Elektromanyetik teori tarihi
|
|
Elektromanyetizma teorisinin tarihi özellikle aydınlatma alanındaki atmosferik elektrik ile ilişkilendirilmiş eski ölçümlerle başlar. İnsanlar elektrik hakkında çok az bilgiye sahipti ve bilimsel olarak bu doğa olaylarını açıklayamıyorlardı.19. yüzyılda elektrik teorisinin tarihi ve manyetizma teorisinin tarihi kesişti. Elektriğin hareket halinde olduğu her yerde manyetizmanın varlığından da söz edilebileceği için elektriğin manyetizma ile birlikte ele alınması gerektiği çok açıktı. Manyetizma, manyetik indüksiyon düşüncesi geliştirilmeden tam olarak açıklanamadı. Elektrik, elektrik yük düşüncesi geliştirilmeden tam olarak açıklanmadı.
İçindekiler |
Eski ve klasik tarih
Statik elektriğin bilgisi en eski medeniyetlere dayanır, fakat milenyumda onun davranışını açıklamak için teori olmaksızın statik elektrik çok az ilgi çekici ve gizemli olarak kaldı ve manyetizma ile kafalar karıştı. Eskiler ilginç özelliklere sahip ,kehribar (Şablon:Lang-grc-gre, elektron) ve manyetik demir filizi (Yunanca : Μάγνης λίθος, Magnes lithos, "manyetik taş , mıknatıs taşı") adındaki iki mineral tarafından bilgilendirilirlerdi. Kehribar sürünüldüğünü zaman hafif vücutları çeker; manyetik demir filizi demiri çekme gücüne sahip.
.
Amerikan astronotçusu olan John Carlos , Central Amerika’da bulunan ilk insanların yaptığı Olmec Hematit adındaki sanat eseri 1000 BC’den daha erken keşfedilmiş ve jeomanyetik mıknatıs taş pusulası olarak kullanılabilmiş olabileceği görüşünü destekliyor.Eğer bu doğruysa ,jeomanyetik taş pusulasının keşfinin bir milenyumdan çok daha öncesine dayanıyor.Carlos, Olmek’sin astrolojik ,falcılık gibi yönsel bir araç olarak benzer sanat eserleri kullanılmış olabileceği yönünde tahminler ileri sürdü. En eski Çin literatörü manyetizmaya referans olarak 4. yüzyıl BC’de Book of the Devil Valley Master adındaki kitapta; ‘mıknatıs taşı demirleri bir araya getirir veya mıknatıs taşını demire çeker.’ ifadesi yer alır.
Elektromanyetizmanın varlığının bilinmesinden çok öncesinde insanlar elektrikin etkilerinin varlığından haberdarlardı.Işık ve St.Elmos’un ateşi gibi diğer açıkça görülen şeyler eski zamanlarda biliniyordu fakat bu doğa olaylarının ortak bir orjinde olduğu tam olarak bilinmiyordu.Eski Mısırlılar elektrik balığı (örneğin;elektrik kedi balığı ) veya diğer hayvanlar (örneğin; elektrik yılan balığı ile etkileşim içine girdiklerinde şokun farkındalardı. İlk insanlar hayvanlarla temas halinde oldukları için hayvanlardan gelen şokları incelemek belirgindi.Eski Mısırlılar bu balıklara esip gürleyen balıklar anlamına gelen ifadeler kullanırlardı ve bu balıkların diğer balıkları koruma görevini üstlendikleri algısı vardı.Işığın ve elektriğin diğer kaynaklardan keşfinin nasıl olduğuna dair diğer bir olasılık ,15.yüzyıl öncesinde ışık ve torpil balığı için aynı Arapça kelimeyi kullanan Araplara dayandırılıyor. Milotos’un Thales’i 600 BC’lerde yazdığı yazıda kehribar gibi çeşitli maddelerin kürk ile sürtünmesi onların toz zerreleri ve diğer ışık objeleri ile etkileşim halinde olmalarına neden olduğunu belirtiyor.Thales statik elektriki olarak bilinen etkiler üzerine yazı yazdı.Yunanlıların da postların yeteri kadar uzun bir süre kehribar üzerinde sürtüldüğü takdirde , elektrik kıvılcımının elde edilebileceğinin mümkün olduğuna dair notlar mevcut.
Elektrik olgusu daha sonra tekrar Roman ve Arap doğa bilimciler be fizikçiler
tarafından göz ininde bulunduruldu. Pliny the Elder ve Scribonius Largus gibi
çeşitli eski yazılarda torbido ışıkları ve yayın balığından tespit edilen
elektrik şoklarının etkileri açıklanıldı.Eskiler şokları iletken objeler boyunca
ilerleyen şey olarak görürlerdi. Damla hastalığı veya baş ağrısı hastalıkları
gibi sıkıntıları olan ebeveynler güçlü elektrik şokunun onları
iyileştirebilecekleri umuduyla elektrik balığına dokunmalarına
yönlendirilirlerdi.
1938’de Irak’ta bulunan objelerden biri Baghdad Batarya adındaki bir galvonik
pil ile benzeyen ve bazı kişiler tarafından elektrik kaplama için kullanıldığına
inanılan nesneydi.İlk insanlar tarafından yapılan sanat eserlerinin kullanımına
yönelik destekçi teoriler ve kanıtlar yüzünden bu tip idealar
tartışmalıydı.Sonuç olarak, bu nesnelerin doğalı söylentilere dayandırıldığı
için bu nesnelerin işlevleri şüphe içinde kalmaya devam ediyor.
Orta Çağ ve Rönesans
Manyetik çekim ilk kez Aristo ve Tales tarafından maddenin özü üzerine çalışılırken açıklandı.
11. yüzyılda, Çinli bilim insanı Shen Kuo (1031-1095) manyetik pusula
ibresini yazan ve navigasyonun doğruluğunu gerçek kuzeyin astronomik kavramını
çalıştırarak kanıtladı (Dream Pool Essays, AD 1088), ve 12. Yüzyılda navigasyon
için doğa mıknatıs pusulasını kullanan Çinli olarak tanındı. Alexander Neckam
1187 de Avrupa da pusulayı ve pusulanın navigasyon için kullanımını tanımlayan
ilk kişiydi.
Manyetizma orta çağ Avrupasında sürdürülen birkaç bilim dalından biriydi;13.
Yüzyılda Peter Peregrinuz, Picardy deki Maricourt yerlisi, temel etkinin keşfini
yaptı. 13. Yüzyılın Fransız bilim insanları manyetizma üzerine deneyler yaptı ve
manYetleri ve pusula iğnesinin bağlı olduğu özellikleri tanımlayan günümüze
ulaşan ilk ilmi eserleri yazdılar. Kuru pusula 1300 civarında İtalyan mucit
Flavio Gioja tarafından icat edildi.
Selanik in başpikoposu Eustathius, 12. Yüzyıl Yunan bilim insanı ve yazar,
Gotlar ın kralının vücudunun etrafından kıvılcımlar saçabildiğini aktarıyor.
Aynı yazar bir filozofun giyinirken giysilerinden kıvılcımlar saçtığını
belirtiyor, sonuç olarak Robert Symmer ın ipek çorap deneylerinde elde ettiği
sonuç yakın görünse de, dikkatli açıklamalar ‘Philosophical Transactions’(1759)
ta bulunabilir.
İtalyan fizikçi Gerolamo Cardano De Subtilitate(1550) de belki de ilk kez
elektriksel ve manyetik kuvvetler arasındaki ayrımı yazdı.
16. yüzyılın sonuna doğru, Kraliçe Eliabeth in zamanından bir doktor, Dr.
William Gilbert, De Magnete de, Cardano nun çalışmasını genişletti ve Yunanca
‘amber’ sözünden Yeni Latince elektrik sözünü icat etti(elektrondan). Gilbert,
bir Colchester yerlisi, St John Koleji nin üyesi, Cambridge ve bir süreliğine
College of Physicians ın başkanı, olan en eski ve seçkin bilim insanlarından
biriydi-Galileo nun gıpta edeceği kadar büyük bir işi olan bir adam. O Fizik ve
Kimya'daki özgün araştırmalarını belirlemesi için düzenli bir maaş bağlanan
mahkemece atanmış bir doktordu.
Gilbert amberden başka mesela sülfür, vaks, cam gibi çoğu maddenin elektriksel özellikleri gösterebilmesi üzerine önemli sayıda deneyler üstlendi. Gibert ısıtılan cismin elektriğini kaybettiğini ve nemin tüm cisimlerde, iyi bilinen, nemin bu cisimlerin yalıtımını bozması gerçeğinden yola çıkarak elektriklenmeyi önlediğini de keşfetti. O elektriklenen cisimler diğer tüm maddeleri rastgele çekiyorken, aksine mangetin yalnızca demiri çektiğini de fark etti. Bu doğadaki pek çok keşfi Gilbert'a elektrik bilimi kurucusu unvanını kazandırdı. Bir noktada dengelenen hafif metalik bir iğne üzerindeki kuvvetler araştırılarak, elektriksel cisimler listesini genişletti, ve metaller ve doğal manyetikleri de içeren pek çok maddenin sürttüğünde çekici kuvvet göstermediğini de buldu. Kuzey veya doğu rüzgarının olduğu kuru havanın elektrik fenomenlerinin sergilenebilmesi için en uygun atmosfer koşulu olduğunu fark etti-iletken ve yalıtkan arasındaki fark anlaşılana dek yanlış anlaşılmaya meyilli bir gözlem.
Gilbert in çalışması ‘’Kimyanın babası ve Mantar Tıpası Kontunun amcası’’ olarak tanımlanan ünlü doğa filozofu Robert Boyle (1627-1691) tarafından izlendi. Boyle özel olarak Oxford la birleştirildiğinde Kraliyet Topluluğu nun kurucularından biriydi ve 1663 te Topluluk ikinci Charles bünyesinde birleştirildikten sonra Konsey in bir üyesi oldu. Sıklıkla yeni elektrik bilimi üzerinde çalıştı ve Gilbert in elektrik listesine bazı cisimler ekledi. Araştırmacılarına Elektriğin Orijini Üzerine Deneyler başlığı altında detaylı bir açıklama bıraktı. Boyle 1675 te elekrik çekim ve itmesinin vakumu geçmek gibi davranabileceğini belirtti. Önemli keşiflerinden biri elektriklenen cisimlerin vakumda hafif cisimleri çektiğiydi, bu elektriksel etkinin maddesel olarak havaya bağlı olmadığını belirtiyor. Daha sonra bilinen elektrik listesine reçineyi de ekledi.
Bu 1660 da, ilkel elekrostatikjeneratörü icat eden Otto von Guericke tarafından
izlendi. 17. Yüzyılın sonlarında, araştırmacılar bir elektrostatik jeneratörle
sürtünmeyle elektrik üretmeyi pratik anlamda geliştirdiler, ama yeni elektrik
bilimi çalışmaları için enstrüman olduklarında, asıl elektrostatik makinelerin
gelişmesi 18. yüzyıla kadar başlamamıştı.
Elektrik sözünün ilk kullanımı 1646 daki çalışmasında –Pseudodoxia Epidemica- Sir Thomas Browne a atfedildi.Öte yandan eletromanyetizma teriminin ilk kez görünmesi daha erken bir tarihte olur:1641. Ünlü düzenbaz Athanasius Kircher tarafından oluşturulan Magnes sayfa 640 ta ""Elektro manyetizma" vs Amberin Manyetizması üzerine, veya elektriksel çekimler ve sebepler"i gibi provakatif konu başlığı taşır.
18. yüzyıl
Elektrik makinesinin gelişimi
Francis Hauksbee tarafından geliştirilen jeneratör.[1]
Elektrik makinesi Francis Hauksbee, Litzendorf ve Prof. Georg Matthias Bose tarafından yaklaşık 1750’lerde geliştirildi.Christian August Hausen için çalışan Litzendorf , Guericke’in sülfür topu yerine cam top kullandı.Bose , belli makinelerin içindeki ana iletken üzerine çalışan ilk kişiydi.1746’da Ingenhousz cam levhadan oluşmuş elektrik makineleri icat etti.Elektrik makinelerinin her iki tarafının kalay kağıdı ile kaplanılması,elektrik yüklerinin biriktirilmesi, elektromotor kuvvet kaynakları ile bağlantı kurulması gibi elektrik makinelerle yapılan deneylerin çoğunluğunda cam levhanın niteliklerinin keşfi yardımcı oldu.Elektrik makinesi son zamanlarda Erfurt’da profosör olan Andrew Gordon tarafından geliştirildi.Andrew küresel cam yerine siindirik cam kullandı ve buna Giessing of Lipzing, yün yastık materyalinde oluşmuş kauçuk ekledi. Yaklaşık 1746 yıllarında,akım çıkış noktasına Benjamin Wilson tarafından makines eklenildi.1762’de John Canton ( ilk sünger-doku elektroskobun icatçısı) kauçuğun yüzeyine malgamanın kalayları serpilerek elektrik makinelerinin verimliliğini geliştirdi.
Elektriksel ve elektriksel olmayan
1729'da Stephen Gray iletken ve yalıtkan arasındaki farklılıkları gösteren bir seri deneyler yaptı.Ayrıca,metal tel gibi iletkenlerin elektriği iletebileceğini gösterirken ipek kumaşı gibi şeylerin elektriği iletemeyeceğini gösterdi.Onun deneylerinin bir tanesinde,ipek iplik döngüler tarafından aralıklarla askıya alınmış kendir ipliğinin 800 fit boyunca elektrik akımı gönderdi.O aynı deneyi ipek kumaş yerine çok iyi bir biçimde bükülmüş pirinç tel kullandığı zaman , elektrik akımının kendir ipliği boyunca elektrik akımının gitmediğini fakat bunun yerine pirinç telin içinde gözden kaybolduğunu gözlemlemişti.Bu deneyler sonucunda maddeler ikiye sınıflandırıldı: cam, reçine ve ipek kumaşı gibi elektriksel, metal ve su gibi elektriksel olmayanlar.Elektrik olmayanlar yükleri iletirken elektrikler yükleri tutar.
Cam ve Reçine
Gray'ın merakuyandıran sonuçlarından sonra, C. F. du Fay ın çeşitli deneyler yapmaya başladı.Onun ilk deneyinde Du Fay metaller hayvanlar ve sıvılar dışında bütün objelerin sürtünme yoluyla elektriklenebileceği sonucuna ulaştı.Ayrıca, metaller,hayvanlar ve sıvılar da elektrik makinesi yoluyla elektriklenebileceği sonucuna ulaşarak Gray'ın maddelerin elektrik ve elektrik olamayan sınıflandırmasına kuşkuyla bakıldı. 1737'de Du Fay ve Hauksbee bağımsız olarak, onların inandığı sürtünmeli elektriklenmenin iki türünü keşfettiler.Bu sürtünmeli elektriklenme türlerinden biri camın sürtünmesiyle yaratılan diğeri ise reçinenin sürtünmesi ile yaratılan elektriklenmedir.Bundan yola çıkarak Du Fay reçineli ve camlı olarak nitelendirilen iki elektriksel sıvı tarafından elektriğin oluştuğu teorisini ortaya çıkardı.Bu reçine ve cam sürtünme tarafından ayrıştırılması ve ikisi birleştirildiğinde her biri nötürleşir.Bu iki sıvı teorisi daha sonra positif ve negatif elektriksel yükler kavramlarının Benjamin Franklin tarafından bulunmasına neden oldu.
