Hazırlayan: Özgür Özel , Eylül 2, 2014

 

İlk önce kısaca niye ışıktan hızlı gidemiyoruz? Einstein’ın aşağıdaki görelilik denklemine göre kütlesi (m) olan bir nesnenin hızı (v) ışık hızına yaklaştıkça o kütleyi ışık hızına çıkarmak için gereken enerjide sonsuz olur.

E=mc2(1-v2/c2)-1/2

Yani sadece kütlesi olmayan parçacıklar (photon) ışık hızında olabilirler.

1) Sapma hızı (Warp Speed)



Uzay Yolu dizisi sayesinde öğrendiğimiz ışıktan hızlı seyahat biçimidir. Dizide uzay gemisinin etrafında bir baloncuk oluşturup uzay gemisini hareket ettirmek yerine geminin etrafındaki uzayı bükerek ışıktan hızlı seyahati gerçekleştirir. Sapma hızı ışıktan hızlı olsa da anlık bir seyahat değildir. Sapma teknolojisini kullanan gemiler galaksimizin sadece belli bir kısmını keşfedebilmişlerdir. Atılgan ve kardeş gemilerinin bir yerden diğerine gitmesi bazen günler, aylar veya Uzay Yolu – Seyyah (Star Trek – Voyager) dizisinde olduğu gibi seneler alabilir.

Teorik fizikçi Miguel Alcubierre, Einstein denklemlerini (Einstein Field Equations) ve genel göreliliği kullanarak teorik olarak bu tür IHS’nin olabileceğini ispatlamıştır. Alcubierre’nin teorisine göre uzay gemisinin önünde kalan uzayı daraltıp, arkasında kalan uzayı genişleterek uzay gemisini ışıktan hızlı seyahat ettirebiliriz. Burada esasen uzay gemisi değil çevresindeki uzay, ışıktan hızlı hareket eder.




Alcubierre’nin denklemleri matematiksel olarak geçerli olsa da, baloncuğu oluşturmak için eksi kütleye sahip egzotik maddeye (matematiksel olarak mümkün ama var olmadığında inanılan bir madde) ihtiyaç duyduğu ve gereken enerjinin çok büyük olması nedeniyle sapma hızı sahip olduğumuz fizik bilgisi ile pek mümkün gözükmemektedir.

2) Solucan delikleri (Worm Holes / Einstein – Rosen Bridge)


Bir çok bilim kurgu kitap, dizi ve filminde ışıktan hızlı seyahat etmek için uzay-zamanda bir kestirme yol oluşturarak ışıktan hızlı seyahat etme yöntemidir. Bazı kitap, dizi ve filmlerde başlangıç noktası ve varılacak noktada solucan deliği oluşturan makineler gerekirken (Yıldız Kapısı – Stargate), diğerlerinde uzay gemilerinin kendisi solucan delikleri oluşturur. (Farscape)

Sıkça kullanılan analojiyi kullanılırsak, bir kağıdın iki kenarına koyduğumuz birer nokta arasında en kısa mesafe bir düz çizgidir. Bunu ışığın izlediği normal yol olarak düşünebiliriz. Eğer biz kağıdı iki nokta üst üste gelecek şekilde bükersek ve o iki noktayı bir tünelle birbirine bağlarsak kendimize bir kestirme yol oluşturmuş oluruz.


Solucan deliklerinin matematiksel olarak olabilirliği Einstein ve Rosen tarafından ispatlanmıştır. İki yönde de geçişe izin veren durağan bir solucan deliği oluşturmak için eksi enerji ve/veya egzotik maddeye ihtiyaç olduğundan bugünkü bilgimizle solucan delikleri mümkün gözükmüyor.

----------------------------------------------------------------------------

Akdelikler Gerçek Olabilir mi?

Tarih: 23 Haziran 2016 | Yazar: Alp Kütükçü


Gökyüzünde neden hiç akdelik görmüyoruz? Karadeliklerin varlığı için kanıt olmasına rağmen henüz akdelikler için kanıt yok.

Bilimkurgu hayranları, başka evrenlerin var olma olasılığını ve onlar arasında yolculuk yapabilmeyi düşlerler. Bu yolculuğun da solucan delikleri gibi ekzotik oluşumlarla yapılacağını düşünürler ki bu solucan delikleri, tekilliğinin içinde koridor açan bir karadelikten fazlası değildir. Daha az bilinen ekzotik ve tamamıyla varsayımsal oluşumlar ise akdeliklerdir; yani karadeliklerin tersi. Karadelikler madde ve ışığı yutar yani karadelikten madde kaçışı imkansızdır; akdelik ise madde ve ışık kusar yani akdeliğe madde girişi imkansızdır.

