kazimierz Ajdukiewicz

Kategoriler: Felsefe, Genel ve Referans

Açıklama:
Kazimierz Ajdukiewicz... Dünyaca ünlü Polonyalı mantıkçı ve felsefeci... Dilden mantığa, felsefeden öğretime, bilimden sosyal konulara dek neredeyse her alanda kalem oynatmış, çağımızın en önemli yazar ve düşünürlerinden... Ajdukiewicz'in Felsefeye Giriş kitabı, bir dizi yanıtın savunuculuğunu yapmak yerine, okuyucuyu felsefede sorulan temel sorularla ve bu sorulara verilen yanıtlarla tanıştırmayı amaçlamakta. Güçlü ve açık bir zihin kitabın her sayfasında işbaşında. Elinizdeki kitap yalnızca kolay anlaşılır bir felsefeye giriş kitabı olmakla kalmayıp, birkaç satır içinde okuyucuya bir argümanın ya da öğretinin özüne nüfuz etme olanağı sağlayan olağanüstü bir eser. Kitabın İngilizce'de yayınlanmış diğer felsefeye giriş kitapları karşısındaki bir başka avantajı da, Ada Avrupası'nın felsefe geleneğine yabancı kalmış olan diyalektik materyalizm ve fenomenoloji gibi öğretilere öncelik vermesidir.
(Tanıtım Bülteninden)

 

SİBERNETİK

Yazarı: NORBERT WIENER
Çeviren: YÜK. MÜH. İBRAHİM KESKİN
Yayınevi: SAY YAYINEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1982

Sibernetik (Yönetimbilim, Güdümbilim)

Bir insanın veya otomatik bir makinenin, modern tekniğin kaynakları çerçevesinde herhangi bir işi yönetmesini veya belli bir amaca ulaşmasını sağlayan bilim. Makina ve canlılarda, kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve kanunlarını tespit eden bir bilim dalı. Yaşayan organizmalarla ve makinalarda kontrol ve haberleşme ile ilgili bilimlerin karmaşıklığını ifade etmek için kullanılmıştır. Kökü, eski Yunanca “Kubernetes” Latince “Gobernare”den gelmektedir. Her iki kelime de “sevk ve idare” anlamına gelir. İlk defa Amerikalı ilim adamı Norbert Wiener (1948) tarafından kullanılmıştır.
Makineler, sistemin durumu hakkında bilgi toplayabilecek ve bu bilgileri değerlendirerek, sistemin yönetilmesine yarayan emirleri hazırlayabilecek duruma geldiği andan itibaren, yönetim sanatı makinelerin işi olup çıkar. Bu anlamda, sibernetik, kim yönetir ve nasıl yönetilir sorularını sormaksızın yönetmenin ne olduğunu akla dayanarak açıklayabildiği ölçüde mantıki bir bilimdir.
Bu yoldan hareket ederek, sistemler ve makineler için, bugüne kadar hiç ele alınmamış geniş ve teorik bir sınıflandırmaya imkân verir. Üstelik, bu sınıflandırmanın sonuçlarından yararlanmakla her çeşit yönetim makinesinin yapımı mümkün olduğuna göre, sibernetik önemli uygulamaların hareket noktasıdır da, yönetim makinelerinden bazıları (uçaklardaki otomatik pilotlar) daha şimdiden geniş bir uygulama alanı bulmuştur ve bu makinelerin her alanda kullanılmaya başlaması otomasyon sanayiinin sistemli olarak gelişmesini sağlayacaktır.
Yunanlılar eskiden yönetme sanatını biliyorlardı, hattâ Eflatun'un birçok diyalogunda «sibernetik» terimine rastlanır. Ünlü filozof, «yönetmek» fiilinin derin anlamına dikkati çekti ve bir geminin idare edilmesinden veya bir arabanın sürülmesinden insanların yönetilmesine kadar çok çeşitli örneklerle bu anlamı açıkladı. Ksenofon da, kendi payına, yönetmek sanatını siyasi anlamda sistemli olarak inceledi.
1834'te Ampere, bilimlerin sınıflandırmasını yaparken bu terimi kullandı. Fakat sibernetiğin gerçek anlamda ilerlemesi ancak çok yakın bir geçmişe, modern tekniğin yardımıyla insanoğlu «yönetilen işin sentezi»ni makineler sayesinde yapabileceğini anladığı ana rastlar. Dünkü makineler bir kastan başka birşey olmadığı halde, bugünün imkânları, özellikle elektrik tekniği sayesinde günümüzün makineleri, kendilerinden beklenen işi aldıkları emirlere uygun olarak hakkıyla yerine getirebilecek şekilde bilgi-işlem organlarıyla donatılmış birer beyin vazifesi görebiliyor.
Sibernetiğin iyiden iyiye gelişmesi İkinci Dünya savaşı sırasında, özellikle hava taşıtlarına karşı savunma problemini halletmek için, ağır gözetleme kulelerini hızla ve hassasiyetle istenen yöne çevirmek veya yalnız insan kontrolüyle yönetilmesi imkânsız olan radar antenlerini hedefe çevirmek zorunluluğundan doğdu.
Böylece servomekonizma'lar kullanılmaya başladı ve uzun araştırmalardan sonra teknisyenler, radarların düşman uçaklarını takip etmesini ve aldıkları bilgileri (açıklık, yükseklik, uzaklık, uçağın hızı) elektronik bir hesap makinesine iletmesini, böylece elektronik makinenin topu doğrudan doğruya hedefe yönelterek mermiyi otomatik olarak fırlatmasını sağlayan tertibatlar yapmayı başardılar.
Bu âlet ve tertibatların gerçekleştirilebilmesi için, çok çeşitli alanlarda uzmanlaşmış teknisyenlerin, özellikle olayların incelenmesinde fizikçilerin, dengeyle ilgili hesapların (karmaşık fonksiyonlardan yararlanan ve matris hesabının büyük ölçüde gelişmesinde yardımcı olan, Laplace dönüşümünün başlangıcı olan hesaplar) yapılabilmesinde matematikçilerin ve kullanılan çeşitli malzemenin incelenmesinde mekanikçilerin birlikte çalışması gerekti.
Hattâ sırasında biyoloji bilginlerine bile danışıldı; çünkü «yönetilen için sentezi» denilen o mahut eylem insandaki refleks eylemini andırdığına göre, bu yeni makinelerin davranışıyla canlı varlıkların davranışı arasında bir benzerlik akla yakın gelebilirdi: incelemeler daha derinleştirildiğinde, gerek makinelerde gerek canlı varlıklarda aynı şema ile karşılaşıldığından bu benzerliğin gerçekten var olduğu anlaşıldı.
Bu gerçeğin anlaşılmasından sonra, Amerikalı Norbert Wiener 1947'de otomatik kumandalı sistemlerin tekniği üstüne Cybernetics adlı ilk eseri yayımladı; Wiener bu eserinde sibernetiği bir kavşak bilim olarak tanımladı ve yönetim yapabilecek mekanizmalarla ilgili genel kavramları verdi. Bu görüşler, üstün yapılı canlıların hayati fonksiyonları ve bu fonksiyonların suni olarak yaratılmasına imkân veren süreçleri mantık analizine vurmakla, gerçek bir akıl devrimi sayılabilecek büyük bir akımın başlangıç noktası oldu.
Bazı sibernetikçiler, sosyal olayların bilgi alışverişinden doğduğunu öne sürerek bu olayları sibernetik metotlarıyla incelemenin mümkün olduğunu savunurlar; bu tez, oldukça aşırı bir hayalgücü çerçevesinde, gelecek toplulukların düşünme ve yönetme makineleriyle idare edileceğini akla getirebilir.

Sibernetiğin Tarihçesi

Sibernetik makina ve canlılarda, kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve kânunlarını tespit eden bir ilim dalı. Yaşayan organizmalarla ve makinalarda kontrol ve haberleşme ile alâkalı ilimlerin karmaşıklığını ifâde etmek için kullanılmıştır. Kökü, eski Yunanca “Kubernetes” ve Lâtince “Gobernare”den gelmektedir. Her iki kelime de “sevk ve idâre” anlamına gelir. İlk defâ Amerikalı ilim adamı Norbert Wiener (1948) tarafından kullanılmıştır.

Çeşitli sahalarda çalışan ilim adamları, aynı olaylar karşısında farklı isimler kullanmaktaydılar. İlimde aşırı ihtisaslaşma dolayısıyla, ilim adamları birbirinin dilinden anlamaz hâle gelmişlerdi. Bu durumdan yakınan bâzı ilim adamları özellikle Matematikçi Norbert Wiener ve Biyolog Arturo Resenblueth, ilim adamları arasında ortak noktaları bulup, çıkarmaya başladılar.
Bu sıralarda İkinci Dünyâ Savaşı başladı. Hedefini kendi kendine bulan, bir uçaksavar topunun yapılmasının mümkün olup olmadığı husûsunda yapılan araştırmalar, evvelce felsefenin işgâl ettiği yere tâlip bir “disiplin ilmi” olan “Sibernetik”in ortaya çıkmasına sebep oldu.
Sibernetik, canlılarla kendi kendini düzenleyen makinalar arasındaki çalışma benzerliklerini araştırır. Sibernetikte makina durum değiştirme, yâni transformasyon kâbiliyetinde olan her türlü dinamik sistem anlamına gelir. Transformasyon bir halden diğer bir hâle geçiştir. Gerek makinaların gerekse canlıların bütün faaliyetleri birer transformasyondan ibârettir.
Organize bir sistemdeki transformasyona sebep olan her türlü tesire informasyon denir. Bu sistemlerin kendilerinden ve dış ortamdaki değişikliklerden haberdar olmaları için, informasyon, yâni bilgi almaları gerekir. Organize sistemler aldıkları bu bilgi sonucunda çeşitli durum değişikliklerinden geçerek bir denge durumuna varmaya çalışırlar. Buna “homeostasis” adı verilir.
Organize sistemlerin elde ettikleri sonuçlar onlar için tekrar bir bilgidir. İşte, yapılan işin sisteme tekrar bağlanmasına geri-besleme (feed-back) denir. Kendi kendini ayarlayan bütün sistemlerde, meselâ vücud harâretini, sâbit tutan canlılarda, kan şekerinin belli sınırlar içinde tespit edilmesini sağlayan mekanizmada, göz bebeğinin ışığın şiddetine göre büyüyüp küçülmesi gibi olaylarda geri beslemeler söz konusudur.
İlk sibernetik âlimi Cizreli Ebü’l-İz el-Cezerî’dir. 1969 yılında İbrâhim Hakkı Konyalı tarafından, Kara-Amid Dergisinde (cilt 2, sayı 2) yayınlanan bir makaleden sonra, Türkiye’de tanınan bu âlim sekiz asır önce Türk saraylarının makinalaşmasını sağlamıştır. Diyarbakır’da hüküm süren Artuk Türkleri arasında yetişen Ebü’l-İz otomatik makinalar hakkında kitap yazmıştır. Kitabın orijinal ismi Kitâb-ül-Câmi-i Beyn-el-İlm-i vel-Amel en-Nafî-i fî Sınat-il-Hiyel’dir.
Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmed Kütüphânesinde de bir nüshası bulunan bu eşsiz kitabı hangi sebeple yazdığını Ebü’l-İz şöyle açıklamaktadır:
“Ben bu kitabı, Artukoğullarından Diyarbakır hükümdarı Ebü’l-Feth Mahmûd ibni Karaaslan adına yazdım. Bu değerli hükümdarın babasına ve kardeşine 25 yıl hizmet ettim. Birgün, yaptığım makinalardan birini göstermiştim. O, bu işimi büyük bir ilgiyle tetkik etti. Bana; “Dünyâda eşi bulunmayan bir şey yaptın. Emeğin boşa gitmeyecektir. Bana bütün yaptıklarını gösteren bir kitap yaz!” dedi. Ben de bu kitabı yazarak, kendisine sundum. Kitabımı bir önsöz, 50 şekil ve 6 kısım üzerine kurdum.”