Leyden şişesi
Leyden şişesi bağımsız olarak Ewald Georg von Kleist tarafından 11 ekim
1744'te ve 1745'te Pieter van Musschenbroek tarafınadan Leyden
üniversitesinde(daha sonradan araca onun adı verildi) icat edildi.Leyden şişesi
büyük nitelikler içinde elektriksel enerji için kapasitörün bir tipidir.Leyden
şişesi ile yapılan deneylerden sonra William Watson 1747'de statik elektriğin
deşarjnın elektrik akımına eşit olma durumunu keşfetti .1754'te kapasitans ilk
olarak Von Kleist tarafından gözlenildi.Von Kleist onu tutup onun elektrik
makinesine yaklaştırdı.Bu elektrik makinesi küçük bir şişeydi ve boğaz kısmında
demir çivi vardı.Onun diğer elinin demir çiviye yaklaşması kazara yaklaşması ile
o sert elektrik şokuna maruz kaldı.Aynı yol ile Cunaens'in yardımı ile
Musschenbroeck de benzer cam şişesinden çok daha fazla sertlikte şoka maruz
kaldı. Sir William Watson kalayla şişenin içini ve dışını kaplayarak bu aracı
çok daha fazla geliştirdi.Bu elektriksel araçların parçaları kolaylıkla leyden
şişesi olarak tanınacak böylece onun keşif yerinden sonra Paris'in Abbot Nollet
tarafından adlandırılacak.
1741'de John Ellicott elektriklenmenin şiddetini ölçmek için önerilerde
bulunmuştu.Sir William Watson yaklaşık 1749 yılında tel içinde elektriğin hızını
belirlemek amacıyla çoktan iletken sayısız deneylerden söz etmişti.Asıl niyet bu
olmamasına rağmen bu deneyler elektrik ile sinyallerin belli bir uzaklığa
iletilme olasılığını göstermiş oldu.Bu deneylerde sinyal, izole edilmiş 12,276
fit uzunluğundaki telin aniden seyahat edebileceği göründü.Fransa'da Le Monnier
benzer deneylerde bunun öncesinde yapılmıştı.Bu benzer deneyler 1,319 fit
uzunluğundaki demir teli boyunca şokun gönderilmesidir.
Yaklaşık 1750 yıllarda elektroterapiye ilişkin denyeler yapıldı.Çeşitli deneyler
elektriğin terapik ve psikolojik etkilerini saptamak amacıyla yapıldı.Edinburgh'da
Demainbray bitkiler üzerinde elektriğin etkilerini gözlemledi ve iki mersin
ağacının büyümesinin elektriklenme tarafından hızlandığı sonucuna ulaşıldı.Bu
mersin ağaçalarına 1746'da ekim ayı boyunca elektrik verildi ve elektriklenmemiş
diğer aynı türlerinden farklı olarak dört dal ve çiçek gözlenildi.Fransa'da Abbé
Ménon erkek ve kuşlar üzerinde devam eden elektrik uygulamasının etkilerini
denedi ve denek olarak kullanılmış nesnelerin kilo kaybına uğradıkları sonucuna
varılmış, böylece elektriğin salgıyı daha hızlandırdığı açıkça ortaya
çıkıyor.Felç olma durumunda elektrik şokunun yararları İngiltere'nin Shrewsbury
daki hastanesinde oldukça zayıf başarı ile test edilmişti.
18.yüzyılın sonları
Benjamin Franklin sıklıkla elektrik ardındaki şöhretin anahtarı olarak kafa
karıştırdı.William Witson ve Benjamin Franklin elektriksel potensiyelin keşfini
paylaşır.Benjamin Franklin ünü boyunca onun teorilerini ve elektrik buluşlarının
tanıtımını yaptı , aşırı derecede tehlikeli olmasına rağmen tehlikeli rüzgarda
onun çocuğunun sahip olduğu uçurtma ile deney yaptı. Uçurtma kirişine bağlı olan
anahtar kıvılcım çıkardı ve bir leyden şişesini yükledi,böylece ışık ve elektrik
ile bağlantı kuruldu.Bunu takip eden deneylerde Franklin yıldırım yakalama ucu
icat etti.O ya Franklin(sıklıkla) veya Ebenezer Kinnersley (daha az sıklıkla)
olarak bilinir.Ebenezer Kinnersley pozitif ve negatif elektriğin toplamını
saptayan kişi olarak göz önünde bulundurulur.
Elektriğin doğalı olarak görülen teoriler bu periyotta oldukça belirsizdi ve
kalıcı olanlar ya daha fazla ya da daha az kafa karıştırıcıydı.Franklin
elektriği her yere yayılan ölçülemez sıvı olarak görürdü ve bu sıvının normal
koşulu bütün maddelerin içinde homojen olarak dağıtılmış.Franklin camın
sürtülmesi ile sağlanılan elektriksel belirtilerin aşırı elektrik sıvısının
üretimi yüzünden olduğunu var sayıyordu ,ayrıca mumun sürtülmesi ile elde edilen
elektriksel belirtilerin sıvının açıklığı yüzünden oluştuğunu düşünüyordu.Bu
teori 1759'da Robert Symmer'ın "iki-sıvı" teorisi tarafından desteklenildi.Symeer'ın
teorisine göre cam ve reçine elektrikleri ölçülemez sıvılar olarak görülüyordu.
Her bir sıvı karşılıklı olarak birbirini çeken taneciklerden oluşurken karşı
elektriğin tanecikleri karşılıklı olarak birbirlerini iter.Onların bir diğerini
çekimi sonucunda sıvıların diğer objeler üzerindeki etkisi nötürleştirilir.Bir
vücudun sürtünme davranışı sıvıların ayrıştırır.Onların biri vücudun dışında
kalırken diğeri kendisini açıkça gösterir ya camsı elektriği ya da reçine
elektriği halinde.
Franklin'in tarihsel uçurtma deneyi ile elektriğin tanımı geliştirildi.Dr.Wall,
Stephen Gray,Hauksbee,John Henry Winkler elektrik ve ışık olayları arasındaki
benzerliğini desteklediler.Gray onların sadece derece olarak farklı olduklarını
düşünüyorken,Franklin bu durumdan şüphesizdi fakat bu olayların aynılığını
saptayabilmek için testleri destekleyen ilk kişiydi.Franklin 19 ekim 1752'de
yazdığı mektupta onun uçurtma deneyimini kast ederek;{{quote|"Leyden şişe
anahtarı şarj edilmiş olabilir;ve böylece elektrik alevinden sağlanılan
ispirtolar çeşitlendirilebilir ve diğer bütün elektrik deneyleri sürtülmüş tüp
veya küresel camların yardımıyla yapıldı, ve böylece elektriğin ışık ile
aynılığı tamamen gösterilebilir." 10 Mayıs 1742'de Paris yakınlarındaki
Marley'de Thomas-François Dalibard40 fit uzunluğundaki dikey demir çubuğu
kullanarak elde ettikleri Franklin'in deneylerinden elde ettiği sonuçlara eş
değer.Franklin'in sürtünmeli elektrik ve ışığın aynılığını önemli ölçüde
gösteren şeylere ek olarak bu alanda 18.yüzyılın son yarısında yapılan birçok
deney bilim tarihini geliştirmek amacıyla eklendi .
Frankli'nin gözlemleri daha sonraki Michael Faraday, Luigi Galvani, Alessandro
Volta, André-Marie Ampère ve Georg Simon Ohm gibi bilim insanlarına yardımcı
oldu.Bu bilim adamlarının topladığı çalışma modern elektrik teknolojisi ve
elektrik ölçümlerinintemel birimleri için temel sağladı.Bu alanı daha fazla
geliştiren William Watson, Boze, Smeaton, Louis Guillaume Le Monnier, Jacques de
Romas, Jean Jallabert, Giovanni Battista Beccaria, Tiberius Cavallo, John Canton,
Robert Symmer, Abbot Nollet, John Henry Winkler, Richman, Dr. Wilson, Kinnersley,
Joseph Priestley, Franz Aepinus, Edward Hussey Délavai, Henry Cavendish ve
Charles-Augustin de Coulomb gibi bilim adamlarıdır.Deneylerinin çoğunun
tanımları ve elektrikle uğraşan bilim adamlarının keşifleri zamanın bilimsel
yayınlarında bulunabilir.Bu yayınlara örnek olarak Philosophical Transactions,
Philosophical Magazine, Cambridge Mathematical Journal, Young's Natural
Philosophy, History of Electricity, Franklin's Experiments and Observations on
Electricity, Cavalli's Treatise on Electricity and De la Rive's Treatise on
Electricity.gibi örnekler verilebilir.
Henry Elles elektrik ve manyetizma arasındaki bağlantıyı destekleyen ilk
insanlardan biriydi.1757'de o elektrik ve manyetizma arasındaki bağlantı
hakkında 1755'te kraliyet toplumununa yazı yazdığını iddia etti.Onun iddiasına
göre manyetizmanın gücü elektriğin gücüne benzer fakat o bunu aynı olarak
düşünmedi.1760'da iddea ettiklerine benzer olarak 1750'de elektrik kıvılcımının
nasıl gök gürültüsüne neden olabileceğini ilk defa düşündü.Bu periyot boyunca
yapılan elektriksel araştırma ve deneyler arasında en önemlilerinden birileri
Franz Aepinus ve Henry Cavendish olarak görülür.Franz Aepinus elektrik ve
manyetizmanın karşılıklı ilişkisinden yeni bir görüş ortaya koyan kişilerden
biri.Onun çalışması olan Tentamen Theoria Electricitatis et Magnetism 1759'da
Sankt Peterburg'da yayınlanıldı.Franz, Franklin'in teorilerinin devamını
getirir.Bunlardan birkaçı bugün bilinenler doğrultusunda ölçülebilir:Elektrik
sıvınıntanecikleri birbirlerini çeker,iter ve tüm cismin tanecikleri tarafından
kuvvetle çekilirler,Bu kuvvet uzaklığın artması ile orantılı olarak
azalır.Elektrik sıvısı vücudun gözeneklerin içinde var olurlar,o engellenmemiş
olarak iletken boyunca hareket eder fakat yalıtkan olanlarda hareket etme
zorluğu çekerler.Elektriğin belirtileri vücut içinde sıvının eşit olmayan
şekilde dağılması yüzündendir.Aepinus umulan eş değer manyetizma teorisini
formüle etti.Manyetik olgunun durumu içinde sıvılar yalnızca demirin tanecikleri
üzerinde davrandı.O ayrıca bunu gösteren sayısız deney yaptı,so elektriksel
etkilerin görülmesi amacıyla turmalin 37.5°С ve 100 °C ısıtılmak zorunda
olunduğu ortaya çıktı.Turmalin sıcaklığı düzenli olduğu zaman ,o
elektriklenmemiş olarak kalır fakat onun sıcaklığı artıyor veya düşüyorken
elektriksel nitelikler belirir.Bu yolla elektriksel nitelikler gösteren
kristaller pyroelectric olarak adlandırıldı.
Henry Cavendish bağımsız olarak kurduğu elektriğin teorisi Aepinus'a çok yakın.1784'te elektrik kıvılcımından yararlanmak için hidrojen ve oksijenden bir patlama üretildi.Bu hidrojen ve oksijenin su yaratabilme özelliği doğrultusunda yapıldı. Cavendish ayrıca dielektrik yalıtkanlarının indükleyici kapasitanslarını keşfetti ve balmumu ve hava kondanserleri ile karşılaştırılan diğer maddeler için özel indüktive kapasite ölçüldü.
1784'lerde C. A. Coulomb onun oluşturduğu yasanın aslında ne olduğunu
gösteren bükme dengesi ni dizayn etti. Coulomb'un yasası , elektriklenmiş iki
küçük elektriklenmiş nesnenin uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak
çeşitlendiğini gösterir.Ayrıca Aepinus'un elektrik hakkındaki teorisinde
varsaydığından ziyade nadiren uzaklık ile ters orantılıdır. Cavendish tarafından
geliştirilen teoriye göre ,kübün daha az uzaklık gücüyle ters orantılı olarak
tanecikler çeker veya çekilirler Elektrik alanındaki büyük bir bölüm Coulomb'un
ters kare kanununu keşfi ile ilave edilmiş oldu.
William Watson ve diğerlerinin elektrik hakkında yaptıkları deneyler elektriğin
belli bir uzaklığa iletilebileceği iddeası ortaya atıldı.1753'lerde bu olgunun
pratik olarak kullanılmaya başlanılması sorgulayan insanların dikkatini
çekti.İletişim konusunda elektriğin işlevselliğini gösteren önerilerde bulunulup
uygulamaya geçildi.Bu amaç için dizayn edilen yöntemlerden bir tanesi 1774'de
Georges Lesagenindi.Bu yöntem birbirlerinden izole edilmiş 24 telden oluşuyordu
ve bunların her biri güç topuna belli bir uzaklıktan bağlanıldı.Her bir tel
alfabedeki bir harfi temsil etti.Bir mesaj göndermek için arzulanan tel geçici
olarak elektrik makinesi tarafından yüklendi,böylece o tele bağlanan güç topu
telden fırladı.İçinde sürtünmeli elektriğin de bulunduğu diğer yöntemler denendi
ve bunlardan birkaçı telgrafın tarihi başlıklı yazıların içinde tanımlandı.
Galvonik elektrik veya voltaik elektrik çağı sürtünmeli elektriğe odaklanmış
olan tarihi kırmak adına devrimi temsil eder. Alessandro Volta kimyasal
tepkimelerin pozitif anot ve negatif yükleri katod yaratabilmek için
kullanılabileceğini keşfetti.Bir iletken bunlara bağlatıldığı zaman voltaj
kondaktör boyunca elektrik akımı ölçer.Bahsedilen iki nokta arasındaki
potensiyel farkın birimi Volta'nın çalışmalarından yola çıkarak volt olarak
ölçüldü.
O zamanlar farkında olunmamasına rağmen voltaik elektrikten ilk olarak 1767'de
Johann Georg Sulzer tarafından bahsedildi.Johann dilinin altına daire şeklinde
küçük bir çinko ,dilinin üstüne de yine daire şeklinde küçük bir bakır
yerleştirdi ve bunların kenarları birbirlerine değidiği zaman tuhaf bir tat
hissetti.Sulzer metallerin bir araya gelmesiyle orada titerişim meydana
geldiğini iddia etti.Bu titreşim belli etkileri üretebilmek için dilin sinirleri
üzerine etki eden eylem.1790'da Prof. Luigi Alyisio Galvani "hayvan elektriği"
üzerine deneyler yaparken elektrik makinesinin varlığı ile kurbağanın ayaklarını
birden çektiği gözlemlendi.Onun gözlemine göre kurbağanın bacağı herhangi bir
dışardan etkiye maruz kalmaksızın konvulsiv geçirir.
