Bilim adamlarının oldukça ilgisini çeken ışığın hızı her
zaman merak konusu olmuştur. Fakat bu yazı dizisini yazmamıza da sebep olan
esas keşif, hızından ziyade, yayıldığı ortam olarak “o zamanlarda var olduğu
düşünülen” eter içindeki hız değişimleri ni ölçmek amacıyla 1881 yılında
Albert A. Michelson’ın tasarlanan deney düzeneğidir. Daha sonra bu deney
Michelson ve Edward W. Morley tarafından defalarca tekrarlandı. Öncelikle
yazıya başlamadan önce konuyla ilgili olan Eter Hipotezi yazımızı okumanızda
fayda var. Biliyorsanız, bu kısmı geçebilirsiniz.
Deneyin hedefi, hipotetik (varsayımsal) etere göre Dünya’nın hızını tayin
etmekti. Eğer Dünya eter adı verilen varsayımsal ortamın içerisinde
ilerliyorsa, ışık düzenek içerisinden geçip farklı zamanlarda alıcıya
düşecekti. Daha detaylı ifade edecek olursak, Dünya eterin içerisinden v
hızıyla akıyorsa, eter de Dünya etrafında v hızıyla akar. Dünya’nın hareketine
zıt yönde olan bu eterin v hızıyla akışı, Dünya referans sisteminde ölçülen
ışık hızının (c) aynaya yaklaşırken c-v, aynadan yansıdıktan sonra da c+v
olması demektir.
Düzenekte ortada yarı geçirgen bir ayna bulunur. Bu ayna ışığı hem geçirir hem
de yansıtır. Buraya gelen ışık yukarı yönde yansırken, aynı zamanda içinden
geçerek doğruca yoluna devam eder. Yani, pratik biçimde ışın iki parçaya
bölünmüş olur.
Sonra tamamen yansıtıcı aynalardan yansıyarak geriye, ortadaki yarı geçirgen
aynaya tekrar gelir. Yukarıdan gelen ışık yarı geçirgen aynanın içerisinden
geçerken, sağdan gelen ışık da yansıyarak beraber bir şekilde alıcıya düşer.
Eğer Dünya eter içerisinde hareket ediyorsa, ışık düz ve dik olarak giderken
ışık demetlerinden birisi geri kalmalıdır. Yani ışığın geliş açısını
değiştirip, aradaki farkı ölçmek amaçlanmıştır.
Aşağıdaki videoda 5:50’den sonrasında bu deney çok güzel bir şekilde “görsel
olarak” ifade edilmiş. Ayrıca ondan öncesi de yazı dizimizin bir önceki iki
bölümünde anlattıklarımız için özet niteliğinde.
Bu aynalardan yansıyan ışık demeti bir araya geldiğinde karanlık ve parlak bir
görüntüden oluşan bir girişim deseni ortaya çıkarır. Eğer bu düzeneği 90
derece döndürürsek, girişim deseni az ama ölçülebilir bir miktarda kaymalıdır.
Fakat ölçümler sonucunda hiçbir kayma gözlenememiştir.
Deney, Dünya’nın yörüngesel hareketinden ötürü, eter içerisindeki akışı daha
iyi tespit edebilmek adına yılın başka zamanlarında tekrar denense de sonuç
hep aynı olmuştur. Hiçbir zaman ölçülebilir bir kayma gözlenememiştir.
Sonuç olarak, Michelson-Morley deneyi Eter Hipotezi ile çelişir. Ayrıca
Referans Sistemleri yazımızda da ele aldığımız gibi, Dünya’nın eterin referans
sistemine göre mutlak hızının ölçülmesinin de mümkünsüz olduğunu ifade eder.
Bu sonuç bizi iki yargıya ulaştırır; ya ışığın içinde hareket ettiği eter
olarak anılan “şey” yoktur, ya da ışık eter içinde hiçbir etkileşime uğramadan
hareket eder.
Ancak, bir “şey” (ışık), hareket edebilmek için başka bir “şeyin” (eter)
içinde olmak zorunda ise, içinde bulunduğu ortamın hareketinden etkilenmek
zorundadır. Bu da bizi ulaştığımız ikinci sonuç olan, “ışığın eter içinde
etkileşmeden hareket ettiği” fikrini geçersiz kılar.
İşte Einstein bu olumsuz deney sonucundan yola çıkarak, meşhur Göreliliği
geliştirdi. Şu anda biliyoruz ki ışık, yayılmak için eter veya benzeri
herhangi bir ortama ihtiyaç duymuyor.
Ögetay Kayalı
Özel Görelilik 3: Michelson-Morley Deneyi
“20. yüzyılda ortaya atılan bilimsel teoriler, evrenimiz
ve kendi doğamız hakkında bize ufkumuzun çok ötesinde şeyler olabileceğini
öğretti.”
© Çetin BAL -
GSM:+90 05366063183 -Turkey / Denizli