Arslan Ural Karabağlı  - 15 Aralık 2014


Işık, saniyede 299.792.458 metre yol kateder. Yani saatteki hızı 1.079.000.000 kilometredir. Işık hızı, Einstein’ın İzafiyet Teorisine göre evrendeki tek sabittir. Ve bu hızın aşılması mümkün değildir. Bu sebeple ışık hızını aşabilecek araçlara sadece bilim kurgu romanları ve filmlerinde rastlayageldik.

Uzay Yolu serisinde ışık hızında veya daha hızlı hareket eden araçlarla galaksimizin derinliklerine kolayca seyahat ediliyor. Ünlü bilim kurgu film dizisi Uzay Yolu’nda ‘warp drive’ deniyor bu hızdaki seyahate. Uzay Yolu’nun hikayesine göre ‘warp sürüşü’, 2063 yılında Zefram Cochrane adlı bir bilim insanı tarafından geliştiriliyor. Warp sürüşü, bildiğimiz anlamda ışık hızını geçmek yerine, uzayı bükerek ışık hızlarıyla ölçülen devasa mesafelere ulaşmak üzerine kurulu bir mantığa dayanıyor.



1. "Alcubierre Sürüşü" nedir?

1994 yılında Meksikalı genç bir teorik fizikçi Miquel Alcubierre, Uzay Yolu’nun ‘warp sürüşü’ fikrini bilim-kurgudan bilimsel teori alanına taşıdı. ‘Alcubierre Sürüşü’ teorisinde, fiziğin ‘ışık hızından hızlı hareket edilemez’ ilkesini ihlal etmeden, ışık hızından daha hızlı yer değiştirilebileceğini matematiksel olarak savundu.

2. Sistem nasıl çalışıyor?

Diyelim ki uzayda ışık yıllarınca uzaklıkta bir noktaya seyahat edeceksiniz. Aracınızın ‘warp sürüşü’ sistemini çalıştırıyorsunuz ve bu meydana getirdiği dalgayla etrafınızdaki uzayı büküyor, arkanızda kalan uzayı gerip genişletiyor, güzergahınızdaki uzayı sıkıştırıyor. Aracınız bu ortamda oluşan dalgada sörf ederken yola çıkış noktanız ışık yıllarınca uzaklığına giderken, ışık yıllarınca uzaklıktaki varış noktanız ise önünüze geliyor. Bütün bu süreçte aracınız ışık hızını geçmek zorunda kalmıyor. Tıpkı sörfçünün dalga üzerinde hızla yol alırken, üzerinde olduğu suda hareket etmemesi gibi…


3. Nasa'da durum ne?

CNN’in web sitesinde 12 Haziran 2014 tarihinde yayınlanan habere göre NASA’nın ‘İtki Geliştirme Ekibi’ başkanı mühendis Harold White başkanlığındaki ekip, 2010 yılından beri bir tür ‘warp sürüşü’ kullanarak ışık hızından hızlı yer değiştirebilecek bir uzay aracı için çalışmalar yapıyor. Öngördükleri uzay aracını geliştirebilirlerse ulaşacağı hızın saniyede 299 bin kilometre olacağını düşünüyorlar.


4. IXS Atılgan

NASA ekibinin geliştirdiği uzay aracı tasarımına ‘’IXS Enterprise’’ adını vermeleri tesadüf değil. Enterprise yani Türkçe’de bildiğimiz adıyla ‘Atılgan’, Uzay Yolu’nun ünlü uzay aracının da adıdır. Harold White, CNN’e yaptığı açıklamada, konseptlerinin asansör ve yürüyen merdivenlerdeki konsepte benzediğini dile getiriyor.

Yani aynı anda hem çekip hem de iterek ilerlemek. ‘’Uzayın sıkışmasında ve genişlemesinde hız limiti yoktur’’ diyen White, Eski Ahit’teki 10 Emir’e atıfta bulunarak, ‘’Benim 11’nci Emir demeyi sevdiğim, ‘ışık hızını geçmeyeceksin’ prensibini ihlal etmeden aşmanın yolu var’’ şeklinde açıklıyor iddiasını.


5. Bir sonraki aşama

NASA’nın resmi görüşüne göre ‘warp sürüşü’nün varlığının bilimsel bir ispatı henüz yok ama bu konudaki çalışmalar ara verilmeksizin sürdürülecek. ‘’Biz uzay maceramızın bir sonraki keşfinin ne olacağını konuşuyoruz artık’’ diyor White. NASA’nın başarı sırlarından biri bu. Tıpkı Amerikan Hava Kuvvetleri gibi bir yandan araç ve amaç olarak bugünkü imkanların en gelişmişine sahip olmak ama aynı zamanda ‘bir sonraki aşama’ya da hazırlanmak.