Bu olguya açıklama getirmek için ,Galvani karşıt yüklerin elektriğini kurbağanın
kaslarında ve sinir hücrelerinde,Leyden şişesinin yüklü tabakalardan oluşan
sinir hücreleri ve kasların içinde var oldu.Galvani hipotezi ile keşiflerinin
sonuçlarını yayınladı ve bu yayınıyla o dönemki fizikçilerin dikkatini çekti.Bu
fizikçilerden en önde geleni Paviada profosör olan Volta'ydı.Volta, Galvani
tarafından yapılan gözlemleri şöyle yorumladı; deneyde kullanılan demir ve bakır
metallerinin elektromotor olarak davrandığını ileri sürdü.Ona göre kurbağanın
kasları devreyi tamamlayan kondaktörün bir parçası rolünü üstleniyordu.Bu
görüşler doğrultusunda çok uzun tartışmalar yaşandı.Bir grup elektrik akımın iki
metalin etkileşmesi ile oluşan elektromotiv kuvvet in sonucunda oluştuğunu iddia
ederken, diğer grup Galvan'in değikliğe uğramış görüşünü destekliyordu yani
onlara göre akım pil içindeki asit ve metaller arasındaki kimyasal etkileşimin
sonucunda ortaya çıkar.Michael Faraday voltaik pilde , metalik etkileşimin üretken olup olmadığı konusuna karşılık onun Deneysel Araştırmalar adlı yayının ön yüzünde şöyle yazar; Benim
öne sürdüğüm görüşün değişebilmesi için henüz bir sebep
görmüyorum;...fakat önemli olan nokta benim ilk fırsatta sorgulamayı
yapma niyetinde olmam ,ve eğer ben bunu yapabilirsem ,kanıtlarımı
bahsedilen görüşleri inkar edilemez şekilde sunacağım.
Faraday tartışma yaratmasa bile sorunun her iki destekçileri değişikliğe
uğruyor.Onlar keşifler ve araştırmalar talep etti ve bu durrum bu nokta
üzerindeki görüşlerin çeşitlenmesini sağlama konusunda devam etti.Volta
teorisini desteklemek amacıyla bir sürü deney yaptı ve nihayetinde batarya veya
pili geliştirdi. Keşfedilen bu batarya ilerde üretilecek kimyasal bataryaların
öncüsüydü ve elektriğin devam eden akımını sağlayabilme anlamında ayırt edici
bir kaliteye sahipti.Volta Londra'nın Kraliyet Ailesine onun elde ettiği pil
tanımını illeti ve çok kısa bir süre sonra 1780'de Nicholson ve Cavendish
Volta'nın pilini elektromotiv kaynağı olarak kullanarak elektrik akımı üretmek
adına suyu ayrıştırdılar.
19. yüzyıl
19.yüzyılın başları
1800’de Alessandro Volta büyük elektrik akımı üretmek amacıyla ilk aracı yaptı,daha sonra bu ]]elektrik bataryası]] olarak bilinecekti. Napolyon Volta’nın çalışmalarından haberdar olduktan sonra 1801’de onun deneylerinin yetki performansı için onu çağırdı.Alessandro Volta Légion d'honneur’ın da dahil olduğu birçok madalya ve nişan kabul etti.
1806 da Davy , yaklaşık 250 hücrelik volta pilini ya da birleştirilmiş,
ayrıştırılmış potasyum ve sodyumu kullanarak, ki bunlar önceden bilinmeyen bu
metallerdi, bu maddelerin göreceli olarak potasyum ve sodyumun oksitleri
olduğunu gösteriyordu. Bu deneyler,Faraday ın yaptığı araştırmalar ve 1833 de
tartışılan onun ilan ettiği önemli elektro kimyasal eşitlikler, ‘Aynı elektrik
niceliğinin, aynı elektrik akımı-bağlandığı tüm hücrelerde eşit kimyasal
nicelikte ayrışması:böylelikle kimyasal eşitlikteki elementlerin her birinin
ağırlıkları bu elektrotlara dağıtılıyordu.’ elektro kimyanın başlangıcıydı.
1809’da Humphry Davy 2000 elementli voltaik pil bataryasının çalışması ilk kez
halkın gözleri önüne serildi ve bu amacı gerçekleştirmek için kapalı bir vakum
içinde bulunan kömür kullanıldı.
Şunu not düşmek oldukça önemli,voltaik pilin keşfinden çok yıl geçene dek içi
voltoa piliyle yıllık ve sürtünmesel elektriklenme açıkça tanındı ve
gösterildi.Böylece ancak 1833 ocağında bir kağıtta Faraday’in torpil balığının
elektriklenmesi üzerine bir yazısını bulduk. Ingenhousz, Henry Cavendish, Sir H.
Davy, ve Dr. Davy nin deneylerinin incelenmesinden sonra aklımda torpilin
yaygın( sürtünmeyle) ve volta piliyle elektriklenmesinin özdeşliği ile ilgil
aklımda bir şüphe kalmıyor;ve özdeşliğin felsefesi kanıtına girişten
çekincelerimden çok çok küçük bir kısmının kalacağını farz ediyorum.Sir Humphry
Davy tarafından yükselen şüpheler ,onun kardeşi tarafından giderildi,Dr.Davy
öncekinin sonuçlarını inkar ediyordu…Çıkarılması gereken sonuç ,sanırım, şu
gerçekler toplamında oluşturulması( çeşitli şekillerde adlandırılan
elektriklenmelerin benzerliğini gösteren bir tablo), bu elektrik kaynağı her ne
olursa olsun özdeğtir.’’
Şunu belirtmek uygundur, yine de, daha şüpheli olan Faraday ın farklı
kaynaklardan elde edilen elektriğin benzerliği uydurmasından daha
kıdemlidir.böylelikle, William Hyde Wollaston, 1801 de şunu yazdı:’Hem elektrik
hem galvanizm(volta elektriği)le ilişkilendirilen bu benzerlik her ikisinde de
temel olarak aynı olduğunu gösteren etkiler arasındaki benzerliğe ek olarak
heyecan verici görünüyor ve başkaları tarafından geliştirilen bir fikri
doğruluyor, bu sonuncuyu etkileyen onun yoğun olmasından kaynaklanan tüm farklar
keşfedilebilir, ama daha iyi kalitede üretilmiştir.’ Aynı kağıtta Wollaston
bakır sülfat çözeltisinde çok ince tel kullanarak içinden elektrik makinesi
doğrultusunda akım geçirdiği başarılı deneyler tanımlar. Bu telsiz, radyo veya
telgraftaki ince tellerle düzenlenmiş elektrolitik alıcıların son günlerdeki
kullanımıyla ilgili ilginç bir bağlantıdır.
19. yüzyılın ilk yarısında dünyanın elektrik ve manyetizmayla alakalı bilgi
dağarcığına çok önemli eklemeler yapıldı. Mesela, 1819 da Copenhag dan Hans
Christian Ørsted kabloda dolaşan bir elektrik akımının bir manyetik ibreyi
saptıran döndürücü etkisini keşfetti.
Bu keşif sonradan (1821) elektrik ve manyetizmaya dair yakın ilişkiyi
kanıtlayan, elektromanyetik etkiyle başka bir yere geçen kuvveti yani
elektrodinamik teorisini kutlama duyurusu yapan Ampère e bir ipucu verdi. 1. Bir
devrenin paralel iki kısmından biri eğer akımlar aynı yöndeyse diğerini çeker,
ve eğer akım zıt yönde akıyorsa diğerini iter. 2. Diğerinin yanından geçen
devrelerin iki kısmı eğer ikisi de doğrultu boyunca veya zıt geçiyorsa ve eğer
biri o noktadan diğeri o noktaya akarsa iter. 3. Kuvvet daima kendi yönündeki
açı doğrultusunda ikinciyi doldurmaya meyillidir.
Ampere magnetler ve akımları destekleyen konduktörler arasındaki mekanik
kuvvetleri araştırarak bu çoklu fenomeni teori haline getirdi.
Alman fizikçi Seebeck 1821 de iki metalin birleşme yerine ısı uygulandığında bir
elektrik akımıyla lehimlendiğini keşfetti. Bu Termo-Elektrik olarak
isimlendirildi. Seebeck in aracı bizmut levhaya kaynatılmış ve her bir ucu bükük
bakır şeritten oluşuyordu. Bakır şeride paralel bir manyetik ibre yerleştirildi.
Bakır ve bizmudun kavuşma noktasına lamba ışığı uygulandığında ibrenin yönünü
saptıran bir elektrik akımını oluşturuyordu.
Bu zamanlarda, Simeon Denis Poisson zor bir indüklenen mıknatıs sorusu ortaya
attı, sonuçları farklı şekillerde açıklanmış olmasına rağmen hala ilk yaklaşan
en önemli teoridir. Bu onun bilime hizmette rol aldığı matematiğin bir fizik
uygulamasıydı. Onun elektrik ve manyetizma teorisi anılarında belkide en
orijinali, ve kesinlikle etkisi en kalıcı olanı adeta matematiksel fiziğin yeni
yaratılan bir branşıydı.
George Green 1828 de Elektrik ve Manyetizma Üzerine Matematiksel Analiz
Uygulamasının Raporu nu yazdı. Rapor birkaç önemli konsepti tanıttı, bunlar
Green in teoremine benzer bir teorem, fizikte güncel olarak kullanılma
potansiyeli olan fonksiyonlar, ve şimdi Green in fonksiyonları olarak
adlandırılan fonksiyonlar işeriğiydi. George Green elektrik ve manyetizmanın
matematiksel teorisini oluşturan ilk insandı ve ve teorisini Peltier, William
Thomson ve diğer bilim insanlarının temel olarak kullanabileceği şekilde
formlandırdı.
Peltier 1834 de Termo- Elektrik e zıt düşen bir etki keşfetti, şöyle ki, farklı
bir çift metalden akım geçtiğinde, akımın yönüne bağlı olarak metallerin
birleşme yerlerinde sıcaklığın düştüğü veya arttığı. Bu Peltier ‘etkisi’ olarak
isimlendirildi. Sıcaklık değişimlerinin basit bir kondüktör direncinin
ısıtılması durumunda akımın kuvvetinin karesine göre değil, akımın kuvvetiyle
doğru orantılı olduğu bulundu. Bu ikinci kanun C^2R dir, deneysel olarak İngiliz
fizikçi Joule tarafından bulunmuştur. Diğer bir deyişle, ısı elektrik devresinin
herhangi bir kısmında devrenin bu kısmının direncinin çarpımı ve devreden geçen
akımın kuvvetinin karesinin çarpımıyla doğrudan orantılıdır. 1822 de Johann
Schweigger ilk galvanometreyi icat etti. Bu alet sonradan Wilhelm Weber
tarafından (1833) geliştirildi.
1825 de İngiltere Woolwich ten Willam
Sturgeon nalı ve düz demir elektro manyeti icat ettikten sonra bunun
için Sanat Cemiyeti nın gümüş madalyasını aldı. 1837 de Carl Friedrich
Gauss ve Weber (ikisinin de bu periyotta çalıştığı not edilir) ortaklaşa
telgraf amaçları için aksettirilen bir galvonometre icat ettiler. Bu
Thomson un öngörüsünün yansımasıydı, ve son derece hassas
galvonometreler ilk kez denizaltı sinyalinde kullanıldı ve hala elektrikli
ölçülerde kullanılmaktadır. 1824 te François Arago, önemli bir keşif yaptı, bakır bir disk kendi düzleminde döndürüldüğünde
ve eğer manyetik ibre diskin üzerindeki eksende özgürce asılı kalırsa,
ibre diskle birlikte döner. Bu etki Aragon döndürmeleri olarak
adlandırıldı.
Charle Babbage, Peter Barlow, John Herschel ve diğerleri bu fenomeni açıklamak için nafile denemeler yaptılar. Doğru açıklama Faraday a mahsustu, şöyle ki, bakır diskin üzerinde sırayla ibre üzerinde reaksiyon veren ibrenin manyetik kuvvet çizgilerini kesen elektrik akımları indüklenir. George Simon Ohm 1825 ve 1826 yıllarında direnç üzerinde çalıştı, ve çalışmasının ürünlerini 1827 de ‘Die galvanische Kette, mathematisch bearbeitet’ adında bir kitap olarak yayımladı. Fourier in ısı iletimi çalışmasından kendi işinin teorik açıklaması için hatırı sayılır bir ilham almıştı. Deneyler için, öncelikle volta pillerini kullandı, ama sonra sabit potansiyel fark ve iç gerilim bakımından daha kararlı bir voltaj kaynağı sağlaması nedeniyle termal konvertor kullandı. Akımı ölçmek için bir galvanometre kullandı, ve birleşme noktalarında sıcaklığın orantılı olduğu termal konvektorler arasındaki voltajı bildi. Daha sonra uzunluk, çap ve devreyi tamamlayan madde bakımından çeşitlenen deneme kabloları ekledi. Verisinin düzeneğin sabiti,termal konduktor kesişme sıcaklığı, deneme konduktorünün uzunluğu ve galvanometreden okunan değişkenle oluşturulan basit bir eşitlik doğrultusunda modellenebileceğini buldu. Buradan, Ohm sonuçlarını yayımladı ve orantı kanununu belirledi. 1827 de, kendi ismine dayanan şimdinin ünlü kanununu şöyle ilan etti;
Elektromotor kuvvet = Akım × Direnç
Ohm tüm önceki elektrikçilerin oldukça üstü kapalı bir nitelikte yalnızca kafa karıştırmayı başaran gerçeklerini barındıran durumları, konduktörlerdeki elektrik akımı ve elektromotor kuvveti birleştiren bir sıraya koydu.Ohm sonuçların basit bir kural içerisinde toplanabildiğini buldu ve elektrik alanının geniş bir kısmı Ohm tarafından keşfedilen teoriyle ilişkilendirildi.
Faraday ve Henry
1831’de elektromanyetik indüksiyonu ilk kez keşfeden Mıchael Faraday ve 1832’de Joseph Henry ‘nin keşiflerine rağmen, elektromanyetik indüksiyonun keşfi hemen hemen eş zamanlı olmuştur.1835’de Henry’nin öz indüksiyonun keşfi ve bakır bir bobin kullanılarak oluşturulan sarmal iletkenler üzerine çalışmaları Faraday’ın çalışmalarından hemen önce kamuya açıklandı.Elektrik elektromanyetik indüksiyon alanında çalışmalarının yapıldığı Londra’nın Royal Enstitüsinin daire başkanlığını yapan Humphry Davy’nin verisi ve ünlü stajer olan Michael Faraday’ın araştırmaları 1831’de dönüm noktası oldu.Davy prensibi olarak adlandırılan Faraday’in kayda değer araştırmaları elektrostatik ve elektrodinamik ve ayrıca indüksiyon akımı üzerineydi.Bu araştırmalarham olan deneysel ifadeyi gerçek özü ifade eden küçük bir sisteme çevirene kadar oldukça uzundu.Fraday sadece yetenekli bir matematikçi değildi.Aynı zamanda araştırmalarını faydasız spekülasyonlarda tek başına arındırdıktan sonra araştırmalarına oldukça yardımcı olan ve daha sonraki çalışmalarının çoğunu önceden sezecek biriydi.Örnek olarak,Amper’in teorisini kendi çalışmalarının sonucu sayesinde bilmesi Nevmann’ın teorisine kolaylıkla öncülük etmişti ve Helmholtz ve Thomson’un çalışmaları arasında bağlantı kurmuştu .Faraday’ın çalışmaları ve araştırmaları 1831’den 1855’e kadar sürdü.Deneylerinin,sonuçlarının ve spekülasyonlarını detaylı tanımları Elektrolizdeki Deneysel Araştırmalar adlı başlıkla derlenmiş sayfaları bulunur.Faraday iddialı bir kimyacıydı.O,sıradan bir mantığa en uzaktaki matematikçi içinde değildi.Sonuç olarak,matematiksel bir formülün olduğu onun tüm yazılarındaysa ,o bir problemdir.