Solucan deliğinin oluşması için standart bir analoji: Sıkıca örtülmüş bir yatak örtüsü düşünün. Örtünün ortasına bir bowling topu koyun. Örtü, yerçekimi kuvvetiyle içeri doğru bükülecektir. Şimdi de bowling topunun sıkıştırıldığını hayal edin; topun kütlesi bu sefer çok daha küçük bir yere sığmak zorunda kalacaktır, yani top küçüldükçe daha yoğun bir hale gelecektir. Aynı şekilde yatak örtüsü de daha aşağı bükülecektir, ta ki bowling topu bir toplu iğne başı büyüklüğüne ulaşana kadar. Bu noktada, uyguladığı yerçekimi kuvveti ve yoğunluğu o kadar büyük bir hale gelir ki, örtünün ortasında küçük bir delik açar. Karadeliğin merkezinde bir solucan deliği oluşursa işte bunlar olur. Ama diğer tarafta ne var?


Denklemlerinde simerti konusunda detaycı olan Einstein, öbür tarafta bir ayna evrenin yani bir akdeliğin olması gerektiğini varsaydı.

Karadeliği uzun boyunlu bir huniye benzetirsek ve bu boynu kesip ters çevrilmiş bir başka huniyle (akdelik) birleştirirsek elimizde iki ucu birleştirilmiş kum saatine benzer bir şey olur. Einstein-Rosen Köprüsü (Albert Einstein ve Nathan Rosen) adı verilen bu varsayımsal yaklaşım, solucan deliğinin ilk teorik görselleştirilmesidir.

1971’de bir gözlemevinde çalışan Robert Hjellming adlı astrofizikçi, Nature dergisinde akdeliklerin karadeliklerin ayna görüntüsünden ibaret olmayabileceğini iddia eden bir makale yayınladı. Karadelik maddeyi yutuyor olabilirdi ve bu madde akdelik vasıtasıyla evrenin başka bir yerinde ortaya çıkabilirdi; ya da İngiliz fizikçi Roger Penrose’u dinlersek, tamamen başka bir evrende oluşabilirdi. Hjellming’e göre, kuasarlar ve galaksi merkezleri tarafından salınan maddelerin kaynağı akdeilkler olabilirdi.

1971 için mantıklı bir görüş olabilir ama şimdi 2016’dayız ve bilim insanları bugün evrenimiz hakkında daha çok şey biliyorlar. Bugün kuasarlardan gelen muazzam enerji kaynağının, süpermasif karadeliklerin madde yutmasıyla ortaya çıkan ışıma olduğu düşünülüyor.

Oregon Üniversitesi’nden Stephen Hsu ise, akdeliklerin sıradan olmadığı konusunda ısrarcı. Sonuçta karadeliklerin varlığı da yıllar boyunca sadece bir varsayımdı.


Akdelikler bizden saklanıyor olabilir mi? 1970’lerde yaptığı çalışmalarda Stephen Hawking, bir karadelik veya bir akdeliğin çevresiyle ısı dengesindeyken saldığı ve emdiği radyasyonun eşit olduğunu, yani birini öbüründen ayırmanın imkansızlığını gösterdi. Bir başka deyişle, karadelik sandığımız bazı objeler aslında gizlenmiş birer akdelik olabilirler. Ama bu çok özel bir durumdur. Hsu, vakumda (izole) olduklarında, yani karadeliklerle ısıl dengede olmadıklarında akdeliklerin nasıl davranacaklarını inceledi.

Yaygın teoriyse karadeliklerin zamanla Hawking Işıması formunda madde salınımı yaparak buharlaştıkları, yani yok olduklarıdır. Oysa akdelikler evrende izole oldukları zaman ne madde emilimi ne de salınımı yapabilecektir.

Peki ama madde salınımı yapamayan bir akdeliğe ne olur? Hsu’ya göre muazzam bir ısıl benzeri ışıma yaparak patlarlar ve büyük bir enerji açığa çıkarırlar. Hsu, kararlı akdeliklerin evrende var olamayacağını söyler; onlara yönelik hiçbir kanıt göremememizin sebebi de budur. Büyük olasılıkla, onları gözlemleyecek teknoloji ve aletleri geliştirmemizden çok önce ısıl-benzeri ışıma yaparak yok olacaklardır.