Bu kıymetli eserde Ebü’l-İz sekiz asır önce “Sibernetik’te denge durumu” veya “Elektronikteki ayarlama sistemleri” gibi, birçok ilgi çekici konuyu ele almıştır.
Her millet, Sibernetik târihinde kendi yetiştirdikleri bilginlerle övünmüşlerdir. Fransızlar bu konuda ünlü matematikçi Paskal ve ünlü düşünür Descartes ile öğünmektedirler. İngilizler ise aynı konuya bilgisayar biliminin babası sayılan Charles Babbage’in öncülük ettiğini ileri sürmektedirler. Almanlar ise Leibniz’i bu konuda en büyük önder olarak tanırlar.
Halbuki Ebü’l-İz bundan sekiz asır önce Otomatik Kontrol Bilimini kurmuş ve sistemler arasında denge durumları sağlamıştır. Genellikle hidro-mekanik güçten faydalanılmış, şamandıra ve palangalar arasında karşılıklı tesirde bulunma yoluyla çok ilgi çekici otomatik kontrol mekanizmaları geliştirmiştir.
Ebü’l-İz’in otomatik makinalar kitabındaki düzenlerden birisi otomatik abdest alma makinası’dır. Hükümdar Mahmud için geliştirilen bu düzende, abdest suyu otomatik olarak dökülmekte ve aynı şekilde durmaktadır. Ebü’l-İz’in kitabında, “Sultan Mahmûd’un hizmetçilerin abdest suyu dökmelerinden hoşlanmadığı için” kendisinin bu işi yapmak üzere makina adamlar ve makina tavus kuşları yaptığı, sultanın bu robotların döktüğü sudan abdest aldığını yazmaktadır.
Böyle bir kimse Türkiye’de pek az tanınmışken, hattâ kitabı Türkçeye bile tercüme edilmemişken, yabancılar bu kitabı bulmuş, incelemiş Donald Hill, “Al-Jaz’ari’s Book of Ingenious Mechanical Devices” Mekanik Hareketler Mühendisliği Bilgisi adıyla İngilizceye çevirmiştir. Donald Hill’in kitabı hakkında bilgi veren bir kaynak Ebü’l-İz için, “...On ikinci yüzyıl Müslüman mühendisliğinin doruğuna erişmiş kişi.” sözünü etmektedir.
Sibernetik konusunda çeşitli üniversite ve tıp fakültelerinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar sonunda, artık sibernetik ilim çevrelerinin olduğu kadar halkın da ilgilendiği bir ilim dalı hâline gelmiştir. Meselâ, günümüzde bilgisayar işlemleriyle beynin çalışmaları arasındaki ilgi her kesimin yakından bilgi sâhibi olduğu bir konu hâline gelmiştir.

20. yüzyılın ikinci yarısında doğan ve canlı ya da cansız bütün karmaşık sistemlerin denetlenip yönetilmesini inceleyen bir bilim dalıdır. Sibernetik terimi, "yönetmek" anlamındaki Eski Yunanca bir sözcükten kaynaklanmıştır. Eski Yunan toplumunun günlük konuşma dilinde bu sözcük, dümen tutarak bir gemiyi ya da dizginleri ele alarak bir at arabasını yönetmek anlamında kullanılırdı. Daha o çağda Platon, bir toplumun ya da ülkenin yönetimini de bu sözcüğün kapsamına alarak terime ilk kez "yönetimbilim" ya da "güdümbilim" anlamını kazandırmıştı. Ama, 1948'de yayımladığı bir kitabının başlığında sibernetik sözcüğünü kullanarak terimi bugünkü anlamda ortaya atan ABD'li matematikçi Norbert Wiener oldu. Bu kitabın yayım tarihi, sibernetiğin bağımsız bir bilim dalı olarak doğuşu kabul edilir. Wiener bu yapıtında sibernetiği "canlılarda ve makinelerde denetim ve iletişimin incelenmesi" olarak tanımlamıştı. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi, sibernetik bilimi her şeyden önce otomatik denetim kuramıyla ve canlıların fizyolojisiyle, özellikle de sinir sistemi fizyoloj isiyle yakından bağlantılıdır.
Hayvan ya da insan vücudu ile makinelerin çalışması arasındaki benzerliklere dikkati çeken Wiener'a göre, bu karmaşık doğal ve yapay sistemlerin en önemli ortak özelliği geribesleme ya da geribildirim sürecidir. İngilizce'deki feedback teriminden dilimize aktarılan geribesleme, bir sistemin kendi işleyişini otomatik olarak denetleyebilmesi için, çıktıların girdi olarak yeniden sisteme verilmesi demektir. Daha basit bir anlatımla, herhangi bir sistemin denetleme organı, o anda yapılan işin sonucuna ilişkin bilgileri almadıkça ne yapılan işteki yanlışları bilebilir, ne de bunları engelleyecek önlemler alabilir. Gözlerinizi kapatıp, ellerinizle çevreyi yoklamadan bir odada yürümeye çalışırsanız geribeslemenin önemini kolayca anlayabilirsiniz. Göz ve el gibi duyu organlarından ya da alıcılardan kendisine bilgi aktarılmadığı için beyniniz gerekli komutları veremez; örneğin sağa ya da sola dönmeniz gerektiğini bildiremeyeceği için odadaki eşyalara çarpmanızı engelleyemez. Oysa gözlerimiz açıkken, örneğin yolumuzun üzerindeki bir hendeği atlayarak aşmamız gerektiğinde, hendeğin genişliğini gözlerimizle "ölçeriz". Bu bilgi duyu sinirleri aracılığıyla beyne iletilir; beyin de, hendeği aşacak kadar uzağa atlayabilmemiz için, hangi kaslarımızın ne zaman ve ne kadar kasılıp gevşemesi gerektiğini hareket sinirleri aracılığıyla ilgili kaslara bildirir. Yarasaların yankıyla yön bulmasında ise beyne geri beslenen bilgi, bir engele çarparak geri dönen ve o engelin uzaklığını belirten ses dalgalarıdır. Canlılarda duyu organları, beyin-sinir sistemi ve kaslar arasında gerçekleşen bu geribesleme ve bilgi akışı, bir uçaktaki otomatik pilotun mekanik ve elektronik sistemleri arasındaki iletişimle aynı temele dayanır.
Canlılarda ve otomatik denetimli makinelerde geribeslemenin sayısız örneği vardır. Sözgelimi, sıcakkanlı hayvanlarda vücut sıcaklığının, insanda ve gelişmiş hayvanlarda hormon salgılarının ya da kandaki karbon dioksit oranının belirli bir düzeyde tutulmasında geribesleme süreçlerine büyük görevler düşer. Canlılardaki biyokimyasal tepkimelerin geribeslemeyle denetlenmesinde sisteme girdi olarak yüklenen çıktı, belirli bir tepkimenin son ürününe ilişkin bilgilerdir. Tepkime ürünü belirli bir madde olabileceği gibi ısı da olabilir. Böyle bir madde, örneğin pankreasta üretilen ensülin hormonu olağan düzeyi aştığında, hücredeki ribozomlar ensülin üretim tepkimesini katalizleyen enzimin yapımına ara verir. Böylece tepkime gerçekleşemez ve ensülin üretimi durur. Şeker metabolizmasında kullanılan ensülin yavaş yavaş tükenerek olağan düzeyin altına düştüğünde enzim yeniden üretilir ve ensülin bireşimi başlar. Aynı biçimde, vücut sıcaklığı olağandan yüksek ya da düşük olduğunda bu bilgi özel alıcılarla beyne aktarılır. Beyin de vücuttaki ısı üretimi ile ısı kaybının azaltılmasına ya da çoğaltılmasına ilişkin komutları gerekli organlara ileterek vücut sıcaklığının belirli sınırlar içinde kalmasını sağlar. Kalorifer, şofben gibi ısıtma aygıtlarında, elektrikli ütülerde ve buzdolaplarında kullanılan termostatlann çalışma ilkesi de geribeslemeye dayanır. Bu aygıtlardaki sıcaklığa duyarlı alıcı, biri az, öbürü çok genleşen iki ayn metalden yapılmış çift metalli bir çubuktur. Örneğin kalorifer termostatlarında, oda sıcaklığı belirli bir derecenin üstüne çıktığında bu metallerden biri genleşerek uzadığı için çubuk bükülür ve kalorifer kazanını ateşleyen brülörün çalışmasını durdurur. Oda sıcaklığı tanımlanan değerin alt sınırına düştüğünde metal çubuk yeniden düzleşir ve brülörü devreye sokarak kazanın yanmasını sağlar.
Geribeslemenin en iyi bilinen örneklerinden biri de, kaydedilen ve üretilen sesin niteliklerini hiç değiştirmedikleri için "aslına çok sadık" anlamındaki İngilizce high-fidelity sözcüklerinin kısaltmasıyla "hi-fi" olarak adlandırılan üstün nitelikli ses aygıtlanndaki elektron lambaları ya da transistörlerdir. Elektron lambaları ya da transistörler yükselteçlerde tek başına kullanıldığında sesin niteliklerinde istenmeyen bozulmalara (distorsiyona) yol açar. Oysa bu aygıtlar geribeslemeli bir denetim sisteminin içine yerleştirildiğinde, sesin niteliklerinin olabildiğince bozulmadan kalması sağlanabilir.
Birçok bilim adamına göre sibernetik ikinci bir sanayi devrimini başlatmıştır. Çünkü, veri çözümlemesi yaparak ve koşullara uygun "kararlar vererek" insanın yapabileceği işlerin birçoğunu üstlenen bilgisayarlar ve robotlar gibi karmaşık makineler bu gelişmenin ürünüdür. Bunun dışında, jet uçaklarının yönetilmesi, bir uzay aracının fırlatılması, fabrikalarda otomasyona geçilmesi, bir enerji santralının, bir petrol rafinerisinin ya da bir kimya fabrikasının 24 saat aralıksız çalışabilmesi, büyük bir havaalanı çevresindeki yoğun hava trafiğinin denetlenmesi sibernetiğin başarılarından yalnızca birkaçıdır. Üstelik sibernetik modelleri 1950'lerden bu yana yalnızca sanayi ve teknolojiyi değil biyoloji, psikoloji, ekonomi ve öbür toplum bilimleri gibi çok değişik alanları da derinden etkilemiştir.