6. Yeni fizik anlayışı

Ortalama uzaklığı 384 bin kilometre olan Ay’a geleneksel kimyasal yakıtlı roketle 3 günde ulaşabilmiştik. Yaklaşık 8 ışık dakikası uzaklıktaki Mars’a aylarca sürecek bir yolculuktan sonra varabiliriz. Ama bize aslında çok da uzak olmayan 500 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene aynı teknoloji ve hızla ulaşmamız 10 milyon yıl sürer. Yani yıldızlar arası yolculuk için sadece yeni teknolojiye değil yeni bir ‘fizik’e de ihtiyaç var. İşte ‘warp sürüşü’ gibi teoriler, bu arayışın ürünü…

7. Ray Kurtzweil'e göre


Google’ın mühendislik direktörü de olan ünlü futurist Ray Kurtzweil, insanlığın yüzlerce yıllık hızlı değişiminin haritasını yaptığında şu çarpıcı gerçeği gördüğünü aktarıyor: Sadece 19’ncu yüzyıl, kendinden önceki dokuz asrın toplamından daha fazla teknolojik değişime sahne oldu. 20’nci yüzyılın ilk 20 yılı ise 19’ncu yüzyılın tamamından daha fazla teknolojik değişime sahne oldu.


8. Radikal değişimler yolda


Kurtzweil’in öngörüsü ise şu; Bu trendin sonunda 21’nci yüzyıl, kendinden önceki 200 asrın, yani 20 bin yılın toplamı kadar teknolojik değişime sahne olacak. Ve bu yüzyıl, tıpkı tarımın veya yazının keşfi gibi, hayat ve anlayışı kökten değiştirecek, en az dört veya beş dev keşif ve icada sahne olacak. Yani insan soyu, bugün tam farkında olmadığımız çok radikal değişimlerin eşiğinde bulunuyor.
------------------------------------------------

Işıktan Hızlı Bir Uzay Gemisi Kara Delik Oluşturabilir.

18 Nisan  - 2011

Kaynak: Eric Bland, Discovery News
Çeviri: Saffet Güler


“Star Trek”in ışıktan hızlı yolculuğu kolay görünüyor, ancak İtalyan fizikçilerin yaptığı yeni hesaplamalara göre, bir warp drive (eğme/bükme tahriği) bir uzay gemisindeki yolcuları yakıp kül edecek ve sonra Dünya’yı kara deliğe emecek olan bir kara deliği kolayca yaratabilir.

Normal fizikte, hiçbir şey ışık hızından daha hızlı hareket edemez. Einstein’ın görelilik teorisi bunu geçersiz kılıyor. Normal uzayda ışık hızına yaklaşan herhangi bir nesnenin kütlesi üssel olarak artar ve onu ileriye itmek için gereken güç miktarında üssel bir artışı gerektirir.

Ancak bu kuralın iki istisnası var. Birincisi genel olarak solucan deliği olarak adlandırılan şey; uzayın iki farklı bölümünü birleştiren bir köprü. Bu köprüden geçen bir gemi ışık hızının altında ilerleyecek, ama yine de bir ışık demetinden önce ulaşacaktır.



Eğme tahrikleri ikinci ve daha çok çekici olan seçenektir. Bir gemi uzayda ışık hızından hızlı hareket edemez. Ama yeterli enerji ile, uzayın kendisi ışık hızından daha hızlı hareket edebilir.

İtalya’nın İleri Araştırmalar Uluslararası Okulu’ndan Stefano Finazzi “Eğme tahrikleri ışıktan hızlı yolculuk elde etmek için şimdiye dek en iyi durum senaryosudur” dedi. Bu çalışma “eğme tahriklerini kavramayı tamamen imkansız olmasa da, çok daha zorlaştırıyor.”

1990’larda fikri orijinal olarak geliştirmiş olan Meksikalı fizikçi Michael Alcubierre’nin adıyla bilinen Alcubierre eğme tahriği geminin arkasında bir enerji baloncuğu ve geminin önünde enerji eksikliği yaratır, aynen bir uzay gemisinin sörf yapabileceği dev bir kozmik dalga gibi. Uzayın bu özel bölümü çevredeki uzayda ışık hızından hızlı seyahat edebilir ve bu baloncuğun içindeki veya üzerindeki herhangi bir şey bu uzay bölgesiyle birlikte hızlanır.

Finazzi ve çalışma arkadaşları muazzam miktarda “ekzotik madde” veya karanlık enerji kullanarak bu uzay – zaman baloncuğunu yaratmayı öneriyor. (Bu baloncuğun tam olarak nasıl yaratılacağı hala bir gizem). Onların hesaplamalarına göre, baloncuğu yaratmak dev miktarda enerji gerektirir ve sonra çok fazla itici karanlık enerji içeren enerjinin miktarını artırmayı gerektirir.