Elektrik indüksiyonun keşfine öncülük eden Fraday’ın deneyi aşağıda
belirtildiği gibi yapılmıştır;O şimdi olan ve daha sonrasında indüksiyon bobin
olarak adlandırılan şeyi bulmuştu.Bobinin ilk ve ikinci telleri yan yana tahta
ile indüklenmiş ve bir diğerinden izole edilmişti.İlk telin akımı içine yaklaşık
göz pillik batarya yerleştirdi.Onun bu ilk testinde hiçbir sonuç
gözlemleyemedi,galvanometre sabit kaldı,fakat ilk telin akımı sağlanıldığı veya
ortadan kaldırıldığı zaman 2.telin artan uzunluğunda galvanometrede sapma
gözledi.Bu durum elektromanyetik indüksiyon tarafından elektromotiv kuvvetinin
gelişiminin ilk
örneği olarak gözlenilmişti.
Akımın kuvveti ilk telin içinde çeşitlendirildiği ve ikinci telin içindeki akımın yönü ilkine göre ters olduğu zaman yönü ilkine göre ters olduğu zaman indüklenmiş akımların kapanmış ikinci telin içinde kurulduğunu da keşfetmiştir.Akım geçen bir çember ilk çemberden veya ilk çembere hareket ettirildiği zaman,akım ikinci çember içinde indüklenmiş olur ve bir manyetin kapalı çemberin kapalı çemberden uzaklaştırılması veya yakınlaştırılması sonrasında akımı indükler.Kısaca, Faraday çok kısa bir zaman içinde yaptığı deneyler neticesinde elektro-manyetik indüksiyon ve manyeto-elektrik indüksiyonla alakaları gerçekleri ortaya koydu.Işık,elektrik çekmesi ,elektrik motorları,telefon, dinamo gibi şeylerin çalışma prensibi Fraday’ın keşiflerine dayanır.
Faraday kuvvetin manyetik uzantıları iddiasını ortaya koydu.Bu uzantılar
manyetin bir kutbundan diğer kutbuna doğru ve demir tozlarının eğilim gösterdiği
yer boyunca bu manyetik uzantıların olduğunu iddia etti.Manyetik etkiler ,telin
içindeki elektrik akımının geçişine eşlik eder,ayrıca onun tel etrafında dönen
kuvvetin manyetik uzantılarına benzer olduğu varsayılır.Kuvvetin bu uzantıları
tel tarafından kesildiği veya tel içinde düşme ve artma durumu olduğu
zaman,elektrik akımı geliştirilir veya elektromanyetik kuvvet tel içinde
geliştirilir ve bu tel kapalı tel içinde akım kurar. Faraday elektriğin
moleküler teorisi kavramını geliştirdi.Bu kavram elektriği şöyle var sayar;
sürtülmüş veya etherle sarılmış vücudun özgün molekül koşulunun gösterimidir .Faraday,
deneyleri doğrultusunda paramagnetizm ve diamagnetizm adlarını ortaya
çıkarmıştır.Buna göre bütün katılar ve sıvılar ya bir magnet tarafından çekilir
ya da itilirler.Örneğin;Demir, nikel,kobalt,magnez, krom vb. paramanyetik (manyetizm
tarafından çekilir).Fosfor,bizmut,çinko ve antimon gibi diğer maddeler ise
magnetizm tarafından itilirler ve bunlar diamanyetik olarak adlandırılırlar.
1778’de Brugans of Leyden ve 1827’de Le Baillif ve Becquerel ilk olarak bizmut
ve antimonun durumları içinde diamanyetizmayı keşfetmişti.1837’de Faraday ayrıca
özel indükte edilmiş sığayı yeniden keşfetti.Cavendish tarafından yapılan
deneyler o zamanlar yayınlanmamıştı.O uzun denizaltı kablo sinyalinin
gecikmesini kablonun izolasyonun indüktiv etkisine bağlıyordu,diğer bir deyişle
kablonun statik sığası ile ilgili bir durumdu.
Faraday’in elektrik indüksiyonun keşiflerini takip eden 25 yıl içinde
indüklenmiş akımlar ve manyetizmayla alakalı kanunların ve gerçeklerin
yayınlanması bakımından verimliydi.1834’de Heinrich Lenz ve Moritz von Jacobi
bağımsız olarak şimdilerdeki bilindik gerçek ortaya koydu.Bu gerçek bobin içinde
indüklenmiş akımların bobin içindeki sarım sayısı ile orantılı olduğu
gerçeğidir.Lenz ayrıca onun zamanında onun en önemli kanununu duyurdu;
indüklenmiş akım elektromanyetik indüksiyonun bütün durumları içinde belli bir
yöne sahiptir.Bu yön onların tepkimesini durdurma eğiliminde bir harekettir.Bu
kanun muhtemelen Faraday’ın Arago’nun dönüş açıklamasından yola çıkılarak ortaya
konmuş.
Indüksiyon bobin ilk defa Nicholas Callan tarafından 1836’da dizayn
edilmiştir.Amerikan fizikçisi olan Joseph Henry onun yüksek derecedeki
indüklenmiş akımları ile yaptığı ilginç ve değerli deneylerini yayınladı.Bu
deneyler gösterdi ki;akımlar indüklenmiş indüklenmiş bobinin ikincisinden ikinci
bobinin ilkine uyarılabilir,bu durum ikinci tele sonra da üçüncü telin ilkine
doğru devam eder. Heinrich Daniel Ruhmkorff indüklenmiş bobini daha fazla
geliştirdi,1851’de patentini aldı ve yaklaşık 50 milimetrelik uzunluğundaki
kıvılcımı elde edebilmek amacıyla uzun bakır telden yararlandı.1857’de Amerkalı
icatçı [[Edward Samuel Ritchie]] tarafından bunun geliştirilmiş versiyonunu
yaptıktan sonra Ruhmkoff onun dizaynını(diğer mühendisler gibi) geliştirdi.Bu
gelişimi sağlamak için de izole edilmiş cam ve 300 mm uzunluğundan çok daha
fazla kıvılcım elde edebilmeye olanak sağlayan diğer icatlar kullanıldı.
19.yüzyılın ortası
| “ | [ Işığın elektromanyetik teorisi geçmişe göre önemini ve ona yönelik ilgiyi arttırdı.Bu teori ışığın ve ether olarak adlandırılan elastik katının geçiş titreşimleri ile oluşan radyan ışının bütün olaylarını açıklamakla kalmıyor yalnızca ,ayrıca elektrik akımın, çelik ve mıktanıs taşının kalıcı manyetiği ve elektrostatik kuvvetin de kapsamlı etherik dinamik içinde dahil olduğu bir açıklamaya sahip.] | ” |
|
— Lord Kelvin |
||
19.yüzyılın ortalarına kadar,hatta yaklaşık 1870’e kadar,elektriksel bilim elektriksel çalışmaların büyük bir çoğunluğuna kapalı bir kitap gibiydi denilebilir.Elektrik ve manyetizma ile ilgili el kitapları basıldı.Özellikle bu kitaplara 1851’de Auguste de La Rivenın ' Elektrik üzerine bilimsel inceleme ,1853’de August Beernın August Beer's Einleitung in die Elektrostatik, die Lehre vom Magnetismus und die Elektrodynamik, Wiedemannın Galvanismus ve Reissın Reibungsal-elektricitat örnek verilebilir.Bu çalışmalar elektrik ve manyetizma ile ilgili yapılan deneylerden oluşurken,kanunve olgu gerçekleriyle ilgi çok az bilgi barındırıyordu. Henry d'Abria indüklenmiş akımların kuralları içinde birkaç araştırma sonuçlarını yayınladı,fakat onlara ait olan bu araştırmalar etkili sonuçlar ortaya koymadı.19.yüzyılın ortalarında Fleeming Jenkinın Elektrik ve Manyetizmaüzerindeki çalışması ve Clerk Maxwellın ' Elektrik ve Manyetizma üzerine Bilimsel İnceleme ' adındaki çalışması yayınlandı.
Bu kitaplar katedilmiş yoldan yenilenmişlerdi.Jenkin’e göre okullarda bilim
adına öğretilen şeyler pratikte olanlardan göre o kadar farklı ki öğrencilere
yeterli bilgi vermek imkansız.Bir öğrenci de Rive’nin büyük ve değerli
incelemeleri üzerine mastır yapmış olabilir, fakat pratik adamın şirketi içinde
bilinmeyen bir ülkede bulunma veya bilinmeyen bir dilde konuşuyormuş hissine
kapılmış olabilir.Diğer bir yazarın söylediğine göre Jeckin ve Maxwell’in
kitaplarıyla birlikte elektrik konusuyla ilgilenen öğrencilerin önündeki bütün
engeller ortadan kaldırılmış oldu,"tam olarak Ohm kanunun anlamı açıklığa
kavuştu,elektromotor kuvvet,potensiyel fark,rezistans,akım,kapasitans,kuvvetin
uzantılarının hesaplamaları yaklaşık olarak dinamikdeki hesaplamalar kadar
netliğe sahip."
Yaklaşık 1850’lerde Kirchhoff akımın bölünmesi ve dallandırılması ile ilgili kanunlar yayınladı.O ayrıca ışık hızına sahip olan iletken tel boyunca elektriğin mükemmel şekilde yayılabileceğini yaygın elektrodinamik teori doğrultusunda matematiksel olarak gösterdi. Helmholtz matematiksel olarak akım yoğunluğu üzerinde indüksiyonu etkisini araştırdı ve böylece kanıtlanmış denklemlerden sonuçlar elde etti.Akımın net koşullar altındaki gecikmiş otomotik indüksiyonlu etkisi gösterilen diğer önemli noktalar arasında.
1853’de Sir William Thomson ( sonrasında Lord Kelvin) kondansatör akımın elektrik deşarjının doğal salınımını matematiksel hesaplamalar sonucunda tahmin etti.Fakat, Henry 1842’de Leyden şişesinin doğal salınımının deşarj edilmesine yönelik yaptığı deney sonucuna güveniyordu.O bir yazısında ; doğal olaylar bir yön içinde prensip deşarjın varlığını kabul etmemizi gerektirir ve sonrasında çeşitli refleks hareketleri geriye ve ileriye,her biri öncekinden daha güçsüz olacak şekilde denge sağlanılana kadar devam eder.Bu salınımlar hassas tabaka üzerindeki elektrik kıvılcımlarının durumunu tasarlayan dönebilen iç bükey ayna kullanan B.W Feddersen tarafından gözlemlenildi. Böylece deşarjın alternatif doğalını gösteren kıvılcımın o fotoğrafı elde edilmiş oldu. Sir William Thomson ayrıca ısının elektrik ısı yaymanın mucidiydi(the "Thomson" etkisi.Elektriksel ölçümleri net olarak almak için oktant ve elektromanyetiği dizayn etti.Denizaltı kablo sinyaline uygulanan yansıyan galvanometre ve sifon okuyucu onun sayesindedir.
Yaklaşık 1876’da Amerikan fizikçi Henry Augustus Rowland statik yük elektrik akım gibi aynı manyetik etkiler üretir.Bu keşfin önemi manyetizmanın makul teorisi olabileceği yönünde.Manyetizma statik yükler taşıyan moleküllerin yönlendirilmiş hareketler sonucundan olabilir.
Faraday’ın keşfinden sonra tel içindeki elektrik akımları geliştirilebilir,bu
durum bir manyetik kuvvet uzantılarının kesilmesine neden olmasıyla
gerçekleşir.Makinelerin yapılması için gerçekleştirilmiş olan girişimlerin
voltluk akımların gelişimi içinde yarar sağlaması umulmuştu.Bu türün ilk
makinesi 1832’de Hippolyte Pixii sayesindedir.Bu makine demir telin iki bobinden
oluşur ve nalın ters kutupları bu makinenin dönmesine neden oluyor.Telin
içindeki bobinler alternatif akım ürettiği için , Pixii komütatür araç
düzenledi.Bu araç ,bobinler içindeki alternatif akımı harici akımı içindeki
doğrudan akıma dönüştürüyor.Bu makine Ritchie, Saxton, Clarke 1834, Stohrer
1843, Nollet 1849, Shepperd 1856, Van Maldern, Siemens, Wilde ve diğerleri
tarafından yapılan daha gelişmiş formlarıyla ortaya çıktı.
Birbirinden haberdar olmayarak Mr. S. A. Varley, Dr. Charles William ve Mr.
Charles Wheatstone dinamo yapısını değiştirmişlerdir.Dinamo makinesinde bir
telin bobini elektro manyetiğin kutupları veya alanları arasında döndürüldüğü
zaman ,bobin içinde zayıf bir akım oluşmuş olur.Bu akım elektro manyetiğin demir
içindeki kalan magnezmasından dolayıdır.Eğer armatörün akımı elektron manyetiğin
akımı ile bağlantı kurarsa ,armatör içinde gelişen zayıf akım alan içinde
manyetizmayı arttırır.Bu ilerde armatörün dönme durumu içinde kuvvetin manyetik
alanlarını arttırır ve ilerde hala elektromanyetik alan içinde akım artar
,böylece üretim manyetizma içindeki alanla eş değer olarak artar ve bu şekilde
gelişmiş makinenin ulaşabileceği elektromotor kuvvet maksimum olana kadar devam
eder.Dinamo makinesinin bu prensibinin anlamı onun kendi manyetik alanını
geliştirir,böylece ekonomik ve verimlilik adına bir artma söz konusu olur,fakat
bu bahsedilen zamanda dinamo elektrik makinesi mükemmeleştirlmemişti. 1860’da
önemli gelişme Dr. Antonio Pacinotti tarafından yapıldı. Antonio ilk defa halka
armatörüne sahip elektrik makinesi tasarladı.Bu makine ilk olarak elektrik motor
olarak kullanıldı, fakat daha sonrasında elektriğin jeneratörü olarak
kullanıldı.Elektriğin jeneratörü veya elektrik motoru olarak kullanılabilen
dinamo elektrik makinesinin ters çevrilebilir prensibinin keşfi 19.yüzyılın en
büyük keşiflerinden biri olarak bahsedilir.
1872’de davul tipindeki armatörü Hefner-Alteneck tarafından geliştirildi.Modifiye
edilmiş formları içinde bu makine Siemens dinamo olarak bilinir.Bu makineleri
Schuckert, Gulcher ,Brush, Hochhausen ve Edisonun yaptığı sayısız diğer icatlar
takip etti.Dinamo makine yapılarının en eski günlerinde o doğrudan akım
jeneratörleri olarak düzenlenildi ve muhtemelen o zamanda bu makinelerin en
önemli uygulaması elektro kaplamacılığıydı.Düşük voltajın ve büyük akım
uzantılarının amaçları doğrultusunda çalıştırıldı.
1887 başlarında alternatif akım jeneratörleri aşırı uygulamaları ve
transformatörün ticari gelişimi içinde geldi.Bu anlamda yüksek akım uzunluğu
düşük voltaj akımları ,düşük akım uzunluğuna ve yüksek voltajın akımına çevrilir
ve tam tersi olarak uzun yoldan elektriksel gücün geçişinde köklü değişiklikler
yapıldı.Dönen çeviricinin tanıtımı elektrik güç sisteminin uygulaması içinde
ekonomiyi etkiledi.Burada bahsedilen dönüştürücü (adım-düşme geçişi ile bağlantı
içinde) alternatif akımı doğrudan akıma dönüştürme şeklindedir(ve tam tersi).