Sibernetiği ilk kuran alim İsmail-El GEZERİ'dir...Sibernetik yeni Türkçe Güdümbilim, (Yunanca kybernétes, "dümenci"), makine ve canlılarda geçerli olan kontrol ve iletişim teorisi. İnsanlara ait ve mekanik sistemlerin çalışma tarzı ve fonksiyonlarını daha iyi anlatabilmek amacıyla bilgi-işlem sistemleri ve canlı varlıkların kontrol ve iş haberleşme yöntemlerinin karşılaştırmalı araştırması. Sibernetik birden fazla disiplin oluşturmakla ilgili olup, bilim dallarının herbiriyle tam bir uygunluk içinde olan bir dizi kavram yardımıyla bu dallar arasında tam bir ilişki kurulmasını sağlar.

'Sibernetik' Enerjiye açık, enformasyon ve kontrole kapalı sistemleri inceleyen bilim dalıdır.

SİBERNETİK İLETİŞİM MODELİ

Bu model, Wiener'ın (1947) çalışmalarından doğan sibernetik (cybernetics) kavramının, Moles (1971) tarafından iletişim alanına uyarlanmasına dayanmaktadır. 'Hayvan veya makinelerde, kendi kendini kontrol edebilen karmaşık sistemler teorisi' olarak tanımlanan sibernetik teori, çeşitli dilleri, kodları ve sinyalleri kapsayan belirli bir enformasyon anlayışı taşımaktadır. Buna göre tüm enformasyonlar, genellikle bir dilin öğeleri tarafından oluşan bir taşıyıcıya sahiptirler. Söz konusu dil öğeleri sözcükler ve bunlar da bir takım sinyal veya göstergelerden oluşurlar.

İletişimin incelenmesi, iletişim şemasının temel öğeleri olan alıcı, verici, kanal ve işaretler repertuvarının incelenmesi demektir: Bu kapsamda alıcı ve vericinin betimsel özelliklerinin, kim olduklarının; repertuvarın karakteristiklerinin ve kanalın doğasının bilinmesi önem taşımaktadır. Sibernetik iletişim teorisine göre;

• Mesaj, her şeyden önce, verici tarafından işaretler repertuvarından alınan öğelerin düzenlenmiş bir dizisidir (sequency). Verici, repertuvar öğelerini, mesaja içrel yasalara göre düzenler. Alıcı mesaj öğelerini tanır, anlamlandırır, vb.

• Mesaj, bir yenilik taşıyıcıdır; burada yenilik, belirli bir öngörülemezlik derecesinin, bu da orijinallik miktarının (orijinallik düzeyi, mesaj veya öğelerinin görülme, ortaya çıkma olasılığıyla ters orantılıdır) ifadesidir ve mesaj, bunu taşıdığı ölçüde bir değere sahiptir.

• Enformasyon, belirsizliği azalttığı ölçüde, anlaşılabilir ya da okunabilir. Anlaşılabilirlik, mesaj öğelerinin tekrar sıklığına, yani artıklık (redundancy) derecesine paralel olarak artar ve dolayısıyla mesajın orijinalliğiyle ters orantılıdır. Pratikte mesajın, orijinallik ile anlaşılabilirlik, öngörülemezlik ile öngörülebilirlik arasında dengelenmesine çalışılır. Bu noktada, alıcının maksimal orijinallik debisi önem taşır.

• İletişimde bir diğer önemli faktör, iletişimin pahasıdır. Mesajın olabildiğince ekonomik olması gerekir. Bu gereklilik, mesaj öğelerinin miktarının sınırlanmasında somutlasın Anlaşılabilirlik, dolayısıyla artıklık (bir mesajda, zorunlu minimum öğe sayısından fazlalığın oranı), pahayı artırdığından dengelenmesi zorunludur.

• Mesajlar, alıcı üzerindeki etkileri bakımından farklı özellikler gösterirler. Verici ve alıcının ortak gösterge repertuvarının kullanımı ve mesajın kodlanmasına bağlı olarak mesajın zenginliği farklı özellikler gösterir. Bu noktada denotatif ve konotatif mesajlar, bir başka deyişle semantik ve estetik mesajlar ayırdedilir.

Bu boyutlardan hareket ederek iletme sürecini formelleştirmeye ağırlık veren sibernetik iletişim teorisi, mesajın semantik özelliklerinden ziyade, mantıksal özelliklerine odaklasan bir yaklaşım olarak görünmektedir.

 


Felsefenin İlkeleri

Descartes

Arka Kapak
Descartes (Rene) 1596-1650 yıllarında yaşamış ünlü Fransız filozof ve matematikçidir. Metafizik bakımından idealisttir, metodik bir şüpheden yola çıkar. Bu metod yanılgı ve önyargıları önlemek, eleme yoluyla şüphe etmeye dayanır. Bu yolla şüphe ettiğinden şüphe edemeyeceği gerçeğine varır. Bununla birlikte ona göre şüphe çok dolaylı yoldan da olsa ispatlandı mı dış dünyanın varlığı, "Düşünüyorum o halde varım" ın varlığı kadar kesinlik kazanır.Descartes, filozof olarak ne kadar büyükse, bilgin olarak da o kadar büyüktür.

Yazar:Descartes
Çevirmen:Mesut Akın

Sayfa Sayısı: 156
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: Say Yayınları

 


Yaşamın Örgüsü "Zihnin ve Maddenin Yeni Bir Sentezi"
Fritjof Capra

Konu: Bilim-Genel
ISBN: 9789759739102
Çeviren: Beno Kuryel
Sayfa: 327 Ebat: 13,5*19,5 cm
Baskı Yeri: İstanbul
Basım Tarihi: 1.1.2000

`Bilimsel manzaraya ilişkin engin ve kapsamlı bir görüş`

Lynn Margulis-

Fritjof Capra, Descartes ve Newton`ın düşüncelerine dayalı geleneksel mekanik dünya görüşüne meydan okuyan çağdaş bilimdeki devrimin ön saflarında yer almaktadır ve bizleri bütünselci, çevrebilimsel bir görüşe doğru taşımıştır.

Capra burada, son zamanların bilimsel buluşlarına ait parlak ve köklü bir sentez sunmaktadır. Bunlar arasında, karmaşıklığın kuramı, Gaia kuramı, kaos kuramı ve organizmaların, toplumsal sistemlerin ve ekosistemlerin diğer özellikleriyle ilgili açıklamalar bulunmaktadır. On yıllık bir araştırmaya ve tüm dünyadan bilim insanlarıyla yaptığı tartışmalara dayanan buluşları; bizlere, gelecek kuşakların fırsatlarını yok etmeden toplumlar kurup sürekliliklerini sağlama olanağını verecek çevrebilim politikaları için olağanüstü yeni bir temel sağlamaktadır. Ve de bizi, `Yaşam nedir?` sorusunun yanıtına, eskisine göre daha yakın kılmaktadır.

`Esin dolu bir bilim insanının bu enfes sentezi; bilim insanlarını, uzmanları, karar vericileri ve ilgili yuttaşları, insanlığın gelişmesi ve yeryüzündeki tüm yaşamın geleceğiyle ilgili oldukça geniş çok disiplinli bir ağ ortamına ve düşünsel paylaşıma çekmektedir.`

Hazel Henderson-

(Güneş Çağının Politikası ve Gelişmekte Olan Paradigmalar eserlerinin yazarı)

`Capra`nın şimdiye kadar yazdığı herhangi bir şeyden, kavramsal olarak çok daha olağanüstü... Dr. Capra, gerçekten, yeryüzünün bir fizikçisidir`

Jay Griffiths-

(Guardian)

`Önemli bir kitap, hatta Dr. Capra`nın konumunda olan birisi için de... sistem düşüncesinin bilimsel, felsefi ve tinsel boyutlarının bir sentezi.`

Graham Lawton-

(Times Yüksek Öğrenim Yayının Eki)
 

 

 

Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı

Caner Taslaman

İstanbul Yayınevi

» Felsefe

Ekim 2007, ISBN: 975-8727-04-4

Evrim Teorisi bilimselliğin kriterlerini karşılamakta mıdır? Platon'un, Aristoteles'in, Leibniz'in, Hume'un, Kant'ın, Popper'ın, Kuhn'ıın felsefeieriyle bu teorinin nasıl bir bağlantısı vardır? Evrirn Teorisi'nin felsefî ve teolojik sonuçları nelerdir,,? Tanrı'nın var olup olmadığı meselesiyle Evrirn Teorisi'nin nasıl bir ilişkisi bulunmaktadır? Tanrı'nın varlığını rasyonel olarak ternellendirmeye çalışan tasarım deliline, Evrim Teorisi tehdit oluşturmakta mıdır? Evren, doğa yasaları, evrensel tüm oluşumlar, bütün canlılar ve biz tesadüfen mi oluştuk, yoksa bilinçle ve kudretle oluşturulmuş bir tasarımın ürünleri miyiz? islarniyetin, Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin teolojileri gerçekten de Evrim Teorisi'nin reddedilmesini gerektiriyor mu? Bunlar ve bunlar gibi daha pek çok soruya bu kitapta cevap veriliyor. Farklı disiplinler arasında çalışmalar yapılması gerektiği, farklı alanların bilgisinin birleştirilmesinin verimli sonuçlar doğuracağı sıkça dile getirilir ama bu dileği yerine getiren çalışma sayısı gerçekten de çok azdır. Söz konusu olan Evrim Teorisi ve onun bilimsel, felsefî ve teolojik açıdan ele alınması ise, bu sorun iyice kendini gösterir. Bu kitapta bu sorunlu konu, farklı disiplinler açısından bilimsel ciddiyet ve felsefî derinlikle ele alınıyor ve biyolojiyle ilgilenenler kadar felsefe ve teolojiyle ilgilenenlerin de sorularına cevap veriliyor.
 