En sonunda enerji tükenecektir. Baloncuk feci etkilerle parçalanacaktır. Baloncuğun içindeki sıcaklık yaklaşık 10^32 derece Kelvin’e yükselecektir, bu kabarcığın üzerindeki her şeyi yok eder. [°C= Kelvin – 273.15]

Gemiyi yakından izleyen biri daha iyi durumda olmayacaktır.
Finazzi “Eğme tahriğinin istikrarının bozulacağını biliyoruz” dedi. “Ancak sonuçta patlayıp patlamayacağını ya da kara deliğe çöküp çökmeyeceğini bilmiyoruz.”


Diğer fizikçiler bir noktaya kadar İtalyanların hesaplamalarını kabul ediyorlar.

Çalışmayı gözden geçiren Baylor Üniversitesi’nde fizik profesörü olan Gerald Cleaver, “Bu iyi bir çalışma; onların sonuçları sağlam, güvenilir. Sonuçlar en azından, 1 + 1’in 2’ye eşit olduğu bir evrende ekzotik madde kullanarak eğme tahriği yaratıldığı zaman bir anlam ifade ediyor” dedi.

1 + 1’in 3’e eşit olduğu bir evrende, İtalyanlar tarafından kullanılan yarı – klasik fizik yerine iplik teorisi ile stabil bir eğme tahriğinin varlığını sürdürebilme olasılığı vardır.

Geçen yıl Cleaver ve ortak – yazar Richard Obousy (karanlık enerjinin baloncuğu yerine) iplik teorisi tarafından öngörülen minik, dürülmüş boyutların birinin genişletilmesiyle bir uzay- zaman baloncuğu yaratan, iplik teorisine dayanan eğme tahriğini ayrıntılandırdılar.

Ekstra boyuta – dayanan bir eğme tahriğinin en büyük çıkmazı? Buna güç vermek için Jüpiter’in tüm kütlesi saf enerjiye dönüştürülmelidir.

Gerçek soru eğme tahriğinin stabil olup olmayacağı değildir. Evrenin temelleri ile ilgilidir; 1 + 1’in 2 veya 3’e eşit olduğu bir evrende mi yaşıyoruz? Bilim insanları bu soruyu yanıtlayabilinceye kadar, evrenin bilimsel modellerinin önemli sınırlamaları olacaktır.

Cleaver “Bu çalışmalar yapabileceğimiz ve yapamayacağımız şeylere sınırlamalar öne sürüyor” dedi “Bilim insanları olarak bu çalışmalardan keyif alıyoruz, çünkü bu sınırlamaları aşmanın yollarını arayabiliriz.”


----------------------------------------------------------------------------------------------------------

15 Ağustos 2016 Pazartesi

YILDIZLARA YOLCULUK – STAR TREK

Yıldızlara yolculuk – Star Trek Bir önceki yazımızda yıldızlara yolculuk için kullanılabilecek araçlardan uzay yelkenlilerini anlatmıştık. Günümüzde bazı bilim insanları da dört boyutlu uzay-zamanın geometrisini değiştirmek suretiyle yıldızlara yolculuk yapabilecek uzay araçlarını gündeme getirmektedirler. Bilimkurgunun hepimizin bildiği...



Bir önceki yazımızda yıldızlara yolculuk için kullanılabilecek araçlardan uzay yelkenlilerini anlatmıştık. Günümüzde bazı bilim insanları da dört boyutlu uzay-zamanın geometrisini değiştirmek suretiyle yıldızlara yolculuk yapabilecek uzay araçlarını gündeme getirmektedirler.
Bilimkurgunun hepimizin bildiği meşhur dizisi “Star Trek”deki “Atılgan” adıyla tanınmış olan uzay aracı buna örnek olarak gösterilebilir.


Söz konusu dizideki muhayyel uzay gemisi Atılgan uzayda kurgusal “warp drive – warp sürüşü” tekniğini kullanarak ışıktan hızlı yol alıyor. İngilizce’de yamultarak, eğip bükerek sürmek anlamına gelen “warp drive” tekniğinde uzay gemisini hareket ettirmek için gereken enerji, kurguya göre madde ile antimaddenin çarpıştırılması yoluyla elde ediliyor. Döteryum (ağır hidrojen) ile antidöteryumun çarpıştırılması yoluyla elde edilen enerji, hayâlî dilityum kristalleri tarafından düzenlenerek uzay gemisinin makina dairesindeki warp core’da yani warp çekirdeğinde çok güçlü elektromanyetik alanlar vasıtasıyla kontrol altında tutuluyor. Şayet bu alanların başına bir hal gelirse ve antimadde gemi ile temas ederse tam bir felaket yaşanıyor.