Bataryanın voltaik’in veya dinamo elektrik makinesinin tanıtımı öncesinde aşırı
derecede elektro kaplamada ve telgrafta kullanılıyordu.Voltaik piller açık ve
kapalı veya sabit tür olarak iki tipte mevcuttu.Kısaca, açık tip kapalı çember
içinde işlerlik gösteren kısa bir zaman sonra polarize eden ,diğer bir deyişle
pil içinde serbest bırakılan gazlar.Bahsedilen pil negatif plakada yerleşir ve
akım uzantısını azaltan rezistans kurar.Açık çember aralığındaki bu gazlar
elimine veya absorbe edilir ve pil yeniden çalışmaya hazır hale gelir.Pil
içindeki gazları oluşturan kapalı çember pilleri serbest bırakılma kadar hızlı
bir şekilde absorbe edilirler ,ve böylece pilin dışı düzenli olmuş olur.
Leclanché ve Daniell cell pilleri sırasıyla voltaik pillerin açık ve kapalı
olanlarına örnek verilebilir.Açık piller günümüzde geniş çapta kullanılıyor
özellikle kuru piller ve açık çember sinyal sistemlerinde kullanılıyor.Daniel’in
bataryaları Amerika’da ve Kanada’da genel olarak telgraf içindeki elektromotor
kuvvetin kaynağı olarak çalıştırıldı.Bu durum dinamolar var olmadan önceydi ve
hala çoğunlukta yerel piller olarak kullanılıyor.Daniel’in bataryaları veya ‘yer
çekimi’olarak da adlandırılan bu pillerin yanında Edison-Lalandet türleri de
hala kapalı çember sistemleri içinde kullanılıyor.
19.yüzyılın sonlarına doğru ,ışık saçan ether terimi ortaya çıktı. Ether
kelimesi Yunancadan doğdu ve köken olarak yanma,ışıma anlamlarına karşılık
gelir.Eski zamanlarda düşünülen maddeler şimdilerde daha fazla betimlenmiş
durumda.
Maxwell
1864’de James Clerk Maxwell ışığın elektromanyetik teorisini duyurdu.Bu teori muhtemelen dünyada elektriğin bilinmesi için atılan en büyük adımdı.Maxwell 1855-1856 gibi çok erken tarihlerde elektrik ve manyetizmanın alanları konusunda çoktan çalışmış ve onları yorumlamıştı.Bu süreç Fraday’ın kuvvet uzantılarının Cambridge Philosophical Society de okutulması zamanına denk geliyor.Fraday’ın çalışmasının basitleştirilmiş modeli kağıtta mevcut hale getirilmişti,ayrıca iki olayın nasıl birbirleriyle ilişkilendirildiğini ortaya koyuyordu.O , akımla ilgili bilinen her şeyi farklı denklemlerle azalttı.Bu türevsel denklemler yirmi çeşitlendirme içinde yirmi denkleme sahip.Maxwell’in bu çalışması Kuvvetin fiziksel uzantıları üzerine adıyla daha sonra 1861 yılının Mart ayında yayınlandı.Makinenin herhangi bir parçası üzerine etkileyen kuvveti saptayabilmek amacıyla biz onun momentumunu bulmak zorundayız ,daha sonra da bu momentumu değiştiriyor olduğu oran hesaplanır.Bu değişim oranı bize kuvveti verir. Lagrange tarafından yapılan hesaplama metodu daha sonra Hamilton’un denklemlerinin sağladığı bazı değişimlerle geliştirildi.Bu gelişim Hamilton’un prensibi olarak anılır,fakat bu denklemlerin orijinal şekilleri kullanıldığı zaman Lagrange’nin denklemleri olarak anılır.Maxwell mantıken bu hesaplama metodlarının elektro-manyetik alanlara nasıl uygulanabileceğini gösterdi. Dinamik sistem enerjisinin bir kısmı potensiyel enerji bir kısmı kinetik enerjidir.Maxwell alanın manyetik enerjisini kinetik,elektrik enerjiyi ise potensiyel olarak görürdü.
1862’lerde Kral’ın kolejinde ders yapılıyorken Maxwell elektromanyetik alanın
yayılma hızını yaklaşık olarak ışık hızına eşit olduğunu hesapladı.O bunu
rastlantıdan çok daha fazlası olarak gördü ve şöyle yorumladı; "Biz şu sonuçtan
kaçınabiliriz;elektrik ve manyetik olguların nedeni olduğu aynı ortalamanın
geçiş salınımlarından ışık oluşur."
Problem üzerindeki çalışmalar doğrultusunda Maxwell gösterdi ki denklemler
manyetik ve elektrik alan dalga salınımların varlığını tahmin eder.Bahsedilen
manyetik ve elektrik alanlar basit elektriksel deneylerden tahmin edilebilecek
belli bir hızda uzay boşluğu boyunca seyahat eder.O zamanlar elde edilen veriler
doğrultusunda Maxwell hızı 310,740,000 m/s olarak buldu.1864’da
Elektromanyetiğin dinamik teorisi adlı yazısında ;elde edilen sonuçların
doğrultusunda ışık ve manyetizma aynı maddenin eğilimi içindedirler ve ışık
elektromanyetik kanunları doğrultusunda alan boyunca yayılan elektromanyetik
karmaşadır.Bu noktada Faraday , onun öncesindeki Ampere ve diğerleri çoktan
ipuçlarına sahiplerdi.Buna göre uzayın ışık saçan etheri ayrıca elektrik
hareketinin belli bir aracıydı.Hesaplamalar ve deneyler doğrultusunda elektrik
hızının saniyede 186,000 mil olduğu biliniyordu.Diğer bir deyişle ışık hızına
eşit ki bu durum elektrik ve ışık arasında belli bir ilişki olduğu gerçeğini
ortaya koyuyor.En eski filozoflar ve matematikçiler 19.yüzyılda elektromanyetik
olgusunu belli bir uzaklıktaki hareketler ile açıklanabilirliği görüşüne
sahiplerdi.Onların matematiksel metotlarla vardıkları sonuçlar yapayken
Faraday’ın metotları analitikti. Faraday’ın gözünde kuvvetin uzantıları
matematiksel olarak belli bir uzaklıkta kuvvetin çektiği uzay yerlerinde seyahat
eder.Faraday gerçek hareketler içinde olgu yuvasının ortaya doğru gittiğini
ileri sürdü;belli bir uzaklıkta elektrik sıvısının üzerindeki hareket gücü
bulmaları memnun eden bir neticeydi.
Bu yöntemlerin her ikisi elektromanyetik olayı gibi ışığın yayılımını açıklama
yönünden başarılıyken kaygılanılan niteliklerin temel olarak ne olduğuna dair
görüşler birbirlerinden farklılık gösteriyordu.Matematikçiler yalıtakanların
elektrik akımlarına engel olduğunu ileri sürdüler.Örneğin;bir Leyden şişeşi
içinde veya elektrik kondansatör bir plakta elektriği toplar.Elektrik belli
uzaklıktaki plağa doğru bilinmeyen hareket tarafından çekilir.
Maxwell,Faraday’dan daha ilerisini görebiliyordu.Ona göre eğer ışık
elektromanyetik bir olaysa ve cam gibi dielektrikler boyunca geçiş yapabiliyorsa
,olay dielektrik içinde elektromanyetik akımın doğallığı içinde olmak
zorundadır.Bunlar doğrultusunda birkaç iddiada bulundu;kondansatörün yükü
içinde,örneğin;hareket yalıtkan da durmadı,fakat bazı yer değiştiren akımlar
izole edilmiş orta kısım içinde kurulur.Akımlar ortada kalan kuvvetin yüklü
kuvvete eşit olana kadar devam eder.Kapalı iletken çember içinde,bir elektrik
akım ayrıca elektriğin yer değişimidir.
İletken elektriğin yer değişimine sürtünmeye benzeyen net bir rezistans sunar ve
ısı iletken için geliştirilir,ayrıca ısı, akımın karesi ile doğru
orantılıdır(durgun noktasında olduğu gibi).Hareket halinde olan elektrik kuvvet
devam ettiği müddetçe akım akış halinde olmaya devam eder.Rezistans geminin su
içinde ilerleme sürecinde karşılaştığı şeylere örnek verilebilir. Dielektriğin
rezistansı maddeye göre değişir ve yayın sıkışma anındaki durumu ile
karşılaştırılır.Bu sıkışma artan geri basınç üretir ve toplam geri basıncın ilk
basınca eşit olduğu bir nokta vardır.İlk basınç yayın sıkışması için harcanan
enerjiyi geri çektirdiği zaman,yay devreye geri döner.Eş zamanlı olarak yayın
orijinal noktasına dönmesi söz konusudur, bu da ters yönde bir tepkime
üretir.Sonuç olarak iletken içindeki elektrik değişimi yüzünden akım devamlı
olabilirken dielektrik içindeki akım yer değişimi anidir ve devre içinde
indüktans veya kapasitans tepkimelerine nazaran rezistans tepkimesi çok daha
azdır.Deşarjın akımları alternatif veya salınım halindedir.
Maxwell dielektrik içindeki yer değiştiren akımları uzay boşluğuna
genişletmişti.Işığı eter içinde elektrik akımının değişiminin belirtileri olarak
görmüştür, ve bu akımın ışık titreşimlerinde titreştiğini ,bu titreşimler
indüksiyon ile eterdeki bitişik titreşimlere eş değer titreşimler kurar.Bu
yolla, ışığın titreşimlerine eş değer olan salınımlar eter içindeki
elektromanyetik etki olarak yaygınlaştırılır. Maxwell’in ışığın elektromanyetik
teorisi uzay boşluğu içinde elektrik dalgaların varlığını net olarak göz önünde
bulundurdu.Onun takipçileri bu teorinin doğruluğunu deneysel olarak kanıtlamayı
görev olarak üstendi.1871’de Maxwell fiziksel özelliklerin matematiksel
sınıflandırılması üzerine yorumlar adındaki yazıları yayınladı.
19.yüzyılın sonları
1887’ de, Alman fizikçi Heinrich Hertz var olan elektromanyetik dalgaların
gerçekliğini bir deney serisinde, Maxwell ve Faraday’ın tahmin ettiği gibi
çaprazlama serbest uzay elektromanyetik dalgaların bazı uzaklıklar üzerinde
hareket edebileceğini göstererek kanıtlamıştır.Hertz çalışmalarını ‘Elektirik
dalgaları: araştırmalar tükenebilir hızda olan elektrik hareketinin uzaydaki
yayılımı üzerine’ adlı bir kitabında yayınlamıştır. Uzaydaki elektromanyetik
dalgaların keşfi 19.yüzyılın kapanış zamanlarında radyonun gelişimine neden
oldu.
1874’te , Elektrokimyada bir saldırı birimi olarak düşünülen elektron, 1894’te
elektron terimini yaratmış olan G. Johnstone Stoney tarafından
önerilmiştir.Plazma bir Crookes tüpünde ilk kez belirlendi ve bu yüzden ,
1879’da, Sir William Crookes tarafından tanımlandı.(Plazmayı ,”ısı yayan madde”
olarak adlandırdı).Elektriğin yeri ,Sör William Crookes sayesinde,bu güzel
Crookes tüplerinin fenomenlerinin ,yani, Katot ışınlarının keşfi yol açmıştır ve
daha sonra Röntgen ya da X-ışınlarının keşfine yol açacaktır.Elektriksiz tüpün
uyarıcılığı gibi, ışınların keşfi süresiz olarak ertelenebilirdi.Bu nedenden
dolay,söz konusu olan durum tepeden bakılmamalıdır.Bu noktada,Dr. William
Gilbert elektriksel bilimin kurucusu olarak adlandırıldığı not edilir.Ama,bu
göreceli ifade olarak kabul edilmelidir.
Elektrik ve manyetik kuvvetleri ve enerji akı , ve bağımsızca vektör analizle birlikte formüllendirilmesi açılarından Maxwell’in alan denklemlerini yeniden formule eden Oliver Heaviside kendi kendine öğrenen iyi bir bilim adamıydı.Uzaydaki yüksek basınç ve okuyucuların dikkatsizlikleri anlık kesilmenin gerekli olmasını gösterdiğinde, denemelerinin serilerinde 1885’den neredeyse 1887lere kadar elektrik alanında başlatılan ,"Elektromaynetik Indüksiyon ve onun Yayılımı", adlı çalışma (ed.,onların etrafında iletken olmayan maddeler vasıtasıyla teller boyunca elektromanyetik dalgalarının yayılımıyla ilgilenen işin sonraki kısmı) devam etti.( Görülen sona kalan parça Aralık 31,1887).Oliver Heaviside elektromanyetizmanın soyut formülünün yorumunu yazdı.Matematikçileri onlara yardım etmeleri için çalıştırdıklarında, doğru doğa bilimcilerin asıl konularını takip ettikleri için Oliver Heaviside bilinen fenomenlerin bağlantılarını ortaya çıkarmak amacıyla ve elektromanyetik fenomene bir bilgi kazandırmakta anlaşılabilir bir düşünceyle yazmıştır.Onun yaşamının çoğunda bilimsel kuruluşlarla anlaşmazlık içinde olmasına rağmen, Heaviside gelecek uzun yıllar boyunca matematiğin ve teknik bilimlerin esas görünüşünü değiştirdi.
Eğer taslağı oluşturulmadıysa da ,Heaviside tarafından oluşturulan kaynak olan Elektro-Manyetik Teori'den sonuçlandırılan elektromanyetik teori alanındaki değişimler en azından bu kitapta gösterilmiştir. Onlardan ikisi aşağıdaki gibi ifade edilebilir ;
- Manyetizma hareketin fenomeni ve statik fenomen olmaması; ayrıca bu hareket girdap gibi dönenden çok dönüştürülebilir olması kuvvetli bir ihtimal
- Tüm elektrik akımlarının eterdeki elektro-manyetik dalgaların dağıtımlarındaki emisyon üzerine olgu sonucu olması
Çalışmalarının temel sonuçları iki mislidir.(1) Sadece matematiksel fizik
alanında çalışanlar için önemli olan ilk temel sonucu tamamen matematikseldir.Mr.
Heaviside tarafından geliştirildiği gibi vektörel cebirin sistemi dörtlü
grupların metotlarını fiziksel incelemeler için kolaylaştırmak amacıyla
kullanıldı.(2)İkinci temel sonuç fizikseldir.O ,eterin ana özellikleriyle
Hertzian fenomeni ve Teslaic fenomeni,ses iletişim bilimi ve telgrafın
anlaşılması güç problemlerinden daha da fazla birleştirici olmasını
oluşturur.Aydınlığa kavuşturulan bu bağlantıda açıkça görülüyor ki ; kitabın
hüneri, tüm fiziksel analizlerin her bakış açısındaki hedefe sıçrama hamlesi
gibi , tüm fiziksel fenomenlerin çözünürlüğünün eter aktivitelerine ve eterdeki
maddelere dinamik kuralları altında uygulanmasını gösterir.
Son 1890’lar boyunca,bir grup fizikçi kondaktörler,elektrolizler,ve farklı
şekilde adlandırılan ayrık birimlerde oluşturulmuş katot ışın tüpleri
elektriksel iletimin olduğu çalışma alanlarında gözlem yaptıkları için elektriğe
çözüm getirdiler.Ama bu birimlerin gerçekliği zorlama bir yolla kabul
edilmedi.Yine de,buna ek olarak ,katod ışınların dalga benzeri özellikleri
olduğuna dair belirtiler vardı.