Tanrıların Şifresi : Einstein ve Evrim
R. Zülfü Mandal

486 Sayfa

"İnsanlar ölümlü tanrılardır. Tanrılar ise ölümsüz insanlardır."
Cansız atomdan canlı atoma geçtiğimizde bir genetik şifremiz var mıydı?
İnsanın sahip olduğu genetik şifreler gökten gelmediğine göre nasıl oldu?
Canlı evrimi hangi zorunluluğun zorunluluğuydu?
Şu anda neden yeni canlılar oluşmuyor?
Hayvanlarla ortak genetik kodlarımızın olmasının sebebi nedir?
Ölümsüz - tanrı olma genetik kodu nerden geliyor?
İnsan - varlık - enerji zaten sonsuzdur, ölümsüzdür.
Aynı atomlar başka varlıklarda ve insanlarda başka mı davranıyorlar?
Vücudunuzun %70 su kısmı ne istiyorsa doğadaki su da aynı şeyi ister.
İnsanlığın ilk küresel düşüncesi, yaşasın kölelik!..
Laik, Müslüman Türkiye. Kölelik 1950'lerde hâlâ vardı.


 

EINSTEIN BİR DAHİ

Yazarı: JOSEPH SCHWARTZ - MİCHAEL MCGUİNNESS
Çeviren: MEHMET HARMANCI
Yayınevi: MİLLİYET YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1994
Dili: Türkçe

 

EINSTEIN ve EVREN

Einstein kuramlarının kolay anlaşılır açıklaması
The Universe and Dr.EINSTEIN
LINCOLN BARNETT
Çeviren: H.AYDIN
İlk Basım: 1959

 

KAYIP KEŞİFLER " MODERN BİLİMİN ANTİK KÖKENLERİ "

Yazarı: DICK TERESI
Çeviren: İBRAHİM ŞENER

Yayınevi: İZDÜŞÜM YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 2005
Dili: Türkçe
13.5x19.5 cm 400 sayfa

Açıklama:Bilim yazarı Dick Teresi, Kayıp Keşifler kitabında modern bilimin antik kökeninin izini sürerek, şaşırtıcı saptamalarda bulunuyor. Bu yenilikçi tarih modern bilimin kökeninin birkaç yüzyılda kurulmadığını, Kopernik, Galileo ve Newton'un doğumlarından binlerce yıl öncesine dayandığını kanıtlamaktadır. Teresi, bu aydınlatıcı, eğlendirici ve önemli kitabında Batılı olmayan dünyanın -Sümer, Babil, Mısır, Hindistan, Çin, Afrika, Arap Ulusları, Mezoamerikanlar ve Pasifik Okyanusunda yaşayanlar- Yunan ve Avrupalıları matematik, astronomi, evrenbilim, fizik, jeoloji, kimya ve teknoloji alanlarında genellikle geçtiklerini anlatmaktadır. Kayıf Keşifler kitabı bilimsel, kültürel ve entellektüel tarih içinde kritik bir boşluğu doldurarak kendi alanında bir klasik yaratmayı amaçlamıştır. ( Arka kapak 'tan )

 


Genlerimizle Yaşamak / Kişiliğin, Davranışın ve Genetik Yazgının Bilimiyle İlgili Temelleri Atan Kitap

Yazarı: Dean Hamer & Peter Copeland
Çeviren: Fatih Özbay
Yayınevi: Evrim Yayınları
Yayın Yeri: İstanbul
Yayın Yılı: 2000
Dili: Türkçe

Sayfa Sayısı : 364
Ebadı : 13x19,5

Açıklama : 'İnsan'ı anlamak için ideoloji ve fantezi yerine 'gerçeklik'le ilgilenenler için istisnai sayılabilecek ölçüde ilginç ve kullanışlı bir kitap bu. Açık ve sade diliyle, insan davranışının temelleriyle ilgili psikoloji, moleküler biyoloji ve genetik araştırmalarını tarıyor. Alanındaki lider laboratuvar araştırmacılarından biri olan Hamer, tam bir otorite gibi konuşuyor.(E.O.Wilson, Pellegrino Üniversitesi, ordinaryüs Profesör, Harvard Üniversitesi)

 

DÜNYANIN SİBERNETİK OLUŞUMU
Yazarı: TOYGAR AKMAN
Yayınevi: KARACAN YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1982
Dili: Türkçe



KARA DELİK : EVRENİN SONU MU ?

Yazarı: JOHN TAYLOR
Çeviren: DR. FADIK AKGÜN, DR. HARUN MUTLUAY
Yayınevi: E YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1983
Dili: Türkçe
Sayfa Sayısı : 158

Kara delikler, uzayın ve zamanın nerede sonlandığını belirleyen, böylece doğanın en kutsal yasalarını hiçe sayan ürkütücü olgu.
Kara delikler, bilimin bile inanılmaz düşe dönüştüğü doğada, karşılaşabileceğimiz her şeyden ayrı, her şeyden farklı ve herşeyden korkunç.
Kara delikler, saniyenin yirmi milyonda birine sığacak korkunç bir kıyametin simgeleri. Nasıl ortaya çıktılar. Güçlerinin kaynağı nedir, nereden geliyor, nereye gidiyorlar?...
Yıldızların nasıl patladığı, yerçekimsel güçleriyle nasıl kendi içlerinde çöktüklerini, çağdaş fiziğin üzerinde durduğu bu ürkünç olayı açıklayan ilk kitap.
 

Fiziksel Realite Meselesine Giriş

Yazar: Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre
Yayınevi: Açılım Kitap

Dil : Türkçe
Yayın Yılı : 2005
Sayfa Sayısı : 140
Kapak Türü : Karton
Ebat : 13,5x21 cm


- Tabiat İlimleri'nin yansıttığı "Fiziksel Realite"yi kavramak için nelere ihtiyaç vardır? - Pozitif İlimlerin kriterleri nelerdir? - Fiziksel Realite"yi nasıl bir filtrenin ardından algılamaktayız? - Kuvantum Mekaniği'ne göre "Fiziksel Realite" neden klasik "Fiziksel Realite"den farklıdır? - Görünen ya da algılanan "Fiziksel Realite"nin ardında bir başka realite yani "Fiziksel Realite"nin bir de batını vechesi var mıdır? Tabiat İlimleri'nin sihrine kapılan, ama bunlar hakkındaki bilgileri çoğu kere avam için yazılmış olan vülgarize kitapların düzeyini aşmayan ve Tabiat İlimleri'nin:1) tanımı, 2) içeriği, 3) yapısı, 4) nitelikleri, 5) sınırları, 6) dayandığı dogmalar, 7) metodolojisi, 8) stratejisi, 9) paradigmaları, 10) diyalektiği, 11) araçları, 12) gelişim evreleri, 13) deontolojisi,l4) kendine özgü mitos'ları, ve özellikle de 15) epistemoloji'si hakkında sağlam bir bilgiye sâhip olmayan kimselerin:l) Tabiat İlimlerinin realitesi hakkında da 2) Tabîat İlimleri aracılığıyla idrak ettiğimiz Fiziksel Realite hakkında da kendi vehimlerinden kaynaklanan isâbetsiz hükümlere varmaları doğaldır. Bu kitabın amacı:l) söz konusu realitenin idrâkini mümkün kılan ve ama aynı zamanda da sınırlandıran kavramları ve araçları ve 2) bunların ihdâs ettikleri bazı spesifik meseleleri takdîm etmekten ibarettir. Bu amaçla Tabiat İlimlerini karakterize eden: "Nedensellik (İllîyet) İlkesi", "Belirlilik (Determinizm) İlkesi", "Ölçülebilirlik İlkesi" "Tutarlılık (ya da Çelişmezlik) İlkesi" ve "Yanlışlaşabilirlik (ya da K.R. Popper) İlkesi" de irdelenmekte ve Kuvantum Mekaniği'nin klasik "Fiziksel Realite"yi deforme eden vecheleri tartışılmaktadır.
 

 


Felsefeye İhtiyaç Var mı?

Yayınevi: İkarus Yayınları
Yazar: Werner Schneider
Türü: Felsefe

Açıklama:
Bu kitap, bir cep felsefesi ya da fast-food felsefe değildir. Bütün hakikati tek cümlede özetlemek, gerçekleşmeyecek bir hayaldir.
Hepimiz iyi ve mutlu yaşamak isteriz. […] İyi yaşamak demek, öncelikle ve en çok: Belli bir ölçüde parasal ya da düşünsel varlıklı olmak demektir; ama şu da demektir: Bu hayatı namus ve saygınlık yoksulu olarak yaşamamak. […] "Mutluluk nedir?" gibi basit bir soru, bizi hakiki mutluluk nedirin zor sorusuna götürür. Çünkü hakikaten mutlu olan kim ki? […] İş, kazanç, araştırma! Hepsi kendi başına amaç olabilir. Sonunda unuttuk, aslında ne istediğimizi. Kendi hayatımızın kendi yüzümüzden oluşan düzensizliğinin ya da hedefsizliğinin kurbanı olduk. Bildiğimizi sandığımız nesnelerin düzeni bile alt üst oluyor. […] Belki de ölüm açısından hiçbir şey gerçekten önemli değildir. […] Felsefe yapmak eylemdir, oysa felsefe, meselâ "bilimsel" bir disiplin olarak, felsefi soruların ve cevapların belli nesnelleştirilişini sunar. Aslında önemli, yine de özensiz dil kullanımında üstünde durulmayan bir farktır bu. […] Ama herkesinkabul ettiği bir felsefe tanımı yoksa ne yapmalı?
"Böyle bir mini felsefe, inancın ya da bilginin bolluk ülkesinde yaşayan kimseler için bir hiçtir. Bu felsefe, yanlış yönlendirilmişler ve uyandırılmışlar için, özgürce soru sormak ve akla yatkın tahminler için bir düşünme ve yön bulma desteğidir. Yani, bir çeşit felsefi geçici hizmettir."
Werner Schneiders

 

Kaostan Düzene
İnsanın Tabiatla Yeni Diyaloğu
Ilya Prigogine, Isabelle Stengers

İz Yayıncılık

Kaostan Düzene, bilimin yapısını değiştirmeye; amacını, metodolojisini, dünya görüşünü tekrar gözden geçirmeye yönelik bir çağrı yapıyor. Bilimdeki tarihî değişmenin sembolü olacak temel bir kitap.