Bu şekilde üretilen enerji uzay gemisinin arkasında ve iki yanında yer alan dev silindirlere ( warp coil’lere ) gönderiliyor ve bir tür motor gibi çalışan bu silindirler vasıtasıyla dört boyutlu uzay – zaman bükülerek geminin etrafında bir warp bubble – warp kabarcığı oluşturuluyor. İçindeki yolcuları hızın etkilerinden de koruyan bu warp bubble sayesinde uzay – zaman’dan bağımsızlaşan gemi alt uzaya atlayarak ışıktan hızlı yolculuk yapıyor. Bu yolculukta ışık hızı yerine “warp faktör” deyimi kullanılıyor ve tıpkı ışık hızının limiti olduğu gibi burada da “warp faktör 10”, fiziksel olarak asla erişilemeyecek evrensel sınır olarak kabul ediliyor.


Konunun hayalî yanı böyleyken, bilimsel bir yanı da var. Warp drive bazı bilim insanlarınca da üzerinde düşünülen ve NASA’nın da yakından ilgilendiği bir FTL ( Faster Then Light – Işıktan Hızlı ) sürme yöntemi. Bu konu son zamanlarda giderek daha çok sayıda fizikçinin ilgisini çekmeye başlamış. Bu fizikçilerden biri olan Meksikalı Miguel Alcubierre’in bir kuramı var ve bu kuram Star Trek’tekine de biraz benziyor. Alcubierre ( Alkubiyyer ), uzay gemisini ışıktan hızlı sürmek için evrenin giderek artan bir hızla genişlemesine neden olarak gösterilen ve mahiyeti henüz anlaşılmamış olan karanlık enerjinin kullanılmasını öneriyor.


Onun kuramına göre bu enerji kaynağı kullanılarak geminin etrafında bir warp kabarcığı oluşturulabilir ve bu warp kabarcığı, geminin arkasında kalan dört boyutlu uzay – zamanı genişletirken, önündeki uzay – zamanı büzer. Böylece gemi içinde bulunduğu dört boyutlu uzay – zaman vasıtasıyla evrenin bir noktasından bir başka noktasına ışıktan daha hızlı olarak taşınabilir. Warp Faktör deyimi burada da var, ancak hızın değil, dört boyutlu uzay – zamanın bükülme derecesi olarak kullanılıyor. Günümüzün bilim dünyasında bu kuramın çok destekleyicisi bulunuyor ve benzeri başka kuramlar da gündeme getiriliyor.


Bu olayı biraz anlaşılır hale getirmek için benim aklıma, geçmiş tecrübelerime dayanarak, şöyle bir benzetme yapmak geldi:
Günümüzde pijama altlıklarının beline imalat safhasında şerit lastik dikiliyor. Yakın zamanlara kadar bu amaçla pijamanın bel bölgesine açılan fitilin içine geçirilen lastik şeritler kullanılırdı. Bu lastikler, İstanbul’da Kapalıçarşı çıkışındaki Mahmutpaşa Yokuşu’nda “haydi dona, bele lastik” diye bağıran işportacılardan metre ile alınırdı. Bu lastikleri pijama altlığına takmak için şöyle bir yöntem kullanılırdı: Belinizin ölçüsüne göre keserek uzunluğunu ayarladığınız lastiğin bir ucuna irice bir çengelli iğne iğnelenir ve bu çengelli iğne pijamadaki bel fitilinin içine doğru, bu amaçla açılmış bir kesikten birkaç santim sürülürdü. Bundan sonra çengelli iğne sağ elin parmaklarıyla sabit tutulurken pijamanın kumaşı da sola doğru çekilip “büzülerek” iğnenin üzerinde toplanır ve iğne üzerinde toplanan kumaş yine sola doğru çekilerek “genişletilirdi”. Bu işlem defalarca tekrarlandıktan sonra iğne, pijama fitilindeki aynı kesikten dışarı çıkar ve bu surette iki ucu bir araya gelen lastiğe bu noktada düğüm atarak işlemi tamamlardınız. Yaptığımız bu benzetmede; çengelli iğne warp sürücülü uzay aracımıza, parmaklarınız warp sürücüsüne, pijamanın kumaşı dört boyutlu uzay – zamana, çengelli iğnenin pijamadan dışarı çıktığı nokta da uzayda ulaşılması hedeflenen yıldıza denk düşmektedir. Burada dikkate değer husus; çengelli iğnenin ( yani uzay aracının ) hiç hareket etmemiş olmasına karşılık kumaşa ( yani dört boyutlu uzay – zamana ) göre mesafe almış olmasıdır. Görüldüğü gibi aslında burada mesafe alan uzay gemisi değil, geminin içinde bulunduğu ve warp sürücüsü vasıtasıyla deforme ettiği uzay – zaman bölgesidir. Yukarıdaki benzetme; warp sürücülü uzay aracının çevresini saran dört boyutlu uzay – zamanın büzülüp genişlemesinin gözümüzde canlandırılmasına yardımcı olmak amacıyla yapılmıştır ve bu benzetme aslında olayla birebir örtüşmemektedir.
 