Faraday,Weber, Helmholtz , ]], Clifford ve diğerleri bu görüşün işaretlerine
sahiplerdi; ve Zeeman, Goldstein, Crookes, J.J.Thomson ve diğerlerinin deneysel
çalışmaları bu görüşü oldukça güçlendirdi.Weber bir diğerinin de etkisinden olan
elektriksel atomların varlığından dolayı olan elektriksel fenomen pozisyonlarına
göreli hızlanmalarına ve hızlarına dayandırıldığını tahmin etti.Ayrıca,Helmholtz
ve diğerleri elektriksel atomun varlığı Faraday’ın elektroliz kurallarından
takip ettiğini ve ayrıştırılmış elektrolitin her bir iyonunun gösterildiği
“elektron” terimi üzerine ilgilenen Johnstone Stoney elektriğin kesin ve sürekli
niceliğini taşıması, ve bunlar yüklü iyonların nötr cisimlerin elektrogitarları
üzerine yayılmasından dolayı anlık olması gerektiği ileri
sürülmüştü.Fakat,kısaca bu durum elektriksel atomlardaki gibi bağımsızca varlığı
olabildiğinde söz konusu olmuştur; oysa 1887’de , Clifford “eğer tamamen bu
küçük akımdan oluşmazsa,her materyal atom küçük bir elektrik akımı üzerine
taşınmasına inanmak için mühim bir neden vardır” şeklinde yazmıştı.
1889’da , Sırbistanlı American mühendis olan Nikola Tesla Sergileme
Uluslararası Posta Birliğinde Hertz’in deneylerini öğrendi, ve yüksek frekansta
ve geliştirilen “yüksek-frekans” alternatör (çalıştırılan 15,000 hertz) yüksek
potensiyel akımda kendi deneylerine başlamıştır.
Sırbistan Amerikan mühendisi olan Nicola Tesla 1889'da Evrensel bir sergide
Hertz'in yaptığı deneyleri öğrendi ve böylece bu öğrendiklerini onun kendi
deneyleri içine yerleştirdi.Çok yüksek frekansta ve çok yüksek potansiyel akım
içinde gelişen yüksek-frekanslı ateşleme jeneratörü ortaya çıkarmış oldu.Bu
ateşleme jeneratörü yaklaşık 15.000 hertz'de çalıştırıldı.Nicola Tesla onun
gözlemlerinden yola çıkarak şöyle bir sonuca vardı; Maxwell ve Hertz'in havayla
gelen elektromanyetik dalgaların varlığı hakkında yanlış düşüncelere sahip
olduklarını ileri sürüyordu.Burada bahsedilen elektromanyetik dalgalar
elektrostatik zorlama olarak adlandırdığı şeye dayandığını ileri sürer.Fakat,
Maxwell'in iddiası içinde yüksek bir potansiyel gördü;Buna göre ışık ve elektrik
aynı olgunun parçasıydı,o yeni tür olan kablosuz elektrik ışığının yaratılma
yoluydu.1893'den itibaren Nicola Tesla Işık ve Diğer Yüksek Frekanslı Olgular
üzerine dersler veriyordu.Ayrıca, bunlara ek olarak kablosuz bir şekilde
Geissler tüplerinin ışıklandırılmasının nerede olacağını gösterme onun verdiği
dersler dahilindeydi. Nicola Tesla kablosuz güç dağılım sistemini geliştirme
denemeleri için birçok yıl çalıştı.
1896 yılında J.J. Thomson yaptığı deneyler doğrultusunda gösterdi ki; katot ışınları gerçek anlamda taneciklerdi ve yük kütle oranı için doğru değer buldu, ayrıca yük/kütle oranının katot materyalinden bağımsız olduğunu gösterdi.O hem kütlenin hem de yükün tahminlerini doğru verdi.Zerre olarak adlandırılan katot tanecikleri bilinen en düşük kütleli iyon kütlesinin muhtemelen binlercesine katot ışın taneciklerinin sahip olduğunu gösterdi.Aynı zamanda o ilerde gösterdi ki; radyoaktif materyal,ısıtılmış materyal ve aydınlatılmış materyal tarafından üretilen negatif yüklü tanecikler evrenseldir.1897 yılında Thomson tarafından Crook tüp katot ışın maddesi tanımlanmış oldu.
19. yüzyılın sonlarında Michelson-Morley deneyi Albert A. Michelson ve
Edward W. Morley tarafından şu an Case Western Reverse üniversitesi tarafından
gerçekleştirilmiştir. Luminiferous Aether teorisine karşı kanıt olduğu
düşünülmüştür. Bu deney ayrıca ikinci bilimsel devrimin en önemli teorik
olaylarından birisidir. Bu deney için Michelson 1907 de Nobel ödülünü
kazanmıştır. Dayton Miller deneye devam etmiştir ve deneyle ilgili binlerce veri
toplamış ve nihayetinde en başarılı girişim aracını elde etmiştir. Miller ve
diğerleri, Morley gibi, bu konuda deney ve gözlem yapmaya devam etti. Önerilen
aether-dragging teorileri önemsiz sonuçlar verebilir ama bunlar daha karışık,
arbitrary-looking katsayıları kullanmaya ve fiziksel yaklaşımlar yapmaya
yatkındı.
19. yüzyılın sonunda elektrik mühendisleri fizikten ve icat yapmaktan ayrı
kalmışlardı sanki başka birer işe sahiplerdi. Elektrik iletiminin tekniğini
inceleyen, geliştiren ve mükemmelleştiren ve bunun yanında bütün dünya
devletlerinden destek alan elektriksel telekomünikasyon ve telgraf ağını kuran
şirketler kuruldu. Bu alandaki öncülere 1847 yılında kurulan Siemens Ag nin
kurucusu Werner von Siemens ve Cable& Wireless’ın kurucusu John Pender da
dahildir.
1886 yılında ilk defa ateşleme sistemi halka gösterilmiş oldu.Çok büyük iki faz
alternatif akım jeneratörleri İngiliz elektrikçi J.E.H Gordon tarafından 1882
yılında inşa edildi. Lord Kelvin ve Sebastian Ferranti ayrıca bu yeni ateşleme
sistemini geliştirdi.Bu ateşleme sistemi 100 ve 300 hertzlik frekanslar
üretiyordu.1891 yılından sonra çok fazlı ateşleme sistemi karışık ve farklı
fazlı akım ihtiyacını gidermek amacıyla tanıtılmış olundu.Daha sonrasında
ateşleme sistemi on altı ve yaklaşık 100 hertzlik çeşitli alternatif akım
frekanslarında dizayn edildi.Ayrıca bu dizayn ark ve akkor ışıklandırma ve
ayrıca elektrik motorları kullanımı içindi.
Kalite ve ekonomik bakımından çok büyük niteliklerde elektrik akımının
sağlanılma mümkünlüğünün anlamı akkor ve ark ışığının gelişmesine dinamo
elektrik makinesinin enerji vermesi ile eş değerdir.Bu makineler ticari
temellere ulaştığı zaman, voltaik bataryalar yalnızca elektrik ışığı ve güç için
gereken akım kaynağının mevcudiyetiydi. Fakat, bu bataryaların maliyeti ve
güvenilebilir çalışma hali içinde onların çalışma haline devam edebilme
zorlukları, pratik ışık amaçları için onların kullanımını engelleyiciydi.Ark ve
akkor lambalarının çalışma tarihi yaklaşık olarak 1877 yılına denk gelir.
1880 yıllarında ,fakat, bu ışıklandırmaların genel kullanımına yönelik ilerlemeler çok az yapılmıştı, bu endüstrinin hızlı sonradan gelen büyümesi genel bilginin temeliydi.Depolanmış bataryaların çalışması ,ki temel olarak ikincil bataryalar ve akümülatörler olarak adlandırılır, yaklaşık olarak 1879'da başladı.Bu bataryalar şimdilerde çok büyük oranda yarar sağlanılıyor.Bu yararlanmalara örnek olarak şunlar verilebilir;indirici trafo merkezlerinde,elektrik-güç evlerinde dinamo makinesi ,santral yardımcı teçhizatı, elektrikle çalışan otomobillerinde,çok geniş sayılar içinde otomobil ateşleme ve başlam sistemleri içinde kullanılır.Bunlara ek olarak alarm telgrafları ve diğer sinyal sistemleri içinde de kullanılır.
1893 yılında Dünya'nın Columbian Uluslararası Fuarında elektrik ile
ilgili şeylerin mevcut olduğu sergilere adanmış bir bina
tutulmuştu.Genel Elektrik Şirketi ( Edison ve J.P.Morgan tarafından arka
çıkılmıştır.) bir milyon dolarlık maliyetinde doğrudan akıma sahip olan
elektriksel sergileri güçlendirmek amacıyla destekledi.Fakat,
Westinghouse ,Chicago'daki Colombya Sergisini aydınlatmayı
destekledi.Bunu maliyetin yarısına denk gelen alternatif akım ile
gerçekleştirilebileceği görüşüne sahiptİ, ve böylece Westinghouse teklif
kazanmış oldu.Bu durum tarihte görülmüş ilk girişimdi ve hatta
devrimsel bir hareket olduğu söylenilebilir.Böylece, George Westinghouse
Colombya'da yapılan dünyanın uluslararası sergisinde , serginin
ışıklandırılmasını sağlayarak elektriğin gücü halka bu şekilde
tanıtılmış oldu, bu da elektrik açısından devrimsel nitelik
tAşımaktadır.
İkinci Endüstriyel Devrim
1885 ve 1890 arasında İtalya’da olan Galileo Ferraris,Amerika’da Nikola Tesla,
Almanya’da Mikhail Dolivo-Dobrovolsky elektromanyetik indüksiyon ile kombine
edilmiş çok fazlı akımları keşfetti.Bahsedilen elektromanyetik indüksiyon
alternatif devre indüksiyon motorunun gelişmesine neden olmuştur.Alternatif
devre indüksiyon motoru İkinci Endüstriyel Devrimde haber taşıyıcılara yardımcı
oldu.19.yüzyılın sonları ve 20.yüzyılın başlarına doğru elektriksel teknoloşinin
hızlı gelişimi ticari anlamda rekabetçi bir ortamın oluşmasına neden
oldu.1880’lerin sonlarına doğru Akımların Savaşı içinde George Westinghouse ve
Thomas Edison birbirlerine karşı muhalif oldular.Bu durum George Westinghouse
tarafından desteklenilen alternatif akımın (AC) elektrik güç dağılımı
kullanımına karşılık Thomas Edison’un direk akımı (DC) için promosyon
yapmasından dolayı ortaya çıkmıştır.
Birçok mucit ticari sistemin gelişmesinde yardımcı oldu. Samuel Morse, uzun
sıralı telgrafın mucididir; Thomas Edison ticari olarak elektriksel enerji
dağıtım ağ sistemini keşfeden kişidir.Ayrıca, George Westinghouse,
elektromotivin mucidiyken , Alexander Graham Bell, telefonun mucidi olmakla
beraber başarılı telefon kurumunun kurucusudur.
1871’de elektrik telgrafı çok büyük bir oranda büyüdü ve dünyada medeniyetleşmiş
her ülkede kullanılır oldu.Ayrıca, bir ağ sistemini oluşturan elektrik telgrafın
uzantıları arazi üzerindeki tüm yerleri kapsadı.Kullanım halindeki sistem daha
çok elektromanyetik telgraftı.Bu telgraf çeşidi New Yorklu S. F. B. Morse un
sayesinde oluşturulmuş bir makinedır,ayrıca bu sistemin değiştirilmiş halleri de
kullanım içindeydi.Doğu ve Batı yarım kürelerine bağlanmış denizaltı kabloları
ayrıca o zamanlar başarılı işlemler yapmışlardı.
1918’de elektrik ışığının ,elektrik demir yollarının ve diğer amaçlar için
(bunların tümü dinamo makinesinin mükemmeleştirilmesi ile daha pratik halde
tekrarlanılabilir). Kullanılan elektriğin çeşitlendirilmesi ,1871 öncesinde
elektriksiz hayatın varlığına inanılmasını güç hale getirdi.O yıllarda bir yazar
elektriğin uygulamaları üzerine yazdığı bir kitapta ‘’elektriğin keşfi ile
ortaya çıkan kullanımların en önemli ve dikkat çekici olanı telgraftır.’’Bu
cümle o zamanlar için doğru olsa da zaman kavramı 1876’dan ibaret olmadığı ve
gelişmelerin günden güne değişerek ilerlediği için söylenilen cümle ileriye
yönelik değildi.O yıllarda Alexander Graham Bell, sayesinde icat edilen
telefonun ticareti samimiyet ile başlamıştı.O zamandan beri elektriğin eş
dalları her yönde atılan büyük adımlarla öylesine gelişti ve gelişmeye devam
ediyor ki bu dallarda gelişme sürecinin sınırlandırılması çok güç. Elektriksel
cihazlar endüstri ve sanatsal alanda da kendini gösterdi.
Alternatif devre (AC), doğrudan devre (DC) ile merkezi güç üretimi ve
dağıtımında yer değiştirdi ve böylece güö dağıtımının verimliliği arttırılmış
oldu.Thomas Edison’un DC’yi kullanarak oluşturduğu düşük voltaj dağılımı diğer
fizikçiler tarafından AC cihazları ile önemini kaybetti.AC cihazlarını yapanlar
ve sistemleri ise; Westinghouse'nın AC sitemi, Tesla’nın AC icadı ve Charles
Proteus Steinmetzın teorik çalışması.Sonuç olarak Genel Elektrik şirketi (Thomas
Edison’un şirketi ve AC’ye dayalı rakip Thomsan-Houston arasındaki birleşme
tarafından oluşturulmuş bir şirketti.) alternatif devre makinelarını üretmeye
başladı.Alternatif devrede elektrik güç uzantılarının düşük maliyette elektriği
çok uzak bir mesafeden iletebileceği fark edildiği zaman merkezileştirilmiş güç
jeneratörlerinin oluşturulması mümkün oldu.Bu durum güç trafoları kullanılıp
dağılan yolan karşı voltajın değişebilme avantajına sahip olması ile
gerçekleşir.Voltaj ilk ileti için yüksek (on binlerce volttan yüz binlercesine )
bir oranda arttırıldı.(temsili sayı düşük kilowatt dizimi içinde jeneratör
voltajı).
1891’de yapılan Uluslararası Elektro-Teknik Gösteriminde yüksek orandaki gücün
yani üç fazlı akımın uzun yoldan geçişi ön plana çıkartıldı.Bu 16 Mayıs ve 19
Ekim arasında Frankfurtta "Westbahnhöfe" (Batı Demiryolu İstasyonu) adındaki
eski bir istasyonda yapıldı.Yüksek gücün, üç fazlı elektrik akımın, ilk uzun
uzaklıktaki geçişi sergilendi.Bu üç fazlı akım Lauffen da 175 km uzaklıkta
yaratıldı.Bu başarılı deneme sonucunda akım,dünya boyunca elektriksel geçiş ağ
sistemi için kurulmuş oldu.
Çok daha fazlası demir yolu terminal özelliklerinin gelişmesi için yapıldı.Zor olan şey bu ülkenin tüm önemli lokomotiflerinde elektrikle çalıştırılmadıklarını ret eden lokomotif mühendisi olan birilerini bulmaktı.Olayların diğer bir gelişim süreci elektriksel güçten yararlanma beklentisini eşit bir şekilde arttırdı.Dünyanın her bölgesinde düşen suyun gücü ,diğer bir deyişle dünyanın başlangıcından itibaren boşa gidiyor olan doğanın daimi hareket makinesi elektriğe dönüştürüldü ve kullanışlı ,ekonomik olarak çalıştırılabilecek noktalara yüzlerce uzaklıktaki tel tarafından iletildi.