'İnsan ve evren üzerine tutkulu bir tefekkür denemesi.'
Italo Calvino

'...ışıklar saçan kavrayışlarla dolu bir kitap; bu kavrayışlar en temel kabullerimizin çoğunu alt üst ediyor ve onları tekrar düşünmek için yeni yollar öneriyorlar.'
'Kaostan Düzene sıradan bir kitap değil; bilimin bizzat kendisini değiştirmeye yarayan, onun amaçlarını, metodlarını, epistemolojisini ?dünya görüşünü? tekrar gözden geçirmemiz için bizi zorlayan bir anahtar. Hiçbir aydının bîgâne kalamayacağı günümüzde bilimdeki tarihî değişmenin bir sembolü olarak görev yapabilir.'
Alvin Toffler

'Sadece fizik ve kimya teorilerinde değil; aynı zamanda tarih ve bilim felsefesi sahalarında da derinleşen zengin bir içeriğe sahip son derece heyecan verici bir kitap.'
Observer

'Kaos kuramcıları, her şeyin sonunda bir doğal dengeye varacağını söyleyen yaygın varsayımı sorguluyor. Kaos teorisinin öncülerinden biri Belçikalı biyokimyacı Ilya Prigogine'in Kaostan Düzene adlı kitabındaki fikirler, şirketlerin yönetiminden trafiğin çözümlenmesine kadar uzanan pek çok alana uygulanmıştır.'
Milliyet, 4 Aralık 1995

Kitabın Adı: Kaostan Düzene
Alt Başlık: İnsanın Tabiatla Yeni Diyaloğu
Orijinal Adı: Order out of Chaos ?Man's New Dialogue with Nature-
Yazarı: Ilya Prigogine ve Isabelle Stengers
Çevirmeni: Senai Demirci

Bir yorum:

Nobel ödüllü kimyacı Prigogine ile bilim tarihçisi Stengers’ın ortak yapıtı olan bu kitap, “insanın tabiatla olan yeni diyaloğu” üzerine. Kaos ve karmaşıklık bilimlerinin ortaya çıkışından sonra, artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. Evrene, insana, diğer canlılara, kısacası her şeye bakışımızı kökten değiştirecek, özellikle batının ikiyüz yıldır temel kabul ettiği (ve bizim de yaklaşık bir asırdır yakalamaya uğraştığımız) “doğruların” ne kadar “doğru” olduğunu sorgulamaya neden olacak bir anlayış biçimi vardır artık. İşte bu bilimin önemli isimlerinden olan Prigogine, bu kitapta, bu bilimin sırlarını ifşa ediyor. İlk kısım eski bilimsel paradigmayla yapılan kısa bir muhasebenin ardından, yerini, kaosun şiirsel özelliklerinin anlatıldığı bölümlere bırakıyor. Bu ktiapta ayrıca meraklıları için, Prigogine’in ününü sağlayan kuramı dissipative structures (dağılıcı yapılar)’ın açıklamaları da mevcut. Hemen edinilmesi gereken bir yapıt. Tabii ki meraklısına…
 

 

İnsan Aklının Sınırları "Dianetics"
Orjinal isim: DianeticsL. Ron Hubbard
Altın Kitaplar / Toplum ve İnsan Dizisi

İnsan Aklının Sınırları "Dianetics"
Dianetics bir serüvendir. İnsan aklının bilinmeyen bölgelerinde yaşanacak bir keşif serüveni...
L. Ron Hubbard iddia ediyor: İnsanlar akıllarını gerektiği kadar kullanamıyorlar..
(Arka Kapak)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
336 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789754050875
1998
1. Basım: 1989
Çeviri : Gönül Suveren

 



Olanaksızlık Bilimin Sınırları ve Sınırların Bilimi
John D. Barrow
Sabancı Üniversitesi Yayınları

Orijinal adı: Impossibility The Limits of Science and The Science of Limits
Çeviri: Nermin Arık
İstanbul, Mayıs 2002
İstanbul, Şubat 2009
400 sayfa
23 x 15.5 cm.

ISBN : 9789758362165

Bilinmesi olanaksız şeyler var mı? Varsa neler?..
İnsanın aklı, bilgisi, bilinci sınırlı mı? Niçin ve nereye kadar?.. En büyük başarı öykümüz olan bilimin sınırı olabilir mi? Sınır nedir?.. Bilimin sınırlarını dayatan, evrenin karmaşıklığı ve gelişmenin maliyeti mi?
Yoksa, evrim yeterince donatamadı mı insan aklını?...
Bilgi, kendi sınırlarını dayatıyor olabilir mi? Bunun özgür irade ve bilinçle bağlantısı ne?..
Barrow, bilginin sınır boylarında geziniyor...
Olanaksızlığın, düşüncelerimizi nasıl belirlediğini araştırıyor... 'Alim-i mutlak' hakkındaki teolojik spekülasyonlardan, gerçeküstücülüğün olanaksız figürlerine; Gödel'in ünlü teoreminin bilimdeki izdüşümlerinden, zaman yolculuğa uzanıyor...
(Tanıtım Yazısı'ndan Alıntı)


 

AKILLAR, BEYİNLER ve BİLİM
John SEARLE
Çeviren: Kemal Bek
SAY Yayınları, 1996; ISBN:975-468-203-8; 144 sayfa.

Searle, özellile “Çin odası” kavramıyla, bilgisayar bilinci konusuna yeni bir kavrayış getirmiştir. Bu kitapta, özgür irade, bilinç, insan-bilgisayar ilişkisi, bilimin sorunları, bilgisayarlar ve beyin üzerine felsefi bir takım sorgulamalarını sıralayan Searle, insanların neden yaptıkları makinaların bilinci olup olamayacağı sorunuyla ilgilendiklerini de irdeliyor. Bilincin tanımı yine biraz boşlukta kalsa da, zihin üzerine bir zihin jimnastiği için kısa ve iyi bir kitap.

 

Fikirler ve TercihlerAlbert Einstein

Arka Kapak

Albert Einstein bilimsel çalışmalarıyla dünya tarihine geçmiş bir bilim insanıdır. Bilimsel başarılarının dışında toplumsal konulara ilişkin çok sayıda yazı, mektup ve konuşmaları bulunmaktadır. Aslında her bilim insanının sahip olması gereken toplumsal duyarlılık ve sorunlara bilimsel çözümler öneren bakış açısı Einstein'da oldukça gelişkin bir şekilde görülür. Bu gelişkinlik kendi sosyal konumundan o günkü dünyanın durumuna değin bir çok sebebe bağlanabilir. Ancak Einstein'in toplumsal konulardaki bakış açısı önemine rağmen genellikle arka plana itilmiştir. Bu kitapta dünya barışı, Nazizim, Sosyalizm ve Yahudilik gibi pek çok konuda yaptığı konuşmaların, yazdığı makale, mektup gibi belgelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmiş halini bulacaksınız. Einstein'in fikirlerinin hala ne kadar önem taşıdığını, bu fikirlerden yola çıkarak yaptığı pratik tercihlerin doğruluğunu sorgulayabilirsiniz. Her bilim insanının taşıması gereken duyarlılığı ve toplumsal bilinci göstermesi açısından da son derece önemli bir kitap.

Yazar:Albert Einstein
Çevirmen:Z. Elif Çakmak

Sayfa Sayısı: 239
Baskı Yılı: 1999
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arion Basım Yayın

Bir Yorum:

Sinan Canan

Bir başka muhteşem beyinden çıkan “tuhaf” görüşler. Einstein, dünya biliminin en büyük isimlerinden biri. Uzay ve zamnın doğası üzerine getirdiği yeni yorum ve anlayış, tüm bildiklerimizi kökünden değiştirdi. Peki bu büyük bilimci, toplumsal olaylar, savaşlar, uluslararası ilişkiler ve bilimin kendisi hakkında, yani yaşam hakkında neler düşünüyordu? Yanıtın büyük kısmı kendi ağzından bu kitapta. Okuyunca bir çok yerde şaşıracağınızı garanti edebilirim. En az fizikteki görüşleri kadar radikal bir dünya görüşüne de sahip. Belki de düşünce devrimciliğinin temeli budur? Şimdi henüz okumamış olanları “uyarmak” amacıyla bir kaç küçük alıntı:

“Bulunmuş bir şeyi uygulamak için bir araya gelinebilir, bir şey bulmak için değil. Yalnızca özgür insan bir şeyler keşfedebilir. (sayfa 138)”

“Bu gün milliyetçiliğin her yerde ürkütücü bir gelişme göstermesinin bence mecburi askerlik hizmetiyle veya daha sevimli ismiyle ulusal ordularla çok yakından ilişkisi vardır. Vatandaşlarından askeri hizmet isteyen bir devlet onları askeri açıdan kullanabilmek için gerekli psikolojik tabanı yerleştirebilmek amacıyla bu insanlara milliyetçiliği işleyecektir. Okullarda dinle beraber gençliğin kafasında kaba kuvvet aracını yüceltmelidir. (sayfa. 112)”

“Güçlükle edinilmiş bu (bilimsel ve teknolojik) başarılar, şu anki neslimizin ellerinde aynen üç yaşındaki bir çocuğun jilet kullanmasına benziyor. Mükemmel üretim imkanlarına sahip olmak, özgürlük yerine tasa ve açlık getirdi. (sayfa 113)”

“Gerçekten bilimsel kafalara sahip olan insanlar arasında, dini duygular taşımayan bir kişiye çok zor rastlarsınız. Fakat bu herhangi bir insanın dindarlığından çok farklıdır. Böyleleri için Tanrı, şefkatinden yararlanmayı umduğu ve cezalandırılmasından korktuğu için çocuğun babasına beslediği duygulara benzeyen yüce duygular beslediği, her ne kadar korkuyla karışmış olsa da varlığını dayandırdığı kişsel bir ilişkidir (sayfa 52).”