Bu tip uzay araçlarının hareketleri için metro istasyonlarındaki yürüyen bantlar da örnek gösterilebilir. Siz sabit dururken ( uzay-zaman dokusu ) bant sizi bir yerden bir yere taşımaktadır. Burada uzay aracı hareket etmediğinden Görelilik kuramı gereği olarak aracın kütlesi artmayacak ve zaman genleşmesi de gerçekleşmeyecektir.


Uzay gemimiz Einstein’ın Özel Görelilik Kuramına göre evrende ışık hızından daha büyük bir hızla hareket edemez, buna karşılık geminin içinde bulunduğu dört boyutlu uzay – zaman alanının ışık hızından daha hızlı genleşmesi günümüzün fizik kuramlarına aykırı değildir.
Nitekim, Büyük Patlama Kuramına göre evren, ilk evrelerinde kozmik şişme tabir edilen safhasında ışık hızından milyarlarca defa daha büyük hızlarla genişlemiştir. Bilim insanlarının yaptıkları hesaplara göre warp drive tekniği ile yol alan böyle bir araç, ışığı bize 4,3 yılda ulaşan Kentavrus ( At adam ) burcundaki alfa yıldızına iki haftada gidebilecektir.


Gelgelelim, günümüzün bilim ve teknolojisi henüz böyle uzay araçlarının yapılmasına yeterli olabilecek seviyede değildir, her şeyden önce böyle bir aracı en yakın yıldızlara taşıyabilmek için şimdiki bilgilerimize göre güneş büyüklüğünde kütleleri enerjiye çevirmek gerekecektir ki, bunun nasıl yapılabileceğine dair henüz herhangi bir bilimsel öneri de bulunmamaktadır.
-----------------------------------------------------------------------------------------

Yayın Tarihi: 5 May 2013 | Kaan Öztürk

NASA UZAY YOLU’NA MI HAZIRLANIYOR?



Yıldız gemisi Atılgan (Kaynak: Flickr)


Açık Bilim okuru Caner Telimenli, NASA’nın EagleWorks laboratuvarında bir “büküm motoru” (warp drive), yani Uzay Yolu dizisindeki Yıldız Gemisi Atılgan gibi uzayın yapısını bükerek hızlanma sağlayan ışıktan hızlı motorlar üzerinde çalışıldığına dair söylentilerin doğru olup olmadığını sormuş.


NASA web sayfalarında büküm motoru ile ilgili pek fazla doğrudan bilgi bulamıyoruz. Bir süre önce NASA Glenn Araştırma Merkezi’nde “Breakthrough Propulsion Physics” (Çığıraçıcı İtme Fiziği) isimli bir proje sürdürülüyormuş. Bu proje bağlamında yapılan konferanslar ve yayınlarda, ışıktan hızlı ilerlemek için birkaç farklı fikir ortaya atılmış. Fakat pratik uygulama bulunamamış olsa gerek ki, 2008 yılında NASA bu projeyi noktalamış.


Uzay yolculuğu yapmanın en sıkıcı tarafı şu: Yıldızlar birbirinden çok, ama çok uzak. Bir ışık huzmesinin bile birinden diğerine gitmesi binlerce yıl alabiliyor; üstelik hiç bir madde ışıktan daha hızlı gidemez. Eğer uzay yolculuğu yapacaksak, binlerce ışıkyılı mesafeyi kısa zamanda (mesela günler içinde) katetmenin yolunu bulmalıyız. Bilim-kurgu eserlerinde “hipermotor” veya “büküm motoru” denen hayali icat işte bu işe yarar.


Mesele sadece hızlı gitmek de değil, bir inceliği daha var: Göreliliğe göre başta dünyada bulunan iki kişiden biri uzay gemisine binip ışık hızına yakın hızlara çıkarsa, o kişi için zaman dünyada kalana göre daha yavaş geçer. Geri döndüğünde kendisi birkaç yıl yaşamıştır, ama dünyada belki binlerce yıl geçmiştir. Yolculuk yöntemimiz bu “zaman açılması” problemini de ortadan kaldırmalı.


NASA’da bir araştırmacı (Dr. Harold “Sonny” White) büküm motorunun yapılmasının mümkün olduğunu savunuyor. Houston’daki Johnson Uzay Merkezi’nde çalışan Harold White, çalışan bir ışıktanhızlı büküm motoruna henüz uzak olsak da, bu motoru mümkün kılacak bir etkiyi küçük ölçekte üretebileceğimize inanıyor.