İskoçyalı elektrik mühendisi olan James Blyth tarafından İskoçya’dan 1887
yılının Haziran ayında ilk defa elektrik üretimi için rüzgar gülü inşa edildi.
Charles F. Brush tarafından 1887-1888 ararlığında Atlantik, Clevaland,Ohio’da
büyük ve ağır makine dizayn edilip inşa edildi.Bu, onun mühendislik şirketi olan
evinde inşa edildi ve 1886’dan 1900’e kadar çalıştırıldı.Adını verdiği Brush
rüzgar türbini 56 fit (17m) çapındaki bir motora sahipti ve 600 foot (18m)lik
kuleye monte edildi.Bugünün standlarına göre çok büyük olmasına rağmen ,makine
yalnızca 12 kilowatt güç üretiyordu.O 144 pervane kanadına sahip olduğu için
nispeten yavaş dönüyordu.Dinamo bağlantısı ya bataryayı ya şarj etmek ya da 100
akkorluk ışık lambasını ,üç ark lambasını ve Brush’un laboratuvarındaki çeşitli
motorları çalıştırmak için kullanıldı.Bu makine 1900’den sonra elektrik (
Cleveland’ın merkez istasyonunda mevcut )olduğu zaman önemini yitirdi ve 1908’de
bırakıldı.
20.yüzyıl
Elektrik ve manyetizmanın çeşitli birimleri kabul edilip dünyanın elektriksel
mühendis kurumlarının temsilciliği tarafından adlandırılmıştır.Bu birim ve adlar
Amerika ve diğer ülkelerin hükümetleri tarafından onaylanılıp
yasallaştırılmıştır.Böylece İtalyan Volta’dan dolayı elektromotor birimi olarak
volt kabul edilirken Ohm kanunun duyurulması ile direncin birimi ohm; ünlü
Fransız bilim adamından dolayı da akım yoğunluğunun birimi amper olarak kabul
edilmiştir.Ayrıca, Josep Henry ve onun karşılıklı indüksiyon çalışması adına
yaptığı erken ve önemli deneylerden sonra indüktansın birimi olarak Henry kabul
edildi.
Deward ve John Ambrose Fleming saf metallerin mutlak sıfır noktasında mükemmel
elektromanyetik iletkenler olduklarını ileri sürdüler.( daha sonra Dewar
direncin olmaması üzerine olan görüşünü orada her zaman biraz direnç vardır
şeklinde değiştirdi.) ). Walther Hermann Nernst onun termodinamikle ilgili
üçüncü kanununu geliştirdi ve mutlak sıfır noktasının ulaşılamaz olduğunu ileri
sürdü. Carl von Linde ve William Hampson adındaki ticari araştırmalar yaklaşık
olarak aynı zamanda Joule-Thomson etkisi üzerine patenler almışlardır.Linde’nin
patenti yenileyici ters akış metodunu kullanmasından dolayı kurulmuş gerçeklerin
sistematik buluşlar içinde 20 yıl boyunca zirvedeydi.Birleştirilmiş bu süreç
Linde-Hampson liquefaction süreci olarak bilinir. Heike Kamerlingh Onnes onun
araştırmaları için bir tane Linde makinesi sattı. Zygmunt Florenty Wroblewski
düşük sıcaklıkta elektriksel özellikler konusunda araştırma yaptı, fakat onun
araştırması kazayla ölmesinden dolayı erken son buldu.1864 yıllarında Karol
Olszewski ve Wroblewski aşırı soğuk sıcaklıkta atlayan direncin elektriksel
olgusunu tahmin ettiler. Wroblewski ve Olszewski 1880’lerde bunun kanıtlarını
belgeledi. Onnes Leidende bulunan Leiden Üniversitesinde ilk defa helyumu
sıvılaşmış helyumu ürettiği ve süperiletkenliki sağladığı için 10 Haziran 1908
bir dönüm noktası olarak sayılır.
1900’de William Du Bois Duddell ötücü arkı geliştirdi ve en düşük tondan yüksek
tona kadar melodik sesler üretti.
Lorentz ve Poincaré
1900 ve 1910 arasında Wilhelm Wien, Max Abraham, Hermann Minkowski, veya
Gustav Mie gibi birçok bilim adamı doğanın bütün kuvvetlerinin elektromanyetik
orijin(bu elektromanyetik dünya görüşü olarak adlandırılır) olduğuna
inanıyorlardı.Bu 1892 ve 1904 yılları arasında Hendrik Lorentz tarafından
geliştirilen elektron teorisi ile ilişkilendirildi.Lorentz cisim ve eter
arasında sert bir ayrım tanıttı,bu yüzden onun modeli içinde eter tamamen
hareketsiz ve uygun komşu cisimlerin içinde hareket halinde kurdurulamayacak
durumda.Öncesinde oluşturulan diğer elektron modellerinin aksine eterin
elektromanyetik alanı elektronlar arasında ara bulucu olarak görülür ve alan
içindeki değişiklikler ışık hızından daha hızlı olmadan yayılabilir.
1896’da , Lorentz Kerr etkisi üzerine yazdığı tezden sonra, Pieter Zeeman onun
gözetleme gözlemcisinin emirlerine itaat etmeyi red edip güçlü manyetik alan
tarafından üretilen spektral çizgilerin ayrılmasını ölçek amacıyla labaratuar
araçlarını kullandı.Lorentz onun teorisine dayalı Zeeman etkisini teorik olarak
açıkladı,bu durum her ikisinin 1902’de fizik alanında Nobel ödülü almasını
sağladı.1895’de Loretnz’nin temel konsepti v/c derecesinin şartları için ‘’eş
değer cümlelerin teorisi’’ydi.Bu teorem hareket halindeki bir gözlemcicnin(etere
göre) geri kalan gözlemciler gibi aynı gözlemi yapmasını sağlar.Bu teorem
1904’de Lorentz tarafından bütün derecelerin şartları için genişletildi.Lorentz
şöyle belirtti; yapıda değişiklikler olduğu zaman uzay-zaman çeşitlendirilmesini
değiştirmek de gerekliydi.Lorentz Fizeau deneyini ve ışık sapmasını 1895’de
yerel zamannın matematiksel içeriğinden bahsederken Michelson –Morley deneyini
açıklamak için de 1892’de fiziksel uzunluk daralması gibi konuları tanıttı. O,
Joseph Larmor (1897, 1900) ve Lorentz (1899, 1904) tarafından Lorentz dönüşümü
olarak adlandırılan formüllerle sonuç buldu.1921-1928 aralığında şöyle bir
çıkarımda bulundu;yerel zaman onun tarafından çalışma hipotezi ve matematiksel
beceri olarak görülürken o , doğru zaman olarak eter içinde kalan saatleri esas
zaman olarak göz önünde bulunduruyordu.Bu yüzden , Lorentz’in teorisi modern
tarihçiler tarafından matematiksel geçişlerin eter içinde geri kalan ‘gerçek’
sistemden hareket halindeki ‘simgesel’ sistem içinde olma durumu olarak görülür.
Lorentz’in devam eden çalışmaları sonrasında ,Henri Poincaré görecelik
prensibi konusunda çok fazla durumları formülle etti ve bunları elektrodinamik
ile harmanlaştırmayı denedi.O eş zamanda ışığın hızına bağlı olan kullanışlı
düzeni açıkladı,böylece mümkün olduğu kadar basit olan doğa kanunlarının
ispatsız kabul edilmesi ışık hızının sabitliğini kullanışlı hale getirmiş
olacaktı.1900’de Henri Poincaré, Lorentz’in yerel zamanını ışık sinyalleri ile
saat senkronizasyonu sonucu olarak yorumladı ve kütle
nin simgesel
sıvısı olarak adlandırılan şeyin elektromanyetik enerjisi ile karşılaştırarak
elektromanyetik momentumu tanıtmış oldu.Ve son olarak 1905’in Haziran ve Temmuz
aylarında yer çekimin de dahil olduğu doğanın genel kanunu olan görecelik
prensibini açıkladı.O,Lorentz’in birkaç hatasını düzeltti ve elektromanyetik
denklemlerin Lorentz ortak değişkenini kanıtladı.Ayrıca, Henri Poincaré elektron
düzenini dengede tutmak amacıyla elektriksel olmayan kuvvetlerin varlığını
destekledi ve elektromanyetik dünya görüşünden zıt olarak, yer çekiminin
elektriksel bir kuvvet olmadığını ileri sürdü.Fakat, tarihçiler şunu ifade
ettiler; Henri Poincaré hala eter kavramını kullanmıştı ve ‘’görünen’’ile
‘’gerçek’’zaman arasında bir ayrım yapmıştı, bu yüzden modern anlamda özel
görecelik kanunu icat etmedi.
Einstein'nın Mükemmel Yılı
1905’de , Albert Einstein patent ofisinde çalışıyorken en büyük Alman fizik dergisi olan Annalen der Physiknde 4 yazı yayınladı.Bunlar Mükemmel Yılın Yazıları olarak tarihte yerini aldı..
- Işığın parçacıklı yapısı üzerine yazılmış kağıtta bir iddia ileri sürdü;
özellikle fotoelektrik etkisi konusunda yapılan net deneysel sonuçları yasayı
daha anlaşılır kılabilir,bu yasaya göre ışık, enerjinin ayrık paketleri (kuanta)
olarak madde ile etkileşime girer.Bu iddea 1900’de Max Planck tarafından tamamen
matematiksel olarak tanıtılmıştı ve görülüyor ki ışığın dalga teorisi ile
çelişki halinde Einstein 1905a.Einteiin’ın bu teorisi kendisinin ‘devrimsel’
olarak nitelendirdiği tek çalışmasıydı.
- Brownian hareketi üzerine yazdığı yazıda moleküler hareketin doğrudan kanıtı olarak çok küçük nesnelerin rastalantısal hareketlerini açıkladı,böylece atom teorisini desteklerEinstein 1905b
- Hareket halindeki cisimlerin elektromanyetiki üzerine yazdığı yazıda radikal özel görecelik teorisini tanıttı.Buna göre,gözlemcinin hareket durumu üzerindeki gözlemlenilmiş ışık hızı nın bağımsızlık durumu eş zamanlılık kavramı açısından temel değişiklikler gerektirdi.Bunun sonuçlarına hareket halindeki cisimlerin zaman-uzay durumunu da dahil eder.Bu hareket halindeki cisimler gözlemcinin durumuna göre yavaşlar ve temasa geçer.Bu yazı ışık saçan eter iddiasında-fiziğin zaman konusunda başta gelen teorilerden biri- gereksizdi. Einstein 1905c
- Onun kütle-enerji denkliki üzerine yazısında (öncekilerinden faklı bir içerik olarak göz önünde bulunduruluyor),Einstein onun özel görecelikle ilgili denklemlerden sonuç çıkardı,bu daha sonra çok iyi bilinen açıklamasıydı.Buna göre, kütlenin çok küçük miktarları büyük miktarda enerjiye dönüştürülebilir. Einstein 1905d
Tüm bu dört yazı bugün çok büyük bir başarı olarak görülüyor ve bu yüzden 1905 yılı Einsten’ın "Harika Yıl". olarak bilinir.Fakat o zamanlar bu yazılar çoğu fizikçi tarafından önemli olarak görülmüyordu ve bu yazıları değerlendiren fizikçilerin birçoğu net olarak ret etmişti.
20.yüzyılın son yarısı
Kuantum teorisinin ilk formülü Paul Adrien Maurice Dirac sayesinde madde ve
radyasyon ilişkisini tanımlayarak ortaya konmuştı.Paul Dirac , 1920 boyunca,bir
atomun kendiliğinden yayılma sabitini hesaplayabilen ilk kişiydi.Paul Dirac
elektromanyetik alanın nicelenmesini , taneciklerin operatörlerini imha etme ve
yaratma içeriği ile harmonik salınımların birliği olarak tanımlar.Bunu takip
eden yıllarda, Wolfgang Pauli, Eugene Wigner, Pascual Jordan, Werner Heisenberg
ve Enrico Ferminin sayesinde oluşturulmuş seçkin kuantum elektromanyetik
formülünün katkısıyla protonların ve yüklü taneciklerin dahil olduğu fiziksel
süreçlerin için herhangi bir hesaplamanın oluşturulması mümkün
kılınabilecekti.Fakat, 1937-1939 arasında Felix Bloch , Arnold Nordsieck ve
Victor Weisskopf tarafından yapılan çalışmaların ortaya çıkardı ki; bahsedilen
hesaplamalar yalnızca pertürbasyon teorisinin ilk durumu için güvenilebilir ve
bu problem çoktan Robert Oppenheimer tarafından ifade edilmişti.Sonsuzluk serisi
içinde çok yüksek dizilimlerde ,bu tür hesaplamaların anlamsızlığı teorinin
içsel istikrarlığı üzerine şüpheler ortaya çıkardı.O zamanlar bu problem için
herhangi bir çözüm gösterilmedi ve bu durum özel görecelik ve kuantum mekaniği
arasında var olan temel uyuşmazlık olarak görüldü.
1938 yılının Aralık ayında Alman kimyacılar olan Otto Hahn ve Fritz Strassmann
Naturwissenschaften adında bir el yazması gönderdiler.Bu yazıya göre onlar
nötron ile uranyum]]u bobardıman ettikleri zaman baryum elementini elde
etmişler; aynı zamanda onlar bu sonuçları Lise Meitner ile paylaştılar.Meither
ve onun yeğeni Otto Robert Frisch bu sonuçları nükleer fizyon gibi doğru bir
şekilde yorumladı.Frisch bunu 13 Ocak 1939 tarihinde deneysel olarak
kanıtladı.1944’de Hahn kimya nükleer fizyonun keşfi ile Nobel Ödülü aldı.
Nükleer fizyonun keşfini belgeleyen bazı tarihçiler Meitner’in Hahn ile Nobel
Ödülü alması gerektiğine inanıyorlardı.
Kuantum teorisi ile ilgili zorluklar 1940’ın sonlarına doğru arttı. Mikrodalga
teknolojisi ile ilgili gelişmeler bir hidrojen atomunun seviyesini
değiştirebilme adına daha net ölçüm alınmasını mümkün kıldı.Bu durum Lamb
değişimi ve elektronun manyetik momenti olarak bilinir.Bu deneyler teoriyi
açıklamayan tutarsızlıkları anlaşılır hale getirdi.1950’lerde kabarcık ve
kıvılcım odalarının keşfi ile deneysel tanecik fiziği hadron olarak adlandırılan
büyük ve sürekli gelişen tanecikleri keşfetti.Görüldü ki bu taneciklerin çok
büyük bir sayısı esas tanecikler olmayabilir.
Bell Labs 1945’de savaşın sonlarından sonra Katı Hal Fizik Grubunu kurdu.Bu
gruba liderlik eden William Shockley ve kimyacı Stanley Morganken bu gruba dahil
olan diğerleri ise; John Bardeen ve Walter Brattain, fizikçi Gerald Pearson,
kimyacı Robert Gibney, elektronik uzmanı Hilbert Moore ve birkaç
teknisyen.Onların görevi kırılabilen cam vakum amplikatörüne katı hal
alternatifi bulmaktı.Onların ilk girişimi iletkenliği etkilemek amacıyla yarım
iletken üzerindeki harici elektriksel alan kullanma hakkında iddialara sahip
olan Shockey’e dayalıydı.Bu denemeler bütün materyal ve dizilimler içinde her
zaman başarısızlığa uğradı.Bu grup Bardeen teoriyi destekleyene kadar
duraksadı.Bu teoriye göre, istenilen yüzey durumları alanın yarı iletkenden
nüfuz etmesini önledi.Grup odaklarını bu yüzey durumlarına doğru çevirdi ve
onlar hemen hemen günlük olarak çalışmalarını tartışır hale geldi.Grubun raporu
mükemmeldi ve iddialar değiştirildi.