--------------------------------------------------------------------------------------------

3) Hiperuzay (Hyperspace)

HYPERDRIVE

Uzay-zaman boyutunun dışından başka bir boyuta geçerek ışıktan hızlı seyahat etme şekli olan hiperuzay, Yıldız Savaşları, Babylon 5 ve Isaac Asimov’un kitapları gibi birçok bilim kurgu yapıtında karşımıza çıkar. Hiperuzayın yapısı her bilim kurgu yapıtında farklıdır.



1950’lerde Burkhard Heim adlı fizikçi, her şeyin teorisini oluşturmak için çalışırken var olan boyutlara ilave boyutlar önermiş ve elektromanyetik alanları kullanarak bildiğimiz boyutlardan üst/alt bir boyuta geçip yolculuk yapılabileceğini iddia etmiştir. Teorisinde eksikler ve aksaklıklar olduğu için diğer fizikçiler tarafından bu teoriye ilgi gösterilmemiştir.

Bilim kurgu yapıtlarında çok çeşitli ışıktan hızlı seyahat biçimleri varmış gibi gözükse de genelde bu üç IHS türünün birinin altında sınıflandırılabilir. Bu türler dışında kalan ışıktan hızlı seyahat biçimleri, genelde hikaye örgüsü içinde IHS sorununu çözmek için oluşturulmuş ilginç ve bilimin sınırları dışında (Sonsuz Olasılık Motoru, Bistromatik Motoru, Düşünce gücü ile, v.b.) ışıktan hızlı seyahat türleridir.

Not: Otostopçunun Galaksi Rehberi’ne göre en etkili ve konforlu ışıktan hızlı seyahat Bistromatik Motoru sayesinde yapılır.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Işıktan Hızlı Parçacıklar ve Özel Görelilik Kuramı

Hazırlayan: Gökhan Atmaca | Tarih: 29.07.08

Özel Görelilik Kuramı 1905 yılında Albert Einstein tarafından ortaya atılmıştı ve bu kuram ile mutlak zaman ve uzay kavramları yitmiş, yerine gözlemciye dayalı bir evren ortaya konmuştu. Yani Einstein sadece evreni değil evrendeki gözlemcileri, katılımcıları da önemsiyordu. Bu çalışmamız içerisinde daha çok Özel Görelilik Kuramının sonucu olan enerji ve ışık hızı arasında kurulan bağıntıyı ele alacağız. Bu bağıntı ise birçoklarımızın bildiği/karşılaştığı bir matematiksel formül: E=mc2.

Özel Görelilik Kuramının bu matematiksel ifadesi gereğince bir m kütlesine sahip olan bir cisim ışık hızından hızlı gidemez. Bu ışık hızının değeri yaklaşık olarak saniyede 300.000 kilometredir ve bu hızı aşan cisim yoktur. Sadece ışık bu hızla hareket eder. Bu tanımlamadan sonra merak eden ve kuşkucu yaklaşan birçok kişi şu soruyu sorabilir:

Işık hızından hızlı cisimler var mıdır? Yahut neden ışıktan hızlı gidilemez?

Aslında, ışık hızından hızlı gidilemez. Ancak bu kural sadece bildiğimiz kütlelerde geçerlidir. Bildiğimiz kütle dediğimiz şey nedir?

Bu yazıda kütlenin esas tanımını ele almayacağız. Çünkü kütlenin esas tanımı çok spesifik bir konu ve açıkçası tartışmalıdır. Bu yüzden bildiğimiz kütle, görülebilir, tartılabilir ve tanımlanabilirdir. İşte Einstein’ın zamanında daha çok bu kütle tanımı biliniyordu, hâliyle.

Işıktan hızlı giden cisimleri ele aldığımızda kütlelerini, “bildiğimiz kütle” olarak düşünemeyiz çünkü Einstein’ın Özel Görelilik Kuramının sonucu olan matematiksel ifadeye aykırı olur. Onlar için başka bir kütle kavramı kullanmamız gerekir. Bu kavrama “sanal kütle” diyebiliriz.

Buraya kadar anlattıklarım konuyu özetleyecek şekildeydi. Şimdi ayrıntılarını başlıklar hâlinde inceleyeceğiz.