Bilim-kurguda hayal edilen büküm motorunun nasıl mümkün olabileceğinin teorisini 1994’de Meksikalı fizikçi Miguel Alcubierre (Uzay Yolu dizisinden ilham alarak) ortaya attı. Genel görelilik denklemlerine dayanan bu teoriye göre, bir uzay gemisi etrafındaki uzay-zaman dokusunu özel bir biçimde “bükebilir”, ve bunun sonucunda uzayda ilerleyen bir “kabarcık” oluşur. Bükümü oluşturan gemi, dalgayla ilerleyen bir sörfçü gibi, bu kabarcığın içinde kalır. Kabarcık, ön kısımdaki daralma ile arka taraftaki genişlemenin oranına göre değişen hızlarda ilerler. Yeterli büküm sağlanırsa ışık hızını da aşabilir. Ancak, kabarcık içinde kalan maddenin hareketi kabarcığın içinde ışık hızını aşmadığı için, özel görelilik ihlâl edilmez.



Dört boyutlu büküm alanının iki boyutlu temsili


Alcubierre’nin denklemlerine göre bu şekilde yaratılan bir büküm yapısı zaman açılması sorununu da ortadan kaldırır. Uzay gemisinin takvimi gezegenlerin takvimine uyacaktır. Kaptan Kirk yolda bir ay geçirdikten sonra dünyaya döndüğünde, dünyada da sadece bir ay geçmiş olduğunu görecek.


Harika, değil mi? Ama bir sorun var: Alcubierre motorunu oluşturabilmek için “negatif enerji” oluşturmak gerekiyor. Bu, reikicilerin çakracıların “negatif enerji”si değil; kuantum fiziğine dayalı bir kavram. Kütle çekiminde negatif enerji, maddelerin birbirini çekmesi yerine itmesi demek oluyor. Uzayı genişleterek uygun bükümün oluşması için inanılmayacak kadar büyük miktarda negatif enerjiye ihtiyaç var. Öyle böyle değil; evrenin kütlesinin tamamını E=mc² uyarınca negatif enerjiye çevirirseniz, küçük bir gemiyi galaksinin öbür tarafına götürmek için gereken enerjinin trilyonda birini sağlarsınız ancak. O yüzden Alcubierre motorunu uygulamanın imkânsız olduğu kabul ediliyor.


Ancak Harold White bu işi çok daha düşük enerjilerle başarabileceğine inanıyor. Bir geminin taşıyabileceği kadar küçük, bir tonluk bir motor ile uzayın bükülebileceğine kâni. Yaptığı küçük ölçekli laboratuvar deneylerinin amacı şimdilik çalışan bir büküm motoru inşa etmek değil, çevresindeki uzayı belli belirsiz bükebilmek sadece. Bunu başarabilirse yöntemin işe yaradığını ispatlamış olacak ve muhtemelen bir mühendis ordusunun başına geçerek prototip bir gemi yapmaya koyulacak.


Proje şimdilik gizli yürütülüyor. White, basına konuşsa da yaptığı işin ayrıntılarını paylaşmamaya dikkat ediyor. Geçen yıl yaptığı bir konuşmada deneyiyle ilgili bazı bilgiler vermişti ve çalışmayı özetleyen makalesine NASA’nın teknik raporları sitesinden ulaşılabiliyordu. Bugün o link çalışmıyor, yerine “makalenin içeriğinin ABD’nin ihracat yasalarına aykırı olup olmadığının incelendiğine” dair bir not çıkıyor. Ama burası internet, açıklanmış bir şeyi tekrar gizleyemiyorsunuz. Merak edenler, raporu şuradan okuyabilir.


Büküm motoru projesi bir esrar perdesi altında. NASA bu projeyi gerçekten bir yere varacağını düşündüğü için mi gizli tutuyor, yoksa uçukluğu yüzünden alay konusu olmamak için mi, bilemiyoruz. Ama teorik fizikçiler bu projeye pek fazla şans vermiyorlar. Gerçekleştirmenin imkânsıza yakın olmasını bir yana bıraksak bile, çalışan bir büküm motorunun başka felaketlere yol açabileceği öngörülüyor. Söz gelişi, kabarcığın içindekilerin dışarıyla iletişimlerinin kesileceği, dolayısıyla hedeflerine vardıklarında duramayacakları düşünülüyor. Dahası, kabarcık hedefe vardığında yavaşlamaya geçse bile, uzun yolu boyunca üzerinde biriken atomlar ve parçacıklar kuvvetli bir radyasyon sağanağı olarak ileri doğru fışkıracak ve muhtemelen önünde bulunan canlıları yok edecek. Yabancı bir uygarlığa merhaba demek için daha kibar bir yol bulsak iyi olur.
----------------------------------------------------------------------------------

Uzay yolculuğu için alternatifler…

Gittiğimizde her şey sandığımız gibi mi olacak?

Yazar: Meral Coşkun - 10 Kasım 2015


Uzay – zaman denilince içinde bizlerin gizemini ve tüm işleyişi açıklayan büyük bir gizem yatıyor. Bugün Kepler teleskopu ile keşfedilen yüzlerce gezegen var. İşin garip tarafı şu ki bu teleskop o kadar gök cisminin içerisinde, sanki yerleri bir şekilde biliniyor ya da birileri tarafından söyleniyormuş gibi yaşama uygun gezegenleri elini koymuş gibi buluyor.