“Bu konu başlığı bana, sürü hayatının en kötü belirtisini hatırlattı; iğrendiğim orduyu. Bir insanın dörtlü sıra halinde bando eşliğinde yürümekten zevk alması, ona acımam için yeterlidir. O büyük beyin ona yanlışlıkla verilmiştir, sadece bir omurilik ona yetecektir. (Sayfa 19)”

“Emirle gelen kahramanlık, duygusuz barbarlık ve yurt sevgisi adı altında giden her türlü saçmalıktan şiddetle nefret ediyorum (sayfa 19)”

 

 

Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisine Giriş
Max Planck
Belge Yayınları

Kuantum teorisi ile fizikte devrim yapan Planck 1858'de Kiel'de doğdu. 4 Ekim 1947'de Göttingen'de öldü. 1892'de Berlin Üniversitesinde fizik profesörlüğüne getirilen Planck, aynı zamanda yeni kurulan Kuramsal Fizik Enstitrüsünü yönetmeye başladı. 1918'de Kuantum Teorisiyle Nobel Ödülü alan Planck, 1926'da Londra'daki Royal Society üyeliğine, 1930'da Berlin'de Kaiser Wilhelm Kurumu başkanlığına getirildi. Nazilerin İktidara geçmesinden sonra Almanya'da kalmayı seçmesine karşın, Hitler'in birçok uygulamasına karşı çıkan Planck 1933'de yedi öğretim üyesinin üniveristeden atılmasını 22 arkadaşıyla birlikte bir bildiri yayınlayarak prostesto etti.

Oğlu Erwin 1942de Hitler'e düzenlenen suikast nedeniyle kurşuna dizildi. Aynı yıl bombardımanlar sırasında eviyle birlikte bütün kitapları, belge ve notları yok oldu. Savaştan sonra Göttingen'e yerleşen Planck'ın tek avuntusu, Kaiser Wilhelm Kurumunun bu kez Max Planck Kurumu adıyla yeniden kuruluşunu ve ilki kendine verilen "Max Planck" madalyasının bir fizik ödülü olarak doğuşunu görmek oldu.

Kuantum teorisi fizikte öylesi bir temel değişime yol açtı, ki bugün fiziği "klasik" (kuantum öncesi) ve "modern" (kuantum sonrası) diye ikiye ayırmak geleneksel bir tutum oldu.
(Arka Kapak)

Türkçe
228 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9799753443691
2007
1. Basım: Ocak 1987
Yayına Hazırlayan : Attila Tuygan
Kapak Tasarımı : Alparslan Tuygan
Çeviri : Yılmaz Öner

 

 

İzafiyet Teorisi
Orjinal isim: Relativity: The Special and General TheoryAlbert Einstein
Say Yayınları / Bilim Dizisi


1916'da Nobel Fizik Ödülü'nü alan Einstein'in adıyla özdeşleşen İzafiyet Teorisi geçerliliğini kanıtlamış en temel fizik kuramlarından biridir. Einstein'ın sözleriyle, "bir lise mezununun anlayabileceği düzeyde" kaleme alınan kitap, kuramsal fiziğin matematiksel yönünü pek tanımayan okuyucuların İzafiyet Teorisi'ni tam olarak anlayabilmelerini sağlamak amacıyla yazılmıştır.

Ölünceye dek nükleer silah üreticileriyle mücadele eden ünlü fizikçinin düşüncelerini -hiç kuşkusuz- sıkılmadan, kurmaca metinlerden aldığınız hazza eşdeğer bir hazla okuyacaksınız.

"Fizikle pek uğraşmamış olan okuyucuların ayrıntılara boğulup ağaçlardan ormanı göremez hale gelmesini istemedim. Umarım kitap okuyucuya düşünce dolu birkaç nefis saat geçirtebilir!"

A. EINSTEIN
Say Yayınları'ndan Çıkan Diğer Bilim Dizisi Kitapları

"Akıllar Beyinler ve Bilim - J. E. Searle
"İnsan Nasıl İnsan Oldu? - M. İlin-S. Segal
"İnsanın Yükselişi - J. Bronowski
(Tanıtım Bülteninden)

Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
144 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789754680119
2009
1. Basım 1989 4. Basım 1996
Çeviri : Gülen Aktaş

 

 

EVRENİN SIRLARI - PAUL HALPERN

Yazarı: PAUL HALPERN
Çeviren: PROF.DR.FATMA ESİN

Yayınevi: SARMAL YAYINEVİ / 1. BASKI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 975-8304-37-2
Yayın Yılı: 1999

Dili: Türkçe

Açıklama:13.5 X 19.5 CM / 134 SAYFA..Evren kaç yaşındadır?
Evren kadar yaşlı oldukları tahmin edilen yıldızları ve galaksileri nasıl açıklarız?
Evren bizim sandığımızdan daha fazla mı yapı içeriyor?
Evren genişlemeye devam edecek mi, yoksa günün birinde yok mu olacak?

Hubble Uzay Teleskobu gibi yeni teknolojik mucizeler uzayın en derin köşelerine ilişkin çok zengin bilgiler ortaya çıkarıyor. Onyıllar süren araştırmanın ardından, bilim insanları, "kayıp madde"yi, Büyük Patlama'dan arta kalan ve evrenin kaderini belirleyecek gözle görünmez maddeyi keşfetmeye artık yakın olduklarına inanıyorlar.

Paul Halpern, kozmolojinin ve teorik fiziğin dilini parçalayarak her meraklının anlayabileceği hale getiriyor. Ortaya çıkan sonuç, mevcut evren bilgimiz ve gelecek öngörülerimiz ışığında muhteşem bir gezintidir.
Paul Halpern, teorik fizikçi ve Philadelphia College of Pharmacy and Science'de profesör. Astronomi ve bilim üzerine çok sayıda kitabın yazarı.

Önsözü hazırlayan Bruce Gregory ise Harvard-Smithsonian Center of Astrophysics yöneticisi ve bilimsel eğitim uzmanıdır.

 

Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar
Quantum Leaps in the Wrong Direction - 2001

Charles M. Wynn - Arthur W. Wiggins
Çeviri: Aykut Kence
Sayfa Sayısı: 212
Boyutları: 13,6 x 21,5 cm
ISBN 975-403-347-1
ISBN 975-403-346-3 (Ciltli)
Baskıda
Baskıda (Ciltli)

Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar, sözdebilimin bizi götürmeye çalıştığı sonuçların tam tersine, bilimin bize sunduğu gerçeklerle, aldatıcı görüşlerden uzaklaşarak, önce toplumları, sonra da tüm dünyayı saran gericiliğe ve bilim yoksunluğuna karşı, fikirlerin özgürce ifade edilebildiği, sorgulayıcı yaklaşımlarla ortak bilim dilinin kullanıldığı bir dünyanın tanımını yapıyor ve bilimsel gerçeklerin, sözdebilim taraftarlarınca sadece ticari kazanımlar amacıyla yok sayılmasının nelere mal olabileceğini gösteriyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, bir kez daha bilimi ve bilimsel düşünceyi desteklemek, anlatmak, yaymak için Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar adlı yayınıyla kitaplıklarınıza konuk oluyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları - 202
 

 

Özel ve Genel Görelilik Kuramı

Albert Einstein
Çevirmen : Aziz Yardımlı
Yayınevi: İdea

Kategori: Bilim-Teknik / Çeviri

Özellikler: Boyut: 13,5x19,5 / 152 Sayfa
Yayın Tarihi: Mayıs 2009

ISBN: 9789753970259

 

Bilimin Büyük Soruları
Harriet Swain

Güncel Yayıncılık /


Zaman zaman kendimize hayata dair sorular sorup dururuz, oysa bilim adamları bu soruların peşinde bir ömür harcarlar. Acaba cevapları bulmaya yaklaştılar mı?

Bu kitapta kendi alanlarının öncüsü bilim adamları, bilim dünyasının ve insanların asırlardır kendi kendilerine sordukları yirmi büyük soruya cevaplar arıyor. Kitaba katkıda bulunanlar arasında, İnsan Genomu Projesi'nin İngiltere ayağını yöneten John Sulston'dan, bir düşüncenin ne olduğu hakkında kendi fikirlerini açıklayan Oxford Üniversitesi Profesörü Susan Greenfield, bize zamanın ne olduğunu anlatan Cambridge'li Profesör John Barrow ve neden aşık olup, aşkımızın neden bittiğini betimleyen David M. Buss'a kadar, birçok dünyaca ünlü isim bulunmaktadır.

Bu bilim adamlarının cevapları, okuyucuya öncü bilimsel düşünceleri ve tartışmaları aktaran bir giriş yazısıyla birlikte sunulmaktadır. Soruç, yüzyılları kat eden bilimsel düşüncenin nefes kesici bir serüveni. Hayatın büyük sorularına bilimin verdiği cevaplarla zihnimizi aydınlatan bu kitap, merak duygunuzu şimdiye kadar yaşamadığınız şiddette artıracak...