Özel Görelilik Kuramının Getirdikleri

Bu teorinin sonucunda zaman genişlemekte, uzunluk büzüşmekte ve ışık her eylemsiz referans sistemine göre sabittir. Işık hızı Einstein’in çalışmaları ile bir sabit, bir duvar vazifesi görmekte doğa ve evren üzerinde. Işık hızının sabit olduğu daha önce ki çalışmalarda bulunmuştu. Maxwell’in harika denklemleri olarak da bilinen elektromanyetizma denklemlerinde boş uzayda (yükün ve akımın 0 olduğu durumda) ışığın hızının c yani saniyede yaklaşık 300.000 km olduğu bulunmuştu ve bu ışık hızının birer elektromanyetik dalga gibi davrandığını gösterir bunu da Faraday daha önceden önermişti ve matematiksel olarak da Maxwell ispatlamıştı.

Ünlü formül E=mc2 yi ele aldığımızda ışık hızını sabit olarak değerlendirirerek kütle ile enerjinin eş değerliliği karşımıza çıkıyor. Kütle ile enerji birbirlerine dönüşebiliyor! Bu sonuç çok çok önemli idi bilim dünyası için; özellikle de nükleer fizik. Bu sonucu açıklamak için klasik olarak hep bir uranyuma nötron bombardımanın yapılması örnek verilir. Bir uranyum çekirdeğine nötron gönderdiğimizde uranyum çekirdeği parçalanır ve o parçaların kütlesi toplandığında uranyum çekirdeğinin parçalanmadan önceki kütlesi ile aynı olmadığı görülür. Bu sefer enerjiler toplanır ve enerjinin fazla olacağı görülür. O hâlde parçalanma sırasında kütle enerjiye dönüşmüştür sonucu açık olarak çıkar. Bu önemli sonuç o yıllarda çok yankı bulmuştu ama asıl yankı bulan nokta hiçbir durgun m kütlesine sahip cismin ışık hızından daha hızlı gidemeyeceğinin kesin olarak ifade edilmesidir, özel görelilik ile!

Bu sonuç, insanları daha farklı bir dünya hayal etmeleri için zorluyordu. Aslında bu kurama kadar zaman ve uzay mutlaktı; her şey ölçülebilirdi. Yine bu sonuca göre ışıktan hızlı gidilemezdi, ışık hızında gitmek için bir cismin durgun kütlesi sıfır olmalıydı… Peki durgun kütlenin sıfır olması ne demektir?

Bir parçacığın durgun kütlesi o parçacığın hareketsiz hâlde iken ölçülen-tartılan kütlesidir. O zaman durgun kütlesi sıfır olan kütle yok mudur diye akıllara bir soru gelebilir?

Görünüşte bu şekilde gözükse de bu ifadede başka bir sonuç daha çıkıyor. Durgun kütlesi sıfır olan parçacıklar yok olarak düşünülemez, aslında o parçacıkların durgun hâlde bulunamayacaklarını söyler ya da şunu da söyleyebiliriz durgun kütlesi sıfır olan parçacıkları gözlemleyemeyiz. Durgun kütlesi sıfır olan bir parçacık da gerçekte vardır, o da foton parçacığıdır. Bilindiği gibi foton parçacığı ışığı ileten parçacıktır. Yani ışıktır.

Yani ışık hızına ulaşabilen tek parçacık fotondur. Peki ışık hızında hareket eden bir parçacık varsa bir ihtimal de olsa ışık hızından hızlı gidilebilir mi?

Işıktan Hızlı Giden Parçacıklar

Einstein’in Özel Görelilik Kuramı gereğince ışıktan hızlı gidilemez ama yine aynı kuram gereğince ışıktan hızlı gidilebildiği söylenebilir ama nasıl!?. Eğer kütlemiz bildiğimiz kütle ise evet ışıktan hızlı gitmek farazidir. Ya kütlemiz bildiğimiz kütle değilse ve yeni bir kavram olarak karşımıza çıkan sanal kütleli ise kütlemiz işte o zaman Özel Görelilik gereğince ışıktan hızlı gitmemiz mümkün ve aslında c hızının altında da hareket edemeyiz bu şekilde bir de sınırlama söz konusu olur.

Çok ilginç değil mi bizim gibi kütle kavramına sahip parçacıklar ışıktan hızlı gidemezken sanal kütleli parçacıklar ışık hızının altına inemeyerek ışık hızından daha hızlı hareket edebiliyorlar.