Bu gezegenlerin keşfi ve Mars ile ile ilgili çalışmalar aklımıza birçok soru getiriyor. Bu sorulardan ilki oraya var olan teknolojimizle nasıl gideriz?

Genelde ilk akla gelen seçenek ışık hızından daha hızlı hareket eden bir uzay aracı yapmak oluyor. Bununla ilgili yapılan çalışmalar da son hızla devam ediyor.

Uzaydaki her şeyi tanımlarken bir referans noktası alınır ve Einstein’ın özel görelilik kuramına göre evrende sabit olan tek hız ışık hızıdır.

Işık fotonlardan oluşur. Işık hızında hiçbir madde kütle halinde kalmaz. Işık hızında olan fotonlar için zaman ve mekan yoktur, onlar aynı anda her yerde ve her zamandadır. Işık hızını geçtiğimizde ne olabilir?

Uzay yolculuğu için alternatifler

Takyonların teorik olarak ışık hızından daha hızlı hareket ettiği ve bu sebeple zamanda bize göre ters yöne doğru yani geçmişe hareket ettikleri belirtilir. Bu duruma şu şekilde bakarsak, ışık hızından daha hızlı hareket eden bir parçacık için sabit olan ışık hızı referansı değişmiştir. Artık onun için sınır ışık hızından farklı bir hız sabitidir ya da herhangi bir başka bir şeydir. Yani bizim evrenimizdeki kurallar ile işlemeyen başka bir evrende hareket ediyor olabilir. Ayrıca zaman artık onun için yavaşladığından ona yetişemeyen ışığın ona getirmiş olduğu geçmiş görüntüleri görür yalnızca. Yani bu noktada geçmiş denilen şey yalnızca kendi sınırında ışıktan daha hızlı olan hızında, onun yanından geçmiş olduğu ışığın taşıdığı geçmiş bilgisidir yalnızca. Yani geçmişe hareket etmez. Yavaşlayan zamanda yolu üzerinde, ona göre yavaş kalmış görüntüleri görmüş olur. Bu durum tıpkı bizim gök cisimlerini gözlemlerken, aramızdaki ışık yılı mesafesine göre onların geçmiş hallerini görmemize benzer. Eğer ışık hızından daha hızlı hareket eden bir araç geliştirsek dahi sonuçta neler olabileceğini kestirmek bu noktada biraz karmaşıklaşmış olabiliyor…

Günümüzde üzerinde çalışılan en geçerli yöntem ışık hızını aşabilecek teknoloji olan warp motoru ile çalışan bir uzay gemisi yapmak. Şu anda warp motoru aslında yapılmış durumda.  Bilim insanlarının hâlâ üzerinde çalıştığı bu motorda tek sorun, motorun çalışması için gerekli olan yakıtı elde etmek. Motorun negatif enerji ile yeterli güce sahip olacağı ve bunun için de yaklaşık Jüpiter büyüklüğünde bir negatif enerjiye ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Warp motoru ile uzay gemisinin etrafında oluşturulan warp blonu uzay zamanı bükerek uzayda gideceğiniz noktayı size getiriyor. Warp balonunun önünde ve arkasında negatif enerji, orta kısmında ise pozitif enerji bulunuyor. Bu muhteşem itme çekme gücünden balonun etrafında ufak karadelikler gücünde bir çekim kuvveti oluşuyor. Bu da arka kısımda uzayı genişletirken ön kısımda uzayı daraltarak bükme yapıp ulaşacağınız noktayı size getiriyor. Yani warp balonu aslında 4 boyutlu bir hiper balon. Peki, warp motorunu çalıştırmak için gerekli olan gücü elde etmek için yakıt sorununu nasıl aşacağız?

Warp Motoru

Motorun yakıtı olarak negatif enerji kullanılması düşünülüyor. Negatif enerji ve negatif basınca sahip maddeler egzotik madde olarak adlandırılır. Negatif enerji maddelerin aşağıya doğru değil yukarıya doğru düşmesini sağlayan enerjidir. Egzotik maddelerle ilgili şu an hiçbir şey bilinmiyor. Ancak Cern’de yapılan deneylerde üretilen antimadde ile maddenin birleşmesinden açığa çıkan muazzam enerjinin yakıt olarak kullanılması için çalışmalar yapılıyor. Çok az miktarda üretilmiş olan antimadde yakıt sorunu için umut oluyor. Sınırsız enerji üretmek için yapılan çalışmalar da aslında, karadelikler de oluşturulup bunların gizemleri ile yolculuk yapılıp yapılamayacağı üzerinde de çalışmalar yapılıyor. Belki de çok güçlü bir çekim alanı oluşturularak paralel evrenlere bağlanarak bu evrenlerden enerji çekilerek yakıt kaynağı da elde edilebilir. Tabii ki bu noktada oluşturduğunuz çekim alanıyla diğer evrene ne gibi zararlar verdiğiniz ya da uzay zaman kumaşında yırtıklar oluşturup oluşturmadığınız üzerinde düşünmeniz gerekir.