Çeviren: Murat Sağlam - 261 sayfa, 2.HAMUR,KARTON KAPAK, ISBN: 9758621408; Boyut: 13,5x21
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Big Questions in Science
 

Bilimin Ötesi
Daha Geniş Bir İnsani Bakış Açısından
John Polkinghorne

Evrim Yayınevi


John Polkinghorne hem bir parçacık fizikçisi, hem de bilim ve din temalarını araştıran kitapların yazarı olarak çok önemli bir kariyere sahiptir. Bilimin Ötesi isimli bu eserinde Polkinghorne bilmsel sorgulamanın kendisini ve bilimsel faaliyetlerin işletildiği insani bakış açısını incelemektedir. Kitap, bilimsel yarışmalar ve amaçlılık gibi anlam ve değer konularına değinmek kadar, konferans çevresi ve yeni araştırmaların beslenmesi gibi, kendi konusunun daha pratik öğelerine ve değinmektedir. Polkinghome ayrıca, Stephen Hawking, Murray Gell-Mann, Richard Feynman, Abdus Slama ve Paul Dirac gibi nüfuzlu bilim adamlarının görüşlerini de açmakta, ve hayvan hakları, nüfus artışı ve çevre gibi güncel tartışma konularına da hitap etmektedir. Kitap boyunca, Polkinghorne, bilim ve bilimin insan ruhuna olan ilişkisi konusundaki kişisel fikrini yalın bir şekilde sunmaktadır. "Polkinghorne'un büyüleyici zenginliği olan konulardaki edebi muhteşemliği her sayfada parlamaktadır..." - Nature- "Polkinghome enteresan, düşünce-provoke eden bir kitap yazmış... Büyüleyici açıklamalar." - The Times Higher Education Supplement-

Çeviren: Ersan Devrim - 175 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-086-7; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Beyond Science The Wider Human Context



Kırılma Madde ve Zaman
Ahmet Zeki Dervişoğlu

Devir Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 58 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9944201629

'Evren ve evrendeki herşey bir zamandan ibarettir.'

'Evrenin zamanı değişmez ve değiştirilemez.'

'Enerji, maddenin çekim gücü alanının değişiminden açığa çıkan zamandır.'

'E=mc2 durağan maddenin gücünü gösteren denklemdir.'
 

 


 

 

 

 

 

ENERJİ

Yazarı: MITCHELL WILSON
Çeviren: NEJAT AYBERS-AZİZ ERGİN
Yayınevi: TERCÜMAN TIME LIFE KİTAPLARI
Yayın Yılı: 1970

 

İLMİN ROMANI : Einstein ve Kainat : Olayların Esrarından Bir Işık

Yazarı: Charles Nordmann
Çeviren: Saim Suner

Yayınevi: Halk Basımevi
Yayın Yeri: İstanbul
Yayın Yılı: 1959

 

21. YÜZYILIN SİLAHI : LASER H. R. GISEL
Yazarı: HEINZ R. GISEL
Yayınevi: CEP KİTAPLARI
Yayın Yılı: 1986
Dili: Türkçe

 

Fen Bilgisi ve Fizik Öğretmenliği Programları İçin Modern Fiziğe Giriş Problem Çözümlü Kitabı Hakkında
Bir ülkenin kalkınabilmesi ve özellikle modern bir toplum olabilmesi, her şeyden önce bilimsel ve teknik insan gücüne sahip olmasıyla mümkündür. Günümüzde bilimsel çalışmalar sonucunda ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin, bireyler tarafından sağılıklı bir şekilde algılanıp yorumlanabilmesi için temel fen bilimleri eğitiminin alınmış olması gerekir. Ancak bu durumda bireyler bilimin önemini anlayıp onun yaşam üzerine etkilerini görüp geliştirebilirler. Bu anlamda, fen eğitimcilerine önemli görevler düşmektedir.

Bu kitapta, yirminci yüzyılın başlarında klasik fiziğin cevap veremediği problemlere cevap veren, uygulamaları ile bugün yaşantımızı yakından ilgilendiren, pek çok gelişmeye zemin hazırlayan ve serüvenini henüz tamamlamamış olan "Modern Fizik" konularının sade bir şekilde anlatılması amaçlanmıştır.

Bu kitapta yer alan konular 2006-2007 akademik yılından itibaren Eğitim Fakülteleri programlarında yapılan değişiklikler göz önüne alınarak, Fen Bilgisi ve Fizik Öğretmenliği bölümlerinde ve Fen-Edebiyat Fakültelerinin Fizik Bölümlerinin dördüncü döneminde okutulmakta olan "Modern Fiziğe Giriş" dersinin kur tanımına bağıl kalınarak oluşturulmuştur. Kitapta verilen kavramların kalıcılığının sağlanabilmesi için her bölüm sonunda çözümlü problemlere yer verilmiştir.


Modern Fiziğe Giriş Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Modern Fiziğin Doğuşu
Özel Rölativite Teorisi
Kuantum Fiziğine Giriş
Laserler
X - Işınları
Çekirdek Fiziği ve Bazı Uygulamaları
Yarı İletkenlik
Süper İletkenlik

 

Genel Fizik II Klasik Elektrik ve Manyetizma Teorisine Giriş Kitabı Hakkında
Antik çağlardan beri üzerinde çalışmaların yapıldığı bilinen "Elektrik" ve "Manyetizma" konuları, günümüzde sonuçlan itibari ile yaşantımızı doğrudan etkilemektedir. 19. yüzyıla kadar "Elektrik" ve "Manyetizma" başlıkları altında ayrı ayrı çalışılan bu konular, H. Oersted., M. Faraday, J. Henry,... gibi bilim insanlarının yapmış oldukları deneysel çalışmalar ile birbirleriyle doğrudan ilişkili oldukları gözlemlenmiştir ve C. Maxwell?in çalışmalarıyla ise "Elektromanyetizma" başlığı altında birleştirilmiştir. Özellikle, son yıllarda elektromanyetizma konularına dayalı olarak gelişen teknolojik ürünler, sanayiden, tıbba, ulaşımdan haberleşmeye kadar pek çok alanda kendisini göstermektedir.

Bu kitap içerisinde, fiziğin önemli dallarından olan "Elektrik ve Manyetizma" konularının temel kavram ve konuları verilmiştir

Genel Fizik II Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Elektrik Yüklü
Elektrik Alan
Gauss Kanunu
Elektriksel Potansiyel
Kondansatörler ve Dielektrik
Elektrik Akımı
Doğru Akım Devreleri
Manyetik Alan ve Etkileri
Elektromanyetik Dalgalar..
 

Kuantum Mekaniği 1

Yazar: L. D. Landau - E. M. Lifshitz


Kuantum Mekaniği 1 Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Kuantum Mekaniğinde Temel Kavramlar
Enerji ve Momentum
Schrödinger Denklemi
Açısal Momentum
Merkezcil Alanda Hareket
Pertürbasyon Teorisi
Yarı Klasik Durum
Spin
Özdeş Parçacıklar
Atom

 

Kuantum Fiziği, Berkeley Fizik Dersleri /Cilt 4
Yazar: Eyvind H. Wichmann

Kuantum Fiziği, Berkeley Fizik Dersleri Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Kuantum Fiziğinde Fiziksel Niceliklerin Büyüklükleri
Enerji Düzeyleri
Fotonlar
Maddesel Parçacıklar
Belirsizlik İlkesi ve Ölçümler Teorisi
Schrödinger'in Dalga Mekaniği
Durağan Durumlar Teorisi
Temel Parçacıklar ve Etkileşmeleri

 

Katıhal Fiziğine Giriş

Yazar: Tahsin Nuri Durlu

Katıhal Fiziğine Giriş Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Katıhal Fiziği Nedir?
Kristalografiye Giriş
Kristalde Kırınım
Kristal Bağlanma
Örgü Dinamiği
Isısal Özellikler
Metallerde Elektronlar
Katıların Band Teorisi
Yarı İletken Kristaller
Fermi Yüzeyleri ve Metaller
Dielektrik Özellikler
Süperiletkenlik
Magnetik Özellikler
Ferromagnetiklik ve Antiferromagnetiklik
Magnetik Rezonans
 

 

Kuantum Mekaniğine Giriş (6. Baskı)
Yazar: Bekir Karaoğlu

Kuantum Mekaniğine Giriş (6. Baskı) Kitabı Hakkında
Yirminci yüzyılın başlarında, mikroskopik sistemlerin incelenmesinde klasik fiziğin yetersiz kaldığı ortaya çıktı. Schrödinger, Bohr,Heisenberg ve Dirac gibi bilim adamları tarafından yeni bir fiziğin temelleri atıldı. Kuantum Mekaniği denilen bu yeni fizikle beraber klasik kavramların çoğu değişmek zorunda kaldı. Belirsizlik ilkesi, kuantalama ve olasılık yorumu gibi anlaşılması zor yeni kavramlar fiziğe girdi. Bu kitap Kuantum Mekaniğini en temel düzeyde ve modern bir yaklaşımla ele almaktadır.


Kuantum Mekaniğine Giriş Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Madde ve Dalga
Schrödinger Denklemi
Tek Boyutlu Sistemler
Kuantum Mekaniğinin Genel Formalizmi
3 Boyutlu Problemler
Yaklaşık Yöntemler ve Pertürbasyon Teorisi
Açısal Momentum ve Spin
Simetri ve Dönüşümler
Özdeş Parçacıklar
Saçılma
50 Çözümlü Örnek
138 Problem
Bu Baskıda Yeni Konu Eklenmiştir
 

Atom ve Molekül Fiziği

Yazar: B. H. Bransden - C. J. Joachain
Yayın Yılı : 1999

Atom ve Molekül Fiziği Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Elektron, Foton ve Atomlar
Kuantum Mekaniğinin Temelleri
Bir Elektronlu Atomlar
İki Elektronlu Atomlar
Çok Elektronlu Atomlar
Moleküler Yapı
Moleküler Spektrumlar
Elektronlarla -Atonların Çarpışması
Atom-Atom Çarpışmaları
Atom Fiziğinin Bazı Uygulamaları

 

Atomlar Moleküller

Yazar: M. Ayhan Zeren
Yayın Yılı : 1998
 

Atom ve Kuantum Fiziği

Yazar : Çeviren: İbrahim Okur
Yayın Yılı : 2001


Fen ve Mühendislikte

Modern Fizik

(Güncellenmiş 2. Baskı)
Yazar: John R. Taylor - Chris D. Zafiratos - Michael A. Dubson Çeviri: Bekir Karaoğlu
Yayın Yılı : 2008

Modern Fizik Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Görelilik Teorisi
Kuantum Mekaniği
Molekül ve Katıhal Fiziği
Çekirdek ve Parçacık Fiziği

 

İlköğretim Bölümleri İçin

Modern Fizik

Yazar: Ali Yıldız
Yayın Yılı : 2005

Modern Fizik Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları

Özel Rölativite Teorisi
Kuantu Fiziğine Giriş
Atomun Kuantumlu Yapısı
Çegirdek Fiziğine Giriş

 

Emilio Segrè
X-Işınlarından Kuarklara, Çağdaş Fizikçiler ve Buluşları
Türkçesi: Çağlar Tuncay, 1. baskı, Sarmal Yayınevi, İstanbul, Ocak 1995, IX+332 s.