Elektron deneyleri içindeki problemler gibi Hans Bethe tarafından çözüm için bir
yol verildi.1947’de Shelter Adasında bir konu üzerine konferans verdikten sonra
o ,New York’tan Schenectadya ulaşmak için treni kullanarak seyahat ediyorken
Bethe hidrojen atomunun değişken uzantılarını görecelik olmaksızın hesaplamasını
tamamladı tıpkı Lamb ve Retherfordun ölçtüğü gibi.Hesaplamaların sınırlılığına
rağmen , anlaşma mükemmeldi.İddia basit olarak sonsuzluğun kütle ve yüke
bağlanmasıydı.Buradaki yük ve kütle aslında deneylerde sonlu bir değerde
sabitleştirilmiştir.Bu yolla, sonsuzluk bu sabitler içinde absorbe edilmiş
olmakla beraber deneyler ile sonlu bir sonuç üretmiştir.Bu prosedür yeniden
normalleşme olarak adlandırılır.
Bathe’nin sezgisine ve Sin-Itiro Tomonaga, Julian Schwinger, Richard Feynman ve Freeman Dyson tarafından görüş bildirilen konu üzerine dayalı olarak eş değişken formüllerin tam olarak sağlanılmasının mümkün olduğu görüldü.Bu eşdeğerlik formülleri kuantum elektro dinamiğinin yörünge serisi içinde herhangi bir diziliminde sonluydu. Sin-Itiro Tomonaga, Julian Schwinger, Richard Feynman ve bu alandaki çalışmaları dolayısıyla 1965 yılında Nobel ödülüne sahip oldular.Onların ve Freeman Dyson’nın katkısı yörünge teorisinin herhangi bir diziliminde gözlenebilme hesaplamalarına olanak sağlayan kuantum elektrodinamiğinin eş değerlik ve eş değişken hakkındaydı.Feynman’in diagramına dayalı olan matematiksel tekniği ilk etapta alan-teorisinden Schwinger ve Tomonoga nın yaklaşımlarından farklı göründü, fakat Freeman Dysonlater iki yaklaşımın da eş değer olduğunu gösterdi.Renormalizasyon daha sonradan kuantum teorisinin temel açılarından biri oldu ve teorinin kabul edilebilme noktasında kritik bir rol üstlendi.Renormalizasyon pratikte çok iyi çalışmasına rağmen Feynman onun matematiksel geçerliliği konusunda hiçbir zaman tam olarak rahat olamadı, hatta bu yüzden renormalizasyon hokus pokus yani üçkağıtçılık anlamlarına da karşılık gelir.QED bütün kuantum teorileri için model ve şablon olma görevini üstlenir. . Peter Higgs, Jeffrey Goldstone, Sheldon Glashow, Steven Weinberg , Abdus Salam ve diğerleri güçsüz nükleer kuvvetin ve kuantum elektro dinamiğinin nasıl tek bir elektro güçsüz kuvvet içinde bütünleştirileceğini birbirlerinden bağımsız olarak gösterdiler.
Robert Noyce Kurt Lehovec’e p-c birleşme izolasyonu prensibi konusunda güvendi. Jack Kilby 1958 yılının Temmuz ayında bütünlenmiş devre göz ününde bulundurulması gerektiğini göz önünde bulundurdu ve yine aynı yılın eylül ayında il defa bunun üzerine çalışmasını başarılı bir şekilde gösterdi.1959’un 6 şubatında onun ilk patent başvurusunda en yeni cihazını tanıttı,bu cihaz yarı iletken materyalın cismiydi ve bu materyalde elektrik devrenin bütün bileşenleri tamamen birleştirilmiş.Kilby onun birleştirilmiş devre icadından dolayı 2000’de fizik dalında Nobel Ödülü aldı.Robert Noyce ayrıca Kılby’den yarım yıl sonra onun kendi birleştirilmiş devre iddiasını ileri sürmüştü.Noyce’nın mikrodevresi Kılby’ın çözemediği birçok problemi çözmüştü.Kilby’ın mikrodevresi germanyumdan oluşurken Noyce’nın mikrodevresi silikondan oluşur.
Philo Farnsworth Farnsworth-Hirsch Fusor’u ,ya da sadece Fusor, nükleer füzyon oluşturmak için Farnsworth tarafından tasarlanmış bir aparat geliştirdi. en kontrollü füzyon sistemlerden farklı olarak,yavaşça ısınan manyetik olarak sınırlı plazma,Fusor doğrudan bir reaksiyon odasına yüksek sıcaklık iyonları enjekte eder.Böylece karmaşıklıktan önemli miktarda kaçınır.1960’ların sonlarında, Farnsworth-Hirsch Fusor füzyon araştırma dünyasına tanıtıldığında, Fusor tüm füzyon reaksiyonları üretebildiğini açıkça kanıtlayan ilk cihaz oldu.Hızlı bir şekilde pratik güç kaynağı haline gelebileceğine dair umutlar yüksekti.Fakat diğer fizyon deneyleri gibi,güç kaynağını geliştirmenin zor olduğu kanıtlanmıştır.Bunula birlikte, Fusor pratik bir nöron kaynağı olduğundan beri bu rol için ticari olarak üretilir.
1960’da standart model yolundaki ilk adım Sheldon Glashow’ın elektromanyetik
ve zayıf etkileşimleri birleşitirmek için olan keşfidir. 1967 yılında Steven
Weinberg ve Abdus Salam çağdaş bir biçim vererek Glashow’un elektrozayıf
teorisinin içine Higgs mekanizmasını dahil etti.Higgs mekanizmasını standart
modelde bütün temel parçacıkların kütlelerinin meydana getirdiğine
inanılmaktadır.Bu leptonlar ve kuarklar gibi W ve Z bozonlarını ve fermions
kütlelerini kapsar.1973 te CERN de Z bozonu değimi nedeniyle nötr zayıf akımlar
keşfedildikten sonra elektro teori yaygın olarak kabul oldu ve Glasho,Salam ve
Weinberg bunu keşfetmek için fizik 1979 Nobel Ödülünü paylaştı. Deneysel olarak
1981 de W ve Z bozonları keşfedildi ve bunların kütleleri standart model tahmini
gibi bulundu.Birçok katkı sağlanılan güçlü etkileşim teorisi 1973-1974 yılları
arasında, deneyler kısmi olarak yüklenmiş kuarklardan oluşan hadronların
varlığını onayladıktan sonra onun modernleşmesini sağladı.1970’lerde kuantum
krom dinamiklerinin kurulumu ile temel ve değişken taneciklerin kurulması son
buldu.Bu durum değişkenlik değişmezliğin matematiğine dayanan standart modelin
kurulumuna olanak sağladı ve yer çekimi dışındaki bütün kuvvetler başarılı bir
şekilde tanıtıldı,ayrıca genel anlamda dizayn ve uygulama aralığındaki
kabullenmeler aynı kaldı.
Yapı içindeki Kuantum elektrodinamikleri v elektro güçsüz etkileşimdeki standart
model grupları eşdeğişken grup olan SU(3)×SU(2)×U(1) tarafından
simgelendi.Standart model içindeki zayıf ve elektromanyetik etkileşim birleşim
formulleri Abdus Salam,Steven Weinberg ve akabinde Sheldon Glashow sayesinde
oluşturulmuştur.Cern’de yapılan nötr güçsüz akımların varlığının keşfinden sonra
standart modelin içindeki Z bozonforesenin de aracılık etmesiyle Salam,Glashow
ve Weinberg fizikçileri 1979 yılında fizik dalında onların elektro zayıf teoresi
sayesinde Nobel Ödülü aldılar.Bu aşamadan itibaren çeşitli keşifler birbiri
ardına geldi;1977’de botom kuarkın keşfi,1995’de tepe kuarkı keşfedilirken tau
nötrina kuarkının keşfi 2000 yılında yapıldı.Bu keşifler de standart modelin
güvenini arttırdı.Deneysel sonuçların çeşitlenmesi ile bu modelin başarısı
açıklanmaya devam etti.
Elektrodinamik bağlantılar
21.yüzyıl başlamadan önce ,elektromanyetik bağlamalar gezegen ve nesne
arasında belli bir açıdaki yerel dikey doğrultusunda yönlendiriliyordu.Manyetik
alan Dünya’nın manyetik alanın kesmekle birlikte akım yarattı;böylece dönen
cisminin birkaçının kinetik enerjisini elektriksel enerjiye dönüştürdü.Tetherin
sonu yüzey katmanını terk edebilir,böylece iyonosfer ile elektriksel bir bağ
yaratılır ayrıca jeneratör yaratır.İtici güç sistemin bir parçası olarak ,uzay
araçlarının yönünü değiştirmek amacıyla güçlü ve uzun iletkenler
kullanılabilir.Bu durum uzay seyahatini önemli ölçüde ucuzlaştıracak bir
yoldur.O düşük bütçe ile manyetik yelken ile basitleştirilebilir.O ya hareket
halindeki uzay aracını frenlemek ya da hızlandırmak amacıyla kullanılabilir.
Doğrudan akım tether boyunca iletildiği zaman ,o manyetik alana karşı bir kuvvet
uygular ve tether uzay aracını bu şekilde hızlandırmış olur.
21st century
Elektromanyetik teknolojiler
Gelişmekte olan tecnolojiler arasında bir sıra vardır. 2007 yılında gelişmiş süpersonik iletkenlere göre tasarlanmış katı mikrometre ölçekli çift katmanlı elektrik kapasitörleri deep-sub-voltage nanoeletronik ve benzerleri (CMOS’in 22 nm teknolojik düğümü) gibi düşük voltajlı elekronikler için vardı. Ayrıca nanotel pil, lityum-iyon pil 2007 yılında DR Yi Cui önderliğindeki takım tarafından icat edilmiştir.
.
Manyetik Direnç
Manyetik rezonans görüntülemenin tıptaki temel önemi ve uygulanabilirliğinden dolayı,University of Illinois at Urbana-Champaign mezunu Paul Lauterbur ve Nottingham Üniversitesi mezunu Peter Mansfield 2003 yılında “Manyetik resonans görüntülemedeki buluşlar” ile Psikoloji ve tıp alanındaki Nobel ödülünü kazandılar. Nobel atıfı Lauterburg’un uzamsal lokasyon belirlemek için manyetik alan gradyanları kullanmasında ki önsezisine yapılmıştır. Bu buluş 2 boyutlu resimlerin hızlı edinmesini sağlamıştır.
Kablosuz Elektrik
Kablosuz elektirk kablosuz enerji transferinin bir başka şekli ve elektriksel enerjinin uzak nesnelere kablo olmadan iletme biçimidir. WiT ricity 2005 yılında Dave Gerding tarafından bulundu ve daha sonra 2007 yılında Prof. Marin Soljiaic tarafından yürütülen projede kullanıldı. MIT araştırmacıları 60 watt gücündeki lambayı 2 metre uzaktan %45 verimle 2 tane 5 dönüşümlü 60 cm çaplı bakır bobin kullanarak aydınlatmayı başardılar. Bu teknoloji tüketim, endüstri, tıp ve askeri alanlarda kullanılma potansiyeli çok fazla olup asıl amacı ise pil(batarya) kullanımını azaltmaktır. Radyo dalgalarıyla karışmadığı, ucuz ve etkili olması ve ayrıca lisans ya da devlet izini gerektirmediği için bilgi iletişiminde de kullanılabilir.
Birleştirilmiş Teoriler
2010 yılı itibari ile doğanın Büyük Birleşik Teori ile açılandığını kanıtlayan somut bir kanıt bulunmamaktadır Higgs bozonu deneysel olarak ispatlandı. Nötrino salınımının keşfi Standart modelin tamamlanmadığını ve SO(10) gibi belirli GUT lere karşı ilginin yenilenmesini belirtti. Belirli GUT’ nin yapılabilecek az sayıdaki deneylerinden birisi proton ayrıştırma ve ayrıca fermiyon kütleleridir. Süpersimetrik GUT için birkaç özel test daha vardır. Kuantum renk dinamiğinin güç testi için Gauge çifti, zayıf nükleer kuvvet ve hypercharge Gut adı verilen ortak bir uzunluk ölçeğinde bir arada görünüyorlar ve bu ölçek yaklaşık olarak GeV uzunluğuda ki bu biraz akıl çelici. BU numarasal gözleme gauge çift birleşmesi denir. Standart Model parçacıklarında ki süperpartnerlerin varlığı gerçek olarak kabul edilirse bu ölçek oldukça kullanışlıdır. Sıradan( süpersimetric olmayan) SO(10) modellerinin Pati-Salam grubu gibi ortalama bir gauge ölçeği ile çalışmayacağını varsayarak da aynı sonuca ulaşmak mümkündür.
Her şeyin kuramı teorik fizikteki bilinen bütün fiziksel olayları açıklayan ve birbirine bağlayan farazi bir teoridir ve bir prensip içerisinde yapılan bütün deneylerin tahmin etme yetkisine sahiptir. M-Kuramı bitmiş değildir ancak altında yatan bütün matematiksel sorunlar çözülmüştür ve bunu yanında sadece sicim kuramına yardım etmekle kalmayıp evrenle ilgili bütün bilimsel gözlemlerimizde de yardımcı olacaktır. Dahası kuantum mekaniği ve yer çekiminin sahip olmadığı matematiksel tutarlılığa sahiptir. Maalesef daha fazla boyutları(4. Boyut gibi) inceleyebildiğimiz güne kadar M-Kuramı ile laboratuvarda gözlemleyebileceğimiz fazla bir şey yoktur. Michio Kaku’ ya göre M-Kuramı bize her şeyin kuramı ile ilgili kısa ama öz bilgi verebilirmiş, söylediğine göre altta yatan formül bir tişörte bile sığarmış.
Var olan sorunlar
1931 yılında fizikçi Paul A.M.Dirac’ın Manyetik kuvvetin Quantum teorisinde ki manyetik monopoller hakkındaki yazısı. Deneysel fizikte manyetik monopollerin bulunması var olan bir sorundur. Bazı teorik modellerde monopoller parçacık hızlandırıcıda yaratılamayacak kadar büyük kütlelere sahiptirler ve bu yüzden de gözlenememektedirler.
20 yıldan fazla süren araştırmalardan sonra yüksek ısı süper iletkenliğinin asıl kaynağı hala tam olarak bilinmemektedir.Ancak öyle görünüyor ki geleneksel süper iletkenlikde ki elektron-fonon etkileşim mekanizmaları yerine, birisi gerçek elektronik mekanizm ile uğraşıyor. Ayrıca s-dalga eşleştirmesi yerine d-dalga eşleştirmesi önemlidir. Bu araştırmaların tek amacı oda sıcaklığındaki süper iletken ile ilgilidir.
1.^ From Physico-Mechanical Experiments, 2nd Ed., London 1719
Hiçbir yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden alıntı yapılabilir.
© 1998 Cetin BAL - GSM: +90 05366063183 - Turkiye / Denizli