Diğer bir olasılık da karanlık enerji kullanarak uzay zamanı genişletmek. Karanlık enerjinin evreni genişleten en büyük enerji olduğu biliniyor. Evrenin yaklaşık dörtte üçü karanlık enerjiden oluşuyor ve bir litre karanlık enerjinin gücü on hidrojen bombasına denk geliyor. Böylece karanlık enerjiyle çalışan warp motorları kolaylıkla bu görevin üstesinden gelebilir.

Warp balonu kullanarak oldukça uzak noktalara yolculuk yapmak yakıt probleminden farklı sorunlar da içeriyor. Uzayda ilerlerken önünüze çıkan engeller, balonu açıp kapama, uzayda manevra yapma gibi sorunlar hâlâ bilim insanlarının üzerinde çalıştığı problemler. Ayrıca warpların görünmez olay ufukları yaratarak, yüksek derecede Hawking radyasyonu üretebileceği de belirtiliyor. Bu durumla ilgili bazı bilim insanları bunun uzay mekiğini yakacağını belirtirken kimisi de sorun teşkil etmeyeceğini söylüyor.


Bir başka alternatif de nükleer füzyon roketleri için geliştirilen döteryum ve kristalize lityumdan yapılmış olan yakıt. Bu kristal füzyon yakıtının da gelecek de uzay yolculuklarını kolaylaştıracağı düşünülüyor. Uzay yolu filmlerinde kullanılan dilityum kristaline benzer bir yakıt elde etmek için oluşturulan bir yakıttır. Kristaller, atomların belirli bir sıkı düzen içinde olduğu, kendi kendini tekrarlayan yapılardır. Atomların küçük bir alanda sıkı bir paket halinde toplandığı kristaller, bu nedenle az yer kaplıyor ama yüksek enerji içeriyor. Füzyon motorları için de nükleer yakıt gerekiyor ve bu yakıt kristal bir yapıya oturtulduğunda, az yakıtla çok enerji üretilmiş oluyor. Hatta kristalize yapıların yüksek enerjiye sahip olması, nükleer füzyon yakıtından göreli daha düşük sıcaklıklarda enerji üretilmesini sağlıyor. Böylece uzay gemisinin kendisini eritecek kadar yüksek sıcaklıklara gerek kalmadan, nükleer motorların güvenli bir şekilde çalışmasını sağlıyor.

Ancak görünen o ki yapılan çalışmalar yakın bir gelecekte ışık yılı mesafelerin aşılacağını ve yeni keşfedilen gezegenlere ulaşabileceğimizi gösteriyor.

Peki, oraya gittiğimizde ne olacak? Ya da belki de biz oraya gidip yerleşene kadar bize uygun şartların oluşturulması için önden canlılar gönderilecek. Nasa’nın yaptığı Mars’ta bitki yetiştirme çalışmaları, genlerle oynanarak geliştirilen daha dayanıklı canlılar, yapay spermden üretilen fareler ve yapay zeka çalışmaları. Yapay zeka, içerisi yaşama uygun koşullarla dünyaya benzetilmiş bir uzay gemisinde kullanılıp canlıların istenilen gezegene gidene kadar gelişip yaşamlarını oluşturdukları bir duruma getirilebilir. Astreoidler enerji kaynağı olarak maden rezervinde kullanılabilir. Hatta yapay zekaya sahip uzay gemisi belki de uzay boşluğunda bulunan karanlık enerji ve karanlık maddeden nasıl daha farklı şekillerde yararlanabileceğimiz konusunda çalışmalar yapabilir.


Ya da belki de bizi istemeyen bir uygarlık orada hazır beklemektedir? Kim bilir…

Peki, bizler neden bunun planların yapmaya bu kadar hevesliyiz?

Dünya’yı yaşanmayacak bir yer haline getirdiğimizi bu kadar net görüyorken, öldürmeye devam ederken orada farklı bir şey yapacağımızı mı düşünüyoruz hâlâ? Bu keşifler ve çalışmalar bu kadar muhteşem şeyler iken bunları ne için hâlâ kendi bencilliğimize kullanıyoruz?

Gerçekte neler oluyor ve ne kadarını görüyoruz? Umudumuz bunca gelişme ile aslında daha çok olmalıyken yapılan bunca çalışma bize aslında tek bir şey gösteriyor, yok olmaya hazır olun…

 

Bilim kurguda Işıktan Hızlı Seyahat Yöntemleri