Kendisi de Nobel ödüllü bir fizikçi olan Segre, yirminci yüzyıla damgasını vuran fizik biliminin son yüzyıldaki gelişimini çarpıcı bir tarzla, insani ayrıntıları unutmadan anlatıyor. Hem kronolojik bir kitap, hem de fizik biliminin bu günkü durumuna ne şekilde geldiği üzerine ilginç bir kaynak. Özellikle Madam Curie’nin öyküsünü dikkatli bir biçimde okumanızı öneririm. Ve bir küçük alıntı:

“Akıl hazır değilse, göz göremez…”

 

İÇİNDEKİLER

Önsöz

IX

1. Giriş: 1895'de fizikçilerin dünyası. Yeni ufuklar

1

Pieter Zeeman. Joseph John Thomson. Wilhelm Conrad Röntgen.

 

 

 

Bölüm 2: H. Becquerel, Curieler ve Işımaetkinliği Bulunuşu

25

Becquerel'in "yazgısal" keşfi. Curieler ve ileri doğru büyük bir adım.

 

 

 

Bölüm 3: Rutherford Yeni Dünya'da: Ögelerin Dönüşümü

45

Rutherford'un ilk uğraşları. Işımaetkinlik araştırmaları. Müritler ve dönüşümün bulunuşu.

 

 

 

Bölüm 4: Planck, Arzulanmamaış Devrim: Paketçik Düşüncesi

54

Fiziğin kuramsal dayanakları. Kuşatıcı bir sorun: karacisim. Max Planc.

 

 

 

Bölüm 5: Einstein-Düşünmenin Yeni Yolları: Uzay, Zaman, Görelilik ve Paketçikler

75

Uzlaşmasız bir gençlik. Görelilik. Işık tanecikleri ve molekül çarpışmaları. Patent ofisinden evrensel üne. Dünyanın düzeni çöküyor ve uzay bükülüyor. Einstein'ın son yıllar ve yalnızlığı.

 

 

 

Bölüm 6: Sir Ernest ve Nelson'lu Lord Rutherford

98

İngiltere'ye dönüş. Alfa parçacığına yeni aydınlatma. Atom çekirdeği. Gezegensel atom. Aynı ama ayrı: eşillik kavramı. Çekirdeğin bozunumu. Cavendish İşliği'nin Yöneticisi.

 

 

 

Bölüm 7: Bohr ve Atom Modelleri

116

Genç Bohr ve hidrojen atomu. X-ışınlarının kökeni. Paketçil atomun kurulması. Weimar ve Kopenhag fiziği. Dışında tutma ilkesi.

 

 

 

Bölüm 8: Sonunda Doğru Paketçik Devinbilimi

145

Louis de Broglie: madde dalgaları. Werner Heisenberg ve Wolfgang Pauli: gizemli matrisler. Paul Adrien Maurice Dirac: soyutlama ve matematiksel güzellik. Erwin Schrödinger. Eşitliklerin anlamı. Gerçeğe yeni bir bakış: bütünleyicilik. Gizemler açıklanır, ama kuşkular kalır.

 

 

 

Bölüm 9: Harika Yıl 1932: Nötron, Pozitron, Döteryum ve Diğer Buluşlar

171

Nötronun bulunuşu. Döteryumun bulunuşu. Pozitron. Yeni çekirdek fiziği.

 

 

 

Bölüm 10: Enrico Fermi ve Çekirdek Enerjisi

195

Romadaki buluşlar. Parçalanmanın bulunuşu. Atom bombasına doğru. Uranötesi ögeler. Gezgin fizik. Bombanın sonuçları. Fermi'nin son çalışması.

 

 

 

Bölüm 11: E. O. Lawrence ve Parçacık İvmelendiricileri

218

Büyük ölçekli fizik. İlk ivmelendiriciler. Lawrence ve siklotron. Politikalar ve kişilikler. Erişilmemiş yüksek enerjiler için yarış.

 

 

 

Bölüm 12: Çekirdeğin Ötesi

236

Temel parçacıklar. Japonya'da yeni bilim. Piyon'un bulunuşu. Yeni parçacıkların soykütüğü. Karşıt çekirdekler. Eşdeğerliğin çöküşü. Kabarcık odası. Vahşilikteki düzen.

 

 

 

Bölüm 13: Yaşlı Gövdenin Yeni Dalları

265

Paketçik elektrodinamiği. Lazer ve mazer. Çekirdek fiziği. Mössbauer etkisi. Üstüniletkenlik. Gözle görülür öteki paketçik etkileri. Fiziğin sınırlarında; gökfiziği, yaşambilim. Şaşkın bilimci.

 

 

 

Bölüm 14: Sonuçlar

286

Geleceğin eğilimleri. Fiziğin içgizleri.

 

 

 

Ekbilgiler:

 

1. Stefan yasası. Wien yasası.

295

2. Planck'ın karacisim ışınması formülü için avlanması

297

3. Einstein'ın ışık paketçiğinin varlığını öngörmeye yol açan varsayımları

300

4. Browncil devinim

302

5. Einstein'a göre karacisim enerji değişimleri

304

6. Einstein'a göre katıların özısıları

307

7. Einstein'ın A ve B'si

308

8. J.J. Thomson'un iyonların e/m'sini bulmak için parabol yöntemi

310

9. Bohr'un hidrojen atomu

311

10. Fındık kabuğundaki paketçik fiziği

315

 

 

Kaynakça

319

Sözlükçe

329

 


ELEKTROMANYETİK ALAN TEORİSİ

Doç. Dr. Osman GÜRDAL

Elektromanyetik alan teorisi, elektrik mühendisliği müfredatının en önemli temel derslerinden biridir. Diğer teorilerin aksine, karmaşık elektrik mühendisliği problemlerinin açıklaması ve çözümünü veren en iyi tesis edilmiş genel teorilerden biridir. Bu kitap, elektromanyetik alanları temel olarak kavramak isteyen lisans öğrencileri için iki sömestir okuyacakları temel ders kitabı olarak hazırlanmış ve aynı zamanda ileri elektromanyetik alanlara hazırlanan öğrenciler için de bir kaynak teşkil etmektedir.

Bu kitap temel prensiplerden geliştirilmiş ve bir öğreticinin minimum yardımı ile vektör analizi hakkında yeterli bilgi verilmeye çalışılmış ve aynı zamanda uygun konunun akabinde çok sayıda çözümlü problemleri de barındırmaktadır.


Kitapta Yer Alan Önemli Konu Başlıkları:
Vektör Analizi
Statik Elektrik Alanları
Kararlı Elektrik Akımları
Statik Manyetik Alanlar
Zamanla Değişen Manyetik Alanlar
Manyetikte Sayısal Metotlar

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zaman Döngüleri
Kuantum Evreninin Olağanüstü Macerası
Roger Penrose
çev: Kerem Cankoçak, Murat Metehan Türkoğlu



1931 doğumlu İngiliz matematiksel fizikçi Sir Roger Penrose ülkemizde ''Kralın Yeni Usu'' ve Hawking'le beraber yazdıkları ''Zamanın ve Uzayın Doğası'' kitapları ile tanınmaktadır. Dünyanın en tanınmış fizikçileri arasında yer alan Penrose, Oxford Üniversitesi’nde, Rouse Ball kürsüsünde Emeritus Matematik Profesörülüğü ve Wadham Koleji'nde Emeritus Öğretim Üyeliği görevlerini sürdürmektedir. 1988 Wolf Fizik ödülünü Stephen Hawking ile paylaşan Penrose'un çok önemli bilimsel çalışmalarının yanı sıra, ödüllü ve çok satan popüler fizik kitapları bulunmaktadır.



Zaman Döngüleri

Dünyaca ünlü fizikçü Roger Penrose son kitabında Büyük Patlama üzerine inşa edilen yanlış varsayımları yıkıyor. “Zamanın Döngüsü” Kozmolojiye yeni bir bakış açısı getirerek, sıklıkla sorulan “Büyük Patlamadan önce ne vardı?” sorusuna oldukça beklenilmedik bir cevap veriyor: Döngüsel Evrenler

Termodinamiğin İkinci Yasası evrende “düzensizliğin” sürekli artması gerektiğini söyler. Öte yandan 1917'den bu yana uzayzamanın geometrisini biliyoruz. Penrose bu iki ana temayı birleştirerek, ivmelenen ve genişleyen evrenimizin beklenilen kaderinin aslında yeni bir ‘Büyük Patlama’ olarak yeniden nasıl yorumlanabileceğini göstermektedir. Büyük Patlamadan sonraki bir anda entropi maksimum olmalıdır. Bu yüzden entropi nasıl artmaktadır? Penrose şu yanıtı verir: evrenin doğumunda entropinin düşük olmasını garanti eden bir büyük patlama öncesi bir çağ olmalıdır. Evrenimiz sonsuz ardıl Eon'lardan bir tanesidir.

Zaman Döngülerinde, “kozmik mikrodalga ardalan ışınımının” anlaşılmasını sağlayacak standart ve standart-olmayan kozmolojik modeller sunulur. Ayrıca kritik öneme sahip olan galaksimizin merkezindeki büyük kütleli karadelikler ve gizemli “Hawking Buharlaşması” süreci sayesinde nasıl yok oldukları tartışılır.



''Evrenin kökeni hakkında yepyeni bir fikir [...] teorik olarak tutarlı [...] ciddiye alınmalı"
--Scotsman


''Yazarın önceki kitaplarında olduğu gibi harika bir metin...'' --The Sunday Times, Christopher Potter

"müthiş bir düşünce...provakatif" --Sky At Night Magazine

'Zaman Döngüleri, kozmolojistlerin nasıl imkansızı düşünebildiklerine çok iyi bir örnek...' --Literary Review
 

 

 

 

Kitaplığım:  Sayfa-1   Sayfa-2   Sayfa-3  Sayfa-4   Sayfa-5  Sayfa-6

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

 © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 

Ana Sayfa  / Index  / Roket bilimi / E-Mail / Rölativite Dosyası

Time Travel Technology / UFO Galerisi / UFO Technology/

Kuantum Teleportation / Kuantum Fizigi / Uçaklar(Aeroplane)

New World Order(Macro Philosophy) / Astronomy