Einstein yanlışlanmadan bu yorumlara/sonuçlara ulaşabilmek zor değil. Çok da fazla matematik bilgisine gerek yok bunu anlamak için. İşte kısaca matematiksel analizi:



Yukarıda gördüğünüz formülü iki şekilde inceleyeceğiz. İlki bildiğimiz kütleler için yani Einstein’in irdelediği biçimde. Diğeri ise sanal kütle dediğimiz kavram açısından…

Bildiğimiz kütle cinsinden ele aldığımızda payda kısmındaki kareköklü ifadenin tanımlı yanı sıfırdan büyük olabilmesi için v yani cismin hızının c’den, ışık hızından büyük olmaması gerekiyor, büyük olursa kareköklü ifade negatif olur ve sanallaşır. Bu yüzden de Einstein bizlere hiçbir cisim ışık hızından hızlı gidemez demiştir doğal olarak. Lakin bu hiçbir cismin kapsamı sanal kütle denilen kavramı kapsamamaktadır. O yıllarda bu kavram üzerine değinen çok kimse yoktu.

Sanal kütle açısından bu formülü değerlendirdiğimizde kütlemiz kompleks bir ifade yani sanal olsun. O halde bu formülün tanımlanabilir olması için paydasının da sanal olarak ifade edilmesi gerekir ki böylece pay ve paydadaki sanal kısımlar birbirini sadeleştirerek ifademiz doğrulanmış olur. Paydanın sanal olabilmesi için cismin hızı ışıktan hızlı olmalıdır ve böylece kareköklü ifade negatif değer alır. Bilindiği üzere kök içerisinde -1, “i” ile gösterilir. “i” de sanal ifade olduğunu belirtir. Böylece pay ve payda sanallıktan kurtularak gerçel bir enerji ifadesi elde etmiş oluruz.

Fizik kurallarına ve Özel Görelilik Kuramına aykırı bir işlem ve yorumda bulunmadan bir parçacığın ışıktan hızlı gidebileceğini söyleyebiliriz. Tek şart kütlesinin sanal kütle olmasıdır.


Artık matematiksel olarak da olsa bizler bir parçacığın bir şekilde ışıktan hızlı gidebileceğini belirtebiliyoruz. Ne var ki sanal bir ifade ne kadar soyutsa bu bahsettiklerimiz de o kadar soyuttur. Soyut matematiğin bize işaret ettikleri bunlardır sadece. Matematik bizi kandırıyor mu diye sormak oldukça sinsi ve zekice olabilir ama evrenin dilinin matematik olduğunu unutmamak gerekir!

Işıktan hızlı gidebilen parçacıklara en iyi örnek takyonlardır. Ancak takyonlar başlı başına bir konu oldukları için bu yazı içerisinde değinemeyeceğim. Ancak takyonların, teorik parçacıklar olduklarını bilmekte yarar var.

Diğer taraftan bu yazı 2008 yılında hazırlansa da güncel bir not eklemeliyim. 2011 yılının son dönemlerinde nötrinoların ışıktan hızlı olduğuna dair bazı deneysel sonuçlar bilim dünyasınca konuşulmuştu. Kuark Bilim Topluluğu olarak da bu sıcak konuyu üç farklı yazıda ve bir de ücretsiz dergimiz NetBilim’in kapak konusu olarak ele almıştık. Nihayetinde yapılan deneylerin hatalı olabileceği düşüncesi sıkça konuşulurken 2012 yılının Mayıs ayı ile birlikte farklı parçacık fiziği laboratuvarlardan nötrinoların hızına ilişkin yeni veriler alınacak. Ancak beklentiler nötrinoların ışıktan hızlı olmayacağı yönünde, bu yazı vesilesi ile bu güncel konuya değinmek gerekti. İlgili yazılar için kaynaklar kısmına bakabilirsiniz.

Işıktan hızlı gidildiğinde ne olur o da başka bir yazı ama şunu da söylemek gerek. Işıktan hızlı giden takyon parçacıkları ele alındığında zamanda geriye gidebilmeleri gibi müthiş bir olay meydana gelir. Zamanda geriye gitmek ise Özel Görelilik Kuramının nedensellik ilkesine aykırıdır. Fiziksel olarak bunu açıklayabilmek zor görünmektedir.


Fiziksel olarak anlam getirebilecek miyiz? Kim bilir?
 

Işık Hızında Seyahat Gerçeğe mi Dönüşüyor?